Harun Yahya

Sohbetler (2 Mart 2016; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi akşamlar değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Adnan Bey siz de hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Kuran’da bir Musevi topluluğun -her dönemde ama- hak üzere mücadele edeceğinden bahsediyor Cenab-ı Allah. Bak, Kuran’ın bir müjdesi; bir Musevi topluluk kıyamete kadar hak üzerine hizmet ediyor. Böyle bir gizli Musevi tarikatı ta Hz. Musa (a.s) zamanında var. Günümüze kadar da gelmişler. Gizli, yani bunlar hep hak dini savunan ama bunu sezdirmeyen insanlar. Bir kısmı Museviyken kendini Müslüman gibi gösteriyor. Bunlar da Müslümanken kendini Musevi gibi gösteriyor, bu ilginç şaşırtıcı. Mesela Roma devrinde de kendilerini putperest gibi gösteriyorlar. Roma putlarına tapıyor gibi gösteriyorlar. Ve o devirde Roma İmparatoru bu örgüte bağlı. Birçok kilit noktadaki general yani asıl devletin yüksek kademesi bu örgüte bağlı, masonik bir yapı. Bu da Allah’ın bir hikmeti, hayret edilecek bir şey. Bu konunun belgelerini bulmaya başladım, mebzul miktarda belgesini buldum, kaynaklarına indim. Daha ileriki günlerde detaylara girerek anlatacağım.

A’raf Suresi 159, “Musa'nın kavminden Hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır.” Mesela kimse bunu merak edip sormuyor. Musa kavminden hakka ileten kimdir? Onunla adalet yapan bu topluluk kimdir? Merak etmiyorlar.

Hz. Musa (a.s) mübarek çok fazla münafık olduğu için toplumunda “benim vefatım durumunda gömüldüğüm yeri kimseye söylemeyin” demiş. Mezarı gizli daha hala bulamadılar. Museviler her yeri aradılar bulamadılar. Yani o teşkilatın titizliğini de gösteriyor bu. Bu nasıl saklamadır ki yüz yıllardan beri arıyorlar bulamıyorlar. Mesela kutsal sandığı da bu ekibin sakladığı anlaşılıyor bak bulunamıyor. Yani çok sağlam bir yere saklamışlar. Dünyanın her yeri aranıyor, her yer sürekli aranıyor hiç izine rastlayamadılar daha. İmam Mehdi (a.s)’ın devrine kadar da bulamazlar. Hatta Hz. Musa (a.s)’ın mezarını bulamayınca Museviler göğe çekildiği inancına kapıldılar. Allah tarafından bedeninin göğe kaldırıldığına inandılar. Hz. Musa (a.s) Ürdün’de Nebo Dağı’na çıktı. Vefat ettiği yer orasıdır. Nebo Dağı yüksekçe bir yer. Allah ona vaad edilen toprakları tarif etti. Her yere baktı etrafındaki o kendi özel örgütüyle, kendi gizli örgütüyle bütün o vaad edilen Kenan topraklarını gördü. Ama işte Allah onu Hz. Mehdi (a.s)’a nasip ediyor. Ona sadece görmek nasip oldu. Buraya kadar Hz. Musa (a.s) ile ilgili tüm detaylar Tevrat’ta ve Musevi kaynaklarında yazılı. Hatta burada verdiği vaaz da kelimesi kelimesine kayıt altında. Ama gömülmesine ait hiçbir bilgi yok. Nasıl gömüldü, kimler gömdü falan hiçbir şekilde bilgi yok gizli tutmuş. Hz. Ali (k.v) de öyle, onun mezarı da gizli, Bediüzzaman’ın gizli.

OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi (a.s) döneminde bulunacak mı Hocam Hz. Musa (a.s)’ın mezarı?

ADNAN OKTAR: Bulunsa bile yine gizlenmesi lazım. Mesela Hz. Ali (k.v)’nin mezarı da bulunur ama yine gizlenmesi lazım. Bulunur gizlenir. Hatta mümkünse daha gizli bir yere gömülür. Hz. Ali (k.v)’nin mezarı da muhtemelen bulunur ama daha gizli bir yere gömülmesi lazım. Niye? İnsanların azgınlığından, cahilliğinden, kindarlığından ne kadar insanlığın tehlikeli olduğunu buradan görüyoruz. Hepsi olmasa da büyük bir bölümü tehlikeli. Bak, peygamberlerin mezarı bile güvence altında değil.

Irak işgalinin sebeplerinden birisi de yine kutsal sandığın aranmasıdır. Irak topraklarında olabileceğini düşünüyorlardı. Saddam da aramaya müsaade etmiyordu. İşgalden sonra Amerikan askerleri çeşitli ekiplerle Irak’ta yoğun olarak bu kutsal sandığı aradılar, Hz. Musa (a.s)’ın kutsal sandığını. Normalde ordu girdi mi ne yapar? Merkez bankasına girer, altınları talan eder, değil mi? Efendim yani işine gelecek her şey toparlar. Öyle yapmadılar ilk iş kutsal sandığın aranması oldu. Gittiler papirüsleri topladılar, o devirden kalma el yazmalarını topladılar. Onların hepsini Amerika’ya gönderdiler. Yani kutsal sandığın bulunabileceği her türlü imkanı araştırdılar, her türlü belgeye el koydular. Önce bu konu halledildi bu günlerce sürdü. Ondan sonra bu altın gümüş falan saraylara girme olayı ondan sonra yapıldı. Olayın kökeninde Suriye’nin işgalinde de yine o var. Hz. Mehdi (a.s)’a ve Hz. İsa (a.s)’a zemin hazırlama ve kutsal sandığın aranması. Çünkü Esat da müsaade etmiyor. Ama şu an Suriye yerle bir.

Hz. Musa (a.s)’ın eşi biliyorsunuz Zifora isimli bir hanım, peygamber kızıdır Zifora. Oğulları Gerşom ve Elizer. Mısır’dan çıkışın ardından biliyorsunuz Medyen’e geldiler. Ama bunun ardından ne eşi ne oğulları hakkında bilgi verilmiyor, mesela bu da çok manidar. Tevrat’ta mesela Hz. Harun (a.s)’la ilgili çok detaylı bilgi veriliyor. Hz. Musa (a.s)’ın oğulları hakkında bilgi verilmiyor. Tüm İbrani peygamberleri oğulları tarafından gömülüyor gelenek olarak. Gelenek olarak önce oğullarını yanlarına çağırıyorlar zaten ölmeden önce. Gizli topluluğun da işte oğulları var, bu Gerşom ve Elizer. Gizli toplulukta oldukları için tarihe not düşülmüyor bunlar hakkında. Karısı Zifora da gizli örgütün içinde. Yani o zamanın derin devlet yapılanması gibi düşünün yani gizli kahramanlar. Böyle olaylarda biliyorsunuz zaten söylenmiyor, vefatları her şeyi gizli oluyor.

Mesela Hz. Musa (a.s)’ın istişare yaptığı bir kadın var, onun ismi hakkında hiç bilgi yok Tevrat’ta. Filistin’in fethinde her şeyde yanında o bayan, bayağı akıllı bir kadın. Sonra yine Musevilerin yönetiminde kilit rol oynuyor. Ama derin devlet elemanı olduğu için onun hakkında bilgi yok. Yani tarihe not düşülmemiş. Mesela Hz. Harun (a.s) ve kız kardeşi Meryem bu kadından rahatsız oluyorlar şikayetçi oluyorlar o devirde. Hz. Musa (a.s), Hz. Harun (a.s) ve Meryem’e uzaklaştırma cezası veriyor kadınla uğraştıkları için. Bak hiç bilgi yok bu kadınla ilgili. Çok yaman bir hanım, Musevilere önderlik etmiş başbakan gibi, gizli başbakan gibi. Çok zeki bir kadın ama bilgi yok. Mesela ilk baş hahamın ismi de yok, çok kilit bir insan o da. Halbuki baş hahamların hepsinin isimleri var ama o ilk baş hahamın ismi hiç geçmiyor. O da derin devlet elamanı. Hz. Musa (a.s)’ın işte kurduğu bir derin devlet yapılanması var. Roma’yı da yönetmiş bunlar, putperest görünümünde hareket etmişler. Adamlar hiç anlamamışlar, hep Tevrat’la hareket ediyorlar kendi aralarında. Mesela gidiyor kasaptan domuz eti alıyor ama evde onu yok ediyor yemiyor yani. Koşer yiyecek yiyorlar. Ama halk anlamıyor ve koskoca Roma’yı yönetiyorlar. Sermayeye hakim oluyorlar, kilit noktalara hakim oluyorlar. İşte en son onlardan ilerleyip gelişen Gülhaç teşkilatı ve tapınak şövalyeleri var bu sistemin içinde gelişen. Peygamberimiz (s.a.v.)’in de istihbarat servisi vardı biliyorsunuz. Hatırladığım üç ayrı istihbarat servisi var. Mesela yüz kişilik, elli kişilik, iki yüz kişilik falan. “O bir kulaktır” diyorlar ya öfkeleniyorlar işte o sebepten. Müthiş bir istihbarat sistemi kurmuş Peygamberimiz (s.a.v.). Mesela düşman hakkında bilgi getirene çok yüksek para veriliyor. Müslümanlar fakir yaşıyor ama devlet kesesinden, onun için müşrikler çılgınlar gibi düşman hakkında bilgi getiriyorlar. Kendi adamları kendileri hakkında bilgi getiriyorlar. Mesela diyorlar “şu bölgede silahlanıp hazırlık yapıyorlar Müslümanlara ani saldırı için bir tuzak kuruyorlar” diyorlar. Bu değerli bir haber olduğu için çok yüksek para ödeniyor. Yani haberin öneminde göre çok yüksek para ödeniyor müşriklere o dönemde. Bu da o dönemin milli istihbarat teşkilatı. Ama tabii bunu biraz daha güçlendirip bu Hz. Osman (r.a)’ın, Hz. Ali (k.v)’nin, efendim, Ehli Beyt’in şehit edilmelerini engelleyebilirlerdi.

Bu 1095 yılında başlatılan Birinci Haçlı Seferi’nde asıl amaç kutsal sandığın bulunmasıydı. Adamların başka derdi yoktu. Hatta Kudüs’teki Ortodoks Hristiyanlara çok baskı yapmıştı giden Hristiyanlar sandığın yerini öğrenmek için. Adam bilmiyor, zorla işte “söyleyin” falan yıllardan beri ararlar, yüz yıllardan beri. Mesela ünlü Roma İmparatoru Titus Flavius. Mesela ünlü politikacı Marcus Antonius. İmparator Severus, gizli Mithras tarikatı mensubu bunlar hep. Baksan normal müşrik, putperest gibi. Ama koyu Musevi, hem sermayeye hakim olmuşlar, hem orduya hakim olmuşlar yönetiyorlar yani.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in kurduğu gizli istihbarat teşkilatının en önemli özelliği ketumiyet. Peygamberimiz (s.a.v.) hep onun üzerinde durmuş, ağzı sıkı tutmak hiç sır vermiyorlar. Mesela amcası Peygamberimiz (s.a.v.)’in Abbas Abdulmuttalip Müslümanlığı kabul etti ama Peygamberimiz (s.a.v.) gizlemesini söyledi istihbarat yapabilmesi için. Yani o da istihbarat servisi elemanıydı.  Mesela Busey Bose ve Cüheyni de o devrin sıkı istihbaratçılarından sahabelerden.

Peygamberimiz (s.a.v.) birisiyle Müslümanla karşılaştığında parola sistemini kurduruyor, kullandırtıyor. Parola soruyor, parolayı biliyorsa onunla bağlantı oluyor, parolayı bilmiyorsa olmuyor. Yani istihbarat elemanları parolayı biliyorlar.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaptığı yöntemlerden birisi de müşriklerden saldırı öncesi onların önemli elemanlarını kaçırıp nasıl bir oyun düşündüklerini Müslümanlara karşı sorgulamayla öğreniyorlarmış. Tabii herhalde biraz rahatsız ediyorlardı Allahualem ki, bülbül gibi anlatıyorlarmış ne var ne yoksa. Hayber’de kalelerin birinin altında gizli geçit olduğu öyle öğrenilmiş. O karşıdaki elemanlardan birisini kaçırmışlar, “anlat” demişler o da anlatmış. “Anlatırsan seni bırakacağız, işte zengin olacaksın rahat edeceksin” falan vaad ediyorlar yani. Müslümanların içine casus gönderildiğinde casus yakalanırsa normal karşılığı ölüm. Ama casuslar tabii hemen Müslüman oluyorlarmış tövbe edip, o yüzden affediliyorlarmış. Karşı tarafa çalışıyorlar bu sefer. Çok zor şartlarda görev yapıyorlarmış, böyle mesela çok sıcak havada, çok soğuk havada istihbaratçılar.

Hubeyb Adiy Ensari ilk şehit istihbaratçı. O zamanın MİT elemanı, karşı taraf onun istihbaratçı olduğunu anladığında boynunu vuruyorlar şehit oluyor mübarek. Öyledir, istihbaratçılık çok zordur canlarım benim. Mesela onlar yakalanır sessiz sedasız infaz ederler genellikle devletler. Cenazeleri çoğu zaman gıyaplarında kılınıyor. Gıyabi cenaze namazı kılınıyor hiç kimse de bilmez. Bir tek ailesinden iki üç kişi geliyor, çocukları küçükse onlara da söylemiyorlar. Babası biliyor, işte kardeşi biliyor. İstihbaratın önemli birkaç elemanı biliyor. Çok küçük bir toplulukla cenazesi kılınıyor mesela altı-yedi kişiyle. Gizli sessiz sedasız. Geçenlerde epey oluyor bir gazetede vardı, canım benim öyle gizli bir kahraman, çok küçük bir toplulukla namazı kılınmıştı gazetede resmi vardı. Gazetede de övmüşler anlatmışlar ama çok kapalı bir üslupla anlatıyorlar. Yani çok değerli çok büyük hizmetleri olan, çok muhteşem bir vatan evladı gibi böyle, gizli bir kahraman şeklinde söylüyorlar. Herhalde bu Suriye tarafında şehit etmişler önemli bir görevdeyken. İstihbaratçı çok zordur Allah vermesin.

Bu Donald Trump biraz cahil bir insan. Amerikan halkı için çok tehlikeli olur. Bu işe girmeseler mi acaba? Geleneksel Amerikan kültürüne uygun değil adam. Yani tam cahil diyemem ama bilgisi çok az. Biraz da kaba gibi görünüyor yani her yerinden anlaşılıyor üslubundan, kıyafetinden her şeyinden anlaşılıyor. Amerikan kültürüne zarar verebilir.

Mesela Avrupa’yı etkisi altına alan Roma İmparatorluğu’nun Avrupa ve Ortadoğu’daki o derebeyleri hemen hemen tamamı o Mithras tarikatı üyesiydi. Gizli, yani gizli Musevilerdi.

Donald Trump’u bütün dünya birbirine anlatsın. Adam mesela fakirleri taklit ediyor, sakatları taklit ediyor, onlarla alay ediyor. İnsanların fiziksel kusurları hakkında çok çirkin üslup kullanıyor. Normal bir insanın hiç kullanmayacağı kelimeler kullanıyor. Garip yani bayağı kaba üslubu.

Sevil, “Hz. Hızır (a.s) bizim gibi yer-içer mi? Yeme ihtiyacı var mıdır?” Hz. Hızır (a.s) bir ruh varlıktır ruh. İstediğinde bedenleşebilen bir ruh varlıktır. Dolayısıyla yemeye içmeye ihtiyacı yoktur. Ama öyle zevkine veyahut usulen yemek yer. Ama insanlar gibi doğal ihtiyaçları yoktur Hz. Hızır (a.s)’ın.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Selahattin Demirtaş’ın Sur’a yürümek için yaptığı eylem çağrısı üzerine, bugün yaklaşık üç yüz-dört yüz kişi Diyarbakır’da toplandı. Kalabalığın “barış istemiyoruz, savaş savaş” diye slogan atması dikkat çekti. Polis müdahalesi yapılan göstericilerin Sur’a girmesine müsaade edilmedi.

ADNAN OKTAR: Savaş mı istiyoruz diyor? Canım, işte askerin polisin ne kadar haklı olduğu ortaya çıkıyor. Dengeli bir ifade değil bu, çok anormal bir ifade. Demokrasiyi savun, özgürlüğü savun, ilerlemeyi savun, kadın haklarını savun ama Türkiye’nin bölünmesini savunursan bu olmaz. Stalinist komünist bir sistemi savunursan bu olmaz. Çünkü Stalinizm kendi içinde kendini yiyen bir sistem. Liderinin iyi olması, iyi insanların içinde bunun yayılması bir şeyi değiştirmez. Adam mesela  iyi huylu falandır, Stalinist zaten o sistem onu yer bitirir yani. Mühim olan sistemdir. Sistem tehlikeliyse şahıslar hiçbir şey yapamaz onda. Mesela diyorlar ki “Öcalan şöyle yapar böyle yapar.” Kardeşim, Öcalan Stalinizm’e karşı hiçbir şey yapamaz. Stalinizm’in kuralları vardır, ezici şartları vardır, yöntemleri vardır onun dışına çıkamazsın.

Yuvarlak masa şövalyeleri var masonluğun ilk şekillerinden. Maddeler; “Ani sinirlenmeyeceksin. Her ne olursa olsun halkı o an koruma amacı dışında kimseyi öldürmeyeceksin. Düşmanın da olsa af dilerse affedeceksin. Kadınların yardıma ihtiyacı olduğunda yardımına koşacaksın, yalnız bırakmayacaksın. Gerekirse topraklarını sürüp çiftçilik yapacaksın.” Hz. Musa (a.s)’ın var ya öyle bir özelliği. “Kadınlara asla zarar vermeyeceksin.” Kendisi de mason olan mason derebeyleriyle yuvarlak masa şövalyelerini kuran İngiltere Kralı Arthur. O sistem işte gelişip bu çizgiye gelmişti. Belirli kurallar koyuyor, o kuralların maddelerinden bunlar.

Hz. Musa (a.s)’ın kurduğu gizli topluluğun liderinin Hz. Hızır (a.s)’la görüştüğüne inanılıyor. Yani Hz. Hızır (a.s)’dan bilgi aldığına inanılıyor ki doğru Allahualem. Bu şekilde kaderi yönlendirmede vesile olduklarına inanıyorlar, olayların gelişmesini planlama. Lider kadro birbirlerini işaretleriyle anlayabiliyorlar yazı yok yani sembollerle anlayabiliyorlar. En başta 24 kişiler. Her biri hayat boyunca sadece yerine tek kişi yetiştiriyor, bir kişi yetiştiriyor. O onun yerine geçiyor ondan sonra yetiştirdiği kişi. Fakat bu sistemin bir de alt kadroları var onlar daha kalabalık olabiliyor. Ama üst kadro sayısı 24 kişi falan. O da özel seçilmiş bir sayı. Başları da Hz. Hızır (a.s)’la görüşebiliyor. Genellikle de Kohenler’den oluşuyor bu kadro. Kohenler’in görüm aldıklarına inanıyorlar. Yani metafizik bir yapısı olduğuna inanılıyor. Görüm derken yani bazı şeylerin duru görü olarak gözlerinin önünde canlandığı. Buraya gelen bir haham vardı biliyorsunuz rahmetli oldu Froman. O, Boğaz Köprüsü’nün üstündeyken “görüm aldım” demişti, evet.  

Nermin, “Hızır makamı nedir? Hz. Hızır (a.s)’a bayan talebe olabilir mi? Ders alma imkanı var mıdır?” Tabii olur. Hz. Musa (a.s)’ın işte istihbaratta görevlendirdiği hanım mesela buna delil. Ayrıca danışmanı olan bir hanım var, ismi Tevrat’ta geçmiyor çok önemli bir hanım, o da önemli. 

ŞERİF SÜLEYMANİYELİ: Mehdi (a.s)’ın da olacak mı böyle bir istihbaratı?

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) tabii başa geçerse yani biat edilirse tabii ki her devletin olduğu gibi, zaten bir istihbarat oluyor. Çünkü “cemahiriyeler şeklinde olacak” diyor Bediüzzaman yani cumhuriyetler. Türkiye mesela bir cumhuriyet, cumhurbaşkanı olacak, başbakan olacak, istihbaratı varsa. Ama Hz. Mehdi (a.s) manevi lider oluyor. Dolayısıyla birçok şeyden haberdar olur. Ama manevi liderdir, siyasi lider değildir.

Bir sevgi etiketi yapalım. ‘Sevgi Allah aşkıdır’ diyelim. Sevgi Allah aşkıdır.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Davutoğlu, Anayasa Mahkemesi’nin Can Dündar ve Erdem Gül hakkındaki kararı için; “Cumhurbaşkanı’nın herhangi bir vatandaş gibi eleştiri yapma hakkı vardır. Anayasa Mahkemesi’nin davanın esasına girmesi yanlış olmuştur. Süreç tamamlanmadan AYM verdiği bir kararla birinci mahkemenin kararını neredeyse yönlendirmesi, bir takım istikamet çizmesi hatta belirlemesi Anayasa Mahkemesi’nin yetkisini aşan bir tutumdur. Yürüyen bir davada önceden verilecek kararı belirleme hakkı kimsede yok” yorumunu yaptı.

ADNAN OKTAR: Evet, Türkiye hür bir ülke, hür fikir esas, herkes görüşünü, fikrini ifade ediyor.

Kitab’ul Fiten’de Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Mehdi’nin zuhuru vakitlerinde” diyor, zuhur etmeden önce “Romalılar” yani Avrupalılar “ülkelerine gelen Araplara saldırırlar.” Şimdi mültecilere gelip saldırıyorlar değil mi? Bak bu Kitab’ul Fiten, sayfa 260’da bunu söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Romalılar, Avrupalılar ülkelerine gelen, mülteci olan, dışardan gelen Araplara saldırılar” diyor “Mehdi devrinde.” (Kitab’ul Fiten, sayfa 260.) Hiçbir alim bunu söylemiyor, bunları söylemiyor gizliyorlar. Çok çok nadir bunları söyleyen.

Kadınlar dekolte güzel olur, dekolte kadınlara yakışır ama kültürlü, görgülü, kaliteli bir toplum gerekir. Öküzlerin içine dekolte hanım sokarsan öküzlerin saldırısı meydana gelir. Ama insanların içindeyse insanlar onlara çok saygılı olur, çok değer verir. İnsanların ruhunda çok olumlu etki yapar. Kadının olduğu yerlerde kavga olmaz, gerilim olmaz, nezaket olur. Kadınların olmadığı yerde kabalık olur genelde. Bir tane bile kadın olsa herkes nezaketini takınıyor. Kadın her yere kibarlık, nezaket getirir. Şehirler kadınlar için kurulur. Bak, şehirler kadınlar için kurulur. Kadın olmasa şehir kurulmaz.

Donald Trump’ın “az eğitimli insanları seviyorum” diye açıklaması var. “Kültürü az insanları daha çok seviyorum” diyormuş. Herhalde rahat anlaşıyor onlarla.

Kardeşim sağcı olması tamam bir şey değil de sevgi esastır, sevgiyi iyi uygulaması lazım, merhameti, şefkati.

“En iyi anlaştığım insanlar taksiciler” diyormuş Trump.

Eseniler biliyorsun Filistin’le Mısır arasında Yehuda krallığı zamanında yaşamış dışa kapalı bir kavim. Eseni kelimesi İbranice’de ketum demektir.

Taksicilerle iyi anlaşması; taksiciler mütevazi oluyor onun için iyi anlaşmıştır. Mazlum olurlar, oradan. “Zenginler beni sevmez çünkü onlarla sürekli yarış halindeyim” diyor. Tabii kapitalist sistemde o var hakikaten. Ama hakikaten taksiciler çok güzel huylu insanlar.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki “Ahir zamanda Mehdi’nin zuhuru devrinde Mısır halkı Mısır’dan kaçar. Şam halkı Şam’dan kaçar. Romalılar” yani Avrupalılar “bu toprakları tamamen yıkarlar” diyor. Şu an öyle oldu mu olmadı mı? Evet. Müslüman kardeşler hep kaçtılar Mısır’dan. Suriye’nin neredeyse tamamı boşaltıldı. Suriye’yi bombalayan koalisyon uçakları hep Avrupa’dan.

OKTAR BABUNA: Böyle bir tehlikeye dikkat çekmiştiniz Adnan Bey inşaAllah. Bedavacı bir gençlik anlayışı oluşturuluyor diye. Bilinçaltında yiyen, içen, hiç üretmeyen böyle sadece tüketen ama bunun da bilinçaltında komünal bir toplum tehlikesi çağrıştırabileceği tehlikesini.

ADNAN OKTAR: Genç kızlara bakıyorum mesela gidip elin bunun havuzunda resim çektiriyorlar. Heriflerin masalarında içki şişeleriyle beraber resim çektiriyorlar. İnsan acıyor belli ki bedavacısınız yani. Onun da ne karşılığnda olduğunu insan düşündüğünde daha da facia ihtimaller aklına geliyor. Onunla büyüdüğünü zannediyor. Sen elin evinde sükse yapmaya kalkışıyorsun ne kadar küçük düşürücü bir şey. Herifin arabasına binmiş onunla sükse yapıyor. İnsanlar sana acır. Orada ne karşılığında onu yaptığını tahmin eder insanlar. Bunlar sükse olmaz kendini sadece küçük düşürmüş olursun. Hepsi için demiyorum da bir kısmı için söylüyorum tabii bunu.

“Hocam üzülme günah diyorsun ama bir işle ilgili her gün konu oluyor canımız sıkılmasın ne yapsın?” Nilgün. Sıkılınca ne kazanıyorsun? Ya sıkılırsın ya sıkılmazsın, ya üzülürsün ya üzülmezsin elliye elli. Sıkılmadığında üzülmediğinde karda oluyorsun, sıkılıp üzüldüğünde zararda oluyorsun seçenek senin onu seçme sebebi nedir? Ne zorun? Üzülmüyorum zorla mı yani? Hayır hiçbir faydası yok ki onun. Sadece zararı var.

“İnsanların birçoğu sizin yaptıklarınızı bu durumu anlamıyor Hocam” diyor. “Bir gün anlayacaklar” diyor Seyfullah. Zaten normal imtihan, normal akış, ahir zamanın normal gidişatı bu tarzda. Bunun dışında bir ahir zaman yok.

“Namaz kılmayana kız verilmez, kestiği yenilmez deniyor bu doğru mudur?” Ali Özsivas. La ilahe illaAllah Muhammeden Resulullah diyen Müslümandır zaten. Namaz kılana kız verilir mantığı çıkıyor. Yobaz çıkar adam, bağnaz çıkar kızın başına bela olur. Yahut mafya mensubu oluyor namaz kılıyor ama çakal oluyor yani. Namaz kılmak ölçü olmaz. Namaz kılar da sahtekardır. Dinsiz imansız da olabilir. Biz hüsnü zan edeceğiz Müslümanım diyorsa tamamdır.

“Hocam Allah öyle bir akıl verseydi ki onunla dinin her konusunu kolaylıkla anlasaydık olmaz mıydı?” Derya Arpacı. O zaman robotlaşırdın. O zaman Allah’a olan sevgin melek sevgisi gibi olurdu, Allah’ın istediği insanın sevgi şekli. Çilenin, acının içerisinde aklın kullanarak ince ince kendini bulması ve ince ince Allah’a derin aşkla bağlanması. Hastalıklar olacak, şu olacak, bu olacak bunların içerisinde yürüyeceksin.

“Adnan Hocam ben bir ateistim ama son zamanlarda sizi izlemeye ve açıkçası sizden etkilenmeye başladım. Tereddütlerimden kurtulmuş değilim Kuran’da bazı çelişkiler görüyorum. Mesela Kuran’a göre insan çok farklı şekillerde yaratılmış. Bunlar topraktan, sudan, aşılanmış yumurtadan ve hiçbir şeyden olarak geçiyor ayetlerde bana bunu açıklar mısın lütfen?” Ali Zeynal Mizan. Bak ne kadar dürüst aslan gibi delikanlı sahtekarlık yapmıyor. Candan, hakiki arayış içerisinde. Bunların hepsi doğru toprak, su, aşılanmış yumurta hiçbir şey hepsi doğru. Önce hiçbir şey yoktu Allah maddeyi yarattı. “Balçıktan sizi yarattım” diyor yani kil. Porselenden bir heykel yaptım diyor Allah “iki elimle yaptım” diyor. Normal iki elimle yaptım diyor. Porselenden yaptım diyor pişmiş porselenden. Heykel yaptım diyor o heykel bir süre durdu diyor Allah. Sonra Allah yürü diyor yürüyor. O kadar. Oradan yürüyerek iniyor aşağı. Şurada bir porselen heykel düşünün gel buraya diyorsun tak inip yürüyor gelip oturuyor. Konu bu Hz. Adem (a.s)’in yaratılışı bu şekildedir. Porselene ihtiyaç mı var? Yok. İlginç olsun, güzel olsun diye yapıyor Allah. Hoşumuza gitsin diye. Yoksa bizim yaratılışımızda da mesela bak buradan iniyor insan bir anda yaratılıyor. Şu köşeyi bir dönüyor, kapıdan bir geçiyor şak yaratılıyor. Yaratılış çok kolaydır mesela melekler çölde vahanın içinde birdenbire yaratılıyorlar. Melek birden. Mesela Hızır (a.s) birden oluşuyor. Aniden oluşur öyle evrimle falan olmaz. Aşılanmış yumurta hepsi doğru. Onlar hep safhaları, çeşitli safhalarından bahsediyor. Sonra insan olduktan sonra sperm oluyor işte insanın gelişmesinin devam eden şekli. Spermle yumurta birleşiyor o bir zigot şeklini alıyor. Kuran’da o da açıklanıyor. Bir süre bekliyor annesinin karnında hepsi doğru anlatılanların tamamı doğru.

Karışık Ateist Suphi “Adnan Hoca sana bir şey sormak istiyorum. İyi güzel bir şey Tanrı’nın varlığını kanıtlıyorsa o zaman dünyanın her yerinde olan kötü olaylar Tanrı’nın yokluğunu kanıtlamaz mı?” Yok bilakis kötü şeyin meydana gelmesi zaten harikadır. Mesela Suriye’deki katliam mucizedir. İnsan yapmaz bunu. Bu mucizedir, olacak iş değil. Mesela adam kürekle o sandalla gelen adamları batırmaya çalışıyor. Normal bir insanın bunu yapması imkansız mucize bu. Zulüm mucizedir, zalim mucizedir. Harika bir şey olacak iş değil. Yani istidraçtır çok korkunç bir şey. Mucizenin küfürde olan şekli.

Ateist arkadaşlar benim aklıma güveniyorlar işte bana bakın, gözlerimin içine bakın Allah var diyorum benim dediğime inanın. Doğru dediğim doğru. Cennet de var, Allah da var. Kısa bir süre sonra hepsi görecekler. Birde ateist hiçbir arkadaş kalmaz yakında onu söyleyeyim. Hiçbiri kalmaz öyle bir şey olmaz. Birde ateistler çok çok dürüst çocuklar. Bayağı da efendiler böyle ben hiç içlerinde anormal insan görmedim. Komünistler de birçoğu terörist değilse çok efendi oluyor çocuklar bayağı kişilikli oluyorlar. Benim arkadaşlarım vardı çok çok efendi asil çocuklardı böyle. Ama komünistti yani bildiğin komünist. Maocular vardı mesela bayağı kibardılar. Çok insancıl böyle sevgi doluydular. Maocu ama saldırgan değil terörist değiller.

Elif Bakır, “Hocam Kuran’ı tam anlayabilmek için bazen tarih, bazen coğrafya bilgisi de gerekli değil midir? Ayetleri anlayıp yaşayabilmek, hangi olay üzerine nerede indiğini bilmeyi gerektirmez mi? Yani tarih ve coğrafya bilgisi olmayan bir insan ayetleri tam olarak anlayamaz değil mi?” Detayları anlayamaz. Kendini ilgilendiren kısımları anlar. Namaz, oruç, zekat iyilik, kötülük, barış, affetmek, sevgi, cömertlik bunlar asıl zaten. Bunlar muhkem açık ayetlerle belli. Namazı Allah kasten detaya girmemiş çünkü namaz şeytanın insanla en çok oynadığı yerdir namaz. Namazla milyonlarca Müslüman’ı delirtir şeytan. Namazın özel şeytanı vardır sırf namaz için görevli. Özel şeytanı vardır namazın. Müslümanlara musallat olan. Onun içi Allah hiç detay vermemiş ki detaya girmesinler diye. Rüku, secde ve kıyam. Kıl çık o kadar. Hiçbir şey bozmaz namazı. Yalan söylüyorlar. Binlerce madde var ya tamamı yalan öyle bir şey yok hiçbiri bozmaz. O ne ki de bozulsun namaz? Kafandan bilmem ne geçsin hiçbir şey olmaz. Mesela rükuda baktın rüku olmadı rüku yeniden yapar. Hiçbir şey olmaz. Kıyam yeniden yapar hiçbir şey olmaz. Boş bulunur bir şey bir kelime kaçar ağzından namazını bozmaz hiçbir şey olmaz. Bismillah diyeceğine başka bir şey söyler “namazı fasit olur.” Niye fasit olsun? Ne alaka yani? Sehven ağzından gitmiş. Hiçbir şey olmaz, hiçbiri namazı bozmaz laf onlar. Normal namazı kılıp çıkacak öyle bir şey olmaz. “Aklıma bir şey geldi” diyor gelsin. Laf mı? Fıkıh kitaplarına göre namazı bir insanın kılması mümkün değil. Var ya akşam hocaları çıkarıyorlar sabah akşam akıl almaz zarar veriyorlar İslam’a akıl almaz. Sakat adamın burnundan getirecek açıklamalar yapıyor video bandını getirin de bana bir anlatayım. Adamın iflahını kesiyor. Daha hala konuşuyor. Ne uzatıyorsun adam sakatlanmış tabii ki oturarak kılar farzı kılsın bitti bu kadar basit. Ne uzatıyorsun? Borç namazlarını kılabilir diyor. Nerenin borcu? Namaz vakitli olarak farz diyor borcu olur mu bu işin? Nereden çıkarıyorsun? Kuran’a zıt hüküm veriyor. Ferahlığa bak adamda.  Vakitli diyor vakitli farz kıldık vakti geçmiş bitti. Öyle bir şey olmaz. Yok yirmi yıllık borcu. Kafaya bak ne borcu? Kılmamış günah olabilir tövbe edecek bu kadar. Allah’tan kork abdest alacak üç yüz seksen sayfa, üç yüz yetmiş beş sayfa kitap yazıyor. İslam’a böyle bir zarar verme olabilecek en güçlü zarar verme şekli.  Üç yüz yetmiş beş sayfalık ne var? Allah’tan kork. Yüzünü yıkayacak, kollarını yıkayacak, ayağını yıkayacak, başını da mesh edecek bu kadar bitti.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, İsrail’de Rusça yayın yapan bir web sitesi ilk defa bir makalenizi yayınladı. Detaylı bilgi vermek istiyorum uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: İsrail’de?

KARTAL GÖKTAN: İsrail’de Rusça olarak yayın yapan bir web sitesi ilk defa bir makalenizi yayınladı. “Aklıselime davet Kuran’a bağlı Müslümanların Musevilere bakış açısı nasıl olmalı?” Başlıklı makaleniz şu anda sekiz dilde mevcut maşaAllah. İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Hollandaca, Rusça, Arapça, Azerice bu diller. Bugün İsrail’de Rusça olarak yayın yapan Channel 9 TV’nin web sitesinde aynı yazınız Rusça olarak yayınlandı. Bu web sitesinde yazınızın yayınlandığı görüntü, bu da web sitesinin ana sayfası, burada sizin isminizle makalenizin başlığı yer alıyor.

ADNAN OKTAR: Çok şahane.

Bir avuç Musevi’den dünyanın bu kadar nefret etmesi büyük bir bölümünün çok korkunç, nur gibi insanlar. Bırakın normal yaşasınlar. Bu kadar dehşete kaptırmanın, bu kadar delice şüphenin anlamı ne? Hintliler delice şüphe içinde, İspanya delice şüphe içinde yani bir akıllı taş atar kırk kişi çıkaramaz derler ya birileri çıkmış bir şeyler söylemiş cinnet geçirmişler. Toplam on dört milyon insan etme, çatma ya bırakın yaşasınlar. İsrail’de bir avuç insan var bırak onlar da yaşasın.

KARTAL GÖKTAN: Bu yazının başında sizin özellikle dindar Musevilerle çok yoğun bağlantıda olduğunuzdan da bahsediliyor.

ADNAN OKTAR: Doğru, ben severim dindar Musevileri, hakikaten dindarlar çünkü. Acayip sevimli oluyorlar, bir kere bir ilk Museviler gelmişti bize haham değildi ama dindar Museviler bana böyle cincik gibi bakıyor acayip şeker, bak “çok özür dilerim” dedi İngilizce “siz vahiy alıyor musunuz?” Dedi. Acayip tatlılar, meyve verdim uzun uzun dua ediyorlar her meyve için. Mesela onu yiyor yine dua ediyor, yine yiyor, yine dua ediyor, çok çok dindarlar.  

OKTAR BABUNA: Bu öğrenciler gelmişti size İsrailli onlar çok sevmişlerdi sizi, uzun uzun sohbet ettiler, sorular sordular.

ADNAN OKTAR: Bayağı şekerdiler hem de, kız, erkek karışık köfte gibi doluştular böyle, üst salona doldurdum hepsini acayip tatlılar.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, yazınızı yayınlayan web sitesiyle ilgili bir kısa bilgi daha vermek istiyorum. Bu web sitesi Channel 9 yirmi dört saat Rusça yayın yapan bir kanal, İsrail’de Rus asıllılara hitap eden en saygın ve ilk kanal. İsrail dışında da Rusya, Kazakistan, Baltık ülkeleri, Amerika, Avustralya’da uydu yayını var.      

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel.

Kuran’da tecessüs etmeyin, casusluk yapmayın anlamındadır. Tecessüs casus kelimesinden gelir, casus yani Müslümanlar hakkında bilgi toplamayın, o bilgiyi gidip başkalarına vermeyin yani ahlaksızlık, zalimlik yapmayın, muhbir münafıklara yönelik bir ayet. “Tecessüs etmeyin”  (Hucurat Suresi 12.) Müslümanları ona, buna, ihbar edip, Müslüman’ı zor duruma sokmaya çalışan alçaklara karşı Kuran’da Allah’ın emri.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanında iz sürücüleri de vardı, insanların ayak izinden Mısırlı, Şamlı, Medineli olduğunu bir görüşte anlıyorlarmış ayak izinden. Devenin kime ait olduğunu çıkarıyorlarmış, devenin ayak izinden. Kimin devesi olduğunu çıkarıyorlarmış. Peygamberimiz (s.a.v.) bu müşriklerin suikast yapmasına karşı tedbir aldığı dönemde Abdullah bin Ureykıt isimli müşriği iz sürücü olarak yanına alıyor para verip. Adam Peygamberimiz (s.a.v.)’i ve Hz. Ebubekir (r.a)’i öyle bir yerden geçiriyor ki iz sürücüler onu takip edemiyor, sert araziden götürüyor, iz bırakmayacağı bir araziden geçirtiyor. O da uyanık, iz sürücü karşıtları var birde. Yani anti iz sürücüler var. Onlar da iz sürülmesini imkansız hale getiriyorlar. Yani takibi imkansız hale getiriyorlar. O devirdeki meşhur ünlü mesleklerden bir tanesi de o. Peygamber (s.a.v.)’in peşinde ve etrafında çok fazla casus vardı o zamanlar. Ortalık casus kaynıyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) de karşı istihbarat sistemi kurmuştu o dönemde. Peygamberimiz (s.a.v.)’in  istihbaratçıları gece yola çıkıyorlar. Seriyye deniyor onlara. Bazen huzuruna çağırarak istihbaratçılara sır olan bilgi veriyor, bazen de ellerine kapalı mektup veriyor, hangi yerde açacaklarını söylüyor. Mesela 6altmış kilometre ilerde bunu açın diyor mektubu. Orada emirin ne olduğu anlaşılıyor.  

“Hocam öncelikle size şükürler olsun geldiniz, takip ediyoruz sizi. Sizin sohbetleriniz çok güzel, bizi sohbetlerinizden mahrum etmeyin, muhteşem görünüyorsunuz. Allah esirgesin sizi” diyor.

Ali Melez; “Hocam cehennemin ebedi olduğu söyleniyor, yorumunuz nedir acaba?” Doğru.

“Hocam merhabalar, ismim Buse, ben Ermeni asıllı bir Hristiyan’ım. Fakat sohbetlerinizi izleyip, oradaki insanlara olan sevginizi ve Allah aşkınızı gördükçe Müslüman olmayı düşünüyorum. Rab seni ve sevenleri korusun Hocam” diyor. Gelsene Buse tanışalım.

Ali Aydın, “Tamam soruyorum 33.  derece Mason dini olabilir mi? Cevap evetse dinin nedir?” Masonluk özgür düşünen insanların bir araya geldiği bir kulüp. Masonluk şu din, bu din diye bir şey yok. Dinsiz de geliyor, Budist de geliyor, Hristiyan, Musevi herkes geliyor. Ama hakim inanç benim gördüğüm Musevilik ve Hristiyanlık Masonluk’ta. Ama şuan İslam’a doğru çok güçlü bir eğilim meydana geldi Masonlukta. Yani cayır cayır İslam’a doğru akış var.

“Cennette istediğimiz her şeyin var olacağı ve kötü duygulardan arındırılacağımız söyleniyor. İnsan bu durumda robotlaşmış ve serbest düşünemeyen bir birey haline gelmez mi?” Hakan Derin. Kötülüğü biliyorsun, fakat yapmayacaksın. Yani cennette aldığın terbiyeden dolayı yapmıyorsun. Her şeyi öğrendin. Kötüyü biliyorsun, acıyı, ıstırabı, kötülüğü her şeyi biliyorsun.

“Adnan Bey neden kedicikleriniz erkek talebelerinizden daha ön planda? Hep kediciklerle gündem oluyorsunuz. Halbuki dünyanın her yerinde erkekler daha ön plandadır. Siz neden farklı bir yol izliyorsunuz?” Arzu-İzmir. Kadınlar dünyanın en naif varlıklarıdır. En kibar, en temiz varlıklarıdır. Dünyanın en güzel varlıklarına en çok hakkı tanımak lazım. En iyi korunmaları lazım, en iyi hürmeti görmeleri lazım.

“Kafire Allah neden rızık verir? Neden ömür verir Hocam?” Gökdeniz Özmen. İşte imtihanın en önemli bölümü o, o olacak ki İslam’ın Müslümanlığın kıymeti ortaya çıksın. O kıyasla ortaya çıkıyor, kıyas olmazsa olmaz.

“Sayın Hocam sizin bahsettiğiniz gibi hadislerde işaret edilen Amik Ovası’nda gerçekleşecek olan Melhameyi Kübra’ya Hz. İsa (a.s) da talebeleriyle birlikte Hz. Mehdi (a.s)’nin yanında katılacak mı?”  Tarık Kaya. Yok. İsa Mesih kan dökmez, Hz. Mehdi (a.s) da kan dökmez. Talebeleri de kan dökmez. O tip olaylara karışmaz onlar.

Şimdi size bir resim göstereceğim. Bullingdon Club. Şimdi bakın, üst soldan ikinci kişi Başbakan David Cameron, üst soldan dördüncü Juvenile Ferguson İngiltere’nin Paris eski büyükelçisi. Alt soldan ikinci solcu Muhalefet Partisi eski Başkanı. Alt sağdaki sarışın kişi Londra’nın meşhur Belediye Başkanı Boris Johnson. İngiltere’de önemli pozisyona getirilecek kişiler gençliklerinden itibaren seçiliyorlar. Ve gerçekte sağcı, solcu olmalarının temelde pek bir önemi olmuyor. Çünkü merkez aynı oluyor. Aynı merkez oluyor. Bu yüz yıllardır devam eden bir gelenek. Hemen hemen her başkanın dâhil olduğu gençlik kulübü bu Bullingdon Club oluyor. Burada yetiştiriliyor. Ondan sonra devletin çeşitli kademelerinde görev alıyorlar. Yani bir nevi adeta masonik yapılanma gibi.

“Hocam, iyi yayınlar. Gaziantep’ten selamlar, sevgiler” diyor. Aleyküm Selam. “Allah sizden razı olsun” diyor. Cümlemizden.

“Hocam merhaba, Kuran’ı Kerim’de namaz olduğunu ispat edin size on trilyon. Kuran’ı Kerim’de salat vardır. Onun da bildiğimiz namazla uzaktan yakından alakası yoktur” Mikail. Canım, yani bana yapma bunu. Artık bunu ilkokul çocuğuna falan yapsan, ortaokul, aklım alır da, bana nasıl? Bir kere “…namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (Nisa Suresi, 103) diyor; bir. İkincisi, “…kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için…” (Hac Suresi, 26) oluştuğunu söylüyor ayet. Üçüncüsü diğer peygamberlerin de aynı şekilde ibadet ettiğini söylüyor. Sen nereden çıkartıyorsun bunu? Her yerden yanlış üslubun.

“Adnan Bey, ruh bedenden bağımsız ise neden içki içince hafızada ve zihinsel yeteneklerde azalma olur?” Jale Okan. Onu bırak canım. Kafasına bir şeye çarpıyor, adam bayılır. Yahut mesela görme yeteneğini kaybeder, konuşma yeteneğini kaybeder beynine bir şey olduğunda. Sebep âlemi için bunlar şart. Yoksa adamın kafasına vuruyorsun adam görmeye devam ediyor, gözü çıkıyor görmeye devam ediyor. Aklın ihtiyarı kalkar o zaman.

“Semazenlerin ellerinin birinin yukarıda birinin aşağıda olması ne anlama geliyor? Hocam, siz daha önce bir cin göstermiştiniz. Onun kolları biri yukarıda, biri aşağıda. Ne anlama geliyor. İlişkisi var mı?” diyor Oğuzcan. Masonlukta da var o. Eski putperest inançlarda da var. Parmaklar da aynı şekilde. Eski pagan dinlerde de var. Artık sen oradan çıkart ne anlama geldiğini. Döndükçe adamın etekleri kalkıyor. Altında uzun külot var. Bütün vücudu görünüyor. Millet, bazı insanlar da merakla ne olacak acaba diye bekliyorlar onlar dönerken. Bir garip durum var yani.

“Masonlar neden duvar ustası oluyor? Duvar ustası olmayan yok mu?” Ben duvar ustası değilim. Ama yani istesem yaparım. “Duvar ustaları mimar mı oluyor Hocam?” Yekta. Ama hakikaten ben iç mimari okudum. Çok manidar yani. Yok, o semboliktir masonların duvarcı ustası olması sözü yoksa çok nadir durumlar için duvarcı ustası. Yani on binde bir falandır.

“Mehdi talebelerinin içinde de münafık olacak mı Hocam?” Hüseyin. Tabii, hadislerde var. Olacaktır. Münafıklar hatta ayrılıyorlar. “Demirin altının cürufu atması gibi” diyor. “Veyahut gümüşün cürufu atması gibi münafıklar ayrılır” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) cemaatinden. Ve toplu ayrılışlar da olur” diyor. Var o.

OKTAR BABUNA: “Ama ayrılanlara rağmen Hz. Mehdi (a.s) muzaffer olarak yoluna devam edecektir” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, mühim aşamalarından bir tanesi o.

Birgül, “Göz aydınlığım, Allah’ın sonsuz gücü ve aklının en güzel tecellilerinden, en ihtişamlı tecellilerinden büyük nimetsin bir tanem. Allah’ın ahlakı sen de o kadar güzel tecelli ediyor ki gözler ve gönüller senden başkasını görmez oldu. Hidayetime, imanıma vesile olan güneşim. Seni Allah’ın sonsuz aşkıyla çok seviyorum.” Nasıl güzelmiş o da maşaAllah.

“Hocam, bir kimseye deli denmedikçe imanı tam olmaz” anlamına gelen bir hadis var mısır? Hayırlı yayınlar.” Erol Demir. Evet, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor. “Bir kimseye mecnun, deli denmedikçe imanı kâmil olmaz” diyor.

“Gördüğüm kadarıyla Tevrat’ta adı geçen bütün peygamberler de mimar yani duvar ustası. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah” Seçkin. Yani birçoğu öyle. Hepsi değil ama çoğu öyle.

“Allah zaman ve mekândan münezzeh ise arşta olduğu ifadesi bir çelişki değil mi?” Aylin-Kütahya. Arşta olan tecellisi, cennette de mesela güzel bir delikanlı olarak tezahür oluyor. Kendini tanıtırken “Ben Allah’ım” diyor. Mesela arşta da oturuyor tahtında “Ben Allah’ım” diyor. Ama o zatı değil, tecellisi. Zatını hiç kimse kavrayamaz, anlayamaz ve göremez. Hiçbir zaman için.

“Adnan Bey, gerçekten enteresan değişik program yapıyorsunuz. Bizim milletimize dini sohbet başka türlü dinlettirilemez. Güzel yöntem, dans, müzik ve dini sohbet. Başka nerede var böyle program bilen varsa söylesin. Tebrikler.” Aykut Yavral.

“Hocam, paylaşılan her sözünüz fotoğrafınız olay oluyor, maşaAllah” diyor İlkay.

“İsa nerededir Hocam? Nasıl bulacağız?” O saklanır. Bulman da tehlikeli olur. Ne yapacaksın bulup yani?

Ebu Hureyre diyor ki; “Ahir zamanda Mehdi devrinde bir mümin öyle bir zor durumda kalacak ki eğer şeytani bir gruba dâhil olmazsa kendisine “akılsız” denecek. Bu zaman geldiğinde mümin kendisine akılsız denmesini kabul etsin” Yani “şeytani gruplara girmesin” diyor. (Kıyamet Alametleri Kitabı Al-i Bin Zübeyr Ali, 14. Sayfa.) Ebu Said El-Hudri anlatıyor. “Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu. “Allah’ı öyle çok zikredin ki insanlar size mecnun deli desinler.” Yani “o kadar çok tebliğ yapın, dini yayın. Öyle bir gayret edin ki insanlar size “deli” desinler.” (Ahmet İbn-i Hanbel, 3/68 Hâkim el-Mustedrek 1/499, Mecmau'z-Zevaid 10/16.) “Bir kişiye “deli” denmedikçe o kişinin imanı tamam olmaz.” Buyurdu Resulullah (s.a.v.). (Mektubat-ı Rabbani, 1. Cilt, 65.)

“Hocam, kişisel gelişim adı altında birçok eğitim var. “Olumlu düşün ki olsun.” İşte “hayal et evrene gönder” gibi telkinler oluyor. Bu eğitimleri sağlıklı buluyor musunuz?” Güner Sarı. “Olumlu düşün ki olsun.” Allah’tan istemezse evrene gönderirse kafasına kask gibi geçer. Dönüş bela olur. Başka bir şey olmaz. Allah’tan istemeyecek, evrene gönderecek. Evren pek onunla ilgilenmez. Allah’tan isterse olur.

Portakal suyu dehşet bir şey yani güzel bir içki. Mandalina suyu da çok şahane. Limonata da çok güzel ama çok sulandırmak lazım. Hakiki İstanbul limonatası. Mehmet Şevket Eygi Hocamız anlatıyor. “Güzel limonu rendeleyin” diyor. “Kabuğuyla beraber. Tamamen rendeleyin. Toz şekerle karıştırın” diyor. “Bir gece bekletin” diyor. “Sonra onu suyla karıştırıp tülbentten geçirin” diyor “süzülsün. Soğutun. Afiyet olsun” diyor. “İstediğiniz gibi için” diyor.

Evet anlatın. Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İbda-c Davası’nda hükümlüyken yeniden yargılanma talebi kabul edilerek tahliye edilen ve kamuoyunda Salih Mirzabeyoğlu olarak tanınan Salih İzzet Erdiş, bugün yapılan yargılamada beraat etti.

ADNAN OKTAR: Hadi geçmiş olsun. Çok çile çekti o çocuk. Çok acı çekti yani. Bütün ömrü çileyle geçti yani. Mahvettiler çocuğu.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon, Türkiye’ye altı yüz seksen iki virgül dokuz milyon dolarlık akıllı bomba satılacağını açıkladı. BLU-109 tipi akıllı bombalar sığınak delici özelliğiyle tanınıyor.

ADNAN OKTAR: PKK’ya karşı. O zaman YPG’yi niye destekliyor Amerika? Çünkü bunları YPG’ye karşı kullanılacaktır. PYD’ye karşı kullanılacak. Ama yine iyi, dostane bir tavır göstermişler. Tabii, kan dökülerek bir şeyin hallolmasını istemeyiz biz. Ben istemem yani.

Ahmet Can Karagöz, “Hayat sadece Kuran’la olmaz. Sünnet de önemlidir. Velayet ancak sünnetle yaşanır. Kuran sadece kural koyar.” Yani “Kuran yetersiz” diyorsun özetle. Ahirette de bir söyle de duyayım, bir göreyim. Allah’ın huzurunda söyle bir. Kuran’ın yetersiz olduğunu. Allah “yeterli” diyor. Sen “yetersiz” diyorsun. “…Biz Kitab'ı sana, herşeyin açıklayıcısı…” (Nahl Suresi, 89) diyor. “…Kur'an'da, belki öğüt alıp düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik.” (Zümer Suresi, 27) diyor. Sen de “yetersiz” diyorsun. Sünnet devreye girince de mezhepler çıkıyor. Mezheplerin de her biri ayrı bir din. Hepsinin helali, haramı ayrı, bunun da ayrı hesabını verecekler ahirette.

EBRU ALTAN: “…Siz (ondan) sorulacaksınız.” (Zuhruf Suresi, 44) diye bildiriyor Allah ayette.

ADNAN OKTAR: Tabii Allah, “Siz Kuran’dan sorulacaksınız.” diyor. “Sünnetten sorulacaksınız” demiyor. Sünnet eğer doğru olmuş olsa her mezhebin helali, haramı ayrı olmazdı. Bütün helalleri haramları ayrı her mezhebin. Her biri ayrı bir din yani.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Peygamberimiz (s.a.v.)’in ahlakı sorulduğunda, Hz. Aişe, “Kuran’dı” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

Emirü'l-Müminin Ali kerramallhü veche şöyle buyuruyor: “Mehdi devrinde sadece gözdeki sürme kadar veya yemekteki tuz kadar insan kalacaktır. Ve ben size bir örnek vereceğim. Adamın birinin bir miktar buğdayı vardır. Onu temizler ve bir eve koyar. Uzun bir süre sonra geri döndüğünde onun kurtlandığını görür. Onu tekrar ayıklar ve temizler. Sonra tekrar evin içine koyar. Uzun bir süre sonra döndüğünde onun tekrar kurtlandığını görür. Tekrar onu ayıklar ve temizler. Hep aynı işi tekrarlar. Sonunda kurtların hiç zarar veremediği çok az sağlam buğday kalır. İşte Mehdi talebeleri de böyledir” diyor. “Sonunda içinizde fitnelerin asla zarar veremediği çok az bir grup kalacaktır” diyor. “Küçük bir grup kalacaktır.” Demek ki çok fazla münafık çıkacak Hz. Mehdi (a.s) cemaatinden. Aynı hadisi Ahmet Muhammed bin Said de nakleder, Şeyh Muhammed bin İbrahim Numani, Gaybetul Numani, sayfa 246. İbn-i Mace’de yine var. “Medine şehri sakinleriyle beraber üç defa sallanacak. Bunun üzerinde şehirde bulunan” yani İstanbul’da bulunan “münafık erkekler ve münafık kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi gidecek. Böylece demirci körünün, demirin kirini, pasını giderip attığı gibi Medine yani İstanbul habis insanları dışına atacak ve o güne “Kurtuluş (Halas) günü” denecek.” Yani münafıkların gittiği güne. (İbn-i Mace, cilt 10, sayfa 331.) Ebu Basir İmam-ı Cafer Sadık Aleyhisselam, şeytandan Allah’a sığınırım. Muhammed Suresi, 30. Suçlular çehrelerinden tanınacak ayeti. Ayet hakkında şöyle buyurur. “Allah onları tanır” Lakin bu ayet Kaim Muhammed Mehdi hakkında nazil olmuştur. Hz. Mehdi (a.s) münafıkları çehrelerinden tanıyacak. Ve ashabıyla birlikte onları manen darmadağın edecek” etkisiz hale getirecek. (Şeyh Muhammed bin İbrahim Numani, Gaybetül Numani, Sayfa 283.) Tabii Hz. Mehdi (a.s) ustaca münafıkları etkisiz hale getirecek. Yani bütün çıkış yollarını ve bütün tıkılma noktalarını belirleyerek kilitleme sistemiyle münafıkları etkisiz hale getirecek. El-Mehdiyy-il Mev'ud,cilt 1, s. 252, “Mehdi’nin hükümranlığı zamanında zalimlerin ve müstekbirlerin hükümranlığı ve münafıkların ve hainlerin nüfuzu nubud olacaktır.” Son bulacaktır. “Hainler ve münafıkların artık etkisi kalmayacaktır” diyor. Hz. Mehdi (a.s) devrinde. (Ramuz El Ehadis 476, İbn-i Mace.) “Ümmetimden bir taife, (Mehdi topluluğu) herkes üzerine hâkim olmadıkça kıyamet kopmaz. Onlar (Mehdi talebeleri) kendilerini terk edenlere aldırmazlar ve kendilerine yardım edene de aldırmazlar.” Hani “teşekkür ederim, çok iyi yaptın” değil yani. Herkes vazifesini yapar. Hz. Câbir radıyallahü anh'dan rivayet edilmiştir. “Bu iş Mehdi’den ayrılanlara rağmen muzaffer olarak devam edecektir. Muhaliflerin ve ayrılanların Mehdi’ye zararı olmaz.” (Ramuz El Ehadis, 487.)

“Adnan Bey, Tanrı’nın izni olmadan hiçbir şey olmuyorsa ve her şeyi Tanrı planlıyorsa neden biz yaptıklarımızdan dolayı cezalandırılıyoruz?” Ateistler Grubu. Bir kere siz niye üstünüze alınıyorsunuz? Siz araştıran insanlarsınız yani iman etmek için doğruyu araştıran insanlarsınız. Samimi olarak yaklaşıyorsunuz. Allah ayette diyor ki “Ancak muhlis olan kullar başka.” (Saffat Suresi, 74) Siz samimi olursanız hiçbir şey olmaz. Size Allah mutlaka hidayet verir ve mutlaka esenliğe kavuşursunuz. Hemen niye kendinizi o grubun içine alıyorsunuz? “Tanrı planlıyorsa neden biz yaptıklarımızdan dolayı cezalandırılıyoruz?” Cehennem ehli özel yaratılıyor ben onu söyledim. Ama dikkatlice izleyenler anlıyorlar ne demek istediğimi. Allah diyor ki bak, “…gözleri vardır bununla görmezler…” (Araf Suresi, 179) diyor. Muhkem açık yani, teşbih değil bu. "Kulakları var duymaz" diyor. Ama kulağı var diyor, "Kalp gözleri kördür" yani şuurları kapalıdır diyor. "Onlar ölüdürler, siz onları diri zannedersiniz." diyor. “Sen onları söz dinler zannedersin ama onlar anlamazlar” diyor. Böyle varlıklardır cehennem ehli. Mümin öyle bir varlık olmaktan korkacak. 

SEMİH MERİÇ: Başka bir ayetinde; cehennem için insanlar ve cinlerden kişiler yarattığından bahsediyor Allah inşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Evet, "Cehenneme soracağım, 'Daha yok mu?' diyecek. Ben böyle bir söz verdim ve bu olacak." diyor Allah. Ama cehennem ehlinin vasfını da söylüyor. Daha önce yine çok söylediğim sözlerden birisi; bak, açık şuurla, samimi bir Müslüman asla cehenneme gitmez. Bunun aksini söyleyen Allah'ı inkar etmiş olur. Yani Allah'ın ilahlık vasfını inkar etmiş olur.

"Adnan Bey, o kadar şıksınız ve o kadar güzel bir insansınız ki bakmaya doyum olmuyor. Allah çok güzel tecelli ediyor üzerinizde çok özel bir sanat var. Allah; gözlerinizi, kaşlarınızı, yüzünüzü, ellerinizi çok büyük bir özenle yaratmış. Her ayrıntınızda özel bir sanat var. Dilim lal oluyor. MaşaAllah." diyor Ümmühan. Çok sevdiğin için Allah sana öyle güzel gösteriyor maşaAllah, İman nuruyla baktığın için.

"Ben sadece sevgiyle yaşayan, iyi işler yapan, vicdanlı ve inançsız bir insan olmaya devam etsem sonum dininize göre ne olur? Cehenneme gidiyorsam niye? Din neden vicdan ve ahlaka değil de imana önem veriyor son tahlilde. Yok, eğer vicdanlı ve ahlaklı yaşamak yetiyorsa o zaman iman şart değil demektir." Ateist Burhan. Allah'ı niye sevmek istemiyorsunuz? Allah sonsuz güzel. Bütün bu güzellikleri O yaratıyor. Yani niye böyle Allah'a tavır koymak istiyorsunuz? Ben anlamıyorum. Bir kere bak, renkli bir dünya yaratıyor size. Sesi duyuyorsunuz. Bak, hissettiriyor size; hissi biliyorsunuz. Kokluyorsunuz; limon, portakal, elma, meyve; her şeyi yaratıyor size güzel insanlar yaratıyor. Sevilmek istiyor Allah da, imtihan ediyor sizi. Ne yapsın? Nasıl olması gerekiyordu yani? Sen sevdiğinin sevgisini test etmiyor musun? Mesela bir insanın sevgilisi olsa, hanım sevgilisi olsa test ediyor insan, değil mi? Acaba gerçekten seviyor mu? Bakışlarından, tavrından anlamaya çalışıyorsun. Az sevdiğinde rahatsız oluyorsun, derin sevsin istiyorsun. Allah da derin sevmemizi istiyor. Bunda ne var? Sadece seveceksiniz, bu kadar. 

Allah hepsine ferahlık güzellik versin. Allah hepsini kahpe kurşunlardan korusun. Kahraman polisimiz, askerimiz, özel harekatçılarımıza Allah kalp ferahlığı versin. Allah nuruyla, hidayetiyle sarsın. Selamlarımı söylersiniz, Aleykümselam.

Bu ateist çocuklar boş yere böyle yapıyorlar. Allah çok sonsuz güzel bir varlık, bizi yaratan varlık; samimi sevilmek istiyor. Yani bunda acayip olan ne vardır? Siz sevilmek istemiyor musunuz samimi? O da samimi sevilmek istiyor, Allah da. Ben de samimi seviyorum. O zaman nimetini artırıyor, gayet güzel. Allah'a böyle tavır koymak çok yersiz, gereksiz. Bunu huy edinmek çok hatalı bir tavır. Allah'ın istediği çok güzel, çok candan bir hoş tavır. "Beni gerçekten seviyor musunuz?" Allah bunu görmek istiyor, bize göstermek istiyor. Bunun dışında nasıl bir ortam olsun ki de sevgimizi gösterelim? Mesela bir kabadayılık nedir? Allah'a sevgidir. Mesela bir kadını koruyorsun; adam kadının önüne geçiyor, kendisi kurşunlara hedef oluyor, kabadayılık yapıyor. Bu nedir? Allah sevgisinden. Yiğitlik, Allah sevgisinden. Mesela özel harekatçılar gidiyor, PKK'ya göğsünü açıyor; otomatik silahla tarıyorlar, bombayla havaya uçuruyorlar. Niçin yapıyor? Allah için yapıyor. Can azizdir. Adam canını ortaya koyuyorsa Allah sevgisinden olur o. 

EBRU ALTAN: Herhalde bağnazların tanıttığı.

ADNAN OKTAR: Bağnazları bıraksınlar. Öyle bir din anlayışı yok. Onlar bir şekilde şeytanın oyununa gelmişler bağnazlar. Zaten gerçeği gördünüz; dinde müzik, eğlence hepsi var, kadınlar dekolte de giyinir istediği gibi. Bak, aksine hiç ayet gösteremediler bana. Hep bağırıyorlar, çağırıyorlar, bayağı çırpınıyorlar. Diyorum ki, bir tane ayet verin yanlış yaptığımıza dair; "yok, ayet yok." Diyor. O zaman ben doğruyum, siz yanlışsınız.

"Bu Darwin ne etti sana da taktın kafayı bu adama ?" diyor Sözde Muhalif. Kardeşim, Allah'ın yaratılışını samimiyetsizce, vicdansızca ve akla hiç uygun olmayacak şekilde çocuk kandırır gibi kökten bir mantıksızlıkla reddediyor. Ve "Delilim de yok." diyor bak, üstelik. Darwin söylüyor, "Benim delilim yok. Siz de arayın, bakın, delil yoksa benimki yanlıştır benim fikrim. Ara fosil bulamıyorum. Bulamadım, her yeri aradık biz bulamadık. İleride de bulunamazsa böyle bir teori yok." diyor adam. Ama bak, cayır cayır devam ediyor hala teorisi kendince. Tabii ki ben buna karşı olurum.

Her yerde bir aklın varlığı görülmüyor mu? Yapmayın, etmeyin, dürüst olun. Karpuzun çekirdeğinden tut, bak; kedide, köpekte, tavşanda hepsinde bir intizam, bir simetri, bir düzgünlük, bir mükemmellik ama nefes kesecek bir mükemmellik var mı yok mu? Var. Bunun nesini inkar ediyorsunuz? Nereye kadar? 

EBRU ALTAN: Adnan Bey, siz daha önce söylemiştiniz; "Türlerin milyonlarca yıldır genetik bilgisinin en ufak bir değişiklik olmadan korunması çok büyük mucizedir." diye. 

ADNAN OKTAR: Artık yani cevap veriyorum ama hayret ediyorum ben bu duruma. Mucize olarak yaratılıyor. Ateist gençler, aslında beni dinlediklerinde hepsinin kanaati geliyor. Bağnazlığa gıcık oluyorlar onlar. Ben onlardan bin misli gıcık oluyorum. O konuda haklılar. Ama din, öyle bir din yok bağnazların tarif ettiği gibi. Dedeleri çıkarıyorlar falan daha hala çok ayıp yapıyorlar yani sırf televizyonun takipçileri olsun falan gibi. Halka verdikleri zararı düşünmüyorlar. O yaşlı amcalar falan onların anlatımlarından nasıl acı çekiyorlar?

"Hocam, sizin; yaşlılara daha çok sevgi ve alaka göstermemiz gerektiği ile ilgili sözlerinizden sonra haftada bir gittiğim babaanneme daha çok gitmeye ve onunla daha çok ilgilenmeye başladım. Size selamlarını ve teşekkürlerini iletti." Aleykümselam "Televizyonu da ayarladım. O da sizi izleyecek artık. Ne kadar güzel şeylere vesile oluyorsunuz. Biz günlük hayatın koşturmacasında bazı şeyleri unutabiliyoruz. İyi ki varsınız." Şule Şanlı. Yaşlılar çok şekerdir. Babaanneler, dedeler çok büyük nimettir. Bir de yaşı ilerlediyse daha sevimli olur onlar, daha da şeker olur. Onlar geçmişi anlatırlar tekrar tekrar; bin kere dinlese insan doymaz.

"Evrimleşme devam etmekteyken dine inananların tutulmuş tavırlarıyla evrime nokta koymaları kabul edilemez. Canlı-cansız hiçbir oluşum ilk olduğu gibi değildir. Bir sinek veya bir insan on bin yıl önceki durumunda değildir. Bu evrimleşme inkar edilebilir mi?" Burçin. Burçin, ben sana mesela yirmi milyon yıllık çekirge göstereyim, amber içinde; bana neresinde değişiklik oldu göster. Sinek göstereceğim, bak ne diyorsun? Sinek diyor. Ben on milyon yıllık sinek göstereceğim sana amber içinde; olduğu gibi duruyor, bedeni medeni hiçbir şeyi bozulmamış, rengi mengi, bir cismi falan hacmi her şeyi tamam. Bana neresinde değişiklik olmuş göster. Hayali konuşuyorsunuz, hayali konuşuyorsunuz.

"İnsanı sınav yapmak için bir evreni, dünyayı yaratan Tanrı'nın on dört milyar yıl beklemesi ne derece mantıklıdır?" Hakan Çetin, Bursa. On dört milyar yıl bekleyen sensin. Allah, on dört milyar yıl beklemez. Allah andır. An içinde, sonsuz kısa zaman içinde kainatı yaratmış, bitirmiştir. Dolayısıyla bekleme diye bir şey yok. Bekleme; sana göre var bekleme.

"Adnan Bey, sonucu kesin olarak bilinen bir sınavın anlamı nedir?" Tunç. Aşk, sevgi. Allah sevilmek istiyor. Çünkü cennetin anlamı olmaz sevgi olmazsa. Yani bütün kainatın anlamı olmaz, hiçbir şeyin anlamı olmaz. Sevgi ve aşkla anlamı oluyor. Yoksa neye yarar? Hiçbir yer bir şeye yaramaz; cennetin köşkleri, dereleri, meyveleri... hiçbir anlamı olmaz sevgi olmazsa, aşk olmazsa. Aşk için de imtihan yani eğitim gerekiyor, çile gerekiyor. Yoksa mesela bak halbuki kendileri de yapıyorlar; mesela kız arkadaşları oluyor sabretmezse ona bozuluyorlar. Mesela sadakat gösterirse seviniyorlar. Mesela terk etti mi ağlıyorlar. Bütün şarkılar hep ağlama üstüne. Çünkü sadakat yok, vefa yok. Din neyi sağlıyor? Vefa, sadakat ve sabrı sağlıyor. Benim kız arkadaşlarım yıllardan beri hep benim yanımdalar, hep. Sevgilerinde hiçbir sarsılma yok. Ama bu arkadaşların kız arkadaşları, haftasına anında bunları terk ediyor. Niye? Din ahlakını almadıkları için. Kuran ahlakını almadıkları için yahut Kuran'ı anlayamadıkları için. Kuran'ı anlayıp yaşarsa bu ıstırabı çekmez. 

BEYZA BAYRAKTAR: Bizim size olan sevgimiz artarak her gün devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, bu çile olmadan sevgi olur mu? Durduk yere sevgi olur mu? İyice sevgide ustalaştığımızda Allah, cennete alıyor ondan sonra düz hayatın hiçbir mahsuru yok, köşkün şunun bunun mahsuru yok. Hatta Allah'ı görüyor insanlar -insan şeklinde, delikanlı şeklinde tezahür ediyor- hemen sevgili olarak secdeye kapanmak istiyorlar; Allah diyor; "Secde etmenize artık gerek yok. O bitti, o dönem. İmtihan oldunuz, bitti. Eğitildiniz artık sevgi zamanı." diyor Allah. Aşk, sevgi. "Ben sürekli geleceğim. Siz Beni göreceksiniz, Ben de sizi göreceğim." diyor Allah, sonsuza kadar. Ve sonsuza kadar da cehennem de var, görüyor insanlar cehennemi. Yani durduk yere sevgi olmaz. Boşluktan sevgi olmaz: böyle eğitilmenin dışında sevgi olmuyor. Bak, birçoğunuz bilmiyorsunuz sevgiyi. Arkadaşlar için söylüyorum. Sürekli nefret yazıları yazıyorlar, sürekli nefret; birbirlerine nefret yazısı. Bilmiyor. Eğitilmezse işte böyle oluyor. Adamı sen köşke koysan ne olur, her yeri meyveyle çiçekle donatsan ne olur? Adam sıkılır, hafakan basar.

Sena; "Adnan Bey, güzel danslar bekliyoruz artık." diyor. "Beyza Hanım’ın dansını bekliyoruz." diyor. Demek ki ünlüsünüz.

BEYZA BAYRAKTAR: Estağfirullah.

ADNAN OKTAR: "Adnan Bey, uzun yıllardır bir ateist olarak yaşadım. Hala da bir ateistim. Hoca kesiminden sadece sizi arada bir dinliyorum. Makul birine benziyorsunuz. Ama hayata, dünyaya farklı yerlerden bakıyoruz. Dinler sorgulamaya izin vermiyor. Tanrı'ya inanan insanlar her türlü olayı Tanrı'yla yorumlayabiliyorlar. Dine inanan insanların kendilerini kandırmasından başka bir şey değil bu. Hiç sorgulama yok. Benim ilkokulda mahalledeki arkadaşlarıma özenerek gittiğim Kuran kursunda Arapça okutulan Kuran, bir kaç defa babaannemle gittiğim ve uzun uzun kaldığım daha doğrusu babaannemi taklit ettiğim teravih namazı ile din derslerinde zorla ezberletilen sureler ve dualar dışında dinle bir alakam olmadı. Sorgulamayı öğrendiğim zamandan beri ateistim. Sorgulama gücüm sayesinde cevaplarımı bilimde buldum. Tanrı inancına ihtiyaç yoktur çünkü bilim vardır." Mutlu Ateist. Tamam da yani bulduğun bulguları bana da söyle; öğrenelim, karşılıklı konuşalım. Yani hangi delile ulaştın, neye ulaştın, sorgulamada hangi konuda tıkandın? Sana, "Sorgulama" diyen yok ki. Hazreti İbrahim (a.s) de sorgulama yapıyor. Diyor ki, "Benim Allah'ım Ay'dır." diyor. Kayboluyor ay, "Ben buna inanmam." diyor. "Güneş benim Allah'ım." diyor. "Ama yok." diyor "bu da kayboluyor. Ben buna da inanmam" Sorgulama yapabilirsin. Sorgulama yapmanda bir mahsur yok ki. Gayri ihtiyari insan sorgulama yapar zaten. Ama sorgulama sonucunda nasıl negatif netice aldın? Ben onu anlamadım. Yani hangi konuda açmaza girdin? Konuşalım, ben de anlayayım. Ama bak, senin açmaza girdiğin yerlerin cevabının olduğunu da biliyorsundur. Ve çok net, akılcı, sarih cevapların olduğunu da biliyorsundur. Çünkü öyle bir şey varsa sor, konuşalım. "Bilim vardır." diyorsun. Bilim sürekli değişiyor, sen burada tıkanmış durumdasın. Fizik; mesela Newton fiziği vardı sonra modern fizik çıktı, adamın bütün dedikleri alt üst oldu. Hani bilim vardı, bilim doğruyu söylüyordu diyorsun. "Madde sonsuzdan gelir sonsuza gider." diyorlardı; maddenin yokluktan var olduğunu anladılar. Bilim söyledi bunu. Daha önce aksini söylüyordu bilim. Olmaz, yanlış düşünüyorsun. Konuşalım, sor; hemen anlarsın. Bilim mesela Darwinizm’i savunuyor bilim, bir tane delil sunamıyor. Bu nasıl oluyor? Diyorum ya; "Ben altı yüz milyon delil veriyorum. Siz bir tane delil verin." Veremiyorlar. Varsa getirin, göreyim. Nasıl bilim oluyor? Delil vermeden bilim olur mu? 

Ateist arkadaşlar niye o kadar tedirgin oluyorlar ki? Bir kere beni çok sevdikleri görülüyor. Makul bir çizgiye geldikleri görülüyor. İslam’ın güzel bir din olduğunu anladıkları da görülüyor. Gecenin bu vaktinde izlemez yoksa. Bütün ateist arkadaşları çok seviyorum onlar benim ahbabım dostum. Bir tane ateist kalmaz aralarında söyleyeyim hepsiyle arkadaş oluruz öyle bir şey olmaz. Kardeşim Allah’ın varlığı çok açık kesin şimdi nasıl anlatayım biliyorum eminim yani. Anlıyorlardır zaten üslubumdan.

Bu bağnazların anormalliklerinden çocuklar artık yaka silkmişler. Mahvettiklerinin resmi işte çocukları. Şu bağnaz kafa İslam’ın en büyük düşmanı bunlar işte. Mahvettiler Müslüman alemini ve Suriye’yi bu hale getirenler onlar Irak’ı bu hale getirenler bütün dünyada İslamofobiyi meydana getiren onlar. Biz olmasak İslam’ı helak edecekler Allah esirgesin Müslüman bırakmayacaklar. Allah bizleri vesile ediyor da elhamdülillah bu fitneyi durduruyoruz.

OKTAR BABUNA: Allah razı olsun. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Elanur, “Çok şık ve güzelsiniz yine, gördüğüm en üstün ahlaklı insansınız perdeli gözler nurunuzu göremez“ diyor. Nur gözüyle bakarsan nur görürsün maşaAllah.

“Dikkati sürekli açık tutmanın yolu“ Dikkatini açacaksın kafayı kullanacaksın sürekli olduğu kadar olmuyorsa kaderindedir.

“Tevrat ve İncil asıllarını Hz. Mehdi (a.s) bizzat eliyle mi çıkaracak yoksa yönlendirmesiyle aracımı çıkaracak?“ İzmir’den Çiler. Vallahi benim anladığım bir şekilde esaslı bir şekilde dahil olacağı anlaşılıyor. Ama bizzat mağaraya girmesi gerekmez tabii. Ama Allah’ın onun vesile edeceği anlaşılıyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Mehdi (a.s) Şam’a gidecek demiştiniz bizzat mı gidecek?

ADNAN OKTAR: Öyle görünüyor tabii.

“Maddenin sırrıyla ilgili 2012’de daha detaylı açıklamalar yapacağınızı söylemiştiniz ama şuan bu konu hakkında konuşmuyorsunuz hikmeti nedir? Berra Yıldız. Vallahi yeminle söylüyorum ama hakikaten insanların akıl sağlığını korumak için. İnanılmaz korkarsınız anlatırsam çöker kalırsınız. Maddenin gerçek halini gerçek halinizi anlarsanız çöker kalırsınız. Onun için anlatmıyorum siz sormayın ben de anlatmayayım. Hemen iman etmeyecek hiçbir kimse yok maddenin aslını öğrenirse. Allah’a inançta inat edecek bir kişi düşünemiyorum. Öyle bir cesaret gösterecek insan, varlık asla olamaz. Anlayan imkansız yere yapışır böyle. Allah’tan başka bir şey demez. Ama nasıl kapalı anlatayım baktım kapalı da anlatacak gibi değil vazgeçtim.  

“Adnan Bey, sanata ve müziğe neden bu kadar önem veriyorsunuz? Dünya bu haldeyken neden öncelikli olarak bu tarz konuları önemsiyorsunuz?“ Burcu, Muğla. Bediüzzaman Mehdi (a.s)’nin üç silah olarak sanat, marifet ve ittifak diyor. Biz de Mehdi (a.s) talebesi olduğumuza göre. Sanatın hakiki üstadı diyor Bediüzzaman ayrıca, Şam hutbesinde. Sanatın hakiki üstadı diyor. Yani ne diyeyim? Biz de talebe olduğumuza göre.

KARTAL GÖKTAN: Kısa videolarla yayınımız devam ediyor.

VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri Ocak 2016

KARTAL GÖKTAN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü