Harun Yahya

Sohbetler (11 Şubat 2016; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Siz de hoş geldiniz.

Münafık konusu önemli. Onu bir iki sene anlatacağız iyice ezberleyeceğiz. Çünkü münafıklık hiçbir dönemde böyle kapsamlı anlatılmamış. Yani hayata yönelik, hayata geçiş yönleri ve detayları anlatılmamış. Hiçbir kitapta yok en hayati konu olduğu halde, Müslümanların başının en büyük belası olduğu halde o yüzden de münafıklar vızırcık atmışlar tarih içerisinde. Çünkü adamlar deşifre edilmemiş. O çirkin yönleri detay detay gösterilmemiş, sathi gösterildiği için oyun oynamışlar. Kuran genel yönlerini anlatır ince detayları anlatmaz Kuran. Onu bizim aklımıza, ferasetimize, basiretimize bırakır. Onun için bu konuda dikkatli olacağız.

Münafığın en önemli özelliği kendini ön plana çıkartma isteğidir. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında, normalde iyi bir şey olduğunda onu peygambere mal etmek gerekir değil mi bir başarıyı? Münafık başarıyı kendine mal etmek ister. Bak münafığın en hayati yönlerinden birisi budur, Peygamber (s.a.v.)’e mal etmez. Yahut Müslümanların lideri kimse ona mal etmez kendine mal etmenin peşinde olur, kendini şöhret etmenin peşinde olur. Mesela farz edelim bir Müslüman Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında, yolda bir altın bulsa onu Peygamberimiz (s.a.v.)’in bereketine bağlar. Onun o bölgeye onları götürmesine bağlar. Der ki “Peygamberimiz (s.a.v.) buraya bizi götürdü, bu bölgeye biz geldik onun bereketiyle onun söylediği güzel nasihatlerle dikkatimiz açık oldu ve benim bunu görmem nasip oldu” diyecek. “Ama bu başarıda benim bir başarım yok, Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’i vesile etti” demesi lazım. Münafık doğrudan kendi üstüne alır. Bakın hayatına münafığın ufak tefek de olsa başarıyı kendi üzerine alma eğilimi vardır. İşte kaçırabildiği kadar, becerebildiği kadar. Mesela bir şey mi buldu kendine mal eder, bir şey mi söyledi kendine mal eder. Hz. Musa (a.s) devrinde o azılı münafık ne diyordu? “Ben Mısır kültürünü çok iyi biliyorum ama Peygamber unuttu” diyor. Yani “benim hafızam öyle güçlü ki, öyle zekam öyle keskin ki ben unutmadım, bak ben buldum getirdim.” Bulduğu şey de boş iş ama put bulmuş. Yani onu başarı gibi görüyor. Münafık da öyle pis şeyleri toplar yani imani Kurani bir şey toplamaz münafık. Mesela bir münafık alametini gidip bulmaz, ona karşı çözümü bulmaz nerede züppelik var, nerede çakallık var, nerede küfre sükse yapacak, nerede münafıklara kendini tanıtacak ve karanlık bir yön varsa gider onu bulur onu bulmuş gibi yapar. Ve kendi tanıtımını ön plana alır münafık ama kıvranır tabii. Peygamber de var ya Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında “ya müminler” diyor “ey müminler” evet diyorlar “peygamber şöyle üstündür böyle üstündür” anlatıyor “ama şunu ben buldum” diyor “ben fark ettim” diyor. Bakın tarihe hep böyle izahlarla doludur. Hep kendilerine almak istemişlerdir başarıyı münafıklar veyahut herhangi bir şeyi. O yüzden de lider olma yani şeytani anlamda lider olma hırsları çok yoğun olmuştur. Yani Müslümanları en azından dağıtmak hırsı olur içlerinde. Çünkü dağıttığında başa geçeceğini düşünür, hiç olmazsa münafıkların başına geçerim diye düşünür. Münafıklar dünyevi bir çıkarı olacağını düşünürlerse Müslümanları izlerler yani takip ederler.

Bir gün Resulullah (s.a.v.) minbere çıkıp yüksek sesiyle nida ediyor: “Ey diliyle Müslüman olup kalbine iman nüfuz etmemiş olan münafıklar” diyor “Müslümanlara eza vermeyin.” Nasıl eza verir? Züppelik yaparak, Allah’ı anmıyor. Çünkü Allah’ı anmadığında eza etmiş olur. Sürekli küfrü anar, küfrü andığı için Müslüman rahatsız olur oradan da eza eder. Kendini ön plana çıkarır münafık oradan da eza eder. Her şeyde “ben ben” kafası vardır, orada da eza eder. Ama fiili ezaları da vardır tabii münafığın. Müslüman’ı yormak ister, boş işlerin peşinde koşturur Müslüman’ı. Mesela “şunu aldım” der, tamam dersin, “yok almıyorum” der, yine “almıyorum” der. Hz. Mehdi (a.s) da tam tersidir. Münafık mümini fakir hale getirmeye çalışır, Hz. Mehdi (a.s) zengin hale getirmeye çalışır. Münafık kapitalist bir kafadadır yani sadece zenginleri destekler mesela derin devleti destekler, güç sahiplerini destekler. Fakirden fukaradan hoşlanmaz münafık. Onun için zaten Müslümanların yanına yanaşır onlardan bir şey umduğu için. Ama istihbarat münafık için para demektir. Münafığın parası istihbarattır çünkü kendini sattığında para kazanır. Münafık da Müslümanların bilgisini satarak geçinen bir alçaktır. Ama bazen bu bir vaad bile olabilir. Mesela der ki “biz sana ileride bakacağız” derler. Onun için bile satar kendini münafık, kendini satmaya hazırdır münafık, karaktersizdir. Her türlü rezilliğe hazırdır ayrıca münafık yani hayasız ve yüzsüzdür. Onun için her türlü rezilliği çıkartıp, her türlü kepazeliği çıkartıp yüzsüzce insanın yüzüne bakar münafık, özelliği budur. Mesela Samiri putu yapıyor “niye yaptın?” diyor Peygamber, diri diri bakıyor Hz. Musa (a.s)’ın yüzüne. Acayip haysiyetsiz. Hz. Musa (a.s) da onu tabii “ne yapayım?” diyor “tecrit edeyim” diyor. “Sen ömür boyu ‘bana dokunmayın’ diyeceksin” diyor. “Bu yalnız yaşasın” diyor “kimse de görüşmesin” diyor. Hiç kimse görüşmüyor muhatap olmuyorlar. Ömür boyunca yalnız yaşamış ve yalnız ölmüştür. Münafıkların bütün hayatı işte böyle geçer. Sonunda hep bir yalnızlık içinde, bir felaket içinde ölümdür sonuçları. Hiçbir münafık böyle mutlu saadetli bir ortamda ölmez. Hep sürünerek bir köşede en pis şekilde ölürler. Onun için mesela İngiliz derin devletinin ajanları bak dikkat edin, ya bir otelde ölü olarak bulunurlar, ya sokakta bir kenara atılmış olarak bulunurlar. Yahut işte sürünür kimse gelmez. Mesela kanser oluyor ülser oluyor falan, o istihbarat sağladığı adamlar yüzüne bile bakmazlar. Halbuki o dinçken gençken bakarlar yüzüne çünkü o istihbaratla Müslümanlara saldıracaklarını bildikleri için. Ama o istihbaratta onu çok alçak bir varlık olarak görürler, haysiyetsiz bir varlık olarak görürler. Münafıktan kafirler acayip nefret ederler, akıl almaz nefret ederler. Mesela ateistler daha karakterlidir çünkü dürüsttür ateist. Der ki mesela “ben Allah’a inanmıyorum” der gizlemez. Hatta çok çok dürüsttür. İçinden geçen bütün düşünceleri söyler “ben şu nedenden inanmıyorum” der hepsini açıklar. Kabul ettiğinde de mesela makul gördüğünü söyler. Münafık öyle değildir tamamen gizler, içinden geçenler tamamen onun içinde kalır. Dışarıya en ufak bir sızıntı vermez münafık. Onun için ateistten insana bir zarar gelmez. Ateistin ana özelliği dürüst olmasıdır. İçindeki inancını dürüstçe söylüyor “ben hakikaten öğrenirsem” diyor “doğrusunu bilirsem inanmak isterim ben” diyor. “Ama şu anki bilgimle inanamıyorum bundan da memnun değilim” diyor ayrıca. Yani “iyi bir şey yaptım diyorum” demiyor “şu anki bilgim beni bu çizgiye getiriyor” diyor. “Ama ben araştırıyorum” diyor. Ateist sürekli araştırır. Münafığın öyle bir konusu yoktur, münafık baştan karar verir imansız psikopat, ahlaksız, haysiyetsiz yaşama kararı alır, haysiyetsiz yaşamayı sonuna kadar sürdürür. Geri adım atar da münafık Müslümanlara gösteriş olarak yapar. Yani alenen yakalandığı hususlarda yapar. Yoksa gizliden yine aynı adiliğine, aynı karaktersizliğine devam eder. Çünkü o bir iç hastalığıdır. Bir manyaklıktır münafıklık.

Mesela İngiliz derin devleti çok kibirli enaniyetlidir. Münafık o kibir, enaniyet ve büyüklüğe hayranlık duyar aşağılık kompleksi içinde olduğu için. Kendi vardır ama yani bir böceğin enaniyeti gibi görür kendi enaniyetini. Onun enaniyetini bir filin enaniyeti gibi görür, kendinin enaniyetini de bir böceğin enaniyeti gibi görür ama hayran olur. Onun için onlara karşı çok saygılı olur küfre karşı, delalete karşı, zalimlere karşı çok saygılı olur.

Zuhruf Suresi 54’te Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Firavun böylelikle kendi kavmini küçümsedi,” aşağıladı adam yerine koymadı “onlar da -onu beğendiler- ve ona boyun eğdiler” diyor ayette. “Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdi.” Yani onu önemli görüyor boyun eğiyor.

Bir sevgi etiketi yapalım. “Hayat sevgiyle güzeldir” diyelim, evet.

Münafık sürekli böyle kafirlere becerikli, akıllı, işte atak, dikkati açık görünmekle bir şeyler elde edeceğini zannettiği için çok aşağılık ve karaktersizce onlara küçük küçük, ufak ufak atraksiyonlarla tiyatro oynar. Mesela bir şey fark ettiğini gösterir, bir şeyi bulduğunu gösterir, bir şeyi erken gördüğünü söyler ki böylece küfürden olumlu not alsın. Yani küçük küçük hani kapana sıkışmış küçük bir uyuz köpek gibi bütün ömrü boyunca kendini o yönde beğendirmek için didinir. O karanlık pis dünyasında küfre kendini beğendirmek için didinir. Onun için mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde münafıklar kendilerini ayrı ayrı devlet gibi görüyorlardı. Her biri ayrı kendini küfre beğendirmenin peşindeydi. Mesela Roma devletiyle bağlantı kuruyorsun. Roma devletine Peygamber (s.a.v.)’i öv, değil mi? Onun ahlakını öv, kendini övüyor, kendi yeteneğini ortaya koymaya çalışıyor. Kendi muhbirliğini, işte kendi genel kültürünü Roma devletine hissettirmeye çalışıyor. Onlar da ona aferin diyorlar sadece. Aç köpek gibi bekliyor bir şey çıkacak diye. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Roma devletiyle bağlantısı pek olmadı, sadece mektup gönderdi İslam’a davet etti o kadar. İstese o insanlar hatta bizzat gidip Peygamberimiz (s.a.v.)’i anlatabilirler, İslam’ı anlatabilirler ama hep kendi tanıtımlarını yaptılar. Münafık küçücük bir bilgiyi bile kendisinden sudur etmiş gibi gösterir. Ufacık bir faydayı bile kendinden sudur etmiş gibi gösterir. Onu peygambere vermek istemez kendini yüceltmek istediği için.

Etiket başka bir şey yapalım. “Sevgi bayramdır” diyelim.

Mesela geçenlerde İngiliz derin devleti bir ajanını havaalanının tuvaletinde infaz etti. Hep böyle hep böyle hep böyledir, hep böyle pisliktir bunlar zaten kriminal tiplerdir münafıklar. Böyle maceraperest, gözünü daldan budaktan esirgemeyen, tehlikeye rahatça dalan ve tehlikeden zevk alan manyaklardır. O yüzden mutlaka başları bir belayla sonuçlanır. Mesela küfrün tankı topu var ya silahları var, çünkü gözle görülür bir güç. Münafık gözle görünür güce inanır. Mesela Allah’ın gücü onun için önemli değildir. Yani tankı topu tüfeği hepsini Allah’ın yaratmış olması onun için hiç önemli değildir. Mesela bakar İngiliz derin devletinin uçakları var mı, Amerika onun emrinde mi, Rusya onun emrinde mi ona bakar. Allah hepsine hakim olmuş olması ona önemli gelmez. Münafık için gözle görülen elle tutulan esastır yani materyalisttir kafası. Bütün gücün Allah’ta olduğunu bilmez, bilmek istemez daha doğrusu.

PİRAYE YÜCE: “O bir kulaktır” diyorlar başka türlü diyebilecekken.

ADNAN OKTAR: Tabii. Peygamber (s.a.v.)’den bahsediyorsun sen. “Emrettiniz namaz kıldım” diyor bak ahlaksıza bak tam münafık ağzı. İçin için bir nefret vardır. “O bir kulaktır “o” Peygamber (s.a.v.)’e “o” diye hitap ediyor haşa “kulaktır.” Tabii ki peygamber devlet başkanı tabii ki istihbaratı olacak. Senin gibi karaktersizlerden haberi olmaması mümkün mü? Onun için münafık istihbarattan çok korkar. Ve sürekli istihbarata karşı tavır alır. Münafık gizlice izlenmekten çok rahatsız olur, istihbarattan çok rahatsız olur. “O bir kulaktır” diyor bir tek onunla kalmıyor onların sözleri, acayip rahatsız oluyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’in izlemesinden. Çünkü özgürce ahlaksızlık yapmak istiyor. Ahlaksızlık yapabilmesi için kimsenin bilmemesi gerekiyor. Müslümanlar da bilgi getiriyorlar. Onun için Müslümanların bilgi getirmesi münafığı acayip kinlendirir. Bilgiyi getirene de getirtene de akıl almaz kin duyar münafık. Münafığın en rahatsız olduğu şey bilgi akışıdır. Halbuki mümin iftihar eder, peygambere bilgi gitmesi kendi güvenliği açısından çok iyi bir şey, bayağı rahatlatıcı bir şey. Çünkü bir eksiği varsa düzelir, bir güzelliği varsa görünür. Ama münafıkta güzellik olmadığı için hep pislik olduğu için bilgi akışından çok rahatsız olur münafık. Hayatta en rahatsız olduğu konu odur. Onun için kıyılarda köşelerde hep saklanarak böyle uyuz porsuk gibi yaşar. Gece karanlıklarda mesela alır eline telefonu gizli gizli bir şeyler yazar. Mesela internette gizli gizli -asrımıza göre söylüyorum- ama sahabe zamanında mesela çadırdan çıkıyor gece karanlıkta etrafa maymun gibi bakıyor. Mesela 10-15-20 adım atıyor yine çöle yapışıyor, yine 15-20 adım atıyor ama hiç çıtı çıkmıyor. Gidiyor yazdığı yazıyı mesela öbür münafığa veriyor, o da İngiliz derin devletine ulaştırmak üzere Roma’ya giden adamlara ulaştırıyor mektubu. Münafığın bütün ömrü böyle gizlenerektir. Kendini çaktırmadan bir şeyler yaptığını düşünür. Hissettirmeden bir şeyler yaptığı düşünür. Ve o da ona zevk verir yani kendine güvenini sağlar münafığın. Mesela bir pisliği gece yapmak onun için çok önemli. Onun için “gece odun gibidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani o melanet, o şeytanlık onun üstüne iyice çöker, ahlaksızlık yaptığı için onun yüzündeki münafık damgası daha yoğunlaşır daha pisleşir.

MEHMET YILDIRIM: Adnan Bey, küfre karşı yetenekli gösterir kendisini münafık. Müslümanlara karşı da tam tersi olduğunu Allah bildiriyor. Ayette: "Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler.  [Ali İmran Suresi, 167] Yani İslam’a faydası dokunacak diye çok çekinir demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Her şeyde tam tersidir münafık. Mesela yazı yaz dersin, “yapamıyorum” der. Ama şöyle yapar; yapamıyorum demez de, yapar ahmakça yapar. Sen de mecbur olursun dersin ki “madem yapamıyorsun elleme bari.” Mesela cihada çıkacak, çıkar beceremiyor gibi yapar. Mesela kafasına odun yiyor gibi yapar, atını süremiyor gibi yapar, bir şeyi tutamıyor gibi yapar. Kasten yapar ahlaksızlığından yoksa o bir çıkarı olsa mükemmel yapar onu öyle bir derdi olmaz. Ama çıkarı olmadığı için, Müslümanlara hizmet etmemek için kendini o konularda ahmak ve tutuk gösterir. Ama küfre de çok yetenekli, çok yaman, çok dikkati açık, bayağı zeki, çok başarılı gösterir. Çünkü kendini beğendirecek ki onlar da onu alsın. Yani küfre kabul töreni için hayvani bir gayret gösterir, küfrün kendisini kabul etmesi için. Çünkü güç ve kuvveti onuru onlarda arar. Ayette de var ya “kuvvet ve gücü onuru onlarda mı arıyorlar?” diyor. Münafık hep onlarda arar. O yüzden de onlara yapmadık şirinlik, yapmadık zeka gösterisi bırakmaz. Onlar da onun yalaka ve haysiyetsiz olduğunu gördükleri için daha da tiksinir, daha da adi olduğuna inanırlar.

CAN DAĞTEKİN: Hocam, bir hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle bildiriyor: “Münafıkların üç alameti vardır; birisi, yalnız olduğunda çok tembelleşir, halk arasında olduğunda pek faal gözükür, övüldüğünde ibadeti artırır, kötülendiğinde ibadeti azaltır” diye bildiriyor Peygamberimiz (s.a.v.).

ADNAN OKTAR: Münafık, küfre gösterdiği gayretle Müslümanlara gösterdiği gayret arasındaki farkı insanlar görebilmiş olsa hayretler içinde kalırlar. Küfre karşı süper zekidir, süper yetenekli. Yani onun iddiası şudur; “benim gibi adam bulamazsınız” kafasındadır. Yani casuslukta, adilikte, haysiyetsizlikte, şerefsizlikte, namussuzlukta ön planda olduğunu hissettirir. Müslümanlara karşı nasıl kahpe ve kalleş olduğunu onlara şiirlerle hissettirir, konuşmalarla hissettirir. Onu da gizlice hissettirdiği için kendine güveni çok çok artar. Münafığın rahatsız olduğu şey bilgi akışı. Kuran’da mesela diyor ki “o bir kulaktır.” Niye? Öfkelendiğinden onu söylüyor. Yoksa der, mesela Peygamberimiz (s.a.v.) önemli görür bilgi akışını, bilgi gelmesini önemli görür diyebilir. En azından etrafındakilerin tepkisini çekmemek için diyebilir. Ama “o bir kulaktır” demesinin nedeni istihbarattan yani alınan bilgiden duyduğu rahatsızlıktandır. Münafığın en çok canını yakan şey bilgi akışıdır. Onun için ben ısrarla üstünde duruyorum ki birkaç kere tekrar ediyorum iyice aklınızda kalsın diye. Gizliliğinin sebebi odur zaten münafığın. Gizlilik niye yapılır? Bilgiyi durdurmak için yapılır. Allah diyor ki: “Gizliyi, gizlinin de gizlisini bilir” diyor Allah. Ama münafık Allah’ın gizlinin gizlisini bildiğine inanmaz. O haysiyetsizce, şerefsizce geceleri plan kurar, oyun oynar, bir şeyler yapar, yazılar hazırlar, fısıldar bilgi akışı sağlar.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki Resulullah (s.a.v.): “Ben ümmetim hakkında ne müminlerden ne müşriklerden korkmam” küfürden korkmam. “Çünkü mümini imanı fenalık yapmaktan alıkoyar. Müşrik, küfür içinde olan ise onun küfrü açık olduğu için Müslümanlar ondan sakınırlar.” Çünkü alenen ve açıkça gösteriyor gizlemez. “Ama benim en çok korktuğum çekindiğim münafıklardır. Zira onlar dıştan göründükleri gibi inanmazlar.” Dıştan gösterdiği gibi değildir. Mesela baktığında temiz pak aklı başında, saygılı, İslam’ı Kuran’ı savunan insan görünümündeler. “Onlar sizin iyi gördüğünüz gibi konuşurlar.” Yani Allah’tan dinden de bahsediyor, sevgiden de bahsederler. Ama bir melanet bir pislik vardır tabii, elektriğinden anlaşılır adiliğinden ama “fakat” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “tasvip etmediğiniz tarzda amel ederler.” Yani uygulamaları tasvip ettiğiniz gibi değildir. Mesela İslam’ın yayılmasından bahseder ama İslam’ı yayacak bir şey yapmak istemez, küfrü yaymak ister. Mesela asrımıza bakacak olursak, bir Müslümanın yazdığı bir kitap onun için tanıtılması gereken bir kitap değildir. Ama küfürden birinin kitabının tanıtılması onun için önemlidir. Çünkü ondan tasdik alacak, çünkü ondan beğeni alacak. Yani Müslümanı beğenirse küfür onu beğenmez. Küfrün beğenmesi için sürekli küfrü beğeniyor gösterir kendini. Onun kitabını beğendiğini gösterir, işte yazısını beğendiğini gösterir. Dikkat edin, münafıklarda bir Müslümanın yazısını övdüğünü görmek pek mümkün değildir. Hep küfür hep küfür hep küfür. Ama bundan utanmaz alenen yapar, haysiyetsiz olduğu için. Yani bunun yakalanacağını görüleceğini de ummaz. Çok akılsız olduğu için yani tek perde onun için yeterlidir. “Görmez o” der “fark etmez” der. Mesela peygamberin aleyhinde konuşuyor “yok o duymaz” diyor. Açıkça söylüyorsun herkes duyuyor işte. Münafığın öyle bir ahmaklığı vardır. “Sizi dilleriyle aldatırlar.” Münafık sürekli yalan söyler, kesintisiz yalan söyler, çoktur yalanı münafığın. Camiu’s Sağir isimli eserde bu. Ama tabii münafık bir şey yaparken açıklanacağı gibi yapar yaparken, çok açık alenen yapmaz. Mesela gelir Peygamberimiz (s.a.v.)’in çadırının bitişiğinde duruyor, orada bir konuşma dinliyor. “Ne yapıyorsun burada?” falan diyorsun, Peygamber (s.a.v.)’in çadırının yanında “Peygamberin ruhaniyetinden istifade etmek istiyorum, onun varlığından istifade etmek istiyorum, bütün Müslümanlar gelip-gidiyorlar zaten, ben de burada yakınında durup belki o güzel konuşmalardan istifade ederim ruhuma bir ferahlık gelir onun için geliyorum. Siz niye geliyorsunuz o zaman?” diyor. “Siz niye geliyorsanız ben de onun için geliyorum” diyor. Onun için münafığı suçüstü yapmak da çok zordur. Çok haysiyetsizdir münafık çok ortalı hareket eder. Yani yakalanmaya göre de hazırlıklıdır münafık. Mesela “niye kafire yazıyorsun, küfrü beğeniyorsun da Müslümanı beğenmiyorsun” dersen “benim amacım onlara İslam’ı anlatmak zaten. Onlarla tanışacağım ki” der. Mesela örnek olarak veriyorum “İslam’ı onlara tanıtayım” der. Halbuki asıl derdi onların beğenisini kazanmak, onlarla iç içe olmak. “Peki niye o zaman İslam’dan hiç bahsetmiyorsun?” dersen “ben şimdi sürekli İslam’dan, Kuran’dan bahsedersem adam yanaşmaz” der. Yani münafığın dilbazlığı ahmakça oluyor ama hazırdır kendince. Müslümanlar da ilk aşamada genellikle münafıktan bizar olurlar, onu o cevabıyla bırakırlar. Çünkü çok dilbaz, tartışmacı, ayette diyor “her şeyden çok tartışmacıdır” diyor. Onun için Müslümanlar münafığı her yakaladığında münafık ağlaya zırlaya haysiyetsizce kendini savunur ve üste çıkar yağ gibi. Yani sen münafığın öyle kolayca yakalanacağını zannetmeyeceksin. Münafık ancak, işte diyor ya İmam-ı Rabbani, öbür  büyük alimler “nübüvvet dürbünüyle veya velayet gözüyle.”

ENDER DABAN: Münafıkların çok dilbaz olduğunu söylemiştiniz. Hatta “her türlü yöntemi kullanır, ağlamayı da kullanırlar” diye söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet. “Gözünü çok iyi kullanır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) münafık. Yani ağlama konusunda “çok iyi kullanır gözünü” diyor. Nerede ne zaman ne yapacağını. Mesela birden duygusallaşmış yapar, birden çok seviyor yapar veyahut birden çok müteessir olmuş yapar, üzülmüş yapar her türlü adilik var tiyatro oyuncusu gibidir münafık. Bir de münafığın yanaşması çok kahpecedir. Mesela aniden belirir münafık istihbarat amacıyla. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) otururken sessizce tam bitişiğine geliyor Peygamber (s.a.v.)’in haberi olmuyor aniden sessiz. Mesela çıkmış gibi yapar münafık çıktı zannedersin birden aniden geri gelir. Bakarsın hemen oradadır yine, amacı istihbarattır. Yani kendisi çıktığında acaba kendisiyle ilgili konuşuluyor mu, bir şey var mı gibisinden teknikler kullanır. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında geliyor oturuyor oraya, Peygamberimiz (s.a.v.) adamın oturduğunu düşünüyor, oturuyor diye biliyor, o başka bir insanın arkasına saklanıp, ayette de belirtiyor, mesela üç münafık çıkıyor ya o üç kişinin meydana getirdiği barajın arkasına saklanıyor o dördüncü kişi olarak çıkıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de zannediyor ki orada oturuyor, Peygamberimiz (s.a.v.) de ona göre konuşuyor halbuki o yer değiştiriyor alçak. Peygamberimiz (s.a.v.) de o adamın oturduğu yer mesela, farz edelim direğin arkasındaysa ona göre temkinli konuşuyor. Fakat o bu sefer yeniden giriş yapıyor, Peygamber (s.a.v.)’in tam yanına geliyor. Mesela Peygamberin (s.a.v.) orada gizlice konuştuğunu orada tespit etmiş oluyor. Çünkü Peygamber (s.a.v.)’in onu sürekli takip etmesinin imkanı yok. Şimdi meşru bir çıkış, çıkış meşru değil mi? Adamların arkasına saklanarak ama şimdi bakan onu öyle anlamıyor, dört kişi çıktılar diye anlıyor. Halbuki onun amacı peygamber görmeden çıkmak ve peygamber görmeden de gelmek. Sessizce ve ani yılan gibi akar münafık, ne zaman geldiği, ne zaman gittiği belli olmaz. Ayet bu mühim hususa dikkat çekmek için nasıl gizlice çıktıklarını, nasıl kendilerine sezdirmediklerini, yaklaşma sistemlerini yani dinleme sistemlerinin nasıl olduğunu Allah orada gösteriyor ayette. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) bir dönüyor bir de bakıyor ki orada adam arkasında. Mesela münafıklarla ilgili bir açıklama yapmış oluyor Peygamber (s.a.v.) hemen arkasında olduğu için veyahut arkasında olduğunu hiç sezdirmeden istihbarat topladıktan sonra direk çıkıp-gidiyor.

Peygamberimiz (s.a.v.) birçok istihbarat grubu oluşturmuştu o zamanlar, elli kişilik, yüz kişilik böyle küçük topluluklar halinde, münafıkların da böyle toplulukları vardı yani karşı toplulukları vardı.

Bakın Nur Suresi 63’te: “Allah, sizden bir diğerinizi siper ederek kaçanları gerçekten bilir.” Yani münafık ne zaman girdiği belli olmaz, ne zaman çıktığı belli olmaz, ne zaman nereden nereye yanaştığı da belli olmaz.

Münafığın en büyük korkusu kendi hakkında ne konuşulduğudur. Münafık bunu sürekli öğrenmek ister. Onun için halk arasında argo tabirle zarf atma derler ya, mesela “senin ne konuştuğunu ben duydum dün” diyor farz edelim. Sahabelere yapıyor bunu mesela “Peygamber benim hakkımda aleyhte konuşmuş dün” diyor “halbuki ben öyle bir şey yapmadım” diyor. Sahabe de boş bulunuyor “dedi ama şu nedenden dedi” diyor. Münafık o zaman işte zekasına çok güveniyor. Müslümanların sağlığından, iyiliğinden, samimiyetinden istifade etmiş oluyor. Onun için münafıkla Müslüman’ın baş etmesi kolay bir şey değildir. Her seferinde böyle bir teknik kullanabilir münafık. Onun kendine has sorgulama sistemleri vardır münafığın. Hadislerde de bunu görüyoruz, Kuran’da da buna işaretleri görüyoruz. Mesela “ben duymuştum duydum” diyor. Münafığın akşama kadar en çok üstünde durduğu şeylerden biri küfre kendini beğendirmek için sürekli ona bilgi akıtmak, Müslümanların da kendi hakkında ne konuştuğunu öğrenmek için kendi çapında istihbarat yapmak. Şimdi o devrin imkanlarıyla ne yapabilir? En doğrusu kendi kafasına göre konuşmanın yapıldığı yere alabildiğine yaklaşabilmek, imkan dahilinde yaklaşabilmek. Ve mümkün mertebe peygamberi bırakmamak yani yakınında olmak. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında olan katibi var münafık, “Ya Resulullah, sana ne zaman vahiy geleceğini bilmiyorum o yüzden senin yanından hiç ayrılmak istemiyorum” diyor. Halbuki ne kadar yakınında olursa o kadar Müslümanlardan gelecek istihbaratı duyacağını düşünüyor. Çünkü ne kadar gizlenirse gizlensin bir şekilde bilginin ona ulaşacağını düşünüyorlar. Münafıkla mücadelede en dikkat edilecek şey hiçbir şekilde münafığın hakkındaki bilginin ona ulaşmamasıdır. Münafığı bu kudurtur, çok sıkar yani bunaltır. Ama çok oyuncudur yani normal zekada bir Müslüman’ı rahatça alt edebilir münafık. Çünkü münafığa şeytan yardım ediyor. Şeytanla Müslüman’ın mücadelesi çok güç olur. Kafirle mücadele edebilirsin çünkü kafirin kendi zekasıyla karşı karşıyasın. Ama münafıkta münafığın kendi zekasıyla karşı karşıya olmuyorsun. Adamın bedenine şeytan hulul ettiği için şeytanın zekasıyla. Mesela sorgulamayı şeytan yaptırır ona, mesela şeytan onun yanına gelip oturtur, şeytan sessizce çıkışını sağlar.

OKTAR BABUNA: Örnek olarak şöyle demiştiniz “münafıklara bir eleştiri yapıldığında konuyu bambaşka bir noktaya çeker. Ona cevap verildiğinde yine başka bir noktaya atlar, konuyu tamamen değiştirir” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Zincirleme oyalama metodu. Mesela münafığa dersin ki “niye namazlara isteksizsin?” “Benim hasta olduğumu biliyorsun” der “benim hastalığımla niye ilgilenmedin?” der mesela. İlgilendim dersin, “öyle ilgilenme mi olur falancayla ilgilenmen daha farklıydı” der. Ona cevap verirsin oradan oraya konu bambaşka bir mecraya girer. Olay o konudan çıkar bambaşka bir yere gider. Münafığın zekası şeytan zekası olduğu için bunu göz önünde bulundurularak çok dikkatli davranılması lazım.

Enes Bin Malik (r.a): “Bizden Neccaroğullarından bir kimse vardı. Bu zat Bakara ve Ali İmran Surelerini okumuştu. Allah Resulü’ne de katiplik yapıyordu. Derken bu adam kaçıp gitti. Onlar küfür kendisini yüksek makamlara çıkardılar ve ‘şu adam Muhammed’e katiplik yapıyor’ diyerek kendisini pek beğendiler.” Görüyor musun? Müslümanların yanındaki imajını, çünkü küfre gittiğinde Müslümanlar aleyhine konuştuğu için küfür onu çok önemli görüyor. Mesela ona yiyecek verirler, para verirler. O alçak da o ahlaksızlığından, o satılmışlığından kazanç sağlar. Her münafık ayrıldığında Müslümanlardan duyduğunu gördüğünü aktararak küfürden maddi imkan sağlar. O onun geçimidir münafığın. “Aradan çok zaman geçmeden Allah onun boynunu helak etti.” Yani Allah onu öldürdü, diyor. Sahih-i Müslim’deki hadis numarası 4987. Yani münafığın sinsice sokulma özelliği vardır meşhur özelliğidir. Yani mesela bir meclisteysen haberin bile olmaz geldiğinden, haberin olmaz gittiğinden, yeniden geldiğinden de haberin olmaz yani yılan gibi akar. İstihbaratı güçlüdür. Mesela kapı ağzına gider, dinler. Hatta kapıdan girmez pencereden girer. Ayette de var diyor ki, “Pencerelerden girmeyin” çünkü istihbarata ulaşmak için yapıyor onu. Çünkü kapıdan girerse peygamber onu görecek. Ona göre dikkat edecek. O ne yapıyor? Peygamberin konuşmasını gizlice duyabilmek için peygamberin hiç ummadığı bir yerden pencereden giriyor. O devirde pencereler, Arap pencereleri biliyorsunuz elips biçiminde. Rahat yani bir insanın geçebileceği gibi. Birde o zamanlarda cam çerçeve falan yok. Sadece örtü oluyor. Örtüyü açıyor pencereden giriyor. Sen sorsan “Ya kapının önü kalabalıktı” diyor. “Burası kestirme dendi. Ben o yüzden buradan geldim” diyor yani. Uzun “Resulullah’a yetişmek için kolaylık olsun diye” çok alçaktır münafık. Derdi günü kendiyle ilgili ne konuşuldu o. Bunu yakalamak. Ve küfre de sürekli haber akıtmak ve kendini ön plana getirmek. Bir şey olduğunda başarıyı kendine mal etmek. Hep kendi adını öne çıkartmak ister münafık. Peygamberimiz (s.a.v.)’in adını böyle sıkıla sıkıla rahatsız ola ola mecbur oldukları için çıkarıyorlardı. Yoksa hep kendileri işte ben falanca oğullarından falan, ben şunu yaptım, ben bunu yaptım. Sürekli kendilerini ön plana çıkarıyorlardı münafıklar.

ERCÜMENT ADEMOĞLU: Adnan Bey, Karun da sahip olduğu zenginlik için “bu bende olan bilgi dolayısıyla verildi” diyor. Kendini övüyor.

ADNAN OKTAR: Karun. Bir bilgi dolayısıyla. Hakikaten bilgili ama o işte münafıklığıyla bir şeyler elde ettiğini zannediyor. Allah “malıyla mülküyle yerin dibine geçti” diyor Allah. Bakara Suresi 189’da “İyilik evlere arkalarından gelmeniz değildir” yani sinsice gelmeniz değildir. Onlar diyor ki “biz iyilik yapmak için arkadan geliyoruz” diyor “önden gelsek kalabalık. Onların arasından geçeceğiz falan ama arkadan geldiğimizde hemen Resulullah’a yakın oluyoruz. Amaç onu dinlemek, onun feyzinden istifade etmek.” diyor bak kahpeliğe bak. “Ama iyilik sakınan(ın tutumudur). Evlere kapılarından girin” yani legal giriş yapın. Herkesin gözü önünden yapın. “Allah'tan sakının, umulur ki kurtuluşa erersiniz.” Ama münafığın tabii asla işine gelmez kapıdan girmek. Yani legal ve görünür olmayı istemez münafık. İstihbaratının imkânını kırmış olur. Münafığın yaşadığı yerler hep kapı ağızlarıdır. Duvar arkalarıdır. Yahut sessizce gelmektir. Mesela münafıklar hayret edecek şekilde o bilgilere ulaşırlar. Veya zarf atarlar tabiri caizse. Birçok Müslüman’ı böyle kandırıp istediği bilgiyi elde ediyorlardı Resulullah (s.a.v.) zamanında da. Birkaç kere anlatıyorum ki iyice aklınızda kalsın diye. Çünkü bazen unutuyorsunuz. Mesela “Ya” diyor “dün Resulullah benden bahsetmiş ama böyle bir şey yapmadım ki” diyor adam anlatıyor. “Niye acaba böyle dedi?” diyor “ama iyi niyetle demiştir canım peygamberimiz dediyse.” diyor. “Tabii ki iyi niyetle dedi” diyor Müslüman boş bulunuyor. Adam hiç çaktırmıyor. Yani amacına ulaşmış oluyor. O zaman işte onun zekâsına acıyor. Acıyor derken aşağı görüyor. Basit görüyor Müslüman’ın zekâsını kendinin akıl almaz bir zekâya sahip olduğuna inanıyor. Oradan işte kuduruyor. “Enaniyeti arttıkça, büyüklük hissi arttıkça şeytan onu kabuk gibi bağlar” diyor ayette. Daha da iyi hulul ediyor şeytan. Yani ta dişlerine kemiklerine kadar giriyor şeytan. “Artık sırf ene kesilir” diyor Bediüzzan. Sırf şeytan iblis oluyor yani.

Münafık sürekli bir gerçeği ters düz eder. Mesela İngiliz derin devleti tehlikeliyse İngilizleri bilakis över. Yani İngilizlerin yüce olduğunu, büyük olduğunu, kutsal olduğunu söyler tam tersini yapar. Bak diyor ki ayette Casiye Suresi 7’de münafıklar için “Gerçeği sürekli ters yüz eden” tersi yüze çevirir “günaha düşkün olan herkesin vay haline.” diyor Allah. Gerçeği ters yüz ediyor. Mesela bir münafık tehlikeli ise onun iyi olduğunu söyler. Mesela bir şeyden haberi varsa haberi yok gibi yapar. Haberi yoksa haberi var gibi yapar bak. Haberi yoksa haberi var gibi yapar ki Müslümandan bilgi alsın. Mesela diyor ki “Ben dünkü konuşmayı duydum” diyor. Hâlbuki duymamış. Mesela “benimle ilgili yazıyı gördüm” diyor. Mesela bir mektup yazmıştır peygamber. Orada zarf atıyor diyor ki, “Ben gördüm yazıyı” diyor. Bazen de hakikaten onunla ilgili yazı oluyor. Bazen de alakasız. Ama kontrol eder öyle. O şeytanlığına güvenir. İşte bu dalavereciliğine güvenir münafık.

Sağir’in rivayet ettiği bir hadiste “Adam Resulullah (s.a.v.)’in kapısındaki bir delikten” kapısında var ya çatlak oluyor yahut anahtar deliği oluyor. “Evinin içine bakıyor.” Peygamberimiz (s.a.v.)’in. “Resul-ü Ekrem’in elinde başını taradığı bir demir tarak var. Adamın bu davranışını gören Efendimiz ‘senin beni gözetlediğini bilmiş olsaydım bunu gözüne batırırdım’” diyor. Ondan sonra işte ayet geliyor. “Evlerin içine izin alarak girin” işte “selam vererek girin” ondan sonra “Evlerin içini gözetlemeyin” işte “kapının tersinden girmeyin” hep münafıklara karşı alınmış tedbirlerdir bunlar. O devirde münafıklar çok böyle kendilerini uğraştıran kalabalık bir topluluk. Birde dedikoducu ve çok karaktersizler. Ya düşün dokuz yüz kişiden üç yüz tane münafık çıkıyor. Bir avuç Müslüman var zaten. Üç yüzü münafık. Müthiş bir bela. Müthiş bir tehlike yani. Ama bakın dikkat edin. Münafık incelir ama asla vazgeçmez. Bir lağım borusu gibidir. İncelir lağım akışı incedir ama vazgeçmez. Yani zahirde olan bütün alametlerini atar eğer yakalandığını anlarsa. Mesela ondan vazgeçer, ondan vazgeçer, ondan vazgeçer. Bazen de münafık yakalandığı anlaşılmasın diye yine münafık tavrında özellikle devam eder ki yani kendisiyle ilgili bir şey olmadığını düşündüğünü vurgulamak için. Mesela farz edelim, ağlayıp zırlıyorsa yine ağlayıp zırlar. Hani benimle alakası yok gibisinden olsun diye. Bazen de böyle şeytani kafası olur. Akşama kadar böyle pislik düşünür münafık. Kuran’da da sürekli bu münafıkların eylemlerini durdurmak için alınan önlemler vardır.

ENDER DABAN: Yakalandıklarında da “Biz iyilikten başka bir şey istemiyorduk” diye söylüyorlar ayette.

ADNAN OKTAR: Evet, hep “bizim amacımız” böyledir. Yani münafığı yakaladığında “biz iyilik amacıyla, ya sen benim aleyhime niye böyle düşünüyorsun?” diyor. Mesela pencereden peygamberi delikten izliyor anahtar deliğinden. “Niye?” diyor. “Peygamber’e ya birisi kötülük yaparsa ben orada izliyorum ki bir şey olduğu an hemen içeri gireceğim amacım bu” diyor. Yani acayip kahpedir münafıklar. Tabii Peygamberimiz (s.a.v.) şaka yolu onu söylüyor “gözüne sokardım” diye. Yoksa ne yapılacağı belli. Yani şimdi terbiyem müsaade etmiyor söylemeye öyle ahlaksızlık yapana. Bediüzzaman diyor ki, “Bir kısım münafıklar vardır ki onların fesadı perde altında kalsa zamanla söner” diyor. “Sahibi de onu gizlemeye çalışır. Eğer perde kaldırılırsa utanmadığında dilediğini yap denildiği gibi ne olursa olsun der, çekinmeden artık arsızca fesadını icra eder.” diyor. Onun için münafığın yaptığını Müslümanlar hep anlamazdan geliyor ya münafık da ısrarla devam eder o yüzden. Yani münafığın haysiyetsizliğinin kökeninde o vardır. Anlaşılmadığını zanneder. Hâlbuki Müslüman nezaketinden anlamamış gibi yapıyor. O da haysiyetsizce, arsızca devam eder.

ENDER DABAN: Allah ayetinde şeytandan Allah’a sığınırım; “Ellerini ve dillerini size uzatmak isterler” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: “Ellerini ve dillerini” evet.

“Hocam, münafıklar güzeller güzeli Peygamberimiz (s.a.v.)’i dırar mescidine davet ederken de ahlaksız şerefsizler birkaç saniyede onlarca yalan söylemişlerdir.” Tabii. “Ya Resulullah buraya hiç kadın gelmez” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) de şaşırıyor ama bir şey demiyor. “Burada müzik yok, eğlence yok, sırf Allah’ı anıyoruz Allah’a çok şükür. Siz de buyurun” diyor. Temiz kalpli olduğu için tamam ben de geleyim diyor. İyi niyetli Peygamber (s.a.v.) alçaklık yaptıklarını bilmiyor. Sonra Cebrail (a.s) üstüne çöküyor, vahiy geliyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e, “Bu mescit münafık mescidi, senin aleyhine hazırlık yapıyorlar, oraya silah da doldurdular” diyor suikast için, aniden saldıracaklar Peygamberimiz (s.a.v.)’e.  Peygamberimize (s.a.v.)’e en öfkelendikleri konu kadınlara olan sevgisi. “Azdı” diyorlar, aralarında hep haber yayıyorlar. Onlar hep kadınlardan uzak duran tipler. Yani kadınlara karşı öfke dolular. Kadın nefretine dair rivayetler o münafıkların devrinden kalmıştır. Dırar mescidinin elemanlarının etrafa yaydığı hadisler onlar. Daha hala günümüze kadar gelmiş onlar. Peygamber dedi diyor, yalan söylüyorsun, ahlaksız, münafık herif. Peygamber (s.a.v.) demiyor,  dedi diyor. Mesela “kadınların aklı yarımdır dedi” diyor, demiyor. Müthiş bir kadın nefreti vardı dırar mescidinin ekibinde. Sonra onlar işte Hz. Osman (r.a)’ın şehadetine de katıldılar. Hz. Ali (r.a)’yi de şehit ettiler. Zamanında onlara tabii bir tedbir alınması gerekiyordu. Vahiy almadığı için belki Peygamber (s.a.v.), yahut şefkatli olduğu için kıyamadı herhalde. Yoksa başında tedbir alınmış olsa, asrımıza kadar gelen bu felaketlerin hiçbiri olmazdı. Fakat işte kader, o illaki olacak. Peygamber (s.a.v.) de ilhamla, vahiyle hareket ettiği için ellemiyor.

Münafığın ömür boyu takip edilmesi lazım. Münafık bir ruh hastasıdır. Bir şizofrendir. Yani tedavi, iflah olan bir varlık değil. Yani mutlaka pislik yapma, mutlaka küfürle bağlantısı olur. Ve küfre mutlaka kendini sevdirmek ister. Mutlaka Müslümanlardan akıllı olduğu kanaatindedir. Ve mutlaka istihbarat derdindedir. Yılan gibi akar, yılan gibi sürekli bir hinlik peşindedir. Bak Tevbe Suresi 107’de diyor ki Cenab-ı Allah “zarar vermek” Müslümanlara amacı münafığın zarar vermek. “İnkarı pekiştirmek”, mesela derin devletleri güçlendirmek, varsa sapkın bir cereyan onu desteklemek. “Müminlerin arasını ayırmak” mesela imamla Peygamberle, Müslümanların arasını ayırmak. Değerli Müslümanları ezmek. “Müminlerin arasını ayırmak” bak münafığın özelliği. “Daha önce Allah’a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek” yani Allah’a ve elçisine karşı kim yapar? Derin devlet yapar. “Gözlemek” nasıl gözler? Sürekli bağlantı. Sürekli izlemek. “İçin mescit edinenler” yani bir topluluk oluşturuyor, gizli bir topluluk. Ama küfür mescidi bu. Münafıklardan, kafirlerden oluşan mescit. “Biz iyilikten başka bir şey istemedik diye yemin edeler var ya” sorduğunda diyorsun ki bu nedir? “Ya biz kafirlerle niye bağlantı kurarım ben?” diyor. “İslam’ı yaymak için tabii ki” diyor. Münafık? “Münafığın da düzelme ihtimali var onun için bağlantı kuruyorum. İstihbarat? “Ben onları deniyorum” diyor. Yani münafıkla baş etmek mümkün değil. Ağlayarak, zırlayarak anlatır bunları ayrıca, çok alçaktır , yalan bini bir paradır münafıkta. Bak diyor ki “Biz iyilikten başka bir şey istemedik diye yemin edenler var ya, Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahitlik etmektedir.” Münafığın ana özelliği yalan söylemesi. Yağmur gibi yalan söyler. Şimdi öyle bir tarif ediyoruz ki, münafık hiçbir devirde böyle köşeye sıkışmamıştır. Tabii mümin şeytanı takip edecek, şeytanı görecek, şeytanla Kuran’ın bağlantısını kuracak, Kuran şeytanı nasıl tarif ettiyse, o Kuran’dan şeytanı teşhis edip Müslümanlara anlatacak.

Kalem Suresi 10-16’da; “Şunların hiçbirine itaat etme” diyor Cenab-ı Allah. “Yemin edip duran” iki de bir yemin eder, yapmadım etmedim, yani sürekli inkar. Yeminden kasıt inkar etmesi şunu demedim, bunu demedim, bunu yapmadım, onlara da yemin ediyor tabii. “Aşağılık” yani mümin bunu biliyor aşağılık olduğunu. “Alabildiğine ayıplayıp, kötüleyen” Müslümanları hiç beğenmez münafık. Zekasını, aklını, kültürünü, her şeyini çok beğenir. “Söz getirip götüren” işte en önemli özelliği. Müminlerden aldığı istihbaratı küfre iletir, küfürden aldığı istihbaratla da kendini yönlendirir. “Hayrı engelleyip sürdüren” yani Müslümanların gelişmesini, güçlenmesini istemeyip, her türlü melanet ve pisliği yapan. “Saldırgan” bağıra çağıra, şerefsizce, haysiyetsizce Müslümanlara saldırgan bir tavır gösterir münafık. “Alabildiğince günahkar” tabii bütün bu yaptıkları sürekli günah olmuş oluyor. Müslümanların aleyhine hareket ettiği için, istihbarat topladığı için, derin devletlerle bağlantı kurduğu için, küfürle bağlantı kurduğu için sürekli günaha giriyor. “Zorba” yani bir şeyi böyle pislikle, itlikle, saldırganlıkla halleden. “Saygısız” münafıkta saygı olmaz. Saygı kökten yoktur bakın bu çok önemli. Saygıyı bilmez münafık. Yani sadece kendine sevgi duyulmasını ister. Ama hayret edecek şekilde saygıyı unutmuştur. Saygı onun hiç kabul etmediği bir şeydir. Mesela “saygısız” diye burada ayette geçiyor. Adam diyor ki işte sadece büyük geldiğinde ayağa kalkmaz, şöyle böyle. Öyle değil. Münafığın ruhunda saygı diye bir konu hiç yoktur. Neden yapmıyorsun, falan desen bile anlayamaz hayret eder. Neden buna ihtiyaç var diye düşünür. Halbuki sevgi varsa, saygı vardır. Saygı sevginin en güzel anlatış biçimidir. Çünkü saygı değer vermenin bir özelliği. Münafık Müslüman’a değer vermediği için saygısı da yoktur. Ancak kendisine saygı duyulmasını ister münafık. Bak dikkat edin, kimseye saygı duymaz, fakat kendine saygı duyulmadığını iddia ederse, düşünürse, çılgına döner, deliye döner münafık. Cinnet geçirir. Ama başkasına saygı duymayı istemez. Ama bir boşluk vardır, hayret edecek şekilde bir boşluk. Yani kavranamayacak, şaşılacak bir boşluk vardır münafıkta. “Sonra da kulağı kesik” yani kaşar, eskiden beri alışmış haysiyetsizliğe, ahlaksızlığa, namussuzluğa. Zaten münafık onunla övünür, geçmiş ahlaksızlığıyla, geçmiş kaşarlığıyla. Mesela işte ben korkusuzdum, ben şöyle itlik yapardım falan diye sayar münafık. Geçmişindeki pislik onun güvencesidir. Hani işe girenler böyle geçmişini yazıyor ya şu okulda okudum diye. Münafık da yaptığı pislikler, ahlaksızlıklar onun için geçmişi için bir güvence gibidir kendi açısından. Onu övünerek anlatır, yaptığı ahlaksızlığı, haysiyetsizliği. Mesela utanma hissi olmadığını, haysiyetsiz olduğunu, deli cesareti olduğunu, her türlü kepazeliğe girebildiğini, manyak olduğunu açık açık anlatır. Utanç duymaz ondan.

ENDER DABAN: Üslupları dediğiniz gibi peygamberlere karşı çok saygıda kusur edici şekilde oluyor. Hz. Musa (a.s)’ya karşı “bizimle alay mı ediyorsun?” şeklinde hitap ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Diyor ki “Allah bir sığır kesmenizi emrediyor” bu ayette ne var? Gayet güzel. Mükemmel. Derli, toplu çok kolay bir ayet. Ne güzel sığırı kes, ayrıca Müslümanlar da yiyecek, derisinden faydalanacaksın değil mi? İlk cevabı ne biliyor musun küstahların? “Sen bizimle alay mı ediyorsun?” diyorlar. Niye? Nasıl bir sığır bu anlatsana bize detaylarına. Açıklıyor. “Olmadı böyle açıklama olmaz” diyor. Daha detaylandır diyor. Yine açıklıyor. “Daha da detaylı anlat” diyor. Allah diyor ki; “neredeyse yapmayacaklardı” diyor. Münafık haysiyetsiz. Dini zorlaştırma işte bağnaz ruhu var ya, bağnaz ruhunun özetidir o ayet. Bağnazın dini nasıl görmek istediğinin özeti. Bağnaz dini ne hale getiriyor, neden getiriyor onu anlatan çok kısa ve özlü veciz anlatımıdır. Mesela din nasıl kolay? Bak dikkat edin “Allah bir sığır kesmenizi emrediyor.” Müslüman için ne güzel değil mi? Alıp sığırı keseceksin. Şimdi kendi dinine çevirmek için, kendi bağnazlığına işte bağnazlığın doğuşunu burada görüyoruz “nasıl bir sığır?” Diyor. Anlatıyor yine nasıl bir sığır? “Alacasız” diyor “çifte sürülmemiş” vahiy devam ediyor detay istiyorlar ya. Dini zorlaştırmak istiyor. Zorlaştırıyor zorlaştırıyor ama öyle bir raddeye geliyor ki daha zorlaştıracak şey bulamıyor. “Hah şimdi doğruyu söyledin” diyor sığırı kesiyorlar. “Ama neredeyse yapmayacaklardı” diyor Allah. İşte bağnazlığın doğuşunu anlatan bir ayettir o. Bağnaz felsefesini anlatan bir ayet. Münafık da aynı şekildedir, münafık dini açmaza sokmak ister. Gidip işte şurada ben tebliğimi yapayım, bu soğukta mı yapayım, hasta mı olmamızı istiyorsunuz, adamların bana saldırmasını mı istiyorsunuz? Sürekli zora sokmak. Ama bağnazın, münafık tiynetlinin tek amacı zora sokmak değildir dini zorlaştırıp, dini yaşanmaz hale getirmektir. Nitekim Hz. Musa (a.s) devrinde bağnazların dini zorlaştırmaları sonucunda Tevrat bakın dikkat edin yaşanamayacak hale gelmiştir. Hiçbir Musevi Tevrat’ı yaşayamıyor şu an. Hiçbir Musevi. Ben sordum Moşiyah gelince dediler o düzeltecek. Yaşanacak gibi değil. Gelenekçi sistemin on misli daha zor. Akıl almaz zorluklar var. Anlatamam yani yaşanacak gibi değil. Mesela meyvenin üstünde küçük bir lekeyi kabul etmiyorlar. Hangi meyvede leke olmaz? Böyle bir hayat olmaz kardeşim. İki saat evire çevire bakarak bu olmaz diyor. Yumurta da bazen kırmızı leke olur kesinlikle külliyen olmuyor.  Akla hayale gelmeyecek izahlar. Kadın hayız halindeyken tahta bir barakaya konuyor bekleniyor. Kadının her tuttuğu lanetlenir diyor.  Bir adama dokunuyor adam da gidiyor. Meyveye dokunuyor meyve yenmez artık diyor. Yani ucu bucağı yok. İsterseniz onu ayrı bir ders de yapabiliriz. Veya bunu kitap haline getireyim ama bu sefer Musevi kardeşlerimizi üzmüş olacağız. “Yaşıyor musunuz?” diyorum yaşayamıyoruz diyor. “Bu dinin hükümlerini yapıyor musun?” Yapmıyoruz. Nasıl bir din oluyor bu o zaman? Yapamayacağın hükümleri niye Tevrat’a koydun? Bak diyor ki Allah “Ben demedim onlara öyle bir şey.”

BÜLENT SEZGİN: Yine Hz. Musa (a.s)’ya “Sen Rabb’ine yalvar” diyorlar bizim adımıza.

ADNAN OKTAR: “Rabb’ine yalvar” diyor sen niye yalvarmıyorsun? Onun Rabbi de senin Rabb’in değil mi? Cehennemde diyorsun değil mi? Rabb’ine yalvar diyor. O Müslüman’a söylüyor orada herhangi bir Müslümana. “Rabbine yalvar da” diyor “bize bir nimet versin.” Senin Allah’ın değil mi? Cehennemim bizim bildiğimiz gibi bir yer olmadığını buradan anlıyoruz işte. Hiçbir yerinde bir feryat acı ifadesi yok. Ama ahlaksızlık var, çatışma var, kavga var ama diyor ki mesela kaynar kazanlar vardır, ateşler vardır ama adamın yandığına dair bir ifade yok. O ateş bizim bildiğimiz tarzda bir ateş değil. Değişik bir şey bu. Çünkü adam laf sokuyor birbirine. Birbiriyle uğraşıyor, birbirlerini kötülüyorlar, birbirlerini arıyorlar, birbirlerinin aleyhine konuşuyorlar ve kaçacak yer arıyorlar. Yanan bir adam kaçacak yer arayamaz. Orada kalır bas bas bağırır, öyle konuşamaz da. Bizim umduğumuz gibi bir yer değil. Rahatsız olunan bir yer ama öyle kafamızda canlandırdığımız gibi bir yer değil. Çok rahatsız edici olduğu anlaşılıyor. Adamların kaçmak istemesinden anlaşılıyor. Beğenseler kaçmazlar zaten.

EBDER DABAN: Siz anlatmıştınız Hocam daha önceden orada cennette Müslümanların yaşadığı güzel hayatı da görüp ekstradan bir azap oluyor onlara diye söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet onların hasetten çok canları yanıyor.

PİRAYE YÜCE: “Rabb’inizin size verdiklerinden bize de verin” diye söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii Müslümanlar orada meyveler yiyor falan onların yedikleri yiyecekler çok itici yiyecekler. Ama buna rağmen kudurmuş gibi yiyorlar onları. Darı dikeninden başka bir şey yoktur diyor ama yiyor. Fakat yediğinde normalde ağzı burnu darmadağın olması lazım böyle bir şey olmuyor. Kardeşim bir kere yanma, yanma ateş diyor mesela “yüzünün derisi, etleri dökülür” diyor ayette ama adam konuşmaya devam ediyor. Daha hala laf sokuyor. Burada bir acayiplik var. Yani bizim tahayyül ettiğimiz gibi olmadığı anlaşılıyor. Yani görünüşte bunların hepsi oluyor ama bizim bildiğimiz tarzda bir acı yok. Sıkıntı daha hakim. Asıl hakim olan sıkıntı.

BÜLENT SEZGİN: Aynı şekilde Musa (a.s)’ya sığır kıssasında da “Rabb’ine bizim adımıza sor” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet.

OKTAR BABUNA: “Sen ve Rabb’in ikini savaşın” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet bu Rabb’ine yalvar da çok Musevilerde. Bakara Suresi 61’de de var. “Biz bir çeşit yemeğe katlanamayacağız” diyorlar “Rabb’ine yalvar da bize yerin bitirdiklerinden başka acur, sarımsak, mercimek, soğan çıkarsın” diyorlar. Yani sır ahirette dedikleri bir şey değil. Aynı ahlaksızlığı ahirette de yapıyorlar. Rabb’ine yalvar da diye. Ama tabii küfür, münafık özel yaratılan bir varlık şimdi gayri ihtiyari öfkeleniyor onlara ama, kinleniyor ama gerçeğini öğrensek o kadar lezzetli saldıramayız. Öfke duyamayız şu an doya doya öfke duyuyoruz ama. Ölü olduğunu bilsek şimdi mezardaki adama ey münafık, ey ahlaksız desek tepesinde bir acayip konuma düşeriz değil mi? O hareket ettiği için, biz onu canlı olarak gördüğümüz için aynı canlı etkisi yapıyor bizde. Halbuki ölü onlar. Allah diyor “siz onları görürsünüz, canlı zannedersiniz” diyor “oysa onlar ölüdür” diyor. Müteşabih değil ayet. Muhkem ayet. Mesela “kulakları vardır duymaz” diyor müteşabih değil, muhkem duymuyor yani. “Gözü vardır görmez” diyor. Müteşabih olmadığı çok açık. Gören göz var “görmüyor” diyor Allah.

OKTAR BABUNA: “Hayvanlar gibi hatta daha aşağıdırlar.”

ADNAN OKTAR: Evet. “Hayvanlar gibi hatta daha aşağıdırlar ama siz onları canlı zannedersiniz, yaşıyor zannedersiniz ama onlar ölüdürler” diyor.

ENDER DABAN: Sağır olduklarını söylüyor Allah “onlara söz işittiremezsiniz” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

SEMİH MERİÇ: Başka bir ayette de şeytandan Allah’a sığınırım “Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler bundan dolayı dönmezler” diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Müslüman da tabii büyük bir heyecanla ey ahlaksız hizaya gel, edepsiz falan diyor ama adam ölü. Mesela morgta bir ölüye sen gidip bunlarısöylesen aynısı yani. Ama Cenab-ı Allah canlı gösterdiği için Müslüman onun heyecanını yaşıyor. O küfre nefretin heyecanını yaşıyor. Ama istediği  de o tabii Cenab-ı Allah’ın.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Şafak Gazetesi’nin binasına yüzleri maskeli dört kişi Molotof attı. Ardından binaya pompalı tüfekle ateş etti. Yeni Şafak Gazetesi’ne yapılan Molotoflu saldırı ile eş zamanlı olarak yeni Akit Gazetesi’nin binasına da bombalı saldırı gerçekleştirildi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi böyle yerler her zaman hedefte olabileceği açık olan yerler. Akşam derin uyku içerisinde yorgana bürünüp yatıyorlar, böyle yerlerde nöbet sistemi gerekir, bunu çocuk olsa bilir. Sen mücahit adamsın, cihat yapıyorsun yazılı, belli ki adam senin yanına koymayacak onu, vurup kafayı yatılır mı? Bomboş bir tek orda kediler, köpekler var, kimse yok. Adam Molotof atıyor, pompalı tüfekle ateş ediyor falan, o adamların orda kalması gerekir alayının. Mesela on beş kişiyse, on beşinin de orda kalması lazım. Ben buna hayretler içinde bakıyorum ve şaşırıyorum, bu ne ferahlık. Bütün Türkiye çapında, Ortadoğu çapında bir savaş var adamlar vurup kafayı yatıyorlar, hiç kimse yok. Nöbetçi, ne polis, ne asker adamların ferahlığını gördünüz filimde görünüyor elinde Molotof atıyor falan.  Bu ne kadar kolay işlermiş böyle. CHP genel merkezini tarıyor, gidiyor bilmem AK Parti Genel Merkezi’ne bomba atıyor ve elini kolunu sallayarak adam çekip gidiyor. Böyle şey olmaz, hepsinin tutuklanması lazım. Hiçbir şekilde de kaçamamaları lazım, nereye kaçıyor? Ortalıkta olan bir şey, hepsinin üstüne çökersin, alırsın altına atarsın hapse. Böyle bir mantık olmaz.

Ama insan tabii kolay olgunlaşmıyor, sabırlı olmak lazım. “Hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna” diyor Cenab-ı Allah. Hakkı ve sabrı tavsiye edenler başka. Müslüman boş işlerle vakit geçirirse şeytan ona musallat olur. İşte moda dergilerini takip etmek, yok kaşının nasıl şekli olacağı, yok gözünün nasıl olacağı, kaşın mezarın altında param parça olacak, sen kaşına belki iki bin saat ayırıyorsun,  gözüne belki iki bin saat ayırıyorsun burnuna falan ağzına, kısa süre sonra toprağın altında param parça olacak. Yeteri kadar ayrılır böyle bir delilik derecesinde cahiliyedeki kadınlar gibi böyle akşamdan sabaha, sabahtan akşama kadar yok ne giyeceğim, yok hangi ayakkabı, yok hangi ceket bazı kadınlar vardır giyimi kuşamı falan onun için dindir. Akşama kadar onunla uğraşır. Dine, imana, İslam’a vakit ayırmaz, ondan geri vaktini de küfre ayırır. Küfre, yalakalığa ayırır, bu çok büyük gariplik,  çok büyük bir acayiplik. Ahirette hesabını veremez. Her dakikanın, her saatin hesabı sorulacak bizden. Bir saat, dört saat ayakkabı aramak, üç saat bilmem göz bilmem neyi, dört saat, beş saat ceket aramak böyle bir şey olmaz, bunu zaruri hale getiremez Müslüman. Bu belli ki vakit öldürmek başka bir açıklaması yok.

Vara Yoğa, “En sevdiğim Hoca Adnan Hoca, çok açık sözlüsünüz, kaliteli hayat yaşıyorsunuz.” Evet üslubum samimi, bu açık görülüyor.  

Evet, dinliyorum Fikret Bey.

BÜLENT SEZGİN:  İçişleri Bakanı Efkan Ala, Cizre’de operasyonların öğle saatleri itibarıyla bittiğini söyledi. Bakan Ala sokağa çıkma yasağınınsa tuzaklamalar ve mayınlamalar temizlenene kadar devam edeceğini söylüyor. Efkan Ala açıklamasında; “Bugün öğle itibarıyla teröristler tamamen bertaraf edilmiş ve alanı hakimiyet kurulmuştur” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: İç işleri Bakanı Efkan Ala, Cizre’de operasyonların öğle saatleri itibarıyla bittiğini söyledi. Bakan Ala sokağa çıkma yasağınınsa tuzaklamalar ve mayınlamalar temizlenene kadar devam edeceğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Efkan Ala kabadayıdır, delikanlıdır, mert delikanlıdır. Onu zor anda gösterdiği delikanlılıktan dolayı çok seviyoruz. O kabadayılığı her delikanlı yapamaz. O bir ayaklanma olmuştu ya, tabii onun da aslında o kadar da yetkisi de yoktu, şeyi de yoktu. Ama inisiyatifi ele aldı, helal olsun o unutulmaz, ondan gerisi hikaye, mesela bakıyorum bayağı mütevazi, sakin de, böyle enaniyet falan da yapmıyor. O kabadayılığını çok beğendim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Cizre’de operasyonun bittiğini açıklanmasından sonra özel harekatçılarımız Cizre’de yaptıkları Komanda yemini ve Cizre Köprüsü’ne Türk bayraklarının asılması fotoğrafları yayınlandı. Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bir kere Allah özel harekatçılarımıza, polisimize, askerimize zafer bahşetsin, muvaffakiyet bahşetsin. Allah kalplerine cesaret, hidayet yerleştirsin. Allah nuruyla sarsın. Allah basiretlerini, ferasetlerini açsın. Kahpe kurşunlardan onları korusun. Resulullah (s.a.v.)’ın sahabesi hükmünde onlar. Allah için ahir zamanda cihat yapıyorlar, cihadı ekber, büyük bir cihat yapıyorlar. Allahsız, Kitapsız, Stalinistlere karşı vatanı, milleti, Allah’ı, Kitap’ı koruyorlar, bunun için o mübarek canlarını veriyorlar. Allah onlardan razı olsun. Onlar da Allah’tan razı olsunlar. İnşaAllah. Allah onları salihler zümresine katsın. Bedenlerine güç kuvvet versin. Kalplerini cesaretle doldursun. Düşmanlarının kalplerine Allah korku salsın. Allah düşmanlarını helak etsin. PKK’yı Allah kahr-u perişan etsin. Allah yeryüzünden silsin.

Özel harekatçılarımıza çelik kask. Genellikle bu alçaklar kafadan vuruyorlar aslanlarımızı, başından vuruyorlar. Çünkü çelik yelek giyiyorlar. Ama o alçaklar ona karşı tedbir olarak hep kafadan. Ya alnından vuruyorlar, ya şakağından, ya gözünden. Allah vermesin. Avrupa’da kullanılan, Amerika’da kullanılan çelik kasklar kurşun geçirmiyor. Kurşun sekiyor geldiğinde. Bütün aslanlarımıza yıldırım hızıyla kurşungeçirmez çelik kask dağıtılsın. Bunu yarın, ertesi gün de konuşacağım ama gecikme olmadan. Farz edelim bir trilyona mal oluyor. Tamam kardeşim, ceketimizi satalım, alalım. Yani ne gerekiyorsa yapalım. Biz spor tesisi falan istemiyoruz. Benim aslanlarımda çelik kask olmayan bir tane özel harekatçı görmeyelim, görmeyeyim. Yıldırım hızıyla, olabilecek en hızlı şekilde. Kafasından vurulan bir tane özel harekatçı görürsem, ilgili şahsın yakasına yapışırım. Kanunla, hukukla. Hem dünyada hem ahirette. Bu dünyada hukukla, ahirette de Rahmani hukukla. Aman ha, yıldırım hızıyla aslanlarımıza kurşungeçirmez çelik kask dağıtılsın, süratle.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları gösterebilir miyim Adnan Bey? Rize’de bayrak asmışlardı. Ve yemin töreninden video var.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan, koç yiğit. Ahir zaman sahabeleri. Film var mı?

BÜLENT SEZGİN: Evet. Videoyu gösterebilirim şu an.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Ben aslanlarımdan bunu istemiştim. Şimdi Allah-u Ekber Allah Ekber. Biraz hüzün var bunun içinde. Ama bu, gelirsem gerekeni yaparım anlamına geliyor. Bu çok aktif bir tekbir şeklidir. Bu tam cihat tekbiridir. O cenaze tekbiri. Cenazede de cihat tekbiri söylenmesi lazım. Helal olsun aslanlarıma. Koç yiğitlerim, hepsi evliya. Hepsi veli, ahir zaman velisi. Hepsi sahabe hükmünde inşaAllah. Ahir zamanda deccalle boğuşuyorlar, deccalle savaşıyorlar. Yani göğüs göğse deccalle savaşıyorlar. Ve deccali kahrediyorlar. Hepsi mübarek bir ordu. Ahir zamanın övülen ordusu. Özel olarak övülmüşlerdir hadiste. Onlardan şehitler de olacak diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Üçte biri şehit olur diyor. İşte o mübarek topluluk dilim varmıyor şimdi söylemeye yanlış anlaşılır diye. Hepsi Mehdi (a.s) ordusu. Hepsi Mehdi (a.s) askeri, inşaAllah.

Saatlerce oje araştırmak, saatlerce ayakkabı araştırmak Müslüman kadının yapacağı iş değil. Müslüman genç için de işte yok ayakkabı yok bilmem ne. İnternette böyle boğulup gitmek yanlış. Allah o her dakikasını sorar. Allah’tan korkmuyorsa ayrı mesela. Allah’tan korkan için diyorum. Böyle acımasızca vakti yemek dünyada, ahirette hesabını veremeyeceği bir durumdur. Saatlerce kardeşim. Bitip tükenmek bilmiyor. Arıyor, arıyor. Neyini arıyorsun? Git herhangi bir şey al, bitsin. Ne yapacaksın yani ne olacak? Üç aşağı beş yukarı yani.

Ben aslanlarıma, koç yiğitlerime, özel harekatçılarıma buradan tebriklerimi, tahsinlerimi, takdirlerimi gönderiyorum. Allah onlardan razı olsun. Allah onların ömrünü uzun etsin. Gün gibi bedit etsin. Allah bedenlerine kuvvet versin. Allah üstlerinden her türlü hastalığı alsın, derdi alsın. Allah onlara melekleriyle yardım etsin. Her yeri zaten meleklerle sarılmış durumda onların. Mübarek varlıklar. Farkında olsalar da olmasalar da hepsi Mehdi (a.s) ordusu. Çünkü deccalle savaşıyorlar. Türk ordusunun tamamı Mehdi (a.s) ordusudur. Bak, dünya deccal sistemi Türkiye’ye karşı ayaklandı, farkında mısınız? İttifak ettiler. Türkiye hepsine kafa tutuyor. Deccale kafa tutuyor. Derin devletler ayaklandı. Çünkü dünya derin devletini kızdırdık. Hepsi birden kudurdular. Ama bunların gücü yok biliyor musunuz? Hayret edeceksiniz. Köpek gibi diz çökecekler. Bak herkesin gözü görecek bunu. İt gibi diz çökecekler. Hiçbirinin gücü yetmez. Sadece havlıyorlar. Hiçbir şey yapamazlar. Kahraman ordumuz da bilir veya bilmez mesela bazen bilmeyen de olur. Hepsi Mehdi (a.s) ordusudur. Deccalle savaşan tek ülkedir Türkiye, dünya deccaliyle. Deccalle savaşana Mehdi (a.s) ordusu denir. Aslanlarıma, koç yiğitlerime, nurlu ahir zaman mücahitlerine, özel harekat komando askerlerimize hediyem.

-MEHTER MARŞI-

ADNAN OKTAR: Aslanlarımız destan yazıyorlar. Sayıları da çok az, görüyorsunuz. Ama darmaduman ediyorlar. Bütün dünya saldırıya geçti, dünya deccaliyeti. Bak, solcular da şaşırdı buna. Bir olağanüstülük olduğunu gördüler. Deccal dünya çapında tek noktadan harekete geçti, Türkiye’ye karşı. Çünkü anladılar Türkiye’de bir şey olduğunu. Şu an Mehdi (a.s) ile deccal karşı karşıya. El mi yaman, bey mi yaman yakında görecekler. Bu ahmaklar Allah’ı yeneceklerini zannediyorlar. Mehdi ordusu Allah’ın ordusudur. Ayette asla yenilmeyeceklerini söylüyor Allah. Asla yenilmez. Yani Allah hizbi, Hizbullah. Müslümanlar Allah hizbidir. Bir de hizbi şeytan vardır. Hizbi şeytan şu an harekete geçmiş durumda. Ve bir mucize olarak alenen, koskoca dünya deccalin emriyle Türkiye’ye saldırıya geçti. Bütün dünya. Tarihte görülmemiş bir şey.

“Yüksekova’dan yeni geldim Hocam. Özel harekat olarak görev yapıyorum. Sizi takip ediyorum sürekli. MaşaAllah olağanüstü bir yeteneğiniz var.” Evet, Allah razı olsun.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, ismini sizin koyduğunu Ahmet Adnan dört yaşında olmuş. Fotoğraf göndermiş.

ADNAN OKTAR: Bakayım o köfteye. Yanaştır. Şunun nuruna bak, şunun tatlılığına bak, yakışıklılığına bak. MaşaAllah. Adı da güzel, kendi de güzel. Ama bayağı yakışıklı, çok güzel. Yakında Adnancı olacak Allahualem. Adnancı lafı çok komik laf. Ne Adnancısı? Müslüman vardır.

Vakit ahirette sorulacak bir nimettir. Vakti iyi değerlendirmek lazım. Nasıl para, mal, mülk soruluyorsa en önemli sorulacak olan şey vakittir. Allah, “vaktini nasıl harcadın?” diye soracak. Yok oje markalarıyla yok ayakkabı bağıyla vakit geçirdim derse bir adam, açıklayabiliyorsa açıklasın.

“Selamun aleykum Hocam, hayırlı akşamlar. PKK yandaşı hocalar, Şırnak’ta PKK’nın kazdıkları hendeklere atıfta bulunarak; ‘Peygamber de hendek kazdı. Tabii biz de kazacağız’ diye halka telkinde bulunuyorlar. Sizin yorumunuz nedir? Sizi seven kardeşiniz Fatih.” PKK Peygamber (s.a.v.)’i kabul etmiyor ki. Alay ediyorlar namazla. Allah’a, dine inanmıyorlar. Öcalan, Allah benim diyor. Sorulduğunda, PKK’lılar da Allah biziz diyorlar. Allah yok diyorlar. İnsanlar Allah’ı meydana getirir diyorlar. Yani orada dinle imanla alakaları yok ki.

HÜSNA HANIM: Kuran’a bomba yerleştirip, tuzak kuruyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii.

OKTAR BABUNA: Öcalan; “Tanrıyla savaş verdim. Yarı tanrı oldum. Sonra Öcalan oldum” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Kör porsuk da hendek kazıyor. Böyle görmüyor porsuk, hendek kazıyor. Her yeri hendekle dolduruyor hayvan. Onların hükmünden bile bunların hükmü daha kötü. Kendilerine cehennem çukuru hazırlıyorlar. Onların hazırladıkları cehennem çukuru. Hendekle senin ne alakan var? Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i sen kabul etmiyorsun ki, alçak. Peygamberimiz (s.a.v.)’in getirdiği dine savaş veriyorsun sen. Öcalan diyor ki; “Allah’la savaş verdim” diyor. “Bu savaştan başarıyla çıktım” diyor. “Sonra tanrı oldum” diyor. Özgür Yaşam Diyalogları, Ekim 2002 s. 257’de söylüyor. Allah benim diyor, Öcalan. Öcalan başka bir sözünde; “Bizim dinle ilişkimiz yok” diyor PKK olarak. “Halkımız Tanrı’dan, ideolojiden kopmalıdır.” Yani Allah’tan ve Allah’ın getirdiği inançtan kopmalıdır. “Ben çok uğraştım. Sonunda Allah’tan koptum. Allah’ı aştım.” Haşa. “Böylece Abdullah Öcalan olabildim. Buradaki hendek nedir? Cehennem hendeği olabilir ancak böyle bir mantıkla.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in döneminde etraf akıl almaz derecede casus kaynıyormuş. Peygamberimiz (s.a.v.)’in aleyhine olmak üzere. Peygamberimiz (s.a.v.) de bunların zayıf damarını yakalamış. Demiş ki; “Müslümanlar aleyhine, benim aleyhime çok önemli istihbarat getirene yüz deve vereceğim” demiş. Akıl almaz istihbarat akışı başlamış. En vahim haberler bile geliyormuş. Müşriklerin yaptıkları hazırlıklar, mesela bir münafığın yaptığı bütün faaliyetler falan. Birbirlerini sattıkları için.

“Hocam, neden müminler her dönemde çok az olmuştur?” İşte az olan kıymetli.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Mehdi, ahir zamanda halk kinle dolduğunda, nefretle dolduğunda onları pak (tertemiz) kılan bir madendir” diyor imam Mehdi (a.s). Peygamberimiz (s.a.v.) yine devam ediyor, diyor ki; “Tecrübelidir Mehdi. Galiptir, muzafferdir, aslandır oğlum, sağlamdır, kavminin direğidir, cesurdur” diyor. Evladım diye bahsediyor.

Şeyh Nazım da çok şeker. Büyük oğlum diyor. Böyle hastane işleriyle falan kimse ilgilenmesin dedi. Sadece oğlum ilgilenecek benimle rahatsızlığıyla ilgili. Çok şeker.

OKTAR BABUNA: Aslanımızdır, ustamızdır demişti, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama iyi yaşadı maşaAllah Şeyhimiz değil mi?

EBRU ALTAN: Siz vesile oldunuz.

OKTAR BABUNA: Devreye girdiniz Hocam. Çok ağır hastaydı. Hatta ailesi şöyle söylemişlerdi; “Biz dua etmeye başladık. Odalara dağıldık. Kendi haline bıraktık zaten vefat ediyor diye. O gece siz haberlerde bir kanalda alt yazı olarak görmüştünüz. Hemen doktorları gönderdiniz Hocam inşaAllah. İki sene daha vesile oldu sonra maşaAllah. Gün gün takip ettiniz.

ADNAN OKTAR: Gece yarısı profesörleri gönderdik. Sabahına hepsi indirme yaptılar Kıbrıs’a.

OKTAR BABUNA: O gece Kıbrıs tarihinde görülmeyen bir yağmur var demişlerdi. Uçaklar havalanmamıştı. Sabah ilk uçakla göndermiştiniz. Ondan sonra iki sene gün gün takip ettiniz. İki sene vesile oldunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ama tabii doyamıyoruz. Cenab-ı Allah dünyayı öyle yaratmış. Şeyhimiz dünya tatlısıydı. Şeyh Mehmet Efendi de tam Osmanlı. Çok terbiyeli, çok mütevazi, dünya malına hiç değer vermeyen. Böyle dışarıda gördüm. Şu kamyonet tarzı küçük arabalar oluyor ya, onunla bahçeye bir şeyler götürüp getiriyor. O tek başına gidiyor öyle, canım benim. Keçileri var, onlara bakıyor. Dergahı var tabii çok güzel bir dergahı var. Sakin sakin böyle efendi efendi dinden, İslam’dan anlatıyor. Çok nezih bir insan.

OKTAR BABUNA: Şeyh Nazım Hocamız size meyve göndermesi için söylüyordu. Şeyh Mehmet Efendi merdiveni dayıyordu ağaca. Merdiven de sallanarak böyle. Tek tek eliyle topluyordu meyveleri. Size gönderiyorlardı inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Anadolu delikanlısı aynı zamanda.

BÜLENT SEZGİN: Kediyle köpek vardı, arkadaş.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Arkadaşına masaj yapıyor. Bak o da gıkını çıkartmıyor. Ama hayret bu olay. Hayır, nereden aklına geliyor? Çok iyi ahbap olmuşlar ama. Ne kadar sevgiye düşkün hayvan. Allah Allah hayret. İnanılır gibi değil, mucize.

Kartal, eski Mısır’da eski dönemlerde kadınların biliyorsunuz göğüsleri açık. Ama başörtüsüne çok önem veriyorlardı. Eski Mısır’da da ve Sümer kültüründe de başörtüsü… Göğüsler açık, hatta cinsel organı da açık. Ama baş mutlaka kapalı oluyor. Göster. Bak, göğüsler açık, görüyor musun? Ama baş kapalı.

Amerika Birleşik Devletleri’nde tek kültür kovboy kültürüdür. Amerikan halkının tamamında köy kültürü hakimdir. Böyle hep çalışan, sığır yetiştiren, petrolcülükle uğraşan yani bedenini de çok yoğun kullanan. Şaka anlayışları falan da eski kovboy kültürünün devamı olan şaka anlayışıdır. Tek kültür hakimdir. Ama İngiltere’de öyle değildir. Eski saray kültürü ve saray entelektüelliği hakimdir. Çok okur, çok araştırırlar. Amerikalılar öyle değildir. Yani biraz safi kalplidirler. Böyle güvercin gibi. olayların girift taraflarını falan görmezler. Mesela Irak’a savaşa gönderdi İngiliz derin devleti onları. Gemilere doldular. Akdeniz’e geldiler. İndirdi yüz binlerce Amerikan askerini. Acayip bir çatışma oldu. Çok rahat en zor şartlarda onları tutabildi İngiliz derin devleti. Sonra da geri gönderdi. Kendi askerini hiç kullanmaz. İngiliz’i değerli görür İngilizler. Mesela Çanakkale’ye çıktığında askerleri hep yabancı. Hep Hindistanlı, Pakistanlı, Bangladeşli, oradan buradan toplama insanlar. İngiliz askeri adı altında oraya çıkarttı. Amerika’yı genellikle kullanıyor. Amerika biraz saf kalplidir. Yani köy kültürü, köylü kültürü Amerikan köylü kültürü hakimdir. Zaten yüzlerine baktığınızda onu görüyorsunuz. Yani konuşulduğunda şakalarında falan hepsinde görürsünüz. Oturuş biçimleri, işte çizme, kovboy şapkası o gömlekler yani tek bir kültür tek bir moda vardır ve bundan da hiçbir şekilde çıkamazlar. Ama İngiltere’de öyle değildir yani her şey değişir. Saraylı kültürü hâkimdir. Çok cindirler yani Mason kültürünün en gelişmişi oradadır. İskoç Riti hâkimiyeti vardır. Mevleviliği de bir nevi dini Masonluk olarak görüyorlar. Yani şifreli konuşma sır sistemi Mevlevilik’te çok yoğun olduğu için ve yani inanç açısından da Masonluğa çok uygun buluyorlar. Tabii ki onları düzelteceğiz, oradaki yanlışlıklar düzeliyor ve düzelmeye devam edecek.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Hiçbir sorunun cevabından Mehdi aciz kalmayacak. Sahih yol göstericilikte, samimi yol göstericilikte ve hakikatleri beyanda asla sapkınlığa düşmeyecektir evladım Mehdi” diyor asla. Onun için ahkâmda masumdur Mehdi (a.s). Bir tek ona mahsus. Bütün peygamberler hem ismette hem ahkâmda masumdurlar. Ama hiçbir âlim ahkâmda masum değildir yani gelmiş geçmiş hiçbir müceddit, hiçbir âlim ahkâmda masum değildir bir tek Mehdi (a.s) ahkâmda masumdur. Onun için masum imam deniyor. Yani hata yapsa bile mutlaka düzeltilir. Yani hatada ısrar etmez Mehdi (a.s).

“Kalbim canım sevdiğim siz anlatırken Şeyh Nazım Hocamız’ın “Allah bize edep öğretecek, heybetli sultan gönder” diye dua etmesi aklıma geliyor. Yaratıcım Allah’ı bana tanıttınız ve ona yönelmeme vesile olduğunuz için sizi canımdan çok seviyorum. Siz insan rüyasında Hazreti Hızır (a.s) ile ya da Müslümanlarla görüşebilir demiştiniz ben de dua edeceğim Allah rüyamda beni sizin yanınıza getirsin. Sizi korumaya, işlerinizi kolaylaştırmaya vesile etsin. Uykumda da uyanıkken de her an beni size hizmet ettirsin.” Estağfurullah ben sizin hizmetçinizim. “Hatta öldüğümde bile sizden ayırmasın. Hidayetim için duanıza muhtacım. Allah aşkıyla sizi çok seviyorum” diyor hanım kardeşimiz.

“Mehdi talebeleri doyduktan sonra açlığı tercih ederler. Giydikten sonra çıplaklığı, içirdikten sonra susuzluğu tercih ederler. Allah’ın katındakine ümitlerini bağlayıp bunlar dünyayı terk ederler. Hesabından korku duyarak helali dahi bırakırlar. Dünyaya sadece bedenleriyle ilgi gösterirler. Dünyanın herhangi bir şeyiyle iştigal etmezler” diyor.

Bülent senden dinleyelim güzel şeyler var sende.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Rusya Başbakanı Dmitry Medvedev, Suriye konusunda uzlaşı sağlamazsa yeni bir dünya savaşı çıkabileceği uyarısında bulundu.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Ancak İmam Mehdi (a.s) ile bunu engelleyebilirler. Başka türlü olmaz.

Amerika’da şehirli olanlar bu Pakistan’da Hindistan’da nasıl İngiliz özentisi var onlarda da akıl almaz bir İngiliz hayranlığı ve İngiliz özentisi var. Bu gizli bir din gibi bir hastalık. Onun için çoğu solcu oluyor Amerikalıların ve İngiliz özentisi içinde oluyorlar. Amerikan halkı hiç hoşlanmıyor böyle tiplerden. Onları böyle görüyorsunuz televizyonlarda falan böyle şen, neşeli sürekli espri yapan ondan sonra üretken, çalışkan daha çok köy kökenli Amerikan kültürüne de hayran olan hoş insanlar.

“Hocam Allah neden Kendisi’ne inanmayan insanlar yaratıyor?” Yalnız Adam. O zaman iman edenin kıymeti nasıl ortaya çıkacak? Şimdi elmas bir cam gibi bir şey değil mi? Böyle cam kırıntılarının içerisine at elması, bitti. Hiçbir kıymeti olmaz. Ama mesela bak Kaşıkçı Elması diye Topkapı’da sergileniyor, dünyanın birçok yerinde elmas sergileniyor. Çok değerli. Niye? Çünkü onlardan ayırt edilmiş, farklı. Kıyas çok önemlidir. Kıyasla imanın kıymeti anlaşılır. İman ehli de oradan kendini sever.

Kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Şanlı Türk Ordumuz

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü