Harun Yahya

Sohbetler (29 Şubat 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi akşamlar değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programına başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz. 

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Şubat Mart ölümlerin en yoğun olduğu aylardır. En amansız hastalıkların çıktığı aylardır. Garip virüsler, duyulmamış mikrop cinsleri insanlara musallat olur imtihan olarak. Vücut direncini artıracak yiyecekler, salata cinsi yiyecekler de çok önemli sırf et kurtarmaz. Yarı yarıya et ve salata cinsi, yeşillikler falan onlar da gerekir. Fakat illaki üşütmemek. Yorulmak bir de üzüntü de hastalık yapar. Üzüntüyü Kuran yasaklamıştır Allah ayette “üzülmeyin gevşemeyin” diyor. Haramdır üzülmek yani tevekkül etmemek. Üzülen hep hasta olur Allah esirgesin vücut direncini kırar. Çok tehlikeli mesela hamile kadınlar bazen, hamile hanımlarda görüyorum üzülüyor. Kardeşim, hem kendine hem çocuğa Allah esirgesin aklını başına al ne yapıyorsun? Bayağı tehlikeli, çocuk sakat doğar Allah vermesin. Hiçbir şekilde üzüntü olmaz. Korku, şiddetli korku çok tehlikeli olur. Mesela şiddetli korku anında dikkat edin uçuk falan olur. Aman ha, öyle şey vücut zayıf insan marul gibi çok zayıf bir varlıktır. Allah esirgesin çok rahat ölür yani çok rahat hastalanır. Onun için hani ben delikanlıyım, Rambo gibiyim yok işte dağlarda gezerim öyle bir şey olmaz. Çok tehlikeli. Mesela karda kayanları gördüm, naylon sermiş yüzüstü. Kardeşim, ne yapıyorsun? Belini melini feci şekilde incitirsin, iç organların falan zaten zayıf bir varlıksın. O eğlence senin zannettiğin gibi sonuçlanmaz. Sonunda evlerine gidiyorlar kimi zatürre oluyor, kimi grip oluyor yani mutlulukla bitmez. Kimi omurga ağrısıyla uyanıyor, kimi bel ağrısı tehlikeli işler yani.

Fikret, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Aydınlar yeni bir bildiri imzalayarak, yeni anayasa yapım sürecinin otoriter bir rejime hukuki statü oluşturma ihtimali olduğunu iddia ettiler. Ve “çoğulcu, eşitlikçi ve özgürlükçü değerlere dayanan demokratik bir anayasa sürecinin şartlarını oluşturmak için duyarlı herkesi ortak bir çabada buluşmaya davet ediyoruz” dediler.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca’ya dokunduruyorlar benim anladığım kadarıyla da. Öyle gibi görünüyor. Fakat o insan ne yapsın? Oturup Türkiye’nin bölünmesini seyredecek hali yok. Önce toleranslı davrandı. Gördünüz ne oldu? Şimdi de tedbirli davranıyor, şimdi de diyorsunuz şöyledir böyledir. Ne yapması gerekiyor? Sen olsan ne yaparsın? “Ben olsan veririm PKK’ya biter iş” diyor. “Bütün Türkiye’yi de veririm komünist olur Türkiye biter” diyor. Yani “öldürürüm bu milleti kökünden hallederim meseleyi” diyor. Ona müsaade etmeyeceğimiz belli. Tayyip Hoca’ya iyi destek vermek lazım. O tehlikeyi anladı olayı da çok iyi anladı, tariflerimiz bu filmlerimiz falan bayağı fayda verdi. Bayağı bir aslan kesildi benim gördüğüm.

İmam Cafer-i Sadık’a sordular: “Hz Ali (k.v)’nin kıyafetleri dört dirhem eder” diyor dört dirhem. “Ama sen pahalı kumaşlar giyiyorsun” bayağı şık parlak görkemli kumaşlar giyiyormuş Cafer-i Sadık, cayır cayır yanıyor, maşaAllah. İmam Sadık cevap verdi: “Hz. Ali (k.v) de iyi kıyafet giyerdi.” O da çok şık giyiniyor Hz. Ali (k.v). “İmamlar kendi dönemlerinde kabul gören en iyi giysileri giyerler. İmam Mehdi (a.s) da kendi devrinin en iyi giysilerini giyecek, giysileri bizimkilere benzemeyecek.” Bak “giysileri bizimkilere benzemeyecek” diyor. Kim diyor bunu? İmam Cafer-i Sadık (r.a) diyor. (Bihar’ul Envar, cilt 41, sayfa 159.)

Şimdi bu gribe karşı uykusuzluk da tehlikelidir. En az yedi saat uyumak lazım. Baktınız uykunuz geldi durdurun yani orada, anlaşıldı mı gidip yatın. Olmaz, kahramanlık yaparsın ama hasta olursun, olmaz.

İmam Cafer-i Sadık biliyorsunuz 12 İmam’ın 6’ncısıdır. Bütün mezhepler Cafer-i Sadık’a bağlıdır. Hahifi, Hambeli, Şafii, Şii, Sünni hepsi İmam Cafer-i Sadık’a bağlıdır. İran’ın resmi mezhebi de Caferiliktir. İmam Cafer-i Sadık’a bağlıdırlar.

Ben anlamıyorum İran’a neden düşman oluyorlar, neden öfke duyuyorlar? Nur gibi adamlar, nur gibi insan Allah Allah, Allah Allah inanılır gibi değil. Ne yapsınlar, daha ne istiyorsun? İmam Cafer-i Sadık’ı imam yapmış kendine daha ne istiyorsun? Hayrettir. Nur gibi Müslüman. “Şii Şii Şii” daha ne istiyorsun Şii’yse daha güzel işte. Hz. Ali (k.v)’nin Şia’sı daha ne istiyorsun? Ne olması gerekiyordu? Ne güzel işte. “Sünni” işte o da çok güzel. Sünni’nin fazlası olur eksiği olmaz. Yani ibadetinde fazlalık olur Sünni’nin ama eksiklik olmaz. Ne istiyorsun adamdan? Gayet güzel işte kardeş olun bir şey yok.

Müminler birbirlerini koruyup-kollamakla mükellef. Velayet sistemi vardır Kuran’da velayet. Kendi oğlu gibi kardeşi gibi koruyacak mümini. İşte falanca münafık, ee, hadi atalım. Atamazsın, vahiy gerekir. Nereye sen münafık teşhisi koyuyorsun? Hayır bütün alametleri olabilir, hepsi olabilir tedavi olur adam düzelir. Hastadır düzelir yani. Atma yetkin yok öyle bir şey olmaz. Adam “La ilahe illaAllah Muhammeden Resulullah” dediği müddetçe sen onu Müslümanların velayet sistemi dışına çıkaramazsın. İşte “defol git, küfre git” diyemezsin haramdır. Sen Müslüman’ı kazanmaya çalışıyorsun, adamı da göndermeye çalışıyorsun. Bir yandan kazanmaya, o zaman küfrü niye kazanmaya çalışıyorsun? Adam “ateistim” diyor işte “dinsizim” diyor yahut “İslam’a karşıyım” diyor, hazır gitmiş işte adam o zaman daha ne istiyorsun muhatap olma, değil mi? Onu kazanmaya çalıştığına göre onu daha fazla kazanmaya çalışman lazım. Çünkü o senin içinde zaten rahat hazır konuşabiliyorsun. Ne kadar anormal olursa olsun, ne kadar aksi olursa olsun sevabı çok olur. Kovma movma gönderme.. Bazen yazanlar oluyor işte “arkadaş grubumuzda biri var münafık ne yapalım?” Nereden biliyorsun? Belki o münafık cennete gidecek sen cehenneme gideceksin münafık dediğin adam? Nereden biliyorsun? Kalbini mi yardın? Peygamber bile karar vermiyor öyle bir şey yok. Vahiy geldiği vakit karar veriyor. Adamlar bas bas bağırıyor münafığım diye böyle kaynıyor, yine ellemiyor peygamber düzeltmeye çalışıyor. Öyle adam paketleme bilmem ne falan İslam’da öyle bir şey yok. Her halükarda korunup-kollanır. Çünkü o zaman biz küfre tebliğ yapmayız. O zaman gerek yok, değil mi? Mantık alıyor mu o zaman? Zaten çok net onunki, o zaten açıkça söylüyor. Öbürü en fazla hastadır yani. Hastaysa tedavi edersin. Akla hayale gelmeyecek yazılar geliyor bana. Diyor ki mesela “ben Almanya’dayım, yengem onda münafık alametleri gördüm” diyor. Tanımaz bilmez ona kafayı takmış “münafık o herhalde” diyor. Hadi öyle olduğunu farz edelim eğit, tebliğ et, ayetle anlat, sabret konuş, değil mi? O zaman kimse kimseyle görüşemez ki, hiçbir Müslüman Müslümanla görüşemez. Ona münafık de, ona kafir de, öbürüne hasta de adam kalmaz.

İslam’da velayet sistemini kitap olarak hazırlıyorum. Bu konu onun içinde de olacak. Paketleme falan öyle şey olmaz Müslümanlıkta. Sabredeceksin Allah hiç ummadığın şekilde düzeltebilir, kalpler Allah’ın elindedir. Mesela adamı kazanırsın, değil mi? Kaybedip mahvedip küfre atacağına, değil mi? Küfre bir kuvvet kazandırmış oluyorsun durduk yere. Müslümanlardan bir kuvveti kaybediyorsun küfre bir kuvvet kazandırmış oluyorsun ve helak ediyorsun adamı. Ahiretini dünyasını mahvediyorsun adamın, kurtar, kurtarmaya çalış. Ama Allah vermesin mesela kendi diyorsa “arkadaş ben iman İslam hiçbir şey kabul etmiyorum, sizin velayetinizi tanımıyorum, sizlerle de bir bağım yok bana müsaade” Allah selamet versin. Orada denecek bir şey yok. Gidip yakasına yapışacak halin yok, değil mi? Güzellikle “güzel bir salıverme tarzıyla” diyor ya ayette de mesela evliyse de. Mesela diyor ki Peygamber (s.a.v.) “eğer dünyayı istiyorsanız” bu ne demek? Yani küfrü istiyorsanız “gelin sizi yararlandırayım.” Para vereceğim size diyor Peygamber (s.a.v.). “Ve sizi güzel bir salıverme tarzıyla salıvereyim” yani size hakaret ederek, kavga ederek, kafasını-gözünü yararak, kovarak değil, değil mi? Para verip onu ihya ediyorsun adamı hayatını yaşayacak şekilde. “Gidebilirsin” diyor ne yapsın? Adam “durmak istemiyorum” diyor. Durmak istemiyorum deyince İslam’da zorlama yok. Gitmek istiyorsa gider, niye gittin diye yakasına yapışacak halin yok. Ama durduk yere oturan adamı “hadi buyur falan hep beraber kalkıyoruz,” öyle diyemezsin. “Ben teşhis koydum bana vahiy geldi” böyle bir şey olmaz. Tabii bu dediğim İslam toplumu için. Tabii İslam toplumu olmadığında fert fert yaşıyor insanlar öyle bir konu olmaz. Ama İslam toplumunda böyledir.

Bir sevgi etiketi yapalım “Sevgi sabırlıdır” diyebiliriz.

1970’lerde “Mehdi” dediğinde “Mehdi ne ki?” falan derlerdi. Kimse bilmezdi Hz. Mehdi (a.s)’ı. Evrim teorisi de “Zaten tabii ki evrimle olduk, bunda şaşacak ne var? Tabii ki maymundan insanlar oluşmuş.” Bizim çocukluğumuzda o çok oturmuş bir şeydi. Öğretmenlerimiz, arkadaşlarımız herkes kabul etmişti. Aksini söyleyene gülerlerdi. Adem-Havva dedin mi millet gülerdi. Ama şimdi evrim diyene millet gülüyor. Hz. Mehdi (a.s) hiç bilinmezdi. Şimdi Türkiye’nin yüzde sekseni “Mehdi geldi” diyor. Ama anketçilerin tek korktuğu soru “madem geldi kim bu?” diyemiyorlar. Bence sormasınlar da ben sorsunlar demiyorum, sormalarını da tavsiye etmem yani.

Ciğerler körpecik, duman inanılır gibi değil. İnsan yaylaya falan çıkıyor temiz hava almak için. Sigara içmek için nasıl bir mantık olabilir ki? Bir de çok tehlikeli, damarları falan tıkıyor kolesterol, ayağını bacağını kesiyorlar adamın. “Benim dedem vardı işte bilmem kaç yaşına kadar..” Adam mesela 90 yaşında ama 120 yaşına kadar yaşayacak adam 90 yaşına kadar yaşıyor, oradan aldanıyorlar. Mesela bünyesi çelik gibi adamın. Korkunç zararlı bir şey yani. Hiç akılcı bir hareket değil. “Sıkıldım” diyor, sıkıntıyı gidermez akıl almaz stres yapar sigara. Nerden çıkarıyorsunuz sinirleri yatıştırdığını? “Nikotin var” diyor. Bilimsel olarak acayip stres yapar, acayip stres yapar sigara, müthiş sıkıntı yapar yatıştırıcı bir özelliği yoktur. Öyle bir olay yok. Onun için aman ha. Mesela işçiler falan olurdu, evde iş yapan hamallar falan olurdu, “ağabey bir sigara molası versek” falan. Dinlen işte, oksijene ihtiyacın var sigarayla senin ne işin var? “Bir ciğara içsek falan” diyerekten. Mahvedecek kendini. Sokakta falan da mesela eğlence yerlerinde gençler ellerinde böyle. O ona ikram ediyor, o ona ikram ediyor. Aslan gibi delikanlısınız siz, bu kadar mı düşünemiyorsunuz? Bir elinde içki kadehi, bir elinde sigara ne olursun sen? Tansiyonları akıl almaz yükseliyordur.

Sevgi etiketini değiştirelim. “Sevgi dünyanın dengesidir” diyelim.

Tabii mümin de nasihate açık olacak. Hatalı anormal olması bir şey değil Müslüman olabilir ama söz dinleyen olması lazım. Yani küstah olmaması lazım, saygısız olmaması lazım, züppelik yapmaması lazım, değil mi? Nezaketiyle Kuran ölçüsü içerisinde dinleyip “yapmaya gayret edeceğim” demesi gerekir yapmasa dahi. Ama öyle kafa tutmalar, bağırıp-çağırmalar falan Müslüman’ı bu çok zorlar yorar günah yani, değil mi? Çünkü iyiliği için yapılıyor hayır için yapılıyor. Orada yapacağın şey “tamam elimden geldiği kadar gayret ederim” dedi mi bitti. Yapmasa dahi söz vermesi yeterli. İlla yapacak diye bir şey yok yapamayabilir insanlık hali ama o anda söz vermesi yani konuşmayı kolaylaştırmak lazım. Konuşmayı açmaza sokmak doğru değil, demagojiye götürmek doğru değil. Çünkü Allah ayette diyor “insan her şeyden çok tartışmacıdır” tartışmaya meraklıdır. Tartışma ne demek? Kuran’ın dışına çıkıp Kuran’a uygun olmayan Kuran dışı dolayısıyla da akıl dışı bir mantık ve zeminde konuşma yapmak. Onun için adamları görüyorsunuz televizyonda falan konuşuyorlar, altı saat konuşuyor hiçbir şey çıkmıyor. Altı saat sonucunda sıfır. Çünkü Kuran’a dayandırmıyor. Olabilir Müslüman hata yapabilir hatadan korkmamak lazım. Çok büyük hata da yapabilir uyarırsın ama uyarıya delice reaksiyon vermek çok anormal. “Tamam düşüneceğim” dersin “Allah razı olsun yapmaya çalışırım” dersin biter. Çırpınmak falan, kendini yerden yere atmak bunlar anormal hareketler.

Bir nasihatte en güzeli “Allah razı olsun tamam yapmaya gayret ederim” demek. Direnmek çok çirkin, Müslüman’ı çok zora sokmuş olur karşıdaki. Ne var bu lafta? Mesela dersin ki “tamam düşüneceğim olabilir düşüneceğim düzeltmeye gayret ederim” dersin bitti. Öbür türlü akıl almaz demagoji olur yazık günah. Bir kere İslam’da vakit kıymetlidir, vakit boşa gider. Yıpratıcı olur, Müslüman’ı da yormuş olursun, kendini de yormuş olursun olmaz. Nasihate açık olmak lazım. Nihayet iki günlük dünya, imtihan olup gidiyoruz. Sen de imtihan oluyorsun, karşındaki de imtihan oluyor, güzel bir imtihanla imtihan oluyoruz.

İmtihan derken işin doğrusu, mesela zahirinde imtihan, batınında eğitimdeyiz, kurs. Çünkü Allah bizim ne yaptığımızı biliyor bizi niye imtihan etsin ki? Yaratan o zaten. Yani sonsuz öncede ne yaptığımızı biliyor, bak sonsuz öncede ne yaptığımızı biliyor. O zaman bizim ne yapacağımızı Allah haşa merak ediyor “ne yapacaklar acaba?” demiyor. Yapıp-bitirmişiz biz zaten. Bizi eğitiyor, bizim ne olduğumuzu kendimize gösteriyor. Bizi bize gösteriyor. Yani bizi bize sevdiriyor. Mesela biz Cafer-i Sadık’ı seviyoruz. Niye? Çile çektiği için. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’i görmedik, ümmet cinnet geçirir görse. Peygamberimiz (s.a.v.)’i ahirette göreceğiz cinnet hali oluşur cinnet, acayip seviyor ümmet. “Bak Resulullah geliyor” dedin mi insanların bir halini düşünün. Yer yerinden oynar. Ama Allah zuhur ettiğinde akıl almaz bir huşu. Öyle bir şey olmuyor işte orada, dehşetli bir nimet, dehşetli bir zevk meydana geliyor. Yani insanların nutku tutuluyor. Dili-dişi kilitleniyor böyle. Hemen secdeye kapanıyorlar, Allah diyor “artık ibadet vakti bitti kalkın secdeden, bundan sonra secde namaz yok, ibadet yok” diyor. “Ben sizi böyle görmeye geleceğim” diyor “bundan sonra ibadet de yok” diyor. Her geldiğinde bir ferahlık, gelmeden önce güzel bir koku kaplıyor etrafı, güzel bir genç şeklinde tezahür ediyor Cenab-ı Allah. Mesela tokalaşıyor, konuşuyor, hal-hatır soruyor. Sorduğunda “ben Allah’ım” diyor. Allah’ın tecellisi aslında o zatı değil tecellisi ama konuşurken “ben Allah’ım” diyor, inşaAllah.

“İmam Mehdi zulüm hakim olan dünyayı öylesine sulh ve sükuna kavuşturacak ki Müslümanlar İslam’ın ilk dönemindeki gibi yaşamaya başlayacaktır. Onun döneminde öyle bir durum olur ki kötülere bile iyilik yapılır.” Nihayetinde Allah’ın kulu. Allah onu bak mesela kötü halde yaratmış, insan acır ona yani. Vur kafasına bir daha, vur kafasına bir daha, batıracağına elinden tut. Ne geçecek eline adam cehenneme gidince? Cehennemin dibine battığında eline ne geçecek? Çünkü Cenab-ı Allah düz mantıkla yapıyor. Mesela adam ahlaksızlık yaptıysa direkt koyuyor cehenneme konu bitiyor yani arada bir şey yok. Ama Allah “kurtarabilirsiniz” diyor gayret edin, vesile.

Ama nasihate yumuşak halim karşılık vermek lazım halim. Ama nasihati de halim yapmak lazım, halim. Böyle aşağılayan, eğeşen, laf sokan tarzda, hani bazı mahalle hanımları vardır böyle laf sokarak falan konuşurlar, o zulüm o. Adamı sen delirtmiş oluyorsun, şeytanın boyutuna çekiyorsun önce orada “gel seninle konuşalım” diyorsun. Adamı şeytanın boyutuna çektiğinde adam şeytanlaşır, şeytanın ruhaniyetini alır üstüne, ondan sonra onunla nasıl konuşacaksın sen? Şeytanın muhannetliği üstüne gelir. Ona samimi yaklaşmak lazım kim olursa olsun. İnsanlar Allah diyor “zalim ve cahildir insan” diyor insanlar için. Bak bütün insanlar için diyor Allah. “Zaluma ve cehula” diyor Allah, zalim ve cahiller. Yani melek değil insanlar, sabredilecek, akılcı yaklaşılacak. “Ve nankördür” diyor Allah “ve her şeyden çok tartışmacıdır” diyor Allah, “sabırsızdır” diyor “acelecidir” yani özel yaratılmış bir varlık. Onun için acıyarak, yardımcı olarak kurtarmaya çalışan bir politika gerekir. Yani batırmaya çalışan değil. Yan yattı bir tane de ben vurayım tekmeyi dersen adam denizin dibine düşer. Ve sen de sorumlu olursun yani ta dibini boylatırsan adama, değil mi? Çünkü boğulmayacağı varsa da boğulmasına sebep oluyorsun. Adam zor bela yüzmeye çalışıyor, sen kafasına vuruyorsun denizin dibine gidiyor adam. Olmaz.

Teus, “Ben ateistim. Beni de kardeş olarak görüyor musun? Yoksa Maide 33 kapsamına mı giriyorum?” Yok kardeşim, ateistlerle ilgili Kuran’da hüküm yoktur. Ateist dürüst insan demektir. Mertçe açıkça söylüyor “ben arkadaş bilimsel olarak mantıken Allah’a inanamıyorum, dine inanamıyorum, varsa beni ikna edecek adam çıksın ikna etsin konuşalım dürüst iman etmek istiyorum” diyor “ben sahtekarlık yapmak istemiyorum, oyun oynamak istemiyorum, inanmadığım halde inanıyor görünmek istemiyorum, münafıklık yapmak istemiyorum” diyor “ben dürüst adamım” diyor. Böyle adamların alnından öpülür. Sahtekarlık, münafıklık çok korkunç. İnanmayan “inanmıyorum arkadaş” diyecek “inanamıyorum bana yardım edin” diyecek. Müslümanların içinde de yaşayabilir dürüstçe, der ki“ben seviyorum sizi Müslüman olmak isterim ama iman edemiyorum, bana kitap okutun, anlatın, konuşun kalbim ferahlasın, ben çok isterim” der. Kim istemez inanmayı? Ama imtihanın gereği, bak Allah şimdi biraz da elliye elli yapar yaratılışta hani vicdan gücü ortaya çıksın diye. Mesela gözünün önünde bir çocuk yanar üç yaşında, adamın dini imanı gider Allah esirgesin. Allah’ın özel gösterdiği bir görüntüdür ama o görüntüye mağlup düşer imtihan olarak. Yahut gayet dürüst bir adam kolu kopar durduk yere, bu adamın imanını götürür. Peki sahabenin ağzı-burnu kopuyor kolu kopuyor imanı daha artıyor, senin canın niye bu kadar tatlı? Nasıl bir sevgi bu? Allah yaratıyor senin ciğerini, Allah bir parçasını aldıysa bir hayır vardır, bütün hücrelerini yaratıyor. Yaratan’a aitsin sen, bütün tamamı Allah’a ait. Sanki kendisinin malıymış gibi yani Allah’a aitsin sen, her şeyin Allah’a ait. Bu da oluyor. Dolayısıyla ben ateist arkadaşları seviyorum öyle bir şey yok. Kız olsun erkek olsun gelebilirler karışık, sırf onlardan bir topluluk da yapabiliriz burada. Sohbet ederiz konuşuruz, sakince soru sorarlar. Zaten nezaketli çocuklar yani ateistler öyle terbiyesiz saygısız olmaz. Çok efendi mizaçlı nezih insanlar. Hakikaten iman edemiyor adam oyun oynamıyor. Edemiyor olabilir, Allah hidayet vermez. Mesela o ayrı bir şeydir, imanın özel bir derinliği vardır, özel gizli sırları vardır, o gizli sırrı Allah açmaz, açmayınca da göremez. Sırf bilgiyle iman edilmez, özel onun gizli sırları vardır şahıslara ayrı ayrı verilen. Mesela peygamberlere verilen ayrı bir sır vardır. Mesela Hz. Ali (k.v)’ye verilen bir sır vardır ayrı. Tarif et desen edemez. Açıkla desen açıklayamaz. Mesela insanlar da şaşırıyor, bu adamın bu kadar derin imanı neden? Ona verilen özel bilgiden kaynaklanıyor o, hak ettiği için veriliyor. Yani sabırla Allah’tan istediği için o bilgi verilir ona. Tarif edilecek gibi de olmaz o bilgi yani hiçbir zaman için tarif edemez. Adam bana soruyor mesela, ben diyorum ki “ben eminim Allah’ın varlığından” o kadar diyebilirim. Daha fazla bilgi ne vereyim adama?

Mehmet Civelek, “Tayyip’e Hocam diyerek durumun ortaya çıktı. Bilen biliyordu ama bilmeyenler anlamış oldu” diyor. “Açığa düştün Hocam” diyor. Ne kadar güzel bir makam. Tayyip Hoca’ya hocalık vasfı da vermek istemiyor adam, bu nasıl öfke? Tayyip Hoca alimdir, din alimidir hocadır yani. Niye yediremiyorsun ki kalbine bunu? İmam Hatip mezunu, gayet güzel fıkıh bilgisi vardır, gayet güzel Kuran bilgisi vardır, İslam bilgisi vardır, o hoca değilse kim hoca? İmamdır normal bildiğin imam tabii ki hoca. Ve en yüksek makamdır hocalık, alimlik. Ben onun için kabul etmiyorum hocalığı ben hoca değilim. Hocalık ayrı bir şeydir, alimlik ayrı bir şeydir o özel eğitim alacaksın, değil mi? Bir alimin huzurunda, onun rahle-i tedrisinde eğitim alacaksın, icazet alacaksın. Ben hocayım diye ortaya çıkarsan hoca olamazsın. Tayyip Hoca hocadır. Tayyip Hoca’ya dokundurtmam onu unutsunlar. Hataları, yok diktatörmüş, yok bilmem neymiş, siz diktatör görmemişsiniz de onun için. Allah için, vatan için bu gayreti gösteriyor. Öbür türlü ezik, seyreden, pasif lakayt bir insan olması gerekir. Bunu da asla yapmayacağına göre. Bu inatçılığını Erbakan Hoca’dan alıyor. Erbakan Hocam da acayip inatçıydı mübarek ama inanılmaz bir inatçılık tarif edemem. Gitti artık herhalde mahvolduk falan diyorsun, hiç umurunda bile değil. Mesela Libya’ya gitmişti, Kaddafi ummadık laf etti rezalet çıktı falan. Dedik ki gelince herhalde istifa edecek zannettik, bir laf oturtturdu, bütün Türkiye bitti, iki kelimelik; konuyu kapattı. Herkesi de eğlendirirdi güldürürdü. Çok üstüne gidiyorlar yazık günah, çok ayıp böyle olmaz. Yine de çok yaman delikanlıymış, inşaAllah. Dolayısıyla bu delikanlıya biz zarar verdirtmeyiz bu aslan yani böyle bir şey olmaz. Bıraksak çok korkunç bir ortam olacağı da görülüyor. Yani kurtlar Türkiye’nin etrafını sarmış hırlayarak bekliyorlar. Müsaade etmeyiz.

Tekrar ediyorum, ateist arkadaşları ben çok seviyorum, bayağı saygı duyuyorum dürüst, aslan gibi, nur gibi delikanlılar. Bir kere dürüstlükleri çok mükemmel bir şey. Münafıklık yapmıyor olmaları gayet güzel. Kız erkek fark etmez gelsinler, sırf onlardan oluşturabilirim, konuşabiliriz. 

Mesela bak sesi kısıldı Cumhurbaşkanı’nın oturup onunla eğleniyor adam. Halbuki o çok büyük bir delikanlılık ve yiğitlik o. Onu her baba yiğit yapmaz. Allah için bak neleri göze aldığını gösteriyor. Yani kafası çalışan bir insan o. Görüyor sesinin ne hale geldiğini. Mahcup olacağını bile bile Allah rızası için konuşuyor.  Başkası olsa hastanelik olur. Birçok rahatsızlığı da oluyor sezdirmiyor da yani. Bütün gücüyle hizmet ediyor.

Deniz Gezmiş’i asmak çok büyük hata oldu. Bak Erbakan Hocam ehli vicdan, ona sordular “ben hayır kabul etmiyorum” dedi. “Asılmasını istemiyorum” dedi. Erbakan Hocam kabul etmedi. Ama Adalet Partisi falan hep kabul etti. Ben olsam kolum kopar ya. Kolum kopar yani adamı alın asın demek, yani dehşet verici bir şey. Ömrümce uyuyamam Allah vermesin, yanlışlıkla bile olmuş olsa, yanlışlıkla. Dehşet verici, insan kahrından ölür, Allah vermesin. 1.95’lik delikanlı zoruna ne oldu? Niye asıyorsun? Müebbet ver, yatsın.  Müebbet ver. Niye asıyorsun? Hapishanede nadim olur, düzelir. Niye asıyorsun?  Yani çok çok rahatsız edici zamanlardı.

“Hocam deminki yorumunuz net doğru. Ben de lisede bir arkadaşımdan ilk defa evrim yoktur sözünü duyduğumda çok şaşırmıştım.” Mesela lisede falan birisi Allah var dediğinde, adamlar müthiş şaşırıyordu lisedeyken falan. “Bu kim?” Falan diyorlardı. Herkes Allah’ı inkar ediyordu aşağı yukarı, yüzde 99 yani. Yüzde 98 gençler arasında çok yaygındı. Allah, din, iman alay konusuydu Allah esirgesin. Namaz kılan müthiş bir eğlence konusuydu adamlar için. Acayip değişti Türkiye.

“Canım, bir tanem, ne kadar da güzel, ne kadar da mis gibisin. Öyle pırıl pırıl görünüyorsun ekrandan. Ya o ışık saçan ellerine ne demeli, hasretle öpüyorum ellerinizden. Abus dünyamıza neşe saçıyorsunuz. Selam ve dua ile.” Aleykümselam. Sevgi Çiçeği.

“Hocam ben Şii mezhebine mensubum” aslansın “Şii’lerde Mehdi sevgisi coşkulu olduğu için, Allah’a şükür ben de Mehdi sevgisiyle büyüdüm ama dediğiniz gibi 70’lerde hiçbir arkadaşım Mehdi’yi tanımamasına bilmemesine şaşırdım. Vesilenizle Mehdi’yi herkes tanıdı. Allah razı olsun” Hüseyin Göker.

Osman Seyit; “Merhabalar Hristiyan bir kardeşimiz bana İncil değiştirildiğine kanıt getir. Bu kardeşimize ne demem gerekir?” İncil mis gibi kitap, ne güzel bir kitap, ne güzel bir din. Sen onu o dinin ortasına getiriyorsun, diyorsun ki “İsa Allah” diyorsun mahvediyorsun. Adamı sen ne hale getiriyorsun kardeşim? İsa Allah’a dua ediyor, yemek yiyor, uyuyor. Aklıyla Allah aşkına yani alay eder gibi gelmez mi ona o? Bir insan düşün, yemek yiyor, uyuyor ve Allah’a dua ediyor, sen bu insana Allah diyorsun. Yapma, etme, Allah aşkına. Allah’ın tecellisi de, Allah’ın tecellisi de alnından öpeyim. Ama Allah demen çok ıstırap verici, yapma, etme. Allah diyor, “gökler parçalanacak nerdeyse bu sözlerinden” diyor. Birde “oğlu oldu” diyorsun “Allah’ın” arkasından. Haşa dilim varmıyor söylemeye, çok rahatsız edici bir şey bu. Yapma, etme, normal Allah’ın peygamberi ve büyük Ulul azim Peygamberdir, nur gibidir, dünya tatlısıdır. Onu kaldır, onu kaldır, Allah’ın Peygamberi de, Hristiyan ol, alnından öpeceğim senin. Onun dışında bir şey yok. Çünkü Hristiyanlıkta zaten namaz var, zekat var, hepsi var. Ama bu acı verici, bunu yapma. Hristiyanlıkta şefkat var, merhamet var, sevgi var. Sevgi dinidir, hep sevgi, sevgi, sevgi, kalp ferahlatıcıdır. Ama bu acıyı yapma, bunu yapma yani. Bunu yapma Hristiyanlık o zaman çığ gibi yayılır. Yani İsa Mesih’e Allah’ın Peygamberi desen dünyayı kaplar Hristiyanlık. Ama böyle yaparsan olmaz. Gençler hep soğuyor. İtalya’da bir tane Hristiyan bulmak zor ya. Evet çok dindarlar, çok nadir rastlıyoruz. Yazık günah değil mi? Büyük bir kitle dinsiz oldu.

KARTAL GÖKTAN: Konuyla ilgili kitabınızın kapağını gösterebilir miyim? “Hz. İsa Allah’ın oğlu değildir, Allah’ın Peygamberidir”.

ADNAN OKTAR: “Hz. İsa Allah’ın oğlu değildir, Allah’ın Peygamberidir” bunu de herkes Hristiyan olur. Yapma etme. Nasıl bir acı, nasıl bir ıstırap, bir düşün bir genç kiliseye girmiş dua edecek, heykelin yanına git. Bu heykel ne diyorsun? Bu Allah. Yapma etme Allah aşkına. Üniversite mezunu adam, şunu çekeceği acıyı bir düşün insanın. De Allah’ın Peygamberi de. Heykelini yapmanın bir mahsuru yok, yap. Hz. İsa (a.s)’nın heykelini yap, resmini de yap. Ama Allah’ın Peygamberi de, Allah deme. Allah deme. Allah sonsuz, sen bir insana yiyip içen insana nasıl Allah dersin? Uyuyan insana. Etme çatma normal bir aklımız var. Allah aşkına bu kadar da değil yani. Sen çocukla mı konuşuyorsun? Çocuk bile kabul etmez. De Allah’ın Peygamberi de, bütün her yeri kaplar, herkes Hristiyan olur, bir şey olmaz. Çünkü Allah bir diyorsun, Allah’ın Peygamberi diyorsun, çok güzel. Namaz var, zekat var, oruç var, hepsi var çoğunlukla.

SONİA HANIM: Katolikler Hz. Meryem’e de dua ediyorlar yardım dilemek için.

ADNAN OKTAR: Kardeşim direkt Allah’a dua etsenize. Diyor ki bak “Allah, Ruhul Kudüs ve İsa Mesih; üçü de Allah” diyor. Hadi inandığınızı düşünelim, sen kime dua ediyorsun? “Ben İsa Mesih’e dua ediyorum Allah diye” diyor. Peki üç tane Allah’tan bahsediyorsun; bir; Allah, bir; Ruhul Kudüs, biri de İsa, o üç tanesinden bir tanesi Allah dediğine göre ona dua et. “Bunu hiç düşünmemiştik” diyor. Alay mı ediyorsun sen benimle? Üç tane demiyor musun Allah? O üç Allah dediğin varlık ki bir tane Allah var, işte o da üç taneden bir tanesi dediğin Allah’a dua et. Niye etmiyorsun? “Etmiyorum” diyor.  “İsa’ya edeceğim” diyor. Yapma bunu işte, mahvedersin insanlığı ve böyle oldu işte Hristiyanlık. Avrupa’da herkes dalga geçiyor Hristiyanlıkla. Dünyanın en büyük dinini ne hale getirdiler? De Allah’ın Peygamberidir, her yere kiliseler aç, rahipler gelsin, büyük din adamları gelsin, çanlar çalsın, dolsun gençler kiliselere. İftihar ederiz. Ama Allah birdir de, Allah bir de.  Bir de bütün peygamberleri kabul etmesi gerekir bir Hristiyan’ın. Bir Musevi’nin de kabul etmesi lazım. Museviler de Hz. İsa (a.s)’yı kabul etmiyorlar. De Peygamber olarak ben kabul ediyorum bu kadar. Başka bir şey demene gerek yok. Evet dersin böyle bir Peygamber var, bu kadar. Sana Hristiyan ol diyen yok ki. De ya böyle bir Peygamber var doğru. Bu insan yalan söylemedi diyeceksin. Sadece bu. Hz. Muhammet (s.a.v.) bu insan yalan söylemedi diyeceksin, bak sadece bu. Yalan söylemedi, yalan söyledi dersen dinden çıkarsın. Yalan söylemedi bu insan dürüst dersen bitti. Yani bak bu insan yalan söylemedi, dürüst diyeceksin. Müslüman oluyorlar, hepsi Müslüman olur o zaman.

Buradaki şişeler içki şişesi değil. Göster Fikret topla masalardan göster. Yaklaştır, ne yazıyor üstünde?

KARTAL GÖKTAN: Fermente gazlı üzüm içeceği.

Mesela Hristiyanlar desin ki evet Allah’ın Peygamberi dese, ayaklarını öperim ben onların. Ben de giderim kiliseye, beraber İncil okuruz, sohbet ederiz, iftihar ederiz. Her yere kilise kursunlar, ben de yardımcı olayım. Ama Allah’ın Peygamberi Allah birdir diyeceksin. Bir tane diyeceksin bu kadar, başka bir şey yok.

“Bir sabah vakti Hz. İsa ve Mehdi Kudüs’te karşılaşacaklar.” Aslında Allahualem ilk karşılaşmaları Kudüs’te o ağlama duvarının biraz bu tarafı. Yani tam yaklaşmış bir yeri değil. Çünkü orası dolu olacak, ağlama duvarının daha bu tarafı. Namaz kılınması için ezan okunacak, bak bak boru öttürecekler Museviler. Musevilerin borusunu biliyorsunuz. Çanlar sürekli çalıyor, ezan da okunacak, sabah.

Hz. Mehdi (a.s) öne alıyor Hz. İsa (a.s)’yı, tabii müthiş bir sevgi gösteriyor, hissediyor onun Hz. İsa (a.s)olduğunu. “Buyurun imamiyet sizde” diyor “Peygamber olarak sizi düşünüyorum öyle hissettim, öyle hüsnü zan ettim, İsa Mesih olduğun için” diyor. Çünkü eftaliyet onda Peygamber olduğu için. İsa Mesih kabul etmiyor, diyor ki; “sen bu ümmetin imamısın” zaten bunu demesi asıl konu. Yani beklenen söz bu. İsa Mesih sen ümmetin imamısın dediğinde Hz. Mehdi (a.s) dünyanın imamı olmuş oluyor. Çünkü beyat olmuş oluyor, bunun şakası olmaz. Yani ağzımdan kaçtı, usulen söyledim denmez. Hele bir peygamber zaten bunu asla öyle usulen söylemez, ağzından da kaçmaz. Bilinçli olarak söylediği için imamlığı kesinleşmiş oluyor, artık farziyet kazanıyor. Aksi olmaz. “Namazı sen kıldır” diyor ve bir adım geri geliyor. Hz. Mehdi (a.s) uzun süre duraklıyor, karar veremiyor. Bayağı bekliyor ne yapsam acaba da namaz kıldırtsam ona diye. “İçinde bir sıkıntı duyar” diyor. Hz. Mehdi (a.s) biraz naif bir insan bundan bunu anlıyoruz.  “Ve arkasına bakmadan ayaklarını küçük adımlarla sürükleyerek Hz. İsa’nın gerisine doğru geçer.” Namazda biliyorsunuz öyle küçük adımlarla gittin mi namaz bozulmuyor namaz nizamı. Hafif hafif hafif, yavaş yavaş giderek yine Hz. İsa (a.s)’yı önüne almış oluyor. Yani içine sinmiyor. “Hz İsa’nın gerisine doğru geçer. Bunun üzerine İsa (a.s) yeniden “imam sensin” diyor bir daha vurguluyor. “Namazı artık kıldır der ve Mehdi’nin yine geri kısmına” yani birkaç adım gerisine geçer diyor. “Mehdi namaza başlayamaz” bak görüyor musun müthiş bir şey başlıyor aralarında? “Yine usulca geri gelirken bu sefer Hz. İsa, Mehdi’nin omuzlarını güçlü şekilde tutar” yani çok atletik İsa Mesih bayağı kuvvetli. “Onu öne doğru iter” diyor. Artık yani gücü yetmiyor Hz. Mehdi (a.s)’ın. “Mehdi bu sefer namazı imam olarak kıldırır” diyor. Yani İsa Mesih’in güç kullanmasıyla kabul ediyor imamlığı, iki omuzundan tutuyor, öyle hafifçe bir itme değil kuvvetlice yani sürüklüyor adeta. (Şii imamlığında Mehdi inancı, Ayetullah Lütfullah-is Safî Gülpaygani sayfa 46.) Bu hadis baştan sona doğru, Sünni kaynaklarda yok ama üslubundan, akışından İslam terbiyesine uygun olarak tamamen doğru olduğu anlaşılıyor. İmamlığı da kabul etmiyor Hz. Mehdi (a.s), geliyorlar, diyorlar “sen Müslümanların imamısın” diyorlar, “alametlerin hepsi sende” diyorlar. “Yok” diyor “öyle bir şey yok, ben zavallı, Allah’ın herhangi bir kuluyum” diyor. “Ben Mehdilikle alakam yok, cahil sıradan bir insanım” diyor. “Yok, yok” diyorlar “biz biliyoruz senin Mehdi olduğunu” işte şöyle, böyle bütün alametler, bakıyorlar olacak gibi değil, “seni öldürürüz” diyorlar, “kabul edeceksin” diyorlar. Ancak o şekilde kabul ediyor ama adamların da şakası yok benim anladığım, usulen bir şey denmediği anlaşılıyor. Silah kullanıldığı da anlaşılıyor. Mecbur kalmış oluyor. Birde diyorlar ki, “ümmetin bütün bu ümmetin kanı boynuna olsun” bak dua da ediyor, bu çok ürkütücü, “eğer kabul etmezsen, çünkü kan deryası oldu dünya” diyorlar, “eğer kabul etmezsen bütün ümmetin kanı üstüne olsun, senin boynuna olsun” diyorlar. Böyle deyince mecbur kalıyor yani yoksa isteyerek hani ben aman Mehdi olayım öyle bir şeyi yok, zor kullanıldığı için kabul ediyor. İsa Mesih’te de İmamlığı konusunda bak ne kadar direndiğini görüyorsunuz. İsa Mesih bayağı kuvvetli bir delikanlı göreceksiniz, bir geniş omuzlu falan atletik yani pehlivan, öyle naif birisi değil. Bayağı yakışıklı, hani Avrupai böyle çok gösterişli bir delikanlı. Ara ara işte kahverengi gibi ama daha ziyade sarı saçları böyle parlak sarı ve işte kahverengiyle karışık gibi ve hafif dalgalı ama kendine has bir ıslak görünümü var o çok şaşırtıcı, o çok çok nadir insanlarda görülüyor. Saydam yani saçı şeffaf garip bir saç, yani böyle baktın mı ıslak görünüyor mesela elini sürdün mü kuru ama bayağı ıslak görünüyor, onun bir mucize özelliğidir o, İsa Mesih’in. Bakışları çok keskin oradan zaten hemen anlaşılır yani peygamber olduğu bakışından anlaşılıyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’de de öyle diyor yani akıl almaz korkuyorlardı gözüyle karşılaştıklarında, baygınlık geçiriyorlardı, onun için Peygamberimiz (s.a.v.) çok şaka yapıyordu, rahatlasınlar diye, bir kısım şakaları var ben onları söylemiyorum yani hadis kitabında özel ayrılmış yeri var yani aklınıza, hayalinize gelecek gibi değil. Hz. Ali (r.a) de çok benziyor, o da öyle şakacı maşaAllah.

Hz. Mehdi (a.s) doğru, İsa Mesih doğru, ,İslam’ın hakimiyeti doğru olaylara baktığında hemen anlarsın zaten, tamamı dendiği gibi. Bu IŞİD’in olayı tam tarif edildiği gibidir. Yaklaşık yirmi hadis var IŞİD’i tarif eden kalıp gibi oturuyor tam, tam anlamıyla. Ama terörün İslam alemini kaplayacağı da anlaşılıyor çünkü Mehdi (a.s)’ye silahlı adamların gelmesi bunu gösteriyor, olayın kapsamının çok gelişeceği anlaşılıyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın bulunduğu yere kadar adam silahlı geliyorsa ve aslında silah zoruyla kabul ettiriyorlar doğrusu bu. “Seni öldürürüz” demek ne demek? Değil mi? Yani bir silah olduğu anlaşılıyor.

Baksana hadiste diyor ki, “biatımızı kabul et, biz sana biat ettik” diyorlar. O diyor ki, “ben kabul etmiyorum” diyor Hz. Mehdi (a.s). “Ben sıradan bir insanım, Allah’ın zavallı bir kuluyum, öyle bir şey olmaz” diyor. Ama diyorlar “kabul etmezsen seni keseriz” diyorlar. “Boynunu vururuz” diyorlar. “Kafanı koparırız” diyorlar. Demek ki satırlı, bıçaklı falan bir şey var ortalıkta, biraz silah da var gibi görünüyor. “Boynunu koparırız” ne demek? “Boynunu vururuz” diyorlar. Öyle o durumda ne yapacaksın? Başka türlü kabulün dışında bir yol olmaz.

Davud (a.s) soyundan geliyor, Hz. Mehdi (a.s) da Davud (a.s) soyundandır. Davud (a.s) da kızıl saçlıydı biliyorsunuz, beyaz tenli, parlak mavi gözlü o, ama parlak mavi. Nasıl diyelim şimdi, peygamber olduğu için tabii usturuplu bir dil kullanayım da, baktı mı far gibi yanıyor gözleri öyle parlak mavi gözlü. O da bol çilli,  her yeri çilli eli, yüzü, parmakları falan oradan İsa Mesih işte genetik olarak oradan geçmiş, o da her yeri çil ağzı, burnu, parmakları diyelim, patisi diyorum artık.

“Adnan Bey, yıllardır evrime karşı mücadele etmenize rağmen televizyon kanallarında pek çok profesör ısrarla evrimi savunuyor. Eğer evrimi geçersiz kıldıysanız bu insanlar neden ısrar ediyor?” E canım yani ben evrimi geçersiz kıldım diyorum ama adamlar kendileri anket yapıyor. Ben onlara anket yapın demiyorum. Türkiye’nin yüzde sekseni evrim yok diyor. Ben demiyorum ki, mesela Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili anket yapıyorlar yüzde sekseni Hz. Mehdi (a.s) geldi diyor. Kendi anketleri, demek ki etkimiz yüzde yüz. Kardeşim bak bir kere evrim konusunda detaylara girmek, bakın evrimle ilgili ara fosil yok. Bu ne demek biliyor musun? Evrim bir koskoca yalan. Adamlara bak söylediğim söze dikkat edin,  diyorum ki, eğer evrim varsa, dediğiniz gibiyse bana bir tane delil getireceksiniz, tek bir tane ya konu bitecek.  Ve size bak söz bir, Allah bir diyorum on trilyon vereceğim, ya getir ne kaybedersin getir arabayla falan buraya gel, noter eşliğinle gelin ve arkadaş demiştin deyin. Değil mi? Ben de on trilyon koyayım çantaya al götür.  Diyemiyorsun o zaman evrim yok. “Bir protein tesadüfen meydana gelebilir mi?” diyoruz, “gelemez” diyor. Nasıl oluyor? “Uzaylılar yapmıştır” diyor. Sen dalga mı geçiyorsun? Açıkça yaratılışı savunuyorsun. 

Roni Aydın. Bekova. “Samimiyetiniz konusunda şüphelerim var. Sadece Kürtleri eleştiriyorsunuz neden?” Ya Allah aşkına bunu çok kötü bir mantıkla ortaya koyuyorsunuz. Ben Kürtleri coşkuyla severim. Benim aslanlarımı, elli kişi var bizim arkadaş gurubumuzdan Kürt, bayan arkadaşlarım var yirmi kişi falan var, en sevdiğim kız arkadaşlarım. Kürtler elmastır, altındır dünyanın en değerli insanlarıdır, yüksek seciyeye sahiptir, asil soyludurlar, efendidirler, dindar, nezaketli, halim, klas tertemiz insanlardır. Ben alçak PKK’dan bahsediyorum, sen lağımla, nuru nasıl birbirine karıştırırsın? PKK lağımdır, Kürt nurdur, otuz kere söylüyorum habire Kürt’le, PKK’yı, karıştırıyorsun, karıştırmayacaksın. 

“Hristiyanlık bu kadar güzel bir dinse siz niye hala Müslümansınız?” Semih İzmirli. İslam nur gibi din, ben dinimden memnunum. Ama Hristiyanlık La ilahe illaAllah dersen ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in de yalan söylemediğini, dürüst olduğunu kabul ederse onlar da Müslüman olurlar, yani şöyle La ilahe illaAllah diyecek, İsa Resulullah, Muhammed Resulullah diyecek bu kadar. Bunu dediğinde Müslüman olur, nur gibi Müslüman olur. Ayette diyor, namazlarını kılsınlar diyor İncil’de var zaten birde zekat verecekler o kadar başka bir şey yok.

Kürtler çok çok güzel insanlardır. Mesela bak bizim İbrahim Kürt nasıl efendi görüyorsunuz değil mi? Çok terbiyeli, çok asildirler, öbür kardeşlerimiz de öyle mesela bizim Adnan’lar falan bizim ufaklıklar hepsi Kürt’türler.   

Cemaat-i İslami Partisi lideri Molla Nizami hakkında verilen idam kararıyla ilgili gönderdiğimiz tavsiye mektupları ve makalelerle ilgili Pakistan Cemaati İslam’ı Dış İlişkiler Koordinatörü Abdul Ghaffar Aziz’den bir mektup gelmiş. Var mı o sende?

KARTAL GÖKTAN: Var gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Nasıl? Ne diyor mektupta?

KARTAL GÖKTAN: Mektuptan kısa bir bölüm okumak istiyorum. “Bangladeş’te hâkim olan son durumla ilgili yakın zamanda yazdığınız makaleleriniz için ne kadar müteşekkir olduğumu ifade etmek istiyorum. Bangladeş hükümetine hitap eden nazik tavsiyeleriniz gerçekten övülmeye layık ve çok değerli. Sizin yazılarınızdan ve görüşlerinizden yararlanmaya daha fazla devam edeceğiz. Cenab-ı Allah’a hayatın her alanındaki hizmetlerinizden razı olması için dua ediyoruz.” Abdul Ghaffar Aziz. Cemaat-i İslami Pakistan Dış İlişkiler Bölümü.

ADNAN OKTAR: İşte bütün Müslümanlara sahip çıksa mesela o gariban adamcağız yaşlı başlı bir insan. Susuyorlar yani Müslümanlarda öyle bir garip hal var. Bir mektup yaz bir şey söyle. Senin ananı babanı asmaya kalksalar yeri yerinden oynatırsın. Gariban adamcağız. Allah rızası için orda kendince hizmet ediyor. Adamlar tutturmuş “Asacağız” diye. Sahip çık. İki satır mektup yaz ne olur yani?

Sıphi, Ava Sıphi, kardeşim ben PKK’lılarla muhatap değilim. Ben Kürt kardeşlerimle muhatabım. Ben Kürt kardeşlerimi seviyorum onlar da beni seviyorlar. Bir PKK’lının Kürt’e sahip çıkmaya kalkması bir sırtlanın yeni doğmuş bir çocuğa sahip çıkması gibidir. Aç bir ağzından salya akan bir sırtlan. Kürt kardeşimizin mesela bir çocuğu olsa ona sahip çıkmaya kalksa nedir? Bu pislik mikroplar Kürt kardeşlerime sahip çıkmayı bıraksınlar ağzına dahi almasınlar Kürtlerin ismini. Haysiyetsiz pislik herifler, kokuşmuş pis domuzlar. Bu alçakların Kürt ismini ağızlarına almaları Kürt kardeşlerimize hakarettir. Nasipsiz pislik lağım takımıdır PKK.

Artvin’e PKK sempatizanları gitmiş. Orda destek vermişler. “Sur’dan Artvin’e coşkuyla birleşeceğiz” diye pankartlar varmış. Artvin’in tertemiz insanlarının içerisine lağım karışırsa o lağıma müsaade etmeyiz. O lağımı gider temizleriz. Artvin’de lağım istemiyoruz. Artvin’in tertemiz insanları var. Nurlu, namuslu, haysiyetine, şerefine düşkün, vatanperver, delikanlı, yiğit insanlar var. PKK’nın köpekleri salyalı köpekleri halkın arasına karışmaya kalkarlarsa Artvin halkının o güzel beldesini kirletmeye kalkarlarsa kanunla hukukla gereğini yaparız. Artvin halkı der mesela “Buranın yeşilliği bozulmasın” diyebilir, “Güzel olsun” diyebilir güzellik için yapabilir ama PKK’lı çakallar aralarına girerlerse tek tek yakalarız. Dangalaklık istemiyoruz.

“Üç bayrak altında Müslüman grupları Suriye’ye gelir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) ahir zamanda, Mehdi (a.s) zamanında. “Sayıları on iki bin-on beş bin arasındadır.” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bak net sayı da veriyor. Nereye geliyor? Suriye’ye geliyor. Üç ayrı bayrak altında gelirler diyor. “Sürekli ölümü, şehadeti ararlar.” diyor. Bak sürekli şehadeti ararlar. “Sonra yedi ayrı millet gelip bu grupla savaşırlar.” Bak dışarıdan yedi ayrı millet gelip bu grupla savaşırlar. “Üç bayraklı grup galip gelir.” Ölümü temenni eden yani şehitliği temenni eden “üç bayraklı grup gelip gelir” diyor. “Bunun üzerine Allah Müslümanların kalbine ittihat sevdası koyar” yani İttihad-ı İslam yani İslam Birliği sevdası koyar. Yani bütün Müslümanlar İslam Birliği’ni ister. “Ve kalpleri birbirlerinden uzaklaşmış olanlar yakınlaşırlar.” (Ahir Zaman Alametleri kitabı Seyid Rami El Rufai, 49. Sayfa.) Bak üç bayrak altında Müslüman gruplar Suriye’ye gelir diyor. “Sayıları on iki-on beş bin arasındadır. Sürekli ölümü, şehadeti ararlar, sonra yedi ayrı millet gelip bu gruba karşı savaşır. Fakat üç bayraklı grup galip gelir.” Yani üç ayrı grup olan bu topluluk galip gelir. “Bunun üzerine Allah Müslümanların kalbine İttihad-ı İslam sevdası koyar.” Yani İslam Birliği sevgisi koyar. “Ve kalpleri birbirinden uzaklaşmış olanları Allah yakınlaştırır.” Yakınlaşırlar diyor. Suriye’deki durumun aynısını tarif ediyor. Tıpatıp, milimi milimine, sayılar, rakamlar her şey tam doğru. “Ahir zamanda” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “Mehdi devrinde Müslümanların imtihanı hurdaların içinden altın madeni çıkartmak” gibidir. “Bu işlemde altın dövülür, soyulur, iyice eritilir. İşte Allah müminleri bu şekilde arındırır ve birbirlerine tanıtır.” Zorlukların içerisinde müminler birbirlerini tanırlar. Hurdaların içine karışmış altınlar var eritiliyor altın ayrılıyor. Cüruf da ayrılıyor. “Bu işlemde altın dövülür, soyulur, iyice eritilir. İşte Allah müminleri bu şekilde arındırır ve birbirlerine tanıtır.” İmtihanın gayesi ne? Tanınma değil mi? Bak birbirlerine tanıtır diyor. (Ahir Zaman Alametleri kitabı Seyid Rami El Rufai, 50. Sayfa.)

Suriye’de ateşkes var ama Rusya bugün yine Halep’i bombalamış. Çocuklar şehit olmuş. Buna rağmen Rusya bir de “Türkiye’nin ateşkesi bozmasından endişe ediyoruz” diye açıklama yapmış.” PKK’lıları vuracak diye. Onların tesislerini, silahlarını vuracak diye endişe ediyoruz diyor.  Putin’e yakışmıyor. Putin delikanlı genç, İslam aleminde sevilen bir insan bunları yapmasın. Bunları yapmasın bunlar olmuyor. Yıpratıyor kendini bak çok geri dönülmeyecek bir mecraya doğru gidiyor. Bir oyun oynuyorlar ona. Bu işlerin içine girmesin, müsaade etmesin. Belki onun büyük bir ihtimalle benim kanaatim yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuz onun kontrolü dışında oluyor bu olaylar. O bunu yapacak adam değil. Rus gizli derin devleti bunu yapıyor. Ama o da sürükleniyor yani. Aslında ona sıkı destek çıkılsa o belanın içine girmez bence. Bunlar çok korkunç şeyler. Çok seviliyordu ama şu an bir acayip durum oldu yani. Müthiş bir burukluk var İslam aleminde ona karşı. Yapmasın etmesin. Çünkü o yapıyor zannediyor millet. Ben onun yaptığına da inanmıyorum o açıdan böyle söylüyorum. Yoksa o yapıyor olmuş olsa kimse onun yüzüne bakmaz. Direkt o yapıyor olsa kimse konuşmaz.

“Tanrı evreni yaratmadan önce neredeydi, ne yapıyordu?” Ogün Demir. Önce, sonra, şimdi, zaman, zaman sonradan yaratıldı. Allah zamansız, o zaman önce, nasıl soracaksın önceyi? Değil mi? Öncenin bir anlamı kalmıyor. Allah zamanın dışındadır, bir an var tek bir an. An içinde yaratılıp bitmiştir her şey.

“Tanrı size cennet vaat etmese ve cehennemle korkutmasa bu kadar dindar olur muydunuz? Yoksa siz Tanrı’ya değil Onun vereceği ödüllere mi inanıyorsunuz?” Sıla. Ben Allah’ın sevgiye olan müthiş isteğini çok güzel buluyorum. Müthiş bir aşk talebi var Allah’ın, müthiş bir sevgi talebi var. Cenab-ı Allah bunu sonsuz kere hak ediyor. Bunun olmaması benim çok ağırıma gider. Ve buna müsaade etmem. Allah’a, o sonsuz aşk sunulacak. O sonsuz sevgi sunulacak, O’nun istediği sevgi. Konu bu. Ama tabii ki cehennemden korkarım. Çünkü “Kork” diyor, korkarım. O’na sevgimden korkarım. “Beni sev” diyor. Allah zaten haşa demese bile severim ben Allah’ı.  Bunca güzelliği yaratanı ben severim. Aşkı yaratanı severim. Cennet niye vaat ediyor? İnsan sevdiğine tabii ki güzel ortam sağlar. Ben kız arkadaşlarıma güzel ortam sağlıyorum. Allah’ın dilemesiyle, Allah yaratıyor gerçi. Beni vesile ediyor. Bu bir sevgidir. Sevgi gösterisinde bulunuyorum. Cennet de Allah’ın bize sevgi gösterisidir. Sevgisini gösteriyor.

Arz-ı Mevud, Mehdi (a.s)’ye vaat edilmiştir, Mehdi (a.s)’ye. İbrahim (a.s)’in soyundan Mehdi (a.s)’ye. Mehdi (a.s) ve cemaati Beni İsrail’dir. Bakın Tevrat’a, onu görürsünüz. Kuran’da da yani anlatılan Hz. İbrahim (a.s)’in nesline bu verilecek. İsrailoğulları’na verilecek. İsrailoğulları’ndan olan Mehdi (a.s)’ye bu nimet verilecek. Arz-ı Mevud yani bütün İslam aleminin merkezi olacak, bu anlamdadır. Yoksa İsrail orada toplu iğne başı kadar bir yer. Kaybolur yani. İsrail ne yapsın o kadar toprağı? Hiçbir işine yaramaz.

“Şahitliğin yarı değerde olması, kadının aklen erkeğin yarısı olduğunu yani aklen eksik sayıldığını gösterir. Bu durum hem kadınlara dönük cins ırkçısı bir aşağılamadır, bu yüzden ahlak dışıdır da…” biz tabii bunu onun görüşü olarak okuyoruz. Yoksa biz katılmıyoruz buna. “…hem de bilimsel olarak yanlıştır. Bu durumu açıklayabilir misiniz Adnan Bey?” Kader Arpacı. Kadının şahitliği ile ilgili konu sadece ticari konudadır. Ticari konular riskli konulardır. Kadının başının belaya girmemesi için, herhangi bir saldırıya, baskıya uğramaması için, manevi bir zorluk çekmemesi için iki kadın şahitliğini Allah önermiştir, kadın için. Sadece ticari konularda. Çünkü unutma riski vardır, yanlışlık riski vardır. Kadın psikolojik olarak zorlanmasın ve adamlar da, hiç kimse de onlara baskı yapmasın diye Allah tarafından bir tedbirdir bu kadınlara yönelik. Yoksa kadın şahitliğinin, erkek şahitliğinin üstünde olduğunu Allah Kuran’da açıklıyor. Mesela erkek diyor ki: “Benim karım zina etti, gördüm” diyor. Dört kere yemin ediyor. Kadın da diyor ki: “Hayır, ben zina etmedim.” diyor, dört kere yemin ediyor. Allah: “kadının dediği geçerlidir” diyor. Erkeğin şahitliğini Allah kabul etmiyor, kadının şahitliğini kabul ediyor. Burada kadının şahitliğinin üstün olduğu Kuran’da açıkça görülüyor. Ama oradaki açıklama bir lükstür. Kadınlar her yerde mesela savaşta savaşa sokulmaz, boşandığında erkek ona para vermekle mükelleftir, bakmakla mükelleftir, ev bulmakla mükelleftir, kardeşi de aynı derecede sorumludur. Hep erkeğe yüklenen sorumluluklar. Burada da şahitlikte kadının üzerindeki manevi yükü kaldırmak içindir bu. Çünkü zor bir şey. Mesela bir hesap var, karmakarışık bir hesap, kadın bunu aklında tutacak. Kadın eviyle mi uğraşsın, onunla mı uğraşsın? Mesela bir yıl sonra kadına sorulacak: “Bunun ne kadar borcu vardı?” Karmaşık bir şey. Ama iki kişi olursalar biri unuttuğunda, diğeri ona hatırlatabilir. Rahatlık olur. Başı derde girmez. Yani vicdan azabı çekmez. Vicdan azabı çekmesin, rahat olsunlar, sıkıntı çekmesinler diye sadece ticaret hukukunda, borç hukukunda böyle bir konu var. Yoksa şahitlik mesela başka birçok konular var. Hırsızlık vardır, bilmem ne vardır, bilmem ne vardır, bilmem ne, her şey var. Yani binlerce konuda şahitlik etme konusu var. Hiçbirinde böyle bir hüküm yok. Sadece para konusunda. Kadının zorda kalmaması için böyle bir tedbir alınmıştır. Ama şahitlik konusunda Allah kadının şahitliğini üstün tutuyor. Yani adam diyor ki zina ettin, hayır ben etmedim diyor. Allah, kadının dediği doğru diyor. O geçerlidir diyor. Dolayısıyla bu yanlış biliniyor. Büyük bir lükstür. Mesela sen bir konu için, erkek için de düşün. Bir konuda dört kişinin şahit olması daha iyi adam için. Kolaylık, kafasında ıstırap çekmez, zorluk çekmez. Allah, kadına bir lüks olarak, nimet olarak onu veriyor. Bir kolaylık. Sadece ticari hukukta bu, zaten oradan açıkça anlaşılıyor.

Bak benim aslanlarımın ikisi de Kürt’tür, koç yiğittir, aslandır, delikanlıdır. Kapıda da böyle birçok kardeşimiz var, hepsi Kürt’tür. Evlerinde olan kardeşlerimiz var, hanım kız arkadaşlarımız hepsi Kürt’tür. Aslandır onlar.

Bak burada zaten çok açık değil mi? Erkek şahitlik ediyor, kadın şahitlik ediyor “kadının sözünü dinleyin” diyor Allah. O geçerli oluyor. Net. Büyük kolaylık. Kim istemez böyle bir kolaylığı? Bir elin nesi var iki elin sesi var derler. İki kişi oldu mu daha güvenli. Kadını kimse tehdit edemez, baskı altında tutamaz. Ticari konularda adamlar manyak oluyor bazı insanlar. Gider kadını sıkıştırır, “şöyle de” der “böyle de” der. Ama iki kişi oldu mu kuvvet kazanmış oluyor kadın, ticari konuda baskı altına alınamaz. Birbirine destek olup korumuş olacaklar. Adam gelir “ödedi de” der, on bin liraysa “sekiz bin liraydı de” der, kadını sıkıştırabilir. Cenab-ı Allah her dönemi, her hali esas alarak o tedbiri alıyor ve kadın için çok huzurlu bir şey.

KARTAL GÖKTAN: Mehmet Talu Hocamız’ın bu geceki programından çok kısa bir konuşması var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Aslan aslan. Mehmet Talu Hocamız mutlak müçtehit ve müceddiddir. Ona uysan mezhep olarak olur, onun dediğini yapsan olur, öyle bir alim, büyük alimdir. Ama tabii mezhep mukallididir, Hanefi’dir Hocam. Ama mezhep imamıdır, öyle hakiki alim. Güzel anlatıyor samimidir.

Hz. Ebubekir (r.a) da biliyorsunuz kumaş tüccarıydı. Böyle kumaşın hasını biliyordu maşaAllah. Her yerden geliyordu hakiki kumaşlar. Dolayısıyla kendi de çok şık giyiniyor, Resulullah (s.a.v.) da maşaAllah.

Bak diyor ki ayette; “… Şahitler çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar.” Bak “Alış-veriş ettiğinizde de şahid tutun.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Yazana da, şahide de zarar verilmesin.” (Bakara Suresi, 282) diyor Allah. Demek ki tehdit ediliyorlar. Bak görüyor musun ayetin hikmetini? Bak ne diyor ayette? “Yazana da, şahide de zarar verilmesin.” “Şahitler çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar.” Demek ki bir tehdit ortamı olabiliyor yani. İşte iki kişi olduğunda kadının gönlü rahat oluyor. Buradan maksat kadını korumak. Yoksa şahit üstünlüğü de alenen belli mesela erkek diyor ki “hanımım zina yaptı”, kadın da diyor ki “yapmadım.” “Bu durumda” diyor Allah “kadının dediği doğru” diyor. Kesin hüküm. “Doğrudan onun dediğini tercih edin” diyor Allah. “Erkeğin şahitliğini kabul etmeyin kadınınkini kabul edin. Kadın doğru söylemiştir.” Diyor. Burada nasıl erkek üstünlüğü var?

Hayret Allah’ın hep müjdeci elçi göndermesi çok acayip, Allah’ın varlığının delili bu. Kesintisiz her dönemde olmuş.

Maide Suresi, 35. “Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakının” şeytandan Allah’a sığınırım “ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın;” bak “(sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile.” Mesela Mehdi böyle vesilelerden birisidir işte. Allah’a yaklaştıracak bir vesiledir. “O'nun yolunda cihad edin,” gayret edin “umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Maide Suresi, 35)    

Bak diyor ki Allah, Ali İmran Suresi, 199. “Şüphesiz, Kitap Ehlinden,” bak Hristiyan “Allah'a; size indirilene” “Allah bir” diyor ve “Kuran da haktır” diyor “ve kendilerine indirilene” İncil’e veya Tevrat’a “-Allah'a derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır.” Bak Ehli Kitap Tevrat’tan ayrılmıyor, İncil’den ayrılmıyor yine Ehli Kitap. Ama fark ne? “Allah bir” diyor, bir de “Hz. Muhammed Allah’ın Peygamberidir” diyor. O kadar. Bana Museviler de sordular, dediler “Bu nasıl olacak bizi kafir gibi görüyor bu adamlar?” “Sadece Peygamber (s.a.v.)’in yalancı olmadığını, dürüst olduğunu söyleyin yeter” dedim. “Tabii ki kabul ediyoruz” dedi. Bak “onu kabul ediyoruz” dedi. “Dürüst bir insan, samimi olduğunu, doğru söylediğine inanıyoruz” dedi. Bitti. O zaman Müslüman olursun. Yalan söylüyor dersen küfre düşersin. Çünkü dürüst bir insana, tertemiz bir insana sen iftira atmış oluyorsun. Büyük günaha girmiş olursun. İnanmıyorsun da vicdanen. Öyle bir insan yalan söyler mi? Hayatını inceliyorsun, elini vicdanına koy, Peygamber (s.a.v.) yalan söyleyecek adama benziyor mu? Adam demeyeyim de mübarek, Allah afetsin. Öyle nurani bir varlık. Öyle ağır bir hakaret yakışıyor mu Peygambere, olur mu? Allah vermesin. Nur gibi insan, mazlum, kuzu gibi tertemiz. Hayatın her yerinde dürüstlükle geçmiş, bir kere yalan söylememiş hayatında, sen ona yalancı diyorsun. Delilin ne? Delil yok. Bana öyle geldi diyorsun. O zaman Allah sana sorar. Nereden anladın dese ne diyeceksin? Yalancı olduğunu nereden anladın dese ne diyeceksin? Yok. Bir insan ya yalancıdır ya dürüsttür. Yalancı demiyorsan o zaman dürüst olduğunu söyleyeceksin. Dürüst, samimiyse doğru söylüyor demektir. İşte istenen de bu. “Evet dürüst, samimi bir insandır” dediğinde Müslüman olur. Musevi’yse Müslüman olur, Hristiyan’sa da Müslüman olur. Küfür içine düşmelerinin nedeni yalancı demeleri, “kezzap” diyorlar. Allah’tan kork. Ne yaptı sana? Delil ver, senin nerede canını yaktı, seni nerede rahatsız etti? Buna ait bir tane delil ver. “Bana öyle geliyor” diyor. O zaman ahirette hesabını verirsin. Gayet eminsin, adın gibi eminsin dürüst olduğundan. Vicdanını ezip geçip yalancı diyorsun. O zaman Allah senin yakana yapışır tabii ki Cenab-ı Allah melekleriyle.

“Saygıdeğer Hocam iyi geceler, keyifle izliyorum sizleri. Aleviler hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyim? Teşekkür ederim.” DMR CSK. Alevi demek adı üstünde aslan demek, Hz. Ali (r.a)’ı seven demektir. Çok sevgi doludur Aleviler, sevgi insanıdırlar. İnsanı sever, hayvanı sever, bitkiyi sever. Sanatçıdır, güzel parçalar okur, şiirler okur. Allah aşkıyla yanar tutuşur. Bağnazlığa karşıdır.

Bekir Çakır, Tilki Bekir; “Hocam bu ilminizi, bilginizi neye borçlusunuz?” Bizde ilim irfan yok, bizde nakil var. İşte oradan buradan okuduklarımızı naklediyoruz. Cahil bir insanım bende alimlik, ilim, hocalık yok.

İsa Demirci; “Hocam sene 1979. Ben de eli silahlı bir TİKKO’cuydum ama Darwinizm’i hiç bilmezdim, komünizmi de. Allah’a inanırdım.” Bak işte görüyor musun? O devir öyleydi. Ama aferin bak, o nadim olmuş demek ki.

“Allah’a hamd olsun seni yaratmış, tüm güzelliğiyle tecelli etmiş, tüm güzellikleri tecelli ettirmiş” diyor. “Sendeki her detaya gıpta ediyorum Allah aşkıyla sevdiğim benim” diyor Seda Çakmak.

“Canımın içi, bir tanem çok seviyorum, çok özlüyorum. Çok nurlusun maşaAllah. Çok heybetli ve tertemizsin. inşaAllah talebeniz olurum.”

Arada sırada bu ilginç gençler oluyor. Bunlar hep birbirlerinin aynısı, bu bir felaket. Bu çocuklar bundan vazgeçmesi lazım. Müthiş bir sevgisizlik. Hiç kimseyi sevmiyorlar. Sevdikleri hiç kimse yok. Hiç bir şeye pozitif bakmıyorlar. Mesela şu güzeldir demiyorlar. Kelime dağarcıkları çok dar. Her şeye negatif, her şeye negatif. Mahvolursunuz, böyle olur mu? Ve bakımsızlar da böyle, çelimsiz, bakımsız bayağı perişanlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Makedonya’da Sırbistan’a geçmek için günlerdir sınırda bekletilen mülteciler dikenli telleri aşarak ülkeye girdiler. Mültecilerin girişini engellemek isteyen Makedonya polisi ise mültecilere sert müdahalede bulundu. Fotoğraflar var. Ayrıca Fransa’da da Manş Denizi kıyısındaki Calais kentinde yer alan sığınmacı kampını yıktı Fransa. İki buldozer ve yirmiye yakın görevli sığınmacıların çadırlarını söktü ve barakalarını yıktı.

ADNAN OKTAR: Tam Fransız derin devletinin zalimliğine uygun bir üslup.

“Hocam, sigara ve nargile haram mı?” diyor. Nargile çok zararlı bir şey o gelenekçi Ortodoks Müslümanlar bir de bunu çıkardılar işte nargile içilen yerler peyda ettiler sanki normal bir şey yapıyorlarmış gibi. Genç kızlar da gidip tokur tokur onu içiyor. Kardeşim tömbeki akıl almaz ağır bir zehirdir. Mesela tömbeki suyu hemen öldürür insanı. O tömbeki yıkanıyor ya, kırmızı suyu var, ondan bir parça içse insan Allah vermesin hemen öldürür. Çok ağır zehir. Zoruna ne oldu? Zoruna ne oldu yani? Böyle bir şeyi kim yapabilir? En toksik maddelerden birisi. Sigara da öyle, çok zararlı bir şey. Sigara içen genç kızlara bakıyorum genç yaşta çöküp gidiyorlar. “Kaç yaşındasın?” diyorum. “Yirmi üç yaşındayım” diyor. Kırk yaşında kadına benzemiş, çökmüş yani. Ama mesela kırk yaşında da bazı kadınlar var çok canlı ve çok dinç, gençler yani.

Sur’da bir komünist işgal var. Polis bu komünist işgali kırmaya çalışıyor. Kimse ahlaksızlık yapmasın. Türk polisi o çocukları kurtarmak için yapıyor çocuk öldürmeye gitmiyor. Haysiyetsiz, şerefsizliğe gerek yok, namussuzluğa gerek yok. Polisi çocuk katili olarak göstermeye kalkmak ahlaksızlıktır. Masum bir insana iftira etmek ahlaksızlıktır. Haysiyetsizliktir. Oradaki canları kurtarmanın peşinde polis. Halkı, annelerimizi, dedelerimizi kurtarmanın peşinde. Onun için canını veriyorlar. Can azizdir, canını veriyor şu havada. Ağır yaralanıyorlar, ağzını kaybeden var, çenesini, kulağını kaybeden var, kolunu kaybeden var keyif için mi gidiyorlar? Kimse ahlaksızlık yapmasın. “Çocuk katili, çocuk katili.” PKK’lılar çocukları rehin almışlar, onlar da ne yapacağını bilmiyor şuan bekliyorlar. Bu PKK’nın ahlaksızlığını görün artık. Bu kadar aymazlık olmaz. PKK’lılar sıkışmış durumda orada, “kurtarmaya çalışıyor.” Polisin görevi nedir? Suç işlemiş adamı yakalıyor işte. Gelsin polise teslim olsun, gitsin hapiste yatsın cezasının karşılığını görecek.

Demirtaş Çarşamba günü her yerden Sur’a yürünmesi için çağrı yapmış. Daha önce böyle sokağa çıkın diye çağrı yaptığında 6-8 Ekim olayları oluştu. Müthiş bir can kaybı olmuştu. 6-8 Ekim olaylarının üstüne şimdi birde bu olursa orada da yine can kaybı olursa Sayın Demirtaş sorumlu olur, böyle bir şeyin içine girmesin, bak aklı başında bir delikanlı, orada devlet kendini savunuyor. Orada bir komünist işgal var, Stalinist işgal var bunun kırılması gerekiyor. Hangi devlet olsa kendini savunur. Burada acayip olan bir şey yok. Yanlış bir şey görüyorsa bize söylesin biz konuşalım. Ama halkı oraya kışkırtmak Allah esirgesin can kaybına sebep olabilir, onun manevi sorumluluğu vebali çok ağır olur.

“Selam Allah aşkıyla sevdiğim seni babaannemle izliyorum, seni çok seviyoruz, yakışıklı sultanım.” Meryem Türk. Aleykümselam.

Ahir zamanla ilgili filmler izleyelim.

KARTAL GÖKTAN: Ahir zaman videolarıyla yayınımız devam ediyor.

VTR: Bethlehem Yıldızı’nın görülmesi Hz. Mehdi (a.s)’ın Geldiğinin Müjdesidir

KARTAL GÖKTAN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü