Harun Yahya

Sohbetler (1 Mart 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi akşamlar değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programına başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, bir sevgi etiketi yapalım. “Sevgiyi yaşayalım” diyelim.

Fikret anlat.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Devlet Bahçeli MHP’deki son gelişmelere ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Bahçeli, Gülen cemaatinin MHP’yi ele geçirmek istediğini ve siyasi sığınak arayışında olduğunu iddia etti. MHP üzerinde hesaplar yapıldığını ve oyunlar oynanmak istendiğini belirten Bahçeli, amacın ülkücü hareketi sokağa çekerek MHP’yi operasyon partisi haline getirmek olduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR: MHP’nin içinde neler olup-bittiğini bilmek için MHP’nin içinde olmak lazım. Ama MHP faydalı bir parti, gerekli bir parti. Ülkücü gençlik de Türkiye’nin güzel güvencelerinden bir güvencedir. Her şey hayırla devam ediyor, her şeyde bir hayır vardır.

Sevgiyi yaygınlaştıralım. Okullarda öğretmenler bir kere öğrencilerine sevgiden bahsetse çocuklar çok açılırlar. Bir kere, hayatında bir kere duysa bile çok açılır. Sınıf öğretmenleri, öğretmenler “çocuklar birbirinizi sevin, dost olun, kardeş olun” dese “sevgi çok güzel bir şeydir” dese “sevgiye bütün insanlığın ihtiyacı vardır” dese bir kere o çocuklar ömür boyu unutmazlar. Öğretmenlerin hepsinden bunu rica ediyoruz. Bütün Türkiye çapında sevgiden bahsetsinler. Bir kelime.

Sayın Bahçeli’nin tabii endişeleri olabilir, haklı endişeleri de olabilir. Çünkü ülkücülere Avrupa da karşı. Yani bu tarz partilere karşı dünyada bir reaksiyon var Avrupa’da falan. Halbuki vatanın milletin hayrını düşünen, Osmanlı terbiyesi almış geleneksel ahlakımızı en güzel şekilde yaşamak isteyen insanlar. Devlete sahip çıkan, millete sahip çıkan insanlar. Sayın Bahçeli tabii zor bir dönemden geçildiğini fark ediyor. Yani ne kadar çok il teşkilatı feshedildi. Bir fevkaladelik var tabii. Özcan Yeniçeri falan, diğer büyük değerli kardeşlerimiz önemli insanlar, onlar da bu oluşum içindeler. Baktığında herkes haklı görünüyor. Herkesin bir haklı yönü oluyor yani sırf haksız bir görüntü olmuyor. Ama MHP için en büyük tehlikelerden birisi işte “biz ülkücüyüz” işte “taşarız coşarız, kırarız, yıkarız” kafasında tiplerin partiye girme ihtimali yahut ülkücülerin içine sızma ihtimali, bu ciddi bir tehlike oluşturur. Eskiden vardı bunlar, bunlar partiden atıldılar. Kendi aralarında yine bir oluşum da oluşturdular, küçük oluşumlar oluşturdular. Ama tabii bundan sonra böyle bir şeyin olmaması hayırlı olur, güzel olur.

Evet, dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Diyarbakır Sur’da güvenlik güçleriyle PKK’lılar arasındaki mesafe otuz metreye kadar düşerken, operasyonlarda son aşamaya gelindiği belirtiliyor. Güvenlik güçleri anons aracından on dakika arayla PKK’lılara “teslim olun” vatandaşlara da “güvenli şekilde evlerinizden ayrılın” çağrıları yapıyor. Diyarbakır Valiliği’nin açıkladığına göre 19 Şubat’ta oluşturulan koridordan altı kişi çıkarken 22 Şubat günü üç PKK’lı teslim oldu. Bölgede 24 ve 26 Şubat tarihlerinde vatandaşların tahliye edilmesi ve PKK’lıların teslim olmaları için yeniden koridor açıldı, ancak çıkan olmadı.

ADNAN OKTAR: Türk güvenlik kuvvetlerinin başarısı. Amerikan Rusya güçlerinin ataklarını gördük. Dünya bize karşı birleşti inanılır gibi değil. Ve alenen PKK’nın arkasında saf durdular. Teröre karşı olmadıklarını da gördük. Teröre karşı olmaları diye bir konu yok. Terörle kucak kucağalar. Türkiye’yi bölme konusunda akıl almaz bir kararlılık içinde oldukları anlaşılıyor.

Türkiye Allah tarafından korunuyor. Özel harekatın başarısı da hayret edici. Yani PKK’nın yirmi yıllık tecrübesine karşı çok çabuk zafer elde ediyorlar. Bir yıldırım savaşı oldu benim gördüğüm. Çok özenli olmalarına rağmen çok süratli netice aldılar. Oralar huzurlu yerler olsun. Vatandaş da huzurlu olsun, biz de huzurlu olalım. “Deccalın sonu geldi” dedim “Kırk yıllık devri bitti” dedim, değil mi? Söyledik, hadislere göre dedik “yok yok bitmedi yeni başlıyor” dediler, bitti. Deccalın sonu geldi. Son kırk yılı içerisinde yani, o devre içerisinde.

Mesela Rusya ile aramızın açılmasında onda hayır var. Çünkü Türkiye’yi Rus bloğuna doğru çekmek isteyenler vardı, o kökünden kapanmış oldu. Bayağı tehlikeli olurdu o.

Türkiye’yi NATO’dan çıkarmaya çalışan konuşmalar oluyor, Türkiye’den de onu destekleyenler oluyor o biraz mantıksız yani gereksiz bir hareket o. Tabii ki NATO içinde olacağız.

Gençliği iyi yetiştirmesi lazım Tayyip Hoca’nın, gençliği iyi yetiştirsin. İyi bir zemin olursa hiçbir şey çıkmaz. Yani eğitilmiş güçlü bir gençlik yenilmez bir kuvvet olur. Onun için milli şuur dersi tarzında bir ders okutulması gerekiyor gençlere. Lisede böyle bir ders programı olması lazım lisede, ortaokulda. Tayyip Hocam bunu yapsın bu tehlikeli olur öbür türlü. Gençlere bakıyoruz, oho televizyon programları falan Televole kültürü aldı başını gidiyor. Milli İstihbarat Teşkilatı bu Televole kültürüne dikkat çektiler, rapor vermişti daha önce “çok riskli” diye detaylara girerek, detaylandırarak rapor vermişti. Fakat gizli olduğu için gazeteciler onun özetini anlatabilmişlerdi. Mesela bir adaya gençler gidiyorlar, işte koşturuyor, yarışıyor, bir şeyler oluyor ama bomboşlar. Yani ne dinden bahsediliyor, ne imandan, ne vatan, ne millet, ne bayrak, ne PKK tehlikesi, ne bölünme tehlikesi adeta sıfır böyle ihtimaller, adeta sıfır. Varsa yoksa oradaki yarışlar, koşuşturmacalar falan. Mesela gençleri eve topluyorlar, işte kim kiminle evlenecek, akıl almaz kavgalar bağırtılar çağırtılar. Orada da bakıyoruz yine, ne Allah’tan bahis, ne dinden ne imandan, ne Allah korkusu, ne Allah sevgisi, ne vatanın birliği bütünlüğü, ne dış tehlikeler hiçbir şey, sanki yok hükmünde. Yani öyle bir gençlik yetiştiriliyor. Bunun cazip yönü de oraya gidenler bedava bir evle karşılaşıyor bedava bir ev, bedava yiyecek, bedava yatak, bedava meyve her şey bedava, birçok genç de buna özeniyor “keşke böyle bir hayat olsa da yaşasak, her şey bedava olsa” yani sorumluluğumuz olmasa. İşte ne PKK sorunu olsa, ne devletin, hükümetin, Türkiye’nin bölünme tehlikesi her şey, keşke böyle tehlikeler olmasa, bedava yiyip-içsek, biz çalışmadan birisi bizi beslese baksa, yiyecek verse, yatağımızı gelse birisi düzeltse, banyoları biri temizlese biz de sadece kavga etsek, tartışsak, eğlensek, gülsek. On binlerce, yüz binlerce gencin ideali haline geliyor bu hayat şekli. Yani onun kültürünün yakışmayacağını da düşünemiyorlar. Bir kere sen bir genç olarak orada bedava yiyecek peşinde oluyorsun, bedava yatak peşinde oluyorsun, bedava mekan peşinde oluyorsun ve her şeyin bedava olmasını istiyorsun. Mesela Acun’un diğer programlarında falan da öyle, işte eğlensin, gülsün, koştursunlar, yarışsınlar ama Darwinizm tehlikesi, materyalizm tehlikesi, komünizm tehlikesi, PKK tehlikesi adeta sıfır hükmünde. PKK sabah-akşam ideolojik mücadele yaparken böyle bedavacı bir ruh, bedavacı bir hayat anlayışı, bedavacı bir felsefe içten içe yayılmaya başlıyor. Bilinçaltında komün toplumuna karşı da bir eğilim olabilir durumda. Yani komünal hayata karşı da bir eğilim olabilir. Bunlar birer risk. Çünkü Allah’tan dinden bahsedilmeyen bir hayat şekli gibi.

Çünkü gençlerin büyük bölümü fakir. Mesela oraya gelen gençlerin büyük bölümü fakirler hakikaten. Maddi imkanları olmayan gençler. Mesela sıcak, geniş, büyük kaliteli modern bir ev buluyor. Onun için çok zor bir imkan bu. Bedava yiyecek, sabah kahvaltısı, öğlen, akşam, yataklar şunlar bunlar, arkadaş çevresi ve hiçbir sorumluluğu yok. Ne vergi yatırması gerekiyor, ne borcu, ne çalışması gerekiyor, ne bir şey üretmesi gerekiyor, ne bir şeye faydalı olması gerekiyor. Vatan millet bayrak için herhangi bir konuşma yapması, herhangi bir araştırma yapması hiçbir şey gerekmiyor. Sadece eğlenelim, boş konuşalım, boşa vakit geçirelim. Tabii hepsi için demiyorum da bir kısmı için bunu söylüyorum. Bu acı bir gerçek.

MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun vardı o zamanlar, o da bu konuya çok dikkat çekmişti. Yani o komünist görüşü bilinçaltına empoze edebilir böyle bir sistem diye uyarmıştı. Komünal topluma, komünist topluma bilinçaltında bir istek meydana getirebilir diye uyarmıştı.

Genellikle işte gençlerin birçoğu fakir oluyor, imkanları olmuyor. Yani öyle bir kız arkadaş çevresi, erkek arkadaş çevresi, böyle büyük bir ev, böyle bir imkan olacak gibi değil. Ucu ucuna geçinen insanlar. Orada çalışmadan o şekilde o yiyecekleri elde etmek, imkanlar elde etmek birçok genç kıza, birçok delikanlıya müthiş bir amaç, müthiş bir kültür, müthiş bir hayat felsefesi gibi geliyor.

Bedavacılık özellikle Yunanistan’da falan da çok yaygın, Avrupa’da falan. Bütün mesela şu Suriye’de falan da birçok yere var. Bedavacılık kültürü gençliği kasıp-kavuruyor. Hepsi için demiyorum da mesela hiçbiri ne mühendis olmak, ne bir üretim yapmak hiç böyle bir şeyleri yok dikkat ederseniz. Hep böyle işte -sanatçıları tenzih ediyorum da- ya şarkıcı olmak ya model olmak ondan sonra ya stilist olmak belirli üç beş mesleğin üstünde duruyorlar. Halbuki asıl dünyayı ayakta tutan sanayidir, bilimdir, sanattır. Pek onların üstünde durmuyorlar. Benim o meslekleri küçümsediğimden değil ama dar planda tutuyorlar. Bu programlarda bir de kavgacılık çok ön planda oluyor. Bakın dikkat ederseniz, ben tabii oradaki gençlerin hepsini tenzih ediyorum fakat bilinçaltında ilkel komünal toplumun bütün öğelerinden örnekler oluşuyor onlar istemese de. Kavgacılık başta olmak üzere, Allah’ın anılmaması, vatan millet menfaatlerinden hiç bahsedilmemesi. Türkiye felakete sürüklenirse bu eğlence imkanı kalmaz, bunlar olmaz. Yani büyük bir felaket kapıda görünüyor. Böyle bir şeyde bu kadar lakayt olunmaz.

Bedavacılık mesela Yunanistan’daki gençleri kasıp-kavurdu, Yunanistan mahvoldu şu an. Hep genç kızlar işte manken olsunlar, şarkıcı olsunlar, efendim, eğlence organize edilmesinde görev alsınlar, işte herhangi bir sanatçıyı taklit etsin hep bu tarz yani böyle. Şimdi dilim varmıyor da söylemeye, yani üretimden tamamen uzak, teknolojiden bilimden tamamen uzak, yaratıcı olmaktan uzak, sanattan, estetikten tamamen uzak hazırı yiyen, hazırla beslenen ve bedavacı olan bir ruh bütün şiddetiyle yayılıyor. İtalya da öyle, İtalya da mahvoldu o yönüyle, İtalyan gençliğinde de bu var. Türkiye’de de çığ gibi yayılıyor. Mesela İtalya’dan bir genç kızı alın getirin çağırın, ya şarkıcı olmak ister, ya model olmak istiyor, ya stilist olmak istiyor, efendim bir de hostes olmak, estetiysen olmak, makyaj uzmanı olmak hep belirli yani ben en fazla on tane falan meslek sayabilirim. Hep bunun üstünde yoğunlaşıyorlar, isterseniz gidin sorun, İtalya’ya gidenler gidip sorsun bir genç kıza çağırıp baksınlar. Yunanistan’da sorun herhangi bir kıza başka bir şey demiyorlar. Hayır, ben bu suçtur demiyorum ben bu sanatlara da saygı duyuyorum ama bunda bir üretim olmuyor, sanayi gelişmiyor, toplum da gelişmiyor. Ve milli menfaatlerden bahsedilmiyor bu sitemde. Bambaşka bir şey. Hiçbir şey ilgilendirmiyor, mesela insanlar denizlerde boğuluyor Suriyeli insanlar, adam diskoda böyle bir konuyu düşünmek dahi istemiyor Yunanistan’da mesela Almanya’da. Birde “kurşunlayın” diyor milletvekili adam “geldiler mi otomatik silahla tarayın bunları” diyor “sokmayın” diyor. Dehşet verici bir egoistlik yayılmaya başladı. Ve çirkin bir bedavacılık, her şey bedava olsun, yesin içsin yan gelip yatsın. Dinden imandan bahsedilmesin, eğlensin, gülsün, hoplasın, zıplasın yahut kavga etsin, bak herkes için demiyorum ama yaygın olarak bu var.

Melisa, “Hocam, bu Acun’un adadaki yarışmasında perde arkası konularını bir röportajda okumuştum. Size veremeyeceğim detaylarda gariplikler yaşanıyor. Yarışmacılar doğal şartlarda yaşanması gerekiyor diye çok uygun olmayan durumlara geldiklerini anlatıyorlar. Doğal ortamda yaşam diye hijyen ve temizlik konularında hoş olmayan durumlar yaşanıyormuş. Kız ve erkekler birbirlerini farklı bir cins olarak görmediklerini, orada ayakta kalma mücadelesine önem vermek gerektiğini söylüyorlarmış. Daha bir sürü garip durumlar” diyor.

Mesela evlilik programlarında da tek konu adamın maaşı oluyor, kaç evi olduğu, kadına ne kadar para vereceği. Yani dini, imanı, ahlakı, kişiliği falan hiç bunlardan pek bahis olmuyor. Çok nadir yani. Ama bu bedavacı ruh çok yakışık almıyor gençler için. Onlar için mahcup edici ve biraz acıma hissini ön plana getiren bir durum. Yani bir sürü, birçok bedavacılığa ihtiyacı olan insan bir araya gelmiş oluyor. Bedavaya ihtiyacı olan, bedava yemek isteyen, bedava barınmak isteyen insan bir araya geliyor. Bunun verdiği görünüm pek iç açıcı değil. Yani saygınlık açısından güzel olmuyor, acıma hissi ön plana geliyor. Nerede gariban kız varsa, nerede gariban delikanlı varsa akıl almaz bir özlem duyuyor. Keşke ben de bedava yemek yesem, işte bedava ortamda olsam, bedava yaşasam. Bedava nereye kadar? Ve bir genç kız için, bir delikanlı için de o kadar iç açıcı bir durum olmuyor. İnsanlara verdiği imaj zannedildiği gibi olmuyor. Çok gariban bir görünümleri oluyor. Aslan gibi kızlar, aslan gibi delikanlılar, kendilerini o konumda görmelerini istemem. Benim tabii şahsi kanaatim bunlar. Hepsi için de söylemiyorum bir kısmı için söylüyorum, bir kısım vakalar için söylüyorum.

Şeytandan Allah’a sığınırım “Ey iman edenler eğer iman karşı inkar sevip-tercih ediyorlarsa” yani Allah’ı inkar ediyorlarsa “babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zâlimlerdir.” ( Tevbe Suresi / 23) Allah’a inanmıyorsa tabii ki velayet bağı kalmaz. Ama bir mümin “ben Allah’a Peygamber (s.a.v.)’e inanıyorum” diyorsa velayet bağı vardır. İşte “sen Allah’a inanmıyorsun, münafıksın, kafirsin hadi bakalım” denmez. Öyle bir uygulama hiçbir peygamberin hayatında yok. Adam kendi kendine teşhis koyacak, “sen münafıksın” diyecek, ee ya adam cennete giderse sen cehenneme gidersen ne olacak? Nereden biliyorsun bu kadar, vahiy mi aldın? Bir de “Allah’ın rahmetinden kafirlerden başkası ümit kesmez” diyor Allah. Bir insanın düzelmesinden ümit kesmek çok anormal bir şey, değil mi? Nasihat edip doğru yola gelmesi için gayret etmek lazım.

Bedavacılık bir genç için çok iç açıcı değil. Yani gerçekten acıma hissini meydana getiriyor. Orada hiçbir gencin o anlamda bir süksesi olmuyor. Yapmasınlar bence gençlere öyle kavga ettirmek bilmem ne yapmak. İnsanda çok güçlü bir acıma hissinden başka bir şey olmuyor. Bir de onlara özenen varsa o daha da vahim, o çok çok daha vahim yani.

“Hayatımızın, kalplerimizin coşkusu oluyorsunuz sultanımız, canımız Allah aşkıyla çok seviyoruz sizleri” diyor maşaAllah. Fatihan.  

“Hz. Musa (a.s) Mısır’dan getirdiği bilgiler ve Hz. Hızır (a.s)’la geçirdiği yolculukta edindiği ilmi küçük bir grup Musevi’ye anlatıp gizli bir tarikat kurdu ve bu gizli tarikatın temsilcilerini dünyaya dağıttığı Musevilerce biliniyor.” Benim anladığım işte bir nevi masonik bir yapılanma oluşturmuş. “Hz. Musa (a.s)’nın mezarının yerini Museviler dahil hiç kimse bilmiyor. Bunun nedeni Hz. Musa (a.s)’nın vefatı sırasında yanında bulunanların kendi gizli topluluğu olup gömüldüğü yeri kimseye söylememesi için o topluluğunu bilgilendirmiş ve o topluluk gömüyor. Ve kayıt tutulmamış. Hatta binlerce yıl önce Museviler vadinin her yerini aramışlar Hz. Musa (a.s)’nın mezarını bulamamışlar. O gizli topluluk gömmüş Hz. Musa (a.s)’yı. Hz. Musa (a.s)’nın seçtiği ilk ruhban meclisinin baş hahamlarının isimleri Tevrat’ta ve diğer Musevi kaynaklarında yazıyor. Roma döneminde kendilerini putperest tanıtarak Museviler akıl almaz bir masonik yapılanmaya gitmiştir. Roma’nın her tarafını sarmışlar o devirde. Görünürde puta tapıyorum diyor ama Musevi hep Tevrat’la konuşuyorlar. İşte ilk masonik yapılanma bu. Masonik yapılanmalardan bir tanesi. Eseniler var mesela eseni kelimesi İbranice ketum kişi, ağzını sıkı tutan masonluğun bir özelliğidir o biliyorsunuz. Eseniler Tevrat’ın tahrif edildiğine inanıyorlar. İçe kapalı yaşamışlardır. Dış dünyayla bağlantılarını kesmişlerdir. Bu kavmi Hz. Musa (a.s)’nın gizli topluluğundan bir veya birkaç kişinin öğretmenlik yaptığı rivayet ediliyor. Rivayet ediliyor derken öyle inşaAllah. Hz. Zekeriya (a.s), Hz. Meryem, Hz. İsa (a.s)’nın da bu topluluğa dahil olduğu biliniyor. Mesela vaftizci Yahya’nın ritüelleri ve yağla, zeytin yağıyla vaftiz yerinde abdest alma adeti sadece Esenilere has bir Yahudi adetiydi.  Yahudi ibadetiydi o biliyorsunuz. İskenderiye okulunu kuran Eseni rahiplerinin İskenderiye okulundaki isimleri Oziris rahipleri diye yani Hızır (a.s)’ın rahipleri. Antik Yunan ve Roma İmparatorluğu’nun sonuna kadar tüm yönetim kadrosunu yönlendiren gizli Mithras tarikatı Hz. Musa (a.s)’nın öğrencilerini devam ettiren bir topluluk. Mithras tarikatı o kadar güçlü ki ünlü Roma imparatoru Titus Flavius bile bu tarikata dahildi. Kendisini pagan göstermekle beraber gizli bir Museviydi. Tarikat üyeleri birbirlerini özel bir el sıkma yöntemiyle tanır ve yer altı mağaralarında toplantı yaparlardı. Tam mason yöntemleri yani. Roma ordusu neredeyse tamamıyla Mithras tarikatının kontrolündeydi. Roma imparatorluğu’nda imparator halkın değil ordunun seçimiyle iktidara geliyor. Yani orduyu kontrol eden Roma imparatorluğu’nu kontrol ediyor. Mithras tarikatı da orduyu kontrol ediyor. Dolayısıyla istedikleri kişiyi başa getiriyorlar. Esas Roma kraliyet soyundan ve Roma asilzade ailelerinden tek kişi bile kalmayacak şekilde tüm asillerle bürokratlar üç yüz yıl içinde eksiksiz olarak gizli Mithras tarikatı üyesi oldular. Soyu Hz. Musa (a.s)’nın seçtiği yirmi dört ruhban ailesine dayanan kişilerden oluşur hale gelmiş. İşte bunlar bölünerek sonra devam etmiş. Bunların bazıları masonluk, bazısı da Gülhaç teşkilatına dönüşmüş zamanla. 1090 yılına doğru gelindiğinde özellikle İslamiyet’in Avrupa’da yayılmaya başlaması Avrupa’nın fakirleşmesinin ardından gizli mason olan İngiltere kralı Arthur şatosunun taş yuvarlak masasının etrafında topladığı asilzadeleri ile mason teşkilatının askeri kanadını oluşturuyor. Ve bu yeni teşkilat yuvarlak masa şövalyeleri veya daha sonraki isimleriyle tapınakçılar şeklinde değişiyor.

Kuzey Irak’ta Barzani’nin partisi açıklama yapmış bugün. “PKK’nın bizim parti binalarımıza ve siyasetçilerimize saldıracak bunun istihbaratını aldık” demişler. Olabilir. Amerika ve Rusya desteğinde saldırmak istiyor olabilirler. Gereğini yapsınlar onlar da o zaman. Ne kadar karaktersiz bu PKK’lılar bütün Ortadoğu’ya düşmanlar bütün Ortadoğu da bunlardan nefret ediyor. Bu kadar haysiyetsiz şerefsiz adamlar olmaları hayret. Ne kadar iblis karaktersiz varsa bir araya toplanmış.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi verebilir miyiz Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Katar’ın en çok okunan İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’de çıkan makalenizde, terörist hareketleri siyasi ve askeri çözüm yöntemleriyle durdurmanın mümkün olmadığını bunun ancak şiddete dayanmayan daha akılcı bir mücadele yöntemiyle yani karşı ideolojilerin anlatıldığı bir eğitimle mümkün olabileceğini anlatıyorsunuz. Bugün İsrail’de bulunan ve Facebook’ta altı yüz yetmiş bin takipçisi olan Jerusalem Online haber sitesinde İslam’a ve insan haklarına göre Musevilerin Harem-el Şerif’te dua etme hakkı olduğu konulu yazınız yayımlandı.

ADNAN OKTAR: Buna niye bozuluyorlar ben anlamıyorum. O garibim bizim Yehuda Glick Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidinin olduğu yerde, o güzel ortamda Allah’a dua etmek, Allah’ı anmak için orada bulunmuş. Vay sen misin orada bulunan? Daha ne istiyorsun? Allah’a dua ediyor. Ne istiyorsun? Komüniste Allahsıza, Kitapsıza çıtın çıkmıyor o mazlum insan oraya geliyor dua etti diye yeri göğü birbirine katıyorlar. Bugün sen işte nasıl bu şahsı korur kollarsın? Mümin tertemiz insan. Kuran’dan bahsediyor, Hz. Muhammed (s.a.v.)’den bahsediyor, İslam’ı övüyor.  Kuran’ı övüyor. Burada geldi Kuran’la konuştu gördünüz. O insan da gitsin orada dua etsin ne mahsuru var? Daha ne istiyorsun? Sultanahmet Cami’sine turistler geliyor herkes geliyor. Adamlar dua ediyorlar camiyi görüp gidiyorlar. Orada Allah’ın evi adam gelsin ne olur ne kaybedersin? Adam orada dua etti diye büyük bir felaket şeklinde anlatıyor. Sanki tepesine taş düştü. Istırap içinde anlatıyor. Daha ne istiyorsun? Allah’ın evi ne için? Dua etmek için. İşte gelsin dua etsin adam ne istiyorsun? Ne yapsın yani? Glick’in ayet okuduğu film vardı, bizim burada Kuran okumuştu. Onun filmi var mı sizde?

KARTAL GÖKTAN: Hazır evet.

ADNAN OKTAR: Göster.

VTR: Haham Yehuda Glick, 3 Aralık 2009’da Sayın Adnan Oktar’ın konuğu olmuş, canlı yayında İhlas ve Fatiha Surelerini okumuştu

ADNAN OKTAR: Başka uğraşacak adam bulamıyor musunuz? Mazlum kendi halinde bir insan. Ayet okuyor, Kuran okuyor, Fatiha okuyor, camiye gelmiş bırak dua etsin. Ne güzel niye fenalaşıyorsun? Niye bunalıyorsun, niye rahatsız oluyorsun? Anarşisti, teröristi sokuyorsun camiye birde Allah’a inanan adam geliyor işte bırak o da gelsin. Hayret edilecek bir kafa. İnanılır gibi değil. Herkes camiye insanlar gelsin diye uğraşır bunlar camiye adam niye geliyor diye uğraşıyorlar.

KARTAL GÖKTAN: Diğer yazılarınızı okuyalım mı Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Fas’ta yayımlanan Morocco World News isimli sitede Fransızca iki makaleniz yayımlandı. Birincisi “Fransa’yı neler bekliyor?” ve “Aklıselime davet: Kuran’a bağlı Müslümanların Musevilere bakış açısı nasıl olmalı?”  Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden olan el Vatan’da “Terör sadece batıyı hedef aldığında mı terör?” başlıklı makaleniz yayımlandı. Bu makalede batı dünyasının yalnızca kendine yönelik saldırıları terör olarak adlandırıp Türkiye’deki PKK ve onun Suriye’deki kolu olan PYD terörlerini görmezden geldiğini anlatıyorsunuz. Ortadoğu’nun en çok okunan İngilizce gazetelerinden biri olan Arap News’de “Siyasette alışılmadık bir kavram sevgi” isimli yazınız yayımlandı. Bu makalede siyasette, ekonomide istikrarın ancak sevgiyle sağlanabileceğini sorunlara çözüm bulmak için silahlandırmak yerine bilgilendirmenin ve sevgiyle bağ kurmanın gerçek yol olduğunu anlatıyorsunuz. Suudi Arabistan’ın günlük Arapça gazetesi Mekke’de “Avrupa’da sağ ve gelişen ırkçılık” başlıklı yazınız çıktı. Avrupa’daki ırkçı söylemlerin teröre karşı bir eylem geliştirmiş olmayacağını tam tersine terörü kendilerine çekeceğini anlatıyorsunuz. Yıllarca medeniyetin süsü olan Avrupalıların çok geç olmadan nefret politikasının güçlenmesini engellemeleri gerektiğini anlatıyorsunuz. Amerika merkezli haber sitesi News Rescue “PKK ve PYD’ye verilen destek son bulmalı” başlıklı makalenizi yayımladı. Yine merkezi Amerika’da yer alan diğer bir haber sitesi Jefferson Corner’de ise “Darwinizm belasının farkına varmak” başlıklı yazını yer aldı. Bosna’da yer alan iki haber sitesinde Boşnakça makaleleriniz yayımlandı. Cazin isimli sitede “Terörle mücadelede çifte standart” başlıklı makaleniz Bosnia Times sitesinde ise “Irkçılık Avrupa’nın değerlerini tehdit ediyor” başlıklı yazınız yayımlandı. Almanya merkezli Burma Times haber sitesi “Unutulan Rohingya halkı” başlıklı makalenizi yayımladı. Bu yazınızda herkesin zulme arşı sorumlu olduğunu hatırlatıyor ve Müslüman liderleri zulme karşı sevgi ve barış esas alınarak fikri zeminde ortak bir çalışma yürütülmesi konusunda çağrıda bulunuyorsunuz. Son olarak Hindistan’da yayımlanan Hans India sitesinde “Batılı ülkeler mültecileri neden istemiyorlar?” başlıklı yazınız yayımlandı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ilime irfanla dünya çapında faaliyet. Yeni yetme ufak atom forvet köfteler de yok sen ne yapıyorsun, ne faaliyet yapıyorsun? Yani ne tarihimizden haberleri var ne olaylardan haberleri var. Daha yeni yetme, internette ona küfreder buna küfreder kendini bir şey zannediyor. Acar köfteler. Dünyadan bir haberler bazıları.

“Merhabalar Adnan Hocam oradaki konseptin yapmış olduğunuz yayınla ne alakası olduğunu sorabilir miyim?” Mustafa Yıldız. Mustafa bu konsept böyle olmazsa Allah esirgesin kafayı sıyırırsın. Yani sürekli konuşma, sürekli anlatım beynin uyuşur. Dikkat veremezsin, insan zayıf varlıktır, kaldıramazsın. Hastalanırsın yani. Bana iyi dikkat verebilmen için bunlara ihtiyaç var. Yani beyin zindeliği meydana getirir. Kafanda dinçlik meydana getirir. Devamlı işte efendim bir sual ediyormuş, öyle yetişirsen sen sonunda öyle olursun, o adamlar gibi olursun. Ve sonunda Ortadoğu’nun hali ne görüyorsun, ona doğru gidersin. Beyin sağlıklı ve zinde olacak.

Bunlar zannediyor ki gelenekçi İslam mesela kadınlar hep böyle sakallı bıyıklı kadınlar olacak, başörtülü dörtgen küp gibi, turşu kavanozu gibi kadınlar olacak böyle. Bön bön bakacaklar falan. “Efendim size bir sual edeceğim” diyen adamlar olacak. Sıhhatli zinde bir gençlik kalmaz o zaman. Beynin dumura uğrar. Ortadoğu’nun mahvolması planında uygulanan şeytani yöntemlerden biri bu. İnsan fıtratını tamamen bozup, beyindeki zindeliği ortadan kaldırıp, beyin gücünü yok ediyorlar. Mahvoluyor insanların beyni, çürüyor adeta. Ruhunu çürütüyorlar, aklını çürütüyorlar ve görüyorsunuz sefaleti perişanlığı. Önüne gelen sopalıyor, tekmeliyor, kurşunluyor Suriyelileri, Iraklıları, mahvediyorlar bütün İslam alemini. Yani adamlar bin bir türlü öldürme planı hazırlıyorlar şuan. Akıl almaz bir nefret sarmış vaziyette. Sizi yanlış eğittiler, zinde bir gençliğin yerine ölü bir gençlik hedefleniyor. Beyninizi çürütmek istiyorlar, ruhunuzu çürütmek istiyorlar, fıtratınızı yıkıyorlar ve kadın düşmanı yapmaya çalışıyorlar. Kadın güzelliğini yok ediyorlar. Ve çaktırmadan Ortadoğu’yu çürüttüler. Bak adamlar “bataklık” diyor, Ortadoğu bataklığı diyor. Bataklık ne demek? Çürüdü diyor işte. Bu planla yapıldı bu. Bu oyuna gelmeyin.

Bugün 1 Mart kediler günü, bir resim var mı orada? Dünyanın en tatlı kedisi bu değil mi? Evet.

Kadın kadına benzeyecek, erkek erkeğe benzeyecek. Müzik olacak, eğlence olacak o zaman zinde olur zihinler. Yoksa beyniniz çürür, aklınız çürür, şizofren olursunuz Allah esirgesin, mahvolursun, Ortadoğu’yu mahvettiler böyle, hepsi için demiyorum ama genel anlamda bu etkiyi yapar. Beyin bu kadar baskıyı kaldırmaz. Bak Kuran’da diyor, namaz detay yok diyor, niye? Çünkü namazı neleri bozacak onun listesini istiyor o, bin madde var, Allah’tan korkun ya, en az bin madde namazı bozan. Böyle namaz mı kılınır? Diyor ki, “namaz bozuldu mu, bozulmadı mı diye aklından bir an geçse namaz bozulur” diyor. Al başına belayı, ya insan bunu düşünemez mi? Bir an diyor o kadar düşünse namaz gider diyor. Namazın içindeki farzı, sünneti, vacibini birbirinden ayırt edemezse, düşünürse diyor namaz gider diyor. Allahu ekber derken diyor b’yi şeddeli söylerse namaz bozulur diyor. Fatiha’yı okurken baştan sona şunu şöyle derse mesela Elhamdulillahi Rabb’il alemin diyorsun, orada diyor mesela şu kelimede, şu vurguyu iyi yapmazsa namaz bozulur diyor. Allah sizi hidayetle donatsın ne diyeyim ben, Allah aklınızı, fikrinizi açsın, mahvediyorlar milleti ya, millet namaza bir başlıyor adam bakıyor aklını atacak vazgeçiyor. Allah bunu bildiği için Cenab-ı Allah, “namazı rüku, secde, kıyam” o kadar. “Namazınızı kılın” diyor. Ne yaparsanız yapın rüku olsun yeter ki, secde olsun kıyam olsun, “Allah’ı anın” diyor “namazınızı kılın çıkın” diyor. Hz. İbrahim (a.s) namazı beş dakikada kılıyordu. Bunlar kıl, kıl, kıl bitmiyor ya, Peygamber (s.a.v.) diyor sabaha kadar ayakları şişerdi, böyle namaz olur mu? Ayağı şişerek namaz olur mu? Ne kadar acayip bir akıl kardeşim, mahvediyorlar İslam alemini, ediyorlar ettiler yani.  

Evet, dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Anayasa Mahkemesi kararı hakkındaki yorumu üzerine Kılıçdaroğlu “mahkeme kararına saygı duymayacağım uymayacağım” demek narsist kişiliğin çok öne çıktığı bir olaydır değerlendirmesi yaptı.

ADNAN OKTAR: Valla biz her şeye saygı duyuyoruz yani. Bizim öyle bir lüksümüz olmaz da. Mahkeme kararına ben her türlü mahkeme kararına saygı duyarım.  Yani herkes görüşünü ifade etmekte hür. Hür olması lazım. Yani insanlar ifade hürriyetine sahip olması gerekiyor. Biri öyle der biri böyle der her şey denebilir yani diyebilirler.

KARTAL GÖKTAN: Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan bir açıklama yaptı; “Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlar herkesi ve her kurumu bağlamaktadır” dedi.

ADNAN OKTAR: Tamam. Üst mahkeme olduğu için.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Zaten mahkeme kararını iptal etme yetkisi yok Cumhurbaşkanı’nın. Mahkemenin kararı geçerli olur ney ise. Ama fikir beyanının hür olması lazım. Her türlü fikrin hür olması lazım. Yani inanmadığı bir şeye insan inanıyorum dememesi lazım.  İnandığı bir şeye de inanmıyorum tersi yani düzü hep bunlar olmaz.

Evet dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Rusya Dış İşleri Bakanı Lavrov Türkiye sınırından Suriye’ye silah gönderildiğine silahların bir kısmının insani yardımlar arasında gizlice Suriye’ye geçirildiğini iddia etti. Lavrov konuşmasının devamında Can Dündar’la ilgili bir göndermede bulundu. Ve bunu açıklayan gazeteciler hakkında ise davalar açılıyor ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Yok ya Türkiye Suriye’ye silah göndermiyor. Öyle bir şey yok. Kime göndersin, nereye göndersin silahı? Birde silahı nereden bulacak Türkiye? Çok mantıksız kardeşim. Nereden bulsun silahı? Makine Kimya Endüstrisi silahları var hepsinin üstünde damgası var onu mu gönderecek yani? Hayır PKK’nın ve bölgede bütün terör gruplarının kullandığı silahlar hep yabancı menşeili. Daha hala Türkiye gönderiyor diyor Allah Allah. Alman malı. Amerikan malı. İtalyan malı. İngiliz malı. Çin malı. Rus malı silahlar. Türk malı silah hiç görülmedi. Çok çok nadir birkaç kere Makine Kimya’ya ait birkaç el bombası ve birkaç silah bulundu o da çalıntıdır, bir askerden çalmışlardır. O kadar onun dışında öyle bir şey görülmedi. Bunun tespiti nasıl olur? Terör örgütlerinin çatışmada ele geçirilen silahlara bakarsın bak dersin bunlar Türk malı dersin Makine Kimya’nın damgası var dersin olur. Çok kötü bir yalan bu. Lavrov inanmasın. Öyle bir şey yok. Bayağı eminim yani.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Birleşik Arap Emirlikleri basınında yer alan bir yazıda Amerika’nın YPG’yi ortak olarak görme stratejisini yeniden gözden geçirmesi gerektiği ifade edildi.  Yazıda Amerika’nın YPG’nin zafer kazandığı iddiasının doğru olmadığı Amerikan hava gücü olmadığı müddetçe YPG’nin başarısının olmadığı en son Tel Abyad saldırısında da bunun görüldüğü anlatılıyor.

ADNAN OKTAR: Bak ben ne diyorsam dünya basınında o haber oluyor. Aynısı. Benim kapsamlı yaptığım bir tespit bu. Anlattığım yazılarımda da çıkan bir konu. Geçenlerde geçen hafta çok kapsamlı anlattığım bir konu. Kelimesi kelimesine aynısını almışlar. Ve ısrarla onları ayrı bir güç olarak görüyorlardı. Çok güçlü olarak görüyorlardı. Bak şuan benim dediğimi dünya basını kendi fikri gibi anlatıyor.

KARTAL GÖKTAN: Devamında da yine sizin ifadeleriniz var.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Yazıda IŞİD’in istediği takdirde çok kısa sürede bir ilçeyi de ele geçirebildiğini YPG’nin ise etkisiz kaldığı ifade ediliyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bunlar çığlık çığlığa böyle cinsi sapıklar gibi bağırıyorlar bir dalıyor IŞİD bunlar darmadağın deliriyor aklını atıyorlar. Bir kısmı intihar ediyor korkudan.  Yani bak IŞİD saldırısı başladığında birçok YPG’li intihar ettiler. Mesela azılı bir katil var o binayla beraber kendini havaya uçurdu. Yani cinnet derecesinde korkuyorlar. Bunlar kahpe, korkak ve çok alçak adamlar. Haysiyetsizler. Ben şiddeti savunduğumdan değil yani IŞİD şiddetine ben şiddetle karşıyım. Ama bu kahpe karakterli adamlar tam bir haysiyetsiz. Gaspçı ve hırsız. Korkak, it, kopuk takımı. Bunların hiçbir özelliği yok. Amerika, Rusya bunları boş yere şişiriyor. Ciğeri beş para etmeyecek mikrop bunlar.

Roni Aydın. Bakuvan, “Adnan Bey sürekli PKK şu bu. Mesela bugün Muş’ta yedi kişiyi yakanlar beraat etti. İki çift lafın yok mu? Muş’ta 1993’de yardım ettiği gerekçesi içindekiyle birlikte yakılan ve dokuz kişinin hayatını kaybettiği evin duvarı davası vardı bugün. Savcı dört kişi hakkında 180 yıldan 225 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmasını değiştirerek sanıkların beraatını istedi hepsi beraat etti.” Bu nedir? Ben bu olayı bilmiyorum ki.  Kim yaktı bunu? Yanan kim? Yakan kim? Yani mahkeme beraat ettirdiyse bir delili vardır. Durduk yere beraat ettirmez yani. Bana detaylı bilgi verirlerse bir şey söyleyeyim. Bilmediğim bir şey hakkında şimdi ne diyeyim yani? Bu konuda bana kapsamlı bilgi gelirse ben bir şey söyleyeyim. Ben bilmiyorum yani. Onu yazan bana detay vererek yazsın. Kısa özet olarak ben de ona göre bir şey söyleyeyim.

Fatma Hakkâri’den, “Kendileri çalıp kendileri oynuyor” diyor. Tamam, biz çalalım sen oyna. Yani nasıl istiyorsan. Biz adaletliyiz öyle bir şey olmaz.

ERDEM ERTÜZÜN: Köpeğin üzerine tırmanan kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Kurtuluşu yok. Bayağı kararlı. Ama bayağı şeker yani. Kedi aslında muhteşem bir varlık, tarif edilecek gibi değil. Şahane bir arkadaş. Keyfini çok iyi biliyor. Uyanıklık felaket. Mesela başını belaya sokacak hiçbir şeye girmiyor. Mesela tehlikeli bir yiyecek var mesela sıcak oluyor asla. Mesela soğuk oluyor onu da hemen patileriyle anlıyor hiçbir şekilde yanaşmıyor. Mesela zehirliyse yiyecek ona da yanaşmıyor. Kokusundan anlıyor. Yanık şey asla.

KARTAL GÖKTAN: Bizim Coşkun’un kedisinin de bir videosu var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bundan haberimiz yok bizim. Tam tombiliymiş bu. Bayağı şeker. Bak gayrete bak sen. Kulaklar yer çekimine uygun. Buna sarılıp yatmak şahane olur. Hayret ya bunun canlı olması acayip bir şey yani. Dalaşma, kavga falan yani bayılıyorlar böyle olay olsun bir yemek yiyecek birde oynayacak birde sevilecek. O kadar.

Evet dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Cemil Bayık açıklamasında Öcalan’ın “bana altın tepside bir devlet verseniz de istemiyorum” sözünü hatırlatarak Kürt devleti istemenin gericilik olduğunu 20. Yüzyıl zihniyetine sahip olanların ilerici Apo ve PKK’yı anlamadığını söyledi. Verilen mücadelenin özdenetim mücadelesi olduğunu belirten Bayık Demokratik Toplum Partisi demokratik çözümü öneriyor. “Türkiye demokratikleşmek istiyorsa kesinlikle öz yönetimi kabul etmelidir” ifadelerini kullandı. 

ADNAN OKTAR: Kardeşim yani öyle bir olay yok işte bu aldatmaca. Öyle bir şey yok. Yoksa adam mesela ne biliyim özyönetim bir yerde bir başka türlü bir yerde fakat burada bir komünist Stalinist bir sistem var. Komünist Stalinist sistem özyönetim diye ayrıldığında ne yapacağını anlamak güç mü ya sen çocuk mu kandırıyorsun?  Sen bak Komünist Stalinist bir ideolojiyi savunuyorsun. Stalinizm hiçbir zaman için devletsiz olmaz. Proletarya diktatörlüğü Stalinizm’in vazgeçilmez özelliğidir. Adam Stalinist olmaz yoksa. Yani komünist olmasının bir anlamı kalmaz. Parti niçin kuruyor adam? Devlet oluşturmak için kuruyor. Sen istemesen bile İngiliz derin devleti istiyor. Senin istemene bağlı değil ki. İngiliz derin devleti orada komünist bir devlet istiyor.

“Adnan Bey siz hala Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında durmaya devam edecek misiniz?  “Bir Cumhurbaşkanı olarak ben Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı tanımıyorum” dedi.” Baki Kara. İnsanlar fikirlerini söyleyebilmesi lazım. Her türlü fikrini söyleyebilmesi lazım. Bilmiyorum ben kanuna aykırıysa o ayrı mesele de hukuka aykırıysa tamam ona ben bir şey demem. Ama genel olarak fikir olarak herkes fikrini, düşüncesini açık açık söylesin. Mesela Leyla Zana diyor ki “bize artık özerklik yetmez. Bizim mutlaka federasyonu sağlamamız federasyonla ayrılık referandumuna gitmemiz ve kendi geleceğimizi kendimiz tayin etmemiz lazım” diyor. Bak bu en hafifi bu. İngiliz derin devletinin istediği orada Stalinist, komünist bir devlet. Sen de Stalinist, komünist olduğuna göre sen devletsiz komünist nasıl olacaksın? Stalinist nasıl olacaksın? Yani liberal bir devlete bağlı olacaksın ama Stalinist, komünist olacaksın. Olacak iş mi şu? Senin ideolojine göre zaten sen liberalizmi asla kabul etmezsin. Asla kabul etmezsin yani onu da almayı düşünürsün. Onu da kendi kontrolüne almayı ve devrimi ihraç etmeyi düşünürsün. Öcalan diyor her şeyi Londra’dan planlıyorlar diyor. Her şeyi tekelleştiriyorlar sıra Türkiye’de. Türkiye’yi kuşatmışlar bir tarafında Ermenistan, Ermenistan’ı da küçültüp daracık bir alana sıkıştırmışlar. Öbür tarafta Yunanistan sonra da küçük bir Kıbrıs oluşturmuşlar. Bir de güneyde küçük bir Kürt devletçiği bunlar hep İngiltere planlıyor diyor. Açık işte konuşması.  Öcalan söylüyor kendisi söylüyor.

“Sayın Adnan Oktar Adem ve Havva’dan üreyerek gelme olayını açıklar mısın lütfen? Ensest ilişki var mı bizde?” Kardeşim ensest ilişki diyorsun Allah Allah. Allah’ın demesiyle ensest ilişki oluyor o. Demediğinde bilemezsin sen zaten. Nerden çıkarttın ensest ilişki diye? Allah bir süre sonra diyor ki:  “ben bunu haram ettim” diyor. Ensest zaten sonradan çıkmış bir ifade.  Bu size haramdır diyor haram diyor onun üstüne haram oluyor.  Daha önce helal. Allah’ın demesiyle helal olur haram olur.  Zinayı da bilemezsin ki sen nikâh tamam nikâhsız ilişkiye girersin normal bilinmese. Bak helali haramı bilmesen nikâhsız ilişkiye girersin. Niye dikkat ediyorsun? Allah söylediği için. Söylemezse direkt ilişkiye girersin nereden bileceksin yani? Yani bunu artık anlamanız gerekiyor kaç defa açıkladım.

“Kırk yıllık âlemciyim böyle bir alem yapmadım var ol Hocam var ol” diyor Tuna Han. E

“Hocam bu şehri bırakıp gitmek istiyorum bazen. Kalbim sıkışıyor daralıyorum sizce ne yapabilirim? Bana bir yol gösterin.” Depresif Bülent. Allah’a dua et, Kuran oku, namazını kıl, abdest al ferahlarsın.

“Tanrı eğer varsa hem varlığının tüm kanıtlarını bizden gizleyip hem de bizlerden Kendisi’ne inanmamızı neden bekliyor” diyor. İlayda Özmen. Kanıtlarını gizliyor mu? Hücrenin yapısına bir giriyorsun nefesin kesiliyor. Kromozomların yapısına bir giriyorsun akıl duruyor. Yani bir şehre girdiğini anlıyorsun. Hücreye giren İstanbul şehrine girmiş gibi oluyor. O kadar kapsamlı. Sırf tek hücreden bile Allah’ın varlığını kesin anlarsın. Beyninin içinde rengarenk bir dünya görüyorsun ve biri görüyor. Bu ne bu? Kulağında ses duyuyorsun, birisi duyuyor, ne bu? Ve parmağını bastırdığında birisi hissediyor, kokuyu birisi kokluyor duyuyor, ne bunlar? Müzik çalıyor mesela birisi duyuyor, bu nefes kesici Allah’ın kesin açık delili değil mi? Görmek istemezsen görmezsin, anlaşılmayacak bir yönü yok.

SEMİH MERİÇ: Allah ayette şeytandan Allah’a sığınırım, “Aklını kullanabilen bir kavim için ayetler vardır” diyor inşaAllah, deliller vardır diyor.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.

SEMİH MERİÇ: Şeytandan Allah’a sığınırım; “aklını kullanabilen bir kavim için deliller vardır” diyor Allah ayetler vardır diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, çok açık sarih yani bakar bakmaz anlayacağı şekilde açık.

Cansu; “Hocam hayat beş mertebesi vardır diyorlar; diriler, ölüler, Hz. İsa ve İdris’in mertebesi, şüheda, hayat ve ehli kabir hayatı olmak üzere. Kabir hayatı gerçekten var mıdır? Onu merak ediyorum.” Ölür ölmez melekler koluna girip götürüyorlar. Nerenin kabri yani? Bayağı rahat, neşeli bir şekilde gidiyor mümin. Şehitler direkt şehitlik alemine gider. Zaman yok ki öyle beklesin adam neyi bekleyecek yani? Kabirde neyi bekleyecek tek başına? Mümin olacak tek başına mezarda bekleyecek, bunun bir mantığı var mı? Bir peygamber düşün, bütün ömrünü İslam’a Kuran’a vermiş, tek başına mezarda bekliyor, binlerce sene. Olur mu öyle şey? Ölür ölmez belki iki basamak tak aşağı iner, kolundan alır götürürler, bu kadar. Doğrudan cennete gider, bekleme olmaz. Çok kısa süre aralardır onlar, çok kısa aralar.

“Fena, baka, culüs makamlarından bahseder misiniz?” Berk. Fena makamını anlatırsam akşam akşam uyuyamazsın Berk, kaldıramazsın. Ben anlatmayayım, sen dinleme.

1948’de Afganistan’da altı bin Musevi varmış, şimdi sıfır. Cezayir’de 140 bin Musevi varmış, şuan 20. Mısır’da 75 bin Musevi varmış, şuan 10. Irak’ta 135 bin Musevi varmış, şuan sıfır. İran’da 120 bin Musevi varmış, şuan 8 binmiş. Lübnan’da 20 bin Musevi var, şuan sıfır. Libya’da 40 bin Musevi varken şuan sıfır. Fas’ta 260 binken 1500’e düşmüş. Filistin’de 30 binken sıfıra, Suriye’de 30 binden sıfıra, Sudan’da binden sıfıra, Tunus’ta 100 binden bine, Yemen’de 63 binden elliye düşmüş sayıları. Dehşet verici bir durum. Çok korkunç. Bir ırka, bir inanca yapılan bu uygulama, dünyanın utancı bu, dehşet verici bu.

Ponçik; “A9’da Adnan Hoca var.”

“Hocam her gün üç arkadaş zevkle izliyoruz ve sizin dans etmenizi istiyoruz. Yalnız değilsiniz, sizinle birlikte biz de dans ediyoruz karizmatik Hocam” diyor. Afyon’dan Serkan.

Tayyip Hocam sakın Başkanlık olayına girmesin, çok tehlikeli olur, sakın. Yani Türkiye çok yükselen bir tansiyon içinde. Bütün dünyanın tansiyonu çok yüksek. Gereksiz, bir hırsı varmış gibi görürler. Başbakan iyi, çok iyi. Bu sistem de çok iyi, bunu değiştirmesin. Böyle götürüyor işte gayet iyi gidiyor.

“Adnan Bey yoga yapıyorum haftanın iki günü ve gerçekten ruhumda büyük bir rahatlama hissediyorum. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?” Nehir. Bu kafasının üstünde elini birleştiriyor, o mu? Amuda kalkıyor, rahatlıyorsan yap, hoşuna gidiyorsa.

“Mehdi zuhur etmeden önce Müslümanlar Mısır’da bir minber kuracak” yani yeni bir hükümet kuracak. “Ve Musevilere Arap dünyasının her köşesinden gönderecekler” bir felaketin açıklaması olarak hadiste bu belirtiliyor bir felaket haberi olarak. Museviler ehli kitap insanlar İslam tarihinde görülmemiş şekilde Müslümanların arasından gönderiliyor, her yerden. Bak diyor ki; “sizi İsrail’de de istemiyoruz” diyorlar. “Adamlar nereye gidelim?” diyor. Amerika? Amerika’da da istemiyoruz diyorlar. İspanya? Orada da istemiyoruz diyorlar. Delirdin mi sen? Nereye gitsin adamlar? Ne istiyorsunuz yani? Kuzey kutbuna mı gitsinler? Oraya da istemezler. Çözüm? “Hepsini öldüreceğiz” diyorlar. Allah o zaman belanı verir, aklını başına al.  Sen mazlumu öldürmeye kalkarsan, Allah seni öldürür. Aklını başına al. “Çoluk çocuk hepsini öldüreceğiz” diyor.

“Seni seviyoruz Sayın Hocam. Allah seni başımızdan eksik etmesin. Allah razı olsun.”

“Hocam bilgisayarda çalışırken ayet dinleyebilir miyiz?” Dikkatini verebilecek misin? Nasıl olacak? Ayeti anlaman lazım.

“Sayın Hocam tek kelimeyle iyi ki varsınız, sizin güzel düşüncelerinizle hayat yaşıyoruz” diyor Murat.

Amerika yeni açıklama yapmış. Bak, Amerika’nın bu yenilmesi işte. “Suriye’de tek hedefimiz Suriye’nin bütünlüğünün korunması. Suriye halkının seçtiği bir yönetim tarafından yönetilen ülkenin mezhep ayrımı gözetmeden bütün olması.” Hâlbuki onların Büyük Ortadoğu Projesi’nde Suriye’nin parçalanması vardı. Paramparça. Bak, onu yapamadılar, şimdi yalıyorlar. Yani Amerikan derin devleti kendi tükürüğünü yalıyor yani şu an. Beceremeyeceğin bir şeye niye girersin be mübarek? Arkasından Türkiye’yi parçalayacaklardı. Suriye’yi parçalayınca arkasından sırada Türkiye vardı. Suriye’yi parçalayamayınca şeylerinin üstüne oturdular.

Bülent Çakır, “Hocam mükemmel bir hitabet, konuşma ve karşı tarafın da anlayacağı tarzda olmanız maşaAllah basiretiniz ve hikmetinizin gücünden olsa gerektir” diyor. Allah öyle gösteriyor sana, maşaAllah.

Funda Göl, “Canımın canı Hocam. Siz ve bütün kardeşlerimiz müthişsiniz, maşaAllah. Atatürk’ün dindarlığından bahseder misiniz?”

Halime, “Hocam, Tülay Hanım bence fazla güzel. Fikrim bu. Teşekkür ederim” diyor. MaşaAllah.

“İyi akşamlar. Adnan Bey, sizin kitaplarınızı yeni okumaya başladım. İnsanı düşünmeye sevk ediyor. Dinimizi ne güzel bir üslup ile anlatıyor. Çalışmalarınız bir Müslüman’ın şevkini ve imanını artıracak şekilde.” Gürbüz Uğurlu.

“Hocam, biz İslam Birliği’ni isteyen Müslümanlar olarak hangi çalışmaları yapmalıyız?” Vesile İlham.

“Adnan Bey, masonları öyle bir anlatıyorsunuz ki sanki eskiden yerden yere vuran siz değilsiniz. Ne oldu da fikirleriniz değişti?” Şahin Bey. Kardeşim, yerden yere vurmayla bir şey olmaz ki. Düzeltmek, faydalı hale getirmek önemli. Ona münafık, buna kâfir, bu Allahsız, o Kitapsız, onun kafasına vur. Bunun burnunu kır. Ortada Müslüman kalmaz. Değil mi? “O müşrik, o zındık” falan, adam kalmıyor. Güzel bir üslupla, sevgi üslubuyla herkesi İslam’a, Kuran’a davet etmek lazım.

Salih, “Bazen camiye gittiğimizde Arapça Kuran okuyor. Orada namaz kılmak doğru olur mu?” İşte adamların hatası bağıra bağıra Kuran okuyor. Kimse ne konuşabiliyor, ne ibadet edebiliyor. Hâlbuki “Kur'an okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun…” (Araf Suresi, 204) diyor Allah. Diyanet buna bir çözüm bulsun. Bağıra bağıra Kuran okunma ayrı bir şey o. Namaz vakitlerinde böyle bir şey olmaz. Onu konuşmak lazım. Diyanet’e dilekçe verelim. Camilerde yüksek sesle Kuran okunduğunda adamlar, gelenler orada habire konuşuyorlar. Allah, “Kur'an okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun…” (Araf Suresi, 204) diyor. İbadetini nasıl yapsın adam? Nasıl dua etsin?

Frankesh Metran, sen de mesela hükümeti eleştiriyor ama çok acımasız ve sert bir üslup. Böyle olmaz ki yani, akılcı değil. Doğru bile desen kimse inanmaz sana bu sertlikle. Böyle makul, mantıklı konuşmaları lazım. Tutarlı konuşmaları lazım.

“Hocam, 28 Şubat sürecinde olayda askere kırgınlığınız var mı? Ya da sorumlular kimlerdi?” Her şey hayırla olur. Hayırsız bir şey olmaz.

“Adnan Bey, gençlik iksiri mi içiyorsunuz? Ben de elli küsur yaşındayım. Bir aynaya bakıyorum, bir de size bakıyorum. Kıskanılmayacak gibi mi? Söyleyin bize de bu kudretin sırrını.” diyor Yalnızlık Rıhtımı. Ama hakikaten altmış bir yaşındaki adama benzemiyor. Doğru.

OKTAR BABUNA: 99’daki resimlerinize bakabilirler. O günden on yedi sene geçti. Yirmi yaş daha gençsiniz, maşaAllah o halinizden.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Biz İzmir’den ailece sizi takip ediyoruz. Bütün konuları bu kadar hikmet nazarında izleyeceğimiz bir kanal yok Hocam. Hangi kanalı açsak ya tartışma, ya korku, ya gerilim. Sizin sayenizde neşemiz arttı. Kız evladıma, eşime davranışım değişti. Sağ olun, var olun” diyor Mahir Karagöz.

“Adnan Bey, Osmanlı sanatını günümüz teknolojisinden faydalanıp yapı mimaride kullanma konusundaki fikriniz nedir? Gördüğüm üzere sanat anlayışınıza hayran kaldım” Azimli Mimar. Tabii evler Osmanlı mimarisine göre yapılması lazım. Osmanlı evleri yapılması lazım. Ahşap, eski İstanbul evleri var ya, mükemmel onlar. Bizim köydeki ev de öyleydi. Şahane. Uyumak, yatmak, dinlenmek, yemek yemek, sohbet için acayip sağlıklı. Beton evlerde insan romatizma olur. O evler bayağı sağlıklı, çok çok iyi.

“Müslüman değilim” demek dinden çıkarır mı?” diyor. Tabii çıkarır.

“Hocam, intihar eden kâfir olarak mı ölür? İyi akşamlar.” Safiye Kahraman. Yok, günahkâr olarak ölür.

Masaüstü Görünümü