Harun Yahya

Sohbetler (28 Şubat 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: “Bazen Müslüman yanlış davranışlar yapabiliyor Hocam. Bu davranışları bitirmek için nefsimizi nasıl terbiye edebiliriz?” Ali Rıza. İşte tecrübe oluyor, daha dikkatli olursun.

“Hocam, ruhumuzun derinlik kazanması için ve daha samimi olmak için nasıl sabır göstermeliyiz?” Samimi olmak zevklidir. Bayağı şifadır vücuda. Samimiyet insanı ferahlatır. Samimi olmadı mı insan kasılır yani aklı dumura uğrar bunalır. Samimi olduğunda rahat eder.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Şehidimiz vardı Adnan Bey. Mardin Nusaybin’de PKK’lılar tarafından zırhlı aracın geçişi sırasında düzenlenen roketatarlı saldırıda 26 yaşındaki özel harekat polisi Mustafa Çetin şehit oldu, iki polis yaralandı.

ADNAN OKTAR: Mustafa’yı yakından göreyim aslanı, yüzünü göreyim. Ağabeyinin aslanı koçyiğidi. Kabadayıların aslanı, delikanlıların aslanı. Allah şehadetini makbul etsin. Bizi de çağır biz de gelelim, inşaAllah. Allah bize de nasip etsin. “Arkadan gelenleri beklerler” diyor. “Keşke gelseler de şu güzelliği görseler” diye. Halbuki o nasip meselesi herkese nasip olmaz, maşaAllah. Ne mutlu ona, ne mutlu ailesine. Allah ailesine uzun ömür versin, sabrı cemil nasip etsin.

Bir sevgi etiketi yapalım. “Sevgisizlik zulümdür” diyelim.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün 28 Şubat darbesinin yıldönümü.

ADNAN OKTAR: 28 Şubat’ın yıldönümü.

KARTAL GÖKTAN: Bilindiği gibi, Necmettin Erbakan’ın başbakan, Tansu Çiller’in dışişleri bakanı olduğu 28 Şubat 1997’de olağanüstü toplanan Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı sonrası açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı başlatıldığı iddia edilen, çok sayıda dindarın mağdur edildiği bir süreçti.

ADNAN OKTAR: Evet, doğru. Ama her şeyde bir hayır vardır. 28 Şubat’tan sonra Müslümanlar acayip canlandı, kendilerine geldi dirildiler. O bağnazlıktan ciddi şekilde kurtuldular. Modern Müslümanlık anlayışı daha çok yayıldı. Koyu taassup ve bağnazlık bataklığına doğru gidiyorlardı. O sarsılmayla açıldılar modern İslam anlayışına ciddi atılımlar oldu, her cemaat her tarikatta bu açık açık görüldü.

Facebook’ta Mehmet PKK ile ilgili yeni bir video paylaşmış. Daha bir saatte 30 bin kere görüntülenmiş, 1500 beğeni almış, 560 kere paylaşılmış. Videoda İbrahim Kürtçe olarak PKK’nın ateist komünist bir örgüt olduğunu anlatıyormuş. İbrahim çok güzel konuşuyor ve Kürtler yorum olarak çok güzel şeyler yazıyorlarmış Kürt kardeşlerimiz, maşaAllah.

Bu sene münafıklığın bitiş senesi olsun. 2016’yı münafıklığa son vereceğimiz yıl olarak değerlendirelim, ilimle irfanla. Kuran’a dikkatlice bakıp oradaki işaretleri iyi görmek lazım. Kuran’da münafıkların hedefi bütün Müslümanlar olmuyor bu çok önemlidir. Bütün Müslümanlar münafığı ilgilendirmez. İmam, Müslümanların lideri kimse o, en etkili olduğunu gördükleri kişi kimse ona yani asıl yüzde 99’luk ona kafayı takar münafık. Yani en büyük düşmanı en büyük hedefi odur. Sonra da peygamberlerin, imamların artık kimse o devrin insanı, en güvendiği insanlar kimse, en sevdiği kimse ona takar kafayı münafıklar. Mesela Resulullah (s.a.v.), Hz. Ebu Bekir (r.a), Hz. Osman (r.a), Hz. Ali (k.v), Hz. Ömer (r.a) münafıklar onlara takar. Yoksa diğer sahabelerden haberi bile olmaz münafığın. Yani münafığı onlar ilgilendirmez. Münafık sadece peygamber veyahut imam kimse o devrin önemli merkez gücü kimse, Müslümanların merkez gücü kimse ona odaklanır. Ona karşı şeytan onu sevk eder. Şeytan onun dikkatini böldürmez. Bütün dikkatiyle ona karşı saldırganlaşır. Yalnız saldırganlaşırken münafık çok alçak bir metot kullanır, çok haysiyetsizce ve şeytani metot kullanır. Hep legal saldırılarla Müslümanları haksızlık yapan, zulüm yapan akılsızca hareket eden insanlar olarak gösterir. Kendini de tedbirli, akıllı, vicdanlı, doğru yolda gösterir. Mesela Resulullah (s.a.v.)’in zamanında ne diyor münafık? “Evim açıkta” diyor. Demek istiyor ki “Peygambersin sen ama” haşa “ne benim çocuğumu düşünüyorsun, ne karımı düşünüyorsun, ne benim ailemden diğer kişileri düşünüyorsun. Ama bak ben o kadar vicdanlıyım ki çocuğumu, karımı, babamı, anamı, ailemi düşünüyorum, onun için evim açıkta diyorum” diyor. Mesela bu çok kahpece bir yöntem, çok kalleşçe bir yöntem. Münafığın yöntemi böyledir yani zahiren çok haklı gibi görünür ilk bakışta. Çok şeytanidir yöntemi. İnsanların genel kabulüne uygundur atakları münafığın. Mesela Hz. Yusuf (a.s)’ın kardeşleri, iddiaları ne? Sevgi. “Babamızın sevgisi bizden uzaklaştı Yusuf yüzünden.” Şimdi amaçları bu adamların sevgi mi? Değil. Münafık sevgiyi bilmez. Sevgiyi alet olarak kullanır, araç olarak kullanır. Müslümanlara saldırıda ahlaksızlık yapmada, alçaklık yapmada bir vesiledir. Yani Müslüman’ı rahatsız etmek için, pislik yapmak için sevgiyi kullanır, “sevdiğim için geldim” der, “sevdiğim için konuştum” der “sevdiğim için bunu yapıyorum” der. Şimdi gidip babasının yanında İslam’ı öğrenmek için, babalarının gerçekten sevgisini kazanmak için mi Hz. Yusuf (a.s)’a karşı tavır alıyorlar? Böyle bir şey olur mu? Hep beraber sevmeleri lazım, hep beraber sevdirtmeyi amaçlaması lazım. “Yusuf’u öldürelim” diyorlar. Yani münafığın azgınlığı ve şeytani boyutunu burada görüyoruz. Onun için münafık asla tamir olmayan, asla azgınlığı gitmeyen bir manyaktır. Hiçbir şekilde kini ve nefreti bitmez münafığın, sakinleşmez. Yani tam tipik bir akıl hastasıdır. Verem hastalığı gibi zaman zaman geriler, güçlü antibiyotik alırsa geriler, fakat ilacın dozu biraz azaltıldığında hemen atağa geçer. Bazen de ilaca bağışıklık kazanır hiç fark etmez bünyeyi sarmaya çalışır. Bakın, her konuşması münafıkların şeytani. Diyorlar ki mesela “savaşı bilsek geliriz.” Demek istiyor ki Peygamber (s.a.v.)’e “sen” haşa “savaşmayı bilmeyen adamları savaşa gönderiyorsun, orada onları öldürteceksin, adam pisipisine ölecek.” Şimdi inanmayan beri gelsin. Aklı zayıf bir adam buna inanır. Onun için münafığın seçtiği konular çok yaman olur. Kolay kolay baş olacak gibi değildir, çok alçakçadır, çok çok alçakçadır. Onun hedefi sürekli imamın yanıdır, peygamberin yanıdır. Münafığın en çok ulaşmak istediği yer orasıdır, çünkü en çok vuruşu yapacağı yer orasıdır, saldırıyı yapacağı yer orasıdır. Çünkü onun faaliyetini durdurabilmek için, ondan istihbarat alabilmek için, şeytanlarına istihbarat ulaştırabilmek için merkez olan yer orası olduğu için çok hayati görür. Münafıklar mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanında vahiy katibi olanlar var sürekli yanında sürekli. “Ya Resulullah sana vahiy gelişini ben izlemek istiyorum” diyor. “Hay mübarek şu an vahiy geldi” diyor “hemen yazayım” diyor. Halbuki inanmıyor alay ediyor. Dışarıya çıktığında diyor ki “ben onlarla alay etmek için onun yanındayım o bir mecnun” diyor “cinlenmiş” diyor. “Vahiy de gelmiyor ona cinler ona onu söylüyor” diyor, inanmıyor peygamberliğine. Sırf alçaklık ve ahlaksızlık yapmak için yanına yanaşmak istiyor. Mesela Hz. Musa (a.s)’ın zamanındaki münafıklar da öyleler. Hz. Musa (a.s)’a adam tavır almış. Ne diyor? “Ben onun yolundan bir kısmını aldım ve çıkarttım yani Tevrat’ın Allah’ın hükümlerinin bir kısmını çıkarttım, onlar gereksizdi” diyor. Allah’ın dinini haşa dizayn ediyor kendince yeni bir din oluşturmuş oluyor şirk dini. Bak klasik müşrik görüyor musun? Şu anki müşrikler ne yapıyorlar? Onlar da Allah’ın Kuran’dan hükmünün bir kısmını çıkarıp bir şirk dini oluşturuyorlar. Şu an ne yapıyor münafık aynısını yapıyor, değil mi? Sorduğunda “keçi yedi” diyor, bilmem ne başka bir şey diyor Allah’ın hükmünü kaldırıyor. O devirde de aynı şekilde Allah’ın hükmünü kaldırıyorlar. Ne kadar? Bir kısmını hepsini değil. Hz. Musa (a.s) başlarında durduğu müddetçe pek bir şey yapamıyor. Bak, onun ayrıldığı anı kolluyor hemen, ayrıldığında hemen atağa geçiyor.

Mesela diyorlar ki Tevbe Suresi 81, "‘Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın’ dediler.” Şimdi Peygamber (s.a.v.) ne desin bu adama? Diyor ki “adamların tansiyonu çıkıyor, terliyorlar, susuz kalıyorlar gücü kalmaz, başına güneş geçer, güneş yakar bu havada olmaz” diyor, Peygamber (s.a.v.)’in hükmüne karşı. Öbür türlü Müslümanların tamamı kitle katliamından geçirilecek bre ahmak adam. Güneşi kalmış mı bu işin? Sana mesela bir deve yükü altın verilse sen güneş dinler misin? Güneşin on misli olsa yine dinlemezsin. Ama bak dikkat edersen münafık halkın kabul edebileceği gibi bir mantıkla yaklaşıyor. Oradaki şeytani sistem apayrı oluyor. Buna çok dikkat etmek lazım.

BÜLENT SEZGİN: Bir ayette: “Geride kalanlar oturup kalmalarına sevindiler” diyor. "Yanımızda olsalardı, ölmezlerdi, öldürülmezlerdi" [Ali İmran Suresi, 156] diyor, inşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Zaten münafıklar genellikle uzak durmak isterler Müslümanlardan. Uzak durmanın sebebi de ya Müslümanlara biri saldırırsa, bir şey olursa, tutuklanabilir, mimlenebilir işte dövülebilir, sövülebilir, adına zarar gelmesin amaç budur. Mesela birçok münafık bunu yapar. Uzaklara gider “uzaklardan izlerler sizi” diyor, değil mi? “Halkın arasına karışarak uzaktan sizin haberlerinizi izlerler” diyor. Riskli görür Müslümanların içini. Çünkü Müslüman’ın çok düşmanı var ya. Müslümandan uzak oldu mu o düşman ona zarar vermemiş oluyor onun kafasına göre. Ama Müslümanların yanında olsa düşman saldırdığında ona da saldırmış olacak. Ama yoksa saldırırsa o orada olmadığı için akılcı iş yapmış olacak onun sözüne göre. Halbuki Müslümanlar orada olduğu için orada sevap kazanıyor, o orada olmadığı için cehenneme odun oluyor. Ama Kuran’ın bütününü bilmediği için, İslam’ın ruhunu bilmediği için, Allah’a inancı zayıf olduğu için veyahut hiç olmadığı için akılsızca ve aptalca kendince kurnazlık yaptığını zannediyor. Müslümanlardan uzak olarak bir kurnazlık olur mu? Serseri adam, sen alenen görünmüyorsun yoksun sen. Yani beş parmağın var orta parmağın yok. Müslüman bunu görmez mi? Görür. Sen bunu niçin yapıyorsun? O pis canını korumak için yapıyorsun. Müslümanların canını önemli görmüyorsun kendi canını önemli görüyorsun.

Münafık bazen çok iyi tavır gösterir. O yeni bir atağın başlangıcı olur. Mesela herkese iyi davranır iyi konuşur falan, o esaslı bir atak için yeni bir zemindir. Yani şeytanın ona verdiği, ilka ettiği bir atak başlangıcıdır. Yani bir münafığın düzelmesi genellikle kuşkuludur, bir şey yapacaktır, yeni bir atak başlatacaktır. Mesela Hz. Yusuf (a.s)’ın kardeşlerinde “biz ancak iyilik istiyoruz” diyorlar “kardeşimizi gezmeğe götürmek istiyoruz, bizim amacımız ıslah etmek, iyilik yapmak.” Baktığında her şey çok güzel. Halbuki çok büyük bir pisliğin ahlaksızlığın hazırlığı içindeler, bir cinayet hazırlığı içinde veyahut onu çok zor duruma sokacak pis bir eylemin peşindeler. Neden kardeşlerini kıskanıyorlar? Çünkü imanlı Hz. Yusuf (a.s). İmanından dolayı şeytan ona onları musallat ediyor. Mesela kardeşi Bünyamin’e niye kafa takıyorlar? Bünyamin de imanlı olduğu için Hz. Yusuf (a.s)’ın kendine yakın görmesinden dolayı. Niye ikisine kafayı takmış oluyorlar? Buradan da anlaşılıyor. Sadece en önemli gördükleri Müslüman ve o Müslüman’a en yakın gördükleri kişileri hedef alır münafıklar. Ve şeytanın verdiği vahiyle hareket ederler, vahiy alır münafık, bildiğin vahiy. Yani kulağına vahyeder şeytan, ilka eder ona, o talimatı verir. Münafık aslında boş kafalı ahmaktır yani akıl hastası gibidir, boş bir makine gibidir. Şeytan ona ilka ettiğinde onu robot gibi şuursuzca yapar. Yani klasik ahmaktır. Mesela şunu yap der yapar, bunu yap der yapar. Her hareketi bir atak hazırlığıdır, her tavrı bir atak hazırlığıdır. Normal Müslümanca yaşamayı bir türlü kabul edemez münafık.

28 Şubat’ın en büyük mağdurları biz olduk. Üç çuval benimle ilgili dosya vardı, üç çuval Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde. Artık o durumun neyi belirttiğini anlayın.

Hadiste IŞİD’i tarif ederken Peygamberimiz (s.a.v.) “Ülkesine göre lakap alacaklar” diyor. Mesela “Ebu El-Britani” mesela “El-Bağdadi” bak mesela Bağdat’ta olanların soyadları hep Bağdadi dikkat ediyor musunuz? Aynı hadisteki gibi. İngiliz asıllı olanları El-Britani. Peygamberimiz (s.a.v.) hadisinde diyor “ülkelerine göre isimlendirirler kendilerini” diyor. Yani “künye isimleri böyle olur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Künyelerinde hep o ülke neresiyse onu kullanırlar” diyor, hangi ülkeden geldilerse. Aynısı, mesela binlerce insan var Bağdadi diye soyadı, künyesi Bağdadi olan. Britani diye yine çok fazla İngiliz asıllı olan hep Britani.

“Hocam, Kuran namaz kılmayı emretmiş ama nasıl kılınacağını söylememiş.” Banu Çiçek. Nasıl söylememiş? Rükudan bahsediyor Kuran, secdeden bahsediyor, kıyamdan bahsediyor, namazı kısaltmaktan bahsediyor, namazda Allah’ı zikretmekten bahsediyor, nasıl bahsetmiyor?

“Adnan Bey, Kuran her şeyi açık açık anlatmış da neden Mehdi’den bahsetmemiş?” Kadir Güneş. Daha nasıl bahsetsin işte Cenab-ı Allah? “Muhtedun” diyor, “Mehdiler gönderdim” diyor “Muhtedun, Mehdiler.”

“Hocam, Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonra başka bir uyarıcının gelmesi çelişki değil midir?” Kaya Başar. Peki, Kuran’da peygamberler varken yine uyarıcılar geliyor peş peşe, nezirler geliyor onlar ne peki? Müslüman, değil mi? “Ya Rabbi bize katından kurtarıcı bir veli gönder” diyorlar. Kuran’ı incelemediğinden bu arkadaşlar böyle düşünüyorlar.

Samiri Hz. Musa (a.s) devrinin iblisi. Samiri insan gibi görünmekle beraber aslında insan görünümlü bir şeytan fakat halk bilmiyor. Mısır’dan gelirken hırsızlık yapıp altın da yanında getirmiş yüklemiş. Hırsızlık da var Samiri’de. Halkın kendi altınları var ama o ayrıca altın çalıp getiriyor.

Cenab-ı Allah diyor ki: "Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa?" [Taha Suresi, 83] Çünkü imam Müslümanlar kavmini çok fevkalade bir sebep olmadıktan sonra yalnız bırakmaması lazım. Çok tehlikeli olur, başsız olmaları çok çok tehlikeli olur. Ancak Allah bir sebep yaratırsa, önemli bir sebep varsa o ayrı mesele. “Samiri onları şaşırtıp-saptırdı.” [Taha Suresi, 85] diyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Münafığın özelliği budur; şaşırtıp-saptırmak. Mesela adamı doğru yoldayken şaşırtıp başka yola saptırır. Bak “şaşırtıp-saptırdı” diyor. Sapma; doğru yoldan çıkma anlamına geliyor. Mesela Kuran yolundayken oturup mesela adamı Darwinist yapar. Veyahut Kuran’ın bazı hükümlerinden vazgeçirtir.

“Bir tanem, çıtayı o kadar yükselttin ki artık hiç kimseye sana baktığımız gibi bakamıyoruz. Bize gerçek sevgiyi tutkuyu öğrettin. Allahualem senden başka kadınlara bu kadar değer veren, tutkuyu yaşatan kimse yoktur” diyor, Ayten Akçakale.

“Adnan Bey, dünyada 1,5 milyar Müslüman var, bu kadar Müslüman İslam’ı yanlış yaşıyorsa İslam yanlış bir din demek ki. Hiç mi doğru yaşayan olmaz? Amerika’nın oyunu, İngiltere’nin oyunuysa kafa kesenler o zaman Müslümanlar kim? İslam diye bir din mi yok yoksa? Anlamadım hiçbir şey. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? İyi yayınlar dilerim size.” Anti İslamcı. Kardeşim, Hristiyanlık da aynı şekilde bozuldu. Teslis inancını getirdiler çok vahim bir şey. Allah’a oğul isnat ettiler “Allah’ın oğlu var” diyorlar. Yani “Allah’ın karısı var” haşa, “oğlu var, Allah da babadır” diyorlar. Üç ilahtan bahsediyorlar, akıl almaz bir bozulma var ve tahrifat var. Hristiyanlık İslam’dan çok daha büyük bir din. Müntesipleri çok çok daha fazla ama bozulmuş. Hristiyanlığın bozulması sana normal geliyorsa Müslümanlığın bozulması niye normal gelmiyor? Aradan 1400 yıl geçmiş, bozulabilir. Zaten Peygamberimiz (s.a.v.) “bozulacak” diyor. Ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in de tek şikayeti var.

“Adnan Bey, Mehdi’yi inkar eden bir insanı imanından eder mi?” Hasan Özkan. Yok. Niye etsin? Ama İslam’ın dünyaya hakim olacağını inkar edersen dinden çıkarsın. Çünkü Nur Suresi 55. ayette Allah “hakim edeceğim” diyor.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki ,“Mehdi delikanlılık döneminde de güzel bir delikanlıdır.” (İkdüd-Dürer Barak, 11/A) Her dönemde güzel.

“Hocam, Kuran’da kandil geceleriyle ilgili ayetler var mı? Yani bu gecelere ait özel ibadetler var mı?” Güzel olur yani, tabii ki yok ama işte kandiller, cumalar, bayramlar, mevlitler hoş güzel yani İslam’a bir süs. Tabii ki sonradan geliştirilmiş ibadetler ama zararlı değil hoş. Bidattir tabii ki bidat yani dine sonradan konmuş hükümlerdir. Ama hasen şeyler yani güzeldir. Mesela mevlit okunuyor dinliyoruz hoş. Mesela herkes Ramazan’da teravih namazına gidiyor aileler, çocuklar, arabalarla falan geliyorlar, güzel. Gitmeseler mi iyi? Gitmeleri güzel. Mesela bayram namazında her yer doluyor sokaklar, caddeler, trafik falan kapanıyor, bayağı güzel hoş. Bazıları böyle canhıraş onlarla mücadele etmeye çalışıyor, durdurmaya çalışıyor ne zararı var? Faydası var zararı yok.

Mesela Enbiya Suresi 105. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Andolsun, biz Zikir'den sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık.” [Enbiya Suresi, 105] Mesela Allah “Tevrat ve Zebur’da dünyaya hakim olacaksınız diye yazdım” diyor, Tevrat ve Zebur’da. Bakın diyor, baktığımızda Tevrat ve Zebur’da Moşiyah-Mehdi’nin dünyaya hakim olacağından bahsediyor. Tamam. Hani Tevrat’la hükmedilmezdi? Ediliyor işte, Allah “Tevrat’a bakın” diyor “yazdım” diyor. Bakıyoruz görüyoruz. Kuran’a uygun olduktan sonra olur.

“Hocam, çok merak ediyorum IŞİD bu kadar kan dökmeye meraklıyken nasıl kendini düzeltip Hz. Mehdi (a.s)’a katılacak?” Çiğdem Çiçek. İşte Peygamberimiz (s.a.v.) “düzeltecek” diyor “kan dökecekler önce” diyor “sonra damla kan akmayacak” diyor. “İnsanların burnu dahi kanamayacak” diyor. Allah diyorsa doğrudur.

“Hocam, bu kadar dejenere olmuş toplumu yeniden Kuran ahlakına yönlendirmek nasıl olacak?” Fatma Duran. “Büyük bölümü toplumun dejenere olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Dejenere yapan da Allah, düzeltecek olan da Allah. Bozan da düzelten de Allah’tır. Çocuğu Allah doğurtuyor, büyütüyor, sonra öldürüyor. Sonra yine çocuk doğuyor, yine büyüyor, yine ölüyor.

“Adnan Bey, benim anlamadığım nokta, tamam her şeyi hikmetle söylüyorsunuz, güncel konulara yorum buluyorsunuz da neden bir anda müzik açıp eğleniyorsunuz?” Kıskanç Aşık. Müzik hoşuma gidiyor.

“Hocam, masonlar çift başlı kartal sembolünü çok kullanıyorlar. Oysa bu Türklere ait bir sembol değil mi?” Halil Zorlu. Masonluk Türklerden daha eski bir tarikat yapılanmasıdır. Bilmem anlatabildim mi? Mesela Hülagü’ye baktığımızda onun da bir yerlerle bağlantılı olduğunu görüyoruz. Nasıl Firavun bir yerlerle bağlantılıysa, nasıl masonsa, yüksek dereceli bir masonsa Hülagü’nün de aynı şekilde yüksek dereceli bir mason olduğu anlaşılıyor. Hz. İbrahim (a.s) devrine gittiğimizde aynı şekilde devrin deccalının mason olduğu o devrin kabartmalarından, heykellerinden, taşların üzerine yontulmuş masonik işaretlerden açıkça anlıyoruz.

“Adnan Hoca, öğrencilerinizde neden yaşlı insanlar yok?” Saime Genç. Hz. Musa (a.s)’ın talebeleri de hep gençlerden oluşuyordu, ayette öyle geçiyor. “Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı. [Yunus Suresi, 83] Firavun’un şiddetinden korktukları için çok az bir topluluk Hz. Musa (a.s)’a tabi olmuştu diyor. Ashab-ı Kehf de gençlerden oluştuğunu Kuran defaatle belirtiyor. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da çok fazla genç vardı. “Yaşlı insanlar yok.” Dikkat etmemişsin de onun için. Kitap dağıtımıyla ilgili çalışmalarda faaliyetle ilgili fotoğraflar yayınlanıyor televizyonda. Baktığında orada çok fazla yaşlı anneler göreceksin. Yaşlılık bir güzelliktir.

GÜLEN BATURALP: Ama genç gibi cevvaller, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet.

“Adnan Bey, risalelerde kadınların giyinme ve oturup kalkma adabını okudun mu?” Elif Kurşun. Tabii çok iyi okudum detaylarla. Bediüzzaman hatta “çarşaf giysin hanımlar” diyor. “Mesture olsunlar. Bacaklarını açmasınlar” diyor. Onu da detaylı anlatıyor. Yani “tesettüre titiz olsunlar. Dekolte giyinmesinler” diyor. “Niye uymuyorsun?” falan mı diyor? Anlamadım ki. Okudum mu? Okudum yani. Ama “niye uymuyorsun?” dersen o zaman cevap vereyim. Ama okumaya okudum. Oturup kalkma adabını okudum. Hepsini okudum. Ama sor. “Niye?” de. O zaman kapsamlı açıklayayım. Bediüzzaman diyor ki; “Kaldığım evdeki kadınlara bir kere bile bakmadım. Tanımıyordum hiçbirini” diyor. Bir köşkte kalmış. “Evin kızlarının hiçbirini ayırt edemiyordum. Hiçbirini bilmiyordum” diyor. “Bir kere bile yüzlerine bakmadım” diyor. Ben olsam tek tek analiz ederdim yani. Hepsiyle de ahbap olurduk. Gayet iyi de tanırdım yani. Üstat şeker şeker, bal, dünya tatlısı o. O benim canımın içi o.

“Said Nursi, Hz. Mehdi (a.s) konusunda birilerine vurgu mu yapıyor?” Erol Van. Bilmiyorum. Tarif ediyor, anlatıyor işte. “İstanbul’da çıkacak” diyor. “1980’de çıkacak” diyor. “Darwinizm’i, materyalizmi yerle bir edecek” diyor. “Birinci vazifesi bu olacak” diyor. “Kendisi dahi bilmez kendisinin Mehdi olduğunu” diyor. “İmanın nuruyla o şahıs tanınabilir” diyor.

GÜLEN BATURALP: Münafıklıkla ilgili çalışma yapacağını söylüyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Peygamberimiz (s.a.v.) zaten diyor; “Mehdi’nin talebeleri gençlerden oluşacak” diyor. Demin diyor ya kardeşimiz. Kader öyle. Mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Mehdi’nin talebeleri içinde yaşlılar pek bulunmaz” diyor. Pek, yani az olur. “Pek bulunmaz” diyor. “Hep gençlerden oluşmuştur” diyor.

“Adnan Bey, su bulamadığımız zaman abdest nasıl alabiliriz?” Hasan Tığık. İşte Kuran onu açıklamış. Teyemmüm edeceksin temiz bir toprakla. Teyemmüm edeceksin.

Bediüzzaman saf baldan oluşan bir insandır. Saf bal. Onun zamanında olsam yani yapmayacağım kalmazdı. Bir kere hapiste hep beraber olurduk söyleyeyim. Ne yapar yapar hapse girerdim zamanında olsaydım. Yani bir şekilde hukuka uygun bir yolla girerdim. Yalnız bırakmazdım. Yani gardiyan olurduk, bir şey olurduk. Girerdim yani.

Bihar’ul Envar’da diyor ki, cilt 52, sayfa 334’te. “İmam Mehdi’nin yardımcılarının çoğu gençlerden oluşacaktır” Bak, çok açık Peygamber (s.a.v.) söylüyor. Kaderi söylüyor, kaderde olanı. “Aralarında az sayıda yaşlı olacak.” (Bihar’ul Envar, cilt 52, sayfa 334)

Yunus Suresi 83’te, şeytandan Allah’a sığınırım. “Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla.” Yani hapsettirir. Döver, söver. Her şey olabilir. “…iman eden olmadı” diyor Hz. Musa (a.s)’a. Yani korkudan yanaşamıyorlar. “Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.” “Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı.” Sadece gençlerden bir grup iman ediyor. Küçük bir grup.

“Hocam, Bediüzzaman’ın Ahir zaman ile ilgili söylediklerini ilham olarak mı değerlendirmek lazım, iyi bir tahmin mi demek lazım? Nasıl bu kadar isabetli oluyor?” Kardeşim, tarihi net veriyor. Şakır şakır açıklıyor. “Darwinizm’i yenecek” diyor. Hangi Hoca der bunu? “Darwinizm’i yenecek” diye. “Darwinizm, materyalizm ilk hedefi olacak” diyor. “Siyasetle uğraşmayacak” diyor. Nereden bilsin ki? “Mehdi siyasetle uğraşmaz” diyor. “Bambaşka olacak” demiş bak, Sungur Ağabey’e. Bir de “Nur talebesi olmayacak” diyor. Hangi âlim öyle der? Mesela kendi cemaatinin bir mensubunun olacağını söyler bir insan, değil mi? “Kesinlikle Nur talebesi olmayacak” diyor. “Alakası yok” diyor Bediüzzaman. Sungur Ağabey görür görmez ilk onu söylemişti. Allah’a şükür o sevimliyi de gördük, inşaAllah. İki Hoca var Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğini söylediği Bediüzzaman’ın. İki kişi var. İkisini de gördüm Allah’a şükür. Biri Sungur Ağabey, diğeri Seyyid Salih Özcan Ağabey.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Başbakan Davutoğlu dün Bingöl’de sizin sık sık vurguladığınız ifadeyi kullandı. “Türkiye bütün mazlumların umudunu bağladığı son kaledir” dedi. “O kalenin düşmesine izin vermeyeceğiz.”

ADNAN OKTAR: Ne diyorsam, ne konuşuyorsam hükümet açıklaması oluyor. Ama istisnasız kaç yıldan beri bu böyle oluyor. Ne söylüyorsam hükümet programı oluyor Allah’a çok şükür.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Başbakanımız Bingöl ziyaretinde Kürt çocuklarla satranç oynadı. Videosu da vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

“Darwinizm ve evrim teorisine karşı olan mücadeleniz takdire şayandır fakat bu Mehdilik ve masonluk olayı olmadı.” Neden olmadı söyle de bir açıklayayım. Mason niye oldun diyorsun? Yani iyi oldu niye olmasın? Bayağı faydalı. Mehdilik zaten Kuran’da var, niye olmuyor? Muhtedun, Allah “Mehdiler gelecek” diyor niye şaşırıyorsun?

Münafıkla mücadele satranç maçı gibidir, çok çok dikkat edilmesi gerekir.  Ama bazen dandik münafıklar olur yani ufak tefek, bir de ama azılı münafıklar vardır mesela tarihe geçmiş, şeytanlığı yüksek münafıklar var. Mesela Samiri çok ünlü bir münafıktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanının münafıkları çok azılılar. Büyük grupları oluşturuyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanından hiç ayrılmıyor münafıkların özelliği o, gece gündüz sürekli yanında durmak istiyorlar. Amaçları istihbarat. Bir hata yakalayabilmek, bir yanlış yakalayabilmek ve olan olayları birbirine aktarabilmek, sevgilerinden değil. Nefret ettikleri halde çok seviyormuş gibi gösteriyorlardı. Çünkü bir numaralı hedefleri o, Peygamber (s.a.v.). Sonra sahabeler. Hz. Ebubekir (r.a), Hz. Osman (r.a), Hz. Ali (r.a), Hz. Ömer (a.s) onlara çok kinliydiler. Kinli oldukları için bakın teker teker hepsini şehit ettiler, Hz. Hasan (r.a)’ı, Hz. Hüseyin (r.a)’ı. Münafık nefreti çok şedittir. Doğrudan şeytandan vahiy alır. Düşün artık vahiy katibi, yanında duruyor. Gece kalkıyor Peygamberimiz (s.a.v.), onlar da gece kalkıyorlar. O şeytani hırs, Peygamber (s.a.v.)’e zarar verme hırsı onları delirtmiş, bir açık bulabilmenin peşindeler. Peygamber olmadığını ispat edecek bir delil arıyorlar, insani bir hata, bir yanlışlık arıyorlar.

Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde münafıkların üç yüz kişilik ordusu var. Allah Allah. Toplam zaten dokuz yüz kişi üç yüzü münafık. Savaşın ortasında Peygamber (s.a.v.)’i yalnız bırakıyorlar. Halbuki bu alçak ordu, bu münafık ordusu Peygamberimiz (s.a.v.)’in etrafından hiç ayrılmayan adamlar. Ve asıl bu vahiy katibi denilen tipler var. Gece üçte Peygamber (s.a.v.)’le kalkıyor. Yanından bir an olsun ayrılmıyorlar. Ayette diyor ya hani “yemeğinizi yiyince terk edin” diyor, terk etmiyor kalıyor, orada daha hala kalıyor. Peygamber (s.a.v.)’in asabını bozmaya çalışıyor. Mesela bağırıyor dışardan “ey Muhammed” diye. Sen kimsin bağırarak konuşuyorsun? Küstah, saygısız, bağırarak konuşuyor. Yemek yiyor kasten gitmiyor. Yemek yiyeceğinden de değil rahatsız etmek için geliyor. Başka yer yok mu lokanta mı orası? Git başka yerde ye. Sırf amaç rahatsız etmek. O da utanıyor bir şey demiyor. Resulullah çok kibar bir insan.

Mesela en ünlü münafık Abdullah bin Übey o dönemde. Kendisinin lider olması gerektiğine inanıyor. Peygamberden üstün görüyor kendini. Peygamberimiz (s.a.v.) Medine’ye hicret etmeden önce kendisi Medine’nin lideri olacakken tam o sırada Müslümanlar hicret ediyorlar ve Peygamberimiz (s.a.v.) lider oluyor. Bu yüzden çok kinli ve haset ediyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Büyük olma amacı var. Münafığın hayret edilecek bir şey yani Allah’ı -haşa- düzeltmeye çalışır münafık. Cehennemin olmaması gerektiğini söyler, merhamet dersi vermeye kalkar Allah’a.

Münafıklar hep böyle derin devlet olma iddiasında oluyorlar, asıl orayı yönlendiren. Mesela Hz. Ali (r.a)’ı şehit ediyor adam, alçak “ben” diyor “çok hayırlı bir iş yaptım” diyor “siz bilmiyorsunuz” diyor. “Çok önemli bir görev yerine getirdim” diyor. “Şimdi gidip birisini daha öldüreceğim” diyor “öldürebilirsem” diyor. Yani ahmaklığın, deliliğin derecesine bak. “Çok önemli bir görev yaptım ben” diyor.

Abdullah Übey “Muhammed’e secde etmemi mi istiyorsunuz?” diyor ya. Münafık aslında konuşurken ara ara imansız olduğunu vurgular dikkatlice incelenirse. Fakat Müslüman tabii üstüne kondurmak istemez yoksa alenen inkar eder Allah’ı münafık. “Allah beni cehenneme atacaksa atsın” der -haşa-. Sapıtır böyle. “Böyle mi Müslümanlık olur?” diyor. Yahut “ben Müslüman değilim” der üstüne gidersen. “Evet ben münafığım” der “ne yapayım?” der, manyaktır yani. Çok züppe olur, oradan zaten dinsiz olduğu anlaşılır.

Bak diyor ki Abdullah Übey, ünlü münafık, “Benim iman etmemi emrettiniz.” Bak ahmağı görüyor musun? Küfür işte bu söz. Halbuki Allah’ın emri. Müslüman’a da küfür isnat ediyor. Yani “sen Allah’sın” diyor -haşa- “bana söyledin iman etmemi” Allah emrettiği halde bak sen Allah’sına getiriyor. “İman ettim” diyor. Bak “Benim iman etmemi emrettiniz, iman ettim. Malımın zekatını vermemi emrettiniz” bak her yerden küfür akıyor görüyor musun ağzından “verdim. Muhammed’e secde etmemden başka hiçbir şey kalmadı” diyor. Tam bir inkar ve münafık ağzı. Ama işte Müslüman orada küfürle onu itham etmek istemiyor aslında belli kafir olduğu, küfür içinde. Münafık böyle çirkin bir cesarete sahiptir, sıkıştığında her türlü alçaklığı yapar. Dikkat edin hemen böyle inkara yönelik sözleri peş peşe gelir. Her türlü rezil ifadeyi söyler korkmaz, çekinmez.

Bak münafıkların azgınlığına, Peygamberimiz (s.a.v.) vefat ediyor. Şimdi kim var en güçlü mümin? Hz. Ali (r.a) var. Hemen onu şehit ediyorlar. Kim var? Hz. Ömer (r.a), bak münafıkların azgınlığına, onu şehit ediyorlar. Kim var? Hz. Osman (r.a), Hz. Osman (r.a.)’ı şehit ediyorlar. Burada dikkat ediyor musunuz? Diğer sahabeler onları ilgilendirmiyor. En seçkin, imanlı, akıllı kimse münafık ona yönelir. Yani en imanlı gördüğü kimse odur. Müslümanların lideri kimse ona yakın olup onu çökertmek, onu vurmak, onu etkisiz hale getirmek münafığın hedefidir. Ve legal yöntemler kullanıyor başlangıçta dikkat ederseniz. Sonra üslup çirkefleşiyor daha anormal bir hale geliyor. Ama bak üslubunu kimse yadırgamaz. Halktan birçok insan yadırgamaz. “Benim” diyor “evim açık. Annem, babam, dedem, aile evde. Kim bakacak onlara?” diyor. Ne desin Peygamber (s.a.v.) bu alçağa? Mesela diyor ki “hava çok sıcak” diyor “görüyorsun. Beynimiz pişiyor” diyor “bu havada gidilir mi?” diyor. Bu köpeğe bir avuç altın versen amudda gider amudda, değil öyle yürüyerek amudda gider. Çok alçaktır münafık, çok dilbazdır, çok lafazandır yani lafa laf onda üstte anında kıvırır ve çok yalancı ve oyuncudur. Çok seridir münafık şeytandan ilham aldığı için, peş peşe fitneyi kaynatır. Onun için Müslümanlar bakar ki “ya” der “adamın bize bir zararı yok, nasıl münafık oluyor bu?” diyorlar. Halbuki Müslüman’a değildir onun şeyi. İmam olan kimse, lider olan kimse, peygamber olan kimse ona yönelirler. Mesela burada adı geçen münafıklar sahabelere karşı çok iyiydiler, bayağı iyi davranıyordular onlarla bir alıp veremedikleri yok. Onların da anlaması mümkün olmuyor o yüzden. Onlar direkt Peygamberi kamuoyunda küçük düşürmek -haşa- etkenliğini yok etmek, itibarını yok etmek, onu mantıksız bir insan olarak göstermek, güçsüz bir insan olarak göstermek için hamleler yaparlar. Bunun için de şeytani zekalarına güvenirler.

İncil’de ahir zaman çok şifreli ve kapalı olarak anlatılır. Hristiyan din alimlerinin böyle derin olanları, daha araştırmada manevi derinliğe sahip olanları görürler. İncil’in esinlemeler bölümünde dört ejder anlatılır. Bu dört ejder tarihte yaşamış ve yaşanacak dört imparatorluğa işaret ediyor. İlk ejder Roma İmparatorluğu, ikinci ejder Osmanlı İmparatorluğu, üçüncü ejder İngiltere ve kolonilerini, İngiltere hakimiyetini, son ejder de Amerika’ya işaret ediyor. İngiltere krallığı İncil’de bir önceki ejderin yolundan giden ejderdir. Görüyor musun bak, İngiltere krallığı İncil’de bir önceki ejderin yolundan giden ejder. İncil’de ayı başlı ifade edilen Osmanlı İmparatorluğunun ilk birkaç yüzyıl tam yaptıklarını izleyen İngiltere, onun ayak izlerini takip ettiği için ayı ayaklı ifade ediliyor. Bu ejder denizden gelir. İngiltere de bir ada biliyorsunuz. Asıl dikkat çekici yönü ise bu ejderin diğer ejderlerden farklı olarak konuşarak üstünlük elde etmesi. Yani kafayla, konuşarak elde etmesi.

George Bush falan da onun hocaları var böyle yüksek dereceli rahipler, bu Irak işgalinde İncil’den işaret ederek o operasyonu yaptırdılar. İncil’den çıkarttılar.

Ayı başlıdan kasıt; iri, büyük, hakim olması yoksa ayı olmayla alakası yok. Sembolik bir şey olarak veriliyor. Ayak izlerini takip ettiği için, ayı ayaklı dediği o da büyük, ayağı yere büyük basan anlamında, hacimli olmayı vurgulamak için yapılıyor yoksa küçük düşürme amacıyla söylenmiş bir söz değil. İncil’in işareti olarak. Kuran’da da mesela inek suresi vardır, semboliktir bunlar. Yoksa inek olmayla onun alakası yok.

Duyar Turanda Gezen; “Biz izleyip anlam veremiyoruz ama Adnan Hoca’nın ortamına girebilmek için kimler ne kadar çok isteklidir tahmin edemiyorum” diyor. Tabii aklı başında bir insan böyle güzel bir ortamı ister.

İşte İncil’de işaret edilen İngiltere güçlü olmasıyla övünüyor ama Amerika’ya dayanarak güçlü. İncil’de de buna işaret ediliyor. İngiltere’yi ifade eden üçüncü ejder dördüncü ejderi kullanarak ayakta kalıyor. Çok manidar. Böyle kutsal kitaplarda benzetmeler olur mesela sığıra benzetilir yahut ayı gibi der yahut ejder denir. O konunun anlaşılması içindir yoksa o aşağılayıcı anlamında değil.

Benim ortamıma girmek? Kadın tabii ki güzel varlık ama kadın akılla güzeldir. Arkadaşlar zannediyor ki meyve gibi durur, sokakta kadınlar vardır bana rast geliyor falan. Öyle değil. İman olmadıktan sonra kadının bir güzelliği olmaz. Ona inanmıyorlar. Kadın niye güzel olsun adama? Çünkü güzellik çok izafi bir şey. Kadın eğer manevi moral değeri içinde olmazsa derhal çirkinleşir, saatler dakikalar içinde çöker. İmanla güzel olur kadın. Onlar zannediyor ki imanlı olsun olmasın zaten çelik gibi böyle durur. Atom gibidir böyle, atom nasıl bozulmazsa o da bozulmaz. Öyle değil. İnsan çok hassas bir varlık. Ertesi güne bambaşka bir şeye dönüşebilir. Bir anda gücünü kaybeder, bir anda güzelliğini kaybedebilir. Sararıp solar, bütün neşesi gider her şeyi gider. Eli, yüzü her şeyi darmadağın olabilir.

Sur’da ve Güneydoğu’da görev yapan özel harekatçılarımızın kumanyalarının çok güçlü olması lazım. Lafta kalmasın Cumhurbaşkanı dedi ya havyar verelim. Havyara gerek yok da ama güzel böyle kebap yaptırılıp getirilebilir, yesin aslanlar. Etli yiyecekler böyle güzel. Alenen kebapçıda kebap yaptırıp getirttirelim. Yesinler. Meyve suyu getirtelim, ayran getirttirelim. Orada mesela pilav falan olmaz. Soğuk havada grip olur, nezle olur, vücudu zayıf düşer. Çok güçlü gıdalar almaları lazım. Hem stres içindeler, hem soğuk hava, sokakta yatıp kalkıyorlar. Olmaz. Orada bir yerde bir kebap fırını oluştursunlar seyyar, aslanlara yapılsın. Et kızartılsın fırınlarda, iri parça etler onları yesinler. Çok güçlü beslenmeleri gerekiyor. Yahut fırında iri kuzu parçalatırsın hayvanı, parçalasınlar, tepsilerle fırına sürsünler, kızarmış et tabaklarla dağıtılsın aslanlara, yesinler. Üstüne ayran güzel. Öbür türlü olmaz. Normal kumanya mesela işte mercimek pilavı bilmem ne gitmez orada o. Sıfırın altında bilmem kaç derece, sokakta üstlerinde kıyafetleri incecik zaten. Bu konunun bir an önce zeminde kolaylaşması ve güzelleşmesi lazım. Benim aslanlarım böyle şeylere tenezzül etmezler, bana kimse de böyle bir şey demedi ama ben hissettim olayı. Benim kabadayılarım biz yemek yiyemiyoruz demez. Benim aslanlarım böyle bir şey demez. Ben diyorum. Aslanlara en güzel yemekleri dağıttıralım. Ve kumanyayı bize açıklasın hükümet. Özel harekata sunulan kumanya gramına kalıncaya kadar bize açıklasın. En az üç yüz-dört yüz gram et verilsin, en az dört yüz gram bir aslana. En az dört yüz gram. Ancak protein ihtiyacını alır.  En az bir litre ayran. Bolca yesinler. Ama yanında bir şey olabilir, pide falan dağıtılabilir. Pide, kızarmış et ve ayran. O şekilde olsun. Lütfen bize kumanyanın miktarı gelsin. Güzel orada pide fırını oluştursunlar, aslanlara pide yaptıralım. Etli pide de yapılabilir ayrıca. Etli pide yapılsın. Bak içimiz ferahlar. Benim efelerim, koçyiğitlerim ağızlarına böyle bir şeyi asla almazlar. Fakat ben bir şekilde öğreniyorum bunu. Kumanyalarında mükemmelleşmeye gidilsin. Hemen duyalım, hemen. Mesela desinler dört yüz gram et kişi başına, en az dört yüz gram, nar gibi kızarmış, pide, mümkünse de etli pide ve en az bir litre de ayran. Babayiğit aslan gibi delikanlılar, bir doksan, bir seksen beş, yüz kiloluk falan vücuda sahipler. Soğuk havada akşama kadar. Millet ödü kopuyor grip olacağız bilmem ne olacağız diye değil mi? Soğukta direkt sokaktalar. Olmaz. Allah rızası için bize bunun haberi gelsin ben sıkıldım biraz.

KARTAL GÖKTAN: Operasyondaki askerlerimizin nasıl dinlendiklerini gösteren bir resim vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göreyim. İşte bu beni sıkıyor. Tamam Allah rızası için buna sabredilir ama beslenmeleri çok iyi olsun. Ben bunu duyayım. Bana sözlü bilgi gelmesin Allah rızası için, rica ediyorum. Bize teknik bilgi gelsin, “şu kadar gram et, şöyle pide, şu kadar da ayran veriliyor” duyalım. Ve her gün. Her gün.

BÜLENT SEZGİN: Bir haber okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: İdil’de operasyon sırasında teröristlerin attığı el bombasıyla boynundan yaralanan özel harekatçımız yaralı olduğu için eve gönderilmesine karşı çıktı ve şunları söyledi: “Burada göreve devam. Buradaki arkadaşlarımızın birçoğuyla burada yaşananları ‘Hak ve batılın savaşı’ olarak düşündük. İnşaAllah kabul edilirse Hak yolunda gidiyoruz. Karşımızdakiler sadece ülke içindeki birkaç çapulcudan ibaret değil, bunu herkes görüyor ve izliyor. Birçok yerden destek alıyorlar. Onun için bizde hiçbir zaman bırakıp gitme düşüncesi oluşmadı. Buradaki arkadaşlarımızın hepsi Allah yolunda, vatan-millet sevgisiyle buraya geldiler. Biz bu vatanın her karışını kanımızla aldık kimseye de bırakmaya niyetimiz yok” dedi.

ADNAN OKTAR: Aslan aslan, kabadayının hası, delikanlının hası. Kabadayılığın lügatinde “ben yemek yiyemedim, şunu yapamadım” yoktur. Benim aslanlarım öyle bir şeye tenezzül etmez. Onun için ben bunu duyayım. Bana haberi gelsin. Bir yakın ilçede yaptırsınlar kardeşim. Askeri fırınlar var, seyyar fırınlar. Kasaptan getirtsinler koyunları, yüz-yüz elli tane koyun nar gibi kızartıp dağıttıralım.

İngiliz kraliyet armasının resmi var mı sende?

KARTAL GÖKTAN: Var.

ADNAN OKTAR: Göster. Şimdi bak ejderha bir yanda, ağzı aslan ayakları ayı ve bir canavar yani diğer yanda. Ortada ise kral, sonra şeytan. Yine şeytanın sayısını tarif ederken anlaşıldığı üzere sayıyı iletişime geçtikleri şeytanlardan öğrenip bu sayıyı nasıl kullanmaları gerektiği tarifini de anlatmış oluyor. Çok fazla içinde masonik sembol de var. Bu konuları sonra daha detaylı tek tek parçalara ayırarak anlatacağız.

Bakara Suresi, 87. “Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse,” çünkü münafıkların hoşuna gitmeyecek şeyler yapar elçiler, “büyüklük taslayarak” münafıkların özelliğidir, hep büyüklük peşindedirler, “bir kısmınız onu yalanlayacak,” Peygamber (s.a.v.)’i hep yalanlamıştır münafıklar. Hep kendilerini doğrucu olarak göstermiş ve Peygamber (s.a.v.)’i de hep yalanlamışlardır. Ve acayip yalan söyleme kabiliyeti vardır münafıkların. “Bir kısmınız da onu öldürecek misiniz?” Hep öldürme, bilinçaltında bu vardır. Yani manen yahut maddi olarak öldürme eğilimi olur münafıklarda.

İngiliz kraliyet arması biraz çok alengirlidir. Sonra onu detaylandıracağım. Tabii onların kendi yorumları ayrı oluyor. Ama bunun tabii masonik bir yorumu var asıl. Onu sonra anlatacağım. Bir daha göstersene armayı. O kızıl olan ejderhayı göstersene. Bak, dikkat ederseniz hiç normal varlıklar değil. Yani bir sevgi toplumunda olacak şeyler değil. İngilizler de alınmasın. Onlara şeytan demiyorum. Sadece sembollerinde şeytan sembolleri var. Fakat onların şeytanla mücadele ettiklerini düşünüyoruz, öyle düşünelim. Şeytanın emrindedirler anlamında demiyorum. Hemen alınmasınlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, birkaç resim gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Şanlıurfa Akçakale İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından Diyarbakır Sur’daki yiğitlerimize gönderilen kolilerin fotoğrafları.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Şanlıurfa Akçakale İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından Diyarbakır Sur’daki yiğitlerimize gönderilen koliler.

ADNAN OKTAR: Koliler güzel de kardeşim kolinin içinde işte böyle güzel en az 400 gram-500 gram kızarmış et, pide değil mi? Pide de altında olsun şöyle. Bir litre de ayran. Benim aslanlarım onları yesin. Zımba gibi olacaklar, inşaAllah. Lokumlar güzel, o tamam, oradan hoş. Baklava olabilir. Helal olsun.

“Sayın Hocam, her gün nasıl bu kadar nurlu oluyorsun? Kalbimiz ferahlıyor, heyecanımız artıyor seni görünce” diyor, Feride Akın. İmanın nuruyla bakarsan nurlu görürsün. MaşaAllah. Kendini görüyorsun aynada.

“Hocam ben bir tır şoförüyüm. Açıyorum kanalı sizi dinliyorum. Daha önce bir şeyi bu kadar uzun izlememiştim.” Hasan-Tokat. Tokat’tan yazmış.

“Villalarda oturup öyle yerinden konuşmakla olmuyor işte Adnan Bey.” Kasım Herekli. Nerede oturalım? Söyle oraya gidelim. Gecekondu mu istiyorsun, bilmiyorum ki? Dağ başında mı oturalım? Bir yerde oturalım. Ayakta duralım istiyorsan. Konuşmakla olmuyor; susalım bari de rahatla. Emr-i bil maruf, nehy-i anil münker, Allah’ın emri. Bir yerde de oturmamız gerekiyor yani. Ayakta da olur istiyorsan ama konuşmak, anlatmak, tebliğ peygamberlerin vasfıdır. Mehdi (a.s) için diyor ki; “Evinde, oturduğu yerde, sedirinden dünyayı idare eder.” Nerede? Tevrat’ta. 3500 yıllık Tevrat’ta, sedirinden idare eder Mehdi (a.s) dünyayı diyor. Sedirinde, evinde. Müsaade et de biz de Mehdi (a.s) talebesi olarak buradan oturup, güzel bir şeyler anlatalım. Olmuyor diyorsun ama oluyor işte. Gayet de güzel oluyor, etkili oluyor. Yeri yerinden oynatıyoruz.

“Hz. Hızır (a.s) Mehdi (a.s)’ı takip ediyor mudur Hocam?” Aynur Bozdağ. Hz. Hızır (a.s)’ın zaten en önemli görevlerinden birisi Mehdi (a.s)’a yardım etmektir, en önemli görevlerinden birisi. Peygamberimiz (s.a.v.) mağarada saklanmıştı ya, Hızır (a.s) yanındaydı. Bak bu pek bilinen bir şey değildir. Kuran’ın üslubuna bakarsanız Hızır (a.s)’ın orada olduğunu anlarsınız. Çok açık hissediliyor, görülüyor.

“Mehdi sadece sedirinden hükümdarlık edecek.” (Talmud, Sanhedrin, 20-b). Yani Moşiyah, Şiloh. Allah’ın mesh edilmiş aslanı.

“Atatürk Hz. Mehdi (a.s)’ı biliyor muydu?” Duman Esen.

Paris’te ezan okunması lazım. Londra’da ezan okunması lazım. Allah uğur, bereket getirir. New York’ta. İnim inim inlemesi lazım oraların ezan sesiyle. Tabii. Üstlerindeki uğursuzluk gider. Bak dünyayı bir uğursuzluk sardı. O gider. Ferahlarlar.

İmam Bakır şöyle buyurmuştur; “Kaim Muhammed Mehdi kıyam edince, halkla konuşmak istediğinde onu duyarlar ve kendi mekanında olduğu halde onu görürler.” Demek ki bir yerde duracak. Oturacak. Kendi mekanında onu görürler ve sesini duyarlar diyor, halk Mehdi (a.s)’ı. Televizyona, internete çok açık işaret.

CAN DAĞTEKİN: Başka bir hadiste ellerinde görürler diye bildiriliyor.

ADNAN OKTAR: Nasıl?

CAN DAĞTEKİN: “Avuçlarının içinde görürler” diyor.

ADNAN OKTAR: Avucunun içinde evet, bu cep telefonlarıyla.

BÜLENT SEZGİN: IŞİD Bağdat’ın 32 kilometre batısındaki Ebu Gureyb bölgesinde kapsamlı bir saldırı başlattı. Birçok bölge örgütün kontrolüne geçti.

ADNAN OKTAR: İşte dedik. Anlamıyor adamlar. Çok acayip bir korku var IŞİD’e karşı. Havadan bombalarız, iş biter zannediyor.

Peygamberimiz (s.a.v.) münafıklara karşı çok dikkatli ve temkinli oluyor. Çünkü çok oyuncu ve alçaklar. Amaçları Peygamber (s.a.v.)’i mahcup etmek. Onun etki gücünü kırmak. Ve mantıksız bir insan konumuna getirmek istiyorlar, haşa. Onun için münafıkların dediğini yapıyor Peygamberimiz (s.a.v.) genelde. Mesela diyorlar ki; bu sıcakta savaşa çıkılmaz. Tamam, o zaman sen çıkma diyor. Alçak çünkü yani ahlaksız. Gider orada kasten bayılır. Ölüyorum falan der. Müslümanların başına bela olur. Veyahut diyor ki mesela savaşmayı bilsem diyor. Hakikaten gider kendini yaralatabilir. Bilmiyorum der. Millete kafasını, gözünü yardırır. Bak beni bu hale getirttirdin der. Haysiyetsizlik yapacakları için. Savaşmayı bilmiyor ya o zaman tamam gitme diyor. Yani müthiş bir ahlaksız ekibi Peygamberimiz (s.a.v.)’e musallat olmuş o dönemde. Oradan çok sevap kazandı Peygamberimiz (s.a.v.).

Münafıkla çok dikkatli konuşmak lazım. Çünkü münafık eğer dediğini yapmazsan çirkeflik yapar. Ve dediği de genellikle ortalı olduğu için Müslümanlara karşı bir koz elde etmiş olur o zaman. Yani ahlaksızlık yapması için malzeme çıkmış olur. Onun için genelde hep Müslümanlar ellememişler münafıkları. Yani dengede tutmaya çalışmışlar. Şeytanla oynamaya pek gelmez.

Özel harekatçı aslanlarımızın maaşlarına devlet zam yapsın. Kabadayı böyle bir şeyi söylemez. Ben söylüyorum. Bize zam yapın demez onlar. Ben diyorum. Allah rızası için bunu yapsınlar. Yani çok zor görev. Vatan için, Allah için canını veriyor. Ve fiili çatışmada başarılı olan koç yiğitler. Bir de ulaşım için bir kolaylık sağlansın askerlere. Orada çok fazla araba bulunduralım. Her yere istedikleri gibi gidip gelsinler. Ortada kullanılan, rahatça kullanacakları çok fazla araba bulunduralım. Bir kere beslenmeleri bana gelsin. Ben bunu duyayım. Her gün et yiyecekler, her gün. Her gün ayranları, pideleri her gün gelsin. Maaşlarına da bin lira, bin beş yüz lira zam yapalım. Hiç yoktan değil mi bir ferahlık olur. Bin beş yüz lira iyi. Bin beş yüz liralık bir zam yapalım. Hükümetten ben bunu istirham ediyorum. Tayyip Hocam’dan ve Başbakan’dan. Hemen gelsin bize. Bununla batmayız biz, yüceliriz. O aslanlar buna tenezzül etmez. Bak bunu söylemez. Delikanlılıkta, kabadayılıkta böyle bir olay yok. Demezler. Bunu dışarıdan söyleyeceğiz. Biz söyleyeceğiz. Sonuna kadar takip edelim. Bir, beslenmeleri çok mükemmel olacak. İki, maaşlarını arttıralım. Bak, teker teker bu pislikleri temizliyorlar. Canlarını ortaya koyuyorlar. Hiç beklenecek gibi değil. Hemen yapalım bunu. Bir de ulaşımlarını kolaylaştıralım. Çok fazla araba. Kamyonet, bilmem ne her şey verelim. Oradan oraya çok kolayca gidip gelsinler. Her şeyini halletsinler.

“Mehdi’nin talebelerinin her birinin bir kılıcı vardır” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). “Kılıçlarının her birinde bin kelime yazılıdır. Bu kelimelerin her biri bin kelimeye daha açılır.” Bilgisayardan giriyorsunuz, internetten, telefondan, kılıç gibi. Basıyorsun oraya, oradan bir basıyorsun yepyeni bin kelimelik daha yeni yerlere. Yeni yeni sitelere. Uçsuz bucaksız. Yani bu sayılardan amaç; uçsuz bucaksız bilgiye ulaşacaklar diyor, bu kılıçla. Yani kılıç ne? İlim kılıcı. Zaten çok açık değil mi? Kelimesi olmaz kılıcın. Yani ilim kılıcı olduğu çok açık. Ama bunun bir bilgisayar tekniğiyle ilerlediği de çok açık görülüyor. Çünkü bir kağıda yazılacak gibi bir bilgi değil buradaki. Yani milyonlarca bilgiden bahsediyor. Bu ancak bilgisayarla olur. Çok açık. Cep telefonları şu an aynısı.

Kabadayıyı aç bırakmak çok çirkin olur. Çok korkunç bir şey olur. Güçsüz bırakmak çok korkunç olur. Ulaşımının kolay olması lazım. Ve çoluğunu çocuğunu da rahatça besleyeceği gibi olması lazım. Kabadayı bunu söyleyemez. Biz yapacağız. Bir avuç aslan. Ceketimizi satarız, paralarını öderiz aslanların. Ben onların mağdur olmasını istemiyorum. Bize hiçbir yatırım yapmasın devlet. Ben hiçbir şey istemiyorum. Bu haber bana gelsin. Kabadayının böyle de bir vasfı vardır. Aç olur, öleceğini bilse söylemez. Üşür, söylemez. Hepsi kabadayı çünkü, delikanlı. Bu ancak seven gönüllerin yapabileceği şeylerdir. Tenezzül etmez o aslanlar böyle şeylere. Hükümet bizi mutlu etmek istiyorsa bunları yapsın. En az bin beş yüz lira zam yapsınlar özel harekatçılara. Fiili çatışmada çok başarılılar. Canını ortaya koyuyor aslanlar, teker teker şehit oluyorlar. Birçoğu yaralı. Kolu kopuyor, bacağı kopuyor falan. Ve hepsi kabadayı, hepsi koçyiğit. Öyle hikayeden kabadayı değil, gerçek kabadayı onlar. Onun için o güzelliği onlara hemen sunmamız lazım. Aksi çok ayıp olur, çok çirkin olur.

“Hocam intihar etmek günah mı? Sonuçta onun kaderinde Allah öyle yazmıyor mu?” Sedef Anlı. Haramdır. Olur mu öyle şey? Cinayet işlemiş oluyorsun. Ne alaka yani? O beden sana Allah’ın emaneti. Ha gitmiş birisini öldürmüşsün, ha kendini öldürmüşsün. Aynı şey. Nereden o hakkı alıyorsun?

Ben aslanlara, Güneydoğu’daki koçyiğitlere, kabadayılara güzel bir müzik dinleteyim.

Bak diyor ki hadiste; “İmam Mehdi talebelerine emir verdiğinde, onlar avuç içlerinde bunu görürler” diyor. “Avuç içlerinde belirir emir” diyor. “Onlar da bu emirleri yerine getirirler” diyor. Bu ne bu? Çok net. Ahir zamanda böyle olacak. “Avucundaki bir şeyde emirleri görülecek” diyor. Belirir diyor zaten. Tam açıklama.

“İmam Mehdi çevresinde sevdiği çocuklarına içten sevgiyle bağlı bir babanın meclisinde oturur gibi otururlar” diyor, talebeleri İmam Mehdi (a.s)’ın yanında.

“Kılıcı kırk gün müddetle biledim” diyor, bak Hz. Ali (r.a)’ı şehit eden münafık İbn-i Mülcem. “Ve Allah’a dua ettim. İnsanların şerlilerinden birisini ben bu kılıçla öldüreyim dedim” diyor. Bak ahlaksız alçak. Halbuki şeytan ona onu vahiy ediyor köpek herif. Sanki Rahmani bir şey yapıyormuş gibi. Peygamberleri şehit eden alçakların nasıl haysiyetsizce, alçakça yalanları varsa, bu alçak da böyle bir sözde bulunuyor. Bunu da Hz. Hasan (r.a)’ın önünde söylüyor. Hz. Hasan (r.a)’ı tabii çok delirtecek bir hareket bu, kızdıracak bir hareket. O da vurduğuyla kafasını indiriyor aşağıya. Çok ahmak, büyük bir alçak. Daha hala yalan söylüyor adi herif. Desene gençliğini kıskandım, delikanlılığını kıskandım, güzelliğini, evliliklerini, hanımlarını kıskandım de çakal, rahatlığını kıskandım de, imanını kıskandım de köpek herif. Bak hep Rahmani bir şey yapmış gibi gösteriyor tam münafık üslubu. Değil mi? Duyan mesela aklı zayıf birisine nasıl etki edeceğini bir düşün yani.

“Hocam, ortamınıza bakıp dünyada cenneti yaşadığınızı görmek ne güzel, Allah bizlere de nasip eder inşaAllah” diyor. Ayhan Çelik.

Böyle anlatıyoruz, konuşuyoruz bak birkaç yıl sonra, üç, dört yıl sonra belki, belki beş yıl sonra her şey çok değişmiş olacak. Mehdi, Mehdi dedik, Hz. Mehdi (a.s)’i bir göreceksiniz biz zaten biliyorduk diyeceksiniz belki. Ben de belki zaten biliyordum bu şahsı diyeceğim. Kim bilir kim bakacağız, göreceğiz, bizim gibi cahilleri talebe olarak kabul ederse bize ne mutlu, bana ne mutlu inşaAllah.   

SEMİH MERİÇ: Şimdi yayınımıza fasılla birlikte devam ediyoruz.

-FASIL-

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hürriyet Washington temsilcisi Tolga Tanış Türkye’nin YPG’yle PKK’nın aynı olduğu tezini Amerika’da en güçlü desteği verenin İsrail lobisi olduğunu yazdı.

ADNAN OKTAR: Güzel. Açık sarih. Bunu anlatmaya gerek var mı? Bize bunu niye anlattırıyorlar ki? IŞİD derse ki ben MIŞİD oldum bu MIŞİD ayrı diyeceksin. Aynı onun gibi, olmaz. Veyahut işte Taliban’sa maliban onun gibi, olmaz öyle şey. Mesela Tikko var cikko oldu mu değişmiş mi oluyor? Aynısı. Bu mantığı kaldırmaları lazım bunu söyletmeye bile gerek yok.  

“Deccalin bir numaralı hedefi Türkiye’dir demiştiniz. Tüm olaylar Türkiye’de oluyor Darwinist eğitim, iç savaşlar vs.” Vildan Kurak. Amerika ve Rusya Türkiye’ye karşı ittifak yapıyor, deliye yatıyorlar diyorlar ki, PKK tamam terör örgütü ama YPG ne alakası diyorlar? Tertemiz bir topluluk. Nereden çıkarttınız bunu? Diyorlar. Bütün dünyanın gözü önünde alay ediyorlar. Utanmadan, yüzlerinde en ufak bir utanma hissi olmadan alay ediyorlar. Kendilerince tabii, kendi kafalarınca. Biz de diyeceğiz ki ne iyi YPG terör örgütü değilmiş oh iyi kurtulduk PKK’dan diyeceğiz. Böyle bir utanmazlık böyle bir terbiyesizlik olmaz.  İnanılır gibi değil. Adeta zekamızla alay ediyorlar. Deccal İslam’ı ortadan kaldırmak istediği için, İslam’ı koruma kararlılığı olan yer de Türkiye olduğu için Türkiye’yi ortadan kaldırmak istiyorlar benim gördüğüm. Ve hiçbir şekilde başarılı olamazlar. Bizi böyle tırsak, çekingen, ürkek bir millet zannediyorlar idi anladığım kadarıyla baktılar ki çaka çaka kabadayı dolu biz İslam’ın yıkılmasına müsaade etmeyiz. İslam Birliği’ni ortadan kaldıracak bir yola da müsaade etmeyiz. Kimse saygısızlık yapmayacak. Ama iyi niyetli insanlar varsa çevremizde onlara saygı duyarız.

Bakın Amerika, Rusya, İngiltere toptan Türkiye’ye saldırıyor şu an bu çok büyük bir olay. Tarihi büyük bir olay. Ve haysiyetsizce, utanmazca bir terör örgütünün cinsi sapık ve alçaklardan, karaktersiz ve kahpelerden oluşan bir terör örgütü legal bir yapılanma gibi, insanlığa hizmet eden nezih temiz insanlar gibi göstererek utanmaz bir alçaklığa imza atıyorlar ve çok büyük bir haysiyetsizlik yapıyorlar. Ve kendilerini rezil ediyorlar. Rus derin devleti de, İngiliz derin devleti de, Amerikan derin devleti de. Hepsi zaten İngiliz derin devletinin emrinde ve uşaklığındalar. Bu rezilliğe bir son versinler. Akıllarını başlarına alsınlar. Mesela bu da çok münafıkane bir alçakça oyun mesela diyor ki terör örgütüne bu makul bir örgüt diyor, makul bir parti diyor, şimdi ne diyeceksin bu adama? Öyle rezil bir izah ki pisliğe, lağıma adam ne var bunda hiçbir şey yok diyor. Bize tarifini yaptırtmak istiyor.

Züleyha Beren, “Farz et ben ilk defa Kuran aldım elime ve Türkçe mealini okudum Tevbe 5 Suresi’ni okudum ayette “kafiri yakaladığınız yerde öldürün tövbe ederse bağışlayın yazıyor” hani dinde zorlama yoktu? Hani insan öldürme barbarlık yoktu? Bunu bana indiriliş sebebini söylemeden açıklayabilir misin?” Canım öyle balıklama bir din anlayışı yok ki. Kuran’ı okuyacaksın, bütününü okuyacaksın olur mu öyle şey? Mesela içki içtiğiniz zaman diyor tamam o zaman ben içki içebilirim. Namaza yaklaşmayın diyor Allah. O zaman içki içtiğiniz zaman dediğine göre demek ki içki içiliyor. Böyle bir mantık yok. İlk defa elime aldım falan böyle çocuksu bir ifade olmaz. Olur mu öyle şey? Kuran’ı tabii bütünüyle inceleyeceksin. Kuran’ı Kuran’la açıklayacaksın. Dünyayı nasıl kullanacağımıza dair bir kitap. Allah tarafından indirilmiş bir kitap. Böyle yüzeysel çocuksu bir mantıkla olaya yaklaşamazsın olmaz.

“Hocam bazı deist kişiler dinlere inanmamalarının nedeni olarak “Brezilya’da kabilede doğsaydık ve dini bilmeyenler olarak ölseydik cehenneme mi gidecektik?” Diyor siz ne diyorsunuz?” Günay Cengiz. Sen Brezilya’da doğarsan seni Brezilya’da doğurtan güç senin kulağını yarattıysa, gözünü, burnunu yarattıysa, yemeğini yarattıysa dinini de yaratır dinini de. Seni tek başına yaratmaz. Seni gözsüz yaratmıyor, kulaksız yaratmıyor dinsiz de yaratmaz. Öyle bir olay olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde öyle bir şeye rastlanmamıştır. Böyle bir yerde yaratıldığında dinle beraber yaratılır Müslüman. Mutlaka dinle yaratılır.

“Dövme yaptırmak istiyoruz. Arkadaşlarınız dövme yaptırmış nasıl abdest alıyorlar?” Dövme neden abdeste mani olsun ben onu anlamadım ki. Derinin altı boyanmıyor mu? Derinin altı niye abdesti bozsun? Derinin üstünü kaplasa tamam. Mesela bir yağlı boya sürse eline, yağlı boyayla kapatsa tamam. Ama cildin altındaki bir boya cildin altında. Cilde su değiyor cildin altında bir boya var neden abdeste mani olsun bu?

“Müslümanların üçte bir kadarı öldürülür” diyor. “Sonra bir gün yine o kadar insan öldürülür. Üçüncü günde ise savaş Rumlar aleyhine döner” yani gayrimüslimler aleyhine döner. “Müslümanlar böylece savaşa devam eder ve…” Kuzeyden gelecek bir ordudan bahsediliyor yine.

Antakya çok hayati bir nokta Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde çok geçiyor. Orada Tevrat’ın aslı, İncil’in aslı var. Oraya pergeli koydun mu çevirdiğinde çok acayip yerlere değiyor pergelin diğer ucu, isteyen deneyebilir. Onlarla ilgili bu olaylar pergelin böyle sivri ucunu batırdığında, çevirdiğinde dokunduğu noktalar çok tarihi, çok önemli hayati noktalardır. Orada birçok kutsal emanet var yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine göre Tevrat ve İncil’in aslının dışında, bir rivayette de kutsal sandığın da orada olduğu söylenir ama biz bilmiyoruz tabii, bir mağarada Antakya’da bir mağarada.

Kaan, “Hocam, şeytanı tehlikeli bir şey gibi gösterip, köşe bucak ondan kaçmak Yüce Allah’a güvensizlik ve şeytanı yüceltmek olmaz mı? Hz. Mehdi (a.s) ne yapacak bu konuda Tanrı’yı mı yüceltecek, yoksa şeytanı büyük bir varlık gibi görüp amansızca savaşacak mı?” Hocam diyor şeytanı tehlikeli bir şey gibi gösterip köşe bucak ondan kaçmak, kaçan nerde ya tuttuğumuz yerde boğuyoruz, o kaçıyor, biz kovalıyoruz. Her tuttuğumuz yerde ne şekle getirdiğimizi görüyorsunuz, ciyak, ciyak bağırıyor. Biz de elimizde sopayla onu arıyoruz. Allah’a güvensizlik yok, Allah’ın emrini yerine getiriyorsun, Allah, “o kaçacak sen kovalayacaksın” diyor. “Sen onu öldüreceksin” diyor Allah, “ayağının dibinde öldüreceksin” diyor “Hz. Mehdi (a.s)’a,” biz de talebesiyiz, biz de öldürmesek bile en azından bir sopa atarız, bir şeyler yaparız yani. Hz. Mehdi (a.s)’ın ayağının dibinde görüntü olarak oluşacak ve ezecek Hz. Mehdi (a.s) onu, ayağıyla. Bir nevi ektoplazma gibi oluşacak, cin çağırmada oluyor ya böyle bulut gibi o tarzda oluşacak ve Hz. Mehdi (a.s) da ayağıyla dağıtacak onu. “Şeytanı yüceltmek olmaz mı?” Şeytanı Müslümanlar her gün euzu billahi mineşşeytanirracim diyor her gün, bir şey yaparlarken, Kuran okurlarken sürekli euzu billahi mineşşeytanirracim Allah’ın bizden istediği bir ibadet o. Şeytandan Allah’a sığınırım, şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Değil mi? Bismillahirrahmanirrahim diyoruz. “Hz. Mehdi (a.s) ne yapacak bu konuda? Tanrı’yı mı yüceltecek?” Tabii ki Allah’ı yüceltecek. “Yoksa şeytanı büyük bir varlık gibi görüp amansızca savaşacak mı?” Allah büyük bir varlık demiyor ki, “gücü zayıftır” diyor. “Siz de onu pestil gibi ezersiniz” diyor. “Ama aklınızı kullanacaksınız” diyor. Biz de silindir gibi eziyoruz işte. Ne Darwinizm’i bıraktık, ne materyalizmi bıraktık, nasıl kaçıyorlar, ne hallere düşüyorlar gördünüz, doğrusu darmakeşan oluyorlar, şeytan ve avanesi. Bakara Suresi 208’de Cenab- ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, bak bu Allah’ın emri, bunu demek. “Şeytanın adımlarını izlemeyin çünkü o size apaçık bir düşmandır.” Allah öyle yaratmış, düşmanla, rakibin olmazsa pehlivan olamazsın. Başpehlivanlığın özelliği nedir? Rakibini yerden yere vurandır. Hz. Mehdi (a.s) da başpehlivan olacaktır.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “İmam Mehdi oğlumun” diyor “Mehdi diye isimlendirilmesinin sebebi şudur ki, gizli bir işe doğru yönlendirilecek,” gizli, gizli bir işe doru yönlendirilecek. Allah ona gizli bir görev verecek. Kimsenin bilmediği bir yönü olacak. “Tevrat ve diğer semavi kitapları” yani İncil’i, Tevrat ve Zebur’u, “Antakya’da” Türkiye’nin sınırları içinde bir yer dimi Antakya, Hatay, “Antakya’da bir mağaradan çıkaracak. Yahudiler arasından Tevrat’la, Hristiyanlar arasında İncil’le hükmedecektir,” bunu Resulullah (s.a.v.) söylüyor. (El Mehdiyy-il Mev'ud cilt 1, sayfa 254.) “Oğlum Hz. Mehdi (a.s)’a, Mehdi denilmesinin nedeni gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir.” Gizli olan bir şeyi keşfedip onun yolunu gösterecek. “Antakya denilen bir yerden Tabut-u kutsal emanetler sandığını ortaya çıkaracaktır.” (Suyûtî, El-Hâvî Li'l-Fetâvâ 2. Cilt 82.) “İmam Mehdi Tabut-u Sekine’yi Antakya mağarasından çıkaracaktır.” (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alameti'l-Mehdiyyi'l-Muntazar sayfa 54.) Antakya’dan. Demek ki mübarek bir ara gidecek herhalde oraya.

“Hocam, İsa (a.s) şuan nerede ve kiminle yaşıyor? Sizinle iletişime geçiyor mu?” Böyle bir şey olsa bile söylenir mi? Hangi aklı başında Müslüman bunu yapar? Nerede olduğu, kiminle yaşıyor bu söylenir mi? Olacak iş mi? Düşmanı olmak lazım böyle bir şey yapmak için, İsa (a.s)’ya düşman olan bunu söyler. Dostu olan böyle bir şey söylemez. Onun için demiyorum da, sorduğunda eğer adam söylüyorsa bir anormallik vardır o adamda, şurada, burada denmez.

“Hızır (a.s)’ı hissettiğimizde ne yapalım?” Ecrin Saadet. Hissedemezsin ki, bir şey yapasın. Onun en iyi özelliklerin bir tanesi kendisini hissettirmemesidir. “Hz. Hızır (a.s)’ı biraz daha kapsamlı anlatır mısınız?” İyi bir duvarcı ustasıdır.

BEYZA BAYRAKTAR: Masonluğun oluşmasında görev almış mıdır?

ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm Masonluk tarikatının üstadı gibi görünüyor. Bütün Mason tarikatlarının üstadı gibi görünüyor.  En başının, en başı oraya bağlı olduğu anlaşılıyor. Hz. Süleyman (a.s) devrinde tesis edilmiş bir tarikat görünümü var. Daha eskiye de dayanıyor ama o devirde bu ihtişamına kavuşmuş. Mesela Türkiye’de en az şu an beş sene önce falan yedi bin kişiydi, içlerinde profesörler, subaylar, emniyet görevlileri ama üst düzey. Bakanlar, yani dilim varmıyor ama cumhurbaşkanları, var da var yani. Başbakanlar, generaller, orgeneraller olmuş tarih içerisinde öyle diyelim de öyle kalsın.

Ronald Reagan, 1980 ve 1983’teki konuşmalarında Armageddon’u açıklıyor. “Armageddon’u yaşayacak nesil biz olabiliriz” diyor. “Biz göreceğiz” diyor. Doğru söylüyor. Şeyhler Şeyhi Şeyh-il Şah Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri de Armageddon’un hicri 1433 yılından sonra olacağını ve beklediğini açıklıyor. Yani 2012’den sonra.

EBRU ALTAN: “Ahir zamanda yaşıyoruz” diye açıklama yapmıştı. Siz de göstermiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet.

Peygamberimiz (s.a.v.) Ahir zamanda üç noktanın önemli olduğunu söylüyor. Üç yer. “Antakya Amik, Şam, bir de Tur-u Sina (Sina Dağı). Bu üç nokta önemli” diyor.

İsrail’de Hz. Süleyman (a.s) mescidinin temel taşlarına bakın, blok büyük temel taşları var. Mesela elli tonluk falan. Yani öyle götürülüp getirilecek gibi değil. Jilet gibi kesilmiş böyle akıl almaz düzgün. Bunu yapan üstat kimse iyi kesmiş o taşı, iyi bir taş ustasıymış yani. Normal bir insanın yapabileceği bir şey değil. Normal bir insanın da alıp getireceği bir taş değil. Yani biraz acayip. Bir tane de değil, mebzul miktarda. Bir de altında da mağara var. Mağaranın altında ne var artık kim bilir? Karışık işler yani. Antakya’da hangi mağara o da ayrı. Ama Peygamberimiz (s.a.v.), “benim oğlum çıkaracak” diyor. Öyle önüne gelenin çıkaracağı gibi bir şey değil. Tevrat, İncil ve Zebur’un orijinalleri. “O, Tevrat’ın orijinaliyle Musevilere, İncil’in orijinaliyle de İsevilere hükmedecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).

En komiğime giden bazı evli beyler yazıyorlar. Şimdi bir tane daha diyor ki; “evdeki eğer insansa” diyor. “Oradaki şu hanım ne?” diyor. “O hanım eğer insansa bu evdeki neyin nesi?” diyor. Benim arkadaşlarımla kıyaslamaya kalkarlarsa üzülürler.

“Antakya mağarasında İmam Mehdi, Tabut-u Sekine’yi çıkaracaktır. Şam’daki dağdan da gerçek Tevrat’ı çıkaracak.” Şam’da da bir şey var. Onun için Şam’ı yerle bir ettiler. Şimdi Antakya’dan şüphelendiler. Orayı öyle hallaç pamuğuna çevirmeyi düşünüyorlar. Şüphelendikleri her yeri yıkma eğilimleri var. Hâlbuki o yakıp yıkmayla olabilecek bir şey değil. “İmam Mehdi vesilesiyle birçok Yahudi Müslüman olacak” diyor. Demek ki Yahudilerle bağlantısı olacak Hz. Mehdi (a.s)’ın. Bak, diyor ki; “İmam Mehdi vesilesiyle birçok Yahudi Müslüman olacak.” Bunun için Yahudilerle görüşmesi gerekiyor. Demek ki Yahudilerle görüşen bir insan olacak Hz. Mehdi (a.s). (Risaletül Huruc-ül Mehdi, sayfa 124-125.)

Ben Museviler buradayken dedim ki; “Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidinde kurban keseceğiz. Kurbanı orada kızartacağız” dedim. “Kokusu Jeliko’ya kadar gidecek” dedim. İsrail’de gazetelerde çıkmış o sözüm. “Tevrat’ın sözlü tefsirini de biliyor” diye. Çünkü bilinen bir şey değil o. Yani Tevrat’ın oralara kadar yayılacağı, Tevrat’ın hükmünün oraya kadar yayılacağı anlamına geliyor aynı zamanda. Ona hayret nidasıyla bir yaklaşımları olmuştu.

Bush’un danışmanı olan bir rahip var. Billy Graham, Armageddon’la ilgili diyor ki, Güney Baptist Kilisesi’nin manevi lideri, on altı milyon kişi falan takip ediyor. “İncil açıkça bir başka büyük savaşın gelişini anlatıyor” diyor. “Bu dünyanın gördüğü her şeyin karanlığa gömüleceği bir savaş olacak. Odak noktası Ortadoğu olacak. Ve dünyanın orduları bir gün Megiddo Dağı etrafında mevzilenecek. Savaşın adı Armageddon. Medeniyeti tahrip edebilecek bu dehşetli savaşın ortasında Hz. İsa (a.s) dünyaya şanlı ve güçlü bir şekilde dünya devletleri arasında hüküm vermek üzere dünyaya dönecek.” Hristiyan âleminin Müslüman olmasıyla lideri oluyor bütün Hristiyan âleminin. Ama Hz. Mehdi (a.s) tarafından o görevlendiriliyor. Yani imamet veriliyor. Önce o Hz. Mehdi (a.s)’a imamlık veriyor. Yani bağlandığını söylüyor. Onu imam olarak kabul ediyor. Hz. Mehdi (a.s) dünyanın lideri oluyor o zaman. Dünyanın lideri olunca da o Hristiyan âleminin imamı olarak onu seçiyor. Bediüzzaman onu söylüyor yani “Hristiyan âleminin imamı olacak” diyor. İsa Mesih için. İsrail’in Megiddo bölgesinde Nasra’nın güneyinde bulunan bir tepe. Burada önemli bölgelerden bir tanesidir. Var mı haritada Megiddo’nun?

KARTAL GÖKTAN: Bakalım.

ADNAN OKTAR: İncil’de bu büyük savaş Vahiy Bölümü’nde 16. bölümde anlatılıyor. “Altıncı melek Fırat Nehri’nde iksirini boşaltacak. Fırat Nehri kuruduğunda” zaten biliyorsunuz Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir Fırat Nehri’nin kuruması. “Kurumuş nehir yatağı” işte o dönemde olayların başlayacağı belirtiliyor.

Hz. Yusuf (a.s)’ın gömleğinin şu kol bandı var ya o kutsal emanet olarak Hz. Mehdi (a.s)’a ulaşacak hadise göre. Yakup (a.s)’ın kokladığı kısım da o. Şu kol bandı. Yani kokladığı o.

BEYZA BAYRAKTAR: Ahit Sandığı’nda mı?

ADNAN OKTAR: Biraz detay vereyim o zaman. İmam Cafer-i Sadık diyor ki; “Yusuf (a.s)’un kol bandını bilir misiniz?” diyor. “Bilmeyiz” diyorlar. Cafer-i Sadık dedi ki; “Hz. İbrahim (a.s) ateşe atıldığında Cebrail ona bir kumaş getirdi. Ve bununla onu giydirdi” diyor. Ateşe atılmasından önce giydirilen kumaş. Yani onu koruyucu bir kıyafet olarak, İbrahim (a.s)’ı koruyucu bir kıyafet olarak. “Vefatı yaklaştığında İbrahim (a.s) bu kumaştan bir kol bandı yaptı ve İshak (a.s)’a bağladı. İshak (a.s) bunu Yakup (a.s)’a bağladı. Yusuf (a.s) doğduğunda Yakup (a.s) onu Yusuf (a.s)’a verdi. Yusuf (a.s)’ın başına gelen tüm olaylar sırasında bu kol bandı Yusuf (a.s)’ın kolunda bağlıydı.” Bir kol bandı. “Kardeşleri Mısır’da Yusuf (a.s)’ı bulduklarında Hz. Yusuf (a.s) bu kol bandını çözdü ve Yakup (a.s)’a gönderdi. Böylece Yakup (a.s) onun kokusunu aldı.” O bandın, kol bandının kokusunu anladı. “Oradan anladı” diyor “Yusuf’a ait olduğunu” Yani kendisine has kokusu olduğunu bildiği için. Gerçekten ona ait olduğuna inanıyor o zaman. Yani meşhur bir şey olduğu için biliyor. “İşte bu kol bandı Kaim Mehdi tarafından bulunacaktır” Muhtemelen kutsal sandıkta. (Bihar’ul Envar cilt 51-53, sayfa 252.) Yusuf (a.s)’ın kokusunu aldığı, kokladığı bölüm yani kol bandı. O masonlukta da var biliyorsunuz. Kolluk takıyorlar kollarına. Kol bandı. Yani oradan esinlenme olduğu anlaşılıyor.

“Bush’un bile saldırganlığının kökeninde,” Bush tabii buna kendi başına karar vermiyor. Yani etrafı yakıp yıkma kararını. O da biliyorsunuz 32. Dereceden masondur Bush. “Bush’un birçok hayati sisteme, dış politikadan çevreye kadar çok farklı cephelerde saldırması reel politik bakış açısıyla kafa karıştırıcı görünebilir ama Bush’un kabul ettiği kıyamet bakış açısıyla bakıldığında şeffaf hale geliyor. Tüm sistemlerin çökmesi gerekir ki Mesih gelebilsin.” Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru, İsa Mesih’in zuhuru. “Bush da bunu gerçekleştiren kişi rolünü oynuyor. Bush, Irak işgali için savaş emrini Allah’tan aldığına inanıyordu.” Hızır (a.s) söylüyor. Dolayısıyla böyle olduğuna inanıyor o da.

Ortadoğu’da insanları kadınlara karşı hepsinde olmasa da epey bir bölümünde vahşi yetiştiriyorlar. Çok vahşi. Mesela kadının kolunun açılması, bacağının açılması veyahut sırtının dekoltesi falan veyahut başının açılması şok ediyor şahısları. Alışmadıkları için, çok çok vahşi yetiştirildikleri için. Hâlbuki Avrupa’da, Amerika’da bu çok sıradan, normal, güzel, estetik bir olay. Ama bunu erkek çocuklara da uygulamak istiyor gelenekçi sistem. Onları da aynı kadın hükmünde görüyor. Onlarında aynı örtünmesi gerektiğine inanıyor. Adamlar mesela bir erkek çocuğunun kolu açıldığında aynı tepkileri gösteriyorlar. Bacağı açıldığında aynı tepkileri gösteriyorlar. Yani vahşileştiriyorlar Ortadoğu’yu. Bunu ortadan kaldırmak lazım. Görgülü, kaliteli, klâs insanlar yetiştirmek lazım.

Museviler de biliyorsunuz dua ederlerken kollarına pazubent bant sarıyorlar. Biliyorsunuz değil mi? Ondan sonra elinde oluyor. Sağ kollarına sarıyorlar. O, Hz. Yusuf (a.s)’dan kalma gelenek olarak yapıyorlar. Yani ona işaret.

Hz. Mehdi (a.s) da Hz. Yusuf (a.s)’ın o kol bandını koluna bağlayacağı anlaşılıyor yani teberrüken. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıcını takacak teberrüken. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hırkasını giyecek teberrüken. Biat anında olacak şeyler bunlar.

“Hocam, Armageddon savaşından Türkiye bir zarar görecek mi? Veya Türkiye bu savaşa girecek mi?” Tolga Duman. Yani bilmem.

Mesela İsrail’de Kudüs Tapınağı’nda beş yüz yetmiş tonluk tek parça bir taş parçası var. Jilet gibi düzgün. Jilet yani araya kâğıt bile sokulamıyor. Hangi duvarcı ustası yaptıysa mükemmel yapmış. “Ustamın adı Hızır. Benim bildiğim budur” derler halk arasında biliyorsunuz değil mi? Var mı onun resmi? Göster. İşte bu taş parçası. Bak, şimdi boyunu gösteriyor tek parça. Devam ediyor görüyor musun? Beş yüz yetmiş ton. Oturuşunda da jilet kadar hata yok. Kim getirdi oraya koydu taşı? Yani içinden çıkamadıkları bir konu.

Tabii ki büyük olaylar olacak Türkiye’de. Yani şimdi ben milleti kandıracak halim yok. Yahut gizleyecek halim de yok. “Bilmiyorum” dedim ama telaş etmesinler diye söylemiyorum ama tabii çok büyük olaylar olacak. Yani uyuyan uyanacak. Yer yerinden oynayacak. Ve onun sonucunda İmam Mehdi zuhur ediyor. Öyle dalgacı falan avam takımı var ya internette ağzını yaya yaya konuşanlar falan, alayı böyle jilet gibi olacak göreceksiniz. Kılıç gibi yani gayet düzgün hale gelecekler. Yer yerinden oynayacak. Bunlar hiç yani bu olaylar.

Bu büyük Gize Piramidi’nin de dış taşlarının arasına kâğıt dahi sokulamıyor. Jilet gibi, hangi usta yaptıysa. Firavun’un falan bileceği işler değil o. O üçgenler müçgenler onun anlayacağı işlerden değil. Onun ne hesabını yapabilir ne kitabını yapabilir ne yörünge tayini yapabilir. Hiçbirini yapamazlar. Firavun kokain çekip oturan bir zavallı yani. Megiddo Tepesi’yle ilgili resimler var mı ve harita?

KARTAL GÖKTAN: Var, evet.

ADNAN OKTAR: Türkiye’yle İsrail ayrı gibi görünüyor ama müttefik olacaklar onu da söyleyeyim. Yani ayrı ayrı değil, birlikte hareket edecekler. Yani öyle gibi görünüyor Allahulem.

KARTAL GÖKTAN: Megiddo Ovası’yla ve oradaki tepeyle ilgili resimler var. Yirmi beş metrelik tepe üzerindeki.

ADNAN OKTAR: Megiddo Tepesi.

KARTAL GÖKTAN: O tepe üzerindeki yıkıntılar bunlar da.

ADNAN OKTAR: Evet, işte zamanı gelince ne demek istediğimizi, olaylarda anlatılanların ne anlama geldiğini hepsini göreceğiz inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Gize Piramidi’nin taşlarının bir fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Görüyor musun? Çalışan usta iyi çalışmış. Aralarda hiç boşluk yok. Beş bin yıllık eser. İçerde o açılmayan odalar var iç içe geçmiş odalar. Yani her an içinde Hızır (a.s)’ın çekici çıkabilir söyleyeyim. Yani her şey çıkabilir.

“İslam’ın unutulur, inkâr edilir kıldığı bu halk tüm tarikatçı yapılanmalara karşı Armageddon’da ağırlıklı olarak Hristiyan ve Musevilerin yanında yer alacaktır” diyor Öcalan. Hâlbuki istese de istemese de Allahsız, Kitapsız, dinsiz, imansız Stalinistler Armageddon’da tabii ki Allahsızların safında yer alacaklardır. Dolayısıyla Hristiyan ve Musevilerin ezeceği bir topluluk olacaktır. Yanlış bilgi vermişler, kandırmışlar. Stalinist, Allahsız, Kitapsızları hiçbir şekilde müttefik kabul etmez onlar.

Bu cıvık ayak takımı var ya internette falan böyle münasebetsiz dangalaklık yapan serkeş, işi gücü olmayan serseri mayın gibi oraya buraya çarpan tipler hepsi adam olacak. Göreceksiniz.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey eserlerinizin dağıtımına dair bir haber okumak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Tamam.

KARTAL GÖKTAN: Bugün sizin “Komünist Kürdistan Tehlikesi” isimli eseriniz Uşak, Afyon ve Adıyaman illerinde toplam on beş bin adet olmak üzere halkımıza ücretsiz olarak dağıtıldı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, berekete bak. Delikanlı âleminin koçyiğitleri aslanları. Helal olsun.

KARTAL GÖKTAN: Yüze yakın kardeşimiz dağıtıma katıldı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bereketiyle, güzelliğiyle, haşmetiyle, nuruyla. Şu güzelliğe bak. Şu haşmete bak. MaşaAllah, Allah nurlarına nur katsın. Hidayetiyle sarsın onları. Yeri göğü inletmişler, maşaAllah. Hepsi birbirinden güzel insanlar. Çok muhteşem hizmet olmuş. On beş bin.

KARTAL GÖKTAN: Evet, on beş bin adet.

ADNAN OKTAR: Bazı buruşuklar bozuluyorlar böyle işlere. Ama nuraniler gereğini yapıyor. Şu güzelliğe bak, şu tatlılığa. MaşaAllah benim aslanlarıma. Aferin benim güzellerime. MaşaAllah bak, nur ala nur. O başörtülü, bu başı açık. Hepsi halis muhlis mümin muttaki.

“Asr-ı Saadet dahi daima kıyametten korkmuşlar. Hatta bazı sahabeler şeriatı hemen hemen çıkmış demişlerdir.” Yani “Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametleri tamam” demişler ta sahabe döneminde. “İşte bu hakikati bilmeyen insafsız insanlar der ki; ahiretin tafsilatını ders alan müteyakkız kalpli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri niçin bin sene hakikatten uzak olarak fikirleri düşmüş gibi.” Bak, önce diyor ki; “bin sene hakikatten uzak gibi fikirleri düşmüş gibi istikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişlerdir.” Yani “1400 sene sonra gelecek Hz. Mehdi (a.s)’ı hakikati kendi asırlarında beklemişlerdir” diyor. 1400 sene ne oluyor? Kaçtayız şimdi biz?

AYLİN KOCAMAN: 1437.

ADNAN OKTAR: 1437, evet. Net tarihi vermiş Bediüzzaman. “1400 sene sonra” diyor. “Hem şu sırdandır ki Mehdi ve Süfyan gibi Ahir zamanda gelecek eşhasları çok zaman evvel hatta tabiin zamanında onları beklemişler” Hz. Mehdi (a.s)’ı ta tabiin zamanında beklemişler. Bak, “Mehdi ve Süfyan gibi Ahir zamanda gelecek zatları çok zaman evvel hatta tabiin zamanında onları beklemişler, yetişmek emelinde bulunmuşlar. Hatta bazı ehl-i velayet “onlar geçmiş” demişler.” Yani var ya şimdi mesela “geldi geçti.” “Bediüzzaman da geçti. Süleyman Hilmi Tunahan da geçmiş” “Hep böyle diyenler de olabilir” diyor Bediüzzaman. “İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlâhiye iktiza eder ki, vakitleri taayyün etmesin. Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i mâneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak Mehdî mânâsına muhtaçtır.” Bak, ne kadar önemli bir konu. Ta Hz. İbrahim (a.s) devrinde bekleniyor, Hz. Musa (a.s) devrinde bekleniyor. Sahabe devrinde bekleniyor. Mehdi (a.s)’ın önemini görüyor musun? “Bu manada her asrın bir hissesi bulunmak lazımdır.” Her asırda Mehdi (a.s) beklenmiştir diyor. Hem gaflet içinde fenalara uymamak ve lakaytlıkla nefsin dizginini bırakmamak için, nifakın başına geçecek…” Yani münafıklığın başına geçecek. “…müthiş şahıslardan her asır çekinmeli…” Mesela deccallar işte derin devlet, derin devletin başı. Ve ona uyan deccaller. “…ve korkmalı.” Yani teyakkuzda olmalı. “Eğer tayin edilseydi, maslahat-ı irşad-ı umumî zayi olurdu." Yani umumun irşadı zayi olurdu diyor o zaman.

"Şimdi, Hz. Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayatın ihtilafatı ve sırrı şudur ki:” Yani birçok ihtilaflı rivayetler var ya bunun sırrı şudur diyor, Mehdi (a.s)’la ilgili. “Ehadisi tefsir edenler, metn-i ehadisi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler.” Yani kendi zamanlarına göre tefsir etmişler diyor hadisi. “Mesela: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Hz. Mehdiyye” Mehdi (a.s)’ın çıkışını. “veya Süfyaniyye'yi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler." (Sözler, 359) Halbuki nedir diyor? İslam aleminin merkezi neresiyse merkez-i saltanat orada çıkacak diyor. Bak, diyor zaten; “Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Hz. Mehdiyye veya Süfyaniyye'yi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler.” Burada şunu demek istiyor; Merkezi saltanat neredeyse, son olarak orada çıkacak. Neresi? İstanbul. O zaman Mehdi (a.s) İstanbul’da çıkacak diyor.

“Hem de o eşhasın (o şahısların) şahs-ı manevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait âsâr-ı azîmeyi (fevkalade eserleri, izleri)…” Sırf kendisi değil, talebeleriyle meydana getirdiği büyük neticeyi. “…o eşhasın (şahsın) zâtlarında tasavvur ederek…” Yani bizzat Mehdi (a.s) yaptı zannederek. “…öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı hârika (harika şahıslar yani Hz İsa ve Hz. Mehdi) çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler.” (Sözler, sf. 343-344) Yani bu kadar büyük bir şeyi bir kişi yapıyorsa herkes tanır diye açıklamışlar diyor.

“Halbuki, demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz.” Yani imtihan sırrı ortadan kalkmaz. “Öyle ise, o eşhas,” Yani Mehdi (a.s). “…ve hattâ o müthiş Deccal dahi çıktığı zaman, çokları (çok kişiler), hattâ kendisi de bidâyeten (başlangıcında) Deccal olduğunu bilmez.” İlk başlangıçta bilmez. “Belki nur-u imanın dikkatiyle o eşhas-ı âhir zaman (Mehdi (a.s)) tanınabilir.” Belki diyor. O yetmiş perdeyi delip geçen birisi görebiliyor, anlıyor. Ama Mehdi (a.s) hem kendini örter. Hem Allah Mehdi (a.s)’ı örter, yetmiş perdeyle. Mehdi (a.s)’da ledün ilmi vardır. İlm-i ledünle kendini örter. Yani anlamanız mümkün değil. Delaletle sapkın bir insan zannedersin. Hasta zannedersin. Baktın mı anlayamazsın. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ya hadiste; “Medine’nin alimi diyecek ki; Bu sapkın, bu zındık. Bu dinimizi öldürdü diyecekler” diyor. “Ulemanın hepsine yakın bir bölümü yahut büyük bir bölümü karşı çıkacak” diyor, Muhyiddin Arabi Hazretleri. “Ama hepsini etkisiz hale getirecek Mehdi” diyor. Muhyiddin Arabi ta zamanında söylüyor. “En büyük düşmanı fukuha olacak” diyor, fıkıh alimleri olacak Mehdi’nin” diyor. “Çünkü mezhep mukallidi oldukları için, kendi mezheplerinin tersine hüküm verdiğini gördüklerinde ondan hoşlanmayacaklar. Fakat ondan çekindikleri için karşı da koyamayacaklar” diyor.

Terörist, anarşist bir düşünceyle Mançur ve Mongo kavimlerinin dünyayı yerle bir edeceğini söylüyor. İşte Yecüc, Mecüc. Onu açıklıyor. “Mançur, Mongo ve bir kısım Kıbrıs kabileleri yeni bir ideolojiyle ama terörist bir ideolojiyle…” Yani muhtemelen yeniden Marksist, komünist düşünceyi ortaya çıkartarak. “…kainatı zerizuber edecekler” diyor. Uzun bir konu. Ben sadece kısaca özet olarak anlatıyorum.

EBRU ALTAN: Bu dediğiniz bozulma döneminde mi?

ADNAN OKTAR: Evet. O çok sonra. Mehdi’den sonra diyor. Son, kıyametin oluşacağı dönemlere doğru oluyor bu. Yani 1545’e yakın. Veyahut 1543 gibi falan olabilir.

“Hilafi hakikat gördüğün bir hadisin inkarına kalkışma. Ya bir tefsir ya bir tevil yahut tabiri vardır” diyor, Bediüzzaman. Kendi kafana göre hareket etme diyor. Mesela “avcunda nasıl olur adam konuşur?” diyor. Tamam işte telefonla konuşuyor avcunda.

“Kıyamet alametleri ve ahir zaman vukuatından bazı amellerin fazilet ve sevaplarından bahseden hadisi şerifler anlaşılmadığından inkar etmişlerdir” diyor, Bediüzzaman. “Bir kısmına zayıf veya mevzu demişler. İmanı zayıf, enaniyeti kavi bir kısmı da inkara kadar gitmişlerdir” diyor. İşte bu var ya ilahiyat hocaları falan. Onlar da inkara gitmişlerdir diyor. İmanı zayıf diyor. Ve enesi kavi diyor. Tefsir ve tevilleri bilmedikleri için inkar etmişlerdir diyor.

Bediüzzaman’a Hızır (a.s) bayağı yardımcı olmuş. Hapishanedeyken camide namaz kılan, aynı Bediüzzaman’a benzeyen kişi  -kendi söylüyor Bediüzzaman- benim haberim yok diyor. Benim adıma hareket eden bir veli yapmıştır onu diyor. Doğru söylüyor. Hızır (a.s)’ın bir güzelliği. Adamları rezil etmek için yahut mahcup etmek için diyelim onu yapmış. Camide, en ön safta, aynı Bediüzzaman’ın görünümünde namaz kılıyor. Nasıl şekil alıyormuş? Bak, Bediüzzaman’ın tıpkısının aynısı, o. Bir anda onun şeklini alıyor. Bediüzzaman benim haberim yok diyor. Ben hücremdeydim diyor. Allah adamın basiretini alıyor. Orada olduğu halde göremiyor. Yani hayret edecek şekilde göremiyor. Koşarak camiye gidiyor. Camide sarığı, cübbesi, yüzü, burnu, kaşı, gözüyle Bediüzzaman’ın aynısı işte. Direkt o yani. Bak, “namazdan sonra kayboldu adam” diyor. Bu ne bu? Hızır (a.s)’ın klasik görünümü. Bu da, belli ki Hızır (a.s)’la çok yoğun bir bağlantısı olmuş. Rusya’da Bediüzzaman’ın turlayıp gelmesi var biliyorsunuz. O savaş yıllarında böyle bir şey, beş kuruşu olmayan bir insan için böyle bir şey olmaz. Orada araba yok, bir şey yok. Öyle sen bütün Avrupa’yı turlayıp geri geleceksin. Şu anda bile bu mümkün değil. Ve kısa sürede bunu yapıyor. Birisinin mihmanber olması gerekiyor. Birisinin yol göstermesi, birinin onu gezdirmesi gerekiyor. Sağ salim, savaş dönemi, Müslüman, mümkün değil sağ bırakmaları. Olacak iş değil.

Bediüzzaman Said Nursi biliyorsunuz aynı zamanda, o zamanın Milli İstihbarat Teşkilatı üyesiydi. Teşkilat-ı mahsusa üyesiydi. Teşkilat-ı mahsusa, Hızır (a.s)’la bağlantıda olan bir kurumdur diyelim. Yani öyle şeyleri hiç boş bırakmaz Hızır (a.s). Ordu yüksek kademesi, istihbarat illa ki. Kuran’da buna işaret ediliyor. “Bütün ordular Allah’ın emrindedir” diyor, Kuran’da. Ne demek? Başında biri var demektir.

Üstad’ı bazen işte kendi sohbetlerine götürüyorlar. Ama yekaze halinde götürüyorlar. “Bir meclis-i mübareğe bir nevm halinde gece dahil oldum” diyor, yaklaşık. Baksana bir de firari olarak. “Yayan gidilse bir senelik mesafede tek başıma Rusça bilmediğim halde firar ettim” diyor. Firar ediyor bak, aranıyor, firari. Esir, esaretten firar etmiş, aranıyor. Hem de bak Ruslar tarafından esir edilmiş. Firari listesinde, aranıyor. Rusça bilmediği halde firar ediyor. “Zaaf ve aczime binaen gelen inayet-i ilahiyle harika bir surette kurtuldum.” İşte bu, ‘inayet-i ilahiye harika bir surette kurtuldum’ dediği, ona yardım eden kişi ve kişiler. Yoksa Bediüzzaman insan. Çok sıkıldığı oluyor. Görülüyor yazılarında. Ama Hızır (a.s)’ın desteği bayağı coşturmuş Üstad’ı. Açıkça görülüyor üslubundan. Onu toplantıya katma nedenleri de, hoşuna gitsin diye götürüyorlar. Yani bu zor mücadelede gücü rahatça yetsin diye. Yoksa oradaki heyetin onun vereceği bilgiye ihtiyacı yok. Ama onu konuşturmak istiyorlar, rahatlasın gibisinden. “Herkes oradaydı” diyor. Tek tek tanıyor böyle. Gayet net görüyor. Öyle bulanık falan değil.

“Ey yüzden ta üç yüz sene sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş, sakıtane benim sözümü dinleyen bir nazar-ı hafile gayb-ı ilahiyle benim temaşa eden Said, Hamza, Ömer, Osman, Yusuf, Ahmet, size hitap ediyorum” diyor, Bediüzzaman. Yüze üç yüz eklersen ne olur? Dört yüz. Tarihi burada da veriyor. Hicri 1400’de Mehdi (a.s)’ın çıkışını. Çok fazla yerde veriyor. “Benden yüz sene sonra” diyor. “Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgraf ile sizinle konuşuyorum.” O zaman telefonlar sadece kablolu. Bu telefonlar sonra çıktı, biliyorsunuz, kablosuz. O zaman yoktu. Bak söylüyor işte, “telsiz telgraf ile sizinle konuşuyorum.” Şimdiki telefonlara işaret etmiş oluyor. “Ne yapayım? Acele ettim kışta geldim. Siz inşaAllah cennet-asa bir baharda gelirsiniz. Şimdi ekilen nur tohumları zemininizde çiçek açacaklar” diyor. O biliyorsunuz başka yerde, hadiste de geçiyordu. Göstermiştim. “Ey yüz sene sonra gelenler” diyor. Bak, yine burada da söylüyor. Öbüründe de mesela 1910’da söylüyor birini, 1920’de söylüyor, “yüz sene sonra, yüz sene sonra.”

Bak diyor ki Bediüzzaman; “Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi mehdi veya müceddit geliyor ve gelmiş. Fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle…” Yani siyaset aleminde de, diyanet, saltanat aleminde de çeşitli mehdiler gelmiş diyor. Ama bu kişiler tek bir cihette faaliyet yapmalarına rağmen, bir cihette yapabilmişlerdir diyor. Mesela diyanette bir cihette, saltanatta bir cihette, siyasette bir cihette yapabilmişlerdir diyor. “Bu yüzden ahir zamanın büyük mehdisi unvanını alamamışlardır” diyor. Çünkü Mehdi (a.s) hem diyanet, hem siyaset, hem saltanat aleminde üç vazifeyi birden yapacak. Ve tam, mükemmel yapacak diyor. Daha önce yapanlar üç parçadan birini yapabilmişler. Ve bir cihette yapabilmişler diyor.

“Eğer çabuk kıyamet kopmazsa beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa” diyor. Sonra sayıyor. Bediüzzaman’ın üslubu bu. Yani böyle biraz gaybi bir şey olduğu için çok nezaketli konuşuyor. Mesela dabbet-ül arzı soruyorlar. “Diğer meseleler gibi kat-i kanaatle bilmemekle beraber” diyor. Bu ne demek? Kat-i kanaatle biliyorum diyor. Mehdi (a.s) konusu hepsinden kati diyor, eminim. Kat-i bir kanaatle bilmemekle beraber diyor, açıklıyor. Bakıyoruz tam. Olayı net bildiği anlaşılıyor. O Bediüzzaman’ın bir nezaketidir yani. Konuşma üslubudur. “Fen ve felsefe tasallut edecek” diyor. “Maddiyun tabiiyun taunu” yani Darwinizm materyalizm “beşer içinde gelişecek, bu yüzden her şeyden evvel Mehdi felsefe ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtaracaktır” diyor. “Darwinizm materyalizmi yerle bir edecek, ilk görevi bu olacak” diyor. “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza edecek.” Yani Darwinizm’e düşmelerini engelleyecek diyor, “bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla çok zaman tetkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden,” diyor Hazret-i Mehdi’nin, o vazifesini bizzat kendisi yapmaya vakti ve hali müsaade etmez” diyor. “O vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek” diyor. “O taifenin uzun tetkikatı ile yazdıkları eseri Mehdi kendine hazır bir program olarak neşir ve tatbik edecek” diyor. Yani kitaplar hazırlayacak, tatbik edip uygulayacak. Darwinizm’i o şekilde ezecek diyor. Yani laboratuvara girip araştırmalar yapacak değil diyor , “bilim adamlarının hazırladığı bilgileri bir araya getirip, mecz edip, toparlayıp, ondan kitaplar yapıp ondan basıp onunla darmadağın edecek Darwinizm’i” diyor.

Bak diyor ki; “Bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor” diyor Bediüzzaman. Buna vakti olmaz diyor. “Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek.” Bazı bilim adamları bunu bir cihette görecekler. Bak bir cihette diyor, çünkü tam anlamıyla olsa zaten Mehdi’ye gerek kalmaz. Bir cihette görecekler. “O zat” Mehdi “o taifenin” bilim adamlarının “uzun tetkikatı ile yazdıkları eserleri kendine hazır bir program yapacak, onun ile o birinci vazifesini tam yapmış olacak.” Yani Darwinizm’i materyalizmi yıkma vazifesini tam yapmış olacak. “Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevî ordusu,” bunun için diyor bir talebe topluluğuna, bir kuvvete ihtiyacı vardır diyor, “yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd” bak Mehdi talebelerindeki üç özelliği, bak ihlas, samimiyet, sadakat. Çok sadıklar ve tesanüt istinad birbirlerine bağlılar, çok sıkı bağlılar. “sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir.” Şakirdlerin hepsi Darwinizm konusuyla ilgilenmiyor. “Bir kısım şakirdlerdir.” “Bu kitapların hazırlanmasında ona yardım edecekler” diyor “bir kısım şakirdler.” Bak kitapların yapılma şeklini bile anlatıyor görüyor musun? Bilim adamlarından nasıl istifade edeceğini de anlatıyor. Kardeşim görmeyen adam bunu anlatabilir mi? Ya biri anlattı ya gördü. Nereden bilsin? Kitabın bak nasıl yapılacağını en ince detayına kadar anlatıyor. “Kendinin vakti olmaz” diyor. Nereden biliyorsun vaktinin olmayacağını? “Vakti olmaz” diyor. “zordur durumu” diyor bir de “hali de müsaade etmez” diyor. “Bir manevi hal vardır müsaade etmez” diyor, çok acayip. Darwinizm’i ilk yıkacağını nereden birliyorsun? Bilim adamlarının eserlerinden istifade ederek yıkacağını nereden biliyorsun? Yıktırmazlar adama değil mi? “Yıkacak” diyor “yıkacak bunu göreceksiniz” diyor. Ve küçük bir talebe topluluğunun ona yardım edeceğini nereden biliyorsun? Ve onların yüksek ahlaka sahip olacağını nereden biliyorsun? Bunlar acayip işler. “Ne kadar da az da olsalar” diyor, nereden biliyorsun çok da olabilir? Bir adamı mesela beş bin-on bin tane taraftarı olur, “çok azlar” diyor, yahut mübareğin diyelim. “Manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Bu ekibi, çalışma yapan ekibi manen ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar. “Alem-i İslam’ın vahdetini nokta-i istinad edip, beşeriyeti maddî ve manevî tehlikelerden ve gadab-ı ilahîden” kıyametten “kurtarmaktır” diyor. “Kıyametten kurtaracak dünyayı” diyor. “Ve onun zamanında” diyor “Müslüman orduları oluşacak” diyor. Şu an oluştu. Yaptılar sessiz sedasız. Bak bu Türkiye’yle burada tatbikat yapıyorlar. İslam orduları birleştiler, bir kısmı birleşti şu an. Daha tam oluşmadı ama birleştiler. Daha ileri safhada “bütün ehl-i îmanın manevî yardımlarıyla ve İttihad-ı İslam’ın muavenetiyle (desteğiyle) ve bütün ulema ve evliyanın” desteğiyle diyor “ve bilhassa al-i beytin neslinden milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i yapmaya çalışır.” O daha ileriki yıllarda olacak şeyler, beş yıl sonra, altı yıl sonra belki. Belki daha ileri. “En önemli vazifesi budur” diyor “imanı kurtarmak ve imanı tahkiki hale getirmek. Öbür vazifeleri ikinci, üçüncü derecededir” diyor Hz. Mehdi (a.s) için.

“Misyonerler ve Hristiyan ruhanileri, hem Nurcular çok dikkat etmeleri elzemdir” diyor. Herhalde şimal cereyanı, yani komünist düşünce şimal cereyanı. Yani Hristiyanlarla ittifak edecek diyor Hz. Mehdi (a.s)  bunu anlatıyor uzun uzun onu anlatmış Bediüzzaman. Hristiyan cemaatlerle ittifakını anlatıyor. Şiiler, Vahabiler hepsi iltihak edecek diyor baksana burada da. En enaniyetlisi bile diyor. Bediüzzaman masonlara şiddetle karşı, illet oluyor. Demediğini bırakmamış.

EBRU ALTAN: Sonradan sizin vesilenizle değiştiler zaten.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii o devirde çok dehşet vericiydi. Zaten masonluk deyince İngiliz derin devleti vardı. İngiliz locaları bütün dünyaya hakimdi ve dinsiz ateist bir sistem vardı. Yeni imani görüşe geldiler. Allah’ın varlığı, birliği ve İslam’ı kabul etme ruhuna yeni girdiler. Localarda Kuran yoktu, localara biz dağıttık Kuran’ı.

EBRU ALTAN: Tapınak şövalyeleri büyük üstadı da sizin programınıza konuk olmuştu defalarca orada son üç yılını Kuran’a ve sizin eserlerinize incelemeye adadığınızı söyledi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim tapınak şövalyelerinin başkanının bunu söylemesi ne demek? Bütün ömrüm bununla geçiyor diyor.

Mesela Hz. Ali (r.a)’nin cenazesinde namazı kıldıran kişi Hz. Ali (r.a)’ye çok benziyor. Hz. Ali (r.a) zannediyorlar bu da pek normal bir şey değil. Herkesin kanaati o diyorlar Hz. Ali (r.a) diyorlar. Yani öyle bir yeteneği var Hz. Hızır (a.s)’ın. Mesela Bediüzzaman’da da aynı Bediüzzaman’a benziyor.

EBRU ALTAN: Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatında da orada olduğu söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet. Onun için Hz. Ali (r.a)’nin sülalesi sevenleri yeşil sarık takarlar. Hz. Hızır (a.s)’ı temsilen. Üstadımız Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri de öyle. Böyle olduğu söylenir daha Türkçesi.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Milli Savunma Bakanlığı Doğu ve Güneydoğu’daki operasyonlara katılan askerlerin yargılanması konusunda köklü değişiklikler yapacak. Bölgede görev yapan askerler terörle mücadeleden kaynaklı silah kullanma yetkisini aşma, işkence ve kötü muamele gibi konularda suçlanmaları halinde Başbakan ve Milli Savunma Bakanı’nın izniyle yargılanabilecekler.

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. Bunu vatandaşa da çevirsinler. Yani bir teröristle vatandaş çatışmaya girerse vatandaş mağdur olmasın. PKK çekiyor asker vurmaya kalkıyor, adam da çekiyor onu ayağından vuruyor, gel bakalım karakola, gel bakalım savcılığa, gel bakalım mahkemeye. Böyle olmasın. Bir teröristle vatandaş çatışmaya girdiyse burada bir kolaylık sağlansın. Alelade cinayetler şunlar bunlar ayrı zaten onlar tamam. Yaralama vakaları, kavga vakaları tamam. Ama teröriste karşı vatandaş kendini veya bir başkasını savunuyorsa eğer mağdur oluyorsa bu çok çok acayip bir şey olur. Vatandaşı da aynı konuma soksunlar terörist için. Allah razı olsun ben bunu söyleyeli üç-dört ay oluyor. Bu asker ve polisin mağdur olması ortadan kalksın dedim. Teröristle çatışmadan dolayı. Bunu mühim bir konu olarak defalarca vurguladım. Çünkü asker adam vuruyor, kendini korumak için ayağından farz edelim vuruyor veya beline geliyor, Allah vermesin istemeyiz ama. Bayağı uğraşıyor ya çocuk mahkemelere çıkıyor bilmem ne. E terörist vuruyor, çekip gidiyor. Bu şimdi olmuş. Aylardan beri rica ettiğimiz bir konuydu Allah razı olsun.

Atatürk’ün çevresindeki birçok kişi masondu. Atatürk’ün çevresindeki birçok kişi; şimdi isim isim sayarım masondular.

Bu mesela Peru’daki Kasko şehri yakınında olan antik İnka şehrinde duvarların yapımında kullanılan taş bloklarda da bu var. Bu duvarın inşasında kullanılan büyük bir taş blok var, beş katlı bina büyüklüğünde. Yirmi bin ton ağırlığında. Bak yirmi bin tane ton. Yirmi bin adet ton ağırlığında ve jilet gibi kesilmiş. Bir ilim var bir ustası var anlayabilene aşk olsun taşı da getiren o biçen de o. Bir gövde gösterisi yapmış içinden çıkılacak gibi değil.

BÜLENT SEZGİN: Resimler vardı gösterebiliriz bahsettiğiniz Peru’daki.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Ama asıl İsrail’deki çok önemli.

“Sayın Hocam ’kalplere vur vur bir zımba’ şarkısının özel bir anlamı var mı sizin için?“ Hoppala ne özel anlamı olacak canım? Güzel sadece o kadar. 1960’ları hatırlattığı için de hoş yani.

“Meâli ve hatırda kalan elfazı aynendir” diyor Bediüzzaman o konuşmaları için çok uzun bir konuşma. “Meali ve hatırda kalan elfazı aynendir. 1335 senesi Eylül’ünde, dehrin hadisatının verdiği yeisle, şiddetle mustarip idim. Şu kesif zulümat içinde nur arıyordum. Manen rüya olan” bak “manen rüya olan yekazada bulamadım. Hakikaten yekaza olan rüya-yı sâdıkada bir ziya gördüm.” Bir ışık. “Tafsilatı terk ile” bak tafsilatını söylemiyor. Tafsilatını terk ediyorum diyor. “Yalnız bana söylettirilmiş noktaları kaydedeceğim.” Söylettirilmiş. Kim söyletiyor onu da söylemiyor.  “Şöyle ki: Bir Cuma gecesinde nevm uyku ile âlem-i misale girdim. Biri geldi, dedi: "Mukadderat-ı İslâm için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem seni istiyor." Yani İslam'ın geleceği ile ilgili karar vereceğiz diyor, bir muhteşem meclis seni istiyor diyor. "Gittim gördüm ki münevver, emsalini dünyada görmediğim, Selef-i Salihin'den ve Asar'ın mebuslarından -her asrın mebusunu içinde bulunduran- bir meclis gördüm." Yani 1400 yıl öncesine kadar seçkin zevatın içinde olduğu bir meclis; canlı, hayatta olarak gördüm. "Herkes" diyor bakın, sahabelerden tut asrımıza kadar. "Hicap edip kapıda durdum. Onlardan bir zat dedi ki; 'Ey felaket ve helaket asrının adamı! Senin de reyin var. Fikrini beyan et.'" İşte onlardan bir zat dediği o. " -Sorun, cevap vereyim. Biri dedi ki; 'Bu mağlubiyetin neticesi ne olacak? Galibiyette ne olurdu?'" Çok uzun konuşuyor Bediüzzaman. Bak, diyor ki; "Şayet ölsek yirmi öleceğiz, üç yüz dirileceğiz." Üç yüz kişilik Mehdi (a.s) cemaatine işaret ediyor. "Harikalar asrındayız." diyor.

Melisa Arslan; "Of Hocam, of. Şu gönlümü canlandıran bir tek sensin. Senden başkası yok, yalan. Yaktın yaktın.” Diyor. Ne demek o, niye öyle diyor? “MaşaAllah dedim ben size. Annem, babam, her şeyim oldun. MaşaAllah." diyor. 

BEYZA BAYRAKTAR: Sevgisinden aşka gelmiş. 

ADNAN OKTAR: Evet, o anlamda diyor.

"Hocam, TRT Türk'e bakıyorum bu ara. Tam sizin söylediğiniz gibi garip bir stile kaymışlar. Neredeyse başı açık hanımlara hiç yer vermeyecek gibi bir çizgide ilerliyorlar. Tüm programlar ağır, monoton, ağdalı bir üslupla sohbetler. Modern yüzünü neredeyse kaybetmiş durumda. Biraz ürkütücü buldum. Tedirgin oldum." diyor Selda. Gerek yok tabii. Modern, Avrupai bir Türkiye'yi hedeflemesi lazım hükümetin. Yani oy kaygısıyla tedirgin olmasına gerek yok. Zaten o oylar onlara yine gelir. Modern olmaları bir şeyi değiştirmez.

Masonluk bir güç. Her şeyin hakimiyeti Allah'ın elindedir. Hızır (a.s)'ın gücü, düşünüldüğünde Masonluğu yönlendirmesi son derece kolay. Mesela Firavun'un sarayı da bir mason locasıydı ama istediği gibi Firavun'un yönlendirildiği görülüyor. Orada sarayın içindeki şahsın konuşmaları son derece cesur ve son derece rahat. Ve hiçbir sorun da çıkmıyor, onları yönlendiriyor. Belli ki orada bir, Hızır (a.s)'ın hakimiyeti var. Bütün ordular Allah'ın kontrolündedir. Dolayısıyla mason localarının da Allah'ın kontrolünde olduğunu unutmamak lazım. Mesela Anadolu'daki tarikatlar hep Masonluktan esinlenmiştir, aynı üslup ve aynı yöntem vardır. Bakıldığında yine o önlük bağlama, şed bağlamalar, çırak-kalfa-usta yöntemleri, sır vermeler hepsi aynı şekilde benzer görünüm gösterir. 

Mehmet Güneş kardeş bak ben senin iyi niyetine inanıyorum sen temiz nurani bir kardeşimizsin ama gerçekten boş yere kendine eziyet ediyorsun.  Boş yere eziyet ediyor yok böyle bir şey İslam’da boş yere hayatı kendini harap ediyorsun. Zaten pratikte bunu yapamıyorsunuz. Müzik zaten dinliyorsun eve resim zaten giriyor yapma etme.

Bülent Bey anlat.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Davutoğlu Cumartesi günü Bingöl’de yaptığı konuşmada şöyle dedi: “Meşruiyetten nefret eden o cinayet şebekesi, birdenbire eski ayarlarına Marksist, Leninist, Stalinist ayarlarına geri döndü. Ülkemizin birliğine kast eden oluşumlar huzur ve güvenlik ortamını ortadan kaldırmak için yeniden harekete geçti.”

ADNAN OKTAR: Başbakan demek ki çok iyi takip ediyor programları maşaAllah. Can o can. Nihayet hükümete Marksist, Leninist, Stalinist demeyi kabul ettirdik. Gidişat iyi, Tayyip Hocam’da da gidişat iyi. Ağızlarına almıyorlardı Marksist, Leninist, Stalinist. Yıllarca uğraştım yıllarca. Sonunda Allaha şükür onu dedirttik.

Mesela kadından hoşlanmayı anormal bir şey zannediyorlar. Kadın güzel bir varlık, fuhuş yaparsan haramdır. Kadını sevmek niye haram olsun?

EBRU ALTAN: Ayette de Peygamberimiz (s.a.v.) için “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de” diye ayet var. (Ahzab Suresi, 52)

ADNAN OKTAR: Tabii kadının güzelliği hoşuna gider ama fahşaya girersen, gayri meşru ilişkiye girersen bu haram.

PKK’ya mesela ısrarla faşist diyorlardı. Stalinist komünist diyorum yok Faşist diyor. Tayyip Hoca da Zerdüşt diyor. Zerdüşt deme dedim mübarek. Zerdüştlükle ne alakası var? Alay eder gibi. Zerdüşt olur mu? Alenen Komünist, Stalinist adamlar. Zor bela kabul ettirdik.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suriye Mahkemesi bir kişiyi sosyal medyada yaptığı ateist paylaşımlar yüzünden iki bin kırbaç ve on yıl hapis cezasıyla cezalandırdı.

ADNAN OKTAR: İki bin kırbaç mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Ölür adam. İki bin kırbacı nasıl karşılasın?

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca yirmi bin riyal yani beş bin üç yüz dolar da para cezası verdi.

ADNAN OKTAR: Hadi canım para verilir de. Sopa çok acayip. Halbuki sana ne? Adam iman eder veya etmez dürüstçe söylüyor işte münafık mı olsun? “İman etmiyorum” diyor iman etmiyorsa etmez yani ne karışıyorsun? Adam niye sahtekâr olmasını istiyorsun? Münafık olmasını istiyorsun. Adam yalan söylerse hoşuna mı gidecek? Dürüstçe söylüyor işte “İman etmiyorum” diyor, tamam etmeyebilir sana ne. Allah’la onun arasında.

Kuran’da ve Tevrat’ta Kuran’da özellikle açıkça Hızır (a.s)’ın duvarcı ustası olduğu geçiyor. İki dul kadının çocuğu var. Bir dul kadın var. Efendim, onların bir hazinesi var. Masonlukta bu dul kesesi olarak anılır. O dul kadının çocukları kutsaldır. Kendilerini dul kadının çocukları olarak görürler ve duvarcı ustası olarak görürler pirlerini. Hızır (a.s) da duvarcı ustasıdır. Dolayısıyla Hızır (a.s) da her yere girip çıktığına göre mason locası da Hızır (a.s)’ın rahatça girip çıkacağı yerlerden birisidir. Bunda şaşırılacak bir şey yok. Ve istediği gibi de yönlendirir istediğini de.

Enver Karataş, Enver işte senin ilk yapacağın şey imanlı olmak, Kuran’ı anlamak Allah’a kendini adaman, Allah’tan korkman, aklının, ufkunun açılması o zaman sana Allah bir nur verir iman heybeti verir. Kaderindeki olan olayları görmeye başlarsın, yoksa karanlıklar içinde kalırsın Allah esirgesin, bocalarsın.

Hud Suresi 5, şeytandan Allah’a sığınırım. “Haberiniz olsun; gerçekten onlar, ondan gizlenmek için göğüslerini büker (Hak'tan kaçınıp yan çizer)ler. (Yine) Haberiniz olsun; onlar, örtülerine büründükleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.” Örtüsüne bürünme, göğsünü bükme. Göğüs kıbleye dönük olur. Göğsünü büküyorsa İslam’a karşı sezdirmeden tavır alıyor demektir. Örtülerine bürünmeleri demek normal örtü değil kendilerini gizlemeleri. Gece yarıları küfürle bağlantı kurmaları yahut gündüzün bir bölümünde gizlice küfürle bağlantı kurmaları.  Örtüsü demek Müslümanların göremeyeceği yerlerde bunları yapmaları. Gizlice ve sinsice sezdirmeden.

Yevm’il Hilas sayfa 157’de Hızır (a.s)’ın ömrü şerifinden 6000 yıl geçtiği hadiste belirtiliyor. 6000 yıl. Yine “Hz. Hızır’ın ömründen 6000 yıl geçmiştir” diye başka eser de de var. Harun’un soyundan geldiği var. Makdisi 3. cilt 77. İbni Kesir’de var. Hızır (a.s)’ın yanında olduğu ve onun üzüntüsünü ünsiyete alışma ve dostluğa çevireceği yani onun üzüleceği olayları ondan uzaklaştırıyor Hızır (a.s), rahatsız olacağı olayları. Mesela pislik biri varsa onu etkisiz hale getiriyor. Karşılaşacağı bir engel varsa ortadan kaldırıyor.

Mesela Allah diyor ki “Bir rahmet tattırsam, sonra onu çeksem umudunu kesmiş bir nankör olur” diyor. Münafığın vasfı. Umudunu kesmiş ve nankör diklenip, ahlaksızlaşıyor, çirkefleşiyor. “Ama bir fayda verdiğimizde” diyor Allah “kötülükler benden gitti diye sevinir” diyor. “Şımarır ve böbürlenir” yani kendisinden kaynaklandığını iddia ederek şımarır ve böbürlenir. Ama hastalık hali falan geldiğinde zavallılaşıyor fakat hastalık veya dert gittiğinde de azgınlaşıyor şımarıp böbürleniyor. Yani ondan bir hikmet çıkarmıyor. Allah bana bir bela verdi belayı kaldırdı ben bundan bir ders alayım demiyor. İsra Suresi 79, “Gecenin bir kısmında kalk.” Mesela bak biz de gecenin bir kısmında kalkıyoruz. “Ve de ki: Rabbim beni doğru bir girdirişle girdir ve doğru bir çıkarışla çıkar. Ve Katından bana bir yardımcı kuvvet ver.” Bak diyor ki Allah münafıkların etkisine bak. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Nerdeyse sana vayhettiğimizden başkasını Bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi.”  İşte o devrin münafıkları bunu yaptılar. Peygamber (s.a.v.)’e yaptıramayınca o uydurma rivayetleri kendileri yaptılar. Bak “Nerdeyse sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşürecekler.” Uydurma; Allah’ın hükmünü istiyorlar. Allah adına yeni bir hüküm helal haram istiyorlar. “O zaman seni dost edineceklerdi” (İsrâ Suresi 73) diyor. Peygamber (s.a.v.) yapmıyor bunu Allah koruyor. “Eğer biz seni sağlamlaştırmasaydık andolsun onlara az bir şeyde olsa eğilim gösterecektin.” (İsrâ Suresi 74) Seni korudum diyor Allah. Ama işte münafıklar bunu Peygamber (s.a.v.)’inyanına bırakmıyorlar sonra kendileri uyduruyorlar. Yani kadınlarla ilgili, yiyeceklerle ilgili artık ne varsa akıllarına gelen her türlü uydurma ve hurafeyi çıkarıyorlar. Böyle bir helal ve haram yapmanın çok tehlikeli olduğunu söylüyor Allah. “Bu durumda biz sana hayatında kat kat ölümün de kat kat acısını tattırırdık. Sonra Bize karşı bir yardımcı bulamazdın” (İsrâ Suresi 75) diyor Allah. Çok büyük bela verirdim diyor böyle bir şey yapmış olsaydın.  73-74-75 İsra Suresi. “Seni gördükleri zaman seni yalnızca alay konusu edinmektedirler.” Münafıklar “Allah’ın elçi olarak gönderdiği bu mu?” (Furkân Suresi 41) diyorlar.  “Kendi istek ve tutkularını ilah edineni gördün mü şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın.” (Furkân Suresi 43) Kendi istek ve tutkusu ne? İşte büyük olmak, dünyayı idare eden konumunda olacak, derin devletin uşağı olacak. Bütün çabası şevki heyecanı onun için oluyor. Kendini ilah edindiği için delice bir gayretle oraya hizmet ediyor. İslam için hizmet ettiğinde hafakanlar basıyor. Ayette diyor yani çok içlerinin sıkılacağını söylüyor, kaçarlar senden diyor.

Evet dinliyorum Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Anayasa Mahkemesi’nin Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Erdem Gül hakkında verilen hak ihlali kararı ile ilgili olarak “Anayasa Mahkemesi bu şekilde bir karar vermiş olabilir, vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım ama kabul etmek durumunda değilim. Verdiği karara uymuyorum, saygı da duymuyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam mı dedi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Ama Anayasa Mahkemesi makul değil mi tavrı? Şikayet var mı mahkemeden Tayyip Hoca’nın?

KARTAL GÖKTAN: Yok onlardan bir açıklama gelmedi. 

ADNAN OKTAR: Mahkemeden memnun yani. Tamam. Karar neydi? Bir daha söyle bakayım.

KARTAL GÖKTAN: “Anayasa Mahkemesi bu şekilde bir karar vermiş olabilir, vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım ama kabul etmek durumunda değilim. Verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: “Karara uymuyorum” ama onların uyacağı bir şey yok ki zaten.

BÜLENT SEZGİN: Katılmıyor.

ADNAN OKTAR: Uymuyor o anlamda evet yani o görüşte değilim diyor. Tayyip Hocam’ı o zaman çok öfkelendirmişti o arkadaşlar, Tayyip Hocam da böyle diyor. Biz Tayyip Hocam’ın bu görüşüne saygı duyuyor muyuz? Biz herkesin görüşüne saygı duyuyoruz.

Mesela bak Yusuf Suresi’nde bu su kabı sürekli geçiyor. Su kabı, su kabı Kova burcuna işaret olarak, kovanın sallandırılması kuyuya. “Ve dedi ki ey çocuklarım” şeytandan Allah’a sığınırım “tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin” mesela bu da Masonlukta da var. Ayrı ayrı kapılardan locaya giriliyor. Yani geniş çapta Kuran’dan etkilendikleri görülüyor Masonluğun. Hem Kuran’dan, hem Tevrat’tan, hem İncil’den. Mesela bu el kesme konusu çok geçiyor Kuran’da. Yusuf diyor ki; şeytandan Allah’a sığınırım “Efendine dön de sor, ellerini kesen o kadınların durumu neydi?” tekrar tekrar. Mesela bu kadın güya Hz. Yusuf (a.s)’u seviyor, yalan sevgisi, bu nefret kadının. Kin dolu, yani o gurur için bunu yapıyor. Ahlaksızlığından, sevgisinden değil. Sadece gururundan, enaniyet ve kibrinden. Kafasına taktığı için. Seven sevdiğini hapse attırır mı? Tabii. “İkinizden biri efendisine şarap içirecek” diyor bir tanesi için. “Diğeri ise asılacak, kuş onu başından yiyecek.”  “Kadın onu arzulamıştı” diyor seviyordu demiyor Kuran. Hayvani bir içgüdüyle arzuluyor, o kadar. Sevgi ayrı bir konu, sevgisi yok. “Kadın dedi ki:” şeytandan Allah’a sığınırım “Ailene kötülük isteyenin zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?” Bak görüyor musun münafık ahlaksızlığını? Bir anda kahpece bir üsluba çeviriyor. “Ailene kötülük isteyene” halbuki kendi yapıyor. Münafıkların ne kadar yalanda süratli olduğu, iftirada ne kadar süratli olduğu anlaşılıyor. Münafıkla yalnız kalmanın da ne kadar tehlikeli olduğunu da Allah Kuran’da gösteriyor. Münafıkla tek kalmanın hiç şakası olmaz. Bayağı risklidir. Her türlü iftirayı pisliği yapabilir. Çünkü sürekli yalan söylediği için. Mesela orada kendini ispat imkanı yok Yusuf (a.s)’un. Bak  “Ailene kötülük isteyenin zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?”  Halbuki kendisi saldırıyor, ahlaksızlık yapıyor. Birde “zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?” adamı da yönlendiriyor. Tam münafık kafalaması. Onun iradesiz akılsız olduğunu düşünüyor, adama yol gösteriyor “zindan veya acı azap.” Ne kadar plancı ve oyuncu olduğu da münafıkların anlaşılıyor. Mesela kadınları çağırıyor. Bir şey yapmadan önce münafık, kafasında bir proje geliştirdiğinde münafık, bir eylem yapacağı vakit onun alt yapısını önce hazırlayacağını Kuran gösteriyor. Mesela bir şey çalacaksa önce onun alt yapısını yapar. Bir iftira atacaksa önce onun alt yapısını yapıyor. Veyahut bir ahlaksızlık, bir karaktersizlik yapacaksa onun alt yapısını yahut saldırganlaşacaksa, pislik yapacaksa yahut kavga çıkaracaksa onun alt yapısını önceden yaptığı anlaşılıyor. Önce onun zeminini hazırlıyor, projesini hazırlıyor. Sonra olaylar onun istediği gibi gelişiyor. Münafığın istediği gibi gelişmiş oluyor. Buna çok dikkat etmek lazım, münafık karakteri olarak. Mesela önce kadınları çağırıyor, ellerine bıçak veriyor. Bıçağın ellerini keseceğini biliyor. Yani zincirleme gelişecek olayları hesap ediyor münafık. Yani bir insanı suçlu çıkartmanın yolunu da biliyor. Bu sefer kendisi suçlu ahlaksız ya, kendisi gibi insanları da ahlaksız göstermek için suça ortaklık prensibi var münafıklarda. Başkaları da bunu yapıyor mantığı, münafıkların karakterinde var bu. Bir tek ben yapmıyorum, herkes yapıyor demek. Onu  ispat etmek için de bak kadınları çağırıyor, meyve tabakları hazırlıyor, bayağı uğraşıyor. Ellerine bıçak veriyor. Ellerini kestittiriyor ve nasıl gözü dönmüş olduğu anlaşılıyor ve tehlikeli işlere de gireceği, insanların başını belaya sokabileceği de anlaşılıyor münafığın. Yani çok kademeli planlar yaptığı ve yapacağı anlaşılıyor. Mesela davetçi yolluyor. Oturup dayanacakları yerler hazırlıyor. Bayağı kapsamlı bir hazırlık yapıyor. Münafığın hayatı hep böyle pislikle geçer. Nasıl iftira atacak, nasıl oyun oynayacak, nasıl kepazelik edecek, nasıl Müslümanları zor durumda bırakacak? Bak Yusuf (a.s)’u hapse attırıyor, kadınları zor duruma sokturuyor. Her türlü pisliği yapıyor yani. Münafık çok seri komplo hazırlayabilen, çok seri insanlara iftira atabilen, yalanı çok çabuk hazırlayabilen, organize eden, bağlantı kurabilen şeytani bir varlıktır. Bunu Kuran’da görüyoruz. Kadının refleksine bak, sürate bak, oyun oynama gücüne bak ve insanları kendisi gibi gösterme eğilimi vardır münafıkların. Yani ayette de var, “böylece eşit olacaktınız” diyor. Yani kendi ahlaksızsa başkalarını da öyle ahlaksızlık gibi gösterir. Bir ahlaksızlık yaptığında falanca da yapıyor der, feşmekanca da yapıyor der ki orada dikkat dağılsın. Kendi ahlaksızlığı vasat bir konumda olsun.

Deccalin karşısına çıkacak kişinin Hz. Hızır (a.s) olduğu rivayet edilir. Buradan da anlaşılıyor ki Hz. Mehdi (a.s)’a yardımcı olacak. Yani Hızır (a.s)’ın asıl görevi deccalin öldürülmesidir, etkisiz hale getirilmesidir. Hz. Hızır (a.s)’ın deccali yalanlaması için ömrünün uzatıldığı yine rivayetlerde var. Yani asıl görevi Hz. Mehdi (a.s)’a yardımcı olmak, İttihad-ı İslam’ı sağlamak olduğu anlaşılıyor. Hz. Hızır (a.s)’ın denizlerde yaşadığı da yine rivayetlerde geçiyor. Balık şeklinde hareket ediyor. İbni Hacer’de var bu. Hz. Hızır (a.s) her yıl Arife günü Cebrail (a.s), Mikail (a.s) ve İsrafil (a.s)’le buluşuyor, durum değerlendirmesi yapıyor her yıl. O kadar çok bahsediyor ki Hızır (a.s)’dan.

Evet Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bülent Arınç’ın bir konuşması var, Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan’la ilgili.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: “Cumhurbaşkanımız’a teşekkür borcumuz var” dedi. Arınç 28 Şubat döneminde Erdoğan’la yüksek rütbeli bir asker arasında geçen diyaloğu anlattı. Erdoğan imam hatipler hakkında kötü sözler söyleyen askere “bana bak, otur oturduğun yerde, terbiyesizlik yapma. Ben de o imam hatip lisesinin mezunu bir delikanlıyım” dediğini anlattı.  

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam der.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü