Harun Yahya

Sohbetler (3 Mart 2016; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ERDEM ERTÜZÜN: Hayırlı akşamlar sevgili izleyenlerimiz, Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet sevgi etiketi yapalım “Duamız sevgi olsun” diyelim duamız sevgi olsun.

“Sevgili Hocam, son zamanlarda münafıklık konusunu anlatıyorsunuz bakıyorum da hepsi bir insanda olabilecek şeyler. Bir insanda bunlar varsa ve çıkmaya niyet ederse yine münafık alameti oluyor onu anlamadım. Mesela Allah’ı anmayı niyet etse, münafıklarda Allah’ı anıyor, çalışsa bir şeylere gayret etse onlar da yapıyorlar vs. gibi. Tam bu durumdan çıkmak için ne yapmalı Hocam? Bir de böyle olan düzelmez, düzelir gibi oluyor ama yeniden döner dediniz ya ona çok kafam takılıyor. Yani hastalık varsa kalbinde o tedavi olmaz mı?” Her türlü ihtimali söylüyorum yoksa tabiî ki eğer zırıl zırıl deli değilse normal bir insan vazgeçer ama ciddi şekilde şeytani bir manyaklık içindeyse iflah olmaz tabii ama makul bir vicdanla ve şuuru açıksa tabii ki her Müslümanda münafık alameti olabilir çok fazla da olabilir adam vazgeçer, mecbur değil ki. Birde şuurun açıksa ve münafık alametinden rahatsız oluyorsa zaten münafık değilsin sen. Münafık, münafık alametinden rahatsız olmaz, sen rahatsız olup yazmışsın, derdine düşmüşsün ve bu durumda senin münafık olman mümkün değil zaten. Yani münafık hiç umursamaz güler geçer böyle şeyleri eğlenir o, onun eğlencesidir böyle şeyler sen burada tedirgin olmuşsun kafayı takıyorsun, seni rahatsız etmiş. Bu durumda senin münafık olman kilitlenmiş oluyor münafık olamazsın. Azami hatalı bir Müslüman olabilirsin onu da düzeltirsin düzeltebildiğin kadar.

“Müminlerden sana tabi olanlara koruyucu kanatlarını ger.” (Şuara suresi 215) Mesela bu işte velayettir müminlerin emiri olan kişi kimse Müslüman olan kimse mümin gelip tabi olduysa onu korumakla mükellef olduğuna dair Kuran ayeti. Mümin nasıl oluyor mümin? La ilahe illaAllah Muhammed Resulullah diyor ve hicret ediyor. Hicret şartı var yani hicret şartı önemli mesela müminler bir yere gidiyor o onlarla beraber gelmesi gerekiyorsa da gelmiyorsa çıkarları için, bir sebepten dolayı ise makul ama keyif için dünyevi nedenlerden dolayı gelmiyorsa velayet hakkı yok. Mümin sorumlu olmuyor o zaman çünkü adam Fizan’da farz edelim Almanya’da ben diyor burada kalacağım gel dediğin halde ama bunu tabii peygamber söylüyor veyahut Mehdi söylüyor herhangi bizler gibi alelade insanların sözü değil, adam da ben yok arkadaş gelmiyorum burada keyfim yerinde diyor, o zaman velayet hakkı olmaz.  Çünkü itaat yok, itaat olmayınca velayet olmaz.

Dolayısıyla senin Emel kafanı takacağın hiçbir şey yok, böyle bir şeyden rahatsız olan adam hiçbir şekilde münafık olamaz.

“Kulum Davut’un soyunu ve bana hizmet eden Levilileri sayılmaz gök cisimleri kadar, ölçülmez deniz kumu kadar çoğaltacağım.” ( Yeremya 33/22)

Hz Ali (r.a)’nin anne tarafından büyük annesi sürgündeki liderin kızı, o zaman çocukları baba tarafından Kohen soyu oluyor, Hz. Ali (r.a)’nin. Anne tarafından Kral Davut soyu oluyor. Yani Mehdi (a.s) aynı zamanda Kohen soyu, Kohen soyundan gelmiş oluyor. Bunu bana hahamlar gönderdiler İsrail Hahamları yani özel araştırmışlar.

OKTAR BABUNA: Haham Hollander gelmişti inşaAllah canlı yayında siz dediniz ki Kral Mesih’in kokusunu burnum alıyor benim demiştiniz. O da cevap olarak “benim burnum koku almıyor ama” dedi “görüyorum ve işitiyorum” dedi inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet.

Ceylan’ın soyu da Musevi soyu, dedeleri değil mi?

CEYLAN ÖZBUDAK: Evet.

ADNAN OKTAR: Onlar da Musevi. Bizim Ebru, onun soyu da Musevi, Didem de Musevi soyu köken olarak Musevi kökenli geliyor yani hep Yakupoğulları’ndan, maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Bizde de var Allahualem.

ADNAN OKTAR: Evet sizin ailede de var.

OKTAR BABUNA: Size de yine çok tanınmış bir Haham gelmişti sizi görür görmez Hocam yeni tanıştı siz dedi İbni Meymun, Musevi alimi Maimonides’e benziyorsunuz aynen demişti maşaAllah. Hakikaten baktık sonra çok benziyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Ben Murat, yirmi beş yıl öncesinin talebelerinizle aynı ortamda bulundum erkekler bayan arkadaşların yanında çok saygılı ve tıpkı Osmanlı’daki gibi edep ve adap takılıyorlardı çok nezaketli konuşuyorlar, göz teması kurmamaya özen gösterip yere bakarak nizamda durarak konuşuyorlardı. Genel bütün talebeleriniz öyle mi acaba? Osmanlı’yı mı kendinize örnek alıyorsunuz.” Bir olay anlatayım da olayın komikliğini anlayın, bizim Tuba var ya Babuna, bir kardeşe dedim ki onu evinden al, ben demedim de alacaktı yani almak için gönderdik. Araba kapısını açmış o eşyasını koymuş, geri arabanın kapısını kapatmış kardeş basmış gitmiş, gidiyormuş daha hala hiç bakmıyor. Orada hanımefendi kalmış bekliyor ayakta bekliyormuş. O götürdüğü kanaatinde hakikaten bizim kardeşlerimiz göz teması kurmazlar hanımlarla yani öyle boydan bakmalar falan böyle o şekil hiç olmaz.  Konuşurken çok saygılı, edepli, gözleri yerde, hürmetli konuşurlar lüzumsuz konuşma bilmem ne falan olmaz, arabada öyle müzik çalma bilmem ne falan, kesinlikle olmaz.

“A9 TV’de bilimsel ve kültürel İslami ve belgeseller yayınlanıyor mu?” diyor. Açıp baksana şu tembelliğe bak ya?

Bir de bizim evde elektrik mühendisleri böyle elli-altmış yaşında uzman büyük yaşlı başlı evi barkı olan elektrik mühendisleri çalışma yapıyorlardı, hatlarda bozukluk vardı kardeşlerden birisi demiş ki; hanım kardeşlerimiz geliyor demiş, adamlar deliler gibi dağa doğru koşmaya başlamışlar orayı boşaltmak için. Bilmez etmez onlar birden fırlamış orayı boşaltmak için onlar da onları takip ediyor onların peşinden koşuyorlarmış. Yani niye koştuğunu bilmiyor sadece koşuyor. Ama kız olsun erkek olsun tabii güzelliğinin görünmesi, bilinmesi hoşuna gider, gizli kalmasını istemez çünkü Allah onu öyle güzel yarattıysa helal sınırları içerisinde onun bilinmesini ister ama mümin bir kadın tabii hiçbir şekilde fuhşa yanaşmaz. Efendim gayri meşru bir ilişkiye yanaşmaz, namusuna titizdir ama güzelliğinin görünmesinde hiçbir mahsur yok. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da kadınlar çok güzeldiler, gösterişliydiler, Peygamberimiz (s.a.v.) bakıp, beğenip alıyordu beğenme vardı yani öyle bir konu yok. Mesela bizde hanımlar hiç beylere hizmet etmez, çay kahve getirmesi diye bir şey olmaz, hep hanımlara beyler getirirler öyle bir şey olmaz. Yani tahayyül dahi edilemez öyle bir şey.

“Taş gibi katılaşmış kalplerinizi, vücudunuzdan söküp atacağım.” Tora da geçiyor. 3500 yıllık hüküm. Suriye’de yürürlüğe giren geçici ateşkes bugün otuz beş, başlangıcından bu yana beş gün içinde yüz seksen defa ihlal edilmiş. Güya ateşkes, daha fazla saldırı yapıyorlar.

Museviler, dindar Museviler çok güzel insanlar yani bence dünyanın en güzel insanlarından onlar. Çok yanlış biliniyor şeytan her şeyi ters gösteriyor, her şeyi ters gösteriyor siyahı beyaz, beyazı siyah. Musevi Hahamlar dünyanın en güzel insanları. Bayağı dindarlar Allah’ı çok seviyorlar, çok güzel ahlaklılar dürüstler, Allah’a müthiş bir aşkla bağlılar. Musevi gençler de dindar, Museviler çok dindarlar. Şeytan onlara musallat oluyor şeytan insanları teşvik ediyor. Ne güzel ya 3500 yıl Hz. Musa (a.s)’ya sadakat 3500 yıl. Tevrat’a 3500 yıllık sadakat.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz söylemiştiniz benim çok aklımda kaldı, dindar bir Musevi’nin Kippa ile meclise gitmesi çok güzel bir örnek demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Ortadoğu, dindarlığı Musevilerden öğrendi. Dindarlığı bilmiyorlardı. Hayır bir de İsrail in cinayet işleyen takımı var, onla karıştırıyor, ya kardeşim o sinagogdan çıkmıyor kendi halinde Allah’a dua eden dindar insan. Öbürü cinayet işliyor sen git cinayet işleyene söyle git ne yapıyorsan yap. Ona değil mi protestonu yap konuş ne diyorsan de. Ama bu insan eli bir insanın cildine dahi değmemiş, kimseyi üzememiş, insanları kırmamış ondan ne istiyorsun?

Emre Meyveci, “İyi akşamlar Hocam sizi izlediğim zaman yanımda bazen arkadaşlarım oluyor, diyorlar ki hem din anlatıyor hem de bayanlar da dans ediyor müzik var bu doğru mu Hocam?” diyor. Hanımların oynaması neşelenmesi, gençler oynayınca niye rahatsız oluyorsun? Beyler, erkek oynayınca, hayır erkek oluyor kadın niye olmuyor yani? Bana farkını söylesinler, erkek şu bakımdan olur, kadın şu bakımdan olmaz bana bir yazsınlar ben cevabı ona göre vereceğim. Mesela genç delikanlılar kalkıp oynadığında neden oluyor? Kadın erkek ne fark eder? İkisi de insan o da oynar, o da oynar, o da müzik dinler, o da güler, o da güler, o da yer içer, o da yer içer ikisi de insan. Yani garip bir kadın mantığı var. Yani kadın olması bir insanın niye suç oluyor? Neden bütün hakları elinden gidiyor kadın olduğunda? Bütün hakları elinden gidiyor ya. Oynayamıyor, gülemiyor, gezemiyor, şarkı söyleyemiyor, yemek yiyemiyor, telefonla konuşamıyor, arabaya binemiyor, sokağa bakamıyor, yazı yazamıyor. Yani adeta hayat felç oluyor onun için.

“Mehdiyet camiasında olup da bana 'tüm hadisleri inkar et Kuran yeter' diyenler var. Hadis ağzınıza almayın diyorlar. Hocamızın görüşü nedir?” Canım Kuran'a uygunsa hadis olur, niye olmasın? Veyahut tahakkuk ettiyse ahir zaman hadisi aynısıyla, mesela iki uçlu kuyruklu yıldız çıkacak, aynısıyla çıktıysa tamamdır.

“Allah'ı yaratılışı inkar eden ateistler var, saygı duymaya devam mı edeceksiniz Adnan Bey? Size zararı dokunursa da mı?” Derya Çınar. Bana zararı ne dokunacak adamın canım? Terörist anarşistse tamam ayrı, ama ben inanamıyorum diyor, şu şu nedenlerden inanmıyorum diyor, dürüstçe söylüyor adam. Senden medet bekliyor, ilaç bekliyor. Hastayım diyor işte. Gizlemesi çok felaket. O sorsun ki onun gibi hasta olan, rahatsız olan veyahut eksiği olan, bilgisi onu yoran insanlar olabilir; onlar da öğrenmiş olur. Yani bunu gizli gizli birçok insan düşünüyor, gizli gizli. Onlar dürüstçe açık söylüyorlar. Tabii ki saygı duyarım.

“Adnan Bey Tanrı her şeyi biliyorsa geçmiş gelecek, o zaman geçmiş de gelecek de daha yaratılış anında belli demektir.” Doğru. “Belli olan bir şeyi değiştirmek için kitap peygamber göndermenin mantığı ne o zaman?” Ama onlar da o anda yaratılıyor zaten. Yani kitap, peygamber bak onu olayın dışına çıkarttın sen. O da o an içinde yaratılıyor, kitaplar peygamberler de o an içinde yaratılıyor.

“Adnan Bey, Kuran'a göre Tanrı bazılarının kalplerini mühürlemiş, onlardan imanı esirgemiştir. Biz ateistler o kişilerdeniz belli ki. Peki bu durumda Tanrı bize haksızlık yapmış olmuyor mu? Bizim ne suçumuz vardır? Bu Tanrı'nın Adil sıfatıyla çelişmiyor mu?” Leman. Sorgulayan Ateist. Ya imansız olmasa imanlının bir anlamı olmuyor yani herkes iman eder o zaman melek gibi oluruz. Yani bak meleklerin içinde imansız melekler olsaydı onlar da böyle imtihana açık olsaydı insan gibi çok önemli değerli olurlardı, daha değerli olurlardı. Ama insan melekten daha değerli. Ama kıyaslanmayacak şekilde değerli melekten. Yani mekanik olmamızı ortadan kaldıracak bir durum o. Yani mesela bak sizi Allah yaratıyor ama benim şefkatimi de size gösteriyor. Ben mesela vay Allahsız Kitapsızlar falan deyip ortaya çıkmıyorum. Ben makul görüyorum, insansınız hakikaten böyle kuşku duyabilirsiniz. İnsanların yüzde 99'u da aslında sizin gibi kuşku duyuyordur. Fakat siz dürüst olduğunuz için söylüyorsunuz bak açıkça söyleyeyim. Yani bunu diyen insanlar düşünmüyor zannediyorsunuz, onlar da düşünüyorlar. Düşünmemiz için zaten o öyle yaratılıyor. Dürüstlüğünüz sizin suç değil, samimiyetiniz suç değil, üstünlük. O konuda rahatsız olmayın. Bağnazlardan kaynaklandı sizin bu haliniz. Yani çünkü din bir cehennem olarak gelenekçi İslam tarafından sunuluyor. İnsan aklını, ferasetini basiretini kapatan, insanın bütün hayati yönlerini yok eden, sanatı estetiği güzelliği yok eden, insanın mutluluğuna adeta sanki düşman olan bir sistem gibi. İnsanı şizofren hale getiren, mahveden bir sistem. Gelenekçi sistem içinde bir insanın ruh beden sağlığının normal kalması imkansız. Çok çok anormal bir durum meydana geliyor.

Karayılan, “Askeri bilim ve sanatta bir yeri sonuna kadar savunmak gibi bir şey yoktur. Savaş saldırı ve geri çekilmedir.” demiş. Başkası da diyor ki; “Yenildik, tası tarağı topluyoruz, topuklayıp gidiyoruz demiyor da” diyor.

Mesela şu genç kız, iki kız çocuğu, mesela tüfeği tutmayı bile bilmiyor, eli havada kalmış böyle. Bomba atmayı bile bilmiyor şöyle taş atar gibi atıyor bombayı. Bunları bu hale getiren işte Darwinist materyalist sistem. Mesela polise kurşun sıkıyor, hepsinin çoluğu çocuğu var, nur gibi de insan. Karşılaşsa zaten kıyamaz, görse belki kıyamayacak, tertemiz insanlar. Ama ne hale getiriyor? Mesela kızın da resmini gördüm, güzel yüzlü bir kız. Darwinist materyalist yetiştirilmezse böyle olmayacak etmeyin çatmayın. Tayyip Hocam şimdi Afrika'da güzel çalışma yapıyor da hep ekonomik bakıyorum işte altyapı üstyapı, tren yolu yapalım, gemi yapalım falan. Manevi kalkınma çok önemli. Darwinist materyalist sistemde her yer çöküyor, her yer batıyor. Bir yiğitlik yap, Darwinizm'i kaldır Türkiye'den. Biz yardımcı olacağız, sonuna kadar da yanındayız.

KARTAL GÖKTAN: İlgili bir haber vardı Adnan Bey, okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: AK Parti Isparta Milletvekili Sait Yüce Darwin ve Freud'un eğitim sisteminden çıkarılmasını yerine tevhidi inancı önceleyen sistemin getirilmesini istedi. 

ADNAN OKTAR: Kim ne dedin?

KARTAL GÖKTAN: Ak Parti Isparta Milletvekili Sait Yüce.

ADNAN OKTAR: Bir göreyim şu mübareği.

KARTAL GÖKTAN: Hemen buluyorum.

ADNAN OKTAR: Bizim kendi kızlarımız kendi insanlarımız, Allah aşkına ne hale geliyoruz? Şu eğitimi düzeltsinler Allah rızası için. Darwinist eğitim yaparsan işte bunu yapıyor. Bilmiyorum filmi seyrettiniz mi o kadar eğreti tutuyor ki tüfeği yani oyuncak tutar gibi tutuyor. Beceremiyor da yani. El bombası atıyor, şöyle atıyor. Bütün milletin gözü önünde, ortada zaten, gelin beni vurun tarzında. Bir yere siper falan da almış değil. Gelin bizi öldürün diyor yani.

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Helal olsun arslanım, helal olsun sana, yedi ceddine rahmet olsun. Allah dünyada ahirette sana zorluk vermesin. Helal olsun maşaAllah. Delikanlıymışsın kabadayıymışsın.

KARTAL GÖKTAN: Şöyle bir açıklaması olmuş Sait Yüce'nin: “Irkçılığın zararları ya da materyalist Freud'cu Darwinist görüşler yerine tevhidi inancı önceleyecek bir dil kullanılmalı eğitimde. Yani zararlıları çıkarabiliriz ama mutlaka faydalı olanları da koymalıyız” dedi. Milli Eğitim Bakanlığı'nı temsilen komisyonda bulunan müsteşar yardımcısı Yusuf Büyük ise “Doğrudur zaten müfredat bu yılın ana hedefi olacak” yanıtını verdi.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim bir an önce ellerini çabuk tutsunlar korkmasınlar bir şey olmaz, Allah yanlarında. Korkmasınlar. Güvensinler Allah'a, dayansınlar Allah'a. Allah'ı inkar eden bir sistem. Sen Allah'ı inkar eden sistemi ortadan kaldırıyorsun, Allah sana yardım eder. Bir kere safsata, Türk Milleti'ne bir oyun oynanıyor, Darwinizm bir safsatadır. Bir tane delil getirilsin bak söz bir Allah bir diyorum ya, on trilyon vereceğim. Derhal, peşin yani. Yok böyle bir şey.

AYLİN KOCAMAN: Bir kişi çıkmadı yıllardır.

ADNAN OKTAR: Kardeşim yok, yalan. Altı yüz-yedi yüz milyon fosil var yaratılışı ispat eden. Öyle bir şey yok. Bu arslan, helal olsun ona, bir daha göster bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Aslansın sen aslan. Allah ömrünü uzun etsin, Allah seni şeytanlardan iblislerden korusun. Allah sana bereketli, hayırlı, nurlu, uğurlu hayat nasip etsin.

Foreign Affairs isimli ünlü Amerikan siyaset dergisi “Türkiye'nin artık Kürtlere özerklik vermesi vakti geldi” diye yazmış. Sen ver. PKK'lıları sana gönderelim. Orada Güney Dakota'da ver işte orada bir özerklik.

EBRU ALTAN: Çok iyi olur.

ADNAN OKTAR: Değil mi? Beraber mutlu yaşarsınız. Hepsini gönderelim. Bir de toprağınız da bol, geniş geniş. Kamyonlara yükleyip gönderelim, gemiye doldurup gönderelim size.

Amerika'nın PYD'ye falan önem vermesinin nedeni Türkiye bağnaz oldu diye, olacak diye yapıyor. Türkiye modern olsa PKK'yı hemen üstümüzden çekerler. Bak Türkiye modern olsun PKK'yı hemen üstümüzden çekerler. Türkiye bağnaz olacak, Türkiye elden gitti diye PKK'yı devreye soktular. Yani bak o pislikleri bize tercih ediyorlar şuan. Yani bizim verdiğimiz imajın korkunçluğuna bakın. Kadınlar rahat olsun kardeşim ultra modern olalım Allah aşkına, Avrupa'dan daha ileri olalım. Batıracaksınız mahvedeceksiniz milleti, memleketi batıracaksınız. Bütün dünya bize karşı birleşti. Modern olalım, aydın olalım, kaliteli klas olalım. Adamlar gıcık oluyor bak açıkça söyleyeyim yani illet oluyorlar. Ve yok edeceğiz diyorlar yani. Baksana habire adamlar “kadınlar niye dekolte?” diyor. Mesela Fransız Milli Meclisi TV kanalı geçen akşam YPG'li kadınlardan kahraman diye bahsediyor. Başları açık, laik, özgürleşmişler diyor. Ya biz böyle olalım kardeşim. Niye PKK'ya bu imkanı veriyorsunuz? Biz modern olalım bak kesinlikle PKK'yı üstümüzden çekerler. Bak Rusya da bize illet oluyor şuan. Amerika Avrupa da illet oluyor. Adamların bir bildiği var ya, hepsi mi anormal bunların yani? Adamlar gıcık oluyorlar. Bağnaz olduğumuza inanıyorlar, tutucu olduğumuza inanıyorlar. Bunu düzeltelim bir çözüm bulalım buna. Modern olalım ya, herkes modern olsun.

Canım küfrü tercih ediyorsa anne baba onun velayeti olur mu? Tabii ki anne baba olmaktan çıkar adam. Kuran'da açık hüküm var, onların velayeti olmaz. Anne baba; yani çocuğu anne baba yaratmıyor ki Allah yaratıyor. Onları sebep ediyor. Anne babanın hiçbir dahili yoktur, sadece sebeptir. Allah yaratır insanı. Dolayısıyla Allahsız Kitapsız anne babanın velayeti olmaz. Olur mu öyle şey?

CEYLAN ÖZBUDAK: Hz. İbrahim (a.s) da babasının imansızlığına uymuyor o anlamda.

ADNAN OKTAR: Tabii canım olur mu öyle şey?

Bir kadın eğitimi verdiler, abo! Yani kadın felaket gibi gösterdiler. Bütün Ortadoğu böyle, Mısır bilmem ne falan. Gariplerim nasıl eziliyor, nasıl eziliyorlar yani. Dünyanın en güzel varlıkları ezim ezim eziliyor. Türkiye tam tersi olsun kardeşim. PKK'ya niye bu özelliği verelim kardeşim? Kadınları koruyup kollama bize mahsus bir şey olsun. Kadın özgürlüğü bize mahsus bir şey olsun. Dekolte istediği gibi giyinsinler etmeyin yapmayın. Dans etsin, eğlensin, gülsün kendi aralarında eğlenirler. Onlar bilir nerde ne yapacağını.

Bana soru sorsunlar izleyenler. Şimdi ben kendi kafama göre anlatıyorum. Bana merak ettikleri konuları sorsunlar anlatayım.

“Adnan Bey size göre bikini giymek de günah değildir herhalde?” Sinan Özbey. Ya kardeşim yapmayın etmeyin bütün milleti İslam'dan soğutuyorsunuz. Genç bikini giyen hanımlar İslam'a giremiyor o zaman, günahkar diye görüyorsunuz, onlar ne Allah'tan bahsedebiliyor, ne Kuran'dan bahsedebiliyor, ne namaz kılabiliyor, dışlıyorsunuz. Dehşet verici bir durum, mesela bikini giyen kız diye damgalanıyor. Ne kadar? Bir milyon, bir buçuk milyon, iki milyon kadın. Sizin sayınız ne oluyor? İki bin kişi, üç bin kişi. Ya hepimiz hepsi Müslüman mümin hanımlar yapmayın etmeyin, hepsi kardeşimiz. Bikiniden bir şey olmaz, giysin karışma. Allah Allah. Sana ne? Nerde giyeceğini ne yapacaklarını onlar bilirler. Mesela hakikaten İstanbul'da semtlere göre dikkat ediyorlar, mevsime göre dikkat ediyorlar.

“Hocam gösterdiğiniz tepkiden anlıyoruz ki alkol hiç içmemeliyiz. Ben çok nadir üç dört ayda bir yeri gelirse bira içerdim. İçmeyelim hiç değil mi o zaman?” Gonca Akpınar. Ya çok rahatsızlık verir kardeşim bira mesela al şimdi iç, hemen başın döner. Aç tansiyon aletine bak hemen tansiyonun çıkar, iki üç puan çıkar. Bütün damarların yanar, ateş gibi yanar damarın. Ne oldu? Sersemlik, damar yanması. Kardeşim vücut çok körpe, damarların içinde alkol geziyor, cayır cayır yakar ya. İnsanın etini yakar yani. Karaciğeri yakıyor, beyni yakıyor. Bildiğin alkol, mesela alkol, böyle bazen dişinde bir rahatsızlık oluyor adamın değil mi, biraz kolonya döküyorlar pamukla, adam bastırıyor, bir kaldırıyor bembeyaz olmuş. Ne o bembeyaz olma biliyor musun? Oradaki epitel dokunun tamamı ölüyor, ölü hücrelerden oluşuyor beyaz. Alkol hemen öldürüyor, canlı hücreyi öldürür. Zarar veriyor, yok, çok tehlikeli. Görünüm, mesela sofrası güzel. İçki sofrası güzel, içki koyma ayran koy. Yine aynı meclisi yap. Humus gelsin, sazlı sözlü eğlen, ceket yine omzunda olsun, tespihi koluna tak, kimsenin bir şey dediği yok. Ama buz gibi güzel ayran iç. Kafan aydınlansın. Yok içkide bir şey. Öyle bir şey olsa derdim. Hakikaten zevkli, güzel ama haram, yapmayın derdim. Zevkli bir yönü yok. Bayağı berbat bir şey.

İsa Mesih Mehdi (a.s)’la tanışmaya kalkarsa şu aşamada felaket tehlikeli olur. Çünkü yine görüşmek isteyeceklerdir. İllaki yakalanır. Çok büyük sorun çıkar, Allah esirgesin. Benim gördüğüm direkt öldürüyorlar. İsa Mesih şüphesinde ölümle karşılık veriyorlar. Mesela o çiftlik evinde adamların hiçbir suçu yoktu. Çoluk çocuk hepsini doldurdu Amerikan polisi. Evi cayır cayır yaktılar. Yüzlerce insan içinde yanıp gitti. Psikopatlar o konuda. Çok acımasız davranıyorlar.

“Yedi milyar insan Armageddon’dan sonra…” Armageddon aslında başladı. Dağılarak yapılıyor Armageddon şu an. Suriye’de, Irak’ta devam ediyor Armageddon. Sürekli, geceli gündüzlü bombardımanlarla insanları öldürerek devam ediyor. Armageddon bu tarzda. Bu biraz daha şiddetlenecek, bu. Yoksa öyle milyarlarca insan ölmesi diye bir şey yok. Dünya kalabalık olacak.

“Siz her şeyi ruhla açıklamaya çalışıyorsunuz. Ancak beden olmadan ruhtan bahsedemezsiniz. Bedeniniz olmadan ruhla ilgili hiçbir deneyiminiz olamazdı. Sizi bir makineye bağlasak aynı şeyleri hissettirebiliriz. Hatta bazı kimyasallar enjekte edilse insan her şeyi hissedebilir. Sevgi, oksitoksindir.  Sevgi için neden dine ihtiyaç olsun?” Selim. Sen bunu benden öğrendin, bana anlatıyorsun. Selim, tamam, güzel de, kelimesi kelimesine benden aldıklarını bana anlatıyorsun. Selim şimdi benden öğrenmedin mi sen bunu? Bana anlatıyorsun. Sizin dediğiniz gibi desen aklım alır. Bilmiş bir üslupla anlatıyorsun üstelik. Yalnız bak makine diyorsun da Selim kardeş, makine nerede? Beyninin içinde. Rüyanda da makine oluyor. Rüyanda da araba oluyor. Gayet emin oluyorsun, değil mi? Mesela rüyanda çay içiyorsun, yemek yiyorsun.

“Putin’e ne oluyor? Birileri onu gaza getiriyor olabilir mi?” Sami. Tabii. İngiliz derin devleti tehdit ediyor benim anladığım. Köşeye sıkıştırdılar. O da onların belasından kurtulmak için böyle bir şeye girdi. Ama çok tehlikeli şeyler yapıyor. Bence hiç yapmaması lazım bunları, hiç.

Hakan Özünver; “Sizin cemaate katılmak için ne yapmamız gerekiyor? Herkes seçilmiş insan” diyor.

Ayaz Munzır; “Ben ateistim ama Adnan Hoca’yla görüşmek istiyorum. Onu çok merak ediyorum.” İşte gelin arkadaşlarınızla. Kız-erkek karışık gelebilirsiniz. Üç, beş arkadaş sözleşin gelin. Oturur, sohbet ederiz burada. Ben sizi bayağı seviyorum, ateistleri. Öyle bir şey yok. Ben bağnazların kafası gibi değilim. Nezaketli, terörist olmayan komünistleri de ben severim. Arkadaşlarım var. Komünist adam diyor ki; “ben sosyal adalet istiyorum. Barış istiyorum. Kardeşlik istiyorum. Komünistim” diyor. Tamam, baş üstüne. Bir sözümüz yok. Allah’a inanamıyorum diyor. İnanamayabilir. Konuşuruz. Ama terör, şiddet, kabalık falan onlar olmaz. O zaman külahları değişiriz mi diyelim? Külahları deviririz o zaman, olmaz. Külahını alırım. Tabii kanunla, hukukla.

Kalite, işte kaliteyi aslında sen söylüyorsun ama işte hükümet yapması lazım. Yani şahıslarla olmaz bu. Kalite ve estetik bakanlığı yahut kalite ve sanat bakanlığı kurulsa, oradan hükümet yavaş yavaş ilerletir bunu. Bir şeyler yapa yapa topluma etkisi olur. Demeç verir bakanlar, hükümet demeç verir. Bir şeyler olur. Yani iyi olur.

“Adnan Bey, Arabistan’da sizin görüşlerinize zıt Müslüman görüşler olmasına rağmen dikkatimi çeken bir konu oldu. Arap gazetelerinde yazılarınız çok fazla okunuyor. Ciddi bir takipçi kitleniz var. Arabistan’ı da fethedeceksiniz bu gidişle. Dünyada Adnan Hoca fenomen oldu” diyor, Ali. İşte Allah onu sağlıyor. MaşaAllah. Mesela İran Şii’dir. İran’ın resmi en büyük gazetesinde başyazı olarak çıkıyor yazım. Rusya’da Pravda resmi en büyük gazete. Orada da başyazı olarak çıkıyor. İsrail’de sürekli yazılarım çıkıyor.

“Neden Allah’ım, neden, neden kadınlar size öyle bakıyor? Hiçbir kadın bana böyle tutkuyla, aşkla bakmadı. Bunu nasıl başarıyorsunuz Hocam?” Karagümrük Şoförü diyor. İşte ne güzel. Allah’ı seversen, Allah da seni kullarının gözleriyle sever.

“İsrailoğulları’ndan olan Mehdi’ye bu nimet Arzı Mevud verilecek dediniz.”

Mesela Tahran Times’da ve Pravda’da en çok okunan yazılar benim yazılarım. Ama açık ara. Mesela orada farz edelim yüz kişi okuyorsa adamı, benimkini on bin kişi okuyor. Öyle yani açık ara.

Ubeydullah Saliç; “Eğer buradan size soruyorum. Neden İslam’ı yanlış gösteriyorsunuz?” Canım kardeşim bak bunu yapacağına dersin ki; bak sen şöyle bir şey söyledin. Bu, Kuran’ın şu ayetiyle çelişiyor. Allah’tan kork. Doğrusu bu” de. Ayet yok. Ne var? Bunların fikri var. Ben senin dinine girmem arkadaşım. Kuran’ın dinine ben tabiyim. Benimle Kuran’la konuşursan konuşalım. Ben senin mantığını ne yapayım? Mantıktan oluşan bir din sunuyorsun bana. Kuran diniyle, ayetle benimle konuşacaksın.

“İsrail ve Türkiye nasıl dostluk kurabilir? İsrail bütün savaşların sebebi değil midir? Nasıl göremiyorsunuz?” diyor, Çiçek Meryem.

Gözler Allah’ı idrak edemez. Göremez gözler. Ama Allah bütün gözleri idrak eder. Bütün gözlerden görür. Bu ayet. Hadiste de var ama asıl ayet önemli tabii. Enam Suresi, 103. Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır. Habir’dir.

Mehdi (a.s)’a evet Arzı Mevud verilecek. Vaad edilen topraklar Mehdi (a.s) için vaad edilmiştir. Mehdi (a.s)’a vaad edilmiştir. Hadislerde de var, Tevrat’ta da var. Çok açıktır bu.

Çin’de kitap dağıtımı yapılan tek Müslüman benim. Hiçbir Müslüman’ın kitabı dağıtılmıyor Çin’de, benim dışımda. Çin, en çok Müslümanlara baskı yapan ülke. Mesela ne zaman Çin elçisini çağırsak, geliyor. Bir durum olduğunda hemen geliyor. Bayağı da terbiyeli davranıyor, saygılı. Her konuya tek tek cevap veriyor.

“Cizre’de sokağa çıkma yasağı kalktı. Birçok yer yerle bir olmuş. Evleri yıkılanlar için hasar tespit komisyonu kurulacakmış. Önce hasar tespiti yapılacakmış. Sonra yardım yapılacakmış.” Ama önce ya çadır yahut paravan falan bir şey getirsinler. O evde oturulmaz. Bunun tespiti aylar alır. Mart ayındayız. Çok soğuk bir ay. Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır derler. Bu soğukta dışarıda bırakmayalım kardeşlerimizi. Çadır kent bir şey yapalım. Bir kolaylık sağlayalım. Bu soğukta dışarıda olmaz. Evler girilecek gibi değil. Ev mahvolmuş. Evlikten çıkmış. Hasar tespiti birkaç günde yapılıp, birkaç günde tamir edilemeyeceğine göre hükümetin bu konuda seri tedbir alsın. Bir kere kardeşlerimiz otellere falan yerleşebilirler bir süre. Devletin tesisleri var, imkanları var. Veyahut çadır kent kuralım. Bir kolaylık sağlayalım. Böyle olmaz.

KARTAL GÖKTAN: Yıkılmış evleri gösteren görüntü vardı. Uygun görürseniz bakabiliriz. 

ADNAN OKTAR: Evet. Bize bu acı veriyor. Sıkılıyorum ben bunlardan. Hükümet Allah rızası için bizi bu sıkıntının içine sokmasın. El kadar çocuk bak canı yanıyor. Bu soğukta buz gibi eksi on derece oluyor, eksi beş derece falan. Sabaha kadar tir tir titrer çocuklar. Orada kalınır mı? Domuz istilasına uğramış, PKK basmış oraları. Silah, kurşun her yer. Ya çadır ya bir şey. Bak bizi rahatlatsınlar. Biz sıkıldık bu işten. Ben insanların acı çekmesini istemiyorum. PKK’nın belasını bu insanlar mı çekecek? Yaptığı ahlaksızlığı bu insanlar mı çekecek? El kadar çocuk. Paraya ihtiyaç varsa zam yapsınlar, ne istiyorsanız yapalım. Para toplayın deyin, toplayalım. Ama bu insanlar bu acıyı çekmesin. Ben istemiyorum. Buna bir çözüm bulunsun. Baksana çocuğa terbiyeliler de, yazık bunlara. Gıklarını çıkartmıyorlar. Yiyecek nereden bulsunlar? Bir kere para dağıtalım hemen. Yiyecek dağıtalım. Kamyonlarla gezelim. Yani çok sıkıntı verici. Allah rızası için Başbakan yani çok efendi bir insan. Bana bir açıklama yapsın. Ben sıkıldım. Kamyonlarla yiyecek dağıtalım kardeşim. Batacak mıyız? Bir avuç insan. Kamyonla helva dağıtalım, zeytin yağ dağıtalım. Evlerde oturamazlar. Bu evler oturulacak gibi değil. Çadır, ısınmaları için soba. Elektrik falan bedava olsun. Şimdi bize iş çıkmasın. Bir an önce bir netice alalım. Para da dağıtalım. Para nereden bulsun bu insanlar? Gidip kendine bir şey alır. Bir yiyecek falan alır. Evlere gidip memurlar para dağıtsınlar. Devletin tahsildarı gitsin yahut memuru kimse. İkişer bin lira dağıtsın ailelere. Biner ikişer bin lira dağıtsın. İHH’yla da görüşelim. Bu çok sıkıcı bir durum. Kızılay çadır göndersin. Ben şimdi burada nasıl rahat uyuyayım? Bu insanlar donacak akşam. Nasıl ağlıyor o kadınlar, çocuklar? Utanıyorlar yazık, kameraya da çıkmak istemiyorlar. Bak yüzlerini bulandırtıyorlar. Utanıyor çocuklar. Anneler, dedeler ne desin? Param yok mu desin? Yiyecek bulamıyorum mu desin? Bu insanlar öleceğini bilse bunu demez. Gururlu insanlar. Yapmayın, etmeyin Allah rızası için. Tırlarla dağıtalım. Fabrikalar da biraz elini vicdanına koysun. Konserve fabrikaları, zibil gibi dağıtalım. Yiyip içsinler. Batmış evler. Ne banyosu çalışır ne bilmem nesi. Bitmiş bu evler. Çadır kent gibi bir şey olması gerekiyor. Veyahut tesisleri var devletin. Dağıtalım, bir avuç insan.

KARTAL GÖKTAN: Bugün yapılan bir yardım vardı Adnan Bey. Onun haberini okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Cizre, Silopi ve İdil’deki çatışmalar nedeniyle nakledilen 1164 aileye bugün Güçlü Konak Kaymakamlığı tarafından gıda yardımı yapıldı. Fotoğraf da vardı. 451 aileye de 108.750 lira para yardımı, toplam 350 bin lira yardım yapıldı.

ADNAN OKTAR: Şimdi bak ses çıkartmaz bu insanlar. Asıl bunları ev de bulmak lazım. Bu çocuk gidip para istemez. Yiyecek de istemez bunlar. Bekliyor hiçbir şey yok gibi. Oradan oraya geçiyor. Ses çıkartmaz bunlar. Gururuna düşkün insanlar. Bunları ev ev gidip bulmak lazım. Yiyeceği de götürüp koyacaksın. Bir de ev donuyor. Ona bir çözüm bulunması lazım. Hiç olmazsa bir odanın içine çadır kurulabilir. Bir şey yapalım yani. Beni cidden sıkıntı bastı. Bir kurtuluş yolu bulsun hükümet. Mesela ünlü bir şirket var, bisküvisiyle falan ünlü, gelenekçi, dindar. Kardeşim vakit bu vakit. Batmazsınız. Elinizi ayağınızı öpeyim. Dağıtın. Bir şey olmaz. Batmazsınız, bereket gelir. Kamyonlarla götürün. Çoluk çocuk yesin bir şeyler. O kadar lüks ki o çocuklar için bir tane bisküvi. Büyük olay.

Kalite ve sanat bakanlığı kurulsun. Arkası gelir bak, tedirgin olmasınlar. Biz yardım ederiz. Mesela bakan çıkacak. Ara ara fikir verir, bilmem ne olur. Ufak ufak faydası olur. Yani kalite sanat bakanlığı kurulduğunda çat diye kalite hemen oturmaz tabii ki. Ama bir adım atılmış olur. Kalite sanat bakanlığı kurulsun. Yurt dışından sanatçılar çağırırız. Bir şeyler yaparız. Arkası gelir. Biz, kalite sanat bakanlığı kurulduğunda hükümeti seyredecek değiliz. Destek veririz. Ama bir adını koyun, bir yapın. Kalite sanat bakanlığını bir kurun. Bak, kalitesiz bir toplum gelişiyor. Bizi mahvederler böyle. PKK’yı bize tercih ediyor adamlar. Bak, biz kaliteli olalım. Avrupai biz olalım. Bizi tercih etsinler. Hayati bir konu. Yattı balık yan gider mantığıyla bakmak doğru değil. Sürekli gelenekçi Ortodoks eğitim yaparsan böyle olur tabii ki. Ciddi bir bozulma meydana gelir. Ümit kesmek doğru değil. Ümit kesersek mahvoluruz, biteriz zaten Allah esirgesin. Hiçbir şey olmaz. Bizim gençliğimiz çok aydın, aklı başında. Erirler, içleri gider, çok hoşlarına gider. Kalite derken illa pahalı bir şeyle kalite elde etmek değil. Yavaş yavaş onu elde ederiz. Evlerin bahçeleri güzel olur, mimarisini güzelleştiririz. Konuşmayı kaliteli hale getiririz. İnsanların bakımlı olmasını kaliteli hale getiririz. Temiz olmalarını kaliteli hale getiririz. Yaparız oğlu yaparız. Bir yol açalım. Bu hanımların kıyafetlerine de karışmasınlar. Başı açık olmasına, dekolte giymesine. Blue Jean falan giysin, gezsin kızlar. Saygı duysunlar kardeşim bir şey yok. Vahşileşmeye gerek yok.

O asker maşaAllah iyi. Ama bak dikkat edin hep asker şehit oluyor görüyor musun? O kuzular, tecrübesiz oldukları için. Özel harekatçı çok yetiştirelim. Otuz kere söyledim artık dilimde tüy bitti, söyleye söyleye dilimde tüy bitti otuz kere, bin kere, yüz bin kere söyledik. Özel harekat okullarını açın dedim bak daha yeni sözümü dinliyorlar, yeni özel harekatçı almaya başladılar. Özel harekatı gördü mü PKK’nın iflahı kesiliyor, ödleri kopuyor, felç oluyorlar. Bir de şu Darwinist eğitim. Bak o kız çocukları şimdi yine aklıma geldi, tüfeği tutmayı bile bilmiyor. El bombası, çantasının içinde makyaj malzemesi karıştırır gibi karıştırıyor, oradan bomba alıp atıyor. Öyle uydurma bir görüntü. Bizim insanlarımız bu hale getirilmişler. Ve polise askere kurşun sıkacak hale gelmiş. Çocuk, ruhu nasıl boşaltılmış ki otobüsün içinde polisler var, gözü kapalı kurşun sıkıyor. Oradaki polisin birinin gözüne geliyor, birinin kafasına geliyor, birinin koluna geliyor haberi bile yok, umurunda bile değil. Bak ne hale getirmişler. Kendilerine de kurşun sıkacaklar caddenin ortasında geziyor zaten, hiçbir şeyi siper almıyor. “Gelin beni vurun” diyor yani, göz göre göre. Bu hale getirmenin alemi ne? Darwinist eğitilmese bunlar böyle olmaz. Eğitim politikasını hemen değiştirmek lazım, çok tehlikeli bir şey bu. Beş bin özel harekatçı daha alınacak, otuz kere söyledim bunu yapın diye. Okullarını kapattılar, okullarını zor bela açtırttık, söyleye söyleye.

Kalite Bakanlığı’nın başına siz herhangi birini koyun. AK Parti herhangi birini koysun, biz boş bırakmayız arkası gelir. Bulun birisini koyun herhangi birisini, adamın kaliteden çok iyi anlaması şart değil, sanattan anlaması şart değil yetkili olması önemli. Biz fikir veririz, yol gösteririz. Olur onlar kolay. Bismillah önce bir, sonra iki, sonra üç, sonra beş, sonra on beş geliştiririz, bir adı konsun. Adını koymak çok önemli.

Bu Ankara kedisine ev arıyorlarmış. “Hocamız yayında gösterebilir mi?”  Adı Pamuk. Erkek kediymiş, Ankara’da yaşıyormuş.

ERDEM ERTÜZÜN: İlk sayfada sizin siteniz çıkıyor Hocam kuranyeterlidir.com.

ADNAN OKTAR: Bak güzel Allah razı olsun. kuranyeterlidir.com. Güzel.

Askerimizi tebrik ediyoruz, Kara Kuvvetleri Komutanı’nı tebrik ediyoruz. PKK’ya karşı başarıları çok güzel. Aslan gibi cihat ediyorlar.

Azize Demir; “Özel harekatçılarla olmaz bu iş. Bu ülkeye doğuya barış gelmeli batıdaki yaşam şartları doğuda da olmalı.” Batıdaki yaşam şartından daha iyisi doğuda olması lazım. Paris gibi yapacaksın. Özel harekatçılarla olmazı Türkiye’ye anlatan, öğreten benim zaten. “Sevgiyle, ilimle, irfanla” dedim, her zaman. “Bu ülkeye doğuya barış gelmeli.” Barış gelmeli ama PKK bırakmıyor ki. Yoksa ordunun ne zoru niye çatışsın? Şu laf mı şimdi? Bu hiç olmamış Azize yani konuşman. Adam sana saldırıyor, sen diyorsun ki “barış gelmeli”, askeri polisi vuruyor “barış gelmeli.” Ne yapacaksın? Can havliyle asker kendini savunuyor, nefsi müdafaa yapıyor. Sen de diyorsun ki barış gelmeli. Sen onu PKK’ya söyleyeceksin. Biraz mantıklı konuşun Allah aşkına. Kim istemez barışı? Adam saldırıyor.

“Hocam ayette sizden ücret istemeyenlere uyun” deniyor. Bu durumda camide hocanın arkasında namaz kılmak doğru mu?” Kardeşim senin namazın zaten müstakil olarak oluyor. Camide hocanın namazı olmayabilir, senin ne derdin? Sen onunla beraber kendi namazını kılıyorsun ayrı. Adam dinsiz de olabilir seni o ilgilendirmez.

Yasemin Atlı; “Adnan Bey, gerçekten Atatürk iyi bir insan mıydı? Sürekli onu iyi birisi olarak anlatıyorsunuz. Bize hep onun din düşmanı olduğu anlatılırdı.” Yasemin Atlı. Bizim çocukluğumuzda hep öyleydi. Akıl almaz laflar edilirdi, işte hocaları asan kesen darmadağın eden, dine karşı katı. Baktık, tam Osmanlı beyefendisi. İngiliz centilmenliği de var, Osmanlı efendiliği de var. Müthiş kibar ve müthiş dindar ve çok kaliteli bir dindar. Tam Kuran Müslümanı. Mükemmel bir insan bayağı mükemmel. Ama tek başına bıraktılar. Hayret Allah’ın öyle bir insanı yaratması ve ona bu kadar imkan. Hakikaten Hz. Hızır (a.s) ile iç içe olmuş olmasının dışında bir yol yok. Bir İran’ın imparatoru herhalde o zamanlar, kralı mı imparatoru mu? O şahısla bir konuşması var, acayip kibar, Atatürk’ün. Yok kardeşim Atatürk çok kibar, süper kaliteli delikanlı, süper. Masası, sofrası, yemesi, içmesi dehşet. Kaliteyi o getirmiş Türkiye’ye ama o kafanın, o mantığın devam etmesi gerekiyordu. Tam salon delikanlısı acayip kibar üslup falan. Bir kere klaslık üstünden başından akıyor. Yalnız hiç bakamamışlar. 57 yaş inanılır gibi değil, büyük bir oyun oynanmış. Mahvetmişler. O son hali var yetmiş yaşında insan öyle olmaz. Bir şey yapmışlar, zehirlemişler. Yavaş yavaş zehirlemişler. Hayret, devletin adamı yok muydu, insanı yok muydu bu nasıl oldu böyle bir şey? İnsan el koyar olaya. “Kardeşim bu insana siz bir şey yapıyorsunuz, delikanlı adam bu hale gelmemesi lazım” demeleri gerekirdi. Seyretmişler. Kinin minin falan kaldır at kutuları dal içeriye. Bir kişi mi yok sahip çıkacak bu nasıl iştir ben anlamadım.

“Hocam Ayasofya’nın akıbeti ne olmalı sizce? Camiye dönüştürülmeli mi yoksa müze olarak devam etmesi mi?” Hristiyanlar da kullansın, Müslümanlar da kullansın. Yerlere halı kaplayacaksın güzel böyle ama çok kaliteli her yerini temizleyeceksin.  Dursun resimler hiçbir şey olmaz. Hristiyanlar da gelip dua etsinler, ayin yapabilirler.  Müslümanlar da namaz kılsınlar istedikleri gibi, olur. Camiyi ikiye de bölebilirler. Bir kısmını kilise olarak bir kısmını cami olarak da kullanabilirler. Yeter ki Allah’ı sevsin gelen.

“Adnan Bey neden ibadet ederiz? Allah’ın bizim ibadetimize ihtiyacı mı vardır?” Agnostik Osman. Biz ibadet ettiğimizde bizim hoşumuza gidiyor. Bizim hoşumuza gitsin diye yapıyor Allah. Ne güzel ya beş bin yıllık, on bin yıllık ibadet namaz. Ne güzel yani İbrahim (a.s) çölde seccadesini seriyor. Bir kere serin serin güzel bir abdest alıyor. Namazını kılıyor. Öyle uzun uzun değil kısa. Hz. İbrahim (a.s)’in kıldığı namaz kısa, çok uzatıyorlar. Hz. İbrahim (a.s)’in dini gibi çok kolaydır diyor Allah ayette çok kolaydı hemen namazını kılıp kalkıyordu böyle yok. Sonra çıkardılar, namazı içinden çıkılmaz hale getirilmesi sonradandır. Böyle namaz olmaz. Ayakları şişinceye kadar diyor, Allah’tan kork. Haramdır öyle bir şey olur mu ayak şişene kadar namaz kılınır mı? Ne mantığı var bunun.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ben Adnan Bey, sizinle tanışana kadar hep ibadetin hep o şekilde olması gerektiğini zannediyordum. O yüzden de çekiniyordum ya yapamazsam diye. Yani ilk başlarken insan.

ADNAN OKTAR: Değil mi? Tabii.

Anlatın ben sizi dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Diyarbakır Sur’da akşam saatlerinde aralarında çocuk, kadın ve yaşlıların da bulunduğu 19 kişi askerler tarafından kurtarıldı. Resimleri de var.

ADNAN OKTAR: Dedelerin şekerliğini bak. Anneler dünya tatlısı anneler onlar maşaAllah. Tabii bunlar ahir zamanın güzel olayları. Mehmetçiğin nasıl asil olduğunu Allah gösteriyor.

KARTAL GÖKTAN: Bugün 3 de şehidimiz var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Efelere bir bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Jandarma Üst Teğmen Emrah Şahin Mersin’den.

ADNAN OKTAR: Nurunu seveyim ben senin maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Gaziantep’ten Şehit Jandarma Uzman Onbaşı Muhammet Karadal.

ADNAN OKTAR: Hay benim yakışıklım hay benim aslanım.

KARTAL GÖKTAN: Manisa’dan Astsubay Çavuş Abdulkadir Çelik.

ADNAN OKTAR: Bak nasıl nurlular nasıl temiz yüzlüler maşaAllah. Allah size o güzel makamı vermiş, sizi seçmiş, size gıpta ediyoruz. Allah sizlerin o güzel makamını bizlere de nasip etsin. Güzellik yurduna bizi de götürsün. Allah annelerine babalarına sevdiklerine güzel bir sabırla sabr-ı cemil nasip etsin, uzun ömür nasip etsin. Tekrar şehadetlerini tebrik ediyoruz maşaAllah.

“Kuran bize yeter deyip ibadeti terk edenler” diye bir makale yayınlamışlar. Sözünü edeceğimiz kişiler Kuran’a iman eden ancak tuttukları yol ile İslam’ın yaşanmasına, hayata mal olmasına bilmeden de olsa zarar veren bir kesim. Bu kişiler diyorlar ki; “Kuran’da her şey vardır. Başka bir kaynak aramaya gerek yoktur.” Hayret ya, dini zorlaştırınca, ayetin dışında. Mesela Kuran’a hakaret etmiş oluyorlar hâşâ. Haberleri yok farkına varmadan. “Allah’ın Kitabı yeterli değildir” demeyi takva olarak görüyor. Allah ayette “…Siz (ondan)” Kuran’dan “sorulacaksınız.” (Zuhruf Suresi, 44) diyor. O Kuran’ı içinden çıkılmaz hale getiriyor ve yapmıyorlar da. Mesela namazları içinden çıkılmayacak hale getiriyor, namazı da kılmıyor zaten. Bunu bir kahramanlık zannediyor İslam’ı yaşanamayacak hale getirince. Bak, haramların çok olmasını istiyor. Haramlara da uymuyor. Kendi yarattığı haramlara da uymuyor. O zaman “her şey helal olur” diyor Kardeşim, her şey helal, doğru. İslam’da böyle bir zorluk yok. Çok az haram var. Namazlar da son derece kolay. Dini zorlaştırıp yıkıyor adamlar. Yani dini yıkmanın yolu bu. Dini zorlaştırmak, içinden çıkılmaz hale getirmek ve dini yaşayamayan bir kitle meydana getirip dini yıkmak. Şeytanın sistemi bu. Halbuki Allah, Kuran’la çok kolay bir din getiriyor bize. Bütün toplumun yaşayacağı bir din. Bunu terk ettirip, yaşanamayacak, cehenneme dönmüş bir din getiriyorlar. “Gerçek din budur” diyorlar. Allah’ın dinini beğenmiyor. Açıkça söylüyor zaten. “Kuran yetersizdir” diyor.  Kuran’ın yetersiz olduğunu söylemeyi kahramanlık olarak görüyor. Kuran’a hakaret etmeyi kahramanlık olarak görüyor. Haberleri bile yok hakaret ettiğinden.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suriye’de ilan edilen ateşkese rağmen PYD, Türkiye’den Halep’e yardım yolunu kapamak için saldırılarına devam ediyor. Rus uçaklarının bombardımanı eşliği altında PYD Kastillo yoluna doğru ilerliyor.

ADNAN OKTAR: Kastillo yolu. Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Suriye’de ilan edilen ateşkese rağmen PYD, Türkiye’den Halep’e yardım yolunu kapamak için saldırılarına devam ediyor. Rus uçaklarının bombardımanı eşliği altında PYD Kastillo yoluna doğru ilerliyor.

ADNAN OKTAR: Bütün pislik işleri bunlara yaptırıyorlar. Bir lağım yani. Nerede hırsızlık, gasp, cinayet, ahlaksızlık, haysiyetsizlik varsa bu pislik mahlûklara yaptırıyorlar. Bak, havadan bombalıyor, o da ilerliyor. O havadan bombalıyor. O ilerliyor. Oradaki Müslümanları katlediyorlar. Malına, mülküne el koyuyorlar. Onları hırsızlıkla, gaspla ele geçiriyorlar. Götürüp onları satıyorlar ve onunla geçim sağlıyorlar. Bu çok büyük bir haysiyetsizlik.

3 Mart Müslüm Baba’nın ölüm yıldönümü Allah gani gani rahmet etsin.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İngiliz Daily Mail Gazetesi, mültecilerin yaşadıklarını anlattığı haberinde “Umutsuz göçmenler şimdi de Avrupa’ya geçmek için duygusal şantaj olarak bebeklerini kullanıyor. Minik bebeklerini dikenli tel örgülere doğru sallıyorlar” şeklinde çok tepki alan bir üslup kullandı. Şu an hala Makedonya sınırında bekleyen on bin Suriyeli mültecinin iki bini çocuk.

ADNAN OKTAR: İşte Ahir zamanda Allah insanların nasıl duygusuzlaştıklarını, nasıl, hani diyor ya Allah “…o, çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab Suresi, 72) diyor ayette. Allah bunun doğru olduğunu gösteriyor şimdi. Ve “…nankördür.” (Abese Suresi, 17) diyor. “…o, çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab Suresi, 72) ve “…nankördür.” (Abese Suresi, 17) diyor. Hem zalimlik görülüyor, hem nankörlük, ham cahillik görülüyor.

Arda Turan, Barcelona’da maç esnasında gol atmış sonra secdeye kapanmış, öyle mi? Videosunu göreyim. Helal Arda’ya helal. Aferin benim aslanıma, Ağabeyinin canı.

Bütün özel harekâttaki kardeşlerimize bilmukabele selam. Allah hepsine ferahlık, inşirah versin. Kahpe kurşunlardan onları korusun. Allah melekleriyle yardım etsin. Onlar Ahir zaman aslanları.

KARTAL GÖKTAN: Atatürk’ün sofra adabı ve birkaç kaliteli klâs resmi vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Rahmetli bayağı güzel, çok şık giyiniyormuş, maşaAllah. Ama o kadar insan, bir insana dikkat edememeleri hayret ya. Mesela “Efendim, alkolü azaltın, sigarayı azaltın” deseler çok rahat olurdu yani. Seyretmişler oturup.

Öyle bir hale getirmişler ki Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu dans etmek, müzik, eğlenmek yani normal yaşamak onlar için çok anormal bir hareket. Ama sürünmek cehennem hayatı yaşamak da zaten İslam. Yani mahvolmak, perişan olmak, ıstırap içinde yaşamak İslam’ın ta kendisi. Ama böyle insan gibi rahat, huzurlu, neşeli, sevinçli, dans etmek, müzik dinlemek, kaliteli bir hayat içerisinde ömrünü devam ettirmek direkt küfür alameti, öyle inanmışlar. Allah esirgesin. Hem kendilerini mahvediyorlar, hem etraflarını mahvediyorlar. Ortadoğu’yu mahveden bir sistemi şeytan insanlara kabul ettirmiş. İnsanlar da büyük bölümü bunu seve seve uyguluyor. Yani kendi sürüneceği sistemi kendi eliyle meydana getirmiş.

“Kati ve sahih rivayette var ki “İsa Aleyhisselam büyük deccali öldürür.” Allahualem bunun da iki vechi var. Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyle kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccal'i öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve muc'cizatlı ve umumun makbulü bir zat olabilir ki: O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselam'dır.” “Hatta, “Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hazret-i Mehdi'ye namazda iktida eder, tabi olur.” diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur-aniyenin mutbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder. “Rivayette var ki: İsa Aleyhisselam Deccal'i öldürdüğü münasebetiyle “Deccal'in fevkalade büyük ve minareden daha yüksek bir azamet-i heykelde ve Hazret-i İsa Aleyhisselam ona nisbeten çok küçük bulunduğunu” gösterir.” Mesela “büyük bir kulenin yanında küçük bir çocuk gibidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) İsa Mesih için. “Deccalin boyu bulutlara yükselir” diyor. O kadar yüksektir. Ama “İsa Mesih kılıçla sıçrasa bile onun dizine dahi yetişemez” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). O kadar yanında küçük kalır, yani ufaktır. “Allahualem” diyor Bediüzzaman. “Bunun bir tevili şu olmak gerekir ki: İsa Aleyhisselam'ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin” yani Müslüman Hristiyan cemaatinin “kemiyeti” sayısı “Deccal'in mektepçe ve askerce” Yani deccalin mekteplerindeki hakimiyeti çok var. İşte Darwinist, materyalist eğitim. “mektepçe ve askerce” Yani dünya orduları mesela Rus ordusu şu an Deccal'in emrinde, Amerikan ordusu Deccal'in emrinde. Mesela Türkiye’ye saldırttırıyor. Yahut Halep’te Şam’da Müslümanlar öldürülüyor. İşte PKK’yı, YPG’yi destekletiyor Deccal'in emriyle. “Deccal'in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten” yani birçok Darwinist bilim adamı mesela Deccal'e bilmeden hizmet ediyor. Maddi orduları da İslam âlemini hercü merc ediyor. Herkes görüyor. “Nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.” diyor. “Çok küçük bir topluluktur” diyor İsa Mesih. “Rivayette var ki, “Deccal çıktığı gün bütün dünya işitir ve kırk günde dünyayı gezer ve harikulâde bir eşeği vardır. Bu rivayetler tamamen sahih olmak şartıyla te’villeri şudur: Bu rivayetler mu’cizâne haber verir ki, “Deccal zamanında vasıta-i muhabere” Yani telefon, internet. “Deccal zamanında vasıta-i muhabere ve seyahat” Yani uçakla oraya buraya gitmek. “seyahat o derece terakki edecek ki, bir hâdise bir günde umum dünyada işitilecek.” Televizyonlardan, internetten. “Radyo ile bağırır, şark-garp işitir ve umum ceridelerinde okunacak” yani bütün gazetelerde okunacak haberler. “Ve bir adam kırk günde dünyayı devredecek ve yedi kıt’asını ve yetmiş hükûmetini görecek ve gezecek” diye, zuhurundan on asır evvel telgraf, telefon, radyo, şimendifer, tayyareden mu’cizâne haber verir.” Diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri olarak. “Hem Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, belki gayet müstebit bir kral sıfatıyla işitilir.” Yani “istibdat sahibi bir kral gibi ortaya çıkar” diyor. “Ve gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, belki fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir. Ve bindiği merkebi ve himarı ise, ya şimendiferdir ki bir kulağı ve bir başı cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı yalancı cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiş.” Yani trenin o yataklı vagon kısmı, yemek yeme kısmı oluyor ya o kısımlar çok güzel tefriş edilmiş. Baş kısmı da ateş ocağı gibidir. Peygamberimiz (s.a.v.) “baş kısmı ateşlidir” diyor. “Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını ziyafetli başına gönderir.” Yani bombardıman ediyor karşıtlarını. İşte Napalmla yakıyor. Bombayla yakıyor. “dostlarını ziyafetli başına gönderir” Mesela Suriye’de adamlar plajda eğleniyorlar. Keyif çatıyorlar. “Veyahut onun eşeği, merkebi, dehşetli bir otomobildir veya tayyaredir veyahut sükût lâzım.” Diyor Bediüzzaman. Yani “olağanüstü insanların bilmediği bir araçtır” diyor. “Yani sükût lazım!” dediği, bilinmediği ve gizli olduğu için insanlar duyduğunda da hayret edeceği için bir araç. Belki uçan daire gibi bir araç. İnsanların hiç bilmediği bir araç olabilir. Bak, “dehşetli bir otomobildir” diyor. Yani normal bir otomobil değil. “dehşetli bir otomobildir veya tayyaredir veyahut sükût lâzım!” diyor. Parantez içinde ünlem koymuş Bediüzzaman.

“Rivayette var ki: “Ümmetim istikametle gitse, ona bir gün var.” Yani ayetinin sırrıyla bin sene hâkimane ve mükemmel yaşayacak. Eğer istikametle gitmezse, ona yarım gün var. Yani ancak beş yüz sene kadar hâkimiyeti ve galibiyeti muhafaza eder.” Mesela bak, diyor ki; “Bu hadisin mu’cizâne ihbarını, Hilafet-i Osmaniye kendi vefatıyla tasdik etmiş.” Diyor. Yani hadise göre Osmanlı’nın yıkılması gerekiyor. O yüzden Osmanlı’yı Hızır (a.s) yıkıyor. Yani hadiste öyle çünkü. “Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihat âleminde çok dairede icraatları olduğu gibi her bir asır, me’yusiyet vaktinde kuvve-i maneviyesini teyid edecek bir nevi Mehdîye veyahut Mehdî’nin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan, rahmet-i İlâhiye ile her devirde, belki her asırda bir nevi Mehdî âl-i Beytten çıkmış, ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Meselâ, siyaset âleminde Mehdî-i Abbâsî ve diyanet âleminde Gavs-ı âzam” Abdülkadir Geylani “ve Şâh-ı Nakşibend ve aktâb-ı erbaa ve on iki imam gibi büyük Mehdînin bir kısım vazifelerini icra eden zatlar dahi, Mehdî hakkında gelen rivâyetlerde, medâr-ı nazar Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm olduğundan, rivayetler ihtilâf ederek, bir kısım ehl-i hakikat demiş: “Eskide çıkmış.” Mesela Muhyiddin Arabi’yi zannediyor. Yahut Gavs-ı Azam’ı zannediyor. Veyahut Abbasi’yi zannediyor. “Hâlbuki hepsi Mehdi’nin vazifesini bir yönde ve bir cihette görmüşlerdir.” Diyor. “elbette ehli beyt ahir zamanda şeriat-i Muhammediyeyi ve hakikat-i Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ihya, ilan ve icra ile” Bak, ilan ve icra da var. İlan ediyor ve icra da ediyor. Uygulanıyor. “başkumandanları olan.” Bak, başkumandan olarak Hz. Mehdi (a.s) görevli. "başkumandanları olan Büyük Mehdi’nin kemal-i adaletini” dünyaya olan adaletini “ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır..." Yani adalet ve hakkaniyetini büyük Mehdi bütün dünyaya gösterecek” diyor. “Oldu” demiyor. “Olacak” diyor. Allah insanların geneli için, hepsi için demiyor. Geneli için “…o, çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab Suresi, 72) ve “…nankördür.” (Abese Suresi, 17) diyor insanlar için.

KARTAL GÖKTAN: Akşam saatlerinde olmuş saldırılar Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Peki şehit olan veyahut yaralanan yok herhalde var mı?

KARTAL GÖKTAN: Bir kişi hafif yaralanmış.

ADNAN OKTAR: İşte Allah koruyor maşaAllah. Mucize yani bu kadar saldırıda hiçbir şey olmaması.

Yani Deccal'in herhalde bizim bilmediğimiz bir vasıtası var. “Normal bir otomobil değil” diyor Bediüzzaman. Bak, “dehşetli bir otomobil” diyor. “Veyahut sükût lazım” mesela o çok acayip öyle demesi.

“Ateistleri programınıza çağırıyormuşsunuz da ne yapmaya geleceğiz oraya Hocam? Ben de ne ses var, ne danstan, oyundan anlarım. Sohbet diyorsanız “evrim teorisi” diye diye ömrümü yiyeceksiniz orada.” Ali Yanansöz.

“Dün arkadaşlarınız bana broşür verdiler kanalınızın tanıtımıyla ilgili. Bugün ilk kez izliyorum. Sanki sizin eve çaya gelmişim gibi süper.” Esra Akalın.

Tevbe Suresi, 23, “Ey iman edenler, eğer imana karşı inkarı sevip-tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse, işte bunlar zulmeden kimselerdir.” Yani artık onlara koruma, yardım etme falan öyle bir şey olmaz” diyor. Onların da sizinle bağınız olmaz. Sizin de onlarla bağınız olmaz” diyor Allah.

Azize Demir, “Kalitesiz, bilgisiz cahil toplum olmasını istiyor bu ülkeyi yönetenler. Yoksa kimden oy alacaklar?” Niye canım? Ne alakası var? Bayağı aydın, kaliteli insanlar meydana getirilsin. Böyle liberal, canlı, liberal bir idare, canlı bir idare, modern bir idare milletin çok hoşuna gider. Hükümetin de öyle bir derdi olmaz. Niye öyle bir hedef olsun?

“Adnan Bey, Azrail (a.s) ölen insanlara ne şekilde görünür? Onlarla konuşur mu? Yoksa sadece canlarını mı alır” Lütfiye Şamdan. Azrail melektir, çok yakışıklı güzel bir melektir. Kibar, temiz kokulu, böyle hoş sohbet güzel bir varlıktır. Selam vererek gelir. Zaten ölenlerde de “Aleyküm Selam” diyenler oluyor. Mesela Atatürk de “Aleyküm Selam” demiştir vefatından önce biliyorsunuz. Son sözü “Aleyküm Selam”dır. O Selam aldığını gösteriyor. Azrail (a.s) Selam vermiş, o da “Aleyküm Selam” diyor. Son sözü “Aleyküm Selam.”

“Adnan Bey Mehdi devrinde olmasaydık yine de böyle uğraşır mıydınız İslam’ı yaymak için?” Mert-Rize. Farz, din Allah’ın oluncaya kadar, küfür sübut buluncaya kadar cehd etmekle mükellefiz. Yani Allah’ın emri, her devir için.

“Merak ediyorum. Namusu için adam öldüren kadın cehenneme gider mi?” Çok gereksiz bir şey. Bir kere namusuna bir şey olmaz. Tecavüzde bir kadına hiçbir şey olmaz. Yani namusunu kaybetmez, haysiyetini kaybetmez. Onlar bizim yanımızda kraliçe hükmündedir, baş tacıdır. Öyle bir şey olmaz. Nereden çıkıyor bu? Telaşlanıp, gidip cinayet işliyorlar. Kendilerini öldürüyorlar. Bu çok büyük bir hata. Toplumun da yanlış eğitilmesinden kaynaklanıyor. Bir genç kız kendi isteği dışında birisinin ona tecavüz etmesinden niye küçük düşsün? Niye saygınlığını kaybetsin? Hiçbir şey olmaz. Bilakis hürmetimiz sayımız daha artar yani. Yapan alçağın haysiyetsizliği, şerefsizliği ve namussuzluğudur. Onu küçük düşürür. Hanımı niye küçük düşürsün?

“Hocam, her gün yaşanan bu kadın tacizlerinin önüne nasıl geçebiliriz? Bu konuda çözümünüz var mı?” Kader Kıbrıs. “Mehdi devrinde olmayacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Hiç olmayacak” diyor. “Şam’a kadar tek başına bir kadın istediği gibi yürür” diyor. “Otlar ayağına değer” diyor. “O kadar özgür olur” diyor. “Ayaklarına değer otlar” diyor. Yani böyle kırlarda yeşilliklerde gezeceği, ayaklarının da açık olacağı anlaşılıyor. “Ayaklarına değer” diyor.

“Adnan Bey, Mehdi talebelerini tanır mı bilir mi? Kendine talebe kabul ettikleri ile mi görüşür? Sevgiler, iyi yayınlar.” Gonca Sancak. “Mehdi talebelerini tanır mu?” Tanıyordur tabii ki. “Kendine talebe kabul ettikleri ile mi görüşür?” Hadislerde öyle görünüyor.

“Hocam, geçenlerde bir arkadaşım gece uyandığında yataktan kalkmak istemiş ama kalkamamış” diyor. Tansiyonu yükselmiştir. Bir rahatsızlık oluşmuştur. Doktora gitmesi lazım. Cinle pek alakası yok.

Ateistlere tabii ben şefkat duyuyorum, saygı duyuyorum. Yani onda şaşacak bir şey yok.

“Fakat o ileride gelecek acip şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o büyük kumandanın pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum.” Diyor Bediüzzaman Mehdi (a.s) için. Acip şahıs” diyor. “Onun bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o büyük kumandanın pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum.”

“Bir kadın Irak’tan Şam’a tek başına yolculuk yapacak.” Demek ki orada hiç bağnaz ve yobaz kalmayacak. Irak ve Şam, çok manidar. “Tek başına yolculuk yapacak. Ayağı otlara, yeşilliklere değecek” Yani dekolte giyindiği anlaşılıyor. “Başında ziyneti olacak” Süs bak, başı da açık. “Fakat ne zarar görecek, ne korku duyacak.” (Kitabül Cifr, İmamı Ali, sayfa 475.) Başı da açık ve ziynet de var başında. “Kimse dokunmayacak” diyor. “Bu zamanda” diyor Bediüzzaman 1930’lar. 1920’ler. “Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki; her şeyi kendi hesabına aldığı için, farazâ hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât dahi bu zamanda gelse” bir asır sonra ne eder? 2120, yani 2020. “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât dahi bu zamanda gelse harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten ferâgat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” Siyasete girmeyecek diyor. Herhangi bir partide hizmet görmeyecek. Herhangi bir partinin siyasetin adamı yahut idarecisi olmayacak. Yani siyasetle alakası yok Hz. Mehdi (a.s)’ın. “Bunun sebebi şu ki; tâ ki îman hizmeti safvetini umûmun nazarında bozmasın” Halkın nazarında bozmasın samimi faaliyetini. “ve avâmın” halkın “çabuk iğfal olunabilen” Çabuk şüpheye düşebilen “akıllarında, İslam’a hizmet başka maksatlara âlet olmadığı tahakkuk etsin.” O yüzden siyasete girmeyecek” diyor. “Hem, yirmi seneden beri tahripkârâne eşedd-i zulüm altında o derece ahlâk bozulmuş ve metânet ve sadâkat kaybolmuş ki” Bak, “kendi devrinde metanet ve sadakat kaybolmuş” diyor Bediüzzaman. “Ondan, belki yirmiden birisine îtimat edilmez.” “O kadar çok bozulacak insanlar” diyor. “Bu acîb” duruma “hâlâta karşı çok fevkalâde sebat” Hz. Mehdi (a.s)’ın özellikleri bak, “sebat ve metânet ve sadâkat ve hamiyet-i İslâmiye lâzımdır; yoksa akîm kalır, zarar verir.” Diyor. Demek ki Hz. Mehdi (a.s)’ın özellikleri neymiş? Bak, “Sebat ve metânet” sarsılmamak “ve sadâkat ve hamiyet-i İslâmiye.”

Ahir zaman alametleri için diyor ki Bediüzzaman, “Muhbir-i Sâdıkın (Peygamberimiz (s.a.v.)’in) ihbarını aynen tasdik etmiş olaylar” diyor. “ ve vukuatla ispat etmiş” yani meydana gelmiş hadisleri diyor. “vukuatla ispat etmiş” Yani “hadis mi değil mi?” demeye gerek yok. Olmuş” diyor. “ve ediyor” diyor. Hadisler çıkmaya devam ediyor. “ve inşaAllah daha edecek.” Diyor. O zaman daha kuyruklu yıldız çıkmamış. İşte bu Ahir zaman alametleri daha çıkmamış. “ve devam edecek alametler çıkmaya” diyor. “ve öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu (Risale-i Nuru) çıkaramaz. Tâ ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” diyor. “Ben Mehdi geldiğinde kabrimde olacağım” diyor.

EBRU ALTAN: “Tâ ahir zamanda gelecek” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. “Benden sonra Ahir zamanda gelecek” diyor. “Yüz yıl sonra” diyor. Zaten sürekli söylüyor. “Benden yüz yıl sonra” diyor. “Eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra” diyor. Yani 2010 yapıyor. “Hem üç vazife birden bir şahısta yahut bir cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini yok etmemesi pek uzak, âdetâ kabil görülmüyor.” Diyor. “Âhir zamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde ve cemaatindeki şahs-ı mânevide ancak bu görev içtima edebilir” diyor. “Benim zamanımda Mehdi’nin gelmesi mümkün değil” diyor. “Birbirini cerh etmemesi mümkün değil” diyor. Yani 1920’ler, 30’larda mümkün değil” diyor. “Yüz yıl sonra benden sonra olacak” diyor.

Bediüzzaman diyor ki “Deccal dünyayı zapteder” mânâsı, “ekseriyet-i mutlaka ona taraftar olur” demektir. Yani insanların yüzden doksan dokuzu taraftar olur” demektir. “Şimdi de öyle oldu.” Diyor Bediüzzaman. “Kendi zamanında deccal dünyaya hâkim oldu” diyor. Yani Mehdi olsa yok. Deccal olmaması lazım. Ama deccal benim zamanımda şu an hâkim oldu dünyaya” diyor. “Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa’nın semavî nüzûlü kat’î olmakla beraber” gökten inmesi kati olmakla beraber “mânâ-yı işârîsiyle başka hakikatleri de ifade ettiği gibi, bu hakikate de mu’cizâne işaret ediyor.” Diyor.

“En azam meseleyi esas yapacak” diyor. “Öteki meseleleri esas yapmayacak ve siyasete de girmeyecek” diyor. “En çok üstünde duracağı işte Darwinizm, materyalizm, onu önce” diyor. “Birinci olarak onu yıkacak” diyor.

“Ey yoldaş!” diyor bak, “Şimdi şu alem-i misalden çıkarız, hayali vehimden ineriz, akıl meydanında dururuz, mizana çekeriz, ederiz yolları berendaz.” Diyor. Şiirlerinde böyle ara ara Bediüzzaman anlayanın anlayacağı şekilde bir şeyler anlatıyor.

“Ateistleri seven ilk hocasınız herhalde. Tarihte böyle bir olay görülmemiş. Bir ateist olarak sizi tanımayı isterim” diyor Hande. İşte gelin. Telefon edin bizim çocuklara. Bir araya birleşin. Hep beraber gelin. Üç-beş arkadaş falan sohbet edelim. Tabii ki tertemiz samimi insanlarsınız. Merak ediyorsun. Öğrenmek istiyorsun yani araştırıyorsun. Sahtekârlık yapmıyorsun. Samimiyetsizlik yapmıyorsun. Bağırarak düşünüyorsun. Yani sesli düşünüyorsun. Gizli gizli, sinsi sinsi şeytanlık yapmıyorsun.

EBRU ALTAN: Hiç düşünmeyen insanlar da oluyor. Düşünmeleri de çok olumlu.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

Bak, “fecr-i sadıkının emareleri inkişafa başlıyor ve saadet güneşinin de çıkması yakınlaşmış.” Saadet güneşi Hz. Mehdi (a.s). “İstikbal yalnız ve yalnız İslâmiyet'in olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur'aniye ve imaniye olacak.” Bak, “sadece Kuran hâkim olacak” diyor. Hadis değil. Bak, “fecr-i sadıkının emareleri inkişafa başlıyor ve saadet güneşinin de çıkması yakınlaşmış.” “Hem İslâmiyet güneşinin inkişafına ve beşeri tenvir etmesine mümanaat eden perdeler açılmaya başlamışlar.” Yani engeller kalkıyor” diyor. “Kırk beş sene evvel o fecrin emâreleri göründü.” Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış emareleri. “Yetmiş birde fecr-i sâdıkı başladı veya başlayacak. Eğer bu fecr-i kâzip de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sâdık çıkacak.” 1980, 1990. Bak, 1980 veya 1990 tarihlerine işaret ediyor. “Evet, şimdi olmasa da, otuz-kırk sene sonra” 1980 yılında “fen ve hakikî mârifet” Mehdi fenni ve hakiki marifet sahibi olarak “ve medeniyetin mehasini” yani modernliğini, güzelliklerini “bu üç kuvveti tam teçhiz edip” Bak, bilim, fen, hakiki marifet yani akılcı, sanatçı kişilik ve medeniyetin mehasini, yani medeniyetin modernliği, kalitesini. “Bu üç kuvveti tam teçhiz edip cihazatını verip” yani dış görünüşe ait her şeyi oluşturup “o mânileri mağlûp edip dağıtmak için taharrî-i hakikat meyelânını” hakikati arayan kişiyi “ve insafı” ve insanlara insafla yaklaşanı “ve muhabbet-i insaniyeti” insanlara sevgi duyanı, muhabbet duyanı “o düşman taifesinin” Burada “sekiz” diyor. Öbür yerde “dokuz” diyor. “sekiz cephesine göndermiş. Şimdi onları kaçırmaya başlamış.” Yani o bir görüm alıyor. Otuz kırk sene sonraki olayları görüyor. “İnşaAllah, yarım asır sonra onları darmadağın edecek.” Yani 2000 yılında. “90, 2000” diyor. “Darmadağın edecek” “hurafat ve tahrifattan sıyrılacak İsevi’lerin hakiki dini de Kuran’a tabi olacak” diyor Bediüzzaman. Bak, “birinci kemalatın üstadı” diyor. “İki; medeniyetin ve sanatın hakiki üstadı” “Üstat” diyor hep bak, Bediüzzaman. Masonlar “Üstat” derler. “Üstad-ı Azam” diyorlar biliyorsunuz. Değil mi? Otuz üçüncü dereceye “Üstad-ı Azam” diyorlar. “Bu öyle bir şedid ihtiyaç ki” bu modernlik ve sanat diyor Bediüzzaman. “Şedid bir ihtiyaç ki belimizi kıran bir fakr” diyor. Yani “en büyük ihtiyacımız, belimizi kıran buydu bizim” diyor. Sanat ve kalite yani. “Ki bu Mehdi’de susmaz ve kırılmaz” diyor. “Üçüncü kuvvet: Yüksek şeylere müsabaka suretinde beşere yüksek maksatları ders veren bir çalışma” diyor. “Şefkatle cihazlanmış şehamet-i îmaniye; dördüncü kuvvet. Beşinci kuvvet; izzeti-i İslamiye.” “Eskiden silahla oluyordu” diyor. “Şimdi hakiki medeniyet ve maddî terakki ve hak ve hakkaniyetin mânevî kılıçları ile düşmanlar mağlûp edip dağıtılacak” diyor. Osmanlıca ağır olduğu için ben özet özet söyleyip geçiyorum.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz okuduğunuzda benim aklımda kalan bir hadis vardı Adnan Bey. Şam’da yenilgiye uğramış bir kişi yönetici Hz. Mehdi (a.s)’a gelip o da “üstadım” diyor.

EBRU ALTAN: Ve bağışlanma diliyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Yeis kalkacak Hz. Mehdi (a.s) devrinde. “Dehşetli bir hastalık insanların kalbine girmiş, ümitsizlik. “O kalkacak” diyor. “O yüzden bizi öldürdü bu” diyor. Mesela diyor “garpda bir-iki milyonluk küçük bir devlet, şarkta yirmi milyon Müslümanları kendine hizmetkâr ediyor” diyor. “müstemleke yapıyor” diyor. “Bu yüzden” diyor. “Şahsiyetçi bir kafaya soktu bu insanları” diyor. Yani kendi menfaatini düşünür hale getirdi” diyor. “Ondan dolayı üç yüz milyon Müslüman’ı kendilerine esir etti” diyor. “Bir avuç Avrupalı” diyor. Yani İngilizleri kastediyor. “Biz de o katilimizden kısas yapıp onu öldüreceğiz” diyor. “Yeisi öldüreceğiz. Ümitsizliği öldüreceğiz” diyor. “İlim kılıcıyla o yeisin, ümitsizliğin başını parçalayacağız” diyor. “Mehdi riyakârlığı, dalkavukluğu, nifakı, yalancılığı, küfrü kaldıracak, onun yerine sıdk ve sadakati koyacak” diyor özetle. “Kırk-elli sene sonra çok misallerini göreceksiniz” diyor. Yani 2000’lerde. Bak, “kırk-elli sene sonra çok misallerini göreceksiniz” diyor. “Ey bu sözlerimi dinleyen Câmi-i Emevî'deki kardeşlerim! Ve kırk-elli sene sonra Âlem-i İslâm cemaatindeki ihvan-ı Müslimîn! neme lazımcılığı bırakın” diyor. “Tembelliği de bırakın.” Diyor. “Onun için tembellikle günahımız büyük oldu” diyor. “Hususan kırk-elli sene sonra” sürekli bunu söylüyor. Yani 90 ve 2000 yılları. “Arab taifeleri, Cemahir-i Müttefika-i Amerika gibi en ulvî bir vaziyete girmeğe, esarette kalan hâkimiyet-i İslâmiyeyi eski zaman gibi küre-i arzın nısfında, belki ekserisinde tesisine muvaffak olmanızı” “Amerika Birleşik Devletleri gibi İslam Birleşik Devletleri olacak” diyor. Yani “bütün İslam âlemi birleşecek. Amerika Birleşik Devletleri gibi tek bir devlet olacak” diyor. “Ama ayrı ayrı devletlerden oluşacak” diyor. “Bir kıyamet çabuk kopmazsa, inşâAllah nesl-i âti görecek bunu” diyor. “Bu dediklerimi.”

“Şurayı esas alınmasını Allah emrediyor” diyor. “Müslümanlar istişare etmesi lazım”  diyor, yani bütün Müslüman devletler, bir araya gelip istişare etmeleri gerekir diyor. “Yaşasın sıdk, ölsün yeis muhabbet devam etsin, şura kuvvet bulsun.” 

Sungur Ağabey acayip şeker, şu kısmı böyle gözünü kapattı gözü aktı böyle, gözünün sadece beyazı görünüyor, Risale-i Nur’dan ezbere okuyordu bu şeyleri bayağı tatlı maşaAllah rahmetli. Ben Risale-i Nur’dan okuyor zannettim, okumuyor ezberden biliyor bayağı şeker, onu kardeşlerden İbrahim Tuncer falan görmüştür, eskiler görmüştür. Gözü akıyor yukarı doğru, sadece gözünün beyazı kalıyor okurken yani elinde Risale-i Nur oluyor ama bakmıyor, bembeyaz görünüyor gözü böyle. Onu nasıl yapıyor bilmiyorum. Gayet akıcı bir şekilde okuyor Risale-i Nur’u, hiç böyle harfi harfine, kelimesi kelimesine, çok şeker. Bunu ezberden okumuştu bu kısmını. “Ey kardeşlerim ve ey elli sene sonra bu sözleri işiten arkadaşlarım” diyor yani 2000 yılları. Bak “Kuran’ın hakikatine insanlar yapışacaklar” diyor. “Sanatın hakiki üstadı” diyor Bediüzzaman. Kaim “Hz. Mehdi (a.s)’a yüzü ters dönmüş bir adam gelecek,” bu Arapça’da bozguna uğrayan adam demekmiş. “Üstadım benim adım Beşar bana kendimi sizin hizmetinize sunmam söylendi” diyecek diyor Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste. “İsmim Beşar” diyor, “Üstadım” diyor. Demek ki o da öyle bir şey ki, Üstadım dediğine göre dili alışmış. 

“Adnan Hocam, hayırdır sende mi haremlik, selamlık yapıyorsun? Hanımlar yukarda, erkekler aşağıda.” Evet öyle inşaAllah, söylüyorum benim dediklerim doğru.

“Adnan Bey, gençler sosyal medyada PKK’ya tepki göstersin diyorsun ama herkes çekiniyor, adamlar el kol sallayarak kahvehane basıyor. Sosyal medyada kötü paylaşım yapanları infaz ediyorlar.” Kaan Güngör. İşte bu felaket. Polisin burada büyük bir hatası var; kahvehane oralar,  her yerde polis bulunması lazım ve suç işleyen adamda elini kolunu sallayarak kaçması diye bir konu olmaz. Orada mutlaka kalması lazım, suç işleyenin yani tek adım atmadan orda kalması gerekiyor, göğüslerini gere gere adamlar istediği gibi suç işliyor, ellerini kollarını sallayarak da gidiyorlar, kardeşimiz doğru diyor. Mesela geçenlerde hakikaten bir asker aslan bir kahvehanede oturuyor, internetten PKK aleyhine yazı yazmış gelip orada çocuğu vurmuşlar ve kimse de bir şey yapamamış. Nasıl olur öyle bir şey kardeşim? Nasıl olur kahvehanede? Adamın atım atamaması lazım yani mutlaka orada kalması gerekir, tutuklayıp götüreceksin ve infaz öyle bir olay yapmasına müsaade edilmemesi lazım, vur koluna düşür elinden silahı.

Mehmet Kemal Aydınlar, “İnsanların evini yıkan, Mescid-i Aksa’nın altını oyan, çoluk çocuğa mermi atan güzel insanlar, bir Musevi için tabii ya Müslüman için.” Kardeşim insanların evini yıkmak kötü, Mescid-i Aksa’nın altını oyan, ondan tedirgin olmaya gerek yok adamlar ona tedbir alırlar, Mescid-i Aksa’yı çökertecek olur mu? Orada bir kere ağlama duvarı var şey var, her yer yıkılır yani öyle bir şey mümkün değil. Hz. Süleyman (a.s)’ın tahtını arıyor, sandığını arıyorlar Hz. Musa (a.s)’nın sandığını arıyorlar, orada değil boşa arıyorlar. Oraya konur mu sandık? O kadar kolay bir şey olsa çoktan bulunurdu zaten. “Çoluk çocuğa mermi atan” bunu kim tasdik eder ki? Bunlar çirkin, ben mazlum Musevileri kastediyorum onlarla uğraşmak çok çirkin.

“Adnan Bey, kaşık havası, oyun havası, caz, pop, opera derken şimdide taverna mı? Yarın ne çıkartacaksınız merak ediyorum doğrusu.” Perihan Kalemek. İşte bak ne kadar güzel. Bir sabitlik yok değil mi? Güzel olan her şey, her yerde aranıyor ve her yerde uygulanıyor, bu bizim ruhumuzun güzel bir yansıması.

Abdullah Vahap Yılmaz. Sen Kuran’a karşı mücadele veriyorsun Vahap haberin yok ve onu kahramanlık zannediyorsun. Uydurma ve hurafelerle Kuran’a karşı mücadele veriyorsun, Allah seni başarılı kılmaz, mağlup olursun öyle bir şey olmaz. Allah, Kuran yeterli diyorsa yeterlidir, ona inanacaksın, Allah’ın sözüne inanman lazım.

“Adnan Bey, samimiyet ayetleri okuyup, yazıp uygulamaksa evet siz samimisiniz.” Hoppala tabii ki öyle, başka türlü nasıl olur?

“Kuran’ın yeterliliğini, Kuran yeterli” diyor ayet söylüyor, Allah’ın Kitabına güvenmiyorlar ya, hurafeye güveniyor, uydurmaya güveniyor ama Allah’ın Kitabına güvenmiyor hayret edecek şey bu. Ne dersen de, Allah’ın Kitabına güvenmiyor. Yok diyor, Allah “yeterli” diyor, “yok yetersiz” diyor. Ve onu bir kahramanlık olarak görüyor yani Allah’a karşı bir ibadet, güzellik olarak görüyorlar. Ya kardeşim sen Allah’a orada haşa bilmeden meydan okuyorsun sen, Allah yeterli diyor, sen yeterli değil diyorsun, Allah’ı yalancı çıkarmaya çalışıyorsun haşa, farkına bile varmıyorsun ne yaptığının. 

Şimdi kısa bir ara verelim devam edelim.

KARTAL GÖKTAN: Kısa videolarla yayınımız devam ediyor.

VTR: Sungur Ağabey Kıyametin Hicri 1545 (Miladi 2120)’de Kopacağını Anlatıyor

KARTAL GÖKTAN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü