Harun Yahya

Sohbetler (26 Şubat 2016; 15:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz. 

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

“Münafıklıkla mücadele etmenin ve korunmanın bir yolu da namaz olduğu söyleniyor doğru mudur?” Pınar Bulut. Namaz kılarsın adam faaliyetine devam eder. Münafık gerçekten zeki oluyor. Yani şeytani bir zekaya sahip olur. O farklılığı o görür zaten o yüzden ona müthiş bir enaniyet gelir. Yani münafığa göre bir o vardır bir de insanlar vardır. Veyahut bir onlar vardır bir de insanlar vardır, ikiye bölünür insanlık. Bir zavallı gördükleri, akıllarının zayıf olduğuna inandıkları. Diyor ya ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “O akılları zayıf olanlar gibi biz de mi öyle iman edeceğiz?” diyor. Çok zavallı ve çok akılsız görürler ama haklı da olurlar. Çünkü hakikaten onların zekasıyla inananların bazılarındaki zeka boşluğu ciddi bir farklılık meydana getirir. Mesela yaptığı ahlaksızlığı fark etmiyor. Halbuki çok alenen yapıyor. Mesela tuzak kuruyor, tuzağı fark edemiyor Müslüman, o zaman onun kendine güveni tam olmuş oluyor. Münafıkla mücadele o kadar kolay bir şey değildir. Bir kere iyi bir akla sahip olmak gerekiyor, güçlü bir imana, iyi bir analiz gücüne sahip olmak lazım. Münafık gözüne, ruhuna, bedenine müthiş bir hakimiyeti vardır. Müslüman öyle değil. Mesela Müslüman bir hata yaptığında yakaladığında morarır kıpkırmızı olur. Mesela desen ki “birine telefon ettin mi?” morarır. Gizli bir yazı yazsa bir yere eli-ayağı boşanır gün içinde açık açık hissedilir. Münafık akıl almaz soğukkanlıdır, beden kontrolü, sinir kontrolü, psikolojik kontrol mükemmeldir münafıkta, asla anlayamazsın. Hazır cevaptır ama ahmakça ve aptalcadır yani çok ilkel bir zekayla hareket eder. Hakikaten verdiği cevap da cevaptır ama akılsızca ve gıcık bir cevap verir. Zahiren baktığında cevap tamam gibi olur. Ama ince nüans farklarıyla oyun oynar. O ince nüans farklarına birçok Müslüman’ın aklı yetmez, o yüzden münafığa karşı gücü zayıf olur. Münafık da bunu gördükçe daha azar, daha da kudurur. Yani öyle zibil gibi olan bir varlık güruhu değildir münafıklar, nadir olur çok kültürlü olur münafıklar, bilgisi çok olur münafıkların. Hadiste diyor ya “Bilgilidirler, çok bilgilidirler” diyor. Bilgi çok sapıttırır insanı. Çok okuyanlarda genellikle bir kısmında sapıtma çok olur. Hatta derler, felsefe okuyanlara aklı gidiyor bilmem ne falan derler birçoğunun. Yahut bazılarının yani o okumanın etkisiyle bazı zayıf insanlarda bozulma meydana gelebiliyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Daha önce “bilime önem verir, dini bilimle açıklamaya çalışır” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet.

Peygamber (s.a.v.)’i bir kere haşa çok ilkel görür. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’i çok zayıf akıllı görüyorlar. Bütün peygamberleri öyle zayıf akıllı görüyorlar. Yaptıkları münafıklığı fark etmediklerine inanıyorlar. Mesela Hz. Nuh (a.s)’ın karısı Hz. Nuh (a.s)’ın yanında yaşıyor ama acayip kinli Hz. Nuh (a.s)’a fark etmediği için. Halbuki kadın münafık direkt dinsiz. Ama hakikaten fark edemiyor. O işte özel bir durum, Allah’ın vahyiyle, Allah’ın ilhamıyla, Allah’ın verdiği özel yetenekle fark edilir. Herkesin baş edeceği bir şey değil. Münafık öyle büyük bir güruh kitle değildir. Küçük gruplarla büyük kitleleri çok etkiler. Bediüzzaman mesela süfyaniyetin bir cereyanı münafıkane olduğunu söylüyor ama “küçük bir grupla koskoca İslam alemini esir eder” diyor. “Müslümanların hırs ve şikakından, nifakından istifade ederek” diyor. Bak “hırs,” dünya hırsı, işte geçim hırsı, evlenmek, okul şu bu falan. “Şikak ve nifakından” yani birbirleriyle uğraşması, mezhepler, cemaatler, gruplar birbiriyle uğraşmasından “istifade ederek koskoca İslam alemini esir eder” diyor. Mesela şu an Şiileri Sünnilere kırdırıyorlar, Sünnileri de Şiilere kırdırıyorlar oturdukları yerde yönetiyorlar. Bunu yapanlar toplam iki yüz-üç yüz kişidir bütün dünyada. Ana kadrosu da on kişi falan ana yönetim. Asıl kilit nokta on kişi falandır yan kadrolarıyla üç yüz falandır.

Bediüzzaman diyor ki; “Ehadisi şerifte gelmiş ki” diyor “ahir zamanın süfyan ve deccal gibi nifak ve zındıka” nifak; münafıklık, ahlaksızlık yani nifak münafık karakteri, münafık felsefesi. “Nifak ve zındıka”” yani zındıka direkt dini reddeden sistem. Biri münafık sistem biri dini kökten reddeden dini yıkmaya yönelik sistem. “Başına geçecek eşhası müthişe” yani bunları idare edecek müthiş şahıslar. İşte o küçük grup, o on kişilik grup “eşhası müthişe” müthiş şahıslar müthiş öyle normal değil yani olağanüstü. “Muzırları” yani muzır pislik, insanlara zarar veren muzır “İslam’ın ve beşerin” insanlığın ve beşerin “hırs ve şikakından” dünya hırsı. İşte fabrikayı geliştireceğim, malları getirttireceğim, oğlanı okutacağım, kızı evlendireceğim her şey yani. “Hırs ve şikak” birbirleriyle mücadele ve kıskançlık “istifade ederek az bir kuvvetle” mesela üç yüz kişi toplam “nev-i beşeri hercümerç eder.” Bütün dünya şu an bak oluk oluk kan akıyor hercümerç oldu. Irak, Suriye her yer dehşet ve şiddet içinde. “Koca alemi İslam’ı esaret altına alır.” İslam alemi şu an esir vaziyette. Halbuki başında bir kişi olsa esir alması mümkün değil. Ama paramparça olduğu için onu orada vuruyor, onu orada vuruyor, onu ona kırdırıyor çok kolay oluyor. Mesela binlik parçayı yüzlük bölümlere ayırmış, yüzlük bölümleri de onluk bölümlere ayırmış, onu ona kırdırıyor, onu ona kırdırıyor kendinin hiçbir şey yapmasına gerek kalmıyor ve çok kolay netice alıyor.

OKTAR BABUNA: O onluk bölüm Hocam inşaAllah, derin devlet mi orada kast edilen?

ADNAN OKTAR: İşte derin devletin ana yöneticileri. “Eşhası muzırra” diyor “müthiş şahıslar” diyor bak müthiş şahıslar. “Eşhası müthişe” diyor ama müthiş kelimesi bir şey. Eşhas demek şahıslar “eşhası müthişe” yani bir kişinin üstünde anlamına geliyor yani çoğul. İşte en az dokuz kişi, on kişi falan. Bunlar Chatham House’da İngiltere’de bulunuyor, Londra’da İngiliz derin devleti. Mesela Darwinizm felsefesini attılar, koskoca dünyayı dinsiz yaptılar, çocuk gibi oynuyorlar dünyayla.

Tabii her şey bir kader üstüne oluyor. O on kişiyi yaratan da Allah, o üç yüz kişiyi yaratan da Allah.

Canım benim, bugün Said Özdemir Ağabey etmiş. Bir gün önce Said Özdemir Ağabey’in eşi vefat etmişti. Dün Mehmet Kırkıncı Hoca vefat etti. 1 Şubat’ta Ahmet Aytemur Ağabey vefat etti. Son bir ayda üç ağabey vefat etmiş oldu. Allah Allah 2016. Dünya tatlısı onlar, Said Özdemir Ağabey. Allah hepsine gani gani rahmet etsin. Onlar Üstadımız’ın güzel çiçekleri. Onlar gider, başka çiçekler gelir, Cenab-ı Allah’ın kanunu bu. Onlar gitmeden başka çiçekler gelmiyor. Üstad onları özlemiş demek ki. Cenab-ı Allah Üstadlarının yanına götürdü onları. Ne güzel, Resulullah (s.a.v.)’la beraber Üstadla birlikte güzel bir hayat onları bekliyor. İnşaAllah Allah onlara cennet nasip eder. Adn cennetleri, Adnen cennetleri, Firdevs cennetleri, güzel cennetler onların olsun, inşaAllah.

Said Özdemir Ağabey’in cenazesi yarın cumartesi günü öğle namazının ardından Ankara’da Hacı Bayram Camii’nden kaldırılacakmış. Ne mutlu ona, ne mutlu ona. MaşaAllah, hayatı çok şerefli çok güzel geçti. Dünya tatlısı o maşaAllah. Ne güzel şeker şeker anlatıyor. “İttihad-ı İslam diyor Bediüzzaman” diye çok güzel anlatıyordu, maşaAllah.

Mart ayı ölümlerin çok olduğu bir aydır Şubat ve Mart ikisi hastalıkların çok şedit olduğu aylardır. O aylarda yaşlı insanlara çok dikkat etmek lazım, dışarı çıkartmamak, hastalarla muhatap etmemek. O ayların gribi öldürücü oluyor, Allah’ın hikmeti neden bilmiyorum. Ölüm vakaları en yüksek bu aylarda olur, Şubat Mart aylarında olur. Hep bilinir yani eskiden beri bilinir. Fakat tabii ağabeylere söz anlatmak kolay olmuyor çok şekerler. Görüşme desen görüşüyor, sarılma desen sarılıyor yapacak pek bir şey olmuyor. Kaderde ne varsa tabii o oluyor. Allah gani gani rahmet etsin, Allah ailesine sevenlerine uzun ömür, sabrı cemil nasip etsin. Güzel günlerin insanları onlar.

Bir etiket yapalım sevgi etiketi. “Sevgi lütuftur” diyelim. Sevgi Allah’ın bir lütfudur.

“Mehdi’nin geleceği dönemde” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “insanların kalbi sertleşmiş olacak.” Bak, Mehdi’nin geleceği dönemde insanların kalpleri sertleşmiş olacak.” Ne demek? Sevgiyi bilmeyecekler, merhameti bilmeyecekler, dostluğu kardeşliği bilmeyecekler sertleşmiş olacak. “O (Mehdi) kalpleri sertleşmiş olanların kalplerini açacak.” (Beklenen İmam kitabı Tahirül Kadri, 33. sayfa.) “O (Mehdi) kalpleri sertleşmiş olanların kalplerini açacak.” Yani sevgiyi yayacak, merhameti, dostluğu, kardeşliği yayacak. Küçük bir grupken büyük bir netice alacak. Hayret edecek şey de küçük bir grubun bunu yapmış olması. Allah’ın harikalar yarattığı bir alemdir dünya. Mesela incir, bir tane küçük çekirdeği yere düşüyor, kısa süre sonra otuz metrelik ağaç oluyor, yüz binlerce incir veriyor ve ileriki incirlerin de kodu onun içinde oluyor o incirlerin içinde oluyor daha sonraki. Mesela dünyanın ömrü olmuş olsaydı yüz binlerce yıl sonra olacak incirlerin, yüz yıllar sonraki incirler de orada kodlu. Tadı, şekeri, kalsiyum, magnezyum miktarı, bakır, kobalt, çinko miktarı, içindeki protein cinsleri bak protein cinsleri var, yağ cinsleri içinde bulunan yağ cinsleri var. Doymuş yağlar, doymamış yağlar hepsi aynı. Dünyanın neresine gitsen aynı oluyor.

Romanları ben çok severim çingene kardeşlerimi. Çingene olmak şereftir, güzelliktir, onurdur, dünyanın en güzel insanlarıdır onlar. Sevgi onlarda, merhamet onlarda, dostluk onlarda, sanat onlarda, dünyayı güzelleştirmek onlarda, şükür onlarda, hamd onlarda. Mesela çok fakirdir sürünür Allah’a şükreder, neşesi yerindedir. Yalın ayak gezerler neşesi yerindedir. Hep mutlu güzel insanlardır.

BEYZA BAYRAKTAR: Güzel ahlaklı insana Allah yetenek veriyor. Gururlu insanda yetenek olmuyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Enaniyetli insanda sanat olmaz. Gururlu enaniyetli olmadıkları için Allah onlara müthiş yetenek veriyor. Hep güzel insanlardır. Çingene demek güzel demektir, karşılığı anlamı o çingene güzel insan demektir. Hepsini çok seviyorum, maşaAllah.

Aç ezan sesini duyayım. Ezan ne güzel bir nimet. Amerika’ya falan her yere cami oluşturmak lazım bereket gelir. New York’ta mesela büyük bir cami, ortasına. Bilal Habeşi çıkıp kendisi namaza davet ediyordu dünya tatlısı, maşaAllah. Çünkü toplu namaz daha bereketlidir, daha güzeldir, hata da olmaz, kaçırma imkanı da olmaz namazı o yüzden güzel bir adet. Normalde tek başına kılabilir bir insan bir farziyeti yok. Ama iyiliği şu; namazı kaçırma imkanı sıfır. Cemaatle alışırsın hem Müslümanlarla görüşürsün, hem sohbet dinlersin, hem Kuran dinlersin. Ama zorlaştırmak olmaz. Namazları zorlaştırmak, abdesti zorlaştırmak o zaman adam camiye gelmez işte. Sen içinden çıkılmayacak hale getirirsen gelmez.

Resulullah (s.a.v.) diyor ki; “Ahir zamanda ümmetimin felaketi dışarıdan değil kendi aralarındaki fitne ve anlaşmazlıktan gelecek” diyor. Felaketler kendi aralarında birbirlerini kıracaklar diyor. (Beklenen İmam kitabı Tahirül Kadri, 38. sayfa.)

Peygamberimiz (s.a.v.) “Mehdi’ye ümmet çok fazla ilgi gösterecek” diyor. “Fakat Mehdi kalabalıktan sıkılacak” diyor. Çok şeker. “Ama onu büyük bir coşkuyla bağırlarına basacak halk” diyor Hz. Mehdi (a.s)’ı. Ama çok manidar bu mesela “kalabalıktan sıkılacak” diyor. Kolay iş değil tabii kalabalık. “Mehdi’yi başa geçirirken çok alayiş ve şamata yapacaklar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “Mehdi bundan hoşlanmayacak ama halk bunu yapacak” diyor. Müthiş şamata yapacaklar diyor. “Ve onu bu şekilde başa geçirecekler” diyor. “Düğün gibi olacak” diyor düğün gibi Peygamberimiz (s.a.v.), inşaAllah. Ama kendisine yönelik bu şeyden hoşlanmayacak Hz. Mehdi (a.s) diyor yani “buna gerek yok diyecek” diyor “ama müthiş şamata yapacaklar” diyor. Ama normal o yani değil mi? Kaç bin yıl içerisinde ilk defa oluyor. Hz Adem (a.s)’dan beri ilk defa dünyaya İslam hakim oluyor normal. Ama o Hz. Musa (a.s) meşrepli olduğu anlaşılıyor. Bak kalabalıktan şamatadan sıkılıyor. Ama tabii “sezdirmeyecek” diyor “içten sıkılacak” diyor “istemeyecek” diyor.

“İmam Mehdi zamanında asrı saadette oldu gibi” yani Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında olduğu gibi “küllenmiş duygular bir bir tomurcuklanacak çiçek açacaklardır.” Bediüzzaman’ın ifadesinin aynısı görüyor musun? Bediüzzaman’ın hadisten aldığını anlıyoruz. Bak “tomurcuklanacak çiçek açacak” aynısı. Risale-i Nur’da “tomurcuklar çiçek açacak” diyor. Bak hadiste de “tomurcuklar çiçek açacak” diyor. (el-Havi l'il-Fetava, s. 67, 68; Rahbavi, Kıyamet Alametleri, s. 162, 163)

Şiilerden bazı insanlar hoşlanmaz. Şiiler Hz. Mehdi (a.s) aşığıdır, 12 İmam aşığıdır. Eğer onlar olmasaydı bu hadisler bize gelmezdi. Onlar delikanlılığıyla yiğitliğiyle kabadayılığıyla bu hadisleri muhafaza etmişler. O yüzden ben Şiileri çok severim, canım gibi severim hem de. Çok mübarek insanlardır Şiiler. İmanları çok keskindir, Hz. Mehdi (a.s)’a sevgileri çok şedittir, çok şiddetlidir. Hiçbir hadisi de kaçırmamışlar hepsini kayıt altına almışlar. Sünnilikte böyle değildir. Sünnilerde azdır Hz. Mehdi (a.s)’la ilgili hadisler.

Bak, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Mehdi haramların helal sayıldığı bir dönemde gelecek.” Haramların helal sayıldığı bir dönem. “Öyle ki ümmet birbirine her yerde kılıç çekerken” yani her yerde birbirini öldürüyor müminler. Şii Sünni’yi,  Sünni Şii’yi öldürüyor. “Öyle ki ümmet birbirine her yerde kılıç çekerken Mehdi evinde oturuyor olacak.” Hz. Mehdi (a.s) evinde oturuyor olacak bak gördüğünü söylüyor Peygamber (s.a.v.). “Buna rağmen hilafet ona evinde gelecek.” (Beklenen İmam kitabı, Tahir-ül Kadri, 55. sayfa.) Eğer Şiiler olmasaydı Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili hadislerin tamamı yok olacaktı söyleyeyim. “İmam Mehdi” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “Allah’ın izniyle taş gibi kalpleri yumuşatacak, kömür gibi ruhları elmaslaştıracak” diyor. Mesela o zamanlar bilinmiyor halbuki karbonun bir türevi elmas. Bu da mucize Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözü, değil mi bağlantı kurması? Bilinmiyordu. Saf karbon aslında elmas. “Ölü ruhları imanın nuruyla diriltebilecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). (El Kavlül Muhtasar, sayfa 24)

Said Özdemir Ağabey’e röportaja gitmişti bizim çocuklar, çok şeker. Diyor ki şimdi benimle ilgili olarak; “Efendim, o Adnan Hoca Darwin nazariyesini iptalinde çok büyük gayret sarf etti. Teknik ve fen ilimlerinde muazzam kitaplar. Allah’ın varlığına ve birliğine ve onu doğrudan esma ve sıfatlarının tecelliyatına ait olduğunu ilmen ispat etmesi de bunun imanın kuvvetlenmesine vesile olduğu için çok takdir ve tebrik ediyoruz. Bu yolda onun da hizmetinin devamını arzuluyoruz. Bu ilmen yani fen noktasında efendim, doğrudan doğruya bugünkü maddiyun ve tabiyun mesleklerini iptaliyle” yani Darwinizm ve materyalizmin yıkılmasıyla diyor “insanlığın Allah’a yönelmesi cihetine efendim, ele alarak o şekilde beyan etmesi muazzam bir hizmet olmuştur.” Darwinizm’i, materyalizmi yıktı diyor. Said Özdemir çok şeker Ağabeyimizdi, maşaAllah. Kuzu gibi, bak birbirlerini sevdikleri için peş peşe peş peşe gittiler hepsi. Sungur Ağabey önden gitti. Sungur Ağabey önce benim kitaplar “yok kardeş” dedi “bizim Risale-i Nur’dan başka kitaba ihtiyacımız yok” falan dedi. Bayağı tatlıydı. Sonra dedi ki “senin kitapların elmas hükmündeymiş sonra anladık” dedi. “Seddi Zülkarneyn oldun küfre karşı” dedi “seni aşıp bize geçemiyorlar” dedi. “Ben Hz. Mehdi (a.s)’ı herhalde göremeyeceğim” dedi. “Yaşım genç ama diğer ağabeylere göre fakat ben göremeyeceğim diye düşünüyorum.” Yani “hakimiyeti göremeyeceğim” dedi. “Ama Hz. Mehdi (a.s)’ı sen göreceksin dedi dedi” Bediüzzaman. “Sen göreceksin diye bana söyledi” dedi. “Ama hakimiyeti ben herhalde göremem” dedi.

Ağabeylerden kim kaldı şimdi?

KARTAL GÖKTAN: Abdullah Yeğin.

OKTAR BABUNA: Çantacı Necmi Ağabey.

ADNAN OKTAR: Ama Çantacı Necmi Bediüzzaman’ı görmedi herhalde. Abdullah Yeğin Ağabey. Sungur Ağabey hep onun üstünde duruyordu. “Onun yaşı büyük ama o görür hakimiyeti” dedi. Bak evlenmedi o, Bediüzzaman’ın sözünü dinledi o, ondan gerisi hep evlendiler.

Fırıncı Ağabey gördü. O dinç o, maşaAllah. O çok şeker bayağı neşesi de yerinde.

Sungur Ağabey dedi ki “Daha önce biz biraz gergi duruyorduk” dedi. Benim kitaplarımdan ve benden. “Risalelerden başka kitaplarla ilgilenmiyorduk. Fakat neşriyat yayınlar aleminde Harun Yahya’nın Adnan Oktar eserlerinin elmas hükmünde olduğunu gördük, maşaAllah” dedi. “Ne mutlu sana, mazi de müstakbel de seni alkışlıyor” demişti mahkemede DGM’de. “Sen küfre karşı Seddi Zülkarneyn oldun, seni aşıp bize gelemiyorlar” demişti sonradan da. Çok iyi olmuştu o zaman gittiğimizde konuşmuştuk. Az konuşuyordu ama onun konuşmasını beklemek gerekiyordu. Soru sorulduğunda cevap vermiyordu. Kendiliğinden konuşması iyi oluyordu. Soru sorulduğunda konuyu değiştiriyordu Sungur Ağabey. Ama hayret etim, camide “senin adın ne kardeş?” dedi “Adnan Hocam” dedim. “Soyadın ne” dedi “Oktar” dedim “nerelisin sen?” dedi “Ankaralıyım” dedim. “Hocam” dedim hemen “Mehdi Nur talebesi mi olacak?” dedim hoşuna gitsin “evet Nur talebesi olacak” desin diye “yok, Bediüzzaman Nur talebesi olmayacağını söyledi” dedi, “Nur talebesi olmayacak” dedi. Acayip şaşırdım öyle deyince. “Hocam peki nasıl olacak?” dedim. Böyle elini iki tarafa açtı ““bambaşka olacak, bambaşka olacak dedi” dedi.” Bediüzzaman’ın öyle dediğini söyledi. Bunu hiç kimseye söylemez normalde. Asla, kendi çocuğuna söylememiş, kimseye söylememiş. Beni gördüğünde hemen bir ebced hesabı yaptı, adımı soyadımı söyledi memleketimi sordu, bir ebced hesabı yaptı sonra bu konuşmayı yaptı. Ben de çekindim, keşke birkaç soru daha sorsaydım içimde kaldı. Ondan sonra hiç soru sormadım. Ama daha ne desin canım işte? İşte ona bırakmak çok önemli iyi yapmışım.

Ama çok ilginç değil mi Mısır yazıtlarında bak Hz. Hızır (a.s) için ‘Vısır’ yazıyor, ‘Eysır, Yesır, Yüsır’ hepsinde aynı şey hayret edilecek şey. Hep yeşil renkte gösterilmiş, hep göğsünde bir bakır levha var, sonra Firavun takımı da onu taklit etmiş onun koruyucu olduğunu düşünerek. Hepsi yapmışlar boğazlarına buraya metal levha takmışlar hep. Demek ki çok etkilenmişler.

İncil’de Hz. Hızır (a.s) adı filiz yani ağaçtaki yeşil filiz var ya, ağacın açmış yeşil filizi öyle bir isimle anılıyor İncil’de. “İşte kulum filizi meydana çıkaracağım.” Yani Hz. Hızır (a.s)’ı. “Ona söyleyip de, orduların Rabbi şöyle söyleyip; işte adı filiz olan adam.” Bak orduların Rabbi. Hz Hızır (a.s) genellikle bütün dünyanın ordularını yönetir. Bütün dünya ordularının yöneticisidir. Ondan habersiz bir şey olmaz. Ve o durduğu yerde filizlenecek” yeşillenecek “ve Rabbin mabedini yapacaktır.” Hz. Hızır (a.s) biliyorsunuz duvarcı ustası, o Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidini.

Mescit hakkında biraz bilgi verelim bir ara fotoğraflarla belgelerle. Mescidin yapımı konusunda teşvik edecek konuşmalar, yazılar, kitap da hazırlayalım.

Mesela bak, Hz. Hızır (a.s)’ın resmi var antik, hep nefesinden filizler çıkıyor. Yani nefesinden filiz çıkıyor. Var mı onun resmi sizde? Göster. Bak görüyor musun yeşil? Nefesinden filizler çıkıyor. Boğazındaki halkayı görüyorsunuz değil mi?

Bin kişilik PKK heyeti ekip PKK’lı terörist, 2013’te Öcalan’ın emriyle YPG saflarına gönderildi. Bak bin kişilik PKK’lı. Diyor “onların adı YPG.” Kardeşim, YPG’yi terörist ilan ettik değil mi? “Şimdi onun ismi CPG oldu” diyor. Dalga mı geçiyorsunuz siz? Nerede görülmüş harf değişikliğiyle teröristlikten kurtulmak, terörist olmaktan çıkmak?  O zaman adam cinayet işlesin, adam ismini değiştirsin katillikten kurtulsun, olur mu öyle bir şey?

“Canım Üstadım, sen ne kadar şefkatli merhametlisin, sevgi dolu insansın. Hayatımda gördüğüm en yiğit ve cesur Allah aşığı insansın. Senin o büyük yüreğin beni çok etkiliyor” diyor. Ayşe Taşıran.

“Hocam, ben işyerinde insanlara bakıyorum her gün hastalar, her gün yüzlerinden düşen bin parça ve çok mutsuzlar, kafaları hep karışık. Mutlaka mutsuz olacak bir şey bulup çıkarıyorlar. Ama sizin yanınızdakilere bakıyorum hep sağlıklı hep güler yüzlü ve dinçler. Arada büyük fark görüyorum Hocam” diyor.

Mustafa Kara; "Hocam, hafta içinde gündüz bütün kanallarda sadece evlilik programları ve yemek programları oluyor. Sanki halkın beyni resmen uyutuluyor gibi geliyor bana. Ne Güneydoğu'daki olaylar ne de Müslümanların durumundan tek kelime bahsedilmiyor. Bu şekilde televizyonla  pasif hale getirilen kitlelerin en fazla bir sene içinde olumsuz bir ruha girebilecekleri söyleniyor Hocam. Devletimiz bu konuda tedbir alamaz mı?" diyor.

"Güzeller güzeli Hocam; Siz, bir kardeşimiz şoka girince 'Kalk' diye yüksek sesle söylediğinizi, Allah'ın izniyle sonradan ayıldığını söylediğinizde aklıma İncil'de Hazreti İsa (a.s) ile ilgili benzer iki kıssa geldi. Siz daha iyi bilirsiniz. Hürmetler." İnci Yılmaz. Evet, ama Hazreti İsa (a.s)'da adam vefat etmiş. Hakikaten ölmüş, üç gün geçmiş. Yani normal biyolojik ölüm gerçekleşmiş. "Kum bi iznillah" diyor, "Allah'ın izniyle kalk!" diyor; kalkıyor ölü. Etrafına bakıyor, bayağı sıhhatli, canlı; taşı itip çıkıyor üstündeki kefenle. O zaman onlar biliyorsunuz, mağaraya konuyor cesetler. Vefat etmiş, bak, üç gün geçmiş üstünden. İsa (a.s) geldiğinde "Kalk Allah'ın izniyle" diyor, kalkıyor. Kuran'da geçen, İncil'de de geçen harikadır. Ama aklın ihtiyarını almaz tabii. Mesela felçliye de Hazreti İsa (a.s) diyor ki "Kalk yatağını topla, evine git." dedi, diyor. Felçli, kalkıp yatağını toplayıp evine gidiyor. Hazreti İsa (a.s) çocuğun elini tutarak ona "Talita, kumi" dedi, diyor. Bu söz, "Kızım sana söylüyorum, kalk demektir." diyor. Ama "kum" Arapçada vardır, "kumi" diyor o da. Görüyor musun? Aramice "talita" kızım anlamına gelir talita, kumi. "Çocuk öldü" diyorlar. Çocuk hakikaten ölü, oradakilerce. Kalbi durmuş, nefes almıyor. İsa (a.s) diyor ki "Niye gürültü edip ağlıyorsunuz? Çocuk ölmedi uyuyor." diyor İsa (a.s). "Kalk çocuğum" diyor, kalkıyor MaşaAllah. Ama bu onların aklının ihtiyarını almaz tabii.

Bak, Şii kardeşlerimiz diyor ki, "Tüm Müslümanlar Hazreti Mehdi (a.s)'ı bekler. Şii olarak biz Mehdi (a.s)'ı bekliyoruz. Ama özelliklerini sürekli anıyoruz." diyor. Bu çok önemli.

Feyza; "Seni çok seviyorum. Hep aklımdasın. Sürekli senin için dua ediyorum. Allah'ın Rahman ve Rahim isimleri sende çok yoğun tecelli ediyor. Herkesin iyiliğini isteyen, hep hüsnü zanla bakan, tertemiz bir sevgiyle seven, çok merhametli, çok halim bir sevgilisin." Sevgili derken "genel olarak insanları çok seven" anlamında söylüyor. Kendisine ait bir sevgili anlamında demiyor.

Ebu Hureyre (r.a) diyor ki, “Ahir Zaman'da Mehdi (a.s) devrinde bir mümin öyle bir durumda kalacak ki eğer şeytani bir gruba dahil olmazsa” şeytani; işte Allahsız Kitapsız, terörist, saldırgan veyahut işte gayri meşru kafada olan “…eğer şeytani bir gruba dahil olmazsa kendisine akılsız denecek." Mesela namazında niyazında olanlara dahil olmayacak da İslam'a Kuran'a karşı olanlara dahil olacak yani. Eğer bunu yapmazsa kendisine akılsız denecek. "Bu zaman geldiğinde mümin kendisine akılsız denmesini kabul etsin." (Kıyamet Alametleri kitabı, Ali Bin Zübeyir Ali, 14. Sayfa) Evet, arkadaş diyecek, "Bana akılsız diyebilirsiniz. Ben namazımı da kılacağım, Müslümanlarla beraber olacağım. Allah'ı ananlarla birlikte olacağım. Dinsizliğe karşı mücadele edenlerle birlikte olacağım. Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadele eden kim varsa o insanlarla birlikte hareket edeceğim." diyecek. Ama adam, sen Darwinizm’e karşı olduğunda sana "akılsız" derse eğer sen bunu kabul etmezsen ne yaparsın? Gidip Darwinist olursun, Allah esirgesin, materyalist olursun. Veya o tip gruplara dahil olursun. Ki görüyoruz örneklerini. Kendine akılsız denmemesi için Darwinist materyalist olduğunu söylüyor adam, Müslüman olduğu halde. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki "Kabul etsin." diyor, akılsız denmesini. Akılsız denmesini kabul etsin; Müslümanlarla, hak doğru yolda olanlarla birlikte olsun. Allah'ı inkar edenlere yanaşmasın. İlimle irfanla tabii akılla mücadelesini yapsın.

Kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz. 

VTR: Said Özdemir Ağabey ile Röportaj

ERDEM ERTÜZÜN: Canlı yayınımıza fasılla beraber devam ediyoruz inşaAllah. Buyurun üstadım. 

-FASIL-

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerikalı Kürt uzmanı Henry Barkey, Amerika ile Türkiye arasında yükselen PYD-PKK gerilimini analiz etti. Barkey; “Türkiye’deki PKK militanlarının kuzey Irak ve Suriye’ye çekilmesi karşılığında, Türkiye’den Suriye’deki Kürt bölgelerine müdahale etmeme sözü alınabilir” yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Kürt bölgesi diye bir şey yok. PKK bölgesi var. Stalinist, komünist işgal var. Orada Komünist, Stalinist bir devlet kurmak istiyorlar. Türkiye de bu komünist devlete karşı direniyor. Çünkü bu komünist devlet kurulduğunda burada havaalanları yapacak, askeri üsler yapacak. Kuzey Kore’den adamlar gelecek, Kızıl Çin’den adamlar gelecek. Ve Türkiye’nin etrafı çepeçevre sarılmış olacak. Ve büyük bir belanın içine girmiş olacak Türkiye. Hangi ülke böğründe komünist devlet kurulmasını ister, Stalinist bir devlet kurulmasını ister? Amerika niye o zaman bas bas bağırdı, kendi çevresinde komünist ülke olmaması için? Ta Vietnam’ı gidip vurdu. Kamboçya’yı vurdu. Dolayısıyla bu çok yersiz. Hiç kimse böğründe Stalinist, terörist bir devlet olmasını istemez.

Evet, dinliyorum.  

KARTAL GÖKTAN: Amerika, Ulusal Terörle Mücadele Merkezi’nin sitesinde PYD’nin olduğu terör sayfasını erişime kapattı. Amerika, Ulusal Terörle Mücadele Merkezi geçmişte PYD’nin PKK ile bağına ilişkin yapılan değerlendirmelerin web sitesinden neden kaldırıldığına açıklık getirmedi.

ADNAN OKTAR: Aslında çok büyük bir belaya adamlar hazırlanıyorlar. Türkiye’nin böğründe, sekiz yüz kilometre uzunluğunda, dört yüz kilometre eninde büyük bir Stalinist devlet oluşturuyorlar. Amerika ve Rusya’nın öncülüğünde İngiliz derin devletinin de yönetiminde. Çok büyük bir bela. Türkiye işte topçu ateşiyle arada sırada küçük atışmanlar yapıyor. Ama bela büyük. Daha hala insanlar bu belanın farkına varmış değiller. Halbuki Türk milletini uyandıracak, milli şuuru ayakta tutacak milli şuur dersi konması lazım. Bu tehlikeye bütün gençliğin uyarılması ve bu tehlikeye karşı hazırlıklı olması söylenmesi lazım. Kimsenin haberi yok. Öğrencilere bakıyorum, kimi okulunu bitirmek derdinde, kimi futbol maçı derdinde, kimi body salonunda vücut yapmak derdinde. Belanın farkına varan pek yok. Ama mesela PKK’lı genç kızlar sabahtan akşama kadar komünist eğitim alıyorlar. Gerilla eğitimi alıyorlar. Komünist anlamda milli bilinci geliştirecek çalışmalar yapıyorlar. Stalinist bilinci geliştirecek çalışmalar yapıyor. Ama bütün hayatını veriyor. Ama burada böyle bir şey yok. ‘Suriye’deki Kürtlere karışmayacak.’ Kürtlerle Türkiye’nin alıp veremediği yok. Kürtleri biz alıp kendi memleketimize getirdik. Kürtleri biz canımız gibi seviyoruz. PKK tehlike. PKK’lıya Kürt demek çok ayıp, çok çirkin. Hakarettir. PKK’lıya Kürt diyorsun. Kürt, asil bir isimdir. Kürt, soylu bir isimdir. Kürt nurdur. Sen PKK’ya nasıl Kürt dersin? Bu bir hakaret.

Amerika, komünizme-Stalinizm’e karşı bu kadar hassas bir ülke, nasıl oluyor bu kadar Stalinist ve komünistleri destekliyor? İnanılır gibi değil. Bu mucize. İlk defa görüyorum ben böyle bir şey. Küba’da komünist hareket olmuştu. Amerika aklını attı. Küba’ya askeri müdahale etti. Askeri müdahale ile baş edemedi. Ve Küba’ya komünizm hakim oldu. Fikri mücadele Amerika’nın hiç aklına gelmiyor. Bizim Türkiye’de de yöneticilerin aklına gelmiyor. Eğer silahla baş edilme mümkün olsaydı Amerika, Küba küçücük bir yer, yerle bir ederdi. Bitirirdi. Ama silahla baş olmuyor. Askeri müdahaleyle baş olmuyor. İlla ki fikir olması lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Komandolar ve özel kuvvetler gibi seçkin TSK birliklerinin teröristlere karşı şehirlerde görevlendirilmesi gündeme geldi. Plana göre; askere, jandarma ve polise takviye güç olarak şehirlerde asayiş görevini yürüten kolluk yetkileri verilecek.

ADNAN OKTAR: Zaten öyle olması lazım. İyi olur. Ama vatandaşın da burada görev alması lazım. Vatandaşın çok uyanık olması lazım. Bomba yüklü kamyon yanında oluyor. Asker vurmaya adam elinde silahla gidiyor. Haberi bile olmuyor. Mesela asker çocuk, bir lokantada, pastanede mi ne oturuyor. Adam elinde silahla içeriye giriyor. Kimsenin dikkatini çekmiyor. Elinde silahı sallayarak yürüyor. Askere doğrultuyor, sıkıyor. Adam yavaş yavaş, yürüyerek çekip gidiyor. Bir acayiplik var. Adamın direkt orada herkes üstüne çullanması lazım. Kaçacak delik arar o zaman.

“Senin şu aciz ve fakir” diyor, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, mektubunda. “…Hiç ender hiç olan kardeşin, bin derece haddimin fevkinde olarak kendimi o gelecek şahıs (Mehdi) olduğumu iddia edemem, hiçbir cihette liyakatım yoktur. Fakat o ileride gelecek acip şahsın (Mehdi (a.s)’ın) bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdar (öncü) bir neferi olduğumu zannediyorum.” Diyor. Kendisi için. Bak, “o ileride gelecek.” Geldi demiyor Bediüzzaman. “Acip şahsın.” Her yönden acip. “Mehdi (a.s)’ın bir hizmetkarıyım” diyor. “Ve ona yer hazır edecek bir dümdarı, öncü askeriyim. Ve o büyük kumandanın pişdar (öncü) bir neferi olduğumu zannediyorum.” Önden giden bir eri olduğumu zannediyorum. “…faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat…” Bunu Bediüzzaman 1920’lerde söylüyor. Bak, “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat…” 1920’de söylenen bir söz, ne yapar? 2020. Bir asır sonra diyor. “…o zat dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek…” Yani Mehdi (a.s) siyasetçi olmayacak. Siyasetle ilgilenmeyecek. Herhangi bir partinin, herhangi bir siyasetin içinde olmayacak. Siyasetle bir faaliyet yapması mevzu bahis değil diyor. “…ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum. ... (Kastamonu Lahikası, s. 61-62)diyor. “Sadece iman hakikatlerine ağırlık verecek. Siyasetle hiçbir şekilde ilgilenmeyecek” diyor. Mesela bak Mısır’da siyasetle yapmaya kalktılar. Yok oldular. Libya’da siyaset, yok oldu. Fas, Tunus, Cezayir, nerede denendiyse her yerde mağlup oldular. Siyasetle olmuyor. “Ancak iman hakikatleriyle olur” diyor, “Mehdiyet’le olur” diyor, Bediüzzaman.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dün öğle saatlerinde, Boğaziçi Üniversitesi’nde ihbar üzerine bomba yüklü bir araç ele geçirildi. Ankara’da 17 Şubat’ta 29 kişinin öldüğü patlamada kullanılan düzenekle Boğaziçi Üniversitesi’nin otoparkında bulunan bombalı araçtaki düzeneğin aynı olduğu ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: Boğaziçi Üniversitesi mi?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Nereye gidiyordu, adres neresiydi acaba?

BÜLENT SEZGİN: Otoparkındaymış araç.

ADNAN OKTAR: Otopark da amaç orası değildir. Sevk edileceği yer neresiydi acaba?

BÜLENT SEZGİN: Ayrıca İstanbul Emniyet Müdürlüğü tüm birimlerini halkın yoğun olduğu meydanlarla, metro ve metrobüs duraklarında olası canlı bomba veya bombalı araçla eylem ihtimaline karşı uyardı. Taksim, Kadıköy, Esenler, Esenyurt gibi meydanlarda caydırıcı olmak amacıyla polis görünürlüğü arttırıldı.

ADNAN OKTAR: Caydırıcı ama dikkat çok önemli. Keskin bir dikkat gerekiyor. Halkın da çok keskin dikkatli olması lazım.

“İyi akşamlar Hocam. Şu an ailece oturduk, sizi izliyoruz. Uydudaki bütün kanalları gezdim. Hepsi, bir A9’un verdiği neşeyi vermiyor. O yüzden bizim neşe kaynağımız. İyi yayınlar” diyor, Mustafa Bozkurt.

“YPG’ye bölgede DAEŞ’ten özgürleştirmeleri halkın dönüşünü sağlamaları için destek veriyoruz. Ele geçirmeleri için değil.” Halk PKK’nın olduğu yere nasıl dönsün? Amerika, Stalinistleri komünistleri ne kadar tatlı görüyor. Nasıl bir mantıktır bu? Halk dehşete kapılıyor bunlardan. Azılı katillerin olduğu yere halk döner mi?

"Türkiye sınırlarında Stalinist devlet kurulmasını istememekte son derece haklı Türkiye. Kürtlere değil Stalinist bir devlet kurulmasına karşıyız." sözüme karşılık Jan isimli kişi; "Hayır, Kürt’ün ilerleyişine, zaferlerine, başarılarına tahammül etmiyorlar kısaca." diyor. Kürt ilerleyişi yok ki orada PKK-Stalinist ilerleyişi var. Ve ayrıca ilerleme de yok; Rusya'nın, Amerika'nın uşaklığını yapma var. Adam, uşak olarak bunları seçmiş, eğer bir başarı varsa orada Amerika ve Rusya'nın başarısı var; uşaklar da onun kuklası olarak ilerliyor. Yani oradaki güç, bak, oradaki askeri güç Amerika'ya ait ve Rusya'ya ait; bombalama gücü Amerika ve Rusya'ya ait; silah gücü onlara ait. PKK'nın orada yaptığı hiçbir şey yok. Sadece leş kargası gibi o evlere gidip talan yapıyorlar; hırsızlık ve gasp yapıyorlar. Gaspçı yönüyle bir ilerleyiş var, doğru. Yani gaspta başarılılar, ahlaksızlıkta başarılılar; haysiyetsizlik, namussuzluk, pislikte başarı gösteriyorlar. Ve oradaki savaşı Amerika ve Rusya yapıyor; onların uçakları yapıyor, bombaları yapıyor. Bu alçakların yaptığı hiçbir şey yok; bunlar, gasp edilen yere gidip oturuyor, o kadar.

Moşe Aslanov, biz tanıyor muyuz böyle birisini? "Darwinizm’i yıkan, PKK'nın belini kıran, Marksist felsefeyi darmadağın eden her şeyin sevgiyle halledilmesi gerektiğini söyleyen Adnan Oktar" diyor. Herhalde bir Musevi vatandaş.

"Suriye'de IŞİDvari bir örgüt olması daha mı iyi olurdu?" diyor Yavuz Gürz. IŞİD, suni bir yapılanmadır. Yani IŞİD'in bir gücü yok. Bir özelliği de yok. Orada sadece annesine tecavüz edilmiş, ablasına tecavüz edilmiş, babasının parmakları doğranmış, öldürülmüş, asılmış, kesilmiş gençlerin intikam arzusundan başka bir şey değil o. IŞİD, ikna edilerek çok rahat dağıtılacak bir sistem.

Öznur Paşa, "Ben bir Müslüman olarak sizi sevmeye başladım." Gecikmişsin ama. "En azından terör yanlısı PKK destekçisi değilsiniz." Artı, PKK'yı mahveden, ezip yok eden kişiyim. "Adnan Oktar Bey'i destekliyorum. Neden İslam ülkelerinde hep savaş var? Neden insanlar birbirini öldürüyor? Ben de anlamadım ki." diyor.

Şerife Hanım, "Yüzünüzün nuruna, aklına, heybetine aşığım. Canım Hocam, Allah sonsuza kadar seni güldürsün." 

Hayali Filozof. Geçmiş bir konu o, ona önem verme. Şeyh Nazım Hocamız’a muhalif bir hareketti onlar darmadağın oldular. Bizi ilgilendiren bir konu da değil.

“Hocam komünistlere çok dikkat edin.” 4k1z4. Teröristlere mi komünistlere mi? Komünist olabilir bir insan. Fransız Komünist Partisi var, İtalyan Komünist Partisi var adamlar konuşuluyor. Ama terörist var, terörist ayrı. Tabii teröriste karşı bir ben değil de herkesin dikkatli olması lazım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sokağa çıkma yasağının sürdüğü Şırnak’ın İdil ilçesinde jandarma, polis özel harekat timleri ve geçici köy korucuları iki okulun spor salonu ve mescidinde Cuma namazına birlikte saf tuttu.  Mescitte yer kalmayınca bazıları bahçede Cuma namazı kıldı. Resimler de vardı. Özel harekat polislerinin imamlık yaptığı iki okuldaki namazın hutbesinde Kürt ve Türk kardeşliğine vurgu yapıldı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah aslanlarıma maşaAllah. İşte bu koçyiğitler böyle iman dolu kalpleriyle Allah rızası için mücadele veriyorlar. Bak bu soğukta sokakta namaz kılıyorlar. Hepsi aslan, hepsi koçyiğit. 

“Hocam yas tutmayınca insanın hayvandan farkı kalmıyor. Sen bir daha Kuran’a bak belki vardır” diyor. Ali Sarık. Yok. Hayvandan farkımız işte bizim iman ehli olmamız, hayvan iman etmez, hayvan şuursuzdur. Mesela yiyecek bulamadı mı bağırır. Değil mi? Üşüdü mü bağırır, korktuğunda bağırır bir hayvan özelliği gösterir. Mümin akıllıdır aklıyla hareket eder. Üzülecek bir şeyde tevekkül eder, üzülmesi gereken bir şeyde Allah’a güvenir neşe içinde olur. Dolayısıyla Kuran’da hep tevekkülden bahsedilir. Tevekkül zaten bu tip olaylarda yanlış reaksiyon gösterilmemesine denir. Üzülme ve ağlama, bağırma, çağırma olmamasının adına tevekkül denir. Mütevekkil insan demek olaylar karşısında sarsılmayan, üzülmeyen, ağlamayan böyle kendini sarsacak reaksiyon göstermeyen insan demektir. Tevekkül ayetlerinin hepsi yası ortadan kaldıran ayetlerdir. Yas ve üzülmeyi haram kılan ayetlerdir tevekkül ayetleri.

BEYZA BAYRAKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) de hadislerinde yası yasaklıyor.

ADNAN OKTAR: Tabii Kuran’dan dediği için söylüyorum ben “Kuran’a bak belki vardır” dedi ya. Kuran’da tevekkül ayetlerinin hepsi yası, matemi yasaklayan ayetlerdir. Yas ve matem varsa tevekkül yoktur zaten. Ama neşe ve huzur varsa tevekkül vardır.

EBRU ALTAN: Şeytandan Allah’a sığınırım Allah ayette “Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer müminlerseniz en üstün olanlar sizlersiniz.” Diyor.

ADNAN OKTAR: Evet üzülmeyin dediği nedir işte? Olaylar karşısında üzülmeyin. Üzülmeyi Allah haram kılmış tevekkül edilmesi gerekiyor. Dolayısıyla yas ve matem bu ayetlerle yasaklanmış. Hadisler de zaten mebzul miktarda hadis var ayet dediğin için ayetle açıklıyorum.

Bayağı güzel genç kızlar komünist oluyorlar ben hayret ediyorum. Ne ihtiyaç var komünist olmaya? Eğer fakirleri düşünüyorsan İslam’da zaten velayet sistemi var herkes kardeş oluyor, herkes birbirine malını mülkünü veriyor. Barış istiyorsan barışın en mükemmeli İslam’da. Komünist olmaya ne gerek var? Niçin buna ihtiyaç duyuluyor ben bunu anlamış değilim. Bayağı güzel aslan gibi kızlar bazen görüyorum komünist oluyorlar.

“YPG biz terör örgütü değiliz diyorsa inanacaksak IŞİD de biz terör örgütü değiliz diyor.” Devletiz biz diyor zaten meşru devletiz diyorlar “hangi terör örgütü ben terör örgütüyüm diyor ki” diyor. Doğru.

Hadid Suresi 22’de Cenab-ı Allah, “Yeryüzünde olan” bak, şeytandan Allah’a sığınırım. “Yeryüzünde olan” dünyada olan “ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki” ölüm veya yaralanma yahut şehitlik. Ölüm, şehitlik veyahut gazilik. “Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın.” “Mutlaka o kaderde belli” diyor Allah. “Ben yaratırım” diyor Allah. “Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır.” “Öyle ki” diyor Allah, açıklıyor; “Öyle ki elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız” Mesela kardeşini kaybettiğinde, babanı kaybettiğinde, ağabeyini kaybettiğinde, şehit olduğunda “üzüntü duymayasınız ve size (Allah'ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Hadid Suresi, 23) Burada açıkça görülüyor. Üzüntü duyulması haram. Allah, “Ben yaratıyorum” diyor. “Tevekkül edeceksiniz.” “Hepsi bir kitapta yazılıdır, bellidir” diyor Allah. “Elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız” Üzüntü işte yas, matem, “bu olmaz” diyor Allah.  

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Al-i İmran Suresi, 139)

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Hocam, bazı insanlar komünistlerden çok çekiniyor. Ama Müslümanlara gelince hemen tavırları değişiyor. Benim gördüğüm bir siz, bir de Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan cesaretle kükrüyorsunuz. Size yanlış yapmaya çekiniyor herkes. Müslümanlara kol, kanat geriyorsunuz.” Yanlış yapmaya çekiniyor çünkü kanunla, hukukla hakkımı ararım. Yani birisi oturup bana haksız yere bir şey yaparsa ben tabii ki hakkımı kanunla, hukukla ararım.

“Adnan Bey, benim dört ve beş yaşındaki oğullarım “Rumba” şarkısını ezberledi. Bayılıyorlar bu şarkıya” diyor. “Kim için söylüyorsun dediğimde “kahraman asker için” diye cevap veriyorlar. Sizin küçük talebeleriniz onlar. Kocaman öpücüklerini gönderiyorlar” diyor. Ben o gün askere ithaf ettim ya. Çünkü “vur vur bir zımba” diyor.

Gül Çağdaş, “Güzeller güzeli bir tanem her gece o tespihi göstermen gerekiyor bize. Güzel ellerini yakından görebilmek için bunu istiyorum, o öpülesi güzel ellerini.” Estağfirullah, biz sizin ellerinizden öpüyoruz.

“Dinden uzak bütün ülkeler huzur ve mutluluk içinde. Oysa tarih dinlerle karanlık çağları yaşamıştır. Bunun sebebi nedir?” Banu Yetkin. Olur mu canım? Din olmayan ülkelerde intihar oranı en yüksek olan ülkeler onlar. En çok bunalımın, en çok uyuşturucunun kullanıldığı ülkeler onlar. Ne alakası var? Gerçek dindarların olduğu dönemde Asr-ı Saadet’te insanlar müthiş huzurlu, sevinç içinde kardeşçe bayram havası içinde yaşamışlardır.

PKK’nın aldığı bölgeler diyor ki işte Amerikalı “YPG oradaki Kürt kardeşlerinin oraya rahat dönmesi, rahat yaşaması ve IŞİD’in oraya gelmemesi için” diyor. Kardeşim, PKK’nın olduğu yere aklı başında hiçbir Kürt gider mi? Deli mi? Aklını mı attı yani? Kim gider? Sen şimdi “PKK’nın olduğu yerde sen huzur içinde yaşayacaksın” deseler. Kim gider? Aklı başında kim gider? Stalinist, komünist, Allahsız, Kitapsız katiller ve cinsi sapık adamlar, onlara güvenip oraya gideceksin öyle mi? Kimsenin gitmediğini kendileri de görüyorlar. Bomboş oralar. Hangi kardeşimiz gider, hangi dindar Kürt gider? Allahsız, Kitapsız, Stalinist, Kürtlere kendini teslim eder mi adam? Oraya gidip teslim olacak. Diyecek ki; “Ben burada güven içinde yaşıyorum” Gece hepsini doğrarlar. Çok alçak adamlar.

ERDEM ERTÜZÜN: Yerleri olsa duracaklarını zannediyorlar Hocam. Siz söylemiştiniz. “Tüm Türkiye’yi alana kadar durmazlar.”

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Onların derdi bütün Türkiye’yi yok etmek. Amerika da bunu çok iyi biliyor. Ama İngiliz derin devletinin bir takıntısı bu. “İllaki Türkiye Türklerini yok edeceğiz” Bunu deşifre edince de panik oldular. Başbakan’ı çağırdılar yanlarına. Bir hafta yanlarında tuttular. “Davut Bey hoş geldiniz” diye. Geldiler Türkiye’yi övmeye başladılar.

CAN DAĞTEKİN: Chatham House geçen sene yaptığı açıklamada “bu özerklik planına karşı çıkarsanız uluslararası yaptırımlar devreye gider. Hatta yaptırımların eşiğindeyiz” diye bir açıklama yapmıştı.

ADNAN OKTAR: Tabii ya “bu konu bitti” diyor. “Türkiye’nin bölünme işlemi bitti. Sakın itiraz etmeyin” diyor.

“Mantıklı konuşuyorsunuz Hocam” diyor Ali Öztürk. “Yalnız o adamın nesini izliyorsunuz? “Yahudi” diyorlar o adam için” diyor. Kimi kastediyor? Yahudi niye suç oluyor ayrıca Yahudi olmak? Kim olduğu da belli değil.

İyimser Gün. Kavgamın Çiçeği. “Merak etmeyin dünya YPG’nin gerçeğini de, gücünü de gördü. Ortadoğu’da YPG’den habersiz yaprak kımıldamıyor.” Kardeşim, bir kere YPG’nin gerçeğini, gücünü gördüğü diyorsun ama YPG’nin hiçbir gücü yok. Sadece orada yalakalık, gaspçılık, hırsızlık yapan Amerika’nın ve Rusya’nın emrinde aşağılık çakallar. Bir avuç çakal. Bak, bütün bombalama, askeri güç, hepsi Amerika ve Rusya’ya ait. İki süper devlet Amerika ve Rusya çekilmiş olsa YPG kalır mı? Anında yani gecesinde buhar olur. Anında. Sen burada nesine övünüyorsun bunun? Yani neresini bunun kutsuyorsun? Amerika ve Rusya çekildiğinde YPG buhar olur. Böyle bir şey kalmaz.

Sefa İnevi, “O terörist şu terörist bırakın artık. DAEŞ karşısında kararlılıkla mücadele veren ve savaşan tek örgüt YPG.” Kardeşim, DAEŞ’le YPG mücadele etmiyor. Bir kere DAEŞ söylemedim ama illa söyletiyorsunuz. Suni bir örgüttür. Yani suni bir örgüttür. YPG, DAEŞ’le savaşmıyor, mücadelesi yok. İt gibi korkuyorlar. Çok aşağılık bir gruptur o. Amerika havadan bombalıyor. Bak, Rusya havadan bombalıyor. Roketle bombalıyor. Onların bombaladığı yerde insanlar şehit oluyor, evler yıkılıyor. Bu alçaklar da oraya kaya sansarları gibi, porsuk gibi gidip hani böyle pis geceleri ortaya çıkan çakallar vardır ya, öyle çıkıp orada hırsızlık yapıyorlar. Kiminin pantolonunu alıyor. Kiminin ceketini alıyor. Kiminin parasını alıyor. Orada insanlar şehit olduğu için itlik yapıp geri dönüyorlar. Ve Amerika’ya da Rusya’ya da orayı bombalatan bu alçaklar. Yani ihbar yapıyorlar. Müslüman mesela bir Kürt köyü, bombalatıyorlar. IŞİD köyü diye gösterip bombalatıyorlar. Veyahut bir Türkmen köyü “IŞİD’ler dolu” diyor. Bombalatıyorlar. Arap köyünü de yine “IŞİD burayı işgal etmiş” deyip bombalatıyorlar. Bunlar bu tarz bir alçak, bunların savaşla falan alakası yok. Ayrıca IŞİD’le karşı karşıya gelmekten şiddetle kaçınıyorlar. Hiçbir ordunun askeri karşı karşıya gelmiyor. Yani parçalar IŞİD bunları. Anında darmadağın eder. İt gibi korkaklar yani cephede karşı karşıya gelmiyorlar. Bunu bildikleri halde neden böyle konuşuyorlar ben şaşırıyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bombalanan yerlerin haritası vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: “Ortadoğu’da YPG’den habersiz yaprak kımıldamıyor” diyor. Ortadoğu’da Amerikan ajanları var. İngiliz ajanları, Rus ajanları var. Amerikalı harp uzmanları var. Rus generaller var. Onlar savaşı yönetiyor. Bu kadar. Birçok ülkenin askeri geliyor. Çok fazla ülkeden asker geliyor. YPG oradaki katliam sonucunda meydana gelen enkazların arasından kendilerine malzeme çıkarıyorlar. Bu kadar. Yaptıkları bu.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir harita göstermiştik. Bombalanan yerlerin haritası. IŞİD’in olduğu bölgeyle pek ilgisi olmayan alanlar aslında dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Tabii yani bu bölge IŞİD’le alakası yok. IŞİD’le doğrudan hiçbir şekilde mücadeleye girmiyor YPG. PKK’lılar bölgeden kaçan insanlar oluyor bombalamadan. Amerikan bombalamasından, Rus bombardımanından kaçan insanlar oluyor. Evlerinin önüne kamyonları dayıyorlar. Bütün buzdolabı, çamaşır makinesi, ne varsa hepsini çalıp götürüyorlar. Hırsız bunlar, gaspçı, hatta İngilizler bile açık açık gazetelerde yazdılar. “Bunlar gaspçı” diye. Ben gaspçı olduklarını söyledikten sonra onlar da yazdılar.

“Mehdi’nin doğumu Musa’nın doğumuna benzer” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Gaybeti, İsa’nın gaybetine benzer.” Yani kayboluşu İsa (a.s)’ın kayboluşuna benzer. “Acele etmeden sakin davranma konusunda Nuh’a benzer. Ayrıca Allah Mehdi’ye salih kulu” yani “Hızır’ın ömrü gibi uzun ömür verir.” (İmam Ali Ahir zaman hakkında ne dedi? İsimli kitabın 15. sayfası.) Bak, Şiilerin güzelliği burada da görülüyor.

Şimdi biraz bizim şu filmlerden izleyelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Yarın tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü