Harun Yahya

Sohbetler (12 Şubat 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul’da bu akşam on günde dördüncü kahvehane saldırısı yaşandı. Fatih’te bir kahvehaneye ateş açıldı. Bir kişi yaralandı. Kahvehanenin önüne gelen iki kişiye tabancayla beş-altı el ateş açtı. İçeride bulunan bir kişi omzundan hafif şekilde yaralandı. Saldırıya uğrayan kahvehaneler genellikle Alevi-Sünni ya da Kürt-Türk çatışmasına sebep olabilecek kahvehaneler.

ADNAN OKTAR: Alevi-Sünni. Alevi delikanlıdır. Kürt kardeşlerimiz geliyorsa ne güzel. Güneydoğulu kardeşlerimiz geliyorsa, bir adam mekanına ateş açtırıyorsa o olmaz. Orada gidip polise söyleyecek hemen yakalayacaklar. Kaçırmamaları lazım. Hepsi kaçıyor benim anlamadığım, hepsinin yakalanması lazım. Devriye sayısı artırılabilir, polis devriyesi. Adam gidiyor delikanlının mekanında cirit atıyor olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, sınırda yaşananlarla ilgili değerlendirmelerde bulunarak “Türkiye’ye sınırı aç diyenler önce kalplerini bu insanlara açsınlar” dedi. “Türkiye açık kapı politikasını devam ettiriyor. Üç milyona yakın insanı birileri dediği için almadık. Kimsenin Türkiye’ye insanlık dersi verme gibi bir hakkı olamaz. Türkiye’ye yardım etmeyen ülkeler ‘Türkiye sınırını açsın’ diyorlar. Ölümden kaçan kim varsa biz kapımızı açıyoruz. Ancak bazen karşı tarafta Türkiye zorda kalsın diye göç dalgaları zorlanabiliyor. Okullar hastaneler ılımlı muhalefet vuruluyor” diye açıkladı.

ADNAN OKTAR: Okullar hastaneler, ılımlı muhalefet…

BÜLENT SEZGİN: “Vuruluyor” göç olsun diye.

ADNAN OKTAR: Vuruluyor. Ne demek o? Kim vuruyor?

BÜLENT SEZGİN: “Bazıları” diyor.

ADNAN OKTAR: Onlar bereketiyle gelir. Tayyip Hocam demiyor muydu “Üç çocuk yapın” işte Allah üç milyon çocuk gönderdi daha ne istiyor işte. Hazır yetişmiş çocuk. Onları bırakmayalım kendi evladımız, bereketi Türkiye’nin. Nüfusumuzun üç milyon artması bayağı güzel bir şey. Güzel insanlar, dindar temiz insanlar, efendim,  tamamdır yani. Tarımda, ziraatta her yere istihdam etsinler.

Rusya’nın yaptığı hava saldırıları, işte Rusya da can havliyle, Suriye’nin bölünmesini istemiyor. Amerika çünkü kafayı taktı.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin Suriye’yi işgal etme riski bulunduğunu söyledi. Esad ayrıca Avrupa’ya çağrı yaparak mülteciler için geri dönüş koşullarının oluşturulmasını istedi.

ADNAN OKTAR: Geri döner mi adam? Avrupa’ya gitmiş rahatı görmüş adam niye dönsün? Hiçbir şekilde dönmez. Suriye’de her an her şey olabilir. Geri döndüğünde yine ayaklanma olur. Orada sistem hiçbir şekilde oturmaz. “Barış koşullarını konuşalım” falan. Kardeşim, bir kere radikal gelenekçi İslam anlayışı var, bir de komünist PKK anlayışı var. Bir ara yol yok. Ara yol Mehdiyet’tir, Mehdiyet olmadı mı çözümü yok. Yani bu çatışma ilanihaye devam eder.

“PKK’lılar şu an sürekli baharda hesabını soracağız diyorlar. Şu anda çoğu dağda olduğunu ve şehre inmediklerini, baharda inip karşılığını vereceğini iddia ediyorlar.” Onlar kış uykusundan uyandıklarında onlara ekmek koyun yerlere falan oralara. Mağaradan çıktıklarında onlar aç olur, yiyecek de bulamazlar. Onlar çöplüğe falan saldıracaktır buna gerek yok. Bayat ekmek falan varsa atın onlar yerler yerde. Ulan hergeleler her sene baharda saldıracağız diyorlar. Çocuktuk liseye falan gidiyorduk genç delikanlıydık bu herifler bunu derdiler, işte” baharda kebap yapacağız, festival var, ortalık karışacak.” Kaç bahar geçti, zırtapozlar? İşte neticeyi aldınız. Dediler “şehir ayaklanması yapacağız, şehirler işte bizim kontrolümüze girecek” falan. Ne oldu, posta pulu gibi yapıştınız. Çakallar, artistlik yapmayın, dağda oturuyorsunuz. Zaten diyor “biz yere inersek karaya inersek açık alana gelirsek bizi hoşafa çevirirler” diyor. “Biz dağda başarılıyız” diyor ayılık alameti olarak. Bütün ayı yavrularını yediler eşek herifler. Geçenlerde resmi var elinde ayı yavrusu, hayvan korku içinde bakıyor böyle. Büyük bir iştahla hayvana bakıyor ayı yavrusuna PKK’lılar. Çiğ çiğ yiyorlardır onlar ayıları. Her kışta, bu kışta işte “final yılı olacak Türkiye’yi böleceğiz” falan. Nereye bölüyorsun? Bütün Kürtler dalga geçiyor Kürt kardeşler, her sene derler bunlar “final başladı final başladı” falan.

“Esad, Suriye’ye girilmesi halinde ordusuyla birlikte buna karşı koyacağını söyledi.” Girildikten sonra ne karşı koyacaksın? Konu bitmiş oluyor o zaman. Özellikle Türkiye girerse tam sağlam girer bir daha da çıkmaz. Boşa tedirgin oluyor. Türkiye hayır için girer kötülük için girmez ki, yani işgal amacıyla girmez. Terörü anarşiyi durdurmak amacıyla girer. Milletin, Suriye’nin toprağında hiçbir ülkenin gözü yok. Hiçbir ülke de böyle bir şeyi istemez zaten. Bölünmesini de istemeyiz Suriye’nin. Ama Esad boşa uğraşıyor. Çünkü savaşın durması diye bir konu hiçbir şekilde olmaz. Oradan halk sürekli kaçar. Suriye’de aklı olan hiç kimse kalmaz. Yani Suriye halkı diye bir halk kalmaz, kalmadı zaten. Ancak o Lazkiye çevresinde falan küçük bir topluluk kalabilir o kadar, onun dışında hiç kimse kalmaz. 

Kaderi bilen Peygamber (s.a.v.). Kader ona gösterildi Resulullah (s.a.v.)’e. Kaderde orada Hz. Mehdi (a.s) görülüyordu. Suriye’de kan aktığı görülüyordu. Yani Suriye yeniden devlet oluyor, yeniden eski eğlenceli günlerine dönüyorlar böyle bir olay yok. Gittikçe daha radikal olur. Şimdi orada ülkesinden kaçan insanlar büyük bir travma yaşıyorlar. Bir kere Esad rejimine karşı akıl almaz bir kin vardır. Adam geri dönmez. Adam vatanını sevse, Esad’ı sevse zaten kalır orada çatışır korur onu. Sevmediği için kaçıyor yani yanlış gördüğü için kaçıyor. Seven adam kaçar mı? Mesela özel harekatçılar ‘Türkiye’de çatışma var biz kaçalım’ demiyor. Ne yapıyor? Çatışmaya giriyor canını veriyor. Eğer sevselerdi kalırlardı. Sevmeyen adamı yeniden çağırmak çok acayip bir şey olur. Adamlar gelsin denmek bir acayip. Esad rejimi bu iç çatışmadan önce sürekli içte çatışma halindeydi zaten halkla. Sürekli faili meçhuller, adam kaçırmalar, sessiz sedasız cinayetler. Halk zaten çok yılmıştı. Halk şimdi Avrupa’ya kaçmakla cennete kaçmış gibi görüyor kendini. Türkiye’de de çadırda yaşamayı kabul eder onlar, yani kimse dönmez mümkün değil bu bayağı tehlikeli. Ne diyecek Esad? Her şey sütliman oldu gelin dönün mü diyecek? Aynı potansiyel, aynı kavga ortamı hazır. Böyle bir şey olmaz. Yani bir yerde yangın çıkmış, her an yangın çıkma tehlikesi yeniden var, adamı aynı yere çağırıyorsun. Adam yangın yerinden kaçtıysa, her an yanma tehlikesi varsa bir daha oraya girmez. 470 bin kişi ölmüş Suriye’de. Milyonlarca kişi kaçmış. Suriye’de kendi vatandaşı halkı kalmamış ki. Şehirlerin tamamı tahrip oldu yerle bir oldu. Ee neyi çağırıyorsun?

“Adnan Bey, çok bilgilisiniz. Kim ne sorsa hemen cevap veriyorsunuz. Bu bilgilere nereden ulaşıyorsunuz?” Yok canım bir şey bildiğimiz yok. İşte duyduklarımızı naklediyoruz. Ne bileceğiz? Herkesin bildiği şeyler benim bildiğim şeyler.

Muhsin Kızılkaya, kendisi de Kürt. “Türkiye’de Kürt sorunu hiç olmadı, Kürtçe sorunu vardır” demiş. Şu an sosyal medyada linç ediyorlarmış. “Satılmış” diyorlarmış. Onu diyenler kendilerine baksınlar. O zaman daha iyi anlarlar kimin satılmış olduğunu. “Şu anda Başbakan’ın danışmanlığını yapıyor. Tam konuşması şu şekilde; ‘Bu mesele Kürt meselesi değil Kürtçe meselesi. Çünkü Kürtler renklerinden dolayı baskı altına alınmadı. Şu anda dil üzerindeki yasaklar kalktı. Kürtlerin en büyük talebi nedir diye sorsalar Kürtçe televizyon isteriz yazarlardı.” Muhsin Kızılkaya en çok Kürtçülük yapan kişilerden biriymiş o zamanlar. Kürt sorunu yok demesi çok önemli, çok dikkat çekmiş. Muhsin Kızılkaya Türkiye’de Kürtçesi en iyi olan insanlardan biriymiş. Hatta benim Kürtçe twitlerimi onun tercüme ettiğine dair de çok yaygın bir söylenti varmış. Hem Başbakan’a hizmet edecek hem gelecek benim twitlerimi tercüme edecek. Böyle bir uçukluk nereden çıkıyor ben anlamadım.

Suriye açık ovada yani açık alanda IŞİD karşısında savaşmaya yaklaşamıyor. Hiçbir Arap ülkesi yanaşamıyor. Amerika yanaşamıyor, İngiltere yanaşamıyor, Avrupa yanaşamıyor hiçbir ordu yanaşamıyor. Çok imanlılar IŞİD, yani hepsi şehit olma arzusunda, Allah’a inançları çok güçlü. Ha doğru yoldalar mı? İnanç olarak yanlış yoldalar. Çünkü şiddet Kuran’ın istediği bir şey değil, dehşet istediği bir şey değil. Ama iman yönünden hakikaten çok güçlü imanları. Hz. Mehdi (a.s) işte bu tersliği düzlüğe çevirecek. Yani bu şiddeti, bu kanı ortadan kaldıracak. Onun yerine dostluk, kardeşlik, sevgi, barış getirecek. Uyuyan kişi uyandırılmayacak, insanların burnu dahi kanamayacak.

“Hocamız yayına PKK’ya kapakla başladı yine. Sayın Adnan Oktar, ‘PKK baharda hesap soracakmış. Onlar kış uykusundan uyanınca yerlere ekmek atın.’”

“Allah aşkıyla sevdiğim, insanlar münafıklık konusunda ve alametlerini de birçok kişi taşıdığına göre nasıl uyarmalıdır? Mesela gelecek, iş-güç kaygısını bahane ederek İslam’a hizmetten kaçınan bir kişi nasıl uyarılabilir? Yöntemi nasıl olmalıdır, inşaAllah?” diyor Emine. Biz anlatıyoruz, herkes de dinliyor ama herkes de alınıyor kendi üstüne alınıyor. Zaten müminleri ilgilendirir o münafık alametleri, küfür, iman etmeyen ilgilenmez. Oradan kendine hisse çıkarıyor akılının yettiği kadar, gücünün yettiği kadar hisse çıkartıyor. Anlaşılmayacak gibi değil bayağı açık.

Evet, şimdi anlatın bakayım.

BÜLENT SEZGİN: HDP İstanbul Milletvekili Ermeni olan Garo Paylan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Komisyonu’na Cuma namazı arası verildiğini anımsatarak, Pazar ayini için de ara verilmesini talep etti. Talebi kabul edildi. Meclis komisyon çalışmasında Pazar günü ayin için çalışma arası verilecek.

ADNAN OKTAR: Yani tabii ilgili kişiler gidecek, değil mi? Evet. Tabii güzel. Ama dindar Hristiyan pek kalmadı. Nerede öyle ayine giden, kiliseye giden Hristiyan? Keşke olsa. Kalmadı, yani çok yıldırdılar Hristiyanları, Musevileri yıldırlar. Eskiden Ortaköy’de sinagog vardı, gelirdi oraya yaşlı Museviler kendi halinde falan. Gençler pek gelmiyorlar. Keşke dolsa gençlerle, yüksek sesle Tevrat okusalar keşke. Kiliseler genç delikanlılarla dolsa keşke ama olmuyor. Camiler de boş, kiliseler de boş, sinagoglar da boş. Gece-gündüz Darwinist eğitim yapılıyor bütün devletler her yerde. Hurafe almış başını gidiyor. Böyle olmaz.

Kemal Kaygısız, Üsküdar, “Sayın Hocam, siz münafıklara karşı bu mükemmel teşhislerinizle Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde yaşamış olsaydınız İslam tarihi bambaşka yazılmış olurdu. Bugün tahayyül dahi edemeyeceğimiz bir İslam coğrafyasında yaşıyor olabilirdik bence” diyor. inşaAllah tabii, Allah vesile etse olurdu, bütün güç-kuvvet Allah’ın elinde. Ama ben, Hz. Osman (r.a) için tavana çıkacak o alçaklar elinde demir sopayla “iktidarı bırak, halifelikten vazgeç” diyecekler ben de oturup seyredeceğim, öyle bir şey olmazdı.

Makbule Kula, “Allah aşkıyla seni çok seviyoruz. Annem, ben bu akşam teyzem de bizde sizi seyrediyoruz canım Hocam, maşaAllah.”

“İllüminati için hizmet ediyorsun deniyor. Ne düşünüyorsunuz?” İllüminati denilen şey İngiliz derin devletidir. Lordlardan oluşan masondur hepsi tamamı, İngiliz derin devletinin mason olmayan bir üyesi yok hepsi masondur. Dünyayı yönetmeye kalkıyorlar ama Darwinizm’e inanıyorlar. O yüzden de sosyal Darwinizm’i dünyada uygulamaya kalkıyorlar.

Karayılan açıklama yapmış. “Türkiye’nin birliği tehdit ediliyor.” diyor.  Izgara pişiriyor, ayı eti yiye yiye kafayı çizmiş bu. “Erdoğan’ın yaptıkları Türkiye’nin birliğini tehdit ediyor. Bunun hesabını soracağız” diyorlarmış. Şunları söylemiş: “Bu kadar senedir bizimle devlet arasında savaş yürütüyorlar ama son iki üç ayda olan kadar tahribat yaşanmamıştır.” Helal helal aslanlarıma, helal özel harekatçılara. Gazilere şehitlere hepsine selam ediyoruz. “Türk devleti şu an büyük bir tahribat yapıyor.” Niye tahribat olsun? İti-köpeği temizledi niye tahribat olsun? Lağım temizlemek ne zamandan beri tahribat oluyor? Cizre’ye mesela lağım patlağı oluyor lağım, geliyorlar lağımı temizliyorlar şehir tertemiz oluyor. Daha yeni müjdeyi verdiler dediler ki “biz lağımı temizledik” dediler. Bunlar pislik PKK’lılar, temizlemişler daha ne istiyorsun? “Halkımızı tümden karşısına alıyor” diyor. Halkımız tümden kimi karşısına alıyor? PKK’yı karşısına alıyor. Karayılan mı beyaz yılan mı yanlış konuşuyor.

İllüminati, işte diyorum İngiliz derin devletidir. Bütün dünyaya hâkim üç yüz-dört yüz yıldan beri, hâkimler yani. Çok ince kafa kullanıyorlar. Çok araştırmacılar. Okuyor, insan psikolojisini de çok iyi biliyorlar. Ama tabii Osmanlı’nın yıkılacaklığı var, Allah onları vesile ediyor. Bütün güç Allah’ındır. İllüminati dediğin, dünyayı gösteriyor uzayda, toplu iğne başı kadar. Biraz daha uzaklaşıyorsun yok oluyor. Onun her tarafı İllüminati olsa ne olur? Tamamı İllüminati olsa ne olur? Zavallı insanlar İllüminati. Adam bastonla bilmem neyle, romatizması var, kalbi var. Tekliyor, zor bela oturuyor. Bronşiti var. Ne diyor? “Ben derin devletin elemanıyım” diyor. Tavuk bile senden sağlıklı. Tabii. Tavuk kadar bile olamıyorsun. İllüminatinin on yöneticisi var. Üç yüz civarında da alt kadrosu var. Dünyayı yönetiyor işte. İngiliz derin devleti budur. Birçok Amerika Birleşik Devletleri başkanı İllüminatiye hizmet ediyor, etmiştir. Bütün siyasi kararlar İllüminatiden geçmiştir ama yani bazen tarih içerisinde mesela Kennedy falan, bunlar bazen İllüminati ile ters düştükleri olmuştur. Onu da canlarıyla ödemişlerdir. İllüminatinin toplantısında hahamlar da oluyor. Yüksek dereceli hahamlar ve üstat yüksek dereceli masonlar oluyor. Böyle idare ediyorlar. Ama Allah’ın dediğinin dışında bir şey olmuyor bak, onu da söyleyeyim. İllüminati hiçbir zaman için Allah’ın dediğinin dışına çıkamaz. Allah ne derse onu yapar. Yani dünya kuruldu kurulalı aksi olmamıştır. Ama İllüminati her zaman olmuştur, onu söyleyeyim bak. Roma döneminde de var, Eski Mısır döneminde de var. Her zaman vardır. Mısır’da Firavun devletinin mevcut olduğu ortamda, derin devlet de sarayın içindeydi. Zaten ayetten görüyoruz derin devlet elemanlarını.

Diyanet habire “Kuran yetersiz, Kuran yetersiz, Kuran yetersiz.” “Allah, yetersiz bir kitap indirdi” demeye getiriyorlar. Kuran’a acz ifade ediyorlar Kuran’a, hâşâ. Allah diyor, “…Biz Kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı…” (Nahl Suresi, 89) diyor. Onlar da acz içinde olduğunu söylüyorlar Kuran’ın.

Narkoz; ne dediğin belli değil ki kardeşim. Şimdi PKK’yla Kürt ayrıdır. PKK lağımdır, pisliktir. Onu bir ayır. Kürt nurdur. Güzel ahlaklı, asil insandır. Türkiye’nin süsüdür, dünyanın süsüdür Kürt. Ama lağımla, pislikle nuru ayırt etmek çok önemli.

İbrahim Fatih Kırca; “Dünyada en güçlü derin devlet ABD’dir.” Şimdi, gücü iyi Amerika’nın, doğru. Fakat İngiltere’nin emrinde bir askeri güçtür. Yani başkumandanı İngiltere’dir. Amerika nerde öyle? Köylü, gariban insanlar. Hep köy kökenli, saftır Amerikalılar. Hepsi kovboy görüntüsündedir. Çocuksu bir saflıktadırlar. İngiliz derin devleti yönetir Amerika’yı.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey birkaç fotoğraf vardı. Çanakkale Savaşı’nda doğudan gelen Kürt atlı birliklerinin fotoğrafları.

ADNAN OKTAR: Kürt kardeşlerimiz, aslanlarımız nereye gidiyorlar?

BÜLENT SEZGİN: Çanakkale Savaşı’na, İstanbul’a gelişini gösteren resimler.

ADNAN OKTAR: Aslan koçyiğitler, efeler görüyor musun? Güneydoğu’dan hepsi Kürt kardeşlerimiz. Silahlı çatışmaya gidiyorlar.

PKK’lılar Cizre’den temizlenince bu sefer Kürtlere hakaret etmeye başlamışlar Kürt kardeşlerimize. O bütün pis sözler kendilerine döner. Kürt kardeşlerimiz altındır, altın. PKK da lağımdır. Boş yere çırpınıyorlar. Haysiyetsiz herifler.

“Hocam geçen gün internette İlahiyat Öğrencileri Platformu’nda Ahir Zaman Alametleri konulu başlık açılmış. Çok fazla katılım oldu. Birkaç saat sonra bu başlık ortadan kaldırıldı” diyor. “Bu ne korku Hocam, bu nasıl bir tedirginlik?” diyor. “Bu mudur dindarlık? Diyesim geliyor” diyor. “Mesela son olarak sabah namazında yorganı üzerinden kaldırmak zordur paylaşımı yapmışlar. Neden namaza kalkmak Allah aşığı bir Müslüman için güç olsun? Müslümanlar hep zayıf imanlı özellikleri telkin etmeleri beni bayağı rahatsız ediyor doğrusu” diyor.

Eski Mısır’da da biliyorsunuz Hızır (a.s) bilinir. Eski Mısır’daki bütün yazışmalarda, yazıtlarda, kabartmalarda anlatılıyor. Onlar, ‘Osiris, Yeşil Adam’ diyorlar. Geçtiği yeri hep yeşil yapıyor. Yeraltı dünyasına hakim olarak biliniyor. Aynısı işte şambala dedikleri. Yani o mağaralarda onun elemanları yaşıyor deniyor. Ergenekon’un iddianamesinde o konu çok uzun anlatılıyor. Yeraltından emir aldıkları.

“Hocam Kuran’da evrim var diyenler artık size teslim olması gerekiyor. Özellikle geçen gün anlattığınız gibi melekler tam anlamında insan suretinde bir anda beliriyor. Allah’ın bunun için evrime ihtiyacı olmuyor.” Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) Hira Mağarası’nda mağaradan dışarı çıkıyor. Bakıyor bütün ufku kaplamış, kanatları açık, çok güzel bir varlık. Ürküyor, korkuyor, içeriye kaçıyor mağaraya. O da o tarafa doğru gelmeye başlıyor. Diyor ya ayette, mesafenin iyice kısaldığını söylüyor. Yüz yüze geliyorlar. Sonra içeri giriyor mağaraya. Peygamberimiz (s.a.v.)’e sarılıyor. Kıyafeti buruşuyor. Bayağı sıkı sıkıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bütün gücüyle hissediyor sıkıldığını. Üstü buruş buruş oluyor sıktığı için. Bırakıyor. Oku diyor. Ben okuma bilmem diyor. Gözünü kapatıyor Peygamberimiz (s.a.v.). yani korkuyor daha Türkçesi. Bir daha sıkıyor. Bayağı kuvvetli sıkıyor. Yine ben okuma bilmem diyor. Ondan sonra bırakıyor Peygamberimiz (s.a.v.)’i. Baygınlık geçiriyor Peygamberimiz (s.a.v.) yani bayağı korkuyor. Sonra ayet inzal oluyor. Koşarak hanımının yanına gidiyor. O yüksek biliyorsunuz dağlık alan. Nasıl koştuğunu düşünün yani. “Beni örtün, beni örtün” diye bağırıyor Peygamberimiz (s.a.v.). hemen hanımı, oradakiler üstünü örtüyorlar. Sonra biraz sakinleşince Peygamber (s.a.v.) anlatıyor. Böyle bir şey gördüm diyor. “Sana müjdeler olsun” diyor, Hz. Hatice (r.a). “Sen Allah’ın peygamberisin. O da gelen Cebrail (a.s)” diyor. Tarif edince görüntüsünü biliyor kadın. Alim kadın. Peki, o evrimle mi yaratıldı Cebrail (a.s) orada? Bir anda oluşuyor ufukta. Hayır, ufukta oluşan o koskoca, büyük varlık sonra küçülüyor. Geliyor geliyor insan boyutuna geliyor. Orada atmosferde görünüşü otuz kilometre falan. Otuz kilometre falan büyüklüğünde. Ama geldikçe küçülüyor. Normal insan boyutuna geliyor. Ama adalesi var, kuvveti var, kemiği var mesela sarılıyor Peygamber (s.a.v.)’e. Peygamber (s.a.v.) nefesini hissediyor, bütün gücüyle sıkıyor neredeyse yani kaburgalarını da böyle hissedilecek şekilde sıkıyor. Üstü başı bayağı düzgün, buruşuyor Peygamber (s.a.v.)’in üstü. O halde koşarak gidiyor aşağıya. O gelen kim? Nasıl yaratıldı? Evrimle mi yaratıldı? Bir anda oluşuyor, sonra bir anda yine çıkıyor. Uzaklaşmaya başlıyor, sonra kayboluyor. Ne oldu? Hani nerede evrim? Atıyorlar. Attıklarında tutarız.

Asa tahta, ağaç, atar atmaz yılan oluyor. Bildiğin yılan. Öyle görüntü değil. Adamların ipleri var, tahtaları var hayvan onları da yutuyor. Normalde yılan onu yutmaz. Yutuyor içine vücudunun içine giriyor yılanın. Sonra yılan asa oluyor bir anda yeniden. Tahtalar nerede? Yok. Yutmuş hayvan gerçekten yutmuş. Zaten o yüzden sihirbazlar secdeye kapanıyorlar. Çünkü eğer görüntü olsa durması lazım ipler durmuyor.

“Hocam, Şeyh Nazım Hocamız’ın oğulları Almanya’da Sufi geceleri düzenliyor. Acaba sizin Mevlana ile ilgili açıklamalarınız kendilerine ulaşmamış mıdır? Hâlbuki Şeyh Nazım Hocamız sizi çok sevdiğine biz şahidiz İnşaAllah” Recep Ulusoy. Sufilik yani sırf Mevlevilik’te olmuyor ki. Yani Nakşibendî’dir Şeyhimiz, Sultanımız Şeyh Nazım Kıbrisi El-Hakkani Hazretleri. Evlatları da Nakşibendî. Dolayısıyla Sufilik Nakşibendilik iç içedir. Yani Sufi olmak suç bir şey değil. Yani Sofiler mesela Güneydoğu’da da diğer tarikatlar, cemaatler Kadirilik hepsi Sufilik’tir. Dolayısıyla yani Mevlevilik eşittir Sufilik, Sufilik eşittir Mevlevilik böyle bir şey yok.

Hz. Hızır (a.s) bazen maddeden ruha geçerken, ruhtan maddeye geçerken ara ara görüntü haline gelir. Mısır’da olaylarda bir görüntü var onu bir göster. Biri Mısır’da biri Japonya’da. Önce Mısır’da olanı göster sonra Japonya’da olanı göster. Japonya depreminde çekilmiş bir film.

BÜLENT SEZGİN: Evet inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bunlarda film hilesi falan yok. Doğru filmler yani.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, sanatçı Murat Kekilli, Mardin’de PKK’lı teröristlerce şehit edilen polis memurumuz Mehmet Akif Hatunoğlu’nun ailesine taziye ziyaretinde bulundu ve Kuran’ı Kerim okudu. Fotoğrafı da vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Aferin aslanıma, aferin koç yiğidime. Kekilli has delikanlıymış ki böyle güzel tavır koymuş. Filmi var mı Kuran okumasının?

BÜLENT SEZGİN: Yok, sadece bu fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Çok güzel yapmış, aferin.

Yeni Şafak ve Sabah Gazeteleri Nature Dergisi kaynaklı bir haber var. Orada evrimle ilgili bir yazı var. Olduğu gibi almışlar. Hiç yani ne düşünüyorlar, ne araştırıyorlar. Vereceği zararı falan da hiç hesap etmiyorlar.

Melike Özbek, “Nefesim, ruhum, canım Üstadım. Sizi çok ama çok seviyorum. Rabbim ahirette de sizden ayırmasın” diyor. “Zümrüt gözlüm, gül kokulu, nurlu güzel ellerinizden öpüyorum” diyor.

“Hocam, bir münafığın tövbe edip tamamen vazgeçmesi ve samimi bir Müslüman olması mümkün mü?” Olur. Öyle çok güçlü münafık alameti gösterir. Mümindir. Vazgeçer. Yani gerçek münafık değildir. Ama Allah vermesin. Gerçek münafıksa o ruh hastası oluyor. Yani sürati katiye de vazgeçmez. Ne yaparsan yap vazgeçmez. Eğilir bükülür şekil alır, mahlûkattan olduğu için, şeytan olduğu için vazgeçmez. Ama müminde bazen münafık alametleri çok yoğun olur. Hepsini bırakır, normal Müslüman haline gelebilir.

Ali Ekber Çiçek, delikanlı âleminin koçyiğitlerindendi. Allah gani gani rahmet etsin. Alevi bir aslandır.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sur ve Cizre’de yedi özel harekâtçımızın onlarca PKK’lının saldırısına maruz kaldığı bir anın telsiz konuşmaları ortaya çıktı. Altmış dört nolu kuleye altı yüz kadar teröristin düzenlediği saldırının ses kayıtlarında PKK’lıların roket, el bombası ve otomatik silahlarla düzenlediği, özel harekâtçılarımızın ise silahlarının şişme yaptığı, mühimmatlarının bittiği ve tabanca ile karşı koymaya çalıştıkları duyuluyor. Bazıları ise yaralandığı halde çatışmaya devam ediyorlar. Çatışmanın sonlarına doğru kahraman güvenlik kuvvetlerinin tekbir getirdikleri ve “burada sonuna kadar mücadele ediyoruz. Kimsenin endişesi olmasın. Bu memleketi onlara bırakmıyoruz” diyerek haykırdığı duyuluyor. Üç saat çatışmadan sonra mühimmat desteği geliyor ve kahramanlarımız saldırıyı püskürtüyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O var mı yazılı olarak?

KARTAL GÖKTAN: Bilgi olarak.

ADNAN OKTAR: PYD ve YPG ile ilgili MİT müsteşarlığı kamuoyuna bilgi versin. YPG ve PYD’nin komünist, Stalinist PKK ile bağlantısıyla ilgili MİT müsteşarlığı bilgi versin. Bunu bekliyoruz. Önemli bir şey bu. Yani gidip bizim orada bilgi toplamamız mevzu bahis olmaz. MİT elindeki bilgileri versin. Kamuoyuyla paylaşsın, bir mahsuru yok bunların. Yani devlet sırrı değil. Bu alçaklara karşı Avrupa’da, orada burada kullanabilelim. Özellikle efe bu konuda titiz davranacağını düşünüyorum. Gereğini yapsın. Efe kim? Hakan Fidan. Dindardır Hakan Fidan, Kürt asılı bir delikanlıdır. Namazında niyazında temiz bir delikanlı.

Hz. Hızır (a.s)’ın sevdiği genellikle boz veya kır at üstünde olur. Ama tabii ruh halini almış bir attır. Atın bazen çekicisi olur. O filmde de görülüyor. Önde birisi çekiyor. Kendisi atın üstünde, birisi çekiyor. Mısır’daki filmde görülüyor o. Elinde mızrak veya kamçı olur. Genç veya yaşlı kılığına da girebiliyor. Yani canı nasıl isterse o şekli alabiliyor. Yani hayal ettiğinde düşündüğünde o şekli alır. Evet. Yani istediği an ruh haline gelebilir. Kısa bir düşünmeyle, kısa bir konsantrasyonla ruh haline geçebilir. Ama her babayiğidin kaldırabileceği bir şey değil. Tabii, maşaAllah onun bünyesi güçlü başkası olsa aklını atar. Olan aklı da gider Allah esirgesin. Tabii çok zor yani ruhtan maddeye, maddeden ruha geçmek, sürekli şekil değiştirmek, onu bünye kaldırmaz. Ama güçlü, dirayetli bir insan.

“Gördüğüm, her an düşündüğüm her dakika ne iyi geldin bana diyeceğim insan, sevincim, göz bebeğim Adnan Oktar. İyi ki varsın, iyi ki varsın” diyor. MaşaAllah Allah sevgini artırsın.

Evrim diye bir şey yok kardeşim. Kesin yok yani. Alenen Allah’ın varlığı net. Madde yok bir kere. Yani o olay anlattıkları gibi değil. Bir öğrenseler Allahüâlem sindirim sistemleri falan gider bazılarının. Farkında değiller vaziyetin. Kâinatın olduğu gibi her yeri metafizik. Öyle bir şey yok. Öyle bir şey olursa görürüz. Yani “Allah böyle yarattı” derdik. Ben onlara evrimcilere bir parça dinleteceğim. Bu parça ile dans etsinler. Darwinistler bu teoriyi bıraksınlar. Nerede tırak, orada bırak.

Sevmek korumaktır, güzel. Vatanını seviyorsan korursun. Sevgilini seviyorsan korursun. Dinini seviyorsan korursun. Gerekirse canını verirsin aslanlar gibi. Benim kabadayılarım bak, teker teker şahadet haberleri geliyor. Nasıl imreniyorum nasıl, anlatamam yani. Delikanlı yatağında ölmez. Allah vermesin. Delikanlının şanı, şerefi şahadettir. Yani tabii Allah vermesin, olabilir. Yatakta da olur ama gönül ister ki şahadet.

Bu PKK durup durup kabadayılık yapmasın. Elinden ne geliyorsa yapsın. Elinden geleni ardına koymazsa namertler. Zaten namert haysiyetsiz herifler. Her sene tehdit ederler. “Şunu yapacağız. Bunu yapacağız” Artık vakit yok. Düzeltecekler durumu. Türkiye artık ileri gidiyor. Gemi kalkıyor.

Madde dışarıda vardır ama flu bir varlık olarak vardır. Gölge bir varlık olarak vardır. Yani biz olmasak da olur madde. Ama flu bir varlık.

Hz. Hızır (a.s)'la ilgili rivayetlerde Hz. Hızır (a.s)'ın atıyla göğe yükselip uçup gittiği söylenir, hadislerde. Yani göğe doğru, önce yerden ama bak, aynı olayda da görüyorsunuz. Yerden göğe doğru uçup gidiyor aynı şekilde. Hatta “boz atlı Hızır” olarak geçer. Hızır (a.s) hep boz atlıdır. Hz. Hızır (a.s) üstü başı perişan yaşlı bir derviş şeklinde görünür bazen. Bazen böyle çok özür dilerim, dişi sevimli bir köpek şeklinde de görülür. Haberin olmaz böyle ekmek ister senden, yiyecek ister, ayağına dolanır, oralarda gezer. Mesela birden şey yapar saldırır mesela bir şey olduğunda. Hamile bir kadın şeklinde de görülür. Böyle ihtiyacı olan, muhtaç bir yaşlı kadın olarak. Yaşlı bir dede şeklinde görülür. Efendim, bazen insanlara, kızdığı insana beddua eder, yani yaşlı dede şeklinde. Bazen insanları sınavdan geçirir böyle dener. İşte Hz. Musa (a.s)'ı denediği gibi. İyileşmesi gerekli gördüğü, önemli gördüğü insanlara da ilaç tavsiye eder Hz. Hızır (a.s). Mesela “şunu ye, şunu iç, geçer” der. Adamın aklı duruyor hakikaten, geçiyor. Doktorlar bazen şoka giriyor. Diyorlar ki; “ya bu olacak iş değil, bu nasıl oldu?” falan diyorlar. Çoktur, duymuşsunuzdur mucize olarak. Mesela kanser tümörü iyileşiyor durduk yere. “Bünyeniz beyefendi güçlüymüş” diyor. Nerenin bünyesi? Bir harikalık var, belli. Haberi bile olmaz, yani Hz. Hızır (a.s) vesilesiyle olur. Öyle güzel yönleri de var.

Mehmet Yıldırım. Nerde Mehmet Yıldırım? Mehmet, Facebook sayfana bir haftalık erişim sayısı yedi yüz yirmi bin kişiyi aşmış.

“Hz. Hızır (a.s)’ın talebeleri onun talebesi olduklarını biliyorlar mı?” Sadece yüksek dereceli masonlar böyle o işte İllüminatinin toplantılarında bir ruh olarak geldiği söyleniyor, ruh olarak. Yani bir pelerin gibi bir örtüyle geldiği söyleniyor. Yahut bir üstadın ağzından konuştuğu söyleniyor yani üstat görünümlü birisinin. Yani tabii bunlar ne kadar geçerli bilmiyorum. Ama dediklerini yapıyorlar. Ruh olarak geldiğini gördüklerinde, kısa ve özlü söylediklerini yapıyorlar. İşte dünya savaşlarında, şunda bunda falan devletlerin yıkılmasında ortak karar aldıklarında. Zaten geçiyor Hızır (a.s) kıssasına bakarsanız, ilk sayfasında “bir toplantı olur önce” diyor. “Sonra da karar alınır” diyor.

Bu parça delikanlı parçası. Cemal’ım ve bu güzel parça her ikisi de yüksek ruhu ifade eden, kabadayılığı ifade eden güzel parçalar. Bak diyor ki, sevdiği için ölümü göze alıyor, vatan için, Allah için, din için, iman için, Kitap için ölümü göze alıyor. Güneydoğu parçası. Delikanlı âleminin kalesidir Güneydoğu, hepsi efedir, hepsi aslandır. Tabii çok ezdiler benim canlarımı. Daha yeni orası toparlanıyor. Bundan sonra da daha rahatlayacak, ferahlayacak. “Urfa, Mardin beyleri” diyor “kestiler fermanımı” diyor. Suçu ne? Sevmek. “Can için, canan için” diyor. “ben canımı veririm” diyor. Çok güzel. Böyle olacak egoist değil, bencil değil, kabadayılığın ruhu budur. Mesela benim aslanlarım hepsi kabadayı o şehit olanlar, hep saçı başı bembeyaz görüyorsunuz. Hep Hz. Hızır (a.s)’ın talebeleri. Hepsi aslan. Bu tarz şeylerde olur o tip yapılanmalar. Delice bir cesaret gösterir Hz. Hızır (a.s)’ın talebeleri. O aslanlarda da var öyle bir özellik. Delikanlı deliliği yani. Yiğit olan deli olur biliyorsunuz. Ama bu koç yiğitlik anlamında bir delilik. İnşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, askerlerimizin telsiz konuşmalarına dair bir haber okumuştuk, onun ses kaydı da vardı, uygun görürseniz gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet duyayım.

VTR: Askerlerimizin Telsiz Konuşmaları

ADNAN OKTAR: Görüyorsunuz. Kabadayılık budur işte. Helal olsun, aslan onlar. Allah hepsinin ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat afiyet versin. Allah düşmanlarını kahrı perişan etsin. Allah düşmanlarını helak etsin aslanlarımın. Allah yollarını açsın, ömürlerini gün gibi bedit etsin. Allah melekleriyle korusun.

BÜLENT SEZGİN: Askerimizin Cizre’de çocuklarla çekilmiş fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Çok şeker onlar da. Ama işte askere imkân versinler de çocuklara, bunlara hediye dağıtabilsinler. Mesela çikolata kamyonla gönderelim. Varsa bu İHH bir ayarlasın, kamyonla gönderelim. Onlar delirir sevinçten çikolata, bisküvi falan çok. Bak, maşaAllah Allah razı olsun çok güzel. Ama asker nereden bulsun? İşte çokça gönderelim ki onlar da çokça dağıtabilsin. Futbol topu falan ondan da, bir de harbi top göndereceksin uydurma değil. Bayılırlar.

KARTAL GÖKTAN: Çatışmalar sonrası Cizre’nin durumunu gösteren fotoğraflar da vardı.

ADNAN OKTAR: Göster. Allah’ın izniyle cennete çeviririz oraları. Hepsini düzeltiriz kısa sürede. Benim aslanlarım çok daha güzel yerlere layıklar. Güzel oraları tertemiz eder açarız. Bahçeli, güzel, tertemiz evler yaparız. Ama ufaklıkların paltosu yok dikkat ederseniz, palto gönderelim çocuk paltosu. Kaban, palto falan çok miktarda gönderelim. İHH ile yarın görüşün de gidip mağazalarla konuşalım. Bir şey yok bunda fabrikalar batmazlar yani yüz tane paltoyla batmaz. Bir fabrika yüz palto, bir fabrika yüz palto, el kadar çocuk bunlar. Bu onlara bereket getirir, güzellik getirir. Fabrikaları tek tek gezsinler. Çikolata fabrikasına da. Bir kamyon çikolata versinler dağıtalım, bir kamyon bisküvi, batmazlar bir şey olmaz. Zaten olur da ama evet. Hayır, inat eden için diyorum, yoksa inat etmeyen, tabii severek çok insan verir, böyle şeylere düşkündür insanlar.

“Aklın artışı ya da azalışı neye bağlıdır?” Allah’ı seversen artırır aklını. Sevmezsen azaltır. Mesela bak “âlimim” falan diyorlar. Allah ne kadar komik, zavallı hallere getiriyor. Akılları zayıf bir kısmının. Zekiler, zekâları var ama akıl yok. İnsan acıyor hallerine.

Cinler ev köşelerini severler, evlerin köşelerini. Hz. Hızır (a.s) da kubbe altlarını sever. Kubbe altları, camilerin kubbe altı, hep onların kubbe altı ve oralara küçük yuvarlak bir süs koyulur, Ayasofya’da her yerde vardır, Hızır (a.s) makamı olarak yapılır. Hz. Hızır (a.s)’ın oturması oraya, artık bir iyon yığını olarak mı diyelim nasıl diyelim oraya yerleşmesi için. Eski Kudüs’te tapınak tepesinde yine Hızır (a.s) kubbesi, Hz. Hızır (a.s)’ın gelmesi için yapılmış bir mekân. Birçok yerde, birçok camide vardır. Hızır (a.s) makamı vardır camilerde kubbelere yerleşmesi için. Ruh olarak yerleşir. Aynı şekilde mason localarında da özellikle kubbe yapılır, kubbenin altında güneşi temsil eden bir yuvarlak cisim olur. Öylesine yan bilgi olarak veriyorum.

Altmış tır kamyon gitmiş Güneydoğu’ya ama yetmez tabii.

Harun. Bırakın şu ağlamacı kafayı Allah aşkına, her gün ağlamamızı istiyorlar. Deli misiniz siz? Ne kadar mantıksız şey. İslam’da öyle bir şey yoktur, yas tutmak falan eski müşriklerden putperestlerden kalma bir şey. Benim efem delikanlım alnının ortasından kurşunu almış, şehit olmuş, Allah bana da nasip etsin. Delikanlılığın şanındandır helal olsun aslanıma, ne güzel. Biz burada dünyada sürünüyoruz. Onlar cennette mutluluğa kavuşmuşlar ne güzel. Burası zordur, sürünme yeridir burası. Eğlence yeri değil ki burası yani kıyas yaptığımızda, yoksa tabii Allah’a hamd olsun bir nimet. Fakat kıyas yaptığımızda orası cennet, kıyas olmaz. Kim ister kardeşim yatakta ölmeyi? Hep şehadet en güzeli odur yani. Bunlar ağlama yanlısı. Allah’ın yaptığını beğenmiyorlar yani. “Daha iyisini biliyoruz biz” diyorlar. Allah en iyisini bilir.

2015 yılı 1880’den beri en sıcak yıl olmuş. Peygamberimiz (s.a.v.) “Mehdi devrinde” diyor “bir yıl çok sıcak olacak” diyor. Tam dediği gibi. 2015 yılı en sıcak yıl olmuş. Ne zamandan beri? 1880’den beri ilk defa. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi var mı bu konu ile ilgili okuyabiliyor musunuz? Gelsin okuyun.

KARTAL GÖKTAN: Hadis gelmişti Adnan Bey. Okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Oku hadisi.

KARTAL GÖKTAN: Ahmet bin Muhammet bin Ebu Nasr der ki: “İmam Rıza (a.s)’ın şöyle buyurduğunu duydum. “Bu zuhurdan önce bûyuh olacaktır. Aman ben bûyuhun ne demek olduğunu anlamadım. Hacca gittiğimde bir bedevinin “bu ne bûyuh bir gündür” dediğini duyunca ona sordum, “şiddetli sıcak ve hararet” dedi. 2015 yılı 1880’den beri en sıcak yıl olmuş.

ADNAN OKTAR: “Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Mehdi devrinde müthiş bir sıcak olacak bir yılda” diyor, aynısı oldu. Bak, çıkmadık alamet yok, çok mühim bir alamet daha bu.

Bizim bazı gençler var, güya dalga geçen bir üslup var, çok kötü zekice de değil çok akılsızca ve espri yapmayı da bilmiyor, güya laf oturtturuyor onu da bilmiyor. Ve zekâ fukarası çok akılsız, aptalca yazıyorlar insan acıyor. Bir on dakika düşünün bari çok ilkel mantıkları. Birbiriyle dalaşmaları da öyle çok çok kötü. Yani müthiş bir zekâ çöküntüsü ve muazzam bir akıl çöküntüsü var. Güya nüktedan, süper rezalet, akıl, fikir uçmuş böyle.

Kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Dünyayı ancak Sevgi Kurtarır

Masaüstü Görünümü