Harun Yahya

Sohbetler (5 Mart 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Anlatın.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır’ın Sur İlçesi’nde PKK ile mücadelede şehit düşen 25 yaşındaki Uzman Çavuş Fatih Efiloğlu’nu bugün on beş bin kişi tekbirlerle uğurladı. Şehit annesi Havva Efiloğlu oğlunun cenazesinde yaptığı konuşmada “Nur içinde yat yavrum. Onlar seni öldürdük sanıyorlar ama öldüremediler yavrum, onlar kendilerini öldürüyorlar. Sen şehit oldun yavrum” dedi. Şehidimizin fotoğrafı ve törenden de fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Allah nurunu artırsın. Bak nasıl nurlu. Annenin ellerinden öpüyorum. Anne güzel anneymiş, anne yiğitmiş, anne aslanmış. Topluluktan da Allah razı olsun, şehit böyle kaldırılır. Elli kişiyle, yüz elli kişiyle, kardeşim, o vatan millet bayrak için şehit olmuş beş dakika evinden çıkacaksın şehidi uğurlayacaksın. Evde oturulmaz şehit varken ayıptır. Allah’tan korksunlar, şehidin varken bir yerde evde oturulmaz uğurlayacaksın, uğurlayacaksın. O kalabalığı bir göster.

KARTAL GÖKTAN: Şehidimizin iki fotoğrafı daha vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Nur nur, Ağabeyinin aslanı Ağabeyinin kuzusu nur, maşaAllah. Hanımı, o yiğit delikanlı efe hanım hiç fütur getirmesin zaten cennette birlikte olacaklar, inşaAllah. İki günlük dünya sakın kalbinde bir fütur olmasın. Bak anne mükemmel, anne Osmanlı, anne şahane, sakın. Efenin hatırasına hürmetle yaşayacak o koçyiğit gelin hanım da, inşaAllah. O da aslan. Allah o şerefi bizlere de nasip etsin. Ne mutlu anneye, ne mutlu aileye. Orada şehidi kaldıranlara da, teşci edenleri de tebrik ediyorum Allah razı olsun. Tekbirlerle, tekbirlerle gayet yüksek sesle birisi tekbir diye bağıracak hep beraber Allah diye bağıracaklar, tekbir Allah, tekbir Allah’ü Ekber, tekbir Allah’ü Ekber o şekilde. Daha canlı daha dinamik, inşaAllah. Çeşitli sloganlar olabilir ama Allah’ın anılması çok önemli. Tekrar tebrik ediyorum şehidimizi. İmrendik, bize dünyayı bıraktı gitti bak kendisi cennette, biz burada kaldık. Bizi de çağırsın, Cenab-ı Allah’ı memnun edecek güzel bir eylemde bulunmuş, bizleri de çağırsın. MaşaAllah elhamdülillah.

Kalın giyinin dışarıda. İnce giyiniyorsunuz hasta oluyorsunuz. Bahar geldi bilmem ne diye. Bu işin çözümü sıkı gıda mesela altı saat falan geciktirmek doğru değil. Yemek, altı saat fazla olur hadi en fazla beş saat olsun. Kuvvetli kahvaltı, kuvvetli yemek, sıcak beden, soğuğa da alnını vermemek, kafayı örtmek lazım alnıyla beraber, alnı da kapatmak lazım. Alnı açmak olmaz yüzü, burun ağız zaten oradan giriyor grip, soğuk tutmak olmaz. Bir de çok soğukta kalmamak lazım. Yani zaruret kadar hemen süratle kapalı bir yere girmek lazım.

Sevgiyle ilgili bir yayın yapalım bir etiket yapalım “Sevgi tükenmez” diyelim.

Anne ne güzel anneymiş görüyor musun? Ne güzel anne. Tabii doğru söylüyor. Şimdi anne yaşlıdır, biz ne kadar kalacağız hadi şehidimiz gitti şehadet makamına, biz ne kadar kalacağız? Hemen peşinden biz de gideceğiz kimse kalmıyor ki. Kalınacak yer de değil ayrıca, kalınacak yer de değil. Kalınacak yeri istemek lazım Allah’tan. Kalınmayacak yerde kalınmaz. Bediüzzaman diyor ki “Melekler falan artık itici bulmaya başlar sizi” diyor “fazla kalmaya istekli olmayın” diyor. Yani melekler imtihan için makul görür ama “çok da kalmak isterseniz itici bulmaya başlarlar” diyor. Yani “güzel bulmazlar sizi” diyor. Doğru söylüyor.

Anneye helal olsun anneye. Anneyi çok sevdim, maşaAllah. Halk da öyle, benim milletim vefalı. Az sayıda şehit kaldırmak çok çok ayıp. O şehre, o kasabaya yakışmaz. Az sayıda kişiyle şehit kaldırmak o şehre, o kasabaya yakışmaz. Bak şimdi bu uyarımdan sonra Allah’a çok şükür kalabalık olmaya başladı. Üç yüz kişi, beş yüz kişi, en az böyle olacak en az böyle, şehide saygımızı sevgimizi göstereceğiz. O gencecik bedenini kurşunlara hedef ediyor Allah rızası için. Kalkacaksın evinden beş dakika gideceksin, Allah’ı tekbir edeceksin, ibadet yapacaksın namaz gibi sevap kazanacaksın şehit uğurluyorsun. Sevap, her adımın sevap, Allah rızası için gidiyorsun. Böyle şeyde üşenilmez çok korkunç, insan konuşmak dahi istemiyor. İki eli kanda olsa gider insan.

“Hocam, baktığımızda cemaatler aynı kitaba, aynı peygambere inanıyorlar ama cemaatler asla birbirini sevmezler. Aynı cemaatle camide namaz kılmazlar. A cemaatine göre günah olan B cemaatine göre günah olmaz hepsinin ibadet şekilleri farklı. Bunlar neye göre yaşıyorlar? Allah bize birlik olmamız gerektiğini emretmiyor mu?” Ferit Özkan. Hakikaten bazı cemaat üyelerinde ben görüyorum acayip kibirliler yani büyük olduğundan emin, en büyük olduğundan emin. Diğer cemaatlere de acıyor onlara yani delalette olduklarına inanıyor, bozuk adamlar olduklarına inanıyorlar bu çok yaygın. Niye? Nur gibi cemaat hepsi birbirinden üstün güzel, hepsi de saygı duyulacak cemaatler. Fazlalıkları eksiklikleri yok. Mesela Süleymancılar şahanedir.

Kibir kötü kibirli olmak, Müslümanlara tepeden bakmak çok ayıp. Müslüman olmak kolay bir şey değildir. Bir adam Müslümansa ona saygı duyulur. Şirk içinde dahi olsa acımak lazım yani öfkeyle nefretle yaklaşılmaz. Mesela Nurcu, Süleymancı, Nakşibendiler nur gibi adamdırlar, Nakşibendiler çok değerlidirler, Kadiriler. Süleyman Hilmi Tunahan, Allah bin kere razı olsun Türkiye’nin her yerinde Kuran kursu var. Küba’da bile Kuran kursları var bak Küba, Kongo’da, Çad’da her yerde Kuran kursları var Süleymanlı kardeşlerimizin. Aynı şekilde Menzil cemaatinin akla hayale gelmeyecek yer Küba’da olur mu? Var, hayret edilecek şekilde var. Ne güzel. Ama kibir yapmak doğru değil kibirlenmek, biz büyüğüz, biz şeyiz. Allah seni yaratıyor, Allah sana başarı veriyor. Büyüklenecek ne var? İki günlük dünya imtihan olup gideceğiz, değil mi? Azamet falan bunlar yanlış.

Milliyetçi Hareket Partisi’nde gençler ne kadar efendi, ne kadar iyi olmuşlar, ne kadar değişmişler. Şimdi MHP’den bir genç geldi de, iyi güzel bir görevde, nasıl efendi nasıl efendi Allah Allah. Sanki tarikat terbiyesi almış. Daha önce de öyle görmüştüm çok çok efendi oluyorlar. Ne güzel ne güzel. Allah Bahçeli’den razı olsun. En başta Başbuğ’dan Allah razı olsun rahmetliden.

Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyorlar ki Kuran için, şeytandan Allah’a sığınırım. Furkan Suresi 5, “Ve dediler ki: 'Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır.'” Peygamber (s.a.v.)’e öyle diyorlar. Zannediyorlar ki o devrin insanları böyle safi kalplidirler. Çok çakaldı insanlar o zaman birçoğu acayip çakaldılar. Bak görüyor musun? “Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır.” Bir peygambere böyle denmesi nasıl sıkıcı biliyor musun nasıl rahatsız edici? Onun imtihanı. Yani şimdi vahiy alıyor adam inanmıyor. Alenen vahiy iniyor. Bu sefer de “yok cinlendi” diyor “ona ses geliyor öyle” diyor kulağına. Çok büyük imtihan, bayağı zor yani. 63 yaşına kadar, maşaAllah. Hanımları bile problem çıkardılar Peygamber (s.a.v.)’e. Münafıklar ayrı problem çıkardı. Canım benim kibar da, çok saygılı çok nezih bir insan. Hani yüzüne karşı öyle anlatan “utanıyordu sizden” diyor ayette. Söyleyemiyor diyor, ne kadar zor durum. Biraz da yalnız bırakmışlar benim gördüğüm. Hz. Ebu Bekir (r.a) Allah razı olsun ondan, Hz. Osman (r.a) Allah ondan razı olsun. Hz. Ömer (r.a), kabadayı o maşaAllah yaman yani. Ama illa Hz. Ali (k.v) kabadayıların yiğitlerin hasıdır. Bütün kabadayı aleminin piridir Hz. Ali (k.v). Hz. Ali (k.v) benziyordu Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Gözleri yeşildi Hz. Ali (k.v)’nin ama yapılı olması itibariyle benziyordu Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Canım benim gözleri; göz nezlesi, böyle sürekli alerji oluyor hava da sıcak olduğu için, o zaman gözlük falan da yok direkt güneş ışığıyla alerjik. Bayağı rahatsızlık çekmiş o dönemde. O güzel gözlerine Cenab-ı Allah öyle bir imtihan vermiş.

“Adnan Bey, diyelim ki Tanrı kavramı var ve bizleri yarattı. Peki o nasıl var, onu var eden ne?” Aylin Akcan.

“Adnan Bey, Allah diye bir varlık var mı varsa da nasıl bir güce sahip? Bizi o mu yarattı?” Lale Korkmaz. Mutlak yokluk olması gerekiyor zaten, Allah olmaması için mutlak yokluk olması gerekiyor. Mutlak yokluk zaten olacak bir şey değil. En fazla hava boşluğu olur. Zaten o çok ciddi bir şeydir, yaratılması gereken bir şeydir. Ben boşluk var dedim mi zaten Allah var anlamında demiş oluyorum, Allah’ın varlığı mecbur olmuş oluyor. Yani hiçbir şey olmasa, sırf ben neyim desem Allah’ın varlığı sonsuza kadar kilitlenmiş olarak var olması gerekir o zaman onu dediğimde. Bir tane şuur ben neyim, bu nedir dese sonsuza kadar artık bunun geri dönüşü yok. Bu şuur böyle kalır. Zamanı yaratmış Allah, zamana tabii bizim bir türlü aklımız ona tam ermiyor. Allah’tan önce ne vardı diyor insanlar tabii, halbuki önce sonra diye bir şey yok. Mutlak yokluk olması gerekiyor bak tekrar söylüyorum. O çok çok mantıksız hiç olacak iş değil o yani mutlak yokluk. Kavram olarak olacak gibi değil. Herhangi bir şekilde boşluk olarak dahi varlık olduğunda Allah’ın olması mecbur olur. Çetin bir imtihan yapıyor görüyorum ama başka türlü de çok sıradan yetişiriz. Olur da çok sıradan yetişiriz. O kadar değerimiz olmaz yani çok sıradan oluruz. Bu şart, böyle olması gerekiyor. Bir de insanlara bakıyorum o kadar gerekiyor ki sistem. Mesela hastalıklar, belalar, bu insanların karşılaştıkları aczler ve çabuk gelen ölüm düşünüldüğünde az bile olduğu anlaşılıyor. Çok büyük ihtiyaç, çok büyük ihtiyaç. Çünkü bakıyorum insanlara oho, evlenme derdinde, işinin gücünün derdinde, işte kızını yurt dışına gönderip okutmanın derdinde adamı Allah ilgilendirmiyor, köşe dönme peşinde. Bela ne kadar fazla olursa onu o kadar caydırabilir düşündürebilir, ne kadar şiddetli olursa. Ki Cenab-ı Allah yine merhametinden dozunu çok az yapmış. Normalde bunun üç-beş doz daha yükseği olması gerektiği anlaşılıyor. Yani imtihanın tam oturması için. Mecbur hale getirir ama bu üç-beş doz yükseği, bu da tam ayarı olmuş oluyor işte. Üç-beş doz yükseğinde herkes hizaya gelir. Yani öyle yurt dışına gideceğim bilmem ne okuyacağım, köşe döneceğim öyle diyemezler. Yani tam ayarında kıvamında tam. Ben arkadaşların dediklerini düşünmüyor değilim düşündüm ben yani, tam uygun en iyi şekilde olmuş tam.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayetinde şöyle buyuruyor: “Dediler ki: 'Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok.'” (Bakara Suresi / 32)

ADNAN OKTAR: Tabii. Sürekli bir film akıyor onu görüyoruz, başka bir şey gördüğümüz yok. İnsanlar ne kadar basit şeylere tenezzül ediyorlar bak görüyorsunuz, değil mi? Ne kadar basit oyunlar, karaktersizlikler yapıyorlar, nasıl karmaşık planlar oyunlar kuruyorlar? O ona o ona, o ona o ona. Bak şu doza rağmen. Diyorlar ki adamlar “bu yüksek” diyorlar bir kısım insanlar bu imtihanın dozu için. “Buna ne gerek vardı hafif bir şey olsaydı da bitirseydik” diyorlar. Yok öyle olmuyor. Ben görüyorum yani kendileri de farkına varmıştır olmayacağını. Tam dozu bu, bayağı iyi tam ayarında.

GÖKALP BARLAN: Ayette şöyle buyuruyor Yüce Rabbimiz, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Yalvarıp yakarsınlar diye onları azap ile yakaladık” diye buyuruyor, inşaAllah.

SEMİH MERİÇ: Başka bir ayette de: “Kaldırabileceğinden başka yük yüklemeyeceğini” bildiriyor Allah, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet.

“Adnan Bey, Tanrı kendisini mükemmel bizim eksik olduğumuzu biliyor. Mükemmel olamayız ama Tanrı olmamızı istiyor, olmazsak bizi cezalandırıyor. Demek istediğimi anlatabildim mi bilmiyorum. Böyle bir Tanrı’yı kabul etmiyorum” diyor. İnanmayan Deist. Mükemmel olmamızı istiyor diyorsun sen buna kızıyorsun. Daha ne istiyorsun? Mükemmel olduğunda sen de rahat edeceksin, biz de rahat edeceğiz herkes rahat edecek. Allah Allah, ev mükemmel, insan mükemmel, konuşman mükemmel, ahlakın mükemmel bundan niye rahatsız oluyorsun? Hayır, şüpheci olabilirsin ama bu makul bir şüphecilik değil ki bu. Biraz düşünsen anlarsın bunu. Ama yine de şüphelenme konuşma demiyorum konuş ama mükemmellik zaten çok güzel bir şey, iyi bir şey bundan niye rahatsız oluyorsun sen?

Bekir, “Hocam, Hz. Vahşi (r.a) ile ilgili bildiklerinizi anlatır mısınız? Peygamberimiz (s.a.v.) vefat edene kadar onu görmek istemedi deniyor doğru mu?” Hayır, ilk anda sıcağı sıcağına görmek istemedi “Amcam aklıma geliyor” dedi çok canı yanıyordu tabii. Duygusal bir insan Peygamberimiz (s.a.v.) “Ben insanım şu an kaldıramıyorum” dedi. Ama sonra ondan kurtuldu Peygamberimiz (s.a.v.) ve sonra görüştü. Niye görüşmesin? Kumandan yaptı onu zaten, Hz. Vahşi (r.a)’ı kumandan yaptı. Miraçta “Hz. Hamza (r.a) ile Hz. Vahşi (r.a)’ı kol kola birlikte cennete giderken gördüm” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “o yüzden affettim” diyor. Yani velidir Hz. Vahşi (r.a).

Hicretin 8. yılında Mekke fethedildiği gün Hz. Vahşi (r.a) Mekke’den kaçıyor Hz. Hamza (r.a)’ı şehit ettiği için kaçıyor. Bir zaman uzak yerlerde kalıyor gelmiyor. Sonra pişman olup Medine’de Peygamberimiz (s.a.v.)’in mescidine giriyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in huzurunda Peygamberimiz (s.a.v.)’in bulunduğu yere geliyor. Selam veriyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e, Resulullah Efendimiz (s.a.v.) selamını alıyor. Hz. Vahşi (r.a) diyor ki: “Ya Resulullah, bir kimse Allah’a ve Resulü’ne düşmanlık yapsa, en kötü en çirkin günahı işlese sonra pişman olup temiz iman etse, Resulullah’ı canından çok seven biri olarak huzuruna gelse bunun cezası nedir?” Resulullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: “İman eden pişman olan af olur, bizim kardeşimiz olur.” “Ya Resulullah, ben iman ettim pişman oldum, Allah’ü Teala’yı ve O’nun Resulü’nü her şeyden çok seviyorum. Ben Vahşi’yim” diyor. Tanınmayacak şekilde geliyor önce yüzü kapalı. Var ya Arapların giydiği, onun için tanınamıyor. “Ben Vahşi’yim.” Hz. Vahşi (r.a) öldürüleceğini düşünerek kapıya doğru yürüyor. Onu kabul ediyor, öldürülmeyi kabul ederek geliyor. Yani vursunlar öldürsünler diye kapıya yakın, mescidin içinde öldürmesinler diye kapıya doğru yürüyor. Bu sırada Peygamberimiz (s.a.v.)’e Hz. Cebrail (a.s) geliyor. Resulullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: “Kardeşinizi de çağırınız.” Kardeş sözünü işitince saygıyla çağırıyorlar sahabeler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Vahşi (r.a)’a affolunduğunu müjdeliyor. Hz. Cebrail (a.s) kanalıyla “affolundun” diyor. Bu çok müthiş bir şey. Yani katil hükmünden çıkıyor. Hz. Cebrail (a.s) “Ben gördüm ikimizi birlikte” diyor.

“Hocam, Meral Akşener’e ne diyorsunuz? Hangi yolu izliyor sizce?” MHP camiası genellikle temiz insanlar, güzel insanlar. Ben içlerinde öyle oyuncu, satılmış çirkin insanlar olacağına inanmıyorum. Yani bu safhaya kadar gelmez o insanlar. Bayağı zor yani. Olabilir, öyle düşünüyor. Onlar öyle düşünüyor onlar öyle düşünüyor bir hayır vardır. MHP için tedirgin olmasınlar. Allah onu hayra tebdil eder, bir korku yaşamalarına gerek yok, tedirginlik yaşamalarına da gerek yok. Kötü bir şey olmaz hayır olur hayır.

Nail Akarsu, “Camide Müslümanlar Allah’a dua ederken sağlık niyaz güç derken terör tarafından öldürülüyor. Öncesinde niye önlem alınamıyor?” Bana kalsa ben alırım, bir tane kaçan da olmaz. Böyle bir olay olmaz. Ben şaşıyorum hayretler içinde kalıyorum. Yeni Şafak’ın önüne geliyor adam takır takır saydırıyor, hoplaya zıplaya keklik gibi sekerek çekip-gidiyor. Adam orada kalır gidemez olur mu öyle şey? Bir ferahlık var. Mesela gidiyor CHP genel merkezine kurşun yağdırıyor adam “hadi bana müsaade” diyor çekip-gidiyor. Gidemez, çakılır kalır orada. Ben olsam yaptırmam söyleyeyim. Böyle bir şey olmaz. Bu şaşırtıcı, bir gariplik var. Yeni Şafak cart curt bir şey değil ki, sıradan bir yer değil bayağı önemli. Bir tane olsun polis nasıl bulunmaz orada? Yahut güvenlik görevlisi nasıl bulunmaz? Silahla adam ateş ediyorsa oradan nasıl kaçıyor arabayla o adam?

Anlatamıyoruz, şimdi Türkiye herhangi bir ülke değil. Türkiye’nin bölünmesi durumunda İslam Birliği biter. Türklük aleminin de birleşmesi biter. Sen bunu yapmaya kalkarsan beni delirtirsin sen, normal bir adam olmaktan çıkarırsın. Bak makul bir adamım beni delirtirsin sen. Beni delirtirsen kıyamet kopar, aklım gider yani öyle bir şey yaparsan, yapmaya kalkarsan. Makul biri olmam kıyamet kopar, dünya düz tepsi gibi olur. Aklını başına alacaksın. Bakteri bile kalmaz. Buna müsaade etmeyiz. Ama mesela Fransa bölünse kaç yazar adamlar zaten malum. İngiltere bölünse kaç yazar hatta ferahlık da olur. Tabii kendileri istiyorlarsa ayrı mesele diyorum ama kendi vatandaşı herkes istiyorsa bölünse hayır olur. Ama Türkiye için bu büyük bir felaket, bütün İslam alemi için büyük bir felaket, dehşet verici bir şey bu. Hükümet bunu anladı, anlattıklarımızı çok iyi anladılar. Şu an akıl almaz bir teyakkuz var.

“Aktardığınız bilgiler öğretiler için teşekkürler. Hakkınızı helal edin.” Herhalde daha önce kötü bir şeyler konuştun sen. Tamam helal helal, inşaAllah.

“Hocam, kadınlar sizi neden bu kadar çok seviyorlar?” Selim Kiraz. Samimiyim onun içindir, samimiyim.

PKK İngilizlerin aklını bıraksın. İngilizler Türklerden nefret ediyor ama çok aptalca bir hırs bu, İngiliz derin devleti. Gıcık olacağına modernleştir, güzelleştir niye boğmaya çalışıyorsun, değil mi? Mesela bir selvi ağacı düşün, beğenmediğin yerler varsa kırpar düzeltirsin. Kökünden yıkmaya niye kalkıyorsun? Gıcık olmuşlar gelenekçi diye Türkler Ortodokslar diye. “Bunlar adam olmaz bunları biz yok edelim.” Ne kadar akılsızca bir şey. Modern hale getir, güzelleştir, düzelt niye yok ediyorsun, yok etmeye kalkıyorsun? PKK böyle aptalca işlerin içine girmesin. Yiyemeyeceği kavunu arabaya yüklemeye kalkarsa olmaz.

Mustafa Akcan, “Hocam, süpersiniz ya. İnanın sizi takip etmekten çok memnun oluyorum. Müslümanlığın ne kadar hoşgörülü ve modern bir din olduğunu sizi tanıyınca anladım. Arkadaşlar da süper eğlenceli neşeli. Allah beraberliğinizi bozmasın.”

“Peygamberimiz (s.a.v.) vefatından sonra halife bırakmıştı. Hz. Mehdi (a.s) da halifeler bırakacak mı?” Hz. İsa Mesih (a.s)’dır halife Hz. Mehdi (a.s)’dan sonra. Sonra var kişiler ama Hz. İsa Mesih (a.s) vefat ettikten sonra dünyanın üstüne bir karanlık çökecek. Bütün insanlar bunu hisseder. Çok müthiş bir kasvet bir ruh kapanması olacak. Münafıklar atağa geçecekler, süratle bozmaya başlayacaklar.

“Adnan Bey, Kuran esastır diyorsunuz, ben şunu anlamıyorum; bir insanoğlu Kuran’ı okuyup da hala nasıl inançlı kalabilir? Size de şaşıyorum doğrusu.” Darwinci Deist. Ama mesela de ki şu ayet, şu Allah’ın hükmü benim inancımı kaybetmeme sebep oldu, ondan sonra sen de nasıl inanıyorsun buna demen lazım. Şimdi bu yuvarlak bir laf böyle olmaz ki. Bana somut bir delil getir, şu ayetten dolayı ben imanımı kaybettim, senin de kaybetmen gerekiyordu falan desen aklım alır. Kuran mükemmel mükemmel, Allah’a hamdolsun. Sırf Tevrat ve İncil olsaydı Allah vermesin batmıştık. Ben mahvolurdum çok zor olurdu. Orada “Allah’ın oğlu” diyor, çık işin içinden çıkabilirsen. Acayip korkunç bir durum. Benim kendim açımdan yani dehşet verici. Uyuyan, yemek yiyen, doğmuş bir insan Allah olduğunu iddia ediyorsun, bu ne ıstıraptır. Tevrat’ta da oho ben kalplerini kırmak istemiyorum da kardeşlerimizin, o kadınlarla ilgili hükümler şunlar bunlar yani uygulanacak gibi değil. Normal bir insanın yapacağı gibi değil. Darwinci Deist ama bir konu var yakaladım seni Darwin’cisin anladığım kadarıyla. Ben sana kısaca özet bir şey söyleyeyim; Darwinizm dünyanın en kötü uydurması. Akıl almaz bir uydurma çok kötü. Utanacaksın sonra ama akıl almaz utanacaksın onu da söyleyeyim müthiş utanacaksın. Her şeyin tesadüfle yaratıldığını söylüyor Darwinizm, olabilecek en berbat açıklama. Uzaylılar yaptı desen yine bir derece. Olabilecek en kötü açıklama tesadüf.

“Paran yoksa aşkında sevginin de bir anlamı kalmıyor.” Emre Uçar. Yo, benim beş kuruşum yok. Ne demek yani? Akıl almaz seviyor beni kız arkadaşlarım delicesine seviyorlar. Ne alakası var? Ne kadar korkunç bir şey para için insan sevmek. İşte sevgisizlik ne hale getirmiş bak, nasıl inandırmışlar seni. Böyle güzel bir dünyadan haberin bile yok. Para karşılığı seven, dehşet verici bir şey bu çok korkunç.

“Adnan Bey, siz dizi izliyor musunuz?” Demet Sarıgül. Bir kere şeyi izlemiştim şu mafya gibi film var ya, Kurtlar Vadisi. Ama hep birbirine benziyor konular. Kafa göz yarma bilmem ne. Kısaca öyle bakmıştım ona. Sultan Süleyman ile ilgili bir film vardı ona biraz baktım. Onda da bir şey yok, küçücük daracık odalar. Öyle saray mı olur Allah aşkına? Otel odası gibi küçücük yerler, basık basık. Modern gençler falan. Bir kere Osmanlı yüzünü verememişler, Osmanlı kıyafetini verememişler. Şu anki yerli, modern gençler oldukları anlaşılıyor. Halbuki o devrin insanlarının kendine has bir yüz ifadesi var. Yabancılar bunu yapıyorlar. 1700’leri de çok iyi veriyorlar, 1500’leri çok iyi veriyorlar her yüzyılı verebiliyorlar. Mesela 1700’leri, o insanların o andaki yüz ifadelerini çok iyi verebiliyorlar. Bizim Türkiye’de bunu yapamıyorlar. Mesela Osmanlı dizisi yapıyor bildiğimiz Hüseyin Emmi, Necmi Amca falan dobiş dobiş amcalar belli. Öyle değil ki Osmanlı o zaman mesela kara yağız ve değişik, böyle değiller. O görüntüyü vermeleri lazım.

“Allah’ın bizi yaratmaya neden ihtiyacı var, insanı niye yarattı Allah?” Sen istiyorsun ki bütün kainat bomboş olsun. Ben öyle anladım. Allah insanlarla beraber ihtişamlı oluyor. Çünkü Allah’ın ihtişamını bilen varlıklar olması gerekir. O zaman ihtişam daha güzelleşiyor, daha hoş olur.

Bak diyorlar ki, Furkan Suresi 7, “Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?” (Furkan Suresi, 7) Bak Peygamber (s.a.v.)’e yaptıkları eziyete bak, ne kadar zor ortam oluyor ki, “yemek yiyor” diyor. Bak cahilliğine bak akılsızlığına bak. “Pazarlarda dolaşmaktadır.” “Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?” Diyor ya Peygamber (s.a.v.) “bana melek geliyor” diyor, “o zaman göster” diyor. Zır cahiller, baş belası adamlar. Canım Peygamberim çok çile çekmiş çok.

“Andolsun Rabbine, Biz onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız. Sonra, her bir gruptan Rahman (olan Allah)a karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız.” (Meryem Suresi, 68-69) En psikopatlarını ayırıyor. Tabii bu gerekir, cezalandırılmaları gerekir. Mümin o zaman ferahlıyor. Ama makuldür yani cehennem de makul olduğunu göreceksiniz. Böyle kaynayan kazanlar, şeyler öyle değil yani. Tabii ki bir adam bir adamı haşladıysa Allah da onu haşlar. Bir adam bir adamı yaktıysa Allah da onu yakar. Ama böyle her yeri yanan, her yerde adamlar bağıran, öyle bir şey değil cehennem, daha sakindir cehennem. Adam plan kuruyor kaçmaya çalışıyor, oyun çıkarıyor. Öyle zannedildiği gibi değil.

Kardeşim Kürt kardeşlerimiz PKK’ya sempati duymuyor, korku belasına sempati duyuyor gibi yapıyorlar. Bayağı büyük bela. Dünyanın en büyük mafya teşkilatı PKK. Adam korkuyor. Tek başına nasıl baş etsin?

İnsanların hoşuna gidecek şu, İslam’ın hakimiyetini görecekler. Kuran’ın vaadi bu mesela bunu görmek çok ciddi bir iman alametidir. Hz. Mehdi (a.s)’ı görecekler ama Hz. Mehdi (a.s)’ı pek şey yapamayabilirler yani makul görebilirler onu hani böyle bir iman hakikati, ama aslında iman hakikati tabii çünkü bütün hadisler tamamı tahakkuk etmiş sonunda da olay olmuş. Yüzlerce hadisin doğru olduğu ortaya çıkmış. Bu imanı çok güçlendiren bir şey, bu olur. İsa Mesih o da aklın ihtiyarını almaz ama insanların çok hoşuna gider tabii. Seyyidina İsa Mesih.

Vay be 2016’da bayağı uğraşacağız. 2016 zor, 2017 zor, 2018 zor. 2019 iyidir, 2020. 2021 temizdir, güzel. 2023’ü Tayyip Hocam da biliyor. Acayip uyanıktır Hocamız. 2023 diye direkt tarih attı.

“Adnan Bey kahve telvesinin tadı soba kurumu gibi, size hak veriyorum” diyor.

“Adnan Bey, siz zeki bir insansınız, şu konu mantığınıza uyuyor mu? İnsanı sınav yapmak için evreni, dünyayı yaratan Tanrı on dört milyar yıl beklemesi ne derece mantıklıdır?” Tahsin Demir. On dört milyar yıl, o sana göre, başkasına göre on dört saniye oluyor, bir başkasına on dört salisedir. O zamanın içinden bir kere çıkın. Zaman bir algı biçimi. İnsanlara göre algı o. Aklımızın ihtiyarı kalkmasın diye Allah söylüyor, işte böyle bir şey varsa bunun bir soğuması gerekiyor, belli bir zaman alması gerekiyor.

“Hocam dinde mantık aramalı mıyız?” Ara, mantıksız bir şey olmaz.

Bugün televizyon haberlerinde vardı. Bir çocuğa saldırıyor dört kişi, durduk yere. Bu sefer de bıçakla gelip saldırıyorlar, çocuk da kendini koruyor ama elinde bir şey yok. O saldıranlar o arada yaralanmışlar. Çocuğa hüküm vermiş mahkeme, adamları bırakmışlar. Saldırılan çocuğa hüküm vermişler. Tamam, kanuna hukuka saygılıyız ama kanun-hukukta bir değişiklik yapılması gerekir. Adam terör uyguluyor, şiddet uyguluyor, adam kendini savunuyor adama dört ay hapis cezası vermişler. Ben anlayamadım. Bu nasıl bir konudur anlayamadım. Kanun hukuk değişsin, vatandaş kendini savunduğunda ceza almasın vatandaş. Böyle şey olur mu? O zaman gelsin ezsin bari adam onu, öyle akla geliyor. Mahkeme için demiyorum da mantık açısından. Kanunun mutlaka değiştirilmesi lazım.

İslam dini modern bir din. Bunlar ne yapmışlar bak, bütün İslam alemini mahvetmişler. Buradan Allah onlara bak büyük bir delil ortaya koydu. Koskoca İslam alemi mahvoldu. Yanlış yoldalar. Yanlış yolda oldukları için oldu. Osmanlı yıkıldı, yanlış yolda oldukları için. Kuran’ın dışında olunca işte Allah böyle felaket veriyor. Kuran’a uyalım ve şu felaketten kurtulalım. Bunun dışında Allah rahatlık vermez.

“Adnan Bey, sizin inandığınız Kitap erkeklere çok eşli olmayı serbest bırakmış da neden kadınlar çok eşli olmayı serbest bırakmamış?” Özgür Adam. Kadın Allah rızası için severse eğer, candan severse bir kişiyi ondan zevk alır, yoksa öyle önüne gelenle beraber olmaktan zevk almaz kadın. Kendini kirli hisseder o zaman, aşağılanmış hisseder. Öyle zannedildiği gibi değil. Bir de erkek de önüne gelenle evlenir diye bir şey yok. Kadın delice seviyorsa, tutkuyla seviyorsa ve aralarında anlaştılarsa İslam’a göre olmuş oluyor. Yoksa adam pazardan gidip toplayıp alıp getirip öyle bir şey olmaz.

“Hz. Süleyman (a.s)’ın tapınağı Hz. İsa (a.s)’ın zuhurundan önce mi yeniden inşa edilecek Hz. Mehdi (a.s) tarafından?”

“Siz hiç hasta olmaz mısınız Hoca? Sürekli yayındasınız, bir kere de Adnan Hoca hasta desinler.” Tuğrul Biraderler diyor. Allah esirgesin niye öyle diyorsun? Daha ne istiyorsun işte ne güzel.

“Hz. Süleyman (a.s)’ın tapınağı Hz. İsa (a.s)’ın zuhurundan önce mi?” Bence, benim kanaatim Hz. İsa (a.s)’ın zuhurundan sonra.

“Müzik dinlerken ayet yazabilir miyiz, bir sakıncası olur mu?” Sözlü değilse olur ama sözlüyse kafan gider. Ama tıngır tıngır çalıyor bir şey olmaz çünkü dikkatini dağıtacak bir şey yok.

“Siz sağcı mısınız, solcu musunuz? Selahattin.  Herhalde sağcı olmuş oluyoruz.

Twitter’da en çok konuşulanlarda bir numaradayım şu an.

“Hocam, itiraf ediyorum Facebook’ta profil resmi olarak sizin resminizi kullanan her kişinin arkadaşlık teklifini heyecanla hemen kabul ediyorum. Biri geçekten siz çıksanız diye umut ediyorum. Allah’ım düşününce bile bayılacak gibi oluyorum, neyse en azından mesajlarımı okuyorsunuz. Belki bir gün sizden bana yazılı bir mesaj gelir. Sizi Allah aşkıyla çok seviyorum.” Vildan Türkkan. Ne yapacağız biz de mi açalım Facebook’ta bir şeyler, oluyor mu öyle bir şey? Ama ben böyle kendim, özel bir olay yok değil mi? Ben öyle bir olaya gireyim.

 “Mültecileri ülkemize almamak vicdansızlık olmaz mı? Kapıları kapatalım demek vicdansızlık olmuyor mu?” Kim diyor, kapatalım diyen var mı?

AYLİN KOCAMAN: Bir sınır kapısı kapanmış galiba bugün.

ADNAN OKTAR: Geçici yapmışlardır.

AYLİN KOCAMAN: Düzenleme için yüksek ihtimalle.

ADNAN OKTAR: Düzenleme yapıyorlar tabii. Başbakan, Cumhurbaşkanı bunlar vicdanlı vatan evlatları, öyle vicdansız, zalim, gaddar değil. Türkiye’deki sağduyuyu, sevgiyi, merhameti gayet güzel temsil ediyorlar. O insanlardan öyle bir şey beklemek doğru olmaz. Başbakan da, Cumhurbaşkanı da ehli vicdandır yani öyle yamuk yumuk bir şey çıkmaz onlardan.

En’am Suresi 5, “Kendilerine halk gelince onu yalanladılar.”2015 yapıyor ebcedi. “Fakat alaya aldıklarının, haberi onlara gelecektir.” Demek ki alaycılık yayılacak. Kuran’ın ihbarıyla bu görülüyor, alaycılık, herkes birçok insan dikkat ediyorsunuz hep alaycı ama çok kötü kalitesizce yani zekice de alay etmiyor nüktedan zannediyor kendini ama berbat üslupça çok akılsız.

“Meryem oğlu İsa Mesih:” Maide Suresi 114. “Allah’ım, Rabbimiz bize gökten bir sofra indir. Öncemiz ve sonramız için bayram” bak sonramız için diyor çok manidar, şimdi “bayram ve senden bir belge olsun bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” [Maide Suresi, 114] “Allah demişti ki şüphesiz Ben bunu size indireceğim. Artık sonra sizden kim inkar ederse ben onu gerçekten alemlerden hiç kimseyi azaplandırmayacağım bir azapla azaplandıracağım.” [Maide Suresi, 115] Bu tip harikalardan sonra imtihanın vasfı değişiyor. Allah diyor, “çok büyük azap yaparım o zaman” diyor. Çünkü buna rağmen inkar varsa, büyük bir zulüm diyor.

“Siz radikallere de şefkatten bahsediyorsunuz ama onlar çocuk değil. Eğer her kötü insan iyi niyetli yanılgıda oldukları şeklinde varsayıp bağışlayacak olursak geriye kimse kalmaz.” Ya bağışlayıp ne? Eğiteceğiz yani bağışlayıp kendi haline bırakalım demiyorum ben eğitelim.

Olur mu canım? Bir İslam alimi çıksa bütün dünya desteklese hepsini ikna edebilirler. Bütün terör guruplarını herkesi ikna edebilir öyle bir insan. Daha önce örneği var mıydı? Biz ahir zamandan bahsediyoruz, ahir zaman harika bir dönem.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’dan bazı kardeşlerimiz 16 Şubat günü ev sohbetinde bir araya gelerek Kuran ayetleri okuyup, iman hakikatleri üzerine sohbet etmişler. 26 ve 27 Şubat tarihlerinde de Kükürtlü ve Nilüfer semtlerinde toplam bin iki yüz elli adet A9 ve PKK’ya çözüm broşürü, otuz adet dergi ve yüz adet kitabınızı dağıtmışlar. Kütahya’dan bir kardeşimiz 15 Şubat’ta, otuz adet kitabınızı, Fatih, Yunus Emre ve Dumlupınar mahallelerindeki evlere ve posta kutularına bırakmış. İstanbul’dan kardeşlerimiz, Zeytinburnu, Aksaray ve Fatih Çapa semtlerinde üç bin yüz adet A9 TV broşürü ve on yedi adet Kitabınızı ücretsiz olarak halkımıza dağıtmışlar. Kardeşlerimiz 26 Şubat Cuma günü, Düzce’de yirmi iki adet Harun Yahya eseri dağıtmışlar. Çanakkale kitap fuarındaki fosil sergisi sonrası kardeşlerimiz her akşam A9 TV, Türk İslam Birliği ve PKK’ya çözüm broşürlerinden toplam beş bin adet dağıtmışlar maşaAllah. Kardeşlerimiz Ankara Polatlı’da bin beş yüz adet A9 TV broşürünün dağıtımını yapmışlar. 20 Şubat tarihinde kardeşlerimiz ev sohbetlerinde buluşmuşlar, Kuran’dan ayetler okumuşlar. Ayrıca İzmit’te Yaratılış Delilleri ve PKK tehlikesini anlatan broşürlerden bin üç yüz adet dağıtmışlar. 28 Şubat’ta, Bostancı ve Suadiye’de üç bin adet PKK’ya çözüm broşürü dağıtılmış. Bir kardeşimiz Eskişehir, Taşbaşı’nda esnafa ve kuyumculara seksen iki adet kitabınızı hediye etmiş. Kardeşlerimiz 1 Mart akşamı Alanya’da Komünist Kürdistan Tehlikesi ve Bağnazlık kitaplarınızdan dağıtmış. 1 Mart akşamı Alanya’da Komünist Kürdistan Tehlikesi ve Bağnazlık kitaplarınızdan dağıtılmış. Kardeşlerimiz Rize’nin Çayeli ilçesinde bine yakın Karanlık Tehlike Bağnazlık kitabınızı dağıtmışlar. Ayrıca Ülkü Ocağı Başkan Yardımcısı Hasan Fehmi Demir’e, Komünist Türkistan Tehlikesi ve Amerikan’ın Göremediği PKK Kitaplarınızı hediye edip sohbet etmişler. Sizin ülkücü gençlikle ilgili açıklamalarınızdan duydukları memnuniyeti dile getirmiş, Ülkü Ocağı Başkan Yardımcısı Hasan Fehmi Demir. 28 Şubat’ta Belçika’da bir araya gelen kardeşlerimiz sunumlu konu anlatımları yaparak sohbet edip yemek yemişler.  

ADNAN OKTAR: Ah yerim ben bunları, bu ne ya bu böyle, bu nedir bu olay bir başla bakayım en baştan bir, tatlılığa bak sen ya. Aman Allah’ım melek bunlar melek. Severim o senin gözlüğünü, o tatlı gözlüğünü, dişleri tavşanlar yemiş, ekibe bak ya, canlarım benim bir tane bunlar maşaAllah. İşte kaderin akışında bir kare, Cenab-ı Allah bunları yetmiş yıl daha yaşatmış olsa ki, inşaAllah ömürleri uzun olur, İslam’ın bütün dönemlerini görecekler, hakimiyet dönemini görecekler yani maşaAllah. Ama ne kadar az vakit kalmış ya Allah, Allah, göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş yedi bin sene.

KARTAL GÖKTAN: Balıkesir’den kardeşlerimiz geçtiğimiz perşembe evde bir araya gelmişler, yemek yiyip, evrim teorisinin geçersizliği üzerine sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Orada o çocuklar olması öyle güzel ki, öyle güzel bereket ki, çok şahane bir şey. Evin her yeri nur, nurla dolu maşaAllah. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’dan kardeşlerimiz 18 ve 26 Şubat’ta ev sohbetinde bir araya gelmişler. Kitabınızdan bölümler ve Bediüzzaman Hazretleri’nin Kastamonu Lahikası’ndan bir mektup okumuşlar. Ayrıca 24 Şubat’ta Orta Bağlar Mahallesi’nde bin adet broşür dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Risale-i Nur, bak sıkılsalar dahi Bediüzzaman’ın Mektuplar’ından mutlaka okusunlar bir sayfa, bir sayfa. Dikkatlice okusunlar, yani hayata bakış açıları çok değişir. Sahabe gibi o insan, yani acayip bir insan, çok bereket görürler. Oradaki fikrin üstünde o kadar durmasınlar, oradaki samimiyeti görsünler. Oradaki samimiyet, Risale-i Nur’daki samimiyet. Hapishanede yazdığı bir mektup bir şey kısa. Çok çok bereketli olur.

KARTAL GÖKTAN: Son bir faaliyet bilgisi daha vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz de 18 ve 23 Şubat tarihlerinde sohbette buluşmuşlar. Balarısı Mucizesi kitabınızdan bölümler okumuşlar ve Kuran’dan ayetler okumuşlar.

ADNAN OKTAR: Güzel. Hepsi çok doğru yoldan bereket kazanıyorlar.

“Bazı kimseler inanma ihtiyacını insanın aciz varlık olmasından sığınma ihtiyacı duymasından kaynaklandığını iddia ediyor ve ters bir değerlendirmeyle hak dinden inkar yoluna sapıyorlar. Bu iddiaya karşı ne dersiniz? İyi akşamlar.” Suzan Başar. Kızım, kardeşim, canım sığınmayla falan ne alakası var? Allah alenen belli yani. Benim alenen gördüğüm bir olay. Sığınmayla bunun alakası yok ki bu konunun. Var işte görülüyor açık alenen yani. Yani çok özür dilerim de anlamamak için bir şey olmak lazım. Normal bir akılla, normal bir zekayla inkarı mümkün değil, öyle bir şey olacak gibi değil. Çok sarih açık. Yani pırıl pırıl aydınlık bir dünya birisi görüyor, bunun açıklaması var mı? Alenen ruh demektir bu. Sesi biri duyuyor, açıklaması var mı? Sığınmayla lakası var mı bu konunun? Üç yaşındaki çocuk olsa bile anlar, çok sarih. Gün gibi ortada yani.

Kardeşim dini, Allah’a anlatım şekilleri falan biraz yüzeysel, sathi ben ağır dil kullanmak istemiyorum da yani görmüyorlar mı? Açık Allah’ın varlığı. Yani öyle sığınmayla falan ne alakası var bunun?

AYLİN KOCAMAN: “Vicdanları kabul ettiği halde” diyor Allah ayetinde.

ADNAN OKTAR: Ateist mateist kalmaz bizimle görüşürlerse öyle bir şey olmaz.

Şeytan insana çeşit çeşit etkiler yapar. En berbat etkilerinden birisi de durgunluk vermesidir. Mümin onu iradesiyle, aklıyla kıracak. Beyni durgunlaştırır şeytan. Unutkanlık meydana getirir. Yani beynin fonksiyonlarını bir şekilde bozuyor, elektrik yapısını bozar. Mümin iradesini kullanarak o sistemi aşar. Beyni bloke etmek ister şeytan. En güçlü etkiyi de durgunlaştırarak yapar. O zaten birçok insanın gözünde görülür. Bir atıl durgun bakış verir. Mümin şahin gibidir. Öyle bir şeye teslim olmaz. Dolayısıyla unutkanlık da olmaz o zaman. Öbür türlü yoğun unutkanlık muhakeme ve yargının bozulması meydana gelir. Zaten o zaman duygusallaşıyorlar, muhakeme ve yargı bozuluyor. Dikkat ederseniz bilmiyorum, konuşan tartışan kişiler oluyor mesela annesiyle babasıyla tartışır veyahut ağabeyiyle, kardeşiyle veyahut eşiyle tartışır, muhakeme yargı tamamen bozulur. Yani argo tabiriyle zırvalamaya başlar. Çok acayip bir üsluba dönüşür. Mantık allak bullak olur. Kuran’a göre konuşmaz. Kuran’ın çizgisinden çıkar. Çıktıkça muhakeme yargı iyice yatmaya başlar. Yattıkça daha da berbatlaşır. Küfürde işte sonunda cinayetle sonuçlanıyor Allah esirgesin. Yani tamamen kontrolden çıkıyor. Ama mümin tabii en başında müsaade etmiyor. Şeytanın oyununa müsaade etmez. Çünkü şeytan ölme ve öldürmeye kadar götürür Müslüman’ı. Allah esirgesin. Zayıfsa beynini allak bullak eder. Mümin çok naif bir varlıktır. Kuran’a sıkı sıkıya sarıldığında bir batmaz gemiye sarılmış oluyor. Asla batmayan bir gemiye ve doğru giden bir gemiye sarılmış oluyor, dümdüz gider o zaman. Kuran’a sarılmasının sıkı olması lazım. Bırakmayacak yani.

BÜLENT SEZGİN: Sinek kuşları ile ilgili bir video vardı Adnan Bey. Kanatlarını bir saniyede 60 defa 8 şeklinde yapacak şekilde çırpıyorlar. Kalpleri dakikada 500 kere atıyor.

ADNAN OKTAR: Ağabeyi yesin onların kalplerini, kulaklarını, burnunu murnunu, her yerini yesin Ağabeyi.

BÜLENT SEZGİN: Uçuş sırasında bu sayı 1200’e çıkıyor. Kalbinin hızlı şekilde atması kanat kaslarına fazla miktarda kan pompalanması için önemli. Helikopterlere sinek kuşlarının havada asılı durma teknolojisi uygulanmış.

ADNAN OKTAR: Ağabeyi onları yesin gagasını, patisini, her taraflarını.

Duygusallığa falan kaydığında şahıs bilecek ki şeytanın oyununa gelmiş. Hemen itidal, aklıbaşındalık, Kuran’a sıkı sarılmak, Allah’a sıkı sarılmak. Orada tembellik edip, onun bir şeytani rahatlığı vardır, şeytanın gemisine bindin mi, onu alır suyun dibine doğru götürmeye başlar. Boğuncaya kadar da bırakmaz. İyice boğup ezdikten sonra bırakır. Sonra da diyor ki şeytan “ben seni davet ettim sadece, benim öyle bir zorlayıcı gücüm oldu mu sana?” diyor. “Olmadı. Ben davet ettim, sen sadece geldin” diyor.

Bediüzzaman bak felsefeden hep rahatsız, Darwinist felsefeden.  Ama o devir tabii onun gücü yetmemiş. Bediüzzaman’ın dayanıklılığı, sebatı ve cihat azmi çok acayip. Onun iyi görülmesi gerekiyor. Otuz yıl hapis, hangi insan dayanır? Otuz yıl hapis yatmış toplam. Hep ezilmiş, hep hakaret görmüş ve asla yılmıyor, şevki asla gitmiyor. Bediüzzaman hiç hastaneye gitmemiştir biliyorsunuz değil mi? Hiç muayene asla kabul etmiyor. Bayağı şeker, bayağı zayıf, naif bir insan. Ama çok iyi yapmış. Allahualem kolesterolü çok düşüktür. Çok az yoğurt yiyor, biraz tereyağı var, yani vücut ihtiyaçlarını her şeyini karşılamış o benim gördüğüm.

BEYZA BAYRAKTAR: Tavuğu olması çok sevimli.

ADNAN OKTAR: Evet bir tane tavuğu var, “Her gün bana rahmet hazinesinden bir tane yumurta yumurtluyordu”  diyor. Onu da çorbaya karıştırıyormuş yumurtayı.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir de nereye giderse onun yanına gidiyormuş.

ADNAN OKTAR: Tavuk koltuğunun altında. Şahane bir otomobili var Bediüzzaman’ın, o biniyor arka tarafına. İyi olmuş. Onu iyi akıl etmişler araba almayı. Ama çok ihmal etmişler benim canımı, rahat ettirebilirlerdi onu.

“Ne demek kediler nankördür? Oturur musun konuşalım bir” diyor bir kedi.

Bediüzzaman’la uğraşmak çok ayıp bu zamanda. Çok çirkin yani ben vicdanlı bir insanın bunu yapabileceğine inanmıyorum. Yani çok korkunç hani onu yapan insan bence hiç kimseyi sevmiyordur. Sevgisi olan bir insanın yapacağı bir şey değil. Birde gaddarlığa nasıl güçleri yetiyor bazı insanların ben şaşıyorum ya. Bedeni nasıl rahat yaşıyor, insan sinirleri allak bullak olur, insanın beyni, aklı gider yani.

“Hocam Kürt kardeşlerimizin çoğunluğunda PKK’ya karşı sempatizanlık var. Siz daha iyi bilirsiniz bunun nedeni bilgisizlik mi?” Salih Çöpçatan. Korku, korku. Adamın mahallesi bütün it, kopuk dolu ne yapsın? Korkudan onlara taraftarmış gibi görünüyor bela olmasınlar diye. Yoksa nefret eder dedeleri falan görmüyor musun canlar asker, polisin yanında nasıl sarılıp ağlıyorlar.

“Dağlar darmadağın olup ufalanacak” diyor Cenab-ı Allah. “Ve toz, duman halinde dağılıp savrulacak” diyor. Yani çok küçük parçalara ayrılıyor. Darmadağın oluyor. Dünya böyle tepsi gibi açılıyor. İnce yassı. Yani o toprak kısmı magma kısmı falan hepsi dümdüz oluyor. Ama hayrettir ya Allah ahireti onun üstünde oluşturacağım diyor. Güneş, ay ve dünya. Belki hani bizim kendi alıştığımız yer olduğu için psikolojik hoşumuza gider diye öyle yapmış olabilir. Yani hiç bilmediğimiz bir yer değil de oranın toprağından yapıyor Allah. Dünya, ay, güneş.

BEYZA BAYRAKTAR: Yaratılışın benzeri olduğunu söylüyor Allah ayette.

ADNAN OKTAR: Evet.

Bediüzzaman’ın biliyorsunuz Albay emeklisi olduğu için ruhsatlı kendi beylik silahı varmış. Yanında taşıyor ama tabii hiç öyle Allah esirgesin öyle bir şey için ama tabii yalnız olan bir insan iyi olmuş öyle bir şey. Emekli Milis Albayıydı biliyorsunuz.

Üstad’da kulunç hastalığı varmış. Otuz yıl devam etmiş. Her gün bu hastalığının geçmesi için dua ediyormuş. Her gün sevabını almış. Allah isterse hemen geçirir. Gözüm diyor sürekli işliyor diyor. Bir gözünde enfeksiyon varmış sürekli bir türlü bitmeyen çok fazla hastalığı var saymış imtihan olarak maşaAllah hepsine sabretmiş. Canım benim onun ilaçları falan da var ya geriye kalmış ondan şey olarak böyle. Baş ağrısı için ilaçlar o devirde satılan ilaçlar onlar var. İşte çay ısıtması için onun çay kabı var. Yani pek istenilen şekilde sahip çıkmamışlar tabii insan düşündüğünde geriliyor rahatsız oluyor ama yapacak bir şey yok. Böyle bir insan yalnız bırakılmaz.

Kardeşim bir kere konuşma bozukluğu olan çok fazla arkadaş var. Bunlar nüktedan konuşmuyorlar yani çok özür dilerim de hepsi için demeyelim de bir kısmı için söyleyeyim, bilgisiz oldukları, zayıf bir akla sahip oldukları anlaşılıyor yazılarından. Böyle olmaz.

“Adnan Bey, zayıflamak için spora başlıyorum, şevkle. Uzun sürmüyor, hemen hevesim kaçıyor.” Şeker yemezsen, ekmek yemezsen kilo verirsin hiçbir şey olmaz. Bir de dua etsinler dua, zayıflamak için. “Ya Rabbi ben bu halden rahatsızım, kilo vermem için bana imkan ver” diye dua etsinler.

Allah diyor ki cennette, Rahman Suresi 48’de. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Çeşit çeşit 'inceliklere ve güzelliklere' (veya her türden sık ağaçlara) sahiptirler.” (Rahman Suresi, 48)  Cennet özelliği olarak bak diyor ki Allah. “Çeşit çeşit 'inceliklere ve güzelliklere” detay detay “sahiptirler.” (Rahman Suresi, 48)  “Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? (Rahman Suresi, 49) Bu cennetlerde akan iki pınardan bahsediyor Cenab-ı Allah. Her meyveden iki çift olduğunu söylüyor. Yatakların süslü olduğunu, işlenmiş olduğunu söylüyor. Meyvelerden bahsediyor Cenab-ı Allah. Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş hanımlar var ve bakire bu hanımlar. Yakut ve mercan gibidirler diyor Allah, böyle bir parlak, insanın içini açan görünümde. “Bu-ikisinin ötesinde iki cennet daha var.” (Rahman Suresi, 62)  Yani uçsuz bucaksız. O cennet zenginliği, tek cennet insanı rahat ettirmez. Çok cennet olunca tabii çok hoşuna gidiyor insanların. “Alabildiğine yemyeşildirler.” (Rahman Suresi, 64) Yani bitki yeşilliği hakim. İnsanlar suyu çok sevdiği için sürekli Allah pınarlardan bahsediyor. Fıtrat ruhumuzda var akan su, böyle akan içilecek gibi temiz ve kaynayan su. Cennetin her tarafı öyle.

Bir ara Allah yeryüzünde her şeyi yok ediyor. Bak “(Yer) Üzerindeki herşey yok olucudur; Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü (Kendisi) baki kalacaktır.” (Rahman Suresi, 26-27) Hepsine Allah ölümü tattırıyor melekler dahil, hepsine cinler de dahil. Son Azrail (a.s) kalıyor, onun da Allah canını alıyor son olarak. Sonra yeniden diriltiyor hepsini. Bir ilahlık özelliği olmasın diye yapıyor Allah. Sürekli yaşıyor ya öyle olmasın, Allah’ın kulu olduğunu görsünler diye acz içinde. Çünkü Azrail (a.s) deyince adam putlaştırabilir Allah esirgesin, Allah onun da canını alıyor, gözünde büyütmesinler diye.

“Ey cin ve ins toplulukları” diyor Cenab-ı Allah Rahman Suresi 33’de. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak 'üstün bir güç (sultan)' olmaksızın aşamazsınız.” (Rahman Suresi, 33) Hakikaten o yer çekiminden kurtulması gerekiyor, belirli bir yüksek sürat gerekiyor değil mi aşmak için? Ondan sonra kurtuluyor. “İkinizin de üzerine ateşten yalın bir alev ve (bakır gibi erimiş) kıpkızıl bir duman salıverilir de 'kurtulup-başaramazsınız.” (Rahman Suresi, 35) O uzay araçlarının üstü böyle alevle kaplanıyor ya, Kuran bak ondan bahsediyor. “Kıpkızıl bir duman kaplar” diyor, “ateş kaplar” diyor. Ancak Allah’ın korumasıyla işte Allah orada vesileler, sebep meydana getiriyor o zaman kurtuluyor. “Sonra gök yarılıp yağ gibi erimiş olarak kıpkırmızı bir gül olduğu zaman;” (Rahman Suresi, 37) Gökyüzünde böyle bir gül görüntüsü oluştu. Fotoğrafı vardı gördünüz değil mi, kıpkırmızı gül şeklinde? Bak “İnsanı, ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı.” (Rahman Suresi, 14) Porselen işte. Ateşte pişmiş nedir? Porselendir.

“Sayın Adnan Oktar Hocam, seni pek çok, pek pek çok seviyorum. Muhteşemsin. Allah senden razı olsun, bizi iman ve İslam yönünden ihya ediyorsun. Allah yar ve yardımcın olsun.”

Emine; “Selam canımın içi, Allah aşkıyla sevdiğim, nurlum, göz bebeğim, seni çok ama çok seviyorum. Gün geçtikçe sevgim daha da artıyor” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, gökyüzündeki gül şekli vardı, fotoğrafı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet bak tam. Bu yeşillikleriyle falan görüyor musun? Bu neye benziyor desen birisine direkt gül der. Bunun olacağını söylüyor Allah Kuran’da, aynısıyla oluyor.

“Hocam iyi geceler.” Hasankeyf. “Batman’da bir sohbet programı yapar mısınız?” diyor. Öyle günler de gelecek tabii inşaAllah.

“Hocam siz kendinize özel Facebook hesabı açsanız kotayı hanımlarla doldurursunuz. Biz de bekle de bekle.” Kemal Toygar.

Allah “… İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz.” (Kamer Suresi, 35) diyor. “Yakında o topluluk bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır” (Kamer Suresi, 45)  diyor. PKK’ya işaret. “Yakında o topluluk bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” (Kamer Suresi, 45) “Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.” (Necm Suresi, 56) Önüne 19 koysak 1956 yapar. Ebcedi 2031 tarihini veriyor. “Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.” “O yaklaşmakta olan yaklaştı.”  “Onu Allah'ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiçbir güç yoktur).” “Şimdi siz, bu sözden mi şaşkınlığa düşüyorsunuz?”  (Necm Suresi, 56-59) diyor Allah. “O yaklaşmakta olan yaklaştı.” (Necm Suresi, 57)   İslam’ın hakimiyeti için de söyleyebiliriz bunu. “Onu Allah'ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiçbir güç yoktur).” (Necm Suresi, 58)  Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru için de işaret olarak görebiliriz.

Bak Cenab-ı Allah Necm Suresi’nde 34’te diyor ki: “Çok az bir para verdi, mal verdi” yani fakirlere ve “gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu.” Bak kapitalizmi yerle bir eden bir ayet, bak “çok az verdi” diyor. Çok bol vermesi lazım dağıtması lazım fakirlere. Necm Suresi 34. “Gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu.” Mal tutmayı Allah haram kılıyor. Zenginlik oluşturmayı haram kılıyor, dağıtılması lazım. Necm Suresi, Necmettin Hocamız’dan aklınıza gelsin, 34 İstanbul. “Yoksa Musa’nın sahifelerinde olan, kendisine haber verilmedi mi?” (Necm Suresi 36) Musa (a.s)’nın sahifeleri geçersiz olsa böyle bir şey demez Allah “ve vefa eden İbrahim’in sahifelerinde olan” (Necm Suresi 37) Hz. İbrahim (a.s)’in kitabında da var diyor. Bu ayetten Hz. İbrahim (a.s)’e de kitap verildiğini anlıyoruz sahifelerinde denilmesinden. “Doğrusu güldüren ve ağlatan odur.” (Necm Suresi 53) Allah ağlatıyor ve güldürüyor. Birisi güldüğünde Allah güldürüyor, ağlattığında Allah ağlatıyor. Doğrusu öldüren ve dirilten odur. Mesela birisi öldüğünde Allah öldürüyor, dirildiğinde Allah diriltir. Necm Suresi 1. Şeytandan Allaha sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Battığı zaman yıldıza and olsun.” (Necm Suresi 1) Hep yıldız Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti oluyor. “Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.”  (Necm Suresi 2) Hep sapmak yani dinden sapmakla suçlanıyor Hz. Mehdi (a.s) için de bak dinden sapmak ve azmakla suçlanıyor. Aynı şekilde Peygamber (s.a.v.) de aynı şekilde suçlanıyor. “(Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu.” (Necm Suresi 6) bak Cebrail (a.s)’den bahsediyor, görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahip, evrimden mi oldu? Bak çarpıcı güzelliğinden bahsediyor Allah, bir anda oluşuyor gökyüzünde. Ve “O, en yüksek bir ufuktaydı.” (Necm Suresi 7) Onu ufukta kim yaratıyor? Evrimle mi oluyor? “Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.” (Necm Suresi 8) Herhangi bir araca da ihtiyacı yok, kendinden geliyor. “Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.” (Necm Suresi 8) “Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.” (Necm Suresi 9)  “Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.” (Necm Suresi 10) Bak konuşmayı da Allah öğretiyor. Evrimle olmuyor. Dil Arapça konuşuyor Cebrail (a.s), Peygamberimiz (s.a.v.)’le, Arapça kursunda öğrenmiş değil, Allah öğretiyor. Gidip Araplarla görüşerek ana dilini geliştirmiyor Cebrail (a.s), dilin Allah tarafından hemen yaratıldığı anlaşılıyor. Mesela Arapçayı hemen Allah öğretiyor, İtalyanca hemen öğretir biranda bilir. “Andolsun, onu bir diğer inişte de görmüştü.” (Necm Suresi 13) “Sidretü'l-Münteha'nın yanında” (Necm Suresi 14) “Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır.” (Necm Suresi 15) “Sidreyi örten örtmekte iken,” (Necm Suresi 16) “Göz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı.” (Necm Suresi 17) “Andolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü.” (Necm Suresi 18) Cennetü'l-Me'va onun yanında diyor, Cennetü'l-Me'va’da orada köşkler var, insanlar var yani melekler, vildanlar, huriler, gılmanlar var, bu nasıl oluyor? Evrimle olmuyor. Allah yaratıyor.

Kardeşim PKK’ya işaret var demek ne demek? İşaret ayrı, muhkem hükmü ayrıdır. Bunu ayırt edememelerine şaşırıyorum ben. Her asra, her olay işaret eder ama asıl anlattığı bir anlam vardır. O anlamın dışında bir söz olarak işaret ediyor diyor, bunu anlamamaları artık insaf yani. Mesela Mekkeli müşrikleri işaret eder ama ahir zamanda başka bir olaya da işaret eder. Veyahut mesela iki yüz sene önceki bir olaya da işaret eder, o anlamda söylüyorum.

Peygamberimiz (s.a.v.) ne sevimli acayip şeker. En’am Suresi 33’te diyor ki Allah: “Kesin olarak biliyoruz ki onların söyledikleri seni gerçekten üzüyor” diyor. Acayip üzülüyor onların sözlerine. 

Almanya mülteci kampında PKK Suriyeli mültecilere uyuşturucu satıyormuş ve büyük bir rant elde ediyormuş bundan. Onun üstüne gidilmesi gerekir. Almanya’daki mülteci kampında PKK uyuşturucu satıyormuş. O garibanlara.

Ahireti anlattığımızda Kuran’dan anlatıyoruz vahiyle anlatıyorum ben. Görme olur mu? Görse zaten aklın ihtiyarı kalkar insanın. Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’e bile göstermiyor. Değil mi? “Sidretü'l-Münteha'nın yanında” (Necm Suresi 14)  diyor “Göz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı.” (Necm Suresi 17) diyor. Cennetü'l-Me'va onun yanındadır.” (Necm Suresi 15) diyor Peygamberimiz (s.a.v.) bakmıyor. Tabii ki biz vahyi aktarıyoruz.

EBRU ALTAN: Görsek dünyada duramayız demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii çok azap olur insanlara, çok çok azap olur. Cennet güzelliğiyle, cennet insanlarına kıyasladı mı insan ne olur?

BÜLENT SEZGİN: Müminler cennetleri görebilecekler mi?

ADNAN OKTAR: Tabii hepsine gidiyor uçsuz bucaksız genişlik. Cennet sakin, sevgi dolu bir yurt. Mümin istediği her şeyi orada görebiliyor. Dünyada görmek istediği her şeyi görebiliyor. Yani artık Allah onun imtihan etmiş, eğitmiş, mutmain olmuş. Ayette diyor ya “Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis”(Fecr Suresi 27) “Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön.” (Fecr Suresi 28) “Artık kullarımın arasına gir.” (Fecr Suresi 29) “Cennetime gir.” (Fecr Suresi 30) Cenab-ı Allah bizim eziyetimizi istemez ama eğitilmemiz şart. İnsanın ne kadar zalim, cahil olduğunu görüyorsunuz herkes şahit. Bütün dünyanın halini görüyorsun bak bir avuç göçmeni ne hale getirdiler mahvettiler. Havadan bombalıyor, karadan bombalıyorlar. Aciz insan ahirete gidecek korkmuyor Allah’tan.

“Hocam PKK’lıları polise ihbar edeyim mi?” Ben ihbar ediyorum işte buradan, benim ihbarım yeterli. Sen ihbar edersen eline yüzüne bulaştırırsın. Biz söylüyoruz.

“Selamün aleyküm” Mübarek, aleyküm selam “ben doğulu bir ailenin çocuğuyum gerek akraba gerekse yakınlarımızda PKK’ya sempatisi olan çok. Zaman zaman benim kulağıma geliyor benim için hain diyorlarmış. Bu konuda ailem biraz tedirgin yaşlılar benden. Dik duruşumu bozmak istemiyorum. Özellikler iman konusundan dolayı yanlışlıklarını her platformda söylemeye çalışıyorum. Gerek sizin yakınlarınızdan, gerek sizin yayınlarınızdan, gerekse Risale-i Nur’dan PKK’nın imansız ve pisliklerini yaymaya çalışıyorum. Bu konuda yanlışta mıyım? Özellikle sosyal platformda Facebook’ta bu konuda yaymaya çalışıyorum, uyarıyorum. Doğulu Kürt akraba yakınlarımı ve tanıdıklarımı. Sizin dualarınızı bekliyorum özellikle de adrese teslim ismen ve ailem için dua eder misiniz? Talebeniz olmak istiyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun.” Yani ismimi söyleyerek dua eder misin diyor ama adrese teslim denmez o, olmaz ki. Çok argo ve yakışıksız bir ifade olur. Din için İslam için öyle bir ifade kullanılmaz. Ama candanlığın, yiğitliğin, delikanlılığın her halinden anlaşılıyor. PKK’ya öyle bu devirde kafa tutacak delikanlı nadir olur. Kabadayılığın için tebrik ediyorum. Ama tabii biraz da temkinli olman lazım bu itlerin nerede, ne zaman, nerede, ne yapacağı belli olmuyor. Ona göre tedbirini almış olman lazım.

Benim anlamadığım birçok insan kim kime, dum duma kafasında. Geçenlerde askeri şeyde vurdurttular seyrettiler onu. Bir kahve mi, bir yemek yenilen yer mi artık? Allah Allah içeri girdiğinde vur sopayla kır kolunu değil mi? Bir daha silah tutamayacak hale getir. Niye seyrediyorsun? Yemek kabını el kafasına geçir. Askeri vurmasını niye bekliyorsun? Elinde silahla içeriye giriyor ayağına çelme tak düşür. Değil mi sandalyeyle vur eline al silahı elinden.

“Türkiye’de darbe dönemi bitti artık diyebilir miyiz?” Menderes. Evet, o zaman halk bilgisizdi. Birçok büyük bir kesim bilgisizdi. Gelenekçi Ortodoks sistem de biraz pervasız gidiyordu. Komünistler kudurmuştu. Toplumun ayarında bir bozukluk olmuştu. Allah darbeyi meydana getirdi. Hayır var. Tamam, karşıyız ama hayır var.

Demirtaş için bir resim paylaşmışlar, çok ayıp. Yani bu bir yöntem değil. Berbat bir tavır. Haysiyetli bir insan böyle bir şey yapmaz. Böyle bir terbiyesizlikle mücadele olmaz. Çok ayıp, çok çok yakışıksız. Yani aklı başında, kişilikli, normal bir insan yapmaz bunu.

“Allah aşkıyla sevdiğim, olağanüstü güzellik var bu akşam cildinin parlaklığında, gençliğinde” diyor. MaşaAllah. Kim demiş? Büşra diyor.

“Canım Üstadım, nurum size her baktığımda çok huzurlu, mutlu oluyorum. Size bakıyorum. Doyamıyorum. Kalbimi ısıtıyorsunuz. Bazen çok heyecan duyuyorum size baktığımda. Bugün yine olağanüstü görünüyorsunuz. Çok çok seviyorum” diyor, maşaAllah. Ben de seni çok seviyorum.

Yusuf, “Hocam, iman edip salih amel işleyip de insan mutsuz olur mu? İç sıkıntısı yani. Nasıl aşılabilir bu durum?” Bazen susuzluktan falan da olabilir böyle uykusuzluk, susuzluk, mineral eksikliği falan yapabilir. Yani buna dikkat edeceksiniz. Vücutta susuzluk, kilo da yapar sıkıntı. Fazla kilo sıkıntı yapar. Bayağı şiddetli sıkıntı oluşur. Vücutta sebepsiz gerilim meydana gelir.

Evet, dinliyorum Fikret Efendi.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın alkol tüketimi aleyhine yaptığı açıklamalar sosyal medyada büyük eleştiri alıyor ve özgürlükleri kısıtlama girişimi olarak yorumlanıyor. Sayın Erdoğan bugün konuyla ilgili açıklama yaptı. “Alkol tüketimi kansere neden olan ilk on neden arasında yer alıyor. Aynı şekilde cinayetlerin, cinsel saldırıların, trafik kazalarının ve kadına şiddet olaylarının en önemli müsebbibi alkoldür. Allah aşkına evlatlarımızı alkol ve zararlı alışkanlıklardan korumanın özgürlükle, yaşam tarzına müdahaleyle ne ilgisi olabilir? Niye rahatsız oluyorsunuz? Anayasanın gereğini yapıyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam “alkol kötü” diyorsa ne güzel işte. Daha ne istiyorlar? Adamın elinden şişeyi zorla almıyor. Kadehi de zorla almıyor. Birisi konuşması lazım. Ne güzel işte. Çok efendice, aklı başında konuşuyor. Ne desin yani?

“Bir gün de canın bir şeye sıkılsın. Tabii hayat sana güzel” diyor Yavuz Bozkurt. Sıkılmak tevekkülsüzlüktür. Niye sıkılayım yani? “Tabii hayat sana güzel” Tabii bana güzel, elhamdülillah. Müminlerin hepsine güzel.

“Ben ortaokul öğretmeniyim. Bir gün coğrafya dersinde bir öğrencim “taş devri Kuran’da geçiyor mu?” diye sordu. Cevap veremedim” diyor. “Çok utandım” diyor. “Kitabımızda ne olduğunu bilmemek.” Firavun soruyor Hz. Musa (a.s)’a. “(Firavun) Dedi ki: “İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?” (Taha Suresi, 51) diyor. Yani onlar da öyle taş devri falan diye inanıyorlar. “Dedi ki: “Bunun bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz.” (Taha Suresi, 52) diyor. “Hepsini yaratan Allah’tır” diyor.

Bu espri yaptığını zannedenler, nüktedan konuştuğunu zannedenler bayağı berbat üslupları ben söyleyeyim. Yani hepsi için demeyeyim ama böyle insan acıyor yani. Garip bir zekâ gösteriyorlar. Garip bir akıl gösteriyorlar. Nüktedanlıkla falan uzaktan yakından alakası yok. Çok berbat üslupları.

Böyle şeylere güvenmeyin. O zamanki basın 28 Şubat’ın etkisindeydi. Bütün Müslümanların aleyhinde akıl almaz propaganda yapıyorlardı. 28 Şubat’ın eylemlerinin çeşitleri onlar. Ben onları oturup gündeme getirmiyorum. Ama 28 Şubat’ın nasıl olduğunu işte insanlar görmüş oluyor. İşte o benim onur duyduğum olaylar. Mesela tımarhane onur duyduğum bir şey. Sen onu aleyhime zannediyorsun. O benim süksemdir. Bana “mecnun” denmesi, o benim süksemdir. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “bir insana “mecnun” denmedikten sonra onun imanı kâmil olmaz” diyor. Bütün peygamberlere “mecnun” denmiştir. Arap kanalında da “Adnan” diyor “mecnun” diyor. Ben iftihar ederim. Bunu anlamıyorsun sen. Ondan ben güceneceğimi falan zannediyorsun. Hapishane benim en büyük süksemdir.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Sizi sevmememizin en büyük nedenlerindendir.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Sen onları yanlış biliyorsun. Benim iftihar ettiğim olaylar devam ediyor. Mesela dokuz kere suikast geçirdim. İftihar ederim. Yedi kurşun sıktılar bana ilk geldiğimde. İftihar ederim. Şimdi bu benim aleyhime mi lehime mi? Lehime. Ama sen işte o küçük dünyanda bunları insanın aleyhinde olarak biliyorsun İslam’ı bilmediğin için. Hâlbuki İslam’ı bilen bunların nimet olduğunu, güzellik olduğunu bilir.

CEYLAN ÖZBUDAK: Müslümanların kalbinde müthiş muhabbet oluşturuyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Şimdi anladın değil mi? Onlar da o zaman boş bulundular, hata yaptılar. Hâlbuki bana “deli” denmeseydi benim büyük, ciddi bir eksikliğim kalacaktı. Hapse atılmasaydım çok ciddi bir eksikliğim olacaktı. Benim dev eksikliklerimi gidermiş oldular. İki şeye ihtiyacım vardı. Bir “deli” denmesine, bir hapse ihtiyacım vardı. Onu bol bol yerine getirdiler. Allah razı olsun.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sungur Ağabey’in tepkisi zaten Müslümanların bakış açısını çok güzel gösteriyor.

OKTAR BABUNA: Sonunda hepsi bozuldu. Beraat ettiniz hepsinden. Şeref oldu maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tercüman Gazetesi’nin muhabiri vardı. İşte ben tutuklanmadan önce röportaj yapan oydu. “Hocam, var ya bir tutuklansan bir numara olursun” dedi. Ben “ciddi misin?” dedim. “Üff.” Diye başını sallıyor. Başgardiyan gelmişti hapishaneye, “Hocam, çıktığında bir numarasın” dedi. Yani biliyorlar hayret yani. Ben inanamadım yani. O zaman o kültürü tam bilmiyordum. Acayip hoşlarına gidiyordu hapishaneye girmek. Çok takdir ediyorlardı. Sonra anladım ki hakikaten Kuran’a göre çok büyük bir şeref, büyük bir nimet.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Birde normal bir koşulda da değil ayağınız zincirlenerek tutmuşlardı sizi orada.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim, bütün tüylerim diken diken olmuştu ayağıma zincir vurulunca böyle, acayip. Müthiş bir şey kardeşim. Tam ayete uygun, hadise uygun muazzam bir olay. Birisine desek inanmaz. Böyle bir buçuk santim kalınlığında şeyler, baklası böyle. İnşaat zinciri. Kalın, yani neredeyse bir buçuk santim kalınlığı. Koskoca inşaat zinciri. Onunla kelepçelediler ayaklarımı, müthiş bir sükse. Şakır şakır ses geliyordu ayağımdan.

BEYZA BAYRAKTAR: Namaz kılmak için biraz uzattırmıştınız.

ADNAN OKTAR: Tabii. Baktım. Namaz kılıyorum, ayağım yukarıda kalıyor. Namaz kılacak gibi değil. Yer dar. Dedim, çağırdım oradaki teğmeni. “Biraz uzat” dedim. “Ya Hocam” dedi “mümkün değil. Bizim prosedüre göre olmaz” dedi. “Olur. Sen bir şey yap” dedim. “Bir ara. Namaz kılamayacağız yoksa. Böyle olmayacak” dedim. Bir gitti. Bayağı bir gitti. Üstleriyle konuştu falan. Neyse elinde bir zincir parçasıyla geldi bir metrelik kadar daha, onu takınca tabii çok rahat zincirle rahat namaz kılacak hale geldik. Şakır şakır ötüyordu ayağımda yani. MaşaAllah.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Herkese izin verilirken sizin bahçeye çıkmanıza, ailenizle birkaç kişi dışında görüşmenize izin verilmiyordu.

ADNAN OKTAR: Tabii, mesela o ne büyük sükse. Tımarhanenin tarihinde yok. Akıl hastanesinin tarihinde yok. Akıl hastanesinde kaldığım seneye ait bütün evraklar yok edilmiş, Tamamı. Hesap sorarım diye mi artık bilmiyorum ki. Tamamı yok edilmiş.

BEYZA BAYRAKTAR: Birbirlerini öldüren akıl hastalarının arasına sizin gibi akıllı bir insanı koydular. Çok büyük vicdansızlık.

ADNAN OKTAR: Bak, geçenlerde de boğdu akıl hastası diğer akıl hastasını. Geçen gün. Benim bulunduğum koğuş yani. Yedi akıl hastasını öldürdüler orada benim bulunduğum dönemde.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Çalışmalarınızdan vazgeçmenizi, ancak o takdirle çıkabileceğinizi söylediler.

ADNAN OKTAR: Tabii, en sonunda rapor “Sağlamdır. Aklı yerindedir” diye rapor gelince Kriton Dinçmen, dördüncü ihtisas rapor verdi topluluk halinde. “Akli dengesi yerindedir, hiçbir şeyi yoktur” diye. Mecbur oldular bırakmaya. Bu sefer el öptürme faslı. Getirdi başhekim Yıldırım Aktuna, geldi ta çeneme dayadı elini. Benim de resmim var şöyle. Ben böyle el öpme dünya tarihinde görmemiştim. “Gel gel, şöyle Atatürk’ün resminin önüne gel” dediler. Yani “nasıl hizaya getirdik” gibiye getiriyorlar. “Sakın” diyor. “Bir daha böyle bir şey olmasın. Bundan sonra çok dikkat et.” Resmini göstersene onun. Görüyor musun? Resmi yaklaştırsana. Atatürk’ün resminin oraya özel olarak getirdiler böyle. Bak, görüyor musun sakalıma yaslıyor elini. Dimdik ayaktayım görüyor musun? El havada gördünüz mü hiç el öpme? Dünya tarihinde yok yani. Alttaki yazıya bakayım. “Bundan sonra dikkatli davran.” Yani ben Yıldırım Aktuna’yı tenzih erdim de mafya da falan olur. “Kendine dikkat et” falan derler böyle. Yani “ayağını denk al. Dikkat et bundan sonra” falan derler. Yani ben tenzih ediyorum Yıldırım Aktuna’yı. Ama sen “akıl hastası” diyorsun. Böyle bir akıl hastasına “bundan sonra dikkat et” denir mi? Doktorlarla görüştürmüyorsun. Nasıl bir akıl hastası bu? Hemşirelerle görüştürmüyorsun. Bu nasıl akıl hastası oluyor? “Herkesi etkiliyorsun” diyordu Yıldırım Aktuna. “Görüşmeyeceksin” diyor. Akıl hastası etkiler mi insanı?

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Siz anlatmıştınız. Herhangi hukuki bir karar çıkmadan sizi orada tutmuşlardı akıl hastanesinde.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim, ben inanamıyorum. Şimdi bir adam suç işler, oradan akıl hastanesine sevk edilir değil mi? Allah Allah, ben tahliye oldum. Hiçbir suçum da yok. Bak, hem tahliye oldum. Bir suçum da yok. İşlenmiş suçum yok. Yani mahkeme kararı yok. Akıl hastanesine adli servise gönderildim. Ve dışarı çıkarılmıyorum. Yani cumhuriyet tarihinde böyle bir şey yok. Süresi belli değil. İnanılır gibi değil. Bak, suç yok ortada. Yani bir mahkeme kararı yok. Tahliye edilmişim. Hür insanım. Adli servise gönderiliyorum. Ve dışarı bırakılmıyorum. Adli tarihte yok böyle bir şey. İlk defa oluyor.

OKTAR BABUNA: Söylediğiniz bir cümleden dolayı. Ama onu yazan gazeteciye hiç dokunulmuyor.

ADNAN OKTAR: Çocukların bu üslupları bizim gençlerin büyük bölümünde çok bozuk. Espri yapmayı bilmiyorlar, nüktedanlığı bilmiyorlar. Çok kötü ve güya laf sokuyor böyle. Yani berbat üslup. Yani çok kötü. Çok ilkel. Hep aynı. Birbirinin aynı şeyler. Yani üç-beş ezberledikleri konu var. Sürekli aynı şekilde ve kelime kuruluşları cümle, hepsi aynı. Biraz ufkunuzu açın, biraz değiştirin kendinizi.

Ferhat, “Adnan Hoca senin programın çok iyi” İyi, teşekkür derim.

“Hocam, merhaba sabah akşam henüz mahkeme kararı olmadan cemaatin tüm üyelerine terörist diyen Cem Küçük sizin talebeniz mi? Eğer öyleyse inanın çok üzülürüz. Saygılarımla” Mikail. Yok canım. Cem Küçük benim talebem değildi ama samimi bir delikanlıdır Cem. Bazen belki sivri çıkışları oluyor ama yani yine vatan, millet, bayrak, Türkiye’ye bir zarar gelmesin, onun derdinde. Üslubunda aşırılıklar olabilir, o ayrı.

“Hocam, harikasınız. Var mı böyle program başka? İçimiz ferahladı. Elhamdülillah.” Diyor, Mesut Çakmak.

Ne kadar çok Allah’a inanmayan genç var. Hayret ediyorum. Niye acaba bu hale geldiler? Birbirlerini etkiliyorlar benim kanaatim. Birbirlerini cesaretlendiriyorlar. Oradan oluyor olabilir. Ama bizim program çok iyi onlar takip ettikleri için. Biz gelenekçi falan tutucu olsak bunların imansızlığı iyice artardı. Ama böyle özgür düşünen kişiliğimizi görünce çok çok etkileniyorlar. Bütün kafalarındaki o sorular teker teker gidiyor.

Şansöl Yesör, “Cennette alışveriş merkezleri var” diyordun Hocam” diyor. Bak akıllarında kalmış. Var. Cennette alışveriş merkezi var. Resimler var. Posterler var. Her çeşit eşya var. İnsanlar da orada ücretsiz alışveriş yapıyorlar. Hadisle belirtiliyor. Ve dışarısı da yemyeşil. Her yer yemyeşil.

AYLİN KOCAMAN: “Lüks arabalar var” demiştiniz “yatlar.”

ADNAN OKTAR: Tabii ki, zaten anlatımdan her şey anlaşılıyor hadislerin anlatımından. Mesela “gökte kristalden oluşmuş, yakut renginde çeşitli güzel renklerde köşkler vardır” diyor. “Gökte havada durur.” “Ya Resulullah (s.a.v.), biz nasıl gideriz oraya?” diyorlar. “Uçarak gideceksiniz” diyor. “İstediğiniz an uçarak oraya gidersiniz” diyor. İnsanda tabii korku da olmuyor. Öyle rahat rahat uçabiliyor. Allah öyle bir güç veriyor. Mesela bak, melekte öyle bir güç var. Geliyor, gökte direkt uçuyor. Uçarak geliyor. Yani istemesi yeterli oluyor. Kafasından geçirmesi yeterli oluyor.

Tabii bak, şey de yazmış çocuk. Diyor ki, yüz kırk yıllık tarihinde sadece benim kaldığım dönemdeki evraklar yok olmuş. Bak, yüz kırk yıllık bütün evraklar var. Sadece benim kaldığım dönemin evrakları yok.

“Pamık Prenses” Pamuk Prenses demek istiyor herhalde. “İşin gücün hanımlar” diyor. Seviyorum ben hanımları. Onlar da beni seviyor. Ne var bunda? Pamuk Prenses seni de severiz. Gelsen, görüşsek konuşsak severim ben seni. “Cennette huriler, gılmanlar, vildanlar evrimle var olmuyor” diyorum. “Ona karşı” diyor. Hâlbuki Allah onu bir nimet olarak yaratıyor ahirette hurileri.

“Hocam, hiçbir programda bu kadar ateistin soru sorduğu, mesaj yazdığını sanmıyorum.” Ki ben çok az bir kısmını okuyorum. “Siz ateistlerin en çok takip ettiği kişisiniz. En azından ben kendi çevremden şahit olduğumu söylemiş olayım” diyor. Yani “kendi ateist arkadaşlarımdan çok fazla izleyen var.” Ama makul, çünkü çocuklar muhatap olamıyorlar ki. Adama diyor ki; “ben ateistim” “vay kâfir” falan diye adam konuya giriyor. Yahut küfrediyor, bağırıyor, sinirleniyor. Yani makul mantıklı konuşamıyor çocuklar.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Sizden gelenekçi izahlara hep cevap aldıkları için.

ADNAN OKTAR: Zaten anlatım berbat oluyor canım. Allah esirgesin. Çocuğun mevcut iman eğilimi varsa, onu da yok ediyor.

Diyorlar ki, “Adnan Bey, sizden alevli meyve tabağı da bekliyoruz” diyor. Yani bunlar olsun. O maytaplı falan feşmekân.

Tamam, şimdi kısa bir ara verelim. Devam ederiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü