Harun Yahya

Sohbetler (22 Şubat 2016; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Anlatmak istediğin var mı?

KARTAL GÖKTAN: Var Adnan Bey. Amerika ve Rusya Suriye’de ateşkesin 27 Şubat’ta başlaması için anlaştı. Suriye’de savaşan gruplardan anlaşmaya katılmak isteyenler de 26 Şubat öğlenine kadar niyetlerini bildirecekler. Karar, IŞİD veya Nursa cephesini kapsamayacak. Amerika ve Rusya anlaşmaya katılan grupların hiçbir tarafın saldırısına uğramaması için gerekli bilgi paylaşımını ve işbirliğini sağlamakla sorumlu olacak.

ADNAN OKTAR: Peki ellerine ne geçti? Şunu başında yapsalardı da bu kadar kan akmasaydı olmuyor muydu? İşte kader illaki yerini bulacak.

Etiket yapmadık etiket yapalım. “Sevgi dünyayı kaplasın” evet öyle diyelim.

Ağlamak inlemek haram, şehitlerin canı yanar olmaz. Yani yaşamış olsaydı canı yanardı. Bak aslanlar ne diyor her seferinde? “Yapmayın etmeyin, biz şehit olursak ağlamayın, olay çıkartmayın, böyle şeyler yapmayın biz rahatsız oluyoruz” diyorlar.

Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki; “Yas tutma cahiliye işlerinden biridir” diyor. İbni Abbas (r.a)’tan. Cahiliye işi ne demek? Putperest adetidir diyor. İbni Ömer (r.a) anlatıyor; “Resulullah (s.a.v.) beraberinde yüksek sesle ağlayan bir kadın bulunan cenazeyi takip etmeyi yasakladı.” Bir kadın bak tek bir kadın ağlıyor “o cenazeyi takip etmeyin” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Allah’a isyandır, beğenmiyorum diyorsun sen Allah’ın yaptığını, neşem kaçtı diyorsun, rahatsız oldum bundan diyorsun, olmaz.

Ümmü Atiye (r.a) şöyle söylemiştir; “Peygamberimiz (s.a.v.) biat sırasında” yani Peygamberimiz (s.a.v.)’e bağlılıklarını belirttikleri sırada “bizden ölünün arkasından feryat etmeyeceğimize dair söz aldı.” Yani ağlamak, inlemek, işte evladım mahvolduk, yıkıldık, ateş düştü evimize bunlar haram eylemlerdir. Böyle denmez. Şimdi Peygamberimiz (s.a.v.) oğlu İbrahim vefat ettiğinde gözleri yaşardı ama onun tatlılığından masum, şimdi kuzu gibi, uyuyor gibi her insanın gözü yaşarır ondan, tatlılığından. O üzüntüden kaynaklanan değil sevgiden kaynaklanan bir şey. O ayrı mesele. İnsan sevdiğine bakar gözleri yaşarır, değil mi? Çocuğuna bakar gözleri yaşarır o ayrı konu. Ama ne alaka feryatlar, ateş düştü bilmem ne. İşte senin arkadaşın... Kardeşim, bizim üç tane şehidimiz var üç şehit. Aslan gibi delikanlıydı üçü de şehit oldular. İkisi Güneydoğu’da tam olay yerinde yani. Haberi geldi bize biz hiçbir şekilde rahatsız olmadık bayağı neşeliydik sabaha kadar. Kimsenin aklının ucundan geçmedi ağlamak, müteessir olmak. Normal hayat devam etti. Çok fazla gazi var, askerliğe devam etmek istiyor ama kurşun var omzunda devam edemiyor.

Bir kere evrim teorisi, boş yere çırpınmasınlar. Bak millet inanmıyor kardeşim inanmıyor. İnanmazlar çünkü benim milyonlarca kitabım halkın eline ulaştı. Bir kere delilin yok bak delilin. Bana bir tane tek bir tane delil getireceksin. Niye getirmiyorsun? Üstelik on trilyon alacaksın on trilyon. Ye ye bitmez yani. Hazır tiko para on trilyon vereceğim bir tane delil getireceksin evrimle ilgili. Tek bir delil getiremiyorsunuz. Ee, o zaman nerenin evrimi? Daima gerçekler galip gelir, gerçekler daima galiptir. Hizbul galibun, Allah hizbi, hazbAllah daima galip olandır. Evrim deccaliyetin dinidir, Darwinizm.

Müşrikler o kadar büyük bir tehlike değildir münafıklar çok büyük bir tehlikedir. Küfür çok büyük bir tehlikedir. Ama münafıklığın yanında çok küçük kalır. Münafıklar hep bir zeka ve akıl yarışı içinde dikkat ederseniz. Kuran’da zeka üstünlüğü iddiası münafıklığın temel vasfıdır. Kuran’a baktığımızda bunu görürüz. Hep müminleri düşük akıllı olarak tarif ederler küfür, kendilerinin de yüksek akıllı olduğunu söylerler. Ve birbirlerine kendi aralarında çok zeki olduklarını, yüksek bir zeka gösterdiğini söylerler.

Mesela bir ateist diyor ki konuşmalarında “Ben insanların inancına önem vermem zekalarına önem veririm” diyor. Kendisi de çok zeki olduğu kanaatinde. Kuran’da bakın hep bir zeka yarışı içindedirler. Mesela Firavun da. Diyor ki Hz. Musa (a.s) asasını atınca diyor ki; “Bu bir büyücü” büyücüden kastı alim. Yani Yahudi alimi diyor zaten, büyücü. “Biz de bilginleri çağıracağız” diyor bilgin, değil mi? “Bilginleri çağıracağız. Kim daha zekiymiş, kim daha yamanmış göreceğiz” diyor. Görüyor musun bir zeka yarışı var? Her yerde bu görülür. Mesela Nemrut’ta da aynı üslup vardır. Münafıklarda hep bir zeka üstünlüğü iddiası vardır. En hayati konuları budur. O yüzden dünyayı yönettiklerini zannederler. Bunlar sanal dünya imparatorlarıdır, sanal dünya yöneticileridir kendi aralarında. Mesela kavruk küçük kendi odasında efendim bir sandviç yer falan. Mesela bir gecekondunun bir köşesinde oradan dünyayı yönetir. Kendisi kafasında olanları da bulur, kendi mantığında olanları bulur dünyayı öyle yönetir. Bu hususu bana ayrıca ayetlerle hazırlasanız daha kapsamlı anlatabilirim. Ama Kuran’da en az yirmi-otuz-kırk ayet bu konuya bakar. Hep zeka, zeka üstünde. Hep “düşük akıllılar gibi mi iman edeceğiz?” diyor değil mi ayette? Bu ne? “Ben süper zekiyim” diyor.

Münafıklığı asrımıza göre ben ara ara anlatıyorum. Münafığın internetten, telefondan başka bir silahı olmaz bu devirde. Mehdiyet’in de en büyük silahı yine internettir. İki güç orada çatışıyor, sanal bir mücadele var. Ama şimdi mesela münafıklar olmasa daha hoşumuza gider gibi geliyor ama münafık olmasa akıl o kadar gelişmez. Kuran’ı o kadar iyi anlayamayız, girift detayları o kadar göremeyiz. Münafığın aydınlattığı ışık ortam bize bütün dünyayı gösterir. Yani onun karanlık dünyasının karanlık feneri birçok yeri aydınlatır, oradan birçok şey görebiliriz. Yoksa biz kendimizden bunları görmemiz çok zordur, biz kendimizden göremeyiz. Onun için münafığı kendi haline bırakıp iyi izlemek gerekir. Münafığı direkt durdurursan onun sanatını öğrenemezsin. Mesela küt diye durdurursan farz edelim diyorsun ki şunu yapma bunu yapma, sanatını öğrenemezsin. Onun kirli sanatını öğrenebilmek için onu serbest bırakıp izlemek gerekir yani akılcı olarak analiz etmek gerekir. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) o devrin azılı münafığını ve çevresindekileri ellemiyor, Hz. Musa (a.s) dokunmuyor yani sadece izliyor. Biliyor onu ama dokunmuyor. En fazla verdiği ceza diyor ki “sen bana dokunmayın diyeceksin ömrün boyunca” diyor. Münafığın kaşarlığının, azgınlığının, pişkinliğinin, yüzsüzlüğünün nedeni Allah’ın kendini izlediğini önemli görmez, küfrün izlemesi onun için önemlidir. Yani, o anda Allah’ın onu gördüğünü görmek istemez, duymak istemez. Arsızca ve hayasızca devam eder. Ama işte aklın gelişmesi için de ona çok ihtiyaç var. Mesela şeytan olmadan akıl gelişmiyor, nefis olmadan akıl gelişmez.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette şöyle buyuruyor: “(Allah'tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. [Araf Suresi, 201]  Allah düşünmeyi orada dediğiniz gibi şeytanı vesile ediyor.

ADNAN OKTAR: Düşünün diyor.

Hz. Hızır (a.s)’ın bir özelliği var bedeni insan bedeni olduğu halde ortadan doğranmasına rağmen canlı kalıyor, Hz. Hızır (a.s)’ın özelliğidir o. İşte o, küfrün dehşete düşmesi, deccalın dehşete düşmesinin nedeni odur. Hz. Hızır (a.s)’ı yakalıyorlar işkenceyle şehit etmek istiyorlar testereyle, muhtemelen bu devirde ne olur? Elektrikli testere olur, öyle işkence yapmak istiyorlar. Ortadan biçiyor hakikaten, sonra Hızır (a.s)’ın vücudu ikisi birleşiyor kalkıyor ruh olduğu için. O zaman işte dehşete düşüyorlar. Yani deccaliyetin yenilme nedeni budur. Hz. Hızır (a.s)’dan akıl almaz korkuyorlar ondan sonra. Hadiste o şekilde belirtiliyor. O, mağlubiyetinin asıl ana nedeni. Akıl almaz bir güçle karşı karşıya olduklarını anlıyorlar. Hz. Hızır (a.s)’ın bu yeteneği çok eskiden gelme bir yetenek. Bu Mısır yazılarında falan da var, Mısır yazıtlarında falan da. Yeşil adam olarak geçer. Bedeni birçok parçaya ayrıldığı halde toparlanıyor bir araya geliyor. Mesela eski Mısır’da olan bir olay bu yine, işkence yapılıyor, vücudu sırf ortadan değil de hem boyuna hem enine kesiliyor, o parçalar hemen toparlanıyor yine onda. Onun için Mısır yazılarında önemli bir kişi olarak geçer yeşil adam. O korku hep onların üzerinde olmuştur. Hep o korku içinde yaşamışlardır. Firavun’un sarayında da bulunmuştur Hz. Hızır (a.s). “Koşarak bir adam geldi” diyor ya, alenen imanlı açık açık imanını söylüyor ama adamlar gıkını çıkaramıyorlar, tek kelime söyleyemiyorlar. Alenen imani sohbet yapıyor konuşma yapıyor. Ama bak, Hz. Musa (a.s) da çok arsız karşılık veriyor peygamber olduğu halde, değil mi? Çok hayasızca karşılık veriyor. Ama bak orada saray erkanı devlet gıkını çıkaramıyor. Çünkü derin devletin başı. Çok tehlikeli gördükleri için gıklarını çıkaramıyorlar. Mısır yazıtlarına bakıldığında çok kapsamlı bu konu anlatıldığını görüyoruz.

Bana biraz eski Mısır’dan Hz. Hızır (a.s) resimleri gönderin. Hz. Hızır (a.s)’a ait resimler. Bilgi de gönderebilirsiniz, bilgi derken Mısır yazıtlarında olan bilgileri de gönderebilirsiniz. Bunlar zaten hazır kağıt olarak da olması lazım. Biz istediğimizde onları çıkış olarak bana vermeniz lazım.

Hiyeroglif yazılarda nasıl yazıyor biliyor musun ismi? ‘Mısır’ diye geçiyor. Güçlü olan anlamına geliyor. ‘Eysır, Yesır’ diye geçiyor, bir de ‘Eysır’ diye geçiyor. ‘Eysır’ ve ‘Yesır’ “Yüsır’ diye de geçiyor ama hepsinde Hızır (a.s). Yeraltı dünyasının kralı olarak geçiyor. Zaten Ergenekon kayıtlarında öyle geçiyor biliyorsunuz, “mağaralarda yaşayan insanlar var onlar bizi yönetiyor” diyorlardı.

Yeşil adam olarak tanınıyor zaten yeşil adam, Mısır yazıtlarında yeşil adam diye geçiyor. Ondan çok korkuyorlar. Bütün Mısır duvar resimlerinde yüz rengi yeşil olarak geçiyor, yeşil olarak yapmışlar. Mesela herkesin rengi normal cilt renginde veyahut esmer görünümlü ama sadece onda yeşil yüzü, bedeni de yeşil. Bak 5000 yıllık Mısır yazıtlarında böyle geçiyor.

5. hanedanlık dönemine ait metinlerde çok kapsamlı anlatılıyor. Yani milattan önce 2494, 2345 yılları milattan önce yani 5000 yıllık. Bu yeşil adam “sevginin efendisi” bak “sevginin efendisi, adaletli, daima merhametli, daima genç” olarak tarif ediliyor. Hiç yaşlanmıyor zamanın dışında olduğu için, sürekli genç. Halka yani insanlara toprağı işlemeyi de anlatıyor. Mesela birisine gidiyor “toprak şöyle işlenir” diyor “böyledir” diyor. Bitki yetiştirmeyi anlatıyor. “Sebze şöyle yetiştirebilirsiniz” diyor. Böyle güzel hoş halka yönelik çalışmaları da var. Sanatı öğretiyor mesela sanat nasıl olur, duvarcı ustası ya, duvar nasıl yapılır, taş nasıl yontulur onları öğretiyor. Ahlak kurallarını öğretiyor. Bak, Hızır (a.s), Eysır, Yusır hepsinde Hızır (a.s) açıkça görülüyor tabii. Mısır, Eysır, Yusır yeşil adam olarak. Ve hepsinde yeşil resmedilmiş. Yani öyle o yazıtlar falan onlar boş şeyler değil. Mutlaka bir nedeni oluyor onların.

KARTAL GÖKTAN: Resimleri gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göster. Bak yeşil görüyor musun rengi. Bak o adamların kıyafetiyle geziyor yerel kıyafet giymiş anlaşılacak gibi değil ama yeşil rengi. Bak burada da yeşil. O etrafındaki görüntülerin de sonra açıklamasını yapacağım. Bak burada da yine yeşil rengi diğer insanlardan farklı görüyor musun rengi? Bak yemyeşil. Hz. Hızır (a.s) her dönemde görevde.

Deccalın Hz. Hızır (a.s)’ı ortadan biçmesine dair bir hadis vardı, o hadisi bana gönderin. Bir de Hz. Hızır (a.s)’ın çok eskiden Mısır döneminde parçalara ayrılmasıyla ilgili bir açıklama daha vardı, Mısır yazıtlarında vardı bir de onu gönderin. Yani Hz. Hızır (a.s)’ın ortadan bölünmesi bu devre ait bir açıklama yani yeni bir şey değil, yeni olacak bir şey. Mesela diyor ki “siz beni öldüremezsiniz” diyor, adamlar hayretler içinde kalıyor “ne demek seni öldüremeyiz?” diyorlar. O zaman deliriyorlar. Hz. Hızır (a.s)’ı kollarından tutup bacaklarını da ayırıyorlar, testereyle ortadan biçmek istiyorlar ceza olarak, hakikaten biçiyorlar ortadan. Hz. Hızır (a.s) sonra sakince kalkıp ikisi birleşip karşılarına çıkınca akıl almaz dehşete kapılıyorlar, işte deccalın yenildiği nokta orası oluyor. Yani metafizik bir dünya olduğunu anlıyor o zaman deccaliyet, baş edemeyeceğini anlıyor. Tabii bu çok büyük bir olay. Halüsinasyon gördüklerini zannediyorlar, bir nevi akıl gitmesi oluyor. Orada ne kadar korkacaklarını bir düşünün. Ama tabii adamlar halüsinasyon gördüklerini de düşünüyorlar yani beynine bir şey olduğunu zannediyor, hipnoz ortamı var zannediyor. Çünkü kestiklerinde kan akmıyor, zaten orada bir acayiplik var gariplik var. Kesildiğinde insan değil mi, kan revan içinde kalır, kan akmıyor. Gülerek doğruluyor üstelik Hz. Hızır (a.s), gülerek kalkıyor akıl almaz dehşete düşüyorlar. O zaten deccaliyetin mağlubiyeti oluyor.

Bak diyor ki hadiste; “Deccalın emri üzerine Hızır (a.s)’ı testereyle baştan aşağı ikiye biçerler. Deccal o zatın Hızır (a.s)’ın ikiye bölünen cesedinin arasından yürüyüp geçtikten sonra ona ‘hadi şimdi ayağa kalk’ ve doğrulup da kalk o zaman” diyor. “Madem öyle bir şeyin var” diyor, o anda doğrulup kalkıyor işte öyle söylediğinde. Güya alay ediyor o ama o doğrulup kalkıyor. Hz. Hızır (a.s) ondan sonra “ey insanlar” diyor “o benden sonra artık kimseyi öldürüp-diriltemez.” Yani böyle bir gücü yok. Deccal onu kesmek için yeniden atak yapıyor halüsinasyon gördüğünü düşünüyor, “fakat Allah-ü Teala o müminin boynundan köprücük kemiğine kadar olan kısmını bakır hale dönüştürür.” Bak o resimlerde de var öyle bir şey boğazlarında. Görebiliyor muyuz o resmi bir daha göster eski Mısır. Bak boğazındakini görüyor musun? Yine öbürünü de göster, bak onda da var hepsinde var. Hadisler tabii bazen zamanla hafif değişikliklere uğruyor. Özetle ona bir şey yapamamaları.

Yusır, kıskanç kardeşi tarafından o dönemde şehit ediliyor. Bedenini 42 parçaya bölüyor, Nil Nehri’ne atıyor. Nil Nehri’nin içinden bütün parçalar toparlanıp tek parça haline geliyor. Nasıl baş etsin? Ama tabii halüsinasyon gördüğünü zannediyor, aklı gittiğini zannediyor. Hz. Hızır (a.s)’ın böyle bir özelliği vardır. Eşyanın içinden geçer, birçok parçaya ayrılabilir, çok fazla insan şeklinde görünebilir aynı yüz şekliyle. Ama genellikle insanlar cinnet geçirdiklerini zannediyorlar gördüklerinde yani aklına bir şey oldu zannediyor. Halbuki bir şey olmuyor hakikaten görüyor, doğru görüyor yani. Ama genellikle hadislerden anladığımız onun büyü yaptığına inanıyorlar, hipnoz yaptığına inanıyorlar. Onun için daha çirkefleşiyorlar ama baş edemediklerini görüyorlar.

Zedekiah Mağarası’nda mason toplantısının resimleri var mı sende? Göster. Bak o ışık sembolik olarak, Hz. Hızır (a.s)’ın ışığı olarak gösteriliyor, mağaradaki toplantı. Hz. Hızır (a.s)’ı temsilen yapılıyor. Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidindeki, Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayındaki yer dekorudur o damalı taş. Onu göster. O damalı karo Hz. Süleyman (a.s)’ın süslemesinde kullandığı sistem.

Kudüs’te Zedekiah Mağarası’nda Mescid-i Aksa avlusunun altında bir mağara. Mescid-i Aksa var ya gördüğünüz o avlunun altında, iyice yerin altında.

Osman Özen, “Hocam, çok beğenilmek, çok saygı duyulmak nasıl bir duygu?” Şahane. “Tabii ki de kıskanan cahiller de var, sükunetinizi nasıl koruyorsunuz?” Satranç maçı gibi, satranç maçında nasıl sükunetin gerekiyor? Öyledir, o bir hamle yapacak, sen on hamle yapacaksın efendim bir hamle sonra şah mat inşaAllah.

“Canım Hocam, insan nefsini en tatlı gelen şeylerden biri uykudur değil mi? Bu belki size olan sevgimi anlatmam için çok küçük bir örnek ama bu kadar uzaktan ancak bu şekilde anlatabiliyorum. Saat kaçta gelirseniz gelin fark etmez. Bilin ki Allah aşkıyla sizi çok seven ve uyumadan gelişinizi bekleyen sevdiklerinizden biriyim” diyor. Gamze Bayraklı.

Canım Hocam, “Kehf Suresi’nde sizin daha önce anlattığınız bir husus vardı” diyor, “önce küçük bir talebe topluluğu, ailelerinden ayrılmış, ailelerinden hicret etmiş bir arada yaşayan küçük bir talebe topluluğu; sonra da Hz. Hızır (a.s)’ın batın ilmi ve insanlar tarafından Hz. Hızır (a.s)’ın dışlanması ve ondan uzak durmalarını görüyoruz, arkasından dünya hakimiyeti, baştan sona Kehf Suresi’nin Mehdiyet’i anlattığını söylemiştiniz” diyor. “Deccal çıktığında Kehf Suresi’ni okuyun diyor Peygamberimiz (s.a.v.) diye bir hadis söylemiştiniz bunun da Hızır (a.s) kıssasıyla bağlantısını açıklamıştınız” diyor. “Bu konuyu tekrar anlatır mısınız)” diyor. Hadislerde Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde Hızır (a.s)’ın ilk başta eski Mısır’da yaşadığını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Fotoğraflar neyi anlatıyor? Belgeler, resimler aynısını anlatıyor. İlk Mısır’daydı diyor Peygamberimiz (s.a.v.) yaşantısı. İsrailoğulları’na mensup bir genç, zaten Abdulkadir Geylani sohbetinde camide Hızır (a.s)’ı görüyor, “ey İsrailli” diyor böyle ona hitap ederken, “sohbetimi dinledin mi?” diyor.  Camide geçerken görüyor kısaca onunla böyle konuşmak istiyor. Seziyor ondaki, herhalde o hafif bir yeşil ışık üstünde gördüyse. İbni Mace Fiten bölümünde geçiyor bu konu, Firavunlar döneminde yaşadığı, İsrailoğulları’ndan bir genç olduğu.

Mesela Hurufu mukatta Hz. Hızır (a.s)’la bağlantıda bir şifre sistemi olabilir yani öyle diyeyim de ne anlıyorsanız anlayın. Özel erbabının bildiği bir şifre sistemi olabilir. 

282. mektupta İmam Rabbani Hızır (a.s)’la ilgili şöyle diyor; “Bir gün sabah halkasında” sabah sohbetinde “Hızır (a.s) ve İlyas (a.s)’ı ruhaniler suretinde gördüm.” Ne surette geliyormuş? Ruhani suretinde yani cisim olarak gelmez, erbabı görür. “Onlara selam olsun,” bu esnada şöyle dedim; “ilkayi ruhaniler” bak bu ayrı bir konuşma şeklidir ilkayi ruhani. “Hızır (a.s) şöyle dedi” bak İmamı Rabbani’ye hitap ediyor, içine bir ses olarak geliyor, “biz ruhlar alemindeniz” bak ruh onun için bu kadar uzun ömürlü, onun için ortadan bölünebiliyor, parçalara ayrılıyor öldüremez, zaten ruh, ruh ölmez. “Süphan Hak bizim ruhlarımıza kudreti kamile ihsan eyledi,” bak “ikimizin ruhuna verdi” diyor bu özelliği yani Hızır (a.s) ve İlyas (a.s) ahirete geçmiyorlar, ruhları dünyada kalmış, Hızır (a.s) ve İlyas (a.s)’ın. Ahirete intikali yapmamış Allah, dünyada tutuyor, duruyor dünyada. İlyas (a.s)’ı da yanında sıkılmasın diye veriyor Cenab-ı Allah, benim anladığım. Tek olmak biraz tedirgin eder, bir peygamber de yanında olunca tabii daha rahat, çünkü ruh olarak yaşamak kolay bir şey değil. Ahirete intikal etmemiş, dünyada iki kişi var, ruh olarak yaşıyorlar böyle her nefsin, her bedenin kaldırabileceği bir şey değildir bu. Tabii binlerce yıl kalıyorlar. “Süphan Hak bizim ruhlarımıza kudreti kamile ihsan eyledi, öyle ki istediğimiz şekle girebiliriz,” ne istiyorsa, sandalye, masa, saksı, çiçek, meyve, kedi, kuş “bundan sonra o suret ve şekillerden cismani hareket sekenat durma cesede bağlı ibadet ve taat, itaat boyun eğme olarak ne meydana gelirse.” Artık o anda mesela sandalyeyse olmuyor ama insan şeklindeyse oluyor. “Bunlardan da meydana gelir” diyor, “bizde böyle şeyler oluşur” diyor.  Mesela bir vasıta şeklinde de olabiliyor. “Durabiliriz de” diyor, sakin sessiz mesela bir tabure gibi veyahut bir cisim gibi sabit de kalabiliriz diyor. İmamı Rabbani diyor ki; “Siz İmam Şafii mezhebine göre namaz kılıyorsunuz gördüğüm” diyor. Çok acayip bilgisi oluyor tabii her şeyden, ona öyle söylüyor, Şafii mezhebine göre olan. “Biz şeriatlarla mükellef değiliz” diyor. Herhangi bir şeriatla mükellef değiliz. “Kendi şeriatımıza uyuyoruz” diyor, “Allah’ın verdiği bir şeriat var ona uyuyoruz,” o bilinmiyor. İmamı Rabbani de bilmiyor onların şeriatını, bilinmeyen bir şeriat. “Kutlu medarın önemli işleri bize bırakılmıştır” diyor. İşte binaların yıkılması veyahut tamir edilmesi konusunda üstat olduğu gibi devlet yıkma ve devlet kurmada da üstat yani Hızır (a.s)’ın içinde dahil olmadan bir devletin yıkılması mümkün olmuyor. Bir devlet kuruluşu da Hızır (a.s)’ın emri olmadan yani onun bilgisi dahil olmadan olmuyor. Devletlerin yıkılışını ve kuruluşuna göre olabilir, Kuran’da çok geçer devletlerin yıkılışı, buluşma zamanı. Yoksa müsaade etmezler, devlet kurmak öyle kolay bir şey değildir. Adamı darmadağın ederler, on kişiyi bir araya toplayıp ben devlet kurdum diyemez, büyük ciddi Allah’ın desteği gerekir, Allah’ın yaratması gerekir.

BEYZA BAYRAKTAR: İmtihana tabiler mi?

ADNAN OKTAR: İşte o şeyle imtihan ediliyorlar, kendi şeriatlarıyla. Ama zaten ruh olarak yaşamak çok zor bir şey yani ölüyor adam ahirete intikal ediyor ama bu hayattayken ruh haline geliyor, istediği an kısa bir düşünmeyle ruh haline geçebiliyor, istediği an bir şey düşündüğünde hemen onun şeklini alabiliyor. Mesela duvarda asılı bir saat haline, hemen düşünüyor hemen o hali alıyor. Bak “sabit kalabiliriz istesek ama hareket eden bir cisim haline de gelebiliriz” diyor, mesela “istesek ibadet de yapabiliriz” diyor mesela “namaz kılabiliriz istersek” diyor “ama mükellef değiliz” diyor yani “öyle kılarız” diyor, “bir mecburiyetimiz yok” diyor. Allah İlyas (a.s)’ı da yanında işte ferahlık, rahatlık olsun diye gezdiriyor, o da genellikle onla beraber geziyor İlyas (a.s), denizlerde, orada burada mesela balık suretinde geliyor sepetin içinde o yiyeceği balık zannediyor, balık artık yani bir balık, normal balık. Balık halbuki çok zeki müthiş akıllı bir varlık, birden sıçrayıp direkt denize atlıyor, dümdüz yol almaya başlıyor, özel bir yol almaya başlıyor. Musa (a.s) duyunca “tamam diyor biz de zaten bu işareti bekliyorduk” diyor. “Beklediğim de buydu” diyor. O balığın içinde yol almış oluyor Hızır (a.s), balık suretinde. Sonra yok, karşına çıkıyor insan suretinde çıkıyor ama bak aklın ihtiyarını almaması o da yekaze halinde ama Hz. Musa (a.s) yani konuşurken o yüzden o öyle şathiyat mı deniliyor ona?  Yani zelle peygamber zellesi halbuki vahyedilmiş zaten Allah diyor ya “ne derse kabul et” diyor. Ama yarı uyku halinde olduğu için sürekli itiraz ediyor. “Bak sabredemezsin” diyor “ben söyleyeyim” diyor. “Yok, ben sabrettiğimi göreceksin” diyor. Daha söyler söylemez itiraz ediyor. Yoksa devam edecekti diyor Hızır (a.s) ama kaderinde öyle. Ama mükemmel bir duvarcı ustasıdır Hızır (a.s). Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayının yapımında görev almış usta, ustaların içerisinde onları yönetiyor kimsenin haberi yok bilmiyorlar yani.

OKTAR BABUNA: Hz. Süleyman (a.s)’ın yanında kitaptan ilmi olan biri var diye geçiyor, tahtı getiren.

ADNAN OKTAR: Hep öyle bir kapalı üslupla geçer Kuran’da, birçok yerde öyle isim vermeden özel bir insan olarak geçer. Çünkü dünyayı Allah bu tarz, “bu ümmet içinde Hz. Mehdi (a.s)’ın misali” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) bak “bu ümmet içinde Hz. Mehdi (a.s)’ın misali Hızır (a.s) ve Zülkarneyn misali gibidir.” (Şeyh Saduk Kemaluddin sayfa 384) Hz. Mehdi (a.s)’ da Hızır (a.s) halleri var ve Zülkarneyn halleri var. Ama insanlar farkına varmıyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in İmamı Rıza, İmam Abu, İmam Ali bin Musa Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunu biliyorsunuz, “Hızır (a.s) hayat suyundan içti ve kıyamet gününe kadar ölümsüz oldu” hayat suyundan içmesi o da bir madde belki mesela içen ölümsüz oluyor kıyamet gününe kadar ama. Bedeni özel bir hal alıyor yani ölmüyor. “Hızır (a.s) bize gelir selam verir biz onun sesini işitiriz fakat şahsını göremeyiz.” Sesini duyuyoruz ama diyor. İşte aklın ihtiyarını almamak için o. İşte masonların toplantısında ses olarak, görüntü olarak değil. “O zikredildiği, bahsedildiği yere gelir” mesela bahsediliyor şu an konuşuluyor bahsedildiği yerin ismini duyduğunda geliyor. Ne acaba benimle ilgili ne konuşuluyor merak ettiği için geliyor. “Sizden kim onu zikrederse onun üzerine selam versin.” Biz de selam diyoruz Hızır (a.s)’a. “O her sene hacca gelir.” Merak ettiği için geliyordur. Çünkü hacdan sorumlu değil zaten. “Haccın bütün amellerini yerine getirir.” Hoşuna gittiği için yapıyor. “Arafat’ta vakfe yapar, müminlerle beraber dua eder.”

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki “Allah Hızır (a.s)’ın Kaimimiz Mehdi’nin gaybetinin dönemindeki yalnızlık çektiği zor günlerinde” hapishanede veyahut işte neredeyse “arkadaş yapar yalnızlığını giderir” diyor. Sürekli yanında ama farkına varmıyor. Mesela farz edelim bazen bir gardiyan görünümünde oluyor, bazen bir başka insan görünümüne giriyor. Mesela kadın görünümüne de girer Hızır (a.s). Hayvan görünümü de alabiliyor. İstediği her hale girebilir. (Şeyh Saduk Kemaluddin sayfa 391) Ama tabi Hızır (a.s)’ın cinselliği yoktur cinsellik yok çünkü ruh olarak şey yapıyor. Ama her türlü görüntü alabilir mesela yaşlı bir kadın sureti alabilir.  Yaşlı bir amca görüntüsü alabilir. Yahut mesela bir kedi yahut bir köpek görüntüsü alabiliyor.  

GÖKALP BARLAN: Siz söylemiştiniz Adnan Bey Hz. Musa (a.s) çocuğu öldürdüğünde niye şeriata uymadığına hayret ediyor. Onun şeriatı farklı demiştiniz. 

ADNAN OKTAR: Evet. Yeşeya 29/ 11- 12’de “Kitabı okuma bilmeyen birine verip rica etsek şunu okur musun diye sorduklarında ise “okuma bilmem” yanıtını alırlar” diyor. Bu da Peygamberimiz (s.a.v.)’e işaret ayette var ya. “Oku” diyor “ben okuma bilmem” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e işaret eden bir bölüm. (Yeşeya bölümü 29/11- 12) Burada gördüğümüz nedir? En fazla ruhaniyet şeklinde görülüyor, sesi duyuluyor fakat kendi görünmüyor. Bu şekilde. Yekaze halinde bağlantı oluştuğunu anlıyoruz. Bahsedildiği yer gelir evet.

“Hani Musa genç yardımcısına demişti ki;” şeytandan Allah’a sığınırım Kehf Suresi 60.  “İki denizin birleştiği yer” Allahualem İstanbul. “Ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim.”  (Kehf Suresi, 60) Zaman boyutları. “Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"  (Kehf Suresi, 66)  Bak tabi oluyor, öğrencisi oluyor. “Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin." (Kehf Suresi, 67) Biliyor Allah vahiyle bildirmiş. “(Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" (Kehf Suresi, 68) Çünkü bir şeyin özü ayrıdır.  Halk hep zahire bakar hemen itiraz eder. Niye şunu şöyle yaptın, niye bunu böyle yaptın? Halbuki Hz. Mehdi (a.s)’da bir amaç oluyor adam onu bilemez. Bir şey söylediğinde bir amaç olur onu bilemez. O zahire göre yani mesela acıktıysa yemek gelmesi lazım. Ona Hz. Mehdi (a.s) yemek vermez. Midesinden rahatsız olduğu için. Veya tansiyonu yüksek olduğu için vermez farz edelim. Ama o itiraz eder Mehdi (a.s)’ye. “Beni aç mı bırakıyorsun? Ne istiyorsun? Niye bana bunu yapıyorsun?” falan. Yani tek aşamalı düşünür. Hızır (a.s) halleri Hz. Mehdi (a.s)’de olmasına örnek olarak verdim.

“Hocam şarkıcı Yıldız Tilbe Haber Türk’teki Evrim programına “Fosil bilimi evrimin olmadığını gösterir. Cinler de mi evrimle yaratıldı?” diye mesajlar gönderiyor. Aferin Yıldız’a aferin benim canıma.

Bediüzzaman’a Hızır (a.s) ile ilgili soruyorlar Risale-i Nur’da Bediüzzaman Hızır (a.s)’la ilgili şöyle söylüyor; “Hz. Hızır (a.s) hayatta mıdır? Hayatta ise niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar? El cevap: Hızır (a.s) hayattadır” diyor Bediüzzaman.  Fakat meratibi hayat (hayat mertebeleri) beştir. O ikinci mertebe.” İkinci boyutta diyor. Biz birinci boyutta o ikinci boyuttadır. “Birinci tabakayı hayat bizim hayatımızdır ki çok kayıtlarda mukayyettir.” Yani şu anki hayat. “İkinci tabakayı hayat (ikinci boyut) Hz. Hızır (a.s) ve İlyas (a.s)’ın hayatlarıdır ki bir derece serbesttir.” Bir dereceye kadar. “Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi insan ihtiyaçları yoktur” diyor. “Bazen istedikleri vakit yerler içerler. Fakat mecbur değiller” diyor. Çok fazla evliya Hz. Hızır (a.s)’la bağlantıda olmuştur, bilinir bu” diyor. Dolayısıyla benim de bağlantım var demeye getiriyor Bediüzzaman. “Hatta makam-ı velayette bir makam vardır ki makamı Hızır (a.s) tabir edilir o makama gelen bir veli Hızır (a.s)’dan ders alır. Hızır (a.s)’la görüşür.” Masonlukta da bu belli bir derecede Hızır (a.s)’la bağlantıya geçebiliyorlar. Tarikatlarda da Nakşibendi, Kadiri tarikatında yükselen evliyaların bir kısmı Hızır (a.s)’la bağlantıya geçebiliyorlar. Ders alabilirler, sohbet edebilirler. Fakat bazen diyor o makam sahibi kendini Hızır (a.s) zanneder diyor yanlış olarak. O manevi sekir sarhoşluk halindeyken kendini Hızır (a.s) zannedebilir diyor. O bir geçici durum ondan kurtuluyor sonra.

“İmam Mehdi ilim sandığının koruyucusudur. Tüm peygamberlerin ilimlerinin varisidir. Ve her şeyden haberdardır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). (Bihar-ul Envar cilt 95 sayfa, 378) “İmamı Sadık şöyle buyurmuştur: İlim yirmi yedi kısma ayrılmıştır. İnsanoğlu şimdiye kadar bunun sadece iki kısmını  elde edebilmiştir. Kaim Mehdi kıyam edince yirmi beş kısmı da ortaya çıkacak” diyor. Diğer ilimlerin. “Ve insanlar arasında yayılacaktır.” (Bihar-ul Envar cilt 52 sayfa 336)

Kısa bir konsantrasyonla beden haline geçiyor, kısa bir konsantrasyonla ruh haline geçiyor Hızır (a.s).

Bediüzzaman hurufu mukatta için “has kullarına bir şifredir” diyor. Bak “has kuluna bir şifredir” hurufu mukatta. Özel kişilere verilmiş bir şifre. “Her türlü bilgiye oradan ulaşabilirler” diyor. O şifreyi kullanarak, onu bilen yapabiliyor yalnız. Kıyamete kadar görevli. Kıyamette tekbirlerle, tesbihlerle kıyameti seyredecek insandır Hızır (a.s). Sonra çekiliyor tabii artık bitiyor.  Kendi ekibiyle, Hızır (a.s)’ın vardır. Hızır (a.s), Mehdiyet’e karşı olan, İsa Mesih’e karşı olan, ona karşı işte büyük eylemler içine giren kişileri genellikle faili meçhulle öldürür. Hızır (a.s)’ın öldürdüklerini hiçbir şekilde polis, adliye yakalayamaz. Hep meçhul kalır. Hiçbir delil bırakmaz Hızır (a.s) öldürdüğünde. Özellikle Mehdi (a.s) zıttı hareketlerde teker teker, İsa Mesih’e zıt hareketlerde teker teker katleder. Kuran’ın işaret ettiği de odur. Bediüzzaman “toplantıya çağırdılar beni” diyor ya “yekaze halinde katıldım o toplantıya” diyor. “Herkes vardı orada” diyor. “Beni sorguladılar” diyor “ben de uzun uzun anlattım.” Bütün anlattıklarını anlatıyor. Akıl almaz bir hafıza var. Sayfalarca anlatıyor bütün harfini, kelimesini atlamadan. Hepsini “kalktığımda” diyor “el pençe terlemiş vaziyette” diyor “diz üstü oturmuş buldum kendimi” diyor.

Hz. İlyas (a.s) daha çok Hızır (a.s)’ın yarenlik ediyor o kadar bir görevi yok. Ama peygamberin yanında olması tabii çok dinlendirici onun için çok güzel. Tek olmasını kaldıramaz Allahualem. Ruh olarak yaşamak, koskoca dünyada tek kişinin ruh yaşaması çok zor. Onun için Allah kalbine rahatlık olsun, sıkıntı çekmesin diye yanına bir peygamberi veriyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın da yanına mesela İsa Mesih’i veriyor. Ama son aşamada. Son artık zaten yedi veyahut dokuz yıl beraberlikleri. Dünya hakimiyetindeki beraberlikleri.

BEYZA BAYRAKTAR: Hz. Yunus (a.s) kıssasındaki balığın da Hızır (a.s)’la bağlantılı olduğunu söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet bir balık oralara gelmez yuttu mu da tam yutar zaten. Böyle bir korkutma. Çünkü hep denizlerde oluyor Hızır (a.s) genellikle. Genellikle de balık suretinde oluyor. Orada bir görev almış. Ama bunlar çok nadir rastlanan olaylar.

“Allah Resulü dünyadan göçtüğünde Hızır (a.s) geldi ve evin kapısının önünde durdu. İçerde Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin (r.a) bulunuyordu. Allah Resulü kefenlenmişti. Hızır (a.s) içerde bulunan Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin’e şöyle dedi; “selam olsun ey Ehli Beyt. Ehli Beyti Resulullah her nefis ölümü tadacaktır. Sizler mükafatınızı kıyamet gününde alacaksınız. Sizin için de kendim için de Allah’a istiğfar ediyorum” diyor. Yaşlı bir insan olarak geliyor. Kim olduğunu tanımıyorlar, anlamıyorlar gidince tahmin ediyorlar Hızır (a.s) olduğunu. Hiç oralarda bilinmeyen bir insan. İçeriye giriyor gayet sakin. Konuşup çıkıyor.

Kehf Suresi, 94 "Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?" Tabii onların asıl istediği bir duvar yapması. Bildiğin taş duvar. O da duvarcı ustası. Zülkarneyn de duvarcı ustası. İlk duvarcı ustası Hz. Adem (a.s)’dir diyorlar. Cenab-ı Allah ona ev yapmayı öğretti. Duvar yapmayı öğretiyorlar. O önüne de önlü bağlıyor ya işte masonların önlük geleneği oradan geliyor.

Hep Hz. Musa (a.s)’nın işi denizlerde. Hep sandığın içinde de suyun içinde küçük daha bebekken. Tombik bir bebek böyle. Güçlü, acayip şeker.  Firavun’un hanımı acayip beğeniyor çok güzel diyor. Firavun da beğeniyor. Normalde bütün çocukları öldürürken dayanamıyor acayip güzel diyor. Çok gösterişli görünüşü. Akasya ağacından yapılmış bir sandık, çok iyi oturtulmuş düzgün bir sandık. O sandığı saklamış Firavun sonra Hz. Musa (a.s)’nın işte eline geçiyor o da onu som altından kaplıyor. O sonra işte kutsal sandığa çevriliyor. O sandıkta kim bilir neyin nesi ayrıca? Nasıl bir şey onu da düşünmek lazım tabii.

Daha çok biraz daha vakit geçerse çok metafizik harika bir ortam içinde olacağız. Dünya o devreye doğru gidiyor. Yavaş yavaş o sathı mahal içindeyiz. Ama tabii bunları söylerken bazen beden bunları kaldırmaz musikiyle şakayla, eğlenceyle nefsi böyle konulara hazır hale getirmek lazım. Mesela Resulullah (s.a.v.) kalktığında, sabah kalktığında peygamberlik halleri oluyordu yüzünde açıkça alenen dehşetli bir korku duyuyordu sahabeler. Heybetinden, yüzünde müthiş bir haşyet var bakamıyorlar yüzüne acayip bir korku meydana geliyor. Normal bir insan güzelliği değil. Garip bir güzellik. Adeta ışık saçıyor o da korkutuyor onları birde çok mucize oluştuğu için. Onun için Peygamber (s.a.v.) kalkar kalkmaz hayret edilecek şakalar yapıyor. Acayip yerlere yatıyorlar güleceğiz diye böyle. Ki rahatlatsın hanımlara şaka yapıyor, sahabeye şaka yapıyor. Hz. Ali (r.a)’de de o çok var. Hatta Hz. Ömer (r.a)’e “halifeliği ona ver” diyor “yok ben vermem” ona diyor “niye?” diyor “çok şakacı” diyor. “Gece gündüz şaka yapıyor ben öyle birisine halifelik vermem” diyor. Bayağı ciddi konuşuyor. Onun için bunlar önemlidir, sırf din anlatılırsa bünye onu kaldırmaz. Allah yavaş yavaş insanları hazırlıyor harikulade ortamlara.

Hz. Hızır (a.s)’ı şu ana kadar dokuz İslam müceddidinin eğittiği söyleniyor. İmamı Rabbani, Abdulkadir Geylani, Bediüzzaman Said Nursi. Dokuzuncusu İmam Mehdi (a.s)’dir, son, son imam. Zaten Allah onun için onun ömrünü uzatıyor inşaAllah. Çünkü İslam’ın dünyaya hakimiyetinde görev alacak Hz. Hızır (a.s). Bu çok büyük olay.

Harun ypc; “Ben şahsen Mehdi (a.s)’nin geleceğine inanan birisi değilim. Kuran kaynaklı değildir bu.” Harun, gece yarısı saat kaç? Sen Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğine inanmazsan bu konuya niye giresin? Ben mesela inanmıyorum, diyorlar ki “Buda dönecek” diyorlar Budistler, yüz milyonlarca adam. Hiç gördünüz mü “yok Buda dönmeyecek” dediğimi. Beni hiç ilgilendirmez. Seni niye bu kadar rahatsız ediyor bu konu? Niye tedirgin oluyorsun? Gelmeyecekse rahat otur evinde. Ama benden daha eminsin geldiğinden. Gecenin bu saatinde bunu yazdığına göre bayağı eminsin. “Kuran kaynaklı değildir bu” diyor. Kuran kaynaklıdır. Allah “size Mehdiler gönderdim” diyor, muhtedun. Mehdiler geliyor, en büyük Mehdi’dir gelen Mehdi son. Hz. Hızır (a.s) kıssası baştan sona Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatıyor, Hz. Süleyman (a.s) kıssası Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatır nereye reddediyorsun?

Mehdiyet şeytanın zekasıyla savaşan bir insan aklının zaferidir. Şeytanın ve onun avanesinin ahmakça savaşına karşı Hz. Mehdi (a.s)’ın tek başına aslanlar gibi onu yerle bir ettiği bir sistemdir. Deccaliyet şeytanlarıyla, münafıklarıyla bir zeka savaşı verecektir. Ama Hz. Mehdi (a.s)’ın aklının altında pestil gibi ezileceklerdir. Bütün münafık, şeytan, iblis takımına bakın hep zekasıyla övünürler. Bütün tarih boyunca hep zekalarıyla övünmüşlerdir. Ne kadar ahmak olduklarını Allah onlara gösteriyor ve gösterecek. Boş yere bir zeka gösterisi içinde olduklarını Allah onlara gösterecek. Ama tabii iblis takımı bir türlü şeytanlıktan vazgeçmez. O şeytanlık onların ana gıdasıdır. Bir kaşık da olsa şeytanın o pisliğini yemeden münafık yaşayamaz. İllaki şeytan pisliği yiyecek yoksa yapamaz. Mehdiyet de bu pisliği ortadan kaldıran bir sistemdir. Şeytanın veya münafık sistemin ortadan kalmasıdır. İnşaAllah.

Yasin Suresi, 21. “Tebliğlerine karşılık, İslam’ı anlatmalarına karşılık sizden herhangi bir çıkar beklemeyen, para istemeyen bu kişilere tabi olun ve onlar Mehdilerdir.” (ittebiu menla yeseleküm  ecren vehum muhtedumn.) “Mehdilere tabi olun” diyor Allah.

Bediüzzaman Said Nursi biliyorsunuz Rus esaretindeydi. Avrupa’da yanında beş kuruş para olmadan büyük bir tur attı. Ta nerelere kadar gitti, nerelerde kaldı? Yıllarca o kanlı bıçaklı savaş ortamından sağ salim İstanbul’a geri döndü. Ona yol gösteren, bütün o serencam içinde ona yardımcı olan bir varlıktır Hz. Hızır (a.s).

Zümer Suresi 36. Ayet “Allah, kuluna kafi değil mi? Seni O'ndan (Allah’tan) başkalarıyla” deccalla mı? “… mı korkutuyorlar?” deccaliyetle mi korkutuyorlar, derin devletlerle mi? “Allah, kimi saptırırsa,” delalette bırakırsa, şeytanın oyuncağı yaparsa, münafık bırakırsa  “artık onun için bir yol gösterici (Mehdi) yoktur.” Minhadin; hadin Mehdi. Mehdi (a.s)’nin bir lakabıdır Hadi. “Hadi olan oğlum” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “Hadi olan Mehdi’ye uyun.”

“Hz. Hızır (a.s) ve Hz. İdris (a.s) ruh olarak dünya ve bu nefis için zor ise, bu mübarekler için Allahu Teala onlara yardım etmesi ve her türlü hayır için dua etmemiz doğru bir mümin davranışı mıdır?” demiş. Allah vermesin nefsin çok zor kaldırabileceği bir şey ruh olarak yaşamak. Eşyanın içinden geçiyorsun, bir garip duruma giriyorsun. Normal yiyen içen insanken, dünyanın merkezine gidiyor, oradan çıkıyor başka, atmosfere çıkıyor oradan geri yere geliyorsun. Kolay iş değil. Ama Cenab-ı Allah ona bir peygamberi yardımcı kıldığı için rahat kaldırıyor yoksa nefsin kaldırabileceği bir şey değil bu. Gitmiyor mesela ahirete, herkes gitmiş onlar arada kalmışlar, binlerce yıl öyle az buz vakit de değil.

Said Özdemir Ağabey’e Allah şifa versin. Çok titiz olmak lazım ağabeylerin bakımına.                               

“Hocam Hıdrellez günü dilek tutulunca gerçekleşir diyorlar doğru mu?” Yok öyle şeyler her zaman dilek olur, her zaman Allah’a dua ederiz. Ne alakası var? Cübbeli’nin aklı o işte falanca gün falanca saat.

“Cennette hangi dili konuşacağız?“ İstediğin dili konuşursun. Orası özgür bir yer. Anında istersen Arapça konuşursun, Fransızca konuşursun, Türkçe konuşursun.  Bir dil sorunu yok ama hayrettir yani o anda biliyor her dili insan. Burada bayağı uğraşıyor kursa gidiyor bilmem ne. Orada öyle bir şey yok hemen beyninde hazır bilgi olarak var hemen söylüyor. Öyle yaratılıyor yani. 

Said Özdemir Ağabey’in de bir kaç gün öncede hanımı vefat etmiş, dünya tatlısı. Sen konuştun mu Oktar?

OKTAR BABUNA: Evet oğluyla konuştum inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne dedin ne konuştun?

OKTAR BABUNA: Yoğun bakımdaymış, bir akciğer enfeksiyonu güçlü antibiyotik tedavisi veriliyormuş.

ADNAN OKTAR: Bu safhaya gelmeden müdahale çok önemli, iyi bakılması iyi beslenmesi önemli.  Önüne gelen sarılıyor “Selamun aleyküm ağabey” falan diyerekten. Bir kere kimseyle görüştürmemek lazım. Yaşlı başlı insana gidiyorsun grip halinle sarılıyorsun kısa sürede ağabeyler hasta oluyorlar hep bu adamların yüzünden.

Ben Mahmut Hoca’ya da söyleye söyleye en sonunda kabul ettirdim. Şimdi camekan arkasından görüştürüyorlar. Şeyh Nazım Hoca’yla da kimseyi görüştürtmüyordum ben.

BÜLENT SEZGİN: Hanımının cenazesinden resimler vardı Adnan Bey, Said Özdemir Ağabey’in. Yalçın Akdoğan da katılmış cenazeye.

ADNAN OKTAR: Bakayım. İşte bak orada hastalanmıştır. Cenazeye niye götürüyorsunuz kardeşim? Saatlerce sokakta tutuyorlar ne olur o? Ağzı yüzü açık.

OKTAR BABUNA: Çok kişi dediğiniz gibi sarılıyor elini öpüyorlar.

ADNAN OKTAR: İşte orada hastalanmış işte buyur. Şu akıl mı? Soğukta falan götürmeyin cenazeye ne gerek var? Önüne gelen sarılıyor önüne gelen sarılıyor. Elini öpüyor bilmem ne yapıyor. Akıl almaz bir mikrop akışı oluyor, virüs akışı oluyor.

Hızır (a.s) Tevrat’a da bağlı değil, hiçbir şeriata bağlı değil onun kendi şeriatı var ona uyuyor.

Ayasofya’da biliyorsunuz Hızır (a.s)’ın bir yeri vardır tavanda asılı. Bak yüzyıllardan beri Mehdi (a.s)’yi ve İsa Mesih gelecek namaz kılacak diye sürekli gelir gider oraya, orayı sever yani, Mescid-i Aksa hep onun sevdiği yerlerdir. Onun seyahat olayı çok kolay, uçağa falan ihtiyacı olmuyor. Ama çok zordur ruh olarak yaşamak tabii. Allah ona güç veriyor.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Darwinistler Neden Mükemmellik Kavramını Reddederler

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü