Harun Yahya

Sohbetler (20 Şubat 2016; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 28 kişinin hayatını kaybettiği YPG’nin Ankara saldırısı sonrası Türkiye angajman kurallarını değiştirme kararı aldı. Henüz içeriğinin ne şekilde olacağı açıklanmadı ancak kararın bakanlar kurulunda gündeme gelmesi bekleniyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Angajman demek, adam sana bir havan topu atıyor, sen de pıt diye bir tane havan topu atıyorsun boş araziye, ee işte angajman oldu diyorsun. Öyle angajman olmaz. Adama öyle bir angajman uygularsın ki adam yaptığına, yapmışlığına, yapacağına yüz bin kere milyonlarca kere pişman olur. Angajman böyle uygulanması lazım. Umarım böyle bir değişiklik yaparlar. Biz can kaybı olsun demiyoruz ama orada adamların bütün müstahkem mevkileri, silah depoları, bağlantı köprüleri, yollar, havaalanlarının tamamının kullanılmaz hale getirilmesi lazım. Tarla olarak kullanılacak gibi de ama o tarz bir kullanım için uygun olmaktan çıkarılması gerekiyor. Onun için de en az üç bin, dört bin topla aynı anda namlu çapı büyük, böyle değil. Üç bin, dört bin topla sabaha kadar topçu ateşi yaparsın, sabah kalktığında adam yandım anam der yani, değil mi? Bir daha aman aman ben böyle işlere girmeyeyim demesi lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sizin sürekli anlatımlarınızdan sonra bugün de Sabah Gazetesi’nin İngilizce versiyonu Daily Sabah, istihbarat raporlarına dayanarak PYD-YPG ile PKK’nın aynı olduğunu belgeler ve resimlerle anlatan İngilizce uzun bir yazı yayınladı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bunu aylardan beri bir tek ben söylüyorum. YPG-PYD-PKK hepsi aynı diye yeri göğü kaldırıyorum ayağa, yeni ikna edebildim. MİT de uzun süreden beri belgeleri vermiyordu, ısrarla söyledim bak Hakan Hoca’dan da ısrarla rica ettim, ondan sonra belgeler verilmeye başlandı. Mesela bak, milli şuur dersi konsun gençlik eğitilsin. İsterlerse biz hazırlayalım kitabı, beğenmiyorlarsa kendileri değiştirsinler. Ama milli şuur dersi konsun. En iyisi biz bir kitap hazırlayalım da taslak sunalım, kendileri istedikleri şekilde değiştirsinler, istedikleri şeyde olabilir. Kalite bakanlığı kurulsun ama o o kadar acil değil, sanat ve kalite bakanlığı fakat o çok önemli bir şey. Çünkü kaliteli olmayan ülkeler, sanatın hakim olmadığı ülkelerin hepsi yıkılıyor. Bakın tarihe tamamı yıkılıyor. Kadına değer vermeyen, sanat olmayan, estetik olmayan, kalitenin önemsenmediği her ülke yıkılıyor.

Milli şuur belgesel olarak hazırlıyoruz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yalçın Akdoğan, Rusya’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni Türkiye’nin toprak bütünlüğü için toplantıya çağırmasına tepki göstererek, “Rusya masum sivilleri, hastaneleri, okulları vuruyor. Aynı gün ellinin üzerinde masum ölmüş utanmadan Birleşmiş Milletler’e ‘Türkiye top atışı yapıyor’ toplantısı yaptırıyorlar. İşte bu ikiyüzlülüğe son vermek lazım. Terör örgütlerine silah gönderecekler, Türkiye’ye de taziye mesajı gönderecekler” dedi.

ADNAN OKTAR: Sırf Tayyip Hoca’ya öfke başka bir şey değil bunlar. Putin delikanlı kabadayı bir genç, bu işlerin içine nereden girdi ben anlamadım. Bu tip izahlar falan hiç yakışmıyor, garip bir şey oldu çok acayip oldu. Şimdi araları da pek düzelecek gibi de görünmüyor. Başbakan daha çok ön plana çıksın Başbakan. Putin’le görüşme için falan o daha ısrarcı olsun. Putin Tayyip Hoca’yla görüşmez benim kanaatim yani nevri döndü adeta, o zor. Araya yabancı ülkeler de girmiyor korkuyorlar Rusya’dan. Mesela Birleşmiş Milletler diyor ki “çocukların bombalanması yanlış.” Kim yaptı da yanlış yaptı söylesene? Bu nasıl iş? Diyor “çocukların bombalanması yanlıştır.” Kime söylüyorsun bunu, uzaylılara mı söylüyorsun? Desene, Suriye kuvvetleriyse Suriye kuvvetleri de, Rus kuvvetleriyse Rus kuvvetleri de kimse o. Bir acayip üslup. Biz Rusları seviyoruz, mesela Rusların Türkiye’ye gelmemesi falan çok korkunç bir şey bu. Benim çok fazla Rus kız arkadaşım var, sevdiklerimiz var. Nereden çıkıyor bu laflar? Çünkü bu halkı ilgilendiren bir şey değil, halk birbirini seviyor, üst düzeyde bir çatışma var üst düzeyde. O bizi ilgilendirmez. Halkın birbirine sevgisini engellemeye çalışmak çok ayıp, çok çirkin.

Kadının mutlu olmadığı bir ülke yıkılır, kadının hür olmadığı bir ülke yıkılır, kadınların zorla kapatıldığı bir ülke yıkılır. Hepsi yıkıldı bak yıkılmayan yok. Kadını hürse o ülke ayakta kalıyor. Allah zulme rıza etmez. Allah’ın kulu kadınlar, Allah kullarına zulmettirmez. Kadınların özgür yaşaması lazım. Kadın süslü bakımlı güzel, sen kadını boğarsan, sevgisini yok edersen. Bir de çeşitli bahanelerle söylüyorlar, işte “kadın bir meta değildir.” Sen peki meta mısın? Daracık blucin giyiyorsun fıttırı fıttırı yürüyorsun, değil mi? Tabii ki insan bir cisimdir, bir varlıktır ve onun süslü ve güzel olması lazım laf mı şu? Ee, meta olmaması için ne yapacak? Çok çirkin giyinecek, biçimsiz olacak. Erkek istediği gibi süsleniyor o zaman meta olmuyor, kadın süslenince meta oluyor. İşte kadın kapansın bilmem ne, bunlar kadını ele geçiremedikleri için bunu söylüyorlar, bağlantı kuramadıkları için. Ne konuşmayı bilirler kadınlarla, ne iltifat etmeyi bilirler, ne sevgiyi bilir “gulüm benim gulüm, ne o gız” falan öyle konuşuyor adam. Kadın maneviyatın, güzelliğin, tutkunun derin okyanusudur. Oraya dalan onun sonunu getiremez. Allah kadına öyle akıl almaz bir güç vermiştir, metafizik bir güç. Kadının gözünden sen girdiğinde deryaya girersin, bambaşka bir aleme girersin. Ama kadın tabii iman ister. Allah’tan korkmayandan kadın korkar. Allah’tan korkmayanla kadın nasıl bağlantı kursun, değil mi? Allah’ı sevmeyen, der ki adam “Allah’ı sevmiyor adam beni niye sevsin bu adam?” der. “Allah’ı seviyorsa Allah’a hizmet etmiyor benimle ne bağlantısı olacak bunun?” der “Allah’a vefası yok bana ne vefası olacak?” der. Bir kere kadını sevecek delikanlı kabadayı olması lazım. Kabadayı ne demek? Allah için her an canını verebilecek dünyadan geçmiş yiğit, böyle basit çıkarlar için basit hedefleri olmaz delikanlının, kabadayının. Mesela bak, bizim özel harekatçılarımızın hepsi kabadayı ben bakıyorum kabadayının hası. Bak hiç, çok az bir maaş alıyor bu aslanlar. Şu soğuk havada eksi on-on beş derece falan oluyor dağın tepesinde, silahın tetiği ellerine yapışıyor o kadar soğuk. Allah için, vatan için, millet için, Kuran için hizmet ediyorlar. Tertemiz alnından vuruluyor böyle kanlara boyanıyor, kabadayının şanındandır. Vay dövünerek ağlıyor. Kardeşim, sen bir kabadayıya ağlarsan kabadayıya eziyet edersin sen, onun delikanlılığına halel getirmiş olursun. Nerede görülmüş? İzmir efeleri falan eskiden çatışırlardı, efeler geniş çapta şehit verirdi. Sazla oynarlar mesela “eğilmez başın gibi efe” diye şarkılar söylüyorlar. Mesela yüz-yüz elli kişi birden saldırıyorlar en az otuz şehit veriyorlar. Hiçbir şekilde ağlama inleme, delikanlı bitti demektir ağladın mı. Olmaz. Delikanlı kendine ağlanmasını da istemez çok acı bir olay bu, çok ağrına gider. Her gün yas tutalım diyorlar, bağıralım, dövünelim, saçımızı başımızı yırtalım, feryat edelim. Kardeşim, sen ölmeyecek misin? Senin durumun şüpheli, sen cehenneme de gidebilirsin. O direkt cennete girmiş daha ne istiyorsun? Sen kaldın da ne oldu ayrıca dünyada ne yapacaksın sen, ne yapacaksın? Eğlenecek misin burada ne yapacaksın yani? Kendini nasipli. Nasipli değilsin ki, nasipli olan o, giden nasipli. Senin durumun zor, durumun da kritik cennete, cehenneme nereye gideceğin de belli değil.

GÜLEN BATURALP: Siz daha önce söylemiştiniz “Hiç PKK’lıların cenazesinde PKK’lıların ağladığını gördünüz mü?” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Akıl almaz. PKK’lılar niye askerlerimizi vuruyor? Millet ağlasın diye, ağlasın olumsuz propaganda olsun millet bezsin, psikolojik olarak çöksünler diye. Böyle bir şey olmaz. Tekbirlerle yıkarsın ortalığı. Kabadayılığın birinci maddesi şehitliktir. Böyle şey olmaz. Ya şehit ya gazi olursun bunda şaşacak bir şey yok.

“Adnan Oktar, başkan olsana başkan olsana, CHP’ye başkan olsana.” Kılıçdaroğlu efendi insan, akıllı insan. Zırt pırt başkan değiştirilmez. Bayağı makul nurlu seyit efendi insan. Bir muhalefet gerekir, CHP’nin güçlü olması gerekiyor. Muhalefetsiz iktidar çok tehlikeli olur, çok çok tehlikeli olur.

Hz. Ali (k.v) canım benim o zaman millete güvenmiş. Vay benim yiğit dedem vay koçyiğit dedem. Ortaya çıkmış o kahpe de gelip okla vurmuş. O Müslümanlara güveniyor tabii göğsünü gererek çıkmış ama çok büyük hata yapmışlar. Tek başına çıkarılır mı? Silahlı pusatlı tam donanımlı delikanlılar. Mesela 1.95 falan etten ordu kuracaklar o çok önemli bir insan. Bir de emrinde onun, böyle nasıl söyleyeyim kabadayıları olması lazımdı kabadayıları. Mesela en az elli kişilik, yüz kişilik hazır kabadayısı olması lazımdı. Yanlış olmuş.

“Adnan Hoca, neden hep güzel bayanlar, yakışıklı erkekler var? Oraya çirkinler gelemiyor mu?” Begüm Şen. Çirkin diye bir şey yok. Sevilen kadın güzeldir zaten. Ben öyle bir şeye rastlamadım. Ruhu güzelse Allah yüzünü de güzelleştirir.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi verebilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

KARTAL GÖKTAN: Katar’ın en çok okunan gazetelerinden Gulf Tımes Gazetesi’nde yayınlanan makalenizde Türkiye’nin beş yıldan bu yana on milyar dolar harcama yaparak iki buçuk milyondan fazla mülteciyi kabul ettiğini, dünyanın en büyük ekonomisi olan Avrupa Birliği’nin ise mültecileri kabul etmede ciddi bir sorumluluk yüklenmediği gibi, Türkiye’ye bu konuda vaad ettiği üç milyar euroluk yardımı dahi çirkin bir pazarlık konusu haline getirdiğini, kaldı ki üç milyar euronun tamamen sembolik bir rakam olduğunu, mültecilerin ihtiyacı için değil üç milyar euro en az otuz-kırk milyarlık bir bütçe gerektiğini anlatıyorsunuz. Aynı makaleniz Arapça olarak Katar’ın günlük gazetesi El-Vatan’da da yayınlandı. Suudi Arabistan’ın Arapça günlük gazetesi Mekke’de yayınlanan “PYD bir terör örgütüdür” başlıklı yazınızda Amerika’nın PYD’ye verdiği desteğin büyük bir hata olduğunu, PYD ile PKK’nın aynı örgüt olduğunu, teröre verilen desteğin tüm bölgenin ve dünyanın istikrarı ve huzurunu bozacak büyük bir yanlış olduğunu hatırlatıyorsunuz. Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olma özelliğini taşıyan ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra tüm Ortadoğu’da dağıtımı yapılan Arab News Gazetesi’nde “Avrupa’da sağ ve gelişen ırkçılık” başlıklı makaleniz yer aldı. Malezya İslam Partisi tarafından yayınlanan haftalık İngilizce gazete Harakah’da “Müslümanca konuşmaların etkileri” başlıklı yazınız yayınlandı. Merkezi Belçika’da bulunan ve günlük ziyaretçi sayısı 606 bin, aylık ziyaret sayısı da dört milyonu bulan Sasaport Haber Sitesi’nde “bölünmenin eşiğinde olan Avrupa’nın kurtuluşu nasıl olur?” başlıklı yazınız Arapça olarak yer aldı. Bangladeş’teki gazetelerde iki yazınız Bengali dilinde yer aldı. Amader Ortonethy ve Amader Shomoy gazetelerinde yer alan yazılarınız “Amerika’nın göremediği PKK ve idamlar Bangladeş’i karanlığa sürükler.” Kırgızistan’ın çok okunan gazetesi Barakelde çeşitli makalelerinize Kırgızca olarak yer verdi. “Karaciğere yerleştirilmiş bakteri imha makineleri, glikozu, proteini, sodyumu ayrıt edebilen böbrekler yaratılışın apaçık bir delilidir.” “Tansiyonunuz düştüğünde vücudunuzda neler olduğunu biliyor musunuz?” “Vücuda zarar vermemek için intihar eden hücreler” ve “sizin yapmadığınızı hücreleriniz yapabilir” başlıklı makaleleriniz Kırgızca dilinde yayınlandı, maşaAllah.

Cüneyt, “Hocam, yılan derisi mi ayakkabı?” diyor. Ayakkabılar karışık oluyor. Evet, derisinin bir kısmı yılan derisi, yarısı yılan derisi. Yazık hayvana ne yapalım.

İbni Mülcem Hz. Ali (k.v)’e zehirli kılıcıyla saldırırken “Emir ve hüküm sadece Allah’a aittir ey Ali, sana ve arkadaşlarına değil” diyerek bağırıyor. Gıcık olmalarının nedeni ne? Hz. Ali (k.v)’yi hanımlar çok beğeniyorlar. Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a)’ı beğeniyorlar. O kafa işte bu vakte kadar geldi bunların bu kafası. Kadınlardan nefrete ait bütün uydurma hadisleri bu alçaklar uydurdu o devirde. Onlardan gelen bu rivayetler. İslam’ın dibine adeta dinamit koydular. Silsile yoluyla geldi.

“Hocam, ortamda genç kardeşlerimiz varken Gökalp Ağabey’e çay servisi yaptırmayalım. Deli Kadir imajı zedelenmesin” diyor.

Merve, “İngiliz derin devletine sizin söyledikleriniz nasıl ulaşıyor algılayamadım Hocam.” İnsaf. Demek ki İngiliz derin devletini bir köy muhtarlığı gibi görüyor. Çift kuşlar köyünden muhtar Cevdet’in haberi nasıl oluyor diyor. Derin devlet diyorsun, derin devlet ne demek? Türkiye’de her yerde istasyonu var demektir. Her yerde elemanları ve her yerde casusları var demektir. Adam ayakta durabilir mi yoksa? Yancıları, yancısının yancısı, ona hizmet eden şeytanları. Çok şeytani zekaya sahip olanları gözden geçiriyor ve onu münafıklığın karanlık batağına düşürüyor İngiliz derin devleti. Kullanır sonra da öldürür.

Münafık şeytani zekayla kendini gösterir. Bak insani zeka demiyorum şeytani zekayla. Deli ve dengesizdir münafık yani sinirleri bozuktur münafığın hastadır. Ama deliler gibi kendini beğenir. Daha önce defalarca söyledim, bir yere ortama girdiğinde onun pis elektriğinden ve azametinden, enaniyetinden anlaşılır zaten. Sahabe devrinde de anlaşılıyordu ama tedbir almadılar. Mesela bu Hz. Ali (k.v)’yi şehit eden Abdurrahman İbni Mülcem korkunç enaniyetliydi, böyle tavus kuşu gibi kabararak falan gezen bir tip. Her yerine süsler takmış falan çok azametli ve pislik yani, yüzünden de melanet akan bir tipti. Ve akıl almaz bilmişti. Müthiş bir genel kültüre sahip ama ahmak. Hz. Ali (k.v)’i kıskanıyor. Çünkü kadınlar, çok fazla hanımı var, kadınlar onu çok seviyor. Hz. Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a)’ın da. Mesela Hz. Hasan (r.a)’ın üç yüze yakın eşi olduğu söylenir. Gelenekçi Ortodoks kaynaklarda bu ben kendimden söylemiyorum. Hatta diyorlar “Ya Resulullah, Hasan bize hiç kız bırakmadı” diyorlar. “Bütün kızlar onu beğeniyor kız kalmadı” diyorlar şikayet ediyorlar. O kadar çok seviyorlar Hz. Hasan (r.a)’ı. Onların güzelliğini, kadınların onlara olan sevgisini kıskandılar. Ve bu yobaz kafa şu ana kadar da geldi. O zaman mesela kadınlara o zamanın bağnazları makyaj yaptırmıyorlardı. Bakım yaptırmıyor, mesela kaşını aldırmıyor, yüzünü aldırmıyor bu İbni Mülcem’in takım, bu mescid-i dırar takımı. Kadınlar zaten mescide hiç gelemiyor. Tamamen kapalılar, erkeklerle hiç görüştürmüyorlar, kendi aralarında bunlar erkek erkeğe kalıyorlar. O kafa işte silsile olarak şu ana kadar da geldi.

Seyfettin Erbi, “Adnan Oktar Hocamız’a ülkücü kardeşimizin katilleri bulunamadı, bilgi verir misiniz Adnan Hocamız’a?” Fırat Çakıroğlu’nun resmini göndermiş. Fırat Çakıroğlu 20 Şubat 2015 tarihinde Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Ülkü Ocakları üyeleriyle PKK’lıların yasadışı YDGH üyeleri arasında çıkan olayda ağır yaralanarak sonra şehit olmuştu. Ve benim aslanım defalarca polise söylediği halde, “beni koruyun bu adamlar tehdit ediyor” dediği halde korumadılar. Korumayan polisler hakkında soruşturma açılması lazım. O dilekçenin gereğini yapmayan polis hakkında soruşturma yapılması lazım. Gerekirse görevden el çektirilmesi lazım ki ibret olsun. Bir de katili bulunamaması, doğru mu bulunamaması?

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Davası devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Yani tutuklu sanık yok mu burada? Var. O ne diyor üstlenmiyor mu adam? Devlet bunu yapsın. Katili bulunamıyorsa bulunsun. Ve benim aslanımın vurulmasına gerekli tedbiri almadığı için sebep olan bütün polisler görevden alınsın kim varsa. Yani benim koçyiğidim kendini korumayı bilirdi ama devlete saygısından bunu yapmadı. Yoksa onlardan bir kişi gelemezdi oraya ben söyleyeyim. YDGH’liler bir kişi gelemezdi, okula da gelemezlerdi. Ama devlete saygısından, devlete güveninden dolayı kendini korumadı. “Devletim beni korusun” dedi. Devlet onu korumadıysa yani ilgili memurlar gereğini yapmadıysa gereği yapılsın, bu adamlar görevinden alınsın bir, ayrıca ilgili kanun maddelerine göre teczi edilmeleri lazım. Eğer hukuka uygun bir konum varsa teczi edilsin. Bu çok kızdırıcı ve bu olay her aklıma geldiğinde kan tepeme çıkıyor. Okulun içi dolu PKK’lı. Bir kere okulda YDGH’linin ne işi var? PKK’lı adamın ne işi var kardeşim? Hemen tutukla. Toplanıyor adamlar zaten bir araya toplanıyorlar. “Bir dakika arkadaş” dersiniz “herkes yere çöksün, yat yere” dersin, kelepçeyi basarsın “yürüyün götürüyoruz” bu kadar. PKK’lı olmak, ver on yıl da hapis cezasını. PKK’lı olmanın cezası on yıl olsun. Suç olmuyor YDGH’li olmak, PKK’lı olmak, bu nasıl iş? Bu kanun değiştirilsin. PKK’lı olmak suç olsun. Ve adam elini kolunu sallayarak silahla okula giriyor. Benim çakır efem orada öyle bir icraat yapardı ki orada bir tane YDGH’li kalmazdı, bir kişi kalamazdı. Ama bak, devlete saygısından yapmadı devlete güvendiği için. Böyle bir karşılık alacağını bilmedi benim canım, benim aslanım. Bu bize ıstırap veriyor, rahatsızız. Buna vesile olan polisler görevinden alınsın. Memurlar görevinden alınsın. Dilekçe veriyor çocuk defalarca. Nasıl korumazsınız? YDGH’lileri nasıl orda tutarsınız daha hala. Yani benim koçyiğidim, aslanım gereğini yapamayacak durumda değildi. Gereğini fazlasıyla da yapardı. Oraya bak söylüyorum bir kişi adım atamazdı PKK’lı. Fakat devlete saygı, devlete hürmet, devlet terbiyesi bunu gerektirdi. Böyle bir karşılık verilmemesi lazımdı. Bu unutulmasın. Bu bizi rahatsız ediyor. Sürekli de rahatsız etmeye devam edecek. Bunu istemiyoruz. Cezası verilsin bir daha da yapamayacak hale gelsin bu yapan kimse, kimlerse. “AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk, terörist olduğu belirlenen kişilerin vatandaşlıktan çıkarılmasını ön gören bir yasa teklifi hazırladı.” Tabii kardeşim.

EBRU ALTAN: Siz söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bunu ben söyledim. Aylar önce söyledim. Ve daha hala düşünüyorlar. Kardeşim hem vatandaşlıktan çıkart hem tutukla. Sonra da sınır dışı edersin. Bu kadar “nereye gidiyorsan git” dersin. Fırat’ımız şehit oldu Allah şehadetini makbul etsin.

Münafıklar Peygamber (s.a.v.)’le konuşurken öyle kahpece ve öyle alçakça konuşuyorlar ki mesela diyor ki, “ya” diyor “sen bizi savaşa götürüyorsun ama” diyor “havanın sıcak olduğunu görüyorsun” diyor. Şimdi Peygamber (s.a.v.) ne desin? “Olsun sıcak da olsa olsun gelin” dese diyecek ki orda bayılan olsa veyahut kalbi sıkışan olsa ya “ben dedim” diyecek. Ama gidip “Müslüman’ı göz göre göre ölüme götürdü adam” diyecek haşa. Öyle konuşuyorlar, üslupları öyle. Peygamber (s.a.v.) de bir şey diyemiyor o zaman. Münafık yani münafık elliye elli konuşur. Çok ortalı konuşur. Yani kendi lehine kullanılacak gibi seçer cümleleri, kelimeleri. Çok alçaktır. Mesela diyor ki “ben” diyor “savaşmayı bilsem gelirim.” Şimdi götürse mesela bir yerine ok mok yiyecek yahut kılıç yiyecek. “Ben size söylemiştim zaten savaşmayı bilmiyorum. Bak kolum koptu.” diyecek. Peygamber (s.a.v.)’i suçlayacak. Alçaklık yapıyor. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.) bunlara bir şey yapamamış, dememiş yani. Bu alçaklar da imparatorluklarını kurmuşlar ve 1400 sene devam ettirmişler. 1400 sene. Sahabe döneminde de kan kusturmuşlar şuanda da devam ediyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Allah münafıklar için şöyle buyuruyor, “Eğer sizinle çıksalardı” diyor “savaşa, size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere çaba yürütürlerdi içinizde.” [Tevbe Suresi, 47]

ADNAN OKTAR: Evet. Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Şeytandan Allah’a sığınırım, Allah münafıklar için “Sizinle birlikte çıksalardı” mücadeleye çıksalardı “size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi.” [Tevbe Suresi, 47]

ADNAN OKTAR: Bela yani pislik. Başka bir şey mesela münafık, her toplulukta baş belasıdır. Herkes çok dikkat eder aman şirretlik yapmasın, pislik yapmasın, ahlaksızlık yapmasın, aman dediğini yapalım, haysiyetsizlik yapmasın, oyun çıkarmasın, komplo kurmasın. Ama buna rağmen haysiyetsizliğe devam eder münafık. Fakat münafık en çok sevabı artıran varlıktır. Müminin aklını en çok açan varlıktır. Yani lüzumlu bir varlıktır. Onun için özel yaratılır.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cizre’deki operasyonlar sırasında halkın güvenlik güçlerimize verdiği destekle teröristlerin sığındıkları bodrumda köşeye sıkıştıkları ortaya çıktı. Halkın ihbarıyla örgütün mühimmatlarını eski bir su kanalı içinde sakladığı bilgisine ulaşıldı. Kanal suyla dolduruldu. Mühimmatsız kalan PKK’lılar üst düzey yöneticilerin de bulunduğu yirmi üç numaralı binada iyice sıkıştı ve teslim olmayı reddettikten sonra etkisiz hale getirildiler.

ADNAN OKTAR: Böyle olması lazım yani yöntem iyi. Bir daha anlat bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Cizre’deki operasyonlar sırasında halkın güvenlik güçlerimize verdiği destekle teröristlerin sığındıkları bodrumda köşeye sıkıştıkları ortaya çıktı. Halkın ihbarıyla örgütün mühimmatlarını eski bir su kanalı içinde sakladığı bilgisine ulaşıldı. Kanal suyla dolduruldu. Mühimmatsız kalan PKK’lılar üst düzey yöneticilerin de bulunduğu yirmi üç numaralı binada iyice sıkıştı ve teslim olmayı reddettikten sonra etkisiz hale getirildiler.

ADNAN OKTAR: Hepsi tutuklansın. Tutuklanmayan adam kalmasın.

IŞİD’i bahane edip Türkiye’nin etrafını PKK’yla doldurmak istiyorlar. İngiliz derin devletinin ahlaksızlığı ve aptalca bir yöntem kullanıyor. Türkiye silah sanayisine daha ağırlık versin. Uzun menzilli toplar, namlu çapı geniş toplar yani mermi ağırlığının daha geniş daha büyük olması lazım.

“1400 yıldır münafıklarla ilgili hiçbir kitabın yazılmamış olmamasının, hiçbir İslam âliminin bu büyük tehdide değinmemesinin, değinse bile yüzeysel değinmesinin sebebi ne olabilir? Neden bu konuya kimse hiç önem vermemiş. Oysa yüzyıllardır her dönem her türlü fitneyi hep münafıklar çıkarmış. İslam âleminin parçalanmasına ve mahvolmasına sebep olmuşlar.” diyor. İşte ben şimdi şuan çok kapsamlı hazırlıyorum. Ve anlatıyorum da siz de zaten retweet ediyorsunuz efendim Facebook’ta orda burada paylaşıyorsunuz. Geniş çaplı öğreniyor insanlar.

Orhan, “Hocam siz olmasanız ülkede PKK’ya, bölünmeye karşı sesini çıkaran pek kimse yoktu çok azdı. Muhafazakâr basında doğuda turizm gelişmeye başladı. Herkes uçurtma uçurtmaya başladı. Barış ve huzur geldi. Kuş sesleri dağlara hâkim oldu diyordu. “Bir tek siz “hayır, PKK silah bırakmaz. PKK Stalinist, komünist Kürdistan fikrinden asla vazgeçmez. Bunlar terörden besleniyor” diyordunuz” diyor. Doğru.

Cavidan, “Dünyada ve Ortadoğu’da kalitesiz, sevgisiz sapkın din anlayışı içindeki Müslümanlara yönelik büyük bir nefret ve öfke var bir kısım Müslümanlarda. Türkiye’den de Ortadoğu’daki yaşantıyı ülkemize taşımaya, modernliği, kaliteyi, estetiği tümden yok etmeye gayret edenler var. Sizin A9 TV yayınlarınız olmasa belki bunu başaracaklardı. Ve şu an belki de biz Ortadoğu’daki herhangi bir ezik ülke gibi olacaktık” diyor. “Allah korusun” diyor.

Yücel Umut, “Helal olsun Adnan Oktar. Bu teröre karşı duruşunuzu destekliyorum. Ama çalgı işleri, hayır.” Ta 1300 sene evvel ki hata, 1400 sene önce başlayan hata bu devre kadar gelmiş. Müzik, niye karşısın müziğe? Yas istiyor. Ağlamak istiyor. Dövünmek istiyor.  Yani Allah’a isyan mantığına geliyor bu. Çok yanlış. Kabadayı daima neşelidir.

Erdinç Mutlu, “Coştuk, sayende insan olduğumuzu hatırladık Hocam” diyor. Estağfirullah.

Erol Kaplan, “Hocam, ne şanslı dünyaya gelmişsin.” İslam’da şans olmaz, nasip olur. Şans demek kör tesadüf demektir. “Bir de tabii ki zekânızla birleşmiş, süper bir şey olmuş. Müslümanlar sizin gibi Hoca zihniyetli olsaydı bugün bu kadınlara zulmedenler de olmazdı” diyor. “Perişan olan bu İslam dünyası da bu halde olmazdı” diyor.

Güneri Çınar, “Adnan Oktar resmen cenneti yaşıyor.” Diyor. Tabii müminin dünyası da ahireti de cennet inşaAllah.

“Sevemedim Karagözlüm’ü istiyoruz.” Diyor. O şarkıyı çalın, yoksa size cephe alacağım.” Diyor. Eyvah yeni bir cephe daha. Cephe olmaz. Müminler kardeştir. İhvandır kardeşler.

“Değerli Hocam, geçen gün akşam namazı kılmak için Nişantaşı’nda büyük lüks bir özel hastanenin mescidine gittik. Mescitte ağır kokudan dolayı içeri bir süre giremedik” diyor. Hakikaten bu oluyor. Bunu belediyeye söylemek lazım. İlgililere söylemek lazım. Birçok yere dilekçe verebilirsiniz. İnternetten bildirebilirsiniz. Kendilerine telefon açabilirsiniz. Bu tip uyarılar çok etkili oluyor.

Siyasiler futbol antrenörü gibi konuşamaz. Yani futbolcu ağzıyla, futbol antrenörü ağzıyla konuşamaz. O çok kötü bir özenti olur. Allah bunda bereketsizlik verir. Mümin kişi eğer devlet görevlisiyse Kuran ağzıyla konuşursa güzel olur. Hikmetle ve derinlikle konuşacak. Futbol antrenörü gibi konuşursa Allah ayağına dolandırır. Çok samimiyetsiz olur. Devlet terbiyesinde antrenör ağzı olmaz. Antrenör futbolda konuşur o tarz.

Hendek Savaşı’ndan önce hendek kazması sırasında münafıklar ağırdan alıyorlardı. “Yoruldum” falan. Çok ahlaksızlardı. Ebu Amir münafıklardan, ünlü münafıklardan savaş meydanına çukur açtırıyor özellikle. Hiçbir sebep yok. Peygamberimiz (s.a.v.) de bilmiyor. Karanlıkta çukura düşüyor. Miğferin iki halkası yanağına saplandı Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Yani çok alçak, aralarında gülüşüyor münafıklar Peygamberimiz (s.a.v.) düştüğünde. Ya kardeşim ben orada olacaktım. Ben o adamları ikna ederdim diye düşünüyorum. Hiçbir şey dememişler. İnanılır gibi değil. Sen çukur açacaksın da Peygamber (s.a.v.)’in yanağına öyle miğferin saplanmasına sebep olacaksın, ben de seni seyredeceğim. Mümkün değil. Mutlaka ikna ederdim ve bir daha da yapamazlardı öyle bir şey.

Münafıklar şeytani kelimelerden çok hoşlanırlar. Anlaşılmaz ve şifreli konuşmalar. Bakın münafıkların yazılarına, bunları görürsünüz. Böyle gizemli, anlaşılmaz kelimeler seçerler. Onlarla gizlice anlaşırlar ve onu münafık çözdüğünde çok hoşuna gider. Münafık münafığın ahlaksızlığını gizli ifadesini çözdüğünde çok hoşuna gider. Bazen de bakışlarla konuşur münafıklar. Yani mesela alaycılığını birbirleriyle beraberken hâşâ bir müminle alay ettiklerinde bakışarak. Mesela uzunca dikkatli bir bakıyor. O anlıyor ne demek istediğini. Veyahut alaycı hafif bir gülümseme. Münafıkların öyle gizli bir mors alfabesi gibi gizli bir dili vardır kendilerine has.

Adem KCK42, şimdi anlaşılıyor haberin nereden geldiği. KCK denen kişi, Allah müminlere bütün dünyayı mescit yapmıştır. Dünyanın her tarafı mescittir müminlere. Yani dev bir mescittir.

DAMLA PAMİR: Adnan Bey, siz münafıklar için anlatmıştınız, “Bir ortama girdiklerinde şeytani elektriklerinden hemen anlaşılır onlar” diye.

ADNAN OKTAR: Yani bak, isterseniz deneyin yahut başka cemaatler, topluluklar da deneyebilirler. Münafığın özel elektriği vardır. Ekâbir, ukala ve züppedir. Kendini çok beğenir, zekâsını da çok beğenir, aklını da çok beğenir. Üst perdedendir, geldiğinde o şeytani elektriği hemen hissedilir. Hemen o pislik hissedilir.

İngiltere’nin Irak işgaline “Irak’ta kimyasal silah bulunduğu yalan” diyerek itiraz eden dönemin Dış İşleri Bakanı Robin Cook, bu itirazından iki yıl sonra dağda yürüyüş yaparken esrarengiz bir şekilde öldürüldü adam. İngiliz derin devleti tarafından. Bak, “Irak’ta kimyasal silah bulunduğu yalan” diyor adam. Dışişleri Bakanı adam İngiltere’nin. “Vay sen misin bunu yapan?” Adamı dağda yalnız yakaladılar. Yani dağda yalnız yakaladılar derken adam dağda yalnız kalacak şekilde dağa gitti. Veyahut dağa götürüldü diyelim daha Türkçesi, istemediği bir şekilde. Ve orada infaz ettiler adamı. Dağda bir insan yalnız başına yürümez. Ama sorulduğunda “dağda yalnız yürüyordu” diyor. Mesela diyor ki “dehlizde, yeraltında dehlizde geziyordu” diyor. “Orada öldü” diyor. “Mazgal kapağı düştü kafasına” diyor. Adamın kafasına mazgal kapağı vurarak öldürüyorlar. “Mazgal kapağı düştü” diyorlar.

Nisa Suresi 88’de Cenab-ı Allah “Şu halde münafıklar konusunda ikiye bölünmeniz ne diye?” diyor Allah. Yani münafıklardan yana olan da bir yancı grup oluyor. Ama çok büyük adilik değil mi? Münafığa özeniyor. Onun gibi olmak istiyor. Bu sefer münafığın yancısı oluyor. Ne kadar aşağılayıcı bir şey. Münafıklar züppe olduğu için böyle zayıf insanlar züppelere yaranmaya çalışırlar. Okullar da görmüşsünüzdür. Ukala, züppe tipler çok dikkat çekerler. Bazı temiz kalpli kızlar, gençler falan onlara yaranmaya çalışır. Onların onlarla muhatap olmasını ister. Onlar da züppeliği, ukalalığı daha da artırırlar. Onun için münafıklar ukalalığın ve züppeliğin çirkin sanatını çok iyi bilirler. Yani züppeleştikçe züppeleşirler. Ukalalaştıkça ukalalaşırlar. Böylece etrafındaki o gariban yancıları yönlendirirler ve münafık çok kısa sürede birini terbiye edip kendi elektriğine, kendi sistemine sokabilir. Münafıkla o yüzden müminleri yalnız bırakmak doğru değildir. Yeni tanıştığınızda bir münafığın yanında bırakırsanız münafık on dakikada onu etkisi altına alabilir şeytani gücü olduğu için. “Bir manyetizmanın nevinden, ispirtizmanın nevinden müthiş harikalara mazhar olan deccal” dediği o. Onların hepsinde bütün adamlarında vardır. Münafıklarda öyle bir etkileme gücü vardır. Zayıf kişiliksiz insanları etkisi altına alır. Onlar onun yancısı olur. Mesela onun yediğinden yer, onun içtiğinden içer. Onun gibi giyinir. Onun gibi konuşur. Onun zevklerini yaşamak ister. Yani zayıf aklı zayıf, sinirleri zayıf tipleri özellikle çok rahat etkisi altına alabilir münafıklar.

Bak, diyor ki Bediüzzaman “Bir vechi (sebebi) şudur ki; sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracî hârikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccal'ı yok edecek, mesleğini değiştirecek; ancak hârika ve mu'cizatlı umumun makbulü” yani bütün dünyanın makbulü,” mucizeleri olan bir zât olabilir ki: O zât, en ziyade alâkadar ve ekseri insanların” çoğunun “peygamberi olan” çünkü bizim de Peygamberimiz, Hristiyanların da peygamberi. Hristiyanlık dünyanın en büyük dini. Müslümanlık da en büyük ikinci din. Dolayısıyla bütün ekseri insanların peygamberi oluyor Hz. İsa (a.s). “Ekseri insanların peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselâm'dır.” Diyor. Yani deccaliyetin o hipnozunu büyüyü bozan. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ın öyle bir metafizik gücü yoktur. Yani hipnozu bozacak bir gücü yoktur. Ama İsa Mesih’in Allah’ın hikmeti oluyor yani. Bedeni varlığında böyle bir elektrik var. Çünkü neden? Üstünde ne var Hz İsa (a.s)’ın? Ruhu’l-Kudüs var. Yani ondan hiç ayrılmıyor Ruhu’l-Kudüs. Kesintisiz bağlantıdadır Ruhu’l-Kudüs. O yüzden geçtiği yerlerde dünyada falan insanlarda çözülme oluyor. İsa Mesih’le karşılaşan da o Ruhu’l-Kudüs etkisi oluyor ve gevşiyor. Yani o büyü ve hipnoz üstünden gidiyor. Hz. Mehdi (a.s) devrinde çok güçlüdür bu deccalın hipnozu. Ama Hz. Mehdi (a.s) manevi gücüyle, manevi elektriğiyle bunu deliyor bütün dünyada. Yani Allah da ona öyle bir güç vermiş. Yani özel bir gücü vardır. Etkileme elektriği vardır. Yani bütün dünyayı etkileyen bir gücü vardır Hz. Mehdi (a.s)’ın. Cenab-ı Allah çünkü oradan tecelli ediyor. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ı noktayı istinat ederek tecelli ediyor. Mesela insanları hidayete erdiriyor ya Hadi isminin tecellisi oluyor. Oradan bütün dünyaya Allah’ın Hadi isminin elektriği yayılıyor Hz. Mehdi (a.s) kanalıyla. Mesela deccaldan de delalete düşüren isminin elektriği yayılıyor dünyaya. İki güç çatışıyor Allah’ın verdiği güçle.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim. Sonra devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü