Harun Yahya

Sohbetler (25 Şubat 2016; 09:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler'e başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: YPG ve PYD'nin terör örgütü olduğunu halk, gençler, herkes sürekli anlatsın. Yurtdışına da söyleyelim, kamuoyu oluşsun. Yani dalga geçer gibi bir durum var. Mesela IŞİD dese ki biz IŞİD diye bir terör örgütü kabul etmiyoruz, biz MİŞİD üyesiyiz dese, MİŞİD olduk dese terör örgütü olmaktan çıkıyor MİŞİD olduğunda. Eğer MİŞİD'i sen terör örgütü olarak vurgulasan biz TİŞİD olduk diyor bu sefer. Yani PKK'nın yaptığı bu. Sen diyorsun ki arkadaş sen terör örgütüsün PKK'sın, yok biz YPG'yiz diyor. YPG'yi yakaladın, o zaman Suriye Demokratik Güçleriyiz diyor. Onu yakalayınca bir isim daha. Böyle berbat ahmakça bir yöntem olmaz. Amerika'nın da bunu yediğini düşünmek dahi istemiyorum.

“Hocam peygamberler gibi derin imanlı olabilmek için ne yapmalıyız?” Nazan Sezgi. Samimi olacağız. Samimi olacağız.

Kadınlar ne şeker varlıklar, çok güzel varlıklar. Sevgiden ne kadar çok zevk alıyorlar, kedi gibiler. Kedi mesela sevgiden nasıl zevk alıyor, değil mi? Bak sevgi için ömrünü, hayatını veriyor. Allah Allah! İnanılır gibi değil. Bütün dünyayı versen bunu kabul etmez. Ama sevgi için bütün hayatını veriyor, benliğini veriyor. Hayret edilecek bir şey bu. Mesela bazen kızlara soruyorum diyorum ki “nasıl biriyle evlenmek istersin?” “Beni en çok seven olması lazım” diyor.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin talebelerinden Mehmet Kırkıncı Hoca Erzurum'da tedavi gördüğü hastanede akciğer yetmezliğinden vefat etti. Kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına sabr-ı cemil niyaz ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Hey maşaAllah, hey maşaAllah. Cenab-ı Allah o arslanı dünyada tebliğ için istihdam etti. Görevi bitince o muhteşem arslanı yanına aldı demek ki. Birçok alimin, birçok hocanın hocasıdır, hocaların hocasıdır. Çok değerli, mübarek, muhterem, müberra bir insan. Allah gani gani rahmet etsin. Makamını cennet etsin. Ailesine yakınlarına Cenab-ı Allah sabr-ı cemil ve uzun ömür nasip etsin. Büyükler teker teker gidiyor. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, bütün alimler teker teker çekilir, sonra evlatlarımdan Mehdi zuhur eder diyor. Çekilir demesi yani evine çekilir anlamında değil, ahirete çekiliyorlar.

Ben defalarca uyardıktan sonra, hep başı çekiyorum elhamdülillah Allah vesile ediyor, bütün gazeteler YPG ve PYD'nin terör örgütü olduğunu söylemeye başladılar koro halinde. Aylarca uğraştım, sonunda bak başardım elhamdülillah. Ya dedim bak hepsi Stalinist komünist Allahsız Kitapsız terör örgütü bunlar. Hepsi Abdullah Öcalan'a bağlı. PKK'nın çeşitli isimlerle oluşmuş şubeleri bunlar dedim. Güçbela kabul ettirebildik Allah'a şükür. Dedim ki Yargıtay karar versin terör örgütü olduğuna dair. Dün daha Yargıtay karar verdi. Ben on gün önce söyledim, Yargıtay karar versin dedim. Çünkü Yargıtay kararı yok, YPG'nin terör örgütü olduğuna dair Yargıtay kararı yok. Yargıtay karar çıkarttı Allah'a şükür, o da yerine geldi, o sözümüz de yerine geldi. Defalarca söyledim bak Yargıtay mutlaka karar çıkartsın. Çünkü Yargıtay kararı olmadan biz bir şey diyemiyoruz hatta bizim dememiz suç oluyor o zaman. Adam bize sorar “sen terör örgütü diyorsun ama belgen mi var?” dese ne diyeceğiz? Yargıtay karar çıkarttıktan sonra şuan konu bitti. O zaman dedim bak Yargıtay'dan karar çıkmazsa söyleyemiyoruz bile dedim. Biz zor durumdayız hemen Yargıtay karar çıkartsın dedim. Yıldırım gibi de Yargıtay karar çıkarttı on gün sonra, fazla gecikme sayılmaz.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey Mehmet Kırkıncı Hoca'yı hastanede Cumhurbaşkanı Erdoğan ziyaret etmiş, bir fotoğraf da var. Ayrıca Başbakan Davutoğlu da daha önce evinde ziyaret etmiş. Onun da resmini göstereyim.

ADNAN OKTAR: Kardeşim işte bu hükümet böyle yaparsa yıkılmaz. CHP'ye elli kere söyledim, MHP'ye de dedim. Alimlerle hocalarla görüşün, tarikatlarla cemaatlerle görüşün, bu çekingenliği kaldırın dedim. Bu şekilde büyüyemezsiniz dedim. Bak AK Parti tam can damarından olayı yakalamış. Mesela Başbakan bak evine gidiyor, mükemmel bir olay. Halkın aradığı bu kardeşim. Millet bak kuru ekmeğin arasına elli gram peynir koyar, sürünür ama bunu ister millet bunu. Size diyorlar refah getireceğiz, zenginlik... Kardeşim istemiyoruz. Bize maneviyat gerekiyor, maneviyat. Sen bize Allah'tan dinden bahset, biz karda sürünmeyi kabul ederiz. Karda sürüneceksin de, karda sürünelim. Ama sen bize Allah'tan dinden bahsedeceksin. Ve alimleri hocaları sen sevmezsen veya sevdiğini göstermezsen, sevdiğini göstermekten imtina edersen, bu basına yansırsa ne olur dersen bereketsizlik olur. Bak AK Parti, Tayyip Hoca mükemmel, orada kıpkırmızı olmuş heyecanından, çok güzel. Göster.

KARTAL GÖKTAN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bunu yaptı mı sırtı yere gelmez. Olay bu kardeşim. Konu bu. AK Parti'nin başarısının nedeni budur. Gidiyor mesela Mehmet Kırkıncı Hoca, gidiyor Seyyid Salih Özcan, bütün alimlerin hocaların vefatlarında cenazelerinde, hastanelerinde sağken, hastayken sürekli ziyaret. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nde dedi ki Tayyip Hoca hemen dedi devletin özel uçağını göndereyim, cumhurbaşkanlığı uçağını göndereyim dedi. Biz Tayyip Hoca'yı arattırdık, ambulans uçak göndereyim dedi hemen. Annemiz geçmiş olsun dedi Şeyh Nazım Hocamız’a. Oğlu gitti ziyarete. Sen bunu yaparsan seni herkes destekler. İsterse anormal şeyler de yap yani. Yanlış şeyler de yap. Millet umurunda bile olmaz. Ekonomi çökse de umurunda olmaz, biz bunu arıyoruz. Ayrıca çökmez böyle bir bereket ortamında ekonomiye de bereket gelir.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bir fotoğraf daha var, Cumhurbaşkanı Erdoğan daha önce de evine gitmiş Mehmet Kırkıncı Hoca'nın. Bu resimde görebiliyoruz, elinden tutmuş.

ADNAN OKTAR: Bak, şu güzelliğe bak. Şimdi böyle yapan adamı bu millet bırakmaz. Bunu yapan adamı millet bırakmaz. İstediğini saydır, istediğini söyle, elinden geleni ardına koyma, millet bırakmaz böyle bir şeyde, vefa gösterir. Alime vefa gösteren adama millet de vefa gösterir. Alimi seveni millet de sever.

Mehmet Kırkıncı Hoca dünya tatlısıydı, dünya şekeri, balı kaymağı yani. Onun bir filmi vardı Mehmet Kırkıncı Hoca'nın, bizim yaptığımız röportajı vardı, yayınlasana.

VTR: Mehmet Kırkıncı Hoca ile Röportaj

ADNAN OKTAR: Bak Hz. İsa (a.s) şahıs olarak gelecek diyor. Hz. Mehdi (a.s) da şahıs diyor. Dünya tatlısı, beni de ne güzel övüyor, çok şeker. Efendim birçok gençlerin feyzine vesile oldu diyor, güzel güzel diyor maşaAllah. Bediüzzaman'ın manevi feyzine mazhar olmuş insanlar.

OKTAR BABUNA: Seyyid Salih Özcan Hocamız da Hocam, “ben Mehdi'yi gördüm, yine göreceğim” demişti inşaAllah.

ADNAN OKTAR: O sırf şekerden baldan oluşuyor.

Twitter'da terör örgütü Müslüman Kardeşler diye etiket yapmışlar. PYD'yi terör örgütü kabul etmiyor Amerika. YPG'yi kabul etmiyor ama Müslüman Kardeşler'i terör örgütü diyor. Müslüman Kardeşler'in silahı yok. Ama onlarda tanksavarlar, toplar, obüsler her şey var. Gece gündüz adam öldürüyorlar, Müslümanları şehit ediyorlar. Müslüman Kardeşler'in bir kişiyi öldürdüğü yok. Tabii her şeyde bir hayır var.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız’ın dünkü konuşması vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Nedir?

BÜLENT SEZGİN: Suriye'de yapılan ateşkes anlaşmasının gereği El Nusra ve IŞİD'in ateşkesin dışında tutulacağı belirtilmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan dünkü konuşmasında “El Nusra da DAEŞ'e karşı savaşıyor. YPG'ye iyi diyorsunuz da onlara neden iyi demiyorsunuz?” diye sormuştu. Bunun üzerine muhalefet ve muhalif basın Erdoğan'ın resmi olarak bir terör örgütü olan Nusra'yı savunduğu yönünde yorumlar yaptılar.

ADNAN OKTAR: Bir daha baştan.

BÜLENT SEZGİN: Suriye'de yapılan ateşkes anlaşmasının gereği El Nusra ve IŞİD'in ateşkesin dışında tutulacağı belirtilmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan dünkü konuşmasında “El Nusra da DAEŞ'e karşı savaşıyor. YPG'ye iyi diyorsunuz da onlara neden iyi demiyorsunuz?” diye sormuştu. Bunun üzerine muhalefet ve muhalif basın Erdoğan'ın resmi olarak bir terör örgütü olan Nusra'yı savunduğu yönünde yorumlar yaptılar.

ADNAN OKTAR: İşte böyle münasebetsiz izahlara karşı gençler susmasınlar. İnternetten her yerden cevap verebilirler. Gıkları çıkmıyor birçok gencin. Yani bu akıl almaz münasebetsiz bir şey ve Tayyip Hoca da lafı tam oturtturmuş gediğine. Kardeşim o IŞİD'le mücadele ediyor mu? O da ediyor. Sen diyorsun ki YPG mücadele ediyor IŞİD'e karşı, adam daha etkili mücadele ediyor IŞİD'e karşı. O nasıl terör örgütü oluyor? Müslüman gördüğün için. O Allahsız Kitapsız Stalinist diye onu destekliyorsun. Buradaki münasebetsizliği açıklayan yazılar olması lazım. Tayyip Hoca da hiç fütur vermesin, gönlü rahat olsun. Gerektiğinde tabii eleştiririz şu olur bu olur falan. Ama millet onu korur kollar, tüyüne kılına zarar gelmez. Gördüğü görmediği herkes onu koruyup kollar, gönlü rahat olsun.

“YPG terör örgütü” diye bir etiket başlatalım. “YPG terör örgütü” diye. “YPG terör örgütü” etiketini bir numara yapalım.

Hanım kızlarda bakım çok güzel, dekolte çok yakışıyor kadınlara. Ama güvenli yer olması lazım, güvenli. Sokak olmaz, sokak olmaz. Çok güvenli yerlerde bakımlı ve temiz, güzel olacak.

Bunu bak alakalı alakasız herkes desteklesin ki “YPG terör örgütü” onların eylemine bir cevap olsun. Çünkü sırf Tayyip Hoca'dan dolayı o etiketi birinci yapmışlar. Yani Tayyip Hoca'ya gıcık oldukları için. Müslüman Kardeşler'i destekliyor diye biliyorlar ya Tayyip Hoca'yı, Müslüman Kardeşler, terör örgütü ilan edilince Tayyip Hoca'yı zora sokacağını düşünüyorlar öyle. Halbuki Müslüman Kardeşler apayrı bir örgüt. Tayyip Hoca Cumhurbaşkanı. O örgütün başı da değil, alakalısı da değil. Ama gençliğinde birçok kişi birçok Müslüman gruba sevgi saygı duymuş olabilir. Yani Seyyid Kutup'u seviyorlardı... Büyük bir kitle seviyordu İhvan-ı Müslimin'i. Geçmişte öyleydi. Dolayısıyla geçmişte sevmiş olabilir, desteklemiş olabilir, bu suç değil.

Listeye daha rahat girmesi için İngilizce yapalım “YPG terör örgütü” diye. Yani yurtdışında da görülmesi için. Evet, Türkçe yapmayalım İngilizce yapalım.

Tayyip Hoca hep belalı işlerin içine girdiği için düşmanı çok oldu, bazı kafası değişik çalışanlar da onun anormalliği olarak onu değerlendiriyorlar. Anormal bir şey yaptı diyorlar halbuki o belanın içine kim girse, aynı reaksiyonla karşılaşır. Kim belalı işin içine girerse o reaksiyon olarak karşılaşır.

Mesela şimdi Amerika Birleşik Devletleri’nde dedik ya köylü bir köken vardır yani sığır bakıcısı, tarım, petrolcülük falan böyle köylü bir toplumdur. Mesela bu Trump, dikkat ederseniz ellerine bile köylü eli oturmuştur, o güneşten yanma köylülerde ayrı yanar biliyorsunuz daha tahriş edicidir mesela çizgiler oluşur iç kısımları beyaz olur yani tarla da yananla plajda yanan aynı değildir. Tarla yanması var onda, köylü olmak çok güzel bir şey ama İngiliz derin devleti İngiltere şehirli bir toplumdur ama Amerikan toplumu köylü bir toplumdur tabii çok imrenilen bir şey bu, ben köy hayatını çok severim ama bak yüzde 46’dan daha fazla oy alarak öne geçti. Adamın hareketleri falan “Guantanamo’ya dolduracağım hepsini” diyor kastettiği Müslümanlar oraya dolduracağım diyor, açacağım, daha da genişleteceğim imkanlarını diyor. Eski kovboy ruhu olduğu için, kovboy ruhunda nasıldır? Mesela kızıl derililer gelir adam gıcık olur delik deşik eder filmlerde falan görürsün ve onların her yerini işgal eder. Adamın sığır sürüsüne sen bir yanaşırsın seni darmadağın eder, şuan öyle bir kafa gidiyor böyle bir mantık gidiyor. İktidara gelirse çok büyük felaketi arkasından getirebilir çünkü sevgiyle yaklaşmıyor egoistçe yaklaşıyor, bencilce yaklaşıyor bu çok büyük bir tehlike ve laf söz dinleyecek gibi de görünmüyor yani sinirli bir iş adamı böyle fikri sabit bir adam görünümlü bayağı öfkeli bir insan. Şimdi bunu kim yaptı? Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı bunu getirdi.

“Hocam köylü Amerikalı ve şehirli İngiliz analiziniz gerçekten süper bu detayı kaç gündür düşünüyoruz da analiziniz tam isabet” diyor. Amerikan halkı çok garibandır, bak düşünün ya yüzyıldan beri yüz elli yıldan beri kovboy kültürünün dışında bir kültür gelişmiyor bak çok acayip bir şey bu. Başka hiçbir moda, hiçbir sanat anlayışı gelişmedi sadece kovboy kültürü gelişiyor. Tek katlı evler o kovboy devrinden kalma onun dışında bir şey yok. Hiçbir sanatçısı yok Amerika’nın, hiçbir heykeltıraşı yok hiçbir, edebiyatçısı yok var da yani öylesine köylü bir toplum ama tabii sıcaktır Amerikalılar sevecen neşeli insanlardır fakat kovboy kültürü de hakim mesela kovboy kültürünün ileri bir aşamasıdır Trump. Bu çok büyük bir risk kovboy kültürüyle devleti idare edersen hayati tehlike oluşturur.

“Canım Hocam” Aslıhan Şahin Tokat, “Yüzünüzde hayatım boyunca hiç karşılaşmadığım benzersiz bir nur ve akıl var gücünüzü sadece Allah’a olan imanınızdan aldığınız çok hissediliyor, Allah’a olan derin bağlılığınız yüzünüze çok yakışıyor ve sizi izlemek dünyanın en büyük zevklerinden birisi.” MaşaAllah imanın nuru ile bakıyorsun güzel görüyorsun.

Kardeşim bak, bağnazlar Mısır’ı mahvetti, Libya’yı mahvetti, Irak ve Suriye’yi mahvetti bağnazlık çok büyük bir tehlike dünya derin devleti bağnazlığı öldürerek yok etmeyi düşünüyor. Büyük bir Müslüman katliamı kapıda, bağnazlıktan vazgeçilsin, Müslüman devlet ileri gelenleri bağnazlığı durdursun, önce kadınlara kadın hakları tam anlamıyla verilsin, erkekle kadın elliye elli aynı güçte olsunlar, kadınların dekoltesine müdahale edilmesin, bakımına, güzelliğine müdahale edilmesin güzel bir anlayış hakim olsun. Yanlış bu, çok tehlikeli her yerde her şeyde kalite ve modernlik hakim olsun bu İslam’da olmayan, şiddet hadislerine şiddetle karşı çıkalım, Kuran’da olmayan dehşet yöntemlerine karşı çıkalım, IŞİD’in, Taliban’ın, El Kaide’nin mantığı oradan geliyor bu hadislerden geliyor bunu anlamazlıktan gelmeyelim bu büyük bir felakete kapı açar. Türkiye bu modernliğin öncülüğünü yapsın, Türkiye modern bir devlet olsun, modern bir halk oluşturalım her yerde modern tabii bizim gençlerimiz ama daha modern olsun. Danimarka, Norveç gibi olalım daha da ileri gidelim, öbür türlü helak kapıda mahvoluruz bak bunun dışında. On yıl sonrasını düşünsünler bağnazlık gittikçe gelişiyor ve çok arsız ve yırtıcıdır bağnazlık, çok sinsidir verem hastalığı gibidir bünyeyi içerden kemirir buna önlem alalım. Tayyip Hocam da olsun Başbakan da olsun, Türkiye Müslümanlığı diye bir şey yok, böyle bir şey kabul etmezler IŞİD Müslümanlığı, Taliban Müslümanlığı, El Kaide Müslümanlığı hakim olur Türkiye’ye o hadislere göre öyle olması gerekir başka türlü bir model gelişmez. Türkiye Müslümanlığı demek, çekinik bir yapı var yani susarak geçiştirerek çekingen, pasifist bir yöntemle bu mesele hallolmaz, Türkiye Müslümanlığı diye bir model yok. Bütün çevremiz hep gelenekçi Ortodoks, IŞİD, Taliban, El Kaide mantığında, El Nusra düşüncesinde biz onlara karşı koyacak bir ideolojiye sahip değiliz, gelenekçi İslam anlayışıyla onlara karşı koyamayız, Ortodoks İslam anlayışına karşı koyamayız yani IŞİD’in düşüncesi, Kaide’nin veyahut diğer bütün grupların düşüncesi çok rahat Türkiye’de hakim olur. Bağnazlık hızla yayılıyor, buna karşı devlet ciddi önlem alsın yani tarikatları falan kaldırarak değil, bu hadislerin yanlış olduğunu Diyanet İşleri Başkanlığı açıklasın ama açıklayamaz. İlla ki Mehdi (a.s), illa ki Mehdi (a.s).

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, geçtiğimiz hafta sonu Hollanda da sizin on bin adet Flemenkçe İslam Terörü Lanetler eseriniz halka ücretsiz olarak dağıtılmıştı. Bu konu Hollanda basınında da gündem oldu, dağıtımı yapan gönüllü arkadaşımızla görüşen “ad” isimli bir internet sitesi dağıtımla ilgili şu yorumları yayınlamış; geçtiğimiz Pazar günü Soyers Vartiyer, Kopel, Viyendelf ve Soyest mahallelerinde İslam Terörü Lanetler kitabını posta kutularına atan gizemli dağıtıcılar kendilerini tanıttılar, bunu yapanlar Harun Yahya’nın otuz sempatizanı ve onun kitabı ile Hollandalıların İslam algısını düzeltmek istiyorlar. Gönüllü arkadaşlarımızın yorumlarına da yer vermiş site. Pazar günü on bin tane kitap dağıttık sevgi, bilim, tolerans ve diyalog ile insanların İslam hakkındaki yanlış bilgilerini düzeltmek istiyoruz, biz şiddete inanmıyoruz ve bu kitabın yazarı olan Sayın Harun Yahya, İslam’da teröre yer olmadığını ve IŞİD’in fikri temelinin de bağnaz kaynaklara dayandığını söylüyor. O bölgede dağıtım yapılan bölgedeki sakinlerden Belinda Sygers ise şunları söylemiş, “Kitabın kim tarafından dağıtıldığını öğrendiğim için sevindim ve bence de güzel bir girişim, kitabı okumak istemeyenlere kitabı bana vermelerini söyledim birçok kişi kitabı okumak istiyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel, işte bağnazlar gibi değiller.

“Hocam münafıkların yürüyen şeytan olduğu kadınlardan nefret etmelerinden ve sürekli aşağılamalarından belli oluyor mesela kadın münafık bile kadını aşağılıyor canım Hocam yanılıyor muyum?” Zeynep Düzyol.

“Canım Hocam münafıkların zekası gibi aslında vücuden de çok sağlıklı ve zayıf oldukları doğru mu? Sürekli yapamam edemem derken aslında Allah’ın onlardan her türlü gücü aldığını zannediyorum doğru mu canım aşkım Hocam” diyor. Aliye Yasef. Yok ya münafığın çıkarına bir şey oldu mu deli enerjisi gelir münafığa yani kendi çıkarı ile ilgili bir şey olduğunda bayağı aktif olur. Ama münafık müminin aklını çok geliştirir yoksa meskenet olur. Mümin bu sefer gereksiz şeylere kafayı yormaya başlar münafığın verdiği keskin dikkat, şuur açıklığı en yüksek o varlıkların vesilesi ile oluyor. Yani mesela küfürle mücadele çok basit kolaydır yani yüz yüze, çünkü karmaşık bir yöntem yoktur, çok fazla akıl kullanmasına gerek kalmaz. Küfür biraz da çekingendir içinde bir tedirginlik yaşar ama münafık öyle değildir. Münafık sinsiliğini, gizliliğini mühim bir silah olarak kullanır çünkü gizlendiğinde münafığı zaten göremezsin gizli vurur, gizli atak yapar ama onunla işte baş eden bir akıl çok müthiş bir akıldır gelişmiş bir akıldır yani orta bir zeka ile münafıkla baş edilmez. Yüksek bir akıl ve yüksek bir iman gerekir ve bu müminde telakkiye sebep oluyor geliştiriyor mümini.

YPG’nin etnik kıyım yaptığı yani Kürt, Arap, Türk insanları etnik yapılarına göre katlettiği, şehit ettiği ve Kürt kız çocuklarını zorla okullarından kaçırıp, YPG’ye militan yaptığı Amnesty isimli dünya çapında kabul edilen İnsan Hakları Kuruluşu tarafından raporla belgelendi.  Orada bizzat bölgede yaptıkları araştırma ile ayrıca YPG’nin insan hakları ihlalleri ve PKK’nın yan kuruluşu olduğunu Ayrıca İnsan Hakları İzleme Örgütü de raporla belgeledi. Bak raporla, YPG’nin insan hakları ihlalleri ve PKK’nın yan kuruluşu olduğunu İnsan Hakları İzleme Örgütü de raporla belgeledi. Ya kardeşim işte daha ne istiyorsunuz?  Bütün yetkili kurum ve kuruluşlar, bunu açıkça raporla belgeliyor daha nasıl olsun? Hayır bunlar Müslüman örgütler de değil, Hristiyan kuruluşlar ve beynelminel yani uluslararası, sözüne itibar edilen resmi kurumlar, açıklıyor işte. Amerika’nın anlamazdan gelmesinin alemi yok.

Bak Allah rızası için herkes gelenekçi gerici düşüncelerle uğraşsın gerici demeyelim de gelenekçi Ortodoks düşünce müthiş felaket getirecek bak Türkiye’yi batırır mahveder. Şuan ki çektiklerimiz de ondan oluyor gelenekçi Ortodoks yapıdan oluyor, modern Türkiye’yi oluşturalım.

PYD, PKK ve KCK tüzüklerinde Öcalan önder kabul ediliyor e daha ne bitmiş işte, PYD tüzüğü Abdullah Öcalan’ı önder kabul eder diyor. Ulan dalga mı geçiyorsunuz siz? İşte tamam terör örgütü, YPG’nin resmi sloganı “Öcalan’sız hayat yok” işte terör örgütü. PKK’nın tüzüğü ne diyor? Abdullah Öcalan’ın yoldaşı ve düşüncelerini kendi çizgisi ve önderlik kurumu olarak kabul eder. İşte terör örgütü. PKK ile PYD’nin marşları aynı. Yok ya diyor, burnunun tüyü benzemiyor, ulan dalga mı geçiyorsun sen? Her şeyiyle terör örgütü. Mesela İhvanı Müslimin’i devlet kurmayı amaçlayan bir örgüt değil, sosyal tabanlı bir hareket, bir örgüt değil. 1928’de kurulmuş çok eski, Arap dünyasının en eski, en etkili en büyük İslami hareketi olarak biliniyor ama şuan tabii terör örgütü olarak ilan edildi. YPG, PYD gibi Stalinist, komünist devlet kurmayı amaçlayan örgütlerle kıyaslandığında uzaktan yakından alakası yok. Onlara legal gösteriyorlar onu terör örgütü gösteriyorlar Müslümanlar da suskun bekliyor, olmaz. En azından bir lider sözüyle gerçekleri açıklamaları lazım. Ha her şeyde bir hayır var mı? Var tabii ki yani terör örgütü olarak ilan edildiyse onda da bir hayır var. O Müslümanların uyanmasına aklını başına almasına vesile olacak bir olay yani. Benim bildiğim terör örgütü dediğin adam öldürür asar keser bombalar ben ona terör örgütü derim yani önüne geleni terör örgütü ilan etmek bu nedir? Neye göre terör örgütü yani? Delillerini göstersinler bana aklım alsın. Biri çıkıyor terör örgütü diyor, herkes hepimiz kabul edelim, olur mu öyle şey? Bize delilini gösterecek. Biz mesela PYD-YPG terör örgütü diyoruz ama delilini gösteriyoruz sen de bize delilini göster. Tabii bu daha adalet komisyonundan geçecek Obama’dan geçecek ama vicdanlı olsunlar insaf yani.

Aytül Can, “Hocam haftalardır münafıkları o kadar detaylı analiz edip örneklerle anlatıyorsunuz ki her dinlediğimde tövbe ediyorum ve Allah korkum artıyor özellikle sahabe dönemi ve günümüzdeki münafıkları aynı anda anlatmanız çok etkiliyor çünkü daha önce hiç böyle bir kıyaslamayla münafıkları anlatan olmamıştı Allah razı olsun Hocam” diyor. Hakikaten hiçbir kitap yok bu konuda, çok hayati bir konu olmasına rağmen. Münafığın özelliği küfürdeki kişiliğini bırakamaması asıl yani küfürdeki kişiliğini devam ettiriyor. Kuran’a baktığınızda bunu görürsünüz yani neyse gençliğinde çocukluğunda, aynı kişiliği devam ettirmekten kaynaklanıyor mesela o zaman Mısır’ın yiyeceklerini yiyor ya aynısını yemek istiyor, aynı kıyafetleri giymek istiyor, mesela millet altın buzağıya tapıyor tapacağından da değil de yani züppelik olsun. O bilir altın buzağının boş bir şey olduğunu Allah’a inanmayan ona inanır mı ama onun züppelik kısmı onu heyecanlandırıyor onun altın olması, altının karşısında konuşmak ve dolayısıyla eski ana karakterini bırakmamadan kaynaklanıyor. Mesela eskisi gibi yine çirkef yine saldırgan, yine ters, yine saygısız, yine pervasız mesela gençliğinde dine karşı nasıl pervasız yine pervasız. Mesela nasıl peygamberi dinlemiyor var mı öyle bir itaat ettiği kimse var mı? Yok. Nasıl küstahsa saygısızsa aynısını devam ettiriyor, nasıl kendini büyük görüyorsa çocukluğunda gençliğinde aynı şekilde yine büyük görüyor. Diyor ki mesela Hz. Musa’nın gittiği yoldan yani onun şeriatından bir kısmını aldım attım diyor. Lan sen kimsin? Züppeliğinden kendini büyük görüyor, “o Tevrat’ın o hükümleri gereksiz ben onları çıkarttım” diyor “ama bu kısımları olur” diyor. “Bu şekilde yaşayabilirsiniz” diyor dini. Bak Hz. Musa (a.s)’yla kendince alay ediyor ahmakça. Diyor ki, “O unuttu” diyor “Dini aslında buydu” diyor. Adamlar da bunu yiyor inanılır gibi değil. Yani bak diyor ki, “unuttu” O’nu acz ile zafiyetle itham ediyor “ne güzel konuştun ya” diyor “Hakikaten unutmuştur doğru söylüyorsun” diyor. Çünkü onun birkaç kere unuttuğunu görmüşlerse Musa (a.s)’nın ki Kuran’da da görülüyor ara ara bir unutkanlığı var. Ama “bunu bana şeytan unutturdu” diyor. Allah’ın verdiği bir özellik birçok insanda olur. Ki akıllı insanlar unutkan olurlar. Gayet normal. Çünkü her şeyi kafasında tutacak diye bir şey yok. Ama bak unutkanlığını laf arasında sinsice lafın arasına sokuyor, sinsice. “O” diyor “Aslında bu dindendir” diyor bak milletin kafasına şüphe düşürüyor. Yani “O aslında peygamber değil putperest aslında” diyor. “Size böyle usulen söylüyor” diyor “Aslı yok” diyor. “Onun derdi size kral olmak” diyor yani “Kendi dini bu aslında” diyor.

Erika 1976, bu kadın mı, erkek midir? “Çağdaşlık, dekolte hanımları dans ettirmek, koltukta oturmak mıdır?” diyor. Genel bir yoklama yaptım yani çok genel bir yoklama yaptım. Üniversite gençlerinin yani kahir ekseriyeti çok beğeniyor. Her şey, İslam anlatış tarzımızı, samimiyetimizi, candanlığımızı, temizlik kalite anlayışımızı akıl almaz bir hayranlıkla izliyorlar. En az bin kişilik bir anketim var en az net yani. Ama akıl almaz bir hayranlık. Hangi kızla konuşsam diyor ki, “Tek sorunum kıskançlık” diyor “başka bir şey değil” diyor. Erkeklerde de şöyle oluyor onların kız arkadaşları oluyor ama kızlar çok aksi oluyorlar. Bunları hepsi için demiyorum da bir kısmı aşağılıyorlar. Özellikle işte saçının efendim biçimini beğenmiyor “Saçın çok zayıf” diyor “ İşte güçsüz saçın” diyor falan oradan zaten iptal oluyor gidiyor yani orada mahvoluyor artık kadın gibi oluyor artık acayip. Kızlar onların zayıf yönlerini iyi biliyorlar onları biraz hırpalıyorlar benim anladığım akıl almaz acze düşürüyorlar. Kendine güvenini tamamen sıfıra düşürtüyorlar. Çok çok acı ifadeyle artık avucuna alıyor maymun gibi onunla oynuyor böyle ezim ezim eziyorlar. Onlara çok ağır geliyor sizin böyle çok coşkulu sevmeniz, tutkunuz, kaliteniz, mükemmel bir kadın karakteri göstermeniz, gözlerinizdeki tutku ve derinlik asla göremedikleri bir şey. Kızlar bunlara nefretle bakıyorlar acıyarak ve öfkeyle bakıyorlar. Ama kızların gıcık olacağı kadar var çünkü kucağına gidip de ağlıyor herif. Koskoca kıllı kılçıklı herif. Ondan sonra duygusal parçalar söylüyor. Kişiliksizliklerine çok gıcık oluyor. Birde Allah’a inanmıyor. Kardeşim diyor ki kız haklı olarak “Bu Allah’ı fark edemiyorsa beni nasıl görsün? Allah’ı sevemiyorsa beni nasıl sevsin? Bir sefer de kendini dindar gösteriyor. “Dindarsan niye gereğini yapmıyorsun?” diyor. “Niye tebliğ yapmıyorsun? Niye aklın fikrin bazı belirgin şeylerde?” onu soruyor. Bakımsız ve pis oluyorlar birçoğu hepsi için demiyorum. Pis pis şakalar yapıyorlar, çok akılsız konuşmalar yapıyorlar. Kızlar çok zeki oluyorlar birçoğu. Bazı gençler de çok akılsız oluyor. Akılsız olduğunu fark ettiğinde kız çok gizli bir nefretle ona bakıyor, öfkeyle bakıyor ve acıyor ona. Artık onu böyle ömür boyu kullanacağı bir hayvan gibi görmeye başlıyor.

BÜLENT SEZGİN: Son dakika haberi vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır Sur ilçesinde güvenlik güçleriyle teröristler arasında yaşanan çatışmalarda bir askerimiz şehit oldu. Bir askerimiz ağır yaralandı.

ADNAN OKTAR: Hele hele hele efelere bak efelere, delikanlılara, kabadayılara bak. Yakında neticeyi alırız. Lağım temizlendi. Tertemizleyecekler. Kardeşim kabadayılıkta var bu şehit olur, gazi olur. Şehidimizin şehadetini tebrik ediyoruz, imreniyoruz Allah bizlere de nasip etsin.

KARTAL GÖKTAN: Yine az önce Sayın Davutoğlu’nun bir açıklaması var. “Türkiye Suriye’nin içindeki ateşkesi tanımayacak.” Şeklinde. Ateşkeste YPG’ye böyle bir terör atfı yok bunun olması gerekirdi, olmadı. Ama şu bilinsin ki bu ateşkes, Suriye için geçerli bir ateşkestir. Suriye içerisinde çatışan taraflar için Türkiye’ye herhangi bir taraf tehdit teşkil ettiğinde Türkiye’nin güvenlik söz konusu olduğunda bu ateşkes bizim için bağlayıcı değildir.”

ADNAN OKTAR: Doğru. Doğru demiş.

Bu Wall Street Journal Gazetesi var biliyorsunuz Ruken isimli YPG militanıyla röportaj yapıyorlar diyor ki adam, “Bazen ben PKK’lıyım bazen de bir PJAK’lıyım bazen de ben PYD’li olurum. Bunun bir önemi yok hepsi PKK’nın bir kolu.” diyor. Doğrusu bu. Doğrusu bu.

Kızlar insanlardan genel olarak tabii korkuyorlar. Mevsim, şartlar, olaylar, zaman zaman birçok konumu değiştirebiliyor. Onlar da ona göre şekil alıyorlar yani kılığında, kıyafetinde, düşüncesinde, mantığında fakat erkeklerden tabii tedirgin oluyorlar. Çünkü bazen çok psikopat çıkabiliyorlar oğlanlar, delikanlılar. Mesela kız ilgi gösteriyor farz edelim diyor ki, “Sen benden ayrılmayı düşünüyormuşsun doğru mu?” diyor. “Evet” diyor. “Öyle bir şey yaparsan seni öldürürüm” diyor. Ne mecburiyeti var? Senin kölen mi? Ahlaksız herif istediği gibi gider. “Sıkıysa yap” diyor. Evin önünde bekliyor. Çocuk nasıl uğraşsın bununla? Savcılığa yazı yazıyor. “Gel de karakolda ifadeni alalım” diyorlar. Karakolda ifade, sonra “gel savcıyla konuşalım” diyor. “İstediğin vakit telefon et polis gönderelim” belli ki bela yani. Onun çözüm olmayacağı belli. Bir kere böyle kızlara itlik yapanlara polisin caydırıcı tavır koyması lazım.

Art niyetli insanlar yüzüyle oynarlar. Yani bir pislik ifade verir, bir anormal ifade verir, bir manyak ifadesi verir, bir şaşırmış ifadesi verir. O yüzüyle oynar çok aptal bir görüntü verir ona ama o tiyatro oyuncusu gibi oynadığını zanneder. Hâlbuki aklı başında insan onu hemen anlar. Yani oyun oynadığını anlar çünkü aptallık ifadesidir o. Çünkü aklı başında bir insan yüzüyle oynamaz.

Münafık zannediliyor ki adam sonradan o kişiliği alıyor. Halbuki çocukluğundan gelme bir kişiliktir o. Müslümanlığa girdiğinde normalde o küfür alametlerini kesip atması gerekir. Müslüman olanlar girdiklerinde mesela büyük bir blok olduğunu düşünelim. O bloktaki yüzde doksanlık küfre ait bütün hususları kesip atar mümin. O blok kopar Müslüman’da. O yüzde ondan yeniden hacim alıp yeni bir kişiliğe bürünür. Münafık çocukluğundan itibaren gelen her türlü ahlaksızlık, haysiyetsizlik, sinsilik, ukalalık, züppelik bunu muhafaza eder. Onu örter korur, bırakmaz. Bilakis besler ve geliştirir. Yani münafığın gelişme sebebi o oluyor. Yani mümin biçip atarken, temizlerken münafık bırakmaz. Onu muhafaza eder. Halbuki koparması lazım. Koparmaz. Ama şimdi tabii gerçek münafıkla hasta kalp; Allah diyor, “onların kalbinde hastalık vardır” diyor. İkinci bir grup daha var yani mümin ruhlu ama hasta. Yani ruh hastası gibi hasta. Kalbinde hastalık var fakat çok münafığa benziyor. O iman hakikatleriyle tedavi olur. Hasta bak. Çünkü adı üstünde hasta nedir? Tedavi olursa düzelen adama denir. Ama gerçek münafıksa tedavi olmuyor Allah vermesin. Allah onlar için diyor ki ancak diyor kalpleri parçalanırsa vazgeçerler. Kalbi de sonsuza kadar parçalanmayacağı için sonsuza kadar böyle kalırlar diyor Allah. Özel yaratılmış.

Türkiye PYD’yi vurmaya başladı ya bunu pek akıl edemediler. Türkiye aslında biraz akılcı davrandı.  Veyahut Allah böyle rast getirdi. Şimdi bu maymunları Allah mağaralardan çıkarttı gözümüzün önüne getirdi. Bunlar hep Kandil’de saklanıyorlardı. Orası çok müstahkem bir yer. Yani orada onlara ulaşılamıyor. Bombaladık falan diyorlar ama öyle bir şey olmaz. Kayanın içinde çünkü adamlar bombadan etkilenmezler. Fakat bunlar hayvan sürüsü gibi Türkiye’nin sınırı boyunca yayıldılar. Domuz sürüsü gibi. Yani sekiz yüz kilometrelik yol alanda üç yüz-dört yüz kilometre genişliğinde bir arazi içerisinde yayıldılar. Ama en ziyade Türkiye sınırına yoğunlaştılar. Yani Türkiye’de Mesela yirmi-otuz kilometre, kırk kilometre menzil içerisine yoğunlaştılar. Türkiye’ye yakın olarak. Oralarda müstahkem mevkiler, silah yığınakları yaptılar. Türkiye topçu ateşiyle bunlara çok rahat ulaşacakları bir menzile girdiler. Türkiye’de top bol. Top mermisi de bol. Yani kanunen de kendi yerinden ateş ediyor. Kaçıp kurtulacakları gibi bir yön de yok. Amerika ve Rusya’nın derdi PYD’yi güçlendirmekti, Türkiye bak önce IŞİD vurmaya başlayınca bütün güçleriyle IŞİD’e saldırmaya başladılar. Daha önce hiç karışmıyorlardı IŞİD’e dikkat ederseniz. Ne zaman? YPG’yi vurmaya başlayınca IŞİD. Orada deli gibi saldırdılar ve hakikaten durdurdular. Şimdi Türkiye de PYD’yi topçu ateşiyle vurmaya başlayınca alelacele ateşkes ilan ettiler. Hiç niyetleri yoktu. Türkiye’yi durdurmak amacıyla yapıldı. Türkiye de ne yaptı? Bunların bu sözünü takmadı. Şimdi ne yapacaklarını bilemiyorlar. Kara kara düşünüyorlar. Türkiye çok güzel açıklama yaptı. Niye ateşkes yapalım biz? Türkiye sınırında pislik yapılıyorsa gereği yapılır dedi Türkiye. Amerika ve Rusya’ya talimatı veren kim? İngiliz derin devleti.

Duru, “Hocam geçen akşam apartmanda bir adam eşini öldüresiye dövdü gelen seslerden endişelenip polise haber verdik, polis gelip çifti karakola götürdü adamın ifadesi alınmış, kadın hastaneye götürüldü, adam eşini ciddi şekilde darp etmiş, kadın korkusundan kocasını affettiğini söyledi ve şikayetçi olmadı, kadın komşulara kocasının kendisine yada çocuklarına zarar vermesinden korktuğu için affettiğini söylemiş. Hocam bu durumda çok fazla kadın var ve köklü bir çözüm bulunamıyor maalesef. Saygılar iyi yayınlar.” Kadın dernekleri toplanıyorlar pankartlar açıyorlar falan böyle bir şey olmaz. O tecavüz edilen kızın için ailesine psikologlar gidiyormuş, konuşuyormuş. Kardeşim ne acayip şey psikolog? Freud’dan falan eğitim almış adamlar ne anlatacak psikolog yani? Özetle şu, bir genç kıza tecavüz edilmesi onu aşağılamaz. O bizim gözümüzde yücedir değerlidir. Herkes onunla evlenir, namusuna hiçbir şekilde halel gelmemiştir. Delikanlının hasıdır aslandır. Niye zarar gelsin? Bir insan bir insanın elini tuttuğunda neyse onun hükmü ona tecavüz edilmesi de odur. Yapan ahlaksızdır, haysiyetsiz, şerefsizdir, namusuzdur o ayrı mesele. Ama genç kıza asla zarar gelmez. Ama sen büyük bir felakete uğramış gibi anlatırsan psikologları getirip Freud’dan şundan bundan anlatarak adamları daha da gerersen bu çok yanlış olur böyle bir yöntem olmaz. Mesela hanım kızı dövmüş,  adam belli ki ömür boyu onu süründürecek ve sürekli aşağılayacak. Karakola götürdün, polis götürdü “arkadaş nedir senin sorunun?” dersin. “Bir daha döversen bir daha böyle bir şey olursa bize karşı yapılmış bir hareket bu, bizim bütün Türk milletine karşı yapılmış hareket olur. O bizim kardeşimiz bacımız annemiz.” Bütün polisler demeli ki “eğer benim kız kardeşimi döversen beni dövmüş olursun ona göre kendine dikkat et” diyecek. Gidip her gün polis kapıyı açıp “nasıl gidiyor?” diye sorması lazım. Değil mi? Yahut adamı ikide bir alıp karakoldan, karakola çağırıp sana biraz nasihat edeceğiz gel falan dersin götürürsün yapamaz bir daha.

Mesela yaptıkları ateşkes antlaşmasında diyorlar ki “IŞİD ve Nusra dışında“ Kardeşim sen bombardımanı zaten IŞİD ve Nusra adına yapıyorsun, başka bir bombardımanın yok ki. Uyanıklık yapıyor. Türkiye’de diyecek ki “Madem ateşkes oldu ben de YPG’yi vurmayayım.” Şerh koymuşsun sen. YPG’ye desen, bak YPG haricinde IŞİD haricinde falan değil mi şu kişilere ateşkes var desen olur. YPG’yi sen bunun dışında tutuyorsun. Barışçıl gösteriyorsun YPG’yi böyle olmaz. Böyle uyanıklık çok çok çirkin. Ama YPG’nin Türkiye’nin menziline girdiğini bilmemeleri çok acayip. Allah bir oyun hazırlıyor Allah başlarına geçirir. Türkiye’nin o bütün sınırları boyunca hepsi top menzilindedir. Türkiye’nin istediği gibi ulaşabileceği gibi.

Bir sevgi etiketi yapalım ’Sevgiyi unutma’ diyelim veyahut daha kısa yapalım ’Sevgiyi unutma’.

Şimdi mesela benim bu kadına aklım takılacak adam ağzını burnunu kırıyor. Kadın ne kadar huzursuz bir kere nefret ediyor ve kurtulamıyor. Nefret ettiği bir insanla yaşamak ne korkunç bir şey. Değil mi? Boşanmak istiyorsa polisin yardımcı olması lazım. Alacak mesela onu güvenli bir yere götürecek mahkeme de bir celsede boşaması lazım. Ona göre bu tip şeylerde mahkeme bunu ön plana alıp kanunu ona göre ayarlayabilirler. Bir celsede boşayıp mesela bir kilometre yakınına da yanaşması yasaklanabilir şahsın eğer kadın istiyorsa tabii. Birde nefes aldırmamak lazım daha önce söylemiştim. Mesela evine ani baskın yapılabilir silah araması yapılabilir. Sokakta üstünde silah araması yapılabilir bayağı kontrol etmek gerekir. Mesela bin kişi diyelim, bin kişiyi kontrol ederiz. Zor mu yani bu?

“Adnan Bey, son zamanlarda tecavüz olayları arttı. Kadınlar neden bu kadar değersiz görülüyor? Kuran’da kadın ve erkek eşit midir?” İşte gelenekçi İslam anlayışında kadın yarım yani evrimini tamamlamamış bir mahlûk olarak görülüyor. Her yönden aşağı görüldüğü için fikirlerine de önem verilmemesi gerektiği anlatılıyor. “Kadın bir şey dediğinde tersini yapın” diyor gelenekçi İslam anlayışı. “Sokağa bırakmayın. Hatta evin penceresi sokağa bakıyorsa oradan kendine dost çıkarabilir. O yani fuhşa kapı açabilir. Orayı briketle örün” diyor. “Yani evin penceresi sokağa bakmasın” diyor. Ve kadının şeytan karakterli olduğu, cehennemin kadınlarla dolacağı, kadına güzel elbise almanın tehlikeli olacağı, alırsa bu elbiseyle dışarıya çıkmak isteyeceği. Eğer iyi yiyecekler yerse, yine kendini zinde hissedip sokakta gezmek isteyeceği, o yüzden bitkin olacağı şekilde yemek yedirilmesi gerektiği, kötü elbiseler verilerek dışarı çıkmasının engellenmesi gerektiği uzun uzun gelenekçi kitaplarda yazıyor. Ve bunu adamlar güzel ahlak olarak görüyorlar. Yani bir kadına zulmetmek, acı çektirmek ahlaksızlıktır. Ahlaksızlığı ahlak olarak görüyorlar. Ve tersine bir bakış açıları var. Mesela kadının dekolte giyinmesini önemli görüyor. Onu ahlaka uygun görmüyor. Ama kadını aşağılıyor. Mesela kaşını aldırtmamak, yüzünün bakımını yaptırtmamak. Saçını boyatmamak, gülmesini engellemek, yemek yemesini engellemek. Bunları ahlak olarak görüyorlar. Yani sistem tersine dönmüş gelenekçi sistemde. Hâlbuki bu bir ahlak bozukluğudur bu. Ahlak çöküntüsüdür. Mesela bak, arkadaşımız diyor ki; İngiltere’den yazıyor, “Hocam, İngiltere’de kadına herhangi bir şekilde şiddet uygulandığında kişi hâkim karşısına çıkana kadar nezarette tutulmak zorunda.” Normalde böyle olması lazım. Birde soracaksın “zorun nedir? Yani niye yaptın?” Mesela evde silah bulunduruyor. Bilmem ne bulunduruyor adam. Sık sık baskın yap. Mesela bir yere gittiğinde git karşısına otur. Her birine iki polis bıraksalar mesele hallolur. Ve bu yılgınlık meydana getirdiğinde bir daha kimse böyle bir şeye girmez. Her gün kadın öldürme haberi geliyor. Hükümet bunu çok hayati görmesi lazım. Yani bununla ilgili özel bir birim kurulsun. Mesela kadını dövdü, bir kere kanun değişsin. Kadını dövdüğünde hakikaten hâkim karşısına çıkıncaya kadar gözaltında tutulsun. Ve zora sokmak lazım. Polis bunu yapsın. Kanun ona göre düzenlensin. Yani evinde mesela sık sık gün aşırı silah araması yapılabilir. Veyahut hiç ummadığı anlarda silah araması yapılabilir. Sokakta mesela hiç ummadığı, mesela otobüs beklerken silah araması yapılması lazım. Nereye gitse takip edilmesi gerekir. Yani birçok usul uygulanabilir. Ben bunu tek tek tarif etmeme gerek yok. Mesela İngiltere’de bak, arkadaşımız diyor ki; “Kavga edip içeri girenler bile dört saat yatıp çıkıyorlar” diyor. “Ama kadına şiddet durumunda hâkim karşısına çıkana kadar asla çıkamıyor” diyor. Kadının konumu ayrıdır. Mesela erkek erkeğe kavga eder, aralarında barışırlar. O ayrı mesele. Ama kadın nazik ve nazenin bir varlık. Kadına adam saldırdı mı bu çok büyük bir olay olması lazım. Mesela evin anahtarı bir kadın polise verilebilir. Direkt kadın açar, girer. Yanında iki polisle beraber. “Öyle bir bakmaya geldim” der. “Nasıl durum?” falan dersin, çıkarsın. Adam nasıl yapsın? Yani bunu bekletmenin bir âlemi yok. Derhal yapılması lazım bu.

Müftü Muhammed Şafi ve Müftü Muhammed Rafi Osmanî’den “Kıyamet Alametleri ve Mesih’in Gelişi” isimli kitap, ikisinin yazdığı kitap, 152. sayfasında Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis. Resulullah (s.a.v.)’den. “Mehdi’nin çıkacağı vakit insanlar camilerin kapılarına kadar kalın yastıkların üzerine oturarak seyahat edecekler.” Arabada, arabanın koltuğuna oturuyor. Bak, “yastıklar onları götürecek.” Diyor. Yastığın üstüne oturacaklar. “Kalın yastıklar, camilerin kapısına kadar onları götürecek” diyor “Ahir zamanda” Ne kadar açık mucize. “Mehdi’nin çıkacağı vakit insanlar camilerin kapılarına kadar kalın yastıklar” diyor. Arabanın koltuğuna işaret ediyor. “üzerine oturarak seyahat edecekler. Koltuklar onları götürecek” diyor. Bu ne? Mucize. Koltuğun altında ne var? Araba var. Müftü Muhammed Şafi ve Müftü Muhammed Rafi Osman ikisi birlikte yazıyorlar “Kıyamet Alametleri ve Mesih’in Gelişi” isimli kitap, 152. sayfasında Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis. “Kalın koltuğun üzerine oturacaklar” diyor. Arabayı net tarif ediyor. “Ve kendinden gidecek o koltuk” diyor. “Altında bir hayvan şu, bu falan olmayacak” diyor. “Kendinden gidecek. Seyahat edecekler” diyor.

OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi (a.s)’ın arabasının tarifi vardı Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. “Gözlerinden ışık saçılır” diyor. “Gözlerinden ışık saçılır. Siyah veya beyazdır” diyor. “Kendinden gider” diyor. “Kendinden gider” diyor. Bir başka hadiste süratinden bahsediyor.

Şu kadın dövme, öldürme, yaralama ben hayret ediyorum hükümet Allah rızası için şu işi bitirsin. Bu adamlar belli oluyor kardeşim. “Seni vuracağım” diyor zaten adam. Ve silah alıyor bu. Kadıncağızın da korktuğunu görüyor. Onu daha da tetikliyor. Daha azgınlaşıyor. Kadın da diyor ki “vurursa vursun artık.” Kardeşim, bak, devletten ümidini kesiyor adam. Bu çok korkunç bir şey. Böyle bir şey olmasın Allah rızası için. Savcılığa gidiyor. Bir ay sonra haber geliyor. “Gel ifadeni alacağız.” “Nasıl oldu?” Adamın ifadesi alınıyor. Sonra işte yaklaşmama kararı aldırılıyor. Adam ne dinler yaklaşmama kararını. “Beş yüz metreden fazla yaklaşma” diyor. Adam direkt zaten vurmaya gidiyor yani.

BEYZA BAYRAKTAR: Sizin söylediğiniz yöntem çok koruyucu olur inşaAllah, kadın bir polise anahtar vermesi.

ADNAN OKTAR: Tabii. “Selamün Aleyküm” diyeceksin. “Necmi. Var mı bir olay?” falan. Direkt paldır küldür içeri gireceksin, evin içine. Sokakta da direkt yaslayacaksın. “Yaslan” diyeceksin. “Kaldır kollarını.” Tepeden tırnağa silah araması. Burnundan getireceksin tabiri caizse, burnundan. Yani anasından emdiği sütü burnundan getireceksin. Bir daha yapsın da göreyim. Böyle olmaz kardeşim. Yani inanılır gibi değil.

“Mehdi’nin atı karanlıklarda on dörtlük ay gibi parlar” diyor gözleri. “Siyah, beyaz renkli iki gözünün arası ışık gibi parlayan bir ata binecek.” İki gözünün arası ışık gibi parlayan; far, arabanın farı. Açıkça anlatılıyor. Orada diyor “koltuğa bineceksin” diyor. “Koltuk kendinden gidecek” diyor. Bu atın gözlerinin önünde ışık var. Parlıyor gece, aydınlatıyor. Yani at ama bacağı falan yok. Kendinden gidiyor at. Vasıta olarak söylüyor. Zaten orijinalinde vasıta olarak söylüyor. Onlar “at herhalde” diyorlar.

Evet, kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK Terörünün Bitmesi İçin Alınması Gereken Acil Önlemler

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Ünlü alimler, büyük alimler teker teker vefat ediyorlar. Ağabeylere çok daha özen gösterilmesi gerekiyor bakımlarına. Grip, nezle genellikle öldürücü oluyor, yaşlılarda çok tehlikeli oluyor. Ağabeyler bütün ömürleri boyunca halkın içinde oluyorlar öyle olmaz. Belirli bir yaştan sonra halkla direkt görüştürmesinler. Mesela Mahmut Hocamız’a uygulanan metod güzel, cam arkasından, öyle olursa ölür. Doksan yaşında, seksen yaşında adam gribe nasıl dayansın? Zatürre olup vefat ediyorlar. Adam daha yeni gripten kalkmış “Oo Hocam” diyor gidip sarılıyor boylu boyunca, adamın umurunda dahi değil virüsü bulaştırıyor. Kendi zor bela ayağa kalkmış, doksan yaşındaki adamın bünyesi nasıl kaldırsın? Şeyh Nazım Hocamız’da da ben sokturmadım eve. Önüne gelen girip yapışıyor. Çok kızdırıcı bir şey bu. Her türlü mikrop var, eli ayağı kirli, sokaktan gelip eline yüzüne sürüyor elini. Şapur şupur öpmeler bilmem neler. Olmaz.

Bediüzzaman diyor ki, Risale-i Nur’da, Tasdik-i Gaybi’nin 9. sayfasında: “Bu hakikatten anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat,” geldi demiyor bak sonra gelecek olan o mübarek zat. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat,” anlaşılmayacak ne var burada? “Risale-i Nur’u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.” Risale-i Nur’dan okuyacak insanlara da açıklayacak. Sonra gelecek diyor o mübarek zat, şimdi geldi demiyor. Bediüzzaman öyle vasat bir insan değil. Bazı böyle kemik kafalı hocalar var, kendileri gibi kemik kafanın dışında bir mantığa yanaşmıyorlar. Halbuki bu insan metafizik bir insan normal bir insan değil, olağanüstü bir insan.

“Birinci cümle bin beş yüz makamiyle ahir zamanda bir taife-i mücahidenin son zamanlarına” demek ki hicri 1500’e kadar vazife var. Şu an kaçtayız hicri? 1437. Kaç sene kaldı 1500’e? Altmış üç sene var. Altmış üç sene yani her şey bu vakit içinde olacak. “Ve ikinci cümle, 1506 makamıyla galibane mücahedenin tarihine” 1506’ya kadar galibane mücahede var, hicri 1506. Bak kırk beşi bir geçiyor 1506 oluyor, görüyor musunuz? Mesela 56, 1506, orada özel bir vurgu var. Yani beşi bir geçti mi altı oluyor. “Ve üçüncü cümle 1545 makamiyle pek az bir farkla hem Fatiha’nın, hem vel-Asr Suresi’nin ikinci cümlesinin gaybi işaretlerine işaret edip tevafuk eder. Demek ki bu Hadis-i Şerif’in üç cümlesinden her birisi 1500 tarihine ve mücahedenin ne kadar devam edeceğine dair işaretleriyle aynen bu 1560 bir makamıyla, hem 1560 makamiyle iştirak edip o taife-i azimenin mücahedatları ne kadar devam edeceğini mana-yı işari ve cifriyle gösterirler” diyor. Burada da bak 1545 demiyor Bediüzzaman. 1561 ve 1560 diyor, 45 demiyor. Bu bir şaşırtmaca ama benim anladığım 1545. Çünkü adamlar daha var diyecekler, olsa bile daha var diyecekler. Daha Türkçesi “bu bir hurafe böyle bir şey yok” diyecekler.

“Risale-i Nur hem öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet, Anadolu’nun sinesinden onu çıkaramaz.”  Risale-i Nur’u çıkaramaz diyor Anadolu’nun sinesinden. Hiçbir kuvvet diyor. “Ta ahir zamanda” yani şimdiki vaktimiz de “…hayatın geniş dairesinde” yani internetin, televizyonların olduğu bir dönemde “Risale-i Nur’un asıl sahipleri,” Nurcular değilmiş demek ki asıl sahipleri. Asıl sahipleri diyor; bir sahibi denilenler var, bir de asıl sahibi var. Asıl sahibi kimmiş? Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri. “Yani” diyor, açıklıyor Bediüzzaman “yani Mehdi ve şakirdleri.” “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirdleri, Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir” geldi demiyor, “gelir, o daireyi genişlendirir” mevcut olan imkanı genişlendirir, mevcut Müslüman toplumunun sayısını arttırır “ve o tohumlar sümbüllenir.” Müslümanlar daha tohum halinde olacak o zaman diyor. Tohum, açmamış. “O tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” “Ben kabrimde olacağım” diyor “Mehdi çıktığında.” “Hem bu üç vazife birden bir şahısta yahut bir cemaatte bu zamanda” ne zaman bu? 1900’ler. 1910, 1920, 1930. “Bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi” yani birbirini yok etmemesi “pek uzak, adeta kabil görülmüyor.” Yani benim zamanımda diyor, 1900’lerde, 1930-1940’larda Mehdi’nin gelmesi imkansız diyor hiçbir yönden müsait değil diyor. “Ta ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi’nin cemaat-ı nuraniyesini temsil eden” yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyunun “cemaat-ı nuraniyesini temsil eden” yani onun mümessili olan “temsil eden” kimde? Mehdi’de. İsim veriyor “Mehdi'de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima' edebilir.” Benim zamanımda mümkün değil diyor Mehdi’nin çıkması. “Ta ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi’nin” Peygamberimiz (s.a.v.’in soyunun “cemaat-ı nuraniyesini temsil eden” yani seyit olan, seyitlerin lideri olan “Mehdi'de ve cemaatindeki” bak cemaat diyor “cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima' edebilir.” Mehdi’de olacak bunlar diyor ahir zamanda.

Diyor ki Bediüzzaman; “Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kutsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir.” Yani kutsal çiçekler. Kim bunlar?  Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri. “Kutsal çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir.” Yani onların çıkışı için zemin hazırlamak lazım. Atatürk de zemin hazırlamıştır, hilafeti kaldırarak, yobazlığı ezerek, bağnazlığı ezerek zemin hazırlamıştır. “O kutsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir.” Mehdi (a.s) talebelerine kutsi çiçek diyor Bediüzzaman. Kutsal çiçekler. “Fakat çiçekler baharda gelir.” Demek ki Hz. Mehdi (a.s) da bahar aylarında zuhur edecek, ona işaret var. “Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kutsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık

ki, biz bu hizmetimizle o nuranî zatlara zemin ihzar ediyoruz.” Mehdi (a.s) ve talebelerine zemin hazırlıyorum diyor, ben ve Nur talebeleri diyor.

YPG ele geçirdi dediği, YPG’nin ele geçirdiği, Amerikalılar önce bombalattılar sonra gidip istila ettiler. YPG’nin ele geçirdiği yani PKK’nın ele geçirdiği, YPG/PKK aynısı, Şadida Köyü’nde camide kendilerince İslam’la alay ediyorlar, imamın kürsüsüne çıkmış orada sırıtıyor, namaz kılıyor gibi yapmış taklit ediyor, her türlü rezillik. Resimlerini görebiliyor muyuz? Pislik, eşek herif, lanet, yüzü de maymuna benziyor, güya alay ediyor. Yine bak camide eğleniyorlar görüyor musun? PKK’lı it, kopuk, pislik bak haysiyetsiz karı orada yine öyle imamın kürsüsünde sırıtıyor bak tipsiz, pislik, mahluk. Bak önde Kuranlar görüyor musun? Ayaklarında botlarla girmişler, pis ayakkabılarıyla. Bak görüyor musun? Pis PKK’lı ayakkabılarıyla, işte bütün Ortadoğu’yu bu hale getirmeyi düşünüyor, bu pislik deccal ordusuyla. O alçaklara karşı her yerde devlet gereğini yapsın.

“Selam Adnan Bey, sizi takip ettiğim kadarıyla sevenleriniz gün geçtikçe çığ gibi artıyor, sebebi nedir acaba?” Selim Güven, Diyarbakır. Bazı ahmaklar da paniğe kapıldılar, bu sevgi halesinin genişlemesinden aptalca ve ahmakça önlem almaya çalışıyorlar, dangalaklar işte Kitap’ı yakmaya kalkıyor, bir şeyler yapmaya kakıyor bir sürü haysiyetsiz, bir şey yapacaklarını zannediyorlar it ürür, kervan yürür, hoşt diyoruz biz köpeklere, bütün gücümüzle devam ediyoruz.

Adamlar maden yapacağız diye orayı devirmek istiyorlar bazı tipler, oranın halkı da “burası güzel” diyor, “ormanlık güzel arazi, buraları bu hale getirmeyin” diyor, haklılar çünkü hakikaten acayip tahrip ediyorlar yolları falan ağaçları deviriyorlar bilmem ne falan, öyle özen göstermiyorlar, hiç özen göstermiyorlar. O tedirginliği aksettiriyor oradaki arkadaşlar, kişiler haklı olarak, devlet de diyor ki, işte hükümette “biz gereğini yapacağız, özenli olacağız” falan feşmekan. Hakikaten doğal oralar çok güzel. Adam, “maden yapacağım” hayır yapacaksın da, önce alt yapıyı yap. Ağaçları nasıl koruyacağını göster, yolları nasıl koruyacağını göster, bir kolaylığı meydana getir ondan sonra ortaya çık. Hele bir madenden başlayalım öyle olmaz. Önce koruyucu önlemini anlatacaksın yani orada doğaya, çevreye zarar gelmemesi lazım o güzelliklere.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Bazen, bazı kelimelere Hz. Mehdi (a.s)’ın dili dönmez” dili sürçer kelimeyi çıkaramaz diyor Hz. Mehdi (a.s)’ın bir özelliği bu işte, dili sürçer denilen budur. (Kıyamet Alametleri Kitabı 38. Sayfa Muhammed Ali bin Zübeyr Ali.) “Hz. Mehdi (a.s)’ın bazen bazı kelimelere dili dönmez” diyor her kelimeye değil. Çıkartmak için uğraşıyor birkaç kere tekrar ediyor. İmam Mehdi (a.s)’nin özelliği, dili sürçer derken pelteklik falan değil kastedilen budur. “Bazen bazı kelimelere Hz. Mehdi (a.s)’ın dili dönmez” Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi. (Kıyamet Alametleri kitabı 38. Sayfa Muhammed Ali bin Zübeyr Ali.)

Bakın size önemli bir hadis daha söylüyorum. “Mehdinin çıkacağı zaman” Hz. Mehdi (a.s) çıkacağı zaman yani şu zamanlar çıkacağı zaman diliminde “körfez Arapları” bak körfez Arapları yani Arabistan ve körfezdeki Arap ülkeleri, “zengin olacak” Körfez Arap ülkeleri ilk defa 1936’dan sonra su ararken petrolü buldular biliyorsun, herkes biliyor. Geçtiğimiz elli yıl içinde zengin oldular daha önce en fakir ülke oraydı, çok çok fakirdiler. Bak bundan önce zenginlik yok, elli yıl içinde oldu, ilk defa oldu ahir zamanda, Arap ülkeleri hep fakirdi 1400 yıldan beri fakir. İlk defa son elli yıl içinde zengin oldular. “Hz. Mehdi (a.s) devrinde zengin olacaklar” diyor. Zenginler parayı harcayacak yerleri yoktu, ev, mev yapamıyorlardı para çıkıyordu da son on yılda onlar binalar yaptılar işte yerler yaptılar, son on, yirmi yıl içerisinde, tam Hz. Mehdi (a.s) devrinde. Daha önce çok fakirdiler yani 80’lerden sonra zenginlik her yere hakim oldu. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışından sonra. Bak Peygamberiz (s.a.v.) de diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkacağı zaman körfez Arapları” Arabistan ve bütün o körfez ülkeleri “zengin olacak.” Bak dikkat edin petrol çıktı ama zengin değildiler. 80’lerden sonra müthiş zengin oldular. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığı zaman dilimi içerisinde.  

“Allah aşkıyla sevdiğim, Stalinizm’i, komünizmi, Leninizm’i bilmeyenler PKK’nın ne olduğunu anlayamıyorlar. Vesilenizle öğreniyorlar. Size gönülden bağlı Selma Ertürk.”

Ali Osman Karaismail, Of Trabzon, “Dünyanın en delikanlı insanlarından bir tanesi büyük Üstat. Allah sizden razı olsun Adnan Hoca.”

“Bir Doğulu olarak PKK’ya söylemeye çekindiğimiz birçok şeyi siz dile getiriyorsunuz. Duygularımıza tercüman oluyorsunuz. Ama sayenizde bize de cesaret geldi. Biz çok dindarız. PKK’nın ise dinle ilgisi yok, bizi temsil etmiyor” diyor Mevlit. Mardin’den yazmış.

“Size olan sevgimizi ifade edecek tek bir söz var, o da Allah aşkı. Sizde bu iman gücü, Kuran’a itaat, Allah aşkı olduğu sürece değil kitap yakanlar, bağnazlar, yobazlar, dünya karşımıza çıksa yine de size olan sevgimize engel olamazlar, inşaAllah. Ben sizin sevginizle besleniyorum. Mutlu oluyorum. Siz Rabbim’in bizlere çok büyük nimetisiniz. Sizi Allah için çok seviyorum. Keşke gücüm yetse de tüm dünyaya haykırsam sevgimi. Bir bilseler sizi sevmenin güzelliğini ah ah. MaşaAllah” diyor Hatice Ak.

“Hocam, size helal diyorum. Herkes sizin gibi cesur değil. “O ne der? Şu ne der?” Diye korkuyorlar birçok insan” diyor. “Siz ise, İngiliz derin devletine, Mevlana adına yapılan hurafelere, Bülent Arınç’a daha aklıma şu an gelmeyen birçok kişiye gereken cevabı veriyorsunuz” diyor Murat Dal, Artvin.

“Adnan Bey, Darwinizm’i yerle bir ettiğinizi söylüyorsunuz. Ama her yerde okullarda Darwinizm eğitimi devam ediyor. Bittiyse bu yanlış neden hala okullarda çocuklara öğretiliyor?” Şennur Yıldırım. Kardeşim, şimdi öyle bir şey diyor ki bu bilirsin hurafe olduğunu ama öylesine dinlersin. Birçok yerde vardır, insan inanmadığı şeylere “he, hı” der mecburen.

“Adnan Bey, yanınızdaki kızlar dünya standartlarının üzerinde güzeller. Bu kadar güzelleri nasıl bir araya getirip topluyorsunuz?” diyor Melike Zorlu.

Tamam, yine kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Ramazan Ayında Arka Arkaya Gerçekleşen Ay ve Güneş Tutulmaları Hz. Mehdi (a.s)’ın Çıkış Alametlerindendir

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona ediyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü