Harun Yahya

Sohbetler (6 Mart 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk siz de hoş geldiniz.

Anlat.

KARTAL GÖKTAN: Şırnak’ın İdil ilçesinde güvenlik güçlerine bugün saat 13:30 sıralarında PKK’lı keskin nişancılar tarafından ateş açıldı, ilk ateşte yaralanan Astsubay Mehmet Uygun kaldırıldığı hastanede şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Aslanım, aslanım nurlu aslanım, göreyim koçyiğidimi.

KARTAL GÖKTAN: Henüz resmi paylaşılmamış internette.

ADNAN OKTAR: Tamam. Allah mübarek etsin, Allah annesine babasına uzun ömür versin helal olsun. Onların sayesinde bu vatan ayakta. Ta Alparslanlardan, Malazgirt’ten bu zamana kadar, Fatih Sultan Mehmet’ler hep böyle.

Evet Fikret, bir sevgi etiketi yapalım “En güzel hediye sevgi” diyelim.

Allah’ın hikmeti işte bu ahir zamanda Cenab-ı Allah, şahadeti günlere ayırıyor, birer şehit, ikişer şehit, orada o şehitler aleminin hoşuna gitsin diye çünkü onlar bekliyorlar şehit bekliyorlar, ayette var ya. Şimdi uzun ara oldu mu onların hoşuna gitmiyor yani bu ayetten anlaşılıyor “arkadan gelecekleri beklerler” diyor o bir zorlu bekleyiş olduğunu gösteriyor. Cenab-ı Allah da kalplerine ferahlık olsun diye habire her gün gönderiyor bir tane iki tane üç şehit iki şehit aslanlarımızı teker teker gönderiyor. Onlar işte o boyutu görüyorlar mesela biz, eğer Allah nasip etmezse şahadeti göremeyiz ve o güzelliği tadamamış olacağız. Allah vermesin. Çünkü ayrı bir güzellik mesela dünyaya geliyoruz bir alem, gelmesek bilmeyeceğiz. Değil mi gelmeyince nasıl bileceğiz? Şimdi şahadet alemi de bir alem giden görüyor. Şimdi mesela adam Brezilya’ya gidiyor görüyor gitmeyen bilmiyor. Değil mi? Ancak anlatıldığı kadar olur, oranın anlatımı da çok az ancak giden görebilir öyle güzel bir ülke, güzel bir vatan ama o boyuta giren onu görebiliyor, biz boyutlardan bir boyuttayız. En var boy var, aslında iki boyutluyuz da hadi üç boyutluyuz diyelim de derinlikten dolayı üç boyutluyuz diyelim onlar dördüncü boyuttalar ruh ve beden yani, ruh beden şeklini alıyor o şekilde yaşıyorlar ama aynı bildiğin beden fakat ruh. Ruh olunca işte yemek yedimi doymuyor efendim bir şey çarpıyor ölmüyor mesela bir şey onun canını yakmıyor ruh olduğu için çünkü sinirleri yok bedenleşmiş kesafet kazanmış. Kesafet kazanmış nurdan oluşuyor kesafet, Bediüzzaman da öyle açıklıyor “bazen” diyor “kesafet kazanır” diyor “bedenlenir” diyor dünyada. Bazen Cenab-ı Allah velilere öyle bir güzellik olarak dünyaya dönme imkanı veriyor,  mesela o çok şaşırtıcı ama genellikle tabii giden gelmek istemiyor. Cenneti gören bir daha gelmek istemez yani ama Cenab-ı Allah işte bir vazife icabı olarak bazen velilere öyle bir görev verebiliyor geçici bir görev. Hızır (a.s) dünya ile ahiret arasında Allah onu tutmuş ne ahirete geçebiliyor, ne dünyaya geçebiliyor kıyamete kadar öyle bekleyecek sonra yine bedenlenecek. Bedenlenecek yine yeniden bedenlenecek şuan ruh o zaman işte vefat ediyor. Bedenlendiğinde vefat edecek yani toprak oluyor Allah’ın vaadi var ya toprak oluyor o şekilde. Öbür türlü toprak olmaz ruhu olduğunda toprak olmuyor toprakla alakası yok çünkü maddesi ayrı, ayrı bir varlık nurani bir varlık olmuş oluyor onun işi zor tabii Hızır aleyhisselamın maşaAllah arı gibi çalışıyor, Allah ona çok görev veriyor, oradan oraya, oradan oraya, oradan oraya.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Şehidimizin fotoğrafı vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Yüzünü göreyim. Nasıl nurlusun sen, nasıl güzelsin sen maşaAllah. Allah annene babana uzun ömür versin şahadetini tebrik ediyoruz. Allah salihlerle seni peygamberlerle beraber olma yönünde karar kılmış kaderin güzelmiş biz burada imtihana devam, imtihana devam edeceğiz. Seninkini Cenab-ı Allah kolaylaştırmış göz açıp kapayıncaya kadar ahirete geçmişsin sana Selam. Sana Selam, arkadaşlarına da Selam. Orada acayip şamata olur, burayla bağlantı kurmak istiyorlar hayret ediyorlar yani niye gelmiyorlar gibisinden çünkü çok kolay gittikleri için bizim de kolayca gelebileceğimizi düşünüyorlar yani “nasıl oluyor bu niye bekliyorsunuz?” falan gibisinden inşaAllah. Mahiyetlerini bildirmediği için Allah anlamıyorlar yani ölü hissi oluşmuyor “ölü değil” diyor ya Allah, onun için tam diri hükmünde oluyorlar ölü olmak akıllarının uçlarından dahi geçmiyor. Bizi de diri olarak bildikleri için burada niye duruyoruz yani orası varken ona bir türlü akıl erdirememeden kaynaklanan bir sabırsızlık içinde oluyorlar sabırlılar da yani onun için “beklerler” diyor ayette. İyi birbirlerine mesela tavırları güzel sevgileri güzel ama ibadet devam ediyor. İbadetler orada devam ediyor şehidin ibadeti devam eder. Helale harama yine dikkat ediyor ama hiç harama girmez şehit korunuyor yani masum hem ahkamda hem iffetten masum oluyor peygamberler gibi. Yani peygamberler nasıl günaha girmiyor, onlar da şahadet aleminde günaha girmiyorlar ama imtihanları devam ediyor yani sevap almaya devam ederler. Yani ölüm sonradan oluşuyor onlarda, en son kıyamette Cenab-ı Allah canlarını alıyor, o zaman ölümü tadıyorlar daha önce ölüm yok.

GÖKALP BARLAN: İslam’ın hakimiyetini görüyorlar mı Hocam, görürler mi?

ADNAN OKTAR: Öyle olduğu anlaşılıyor tabii bir bağlantıdalar yani dördüncü boyut olduğu için selamı alıyor ama selam veriyor duyulmuyor. Selamı alır duyar yani. Daha net bize göre yani bu dünyaya göre daha net, daha berrak. Şahadete niyet ederek gidiyorlar ya o yüzden sevapları çok oluyor, yazıyorlar ya mektuplarında “anne ben şehit olabilirim, şehit olursam sakın ağlamayın, vatan sağ olsun, Allah böyle bir nimet nasip eder inşaAllah” yani niyet etmiş. Namazda nasıl niyet ediliyor? Asker, polis, özel harekatçı da namaz gibi niyet ediyor. Namazı kılarken ne diyoruz “Ya Rabbi senin rızan için ikindi namazını kılmaya niyet ettim farzına” diyoruz değil mi? Allahu ekber diyoruz şimdi onlar da Allahu ekber deyip niyet ediyorlar. “Ya Rabbi benim şahadetimi makbul et, şahadete hazırım, bana şahadet nasip et” diyorlar çocukların hep mektuplarını falan görüyorsunuz. Yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuzu niyet eder. Niyet ediyorlar o ibadet yerine gelmiş oluyor.

Kıyamet gününde duyarlı teraziler, onlar zannediyor ki elektronik şey var öyle değil çok kısa süren alabildiğine kısa süren sorgulama müminler için. Onore etmek kastıyla ama küfürde, yüzyıllar süren çok sıkıntılı bir sorgulama mesela diyor ki Cenab-ı Allah “Elma neden tesadüfen olduğuna inandın?” ya diyor mesela kabuğunu şöyle gördüm, peki diyor çekirdeğini niye tesadüfen gördün? Tadını niye tesadüfen gördün? Burnundan getiriyorlar. Kokusunu niye tesadüfen gördün? Şekerini mineralini niye tesadüfen gördün? İflahı kesiliyor onu açıklayıncaya kadar? Zaten açıklayamıyor rezil oluyor yani. Sonra mesela üzüm, üzüme geçiyor, her salkımı hepsi ayrı ayrı sorgulanıyor tadı için, şekeri için, kokusu için, her nimetten sorguya çekileceksiniz diyor ya? Ama ne diyor ayette? “Nimetleri saysanız bitiremezsiniz” değil mi saysanız bitiremezsiniz diyor adam sayıyor sayıyor bitmiyor. Allah uzatıyor uzatıyor uzatıyor kan ter içinde kalıyor yani değil mi hadiste var ya “ter, su gibi akar” diyor acayip sıkılıyor bir an önce bitse diye sorgulama, halbuki oradan cehenneme geçecek yani dangalaklığı bin kere yüz bin kere milyon kere kafasına çakılmış oluyor. Hücre mesela teker teker soruluyor, gözü soruluyor göz mesela renkli tam üç boyutlu görüyorsun. Ve hepsi için demeyeyim de dangalak derken yani vicdansızlık yapanlar için söylüyorum. “Nasıl görme?” diyor mesela Cenab-ı Allah soruyor renkli tam kim görüyor diyor açıklaması yok biri görüyor değil mi kim o diyor gören? Koklayan var mesela gül karanfil menekşe hepsi ayrı ayrı sorgulanıyor, kim bunu koklayan diyor kokan? Elma, armut, ekmek, mercimek her yiyecek, her nimet bak nimetlerden sorguya çekileceksiniz diyor ya her nimetten sorguya çekiliyor tek tek hepsinin hesabı soruluyor. Hepsine nasıl tesadüf dedin diye soruluyor. Artık iyice durumunu anlamış oluyor yani hak ettiğini, zaten söylüyor ben hak ettim diyor. Diyor ki Allah’a beni diyor yeniden gönder diyor dünyaya sana müthiş kul olacağım diyor. Allah diyor ki göndersem yine aynı sapıklığına devam eder diyor çünkü kendini zannediyor ki o onu hatırlayarak gideceğini zannediyor. Olur mu o hatırası kaybedilecek gönderilmiş olsa kaldığı yerden devam eder diyor Allah yani sonsuza kadar vazgeçmez diyor.

Zahmet yoktur şahadet aleminde evet yorulma sıkılma bunalma falan yoktur. Salimdir beden rahattır diz ağrısı göz ağrısı falan olmaz. Kendilerini ölmüş bilmiyorlar yani ona ait hiçbir alamet yok, öyle bir şeyleri yok. Dünyalarını Allah için feda ediyorlar ya Cenab-ı Allah da öyle mükafatlandırıyor.

Bediüzzaman diyor ki; “Yalnız kendilerinin daha iyi bir aleme gittiklerini biliyorlar” diyor yani ayrı bir boyuta ayrı bir aleme geldiklerini biliyorlar. Yani bir başka boyuta geçtiklerini biliyorlar ama çok hoşlarına gidiyor tabii bu yeni hayat, böyle ayrılık acısı hissetmiyorlar, “annemi göremiyorum, babamı göremiyorum” böyle bir his vermiyor Allah mesela o normalde olabilir böyle duygusal bir yönleri olmuyor, Allah onu kaldırıyor üstlerinden.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey daha önce ayetle hatırlatmıştınız, “Kendilerine henüz katılmamış olanlara müjde vermek isterler” diye inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ama tabii biz sadece nakil yapıyoruz. Görenlerde çok berrak oluyor yani şey olmuyor böyle rüya alemi gibi. Çok makul geliyor yani, çok çok makul geliyor. Mesela ahiret de öyle, adam ölüyor, kalkıyor, normalde çok şiddetli sarsılması lazım insanın değil mi? Bizi diyor bu yattığımız yerden kim kaldırdı diyor. Yani biz burada niye yattık diyor. Haberi bile yok. Safhalardan bir tanesi. Mesela bir çağrıcı var uzaktan böyle dikilitaş gibi bir şey var yüksekçe, oradan bağırıyor herkes o tarafa doğru koşmaya başlıyorlar. Vardır ya cahiliyede öyle meraklılık, oraya koşuyorlar, o zaman orada anlıyorlar öldüklerini. Ama müminler için öyle bir şey yok, müminleri Allah bir vasıtayla götürüyor. Önlerinde bir ışık, sağlarında bir ışık diyor. Benim bildiğim araba gibi bir şey. Yanlarında da mihmandarları sürücüleri vardır diyor. Onlarla gidiyorlar o araziye. Yani bizim çok makul karşılayacağımız bir sistemle karşılaşacağız. Yani öyle şaşıracağımız gibi bir şey değil. Sanki bu hayat devam ediyormuş gibi ama daha net, daha keskin.

Bir de bazı yaşlı amcaları veyahut anneleri Cenab-ı Allah yaşarken öldürüyor. Yaşarken ölürler mesela onlar tatlı tatlı konuşur, mesela der ki ben biraz sonra Balkanlar'a gideceğim der, beni çağırıyor der kumandanı, ölmüş, belli yani o, artık şuuru kapanmış, ölmüş ama mesela rahat yaşıyor. Mesela şaka yapıyorsun neşeli konuşuyor cevap veriyor. Ama o üslubundan öldüğü anlaşılıyor. Yani öyle konuşan insanlarda ruhun alınmış olduğu anlaşılıyor. O da Cenab-ı Allah'ın onlara bir kolaylığı, güzelliği, daha yaşarken Allah ruhunu alıyor. Bir de akrabaları da bilmiyorlar öldüğünü, gerçekten ölünce üzülüyorlar. Halbuki o safhada ölmüş oluyor zaten o. Yani ölü olarak yaşıyor fakat rahatsız olmasınlar diye Allah bir süre onu öyle aralarında ölü olarak yaşatıyor. Birçok yaşlı ölüdür aslında fakat insanlar bilmezler. Mesela oğlu geliyor, başbakan gelmiş diyor oğluna. Ölmüş, belli yani. Mesela başbakanım, şunu şöyle yapalım, bunu böyle yapalım diyor, yani şuur tamamen kapanmış, ölüm olayı gerçekleşmiş. Ama zahiren yaşıyor gibi görünüyor mesela bak gayet de rahat canı alınmış, hiçbir rahatsızlık da duymamış. Ama sonra mesela vefat ederken hakikaten onlar çırpınır, bazen bağırır çağırır. Halbuki şuuru kapalı, o almaz onu. Ölen de, o tip çırpınsa dahi bağırsa dahi o algı alınmıştır öyle bir şey olmaz. Yani ölen insanda o tip bir şeyin olması onun onu hissettiğini göstermez, onu hissetmez. Ayette diyor Allah, yumuşacıkça canlarını alır diyor, alırız diyor Cenab-ı Allah. İşte Azrail (a.s) yakışıklı bir genç olarak geliyor, selam veriyor, müminler de hep selamını alırlar, “Aleyküm selam” diyor. Mesela Atatürk'e de Azrail (a.s) bak “Selamun Aleyküm” demiş, o da son sözü “Aleyküm Selam”. “Aleyküm Selam” diyor, o da onun makbuliyetine işaret eder. “Aleyküm Selam” ondan sonra başı düşmüş Atatürk'ün Aleyküm Selam dedikten sonra.

“Sayın Hocam şehit aileleri için sosyal paylaşım sitelerinde kullanılan ifade, “ocaklarına ateş düştü, içleri yandı” gibi üsluplar kullanılması çok acı” diyor. “Sizin söylediğiniz gibi şehitlik delikanlılığın asaletindendir ama birçoğu bu konuda bilinçli değil” diyor. Onlar yaşamayı böyle bir üstünlük zannediyorlar biri şehit olduğunda. Kardeşim sen kalıp da ne yapıyorsun burada yani? Ne yapıyorsun?  Onun aldığı hazza bak, senin yaşadığın şekle bak. Eğer ağlanması gerekiyorsa ibadet olarak o sana ağlaması lazım, haline yaşantına ağlaması lazım. Dünya cehennemle cennet arası bir yer, sen burada kalmışsın. O kurtulmuş gitmiş, güzel bir yere gitmiş.

Velilerin sonu şehittir diyor Mehdi (a.s) konusu anlatılırken. Veliler hep genellikle şehit olurlar, şehit olarak vefat ederler.

Hükümet üyeleri de ben söyledikten sonra Allah bize de şehadet nasip etsin dediler. Şamata yaptılar.

ERDEM ERTÜZÜN: Zamanın hızı dünyadaki gibi midir orada şehitlikte?

ADNAN OKTAR: Tabii tabii zaman normal akar. Yani bayağı yaşıyorlar da yaşıyorlar. Kıyamete kadar yaşıyorlar. Bayağı da bir ömür.

CİHAT GÜNDOĞDU: Uyku ve yemek ihtiyaçları oluyor mu? Doğal ihtiyaçları?

ADNAN OKTAR: Yemek yiyorlar da yemeğin verdiği sıkıntıyı yaşamıyorlar yani doğal ihtiyaçları yok. Sadece yiyor cennetteki gibi. Ama onu normal karşılıyor yani bedeninin fonksiyonu olarak mantıklı görüyor onu. Aslında mantıklı olan o, yani doğal ihtiyacının olmaması mantıklı olandır. Mantıklı olmayan, mucize olan budur. Yani doyma hissi ve doğal ihtiyaçlar mantık ötesidir yani mucizedir. Çünkü biz ruh varlıklarız aslında şey gibi görünüyoruz ama madde gibi görünüyoruz ama ruhani varlıklarız. Yani olmaması lazım normalde doyma. Ne kadar yemek yersek yiyelim doymamamız lazım ve doğal ihtiyaç olmaması lazım. Mesela cennette öyle zaten çok normal görüyor cennet ehli onu. Gayet makul görüyor. Armut yiyor, elma yiyor, üzüm yiyor, geziyor tozuyor ayakta duruyor falan, hiçbir şekilde yorulmuyor. Yorulma da mucizedir, yorulma olması için bir sebep yok ki, mesela ayakta duruyor, ağrı veriliyor özel olarak. Soluk soluğa kalıyor mesela mucize olarak. Mesela dünyada toz yaratılıyor özel, cennette toz yoktur. Toz her şeyi kirletir. Bir süre sonra eşyaları falan üstünü kaplar ince ince. Her tozun yeri bellidir. Toza sen bir girsen içine o uzay gemisi gibi. Onun içinde bir alem var tozun içinde, bakteriler makteriler, virüsler falan. Onun biraz daha içine girsen, yeni bir aleme daha girersin. Allah'ın büyüklüğü çok büyük Allah. Ama tabii ateist gerekiyor dinsiz gerekiyor, PKK'lısı gerekiyor, Hristiyan, Musevi oluyor. Allah çeşit çeşit, istersem hepinizi iman ettirirdim diyor Allah ayette. Benim için çok kolay olurdu diyor Allah. Hakikaten öyle. Yani yıldırım gibi iman ederdi herkes.

Çok aceleciler kız olsun erkek olsun. Hemen bir şeyi tak kaldırmak istiyorlar ağır, tez canlılar. Kardeşim kaldırırsın da ondan sonra on sene rahatsızlığını çekersin. Et kemik ne biliyor musun? Marul gibi bir şey. Kasapta görüyorsunuz ya eti, öyle bir şey sen onun üstüne yetmiş kiloyu yüklersen ne yapar o? Dağılır gider yani.

Bu anlattıklarım Risale-i Nur'dan ve hadislerden yani onlardan bir özet olarak anlatıyorum. Risale-i Nur da genellikle hadislere dayalıdır. Bediüzzaman kendi kafasından bir şey söylemez.

“Dördüncü Tabaka-i Hayat: Şüheda hayatıdır. Nass-ı Kur'an’la şühedanın, ehl-i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet şüheda, hayat-ı dünyevîlerini tarîk-ı hakta feda ettikleri için, Cenab-ı Hak kemal-i kereminden onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı Âlem-i Berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar…” Ama şu üslubun güzelliğine bak. Şu kelimelerin akışına bak. Nefis, bayağı güzel bir Osmanlıcası var. “Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar.. kemal-i saadetle mütelezziz oluyorlar.. ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar. Ehl-i kuburun çendan ruhları bâkidir, fakat kendilerini ölmüş biliyorlar. Berzahta aldıkları lezzet ve saadet, şühedanın lezzetine yetişemez.” diyor Bediüzzaman. Buhari'de, Müslim'de, Tirmizi'de her yerde vardır. Özetle mutlu bir alem, kıyamete kadar sürecek mutlu bir alemdir. Kıyamette de zaten usulen onların hükmen imtihanları yapılıyor. Bulundukları yerdeki imtihan hükmen, zaten yani cennete göre, günah işlemeyecek şekilde oluyorlar. Şüheda günah işlemez masum oldukları için. Kıyamete kadar öyle yaşıyorlar. Sonra Allah vefat ettiriyor. Sonra devam ediyorlar. Ama tabii şehadet güzel nimettir ama cihat çok güzeldir, cehd. Yani yıllarca mesela altmış yıl, yetmiş yıl, seksen yıl ömrünü cihatla geçirmek çok güzel. Onun sevabı tarif edilecek gibi değil yani inşaAllah. Çünkü velayet mertebelerine çıkılıyor onda.  

YASİN BEY: Adnan Bey ayette şeytandan Allah'a sığınırım “Mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katında büyük dereceleri vardır” (Tevbe Suresi, 20) diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

YASİN BEY: “İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah Katında büyük dereceleri vardır. İşte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır.” (Tevbe Suresi, 20)

ADNAN OKTAR: Erkan, “Hocam sormak istedim yaşadığımız karanlık ve acı dolu günlerin, her gün kaybettiğimiz şehitlerin nasıl bir hayrı vardır?” Tamam, şehit olmadığını düşünelim, terör de yok, tebliğ de yok hiçbir şey yok. Yemek yiyoruz, kahve içiyoruz, oturup manzara seyrediyoruz sonra ölüyoruz. Ne bu? Niye geldik o zaman dünyaya yani nedir, amaç ne? Çünkü Allah diyor ki eğer eğlenmeyi amaçlarsam ben şanıma uygun yaparım böyle olmaz diyor. Allah niye Hz. Mehdi (a.s)'ı yaratıyor? Niye Hz. İsa Mesih (a.s)'ı yaratıyor? Millet İsa Mesih olmak kolay bir şey zannediyorlar. Çok çilelidir İsa Mesih olmak. Yani İsa Mesih'in on dakikasına dayanamaz bir insan. Hz. Musa (as)'ın on dakikasına dayanamaz. Resulullah (s.a.v.)'in on dakikasına dayanamazlar. Resulullah Resulullah oluyor ama çektiği çilenin haddi hesabı yok. Cenab-ı Allah “Habibim” diyor. Allah aşkı arıyor. Müthiş seviyor Cenab-ı Allah Peygamberimiz (s.a.v.)'i. Ama bu üstünlüğünden dolayı seviyor. Mesela Hz. İbrahim (a.s)'ı çok seviyor Cenab-ı Allah, “Halilim” diyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s)'ı çok seviyor. Bak “onu ben çok seviyorum” diyor Peygamberimiz (s.a.v.)'e, “sen de onu sev” diyor. “Onu sevmeyenleri sevmem, onu sevenleri severim.” Allah'ın sevmemesi ne demektir? Allah Mehdi düşmanlarını kahredecek demektir.

Şehitler şehadet aleminde kıyamete kadar kalırlar, kıyamete kadar.

Mesela biz Bediüzzaman'ı seviyoruz, niye seviyoruz? Fedakarlığından seviyoruz. Yoksa ne kalırdı ki geriye? Sungur Ağabeyi niye? Çile çektiği için seviyoruz. Ama çilesi azsa az seviyoruz bak işin doğrusu bu. Mesela ağabeylerden sevdiklerimiz oluyor ama bak çilelerine göre seviyoruz. Çilesi az olanı daha az seviyoruz. Çilesi çok olanı daha çok seviyoruz. Mesela Seyyid Kutup'u Müslümanlar sever, birçok Müslüman çok sever. Niye? Asıldığı için yani cesaret gösterdiği için ve asıldığı için. Hasan el Benna falan, onlar da o şekilde, ondan seviyorlar. Çile, çile. Hz. Yusuf (a.s) dedin mi insanların aklına ne gelir? Halka sorun. Hemen hapishane gelir. Sevme nedenleri hapishanedir. Yedi yıl su gibi ezberden, başka bir şey hatırlamazlar. Hz. Yusuf (a.s) deyince aklınıza ne gelir diye bir sorun halka, yedi yıl hapiste kaldı derler. O yüzden de çok sever halk, herkes çok sever. Güzelliğinin sebebi de o, hapiste kalması.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hz. Hızır (a.s)'ı görsek anlar mıyız ya da hisseder miyiz?

ADNAN OKTAR: Kimi?

CİHAT GÜNDOĞDU: Hz. Hızır (a.s)'ı.

ADNAN OKTAR: Hızır (a.s)'ı görenler onun ortamına ona göre geliyorlar ve ona göre bir ortam hazırlanıyor. Yani benzetmek gibi olmasın da hani cin çağırmada nasıl ortam hazırlanıyor, değil mi? Mesela gül kokusu koyuyorlar, su koyuyorlar, ilgili Kuran ayetleri okunuyor, bir emek veriyorlar. Ondan sonra çağırıyorlar. Hızır (a.s)'ın çağırılması da o tarzdır. Yani onun usulü adabı vardır, yeri vardır, yöntemi vardır, üstadı vardır, bir amaç vardır, bir sebep vardır, o da sana gelir, yolu yordamı söyler gider. Belki sırf ses olarak söyler. Belki böyle sen yarı uyanık yarı uykuluyken o bilgiyi alırsın. Öyle olduğunu düşünüyorum. Herhalde öyledir yani.

Hızır (a.s) gibi kendini saklayan üstad yoktur. Bir de İsa Mesih, canım benim onun işi çok zor. Evde yaşamak çok zor bir şey. Buna rağmen aslan gibi, aslan. Dalyan gibi delikanlı göreceksiniz.

OKTAR BABUNA: 2020'lerde mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Bilmem ki. 2021 de olabilir. Tayyip Hocam 2023 diyor baksana, bir bildiği vardır.

BÜLENT SEZGİN: Suriye’de PYD bünyesinde çalışan Batılı kaynaklar Amerika’nın ikinci üssünü Ayn El Arap’ta kurma düşüncesinde olduğunu ifade ettiler. Amerika’nın PYD’ ye askeri desteği devam ediyor bu arada.

ADNAN OKTAR: Amerika’nın âdeti böyle.  Komünist çetelere ara ara yardım ediyor sonra da gelip ağızlarını, burunlarını kırıyor. Havadan bombardıman edip hallaç pamuğuna çeviriyor. Çok kötü.

“Her şeyde bir hayır vardır. Her şeyi yaratan Allah’tır” sözüme karşılık “Çok doğru mesela bakın dün Zaman’a el kondu bugün Yarına Bakış adında nur topu yeni gazete doğdu” diyor. Yalnız şimdi o gazeteye de el koymasınlar sonra.  Mühim olan o gazetenin Allah’ın rızasına uygun olması. Yani dinden, imandan, Kuran’dan bahsedersek kimde olursa olsun fark etmez. Mühim olan hayır, güzellik anlatması, bereketten bahsetmesi, nurdan bahsetmesi, Allah’tan, Resulullah (s.a.v.)’tan bahsetmesi. Mühim olan bu. 

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Davutoğlu; “A Haber’de katıldığı canlı yayın programında zaman gazetesi için ortaya atılan kara para aklama iddialarını hatırlatarak Zaman Gazetesi’ne kara para aklandı iddiası var. Kayyum gazetecilik faaliyeti için değil kara para iddiaları için atandı” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim hayır vardır her şeyi Allah yaratıyor yani bir şey yok.  İslam’a Kuran’a hizmet önemli. Kim ne olursa olsun ne fark eder yani.

Ne kadar güzel sevgisi, çok derin, güzel. Akıllı olduğu gözlerinden belli oluyor. Bakışlarından. Aptal da gözlerinden belli olur boş adam da gözlerinden belli olur. Boş adam bön bön bakar. Sabit böyle şizofren bir bakışı vardır anlamsız. O ruhunun boş olduğunu gösterir. Kalp Allah’la beraberse o bakışta bir güzellik bir derinlik bir hoşluk vardır. Ama Allah’tan uzak gafil bir kalpte göz hemen belli eder. Ayet onu zaten bize ihbar ediyor Cenab-ı Allah. “Eğer istersem onları” diyor “bakışlarından anlarsın” sima dediği bakışı. O bönlüğün sebebi ruhunun boş olmasıdır. Çünkü Allah korkusu Allah sevgisi bön bir bakışı engeller. Allah korkusu olan bir insanın bön bön bakmasının hiçbir açıklaması olmaz. Allah’tan korkuyorsan mutlaka bakışları zeki ve keskin olur, dikkatli olur. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in çok keskindi bakışları. Niye? Çünkü kalbi sürekli Allah’la beraber. Allah’tan korkuyor. Ama müşrikler bön bön bakıyorlardı. Yani daha sürüden yeni ayrılmış öküz gibi. Boş bakar çünkü onlar mide peşinde olan adamlar. Hayvan gibidirler, hayvanlardan da aşağıdır diyor. Tabii ki bakışında da hayvan görüntüsü oluyor. Efendim konuşmasında da hayvanlık olur. Hayvan ne yapar? Konuşamaz. Ahmak da konuşamaz öyle müşrik, zırvalar abuk sabuk. Ayette diyor “Sen onları bozuk konuşmalarından anlarsın” zırvalar her konuşması zırvadır. Mümin hikmetle, akılla konuşur Kuran’a uyduğu için.

Hz. İbrahim (a.s)’in kurban ettiği koçun kafatası yüz yıllarca Kâbe’de saklanmış ama çıkan bir yangında o tahrip olmuş. Yoksa bayağı saklamışlar. Kâbe bir aralar ahşaptı binanın tahtası o dönemde Allahualem. İçinde de işte mum falan yakmaya kalktılarsa örtü falan alev almış demek ki yangın çıkmış. O koçun başı da o yangında telef olmuş.

Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke’ye yedi yüz kilometre uzaklıkta Mekke Yemmen yolu üzerinde panayırlara gidip orada çadırlara girip dini anlatıyor. Büyük panayırlar var geniş çadır. Ebu Leheb böyle her yere dalıyor kaya porsuğu gibi. “Siz benim yeğenimi kusuruna bakmayın” diyor haşa “O delidir” diyor. “Siz O’nun sözüne itibar etmeyin” diyor. Nereye giderse peşi sıra gidiyor Ebu Leheb. Manyak adam yani. Peygamberimiz (s.a.v.) çok sıkılıyor o dönemde.

Kâbe’nin iç duvarlarında Hz. İsa (a.s)’nın resimleri vardı biliyorsunuz sırf şey değil putlar değil de. Peygamberimiz (s.a.v.) o resimleri elletmemiş. Hiç dokundurtmamış durmuş o uzun zaman. Emeviler döneminde bu resimlerin hepsini silmişler. Emeviler döneminde silinmiştir. Yoksa o haliyle duruyordu.

BEYZA BAYRAKTAR: Sureti biliniyordu Hz. İsa (a.s)’nın değil mi o zaman?

ADNAN OKTAR: İşte yaklaşık yapıyorlar zaten resmini o tarzdadır birbirine yakın tarifler var. Asıl sözlü tarif tabii çok önemli.

Peygamberimiz (s.a.v.) ordusuyla Mekke’ye yaklaşırken Mekke yakınlarında yaklaşık on-on beş bin çadır kurdurmuş. Burada gece vakti on bin ateş yakılmasını emretmiş ayrı ayrı noktalarda. Her birlik kendi çadırı önünde ateş yakmış. Bir anda her tarafı aydınlatan binlerce ateşin yandığını gören Mekkeliler neye uğradıklarını şaşırıp iyice korkuya kapılmışlar. Barış için elçi göndermişler Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Peygamberimiz (s.a.v.) gelen elçiyi alıp ordusunun yanına götürmüş. Her birlik Ebu Süfyan’ın önünden geçerken “Allahu Ekber” diye ortalığı inletmişler böyle. Ebu Süfyan Mekke’ye dönmüş “Hemen teslim olalım başka çare yok demiş” Onlar da hemen teslim olmuşlar.

Kâbe biliyorsunuz ilk kez Hz. Âdem (a.s) tarafından inşa ediliyor bizzat eliyle taşları yerine yerleştiriyor. Nuh Tufan’ında yıkıldı biliyorsunuz Kâbe. Binlerce yıl yeri gizli kaldı. Kâbe’nin arazisi kaldı. Ama yeri bilinmiyordu. Hz. İbrahim (a.s) yerini buldu. Yeniden yaptı. Tam yerinde. Bizzat elleriyle, Hz. İbrahim (a.s) yapılıydı tabii. Kâbe’nin son tamiratı Osmanlı döneminde yapıldı. İnşası sırasında altı yüz hafız Kâbe’nin etrafında halelenmiş ve geceli gündüzlü Kuran okuyarak Kâbe’nin inşaatını tamamlamışlar. Altı yüz hafız gece gündüz Kuran okuyorlar halelenmiş olarak.

Meyir Muam herhalde Musevi bak bunlar böyle yazdıkça kardeşlerimiz artık benim ne Yahudiliğim kalıyor ne İsrail ajanlığım. “Sayın Adnan Hocam sizi en iyi duygularımla selamlıyorum, izliyorum. Programınız çok bilgilendirici. Teşekkürler.”

Ama mesela ben Başbakan’ın görevden alınmasını çok acı bir olay olarak görüyorum. O insanın bereketiyle şuan hükümet gidiyor yani aynı zamanda. Onun değerini çok iyi bilmeleri lazım. Veli tiynetli bir insan Ahmet Davutoğlu. Çok antipatiktir bu olay. Böyle güzel.

İslam Türk Birliği. Yani kardeşim sen çok sevgisizsin şey arkadaşımız kimse İslam Türk Birliği. Hiç kalbinde sevgi yok hiç. Ne merhamet ne sevgi ne dostluk. Ve çok fazla arkadaşın da böylesiniz. Böyle bir sevgi din anlayışı olur mu ya? Hep aynı laflar aynı konuşmalar aynı düzlük. Yani olmuyor böyle. Ve bu şekilde olmaz. Bir kalbinize bir sevgi gelsin. Bir aklıselimle bakmayı böyle hikmetle düşünmeyi bir alın. Kuran’la düşünmeyi bir öğrenin. Yahut bir şey söylerken mesela Kuran ayetiyle konuşun.  Bak o zaman güzelleşeceksiniz. Aklınız açılacak. Bereket gelecek size. Bu ne ya? Hepinizin ayrı mantığı var. Her birinizin ayrı din anlayışı var. Olur mu öyle şey? Bir tane din anlayışı var. Kuran’la konuşun benimle. Ayetle konuşun. Tek kelime ayet ağzınıza almıyorsunuz. Böyle coşkulu laflar işte kahrolsun bilmem ne şöyle böyle işte zalim İsrail, Siyonistler havalarda uçuşuyor.  Ayetle konuşsana. Hayır İsrail’in zulmünden bahset onu da ayetle söyle. Ayetle söyle. Allah Kuran’ı niye indirdi? Senin aklını mı biz kullanacağız Allah’ın bize gösterdiği o mükemmel hükmümü.

Yağmur “MaşaAllah şehit olmak ne güzel yakışıklı Adnan Hocam. Allah bize de nasip etsin” diyor İnşaAllah. Tabii ya delikanlının, kabadayının şanı şehitliktir. Kabadayıya ağladığında delikanlı efeye en büyük zulümlerden birini yaparsın. Onun şanına leke getirmek gibi olur o. Çok korkunç olur. Bir delikanlının en ağrına gidecek harekettir.

“MaşaAllah Adnan Oktar Hocamıza” diyor Ayça Akıncıtürk, “Rabbim’in bizlere en güzel lütfu elhamdülillah. Ruhumuzun ferahlığı iç huzurumuzun kaynağı” diyor. Allah kalbinize ferahlık veriyor beni vesile ediyor. 

Mağaraya Kuran’da çok dikkat çekiliyor. Mağara. Yani Kehf Suresi’nde zaten anlatılmak istenen odur. Mağaranın özel bir etki gücü var yani Allah onu özel bir mekân olarak oluşturuyor. Mesela Agarta mensupları Şambala mensupları mağarada oluyorlar. Mağaralarda yaşıyorlar. Hızır (a.s)’la buluşma mesela mağarada oluyor. Ashabı Kehf mağarada. Ashabı Kehf anlaşılıyor ki zamanın dışına çıkabiliyorlar. Yani Ashabı Kehf’in Hızır (a.s)’ın talebeleri olduğu anlaşılıyor. Zamanın dışına çıkmak ve zamanın dışına çıkmışken o mekândan dünyada hizmet etmek bir zaman mekân oynamasını gösteriyor. Mağaranın içindeyken işinde başarılı olmak ne demek? “İşimizde bizi başarılı kıl” diyor. Mağaranın içinde ne işi olur? Mağaradan dünyaya yönelebiliyor. Hızır (a.s)’ın ekibi olduğu çok açık sarih anlaşılıyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Hızır (a.s)’ın özelliklerini mi taşıyorlar?

ADNAN OKTAR: Tabii yani oradaki üslup tam o Hızır (a.s)’a ait özellikler. Yani madde olmaktan çıkmışlar ruh haline girmişler. Zamanın dışına çıkmışlar ve mekân; zaman ve mekân oynaması var. O öyle bir mekândayken ne yapıyorlar? Hizmet ediyorlar. Ve bir bina yapılıyor üstlerine. Binayı iyi kim yapar? Duvarcı ustası yapar değil mi? Duvarcı ustalarıyla iç içeler. Birde mescit. Mescidi kim yapar? Tapınakçılar yapar. Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidini mesela tapınakçılar yaptılar. Yani Hızır (a.s)’ın talebeleri aynı zamanda. 

Bak diyorlar ki: Ayette diyor ki Kehf Suresi 10, şeytandan Allaha sığınırım; “O gençler mağaraya sığındıkları zaman” Hızır (a.s)’ın talebeleri gençlerden oluştuğu anlaşılıyor. “Rabbimiz” şeytandan Allah’a sığınırım; “Katından bize bir rahmet ver. İşimizden bize doğruyu kolaylaştır. Bizi başarılı kıl.” (Kehf Suresi 10) Ne işi olur mağaranın içinde? Mağara merkez olmak üzere eğer mekânın dışına çıkıyorsa tamamdır o zaman. Her yerde olursun. O zaman olur. “Böylelikle mağarada yıllar yılı kulaklarına vurduk. Derin bir uyku verdik.” (Kehf Suresi 11) Yani yüzlerce yıl. Nasıl olur bu? Beden olarak olmaz. Ruh olmaları gerekiyor. Yani istediklerinde demek ki beden olmaktan çıkıp ruh olabiliyorlar.  Bu Hızır (a.s)’a ait klasik özellik. “Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları sureyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık.”(Kehf Suresi 12) Demek ki bedenlenme de ruh haline gelme de Cenab-ı Allah’ın elinde. Zamanı gelince bedenleniyorlar. Uyandırma öyle olur. “Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.” Hadi ismi Cenab-ı Allah’ın Mehdi ismi 1996 yılını veriyor Ebcedi. “Onların kalpleri üzerine sabrı ve kararlılığı rabdetmiştik.” (Kehf Suresi 13) “Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir İlah olarak biz O’ndan başkasına kesinlikle tapmayız. Eğer tersini söyleyecek olursak andolsun gerçeğin dışına çıkarız.” (Kehf Suresi 14) Aynı Hz. Musa (a.s)’nın saraydaki gizli arkadaşının üslubu gibi. Değil mi? Hz. Musa (a.s)’nın sarayda gizli arkadaşı var ama devletin ödü kopuyor ondan. Ama Musa (a.s)’ya demediklerini bırakamıyorlar. Ama ona bir şey diyemiyorlar. Diyememelerinin de bir nedeni var. “Bunlar bizim kavmimiz. Ondan başkasını ilahlar edindiler onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi?  Öyleyse Allah’a karşı yalan uydurup iftira edenden daha zalim kimdir?” (Kehf Suresi 15)  “Madem” diyor bak içlerinden biri diyor ki “Mademki siz onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından kopup ayrıldınız.” Nasıl olur? Boyut ayrılması var. “O halde mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinle bolca miktar yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın.” (Kehf Suresi 16) Mağaranın içinde ne işi olur insanın? Nasıl yarar kolaylaştırılır? Mağarada hizmet ediyor. Hizmet etmesi için mekânın ve zamanın dışına çıkması lazım. Burada her ikisi de var. Görülüyor açıkça. “Görürsün ki güneş çıktığında mağaralarına sağ yandan yönelir. Battığında onları sol yönden keser, geçerdi.” Masonlukta aynısı var. Güneş sağdan geliyor soldan gidiyor. Aynısı vardır masonlukta. Mason töreninde de var bu. “Onlar onun mağaranın geniş boşluğun dalardı.” Yani ana orta kısım. “Bu Allah’ın ayetlerindendir.” Ayet ne demek? Allah’ın mucizesi delilleri ayet. “Allah kime hidayet verirse işte hidayet bulan odur.”  Yani Hz. Mehdi(a.s) hidayet bulan. Hidayete ermiş Hz. Mehdi (a.s) “kimi saptırırsa delalete düşürürse onun için asla doğru yolu gösterici bir veli bulamazsın.” (Kehf Suresi 17) Yani Deccalın velisi olmaz. “Sen onları uyanık sanırsın oysa onlar” ne haldeler? Yekaze halindeler. Yani madde olmaktan çıkmışlar. Maddeyle ruh arasındalar. Bak “sen onları uyanık sanırsın oysa onlar derin bir uykuda uyuşmuşlardır.” Uyuşmuşlardır değil de yani hareketsiz evet ruh halini almışlar. “Biz onları sağ yöne ve sol yöne çeviriyorduk.” Mason töreninde var bu. Sağ yana ve sol yana dönme var. “Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın geri dönüp onlardan kaçardın. Onlardan içini korku kaplardı.” (Kehf Suresi 18)  Mağaradaki görüntü korku verici tabii gören için. O normal zahir hükmü bunun. Görüntülerinde normal bir bayılma görüntüsü yok. Korku verecek bir görüntüleri var.  Ve tahsebu hum: ve onları sanırsın. Eykâzan:  uyanık. ve hum rukûdun: onlar uykudadır. ve nukallibu-hum: ve onları çeviririz, döndürürüz.  zâte el yemîni: sağ taraf. ve zâte eş şimâli. Tam yani masonlukta aynısı var. Ve sol taraf.  ve kelbu-hum: onların köpeği Bâsitun: uzatmıştır, uzatmış vaziyettedir. Zirâayhi: iki kol, ön ayakları hayvanlar için. Bu köpek bizim bildiğimiz bir köpek değil yalnız onu söyleyeyim. Yani bildiğimiz klasik hayvan köpek değil. Anlatımdan anlaşılıyor. Kuran’ın anlatımından anlaşılıyor. Bu kadar detay vermez Allah.

EBRU ALTAN: Canlı bir varlık mıdır?

ADNAN OKTAR: Şimdi biraz sonra anlatınca tam anlamış olacaksınız. Zirâayhi: iki kol, ön ayakları Bi: ile. el vesaîdi: mağaranın dış kısmı, giriş, avlu. levittala'te (lev ittala'te): muttali olsaydın, yakından görseydin. Aleyhim: onlara, onları. le velleyte: mutlaka geri dönerdin, sırtını dönerdin. Min hum: onlardan. Firâren: kaçarak. Hz. Musa (a.s) nasıl kaçtı? Sırtını dönüp kaçtı değil mi? Bak, aynısı olurdu diyor. Sırtınızı döner kaçardınız diyor. Aynı mantık. Firâren, firar kelimesinden geliyor. ve le muli'te: ve sen mutlaka dolardın. min-hum: onlardan. Ru'ben.  Ru'ben de Tevrat’ta geçen bir isimdir aynı zamanda. Korku ile korkarak. Balık, köpek aynı varlıklar yani inşaAllah. Bir öyle olur bir öyle olur inşaAllah. Burada Hz. Hızır (a.s)’ın bir toplantı yaptığını anlıyoruz. Biliyorsunuz Hızır (a.s) gerçi daha önce de söylemiştik kelpun. Kelp köpek şeklini alabiliyor. Detay onun için veriliyor. Balık şeklini alabiliyor. Kuş şeklini alır. Yani Kuran’da bir çok yerde o şekilde geçiyor. Çeşitli şekillerde geçer. Mesela koşarak gelen adam. Peygamberimiz (s.a.v.)’in mağarada saklandığında yanında olan kişi.

EBRU ALTAN: Firavun’un sarayındaki kişi demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet o işte. Koşarak gelen demin anlattığım o.

EBRU ALTAN: Hz. Yusuf (a.s)’ın yanında gömleğin yırtılmasıyla ilgili şahitlik yapan kişiyi de söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Her yerde karşımıza çıkıyor, sık sık, işte Hızır (a.s)’ı merak edenler bu tarzdadır. İki tane bina yapımı var, biri bir bina, biri de mescit. İkisi de duvarcı ustalarının yapabileceği güzellikler. Şimdi ben bunlara durduk yere Masonları anlatınca onlar da, buna onu kim anlattı mantığında oluyorlar. Bu sefer “otuz üç derecenin üstü varsa onu da sana verelim” diyorlar.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey İsrail’deki toplantı mağarada olan toplantı işari anlamda mı yapıyorlar?

ADNAN OKTAR: Yoo yapıyorlar ama o asıl toplantı o değil. Asıl mağarada yapılan toplantı o değil. O sembolik olanlardan, orada mağara çok, onların girdiği mağara çok, o onlardan bir tanesi sadece.

“Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık).” yani madde haline getirdik. “İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık."” İşte Hızır (a.s)’a da sorsan, ne kadar kaldın desen, “çok az kaldım” diyecek. Halbuki binlerce sene kalıyor ama zaman algısı böyle, beynindeki algı şekli o. “Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin;” yani koşer bir yiyecek olması gerekiyor, temiz. “Ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin." [Kehf Suresi, 19] Gizli ketumiyet ve gizlilik yani oradaki toplantı gizli olduğu için kimse bilmesin diyor. Son derece nezaketli ve nazik davransın, sakın sizi kimseye sezdirmesin, gizlilik esas. "Çünkü onlar üzerinize çıkıp gelirlerse, sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız." [Kehf Suresi, 20] Mesela Hızır (a.s)’ı yakalıyor, deccal aslında normal biri değil, ben onu pek detay olarak girmiyorum da, Bediüzzaman da onu demek istiyor, adamları titreten bir tip, metafizik özellikleri var, garip bir adam böyle hakim, etrafındakilere de hakim. Benim anladığım daha çok sihir manyetizma tarzında, istidraci harikalar gösteriyor yani halüsinasyon görüyor şahıslar. Onun için Hızır (a.s)’la karşılaşmasındaki olaylar onun bir gövde gösterisi şeklinde oluyor deccalın. Ama nasıl Firavun’un adamları Hz. Musa (a.s) karşılaştığında gerçek olduğunu anladığında adamlar düzeliyor ya, işte deccalın adamları da Hızır (a.s)’la karşılaştığında, Hızır (a.s)’ın gerçek olduğunu anlıyorlar. Yoksa deccalında öyle özellikleri var. Mesela o da ikiye bölünebilir deccal, yani öyle harika meydana gelebilir. Mesela üç, beş kişi olarak da görünebilir salonun içinde, doldurmuş olarak da görülebilir. Adam bakarsın otuz, kırk kişidir, gözüne öyle görünür halüsinasyon olarak öyle bir tip.

BEYZA BAYRAKTAR: Aklın ihtiyarını alır mı?

ADNAN OKTAR: Yok hipnozla bu çok rahat olur. Derin hipnoza girerse şahıs, kitle hipnozu oluyor. Mesela kalabalık geliyor, ben daha önce anlatmıştım size, rahmetli Zati Sungur vardı, Türkiye’de o gösteri yapardı, sinema salonu ağzına kadar dolu böyle, beyler, bayanlar diyor nasılsınız, iyiyiz falan diyorlar, bana bakıyorsunuz diyor, herkes beni görüyor diyor konuşuyor biraz o arada hepsi hipnoz oluyor haberleri yok. Konuşma yaptığı dönem içinde hipnoz oluyorlar, derin hipnoza giriyorlar, saatiniz kaç diyor hepsi bakıyor on iki diyorlar, emin misiniz diyor yanlış bakmış olabilirsiniz, bence saat üç bakın diyor, bakıyorlar hepsi üç, üç olarak gösteriyor hipnozun etkisiyle yani telkine açık oluyor, herhangi birine yapılsa hipnoz aynısı olur. Adama desen ki saatin kaç mesela saat on iki desen yok sen saat altı bak altı göreceksin desen altı görür o şekilde görür, derin hipnozla oluyor. Ama onlar sonra mesela farkına varmadan onları bir el hareketiyle falan açıyor bir anda, uyanıyorlar onu da fark edemiyorlar, biraz hani şey olmuş gibi, biraz içi geçmiş gibi falan hissediyorlar. “Böylece, Allah'ın va'dinin hak olduğunu” İslam’ın, Mehdiyet’in, kıyametin, “ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların üstüne bir bina inşa edin,” İşte bu olayın açıklaması, hiçbir mantığı yok, burada ikinci bir açıklaması yok yani Masonik’tir buradaki izah. Masonlar Kuran’dan almışlar öyle düşünün. “Rableri onları daha iyi bilir." Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise:” bak onların işlerine garip gelen yani bu özel bir ekip bu. Bak “"Üstlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler.” [Kehf Suresi, 21] Bu da yine Masonik bir işarettir, biri tapınak, biri bina ikisi de mimarlıkla ilgili. Bunu yapacak olanlar mimarlardır, her ikisini de. Mimar İngilizce’de işte Mason free Mason. “(Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: "Üç'tüler, onların dördüncüsü köpekleridir." Ve: "Beştiler, onların altıncısı köpekleridir" diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. "Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir" diyecekler.” Bak köpeğe ne kadar çok dikkat çektiriyor görüyor musunuz? Yoksa alelade bir şey, köpek orada durabilir, köpek kale alınacak bir şey değildir normalde. Allah bir fevkaladelik olduğu için köpeğe dikkat çekiyor. “De ki: "Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez."” Ancak Hızır (a.s)’la bağlantısı olanlar bilebiliyorlar. “Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.” [Kehf Suresi, 22] diyor, gizli olsun. Bu zaten Hızır (a.s)’ın talebelerinin ana özelliğidir bu gizlilik. “Hiç bir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme. [Kehf Suresi, 23] Ancak: "Allah dilerse" ( inşaAllah yapacağım de ).” [Kehf Suresi, 24] Bu da bir sırdır inşaAllah. İnşaAllah ve maşaAllah ahir zamana ait sırdır. Bir şifre kelimedir, bir parola gibidir, dünya hakimiyetinin işaretleri. “Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.” [Kehf Suresi, 25] bu üç yüz dokuz özellikle verilen bir sayı. Ama her şeyi biliyorsunuz hep zamanı gelince anlatıyorum değil mi? Daha önce hiç anlatmadım bunu.  “O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir.” Rabb’in gözü yani Allah her şeyi görmekte bunu biliyorsunuz onlar üçgen içinde gözle ifade ediyor. “Ne güzel işitmektedir” [Kehf Suresi, 26] yine işitme kulakta Masonik bir semboldür işitmeyi anlatmak için kullanıyorlar Masonlar. Anlıyoruz ki çok etkilenmişler Masonlar Kuran’dan. “Kuran’ın dışında bir şey okuma” diyor Cenab-ı Allah.

Hızır (a.s) bazen dul bir kadın olarak da görünüyor o şekilde de görünür, köpek olarak da görünür, daha önce söylemiştim. Taçlı kadın şeklinde Hızır (a.s) görüntüsü ara ara böyledir taçlı. Roma İmparatorluğu’nun kullandığı paralarda da bu simge vardır. Böyle yedi sivri ucu olan taç. Nerde var o? Özgürlük heykelinde var mı Amerika’da? Bakayım. Dünyayı aydınlatan ışık tutuyor sağ elinle. Roma devrinde paralarda da var. Onların kullandığı paradan bahsediliyor biliyorsunuz Kuran’da değil mi? Kehf ehlinin kullandığı para. Başka var mı öyle o tarz?

BÜLENT SEZGİN: Birkaç resim daha vardı Adnan Bey. 

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bu heykelin Türkiye’de yapıldığını biliyor musunuz?

Hızır (a.s) zaman zaman insanları imtihan eder, aynı Hz. Musa (a.s)’yı nasıl imtihan etti? İnsanlar farkına varmaz onu imtihan ettiğinin. Hem eğitir, hem imtihan eder. Eski Tevrat’ta ismi Filiz’dir Hızır (a.s)’ın, Filiz yeşil filiz yeni açmış filiz yani yeşil. “İşte adı filiz olan adam ve o durduğu yerden filizlenecek.” (Zekeriya 6/12.)                  

Bu heykelin, ilk tasarımı Osmanlı tarafından yapılmış, Osmanlı zamanında.  Sultan Abdülmecit zamanında olan bir çalışma. Heykelin ön ödemesini Frédéric Auguste Bartholdi’ye diye gönderiyor, ön ödemesi yapılıyor. Tarif ediliyor, elindeki meşalesi şunu bunu olayın gelişmesi böyle yani. Yani bir hikâyesi var, sonuçta başlangıç yeri bu.  

Musevi hahamlar Moşiyah’ın İsrail’in kuzeyinden geleceğini söylüyorlar. Yani İsrail’in dışından, kuzeyinde kim var? Türkiye var mesela.  Değil mi? İsrail’in kuzey bölgesinde yukardan gelecek diyor mesela. Buraya gelen hahamlar da onu biliyorlardı söylüyorlar. Ama asıl üstünde durdukları Roma diyorlar. Yani çok fazla onlardan gelen rivayet var. Moşiyah’ı, Roma’nın kapılarında arayın diyorlar, Roma İstanbul yani kapıları olan yer de burası.

Türkiye derken Osmanlı anlamında diyorum. Osmanlı yani heykelin imalat yeri burası değil de. Türkiye’den kastım Osmanlı’yı kastediyorum, Mısır’da yani yapılışı. Osmanlı sultanı ön ayak olduğu için Türkiye diyorum. Onlar da işin içinde olduğu anlaşılıyor.

Hisal isimli Şii eserde Hz. Rıza on iki imamlardan Rıza aleyhisselam şöyle rivayet ediyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet ederek “Bizim evladımız olan Mehdi zuhur ettiğinde Hızır da Mehdi ile birlikte olacaktır.”  Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor bunu. Başka bir rivayette “Allah zuhurundan önce onun Hızır’ın vesilesiyle kaim Mehdi’nin yalnızlığını giderir ve onun üzüntüsünü ünsiyete anlaşma ve dostluğa çevirir.” Mesela hapishanede yardımcı oluyor başka yerlerde yardımcı oluyor. Başı belaya girdiği yerlerde onun farkına varmayacağı şekilde çeşitli yerlerde insanlar görünümünde ona yardım ediyor ama Mehdi (a.s) farkına varmaz. Mesela bir yerde ne bileyim belki gardiyan görünümünde bir yerde bir doktor görünümünde olabilir. Bir yerde bir başka şekilde olabilir.  Bir yerde bir memur şeklinde olur farkına varmaz. (Kemaluddin cilt 2, sayfa 390, Bihar’ul Envar cilt 13, sayfa 293) “Seraç isminde ledün ilminin sultanı olan Hz. Hızır’ın Hz. Ali ile görüştüğünü kaydeder.” El Lüma sayfa 179). Hz. Ali (k.v)’nin şehadetinde Hz. Ali’nin namazını kılan bir kişi var halk diyor ki bu Hz. Ali (k.v) diyorlar. Alenen Hz. Ali (k.v) o kıldırdı diyorlar tıpkısının aynısı hâlbuki Hızır (a.s). Sonra kayboluyor, zaten halkın gördüğü de o, namaz kılırken o baktıklarında aynısı Hz. Ali (k.v)’nin aynısı.

“Hz. Hızır aleyhiselam her zaman Mağrip Denizi adalarında yaşayıp Rabbine ibadet ve zikirle meşgul oluyordu. Büyük Zülkarneyn’in devri olunca onun yanına varması Allah tarafından emredildi. Hemen kalkıp Zülkarneyn’in yanına gitti. Zülkarneyn bütün dünyayı kendi hâkimiyeti altına aldığında Hz. Hızır onunla beraberdi.” Yine hadise göre Nuh (a.s)’ın gemisine binenlerden biri de Hz. Hızır (a.s). “Selamın aleyküm diyor “ben de Müslümanım senin peygamberliğini kabul ediyorum. Ben de gelebilir miyim?” Diyor. Biniyor gemiye. Bilmiyorlar Hızır (a.s) olduğunu.

Hz. Musa (a.s), Hızır (a.s)’ı biliyorsunuz o balık olayında hemen anlıyor tamam diyor bizim kastettiğimiz buydu hemen gerisin geri dönelim diyor. Gittiğinde deniz sahilinde denizin hemen yakınında hemen deniz burada o yakınında yeşil bir yaygı üzerinde yani böyle ipek gibi yeşil seccade gibi bir yaygı üzerinde otururken buluyor Hızır (a.s)’ı hep yeşildir Hızır (a.s). Hadislerde İbn-i Hacer El İsabe birinci cilt 431’de Hz. Hızır (a.s)’ın deccalı yalanlaması için ömrünün uzatıldığı bildirilir. Rivayetlerde deccalın karşısına çıkacak kişinin Hz. Hızır olacağı bildirilir. (Nevile) Atı boz renkli, boz atlı Hızır diye geçiyor hep. Bak hep fotoğraflarında bir at üstünde görülür. Mesela o filmler uydurma değil. Zaten öyle yapılmaz o yapan öyle yapamaz. O doğru yani. Hızır (a.s) üstü başı perişan bir fakir görünümünde gelebiliyor. Dişi bir köpek şeklinde geliyor. İşte o Kehf’in. Hamile bir kadın şeklinde geliyor. Yaşlı bir dede kılığına girebiliyor.

Celal Bayar rahmetli biliyorsunuz masondu Vatikan’a mektup yazdı. Papa da güzel duvar ören birisiydi. Usta yani taşı koydu mu böyle jilet gibi güzel duvar yapan birisiydi. Celal Bayar idam edilmedi biliyorsunuz mektup üzerine. Vatikan’ın parasında da bu yedi ışık yedi kollu şamdana işaret eder aynı zamanda. Var mı o resim sizde? Yaklaştır. Evet.

(Yeşeya 17/1) Şam’la ilgili bildiri: Tevrat’ta, “Ahir zamanda Moşiyah devrinde, İşte Şam kent olmaktan çıkacak, bir enkaz yığınına dönecek.” Suriye’nin yerle bir olacağını Tevrat bildiriyor. Şam Suriye’nin tamamına verilen isim. Şam kentinin adı aslında Dımeşk’tir. Şam o bölgenin tamamına deniliyor. Yani Suriye bölgesine Şam denir olduğu gibi.  Şehir merkezine Dımeşk denir. Sonra oraya Şam denildi önceden doğrusu budur.

“Her kim Kehf Suresi’nin başından üç ayet okursa deccal’in fitnesinden korunmuş olur.” (Sünen-i Tirmizi 5/30) Yani deccali zaten halledecek olan zaten Hızır (a.s)’dır. Aynı zamanda Hızır (a.s)’dan bahsedildiği için bağlantılı olduğu için o ayete dikkat çekilmiş. Ama tabii bu kadarla değil bunun anlamı. “Çıkış şekli şöyle olacaktır ki, Moşiyah Mehdi kendisini belli etmeden önce tanınmayacaktır Yeşeya onun ortaya çıkışını tarif ederken kim olduğu babası annesi ailesi ve akrabaları tarafından bile bilinmeyecek” diyor Mehdi, Moşeyah. Akrabaları bilmez onun Mehdi (a.s) olduğunu diyor. “Çünkü şöyle söylenmiştir; Bir fidan gibi büyüdü” yeşil bir fidan gibi. Mehdi (a.s)’de Hızır (a.s) özellikleri olduğu için. “Kurak yerdeki kök gibi.” (Yeşeya 53/2 Rambam İnjuries Time all 4) (Yeşeya 60/20-22) “Artık güneşim batmayacak ayım çekilmeyecek çünkü Rab sonsuz ışığın olacak. Sona erecek yas günlerin.” Kimse yas tutmayacak. “Halkın hepsi doğru kişiler olacak. El emeğin görkemimi göstermek için diktiğim fidan” işte Mehdi, Moşeyah. Ama hep o yeşil bir fidana benzetilir. “Ülkeyi sonsuza dek mülk edinecek” yani dünyayı. “En küçük ailen bini bulacak sayıca en az olanı koca bir ulus olacak ben Rab zamanı gelince bunu hızlandıracağım.” (Yeşeya 60/1, 22)

Güneş tutulması, ayın çekilmesi onlara da dikkat çekilmiş. Mehdi (a.s)’nin çıkış alameti biliyorsun. “Sona erecek yas günlerin” diyor. Terör anarşi olmayacak, ağlayanlar olmayacak, yas tutanlar olmayacak. “Bütün gam ve zulumetler gidecek güneştir” diyor Mehdi (a.s) için. “İktidar ve siyaset sahibidir” diyor. “Mehdi muhtaç bulunduğu gücü yüce Allah’tan alacaktır. Onun adaleti bütün insanlar ve cinlere çare olacaktır.” Demek ki cinlerle de çok yoğun bir bağlantısı olacak.

Abdülmecid’in oğlu Sultan 5. Murad şehzadeliği yıllarında Abdülaziz ile Avrupa seyahati sırasında daha sonra İngiltere kralı olan, İngiltere veliahtı Galler Prensi 7. Edvard’ın teklifi ile duvarcı ustası oluyor. Mesela Şehzade Kemalettin Efendi 5. Murad’ın kardeşi, Şehzade Murad’ın kardeşi yine Nurettin Efendi. Abdülhamid’in damadı Gazi Osman Paşa da sanatçıydı, sanatçı bir insandı. Yine damat Ahmet Nami Bey, Abdülhamit’in damadı Şam valisiydi. O da öyle güzelliklerden hoşlanan gittiği yerlere güzel işte cami, bina efendim köprü yaptıran hayır hasenat sahibi birisiydi. Bu şahısların hepsi öyleydiler maşaAllah. Gittin mi hayır hasenat. Öyle güzel yollar, köprüler, duvarlar yapıyorlardı.

“Hocam dünyadayken Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Allah’ı gördüğü gibi Mehdi (a.s) da Allah’ı görecek mi?“ Dünya gözüyle olmaz, Allah güzel bir delikanlı şekliyle zuhur ediyor cennette. Ben hadislerde rastlamadım ama şu hadis var o olabilir, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ya “kalabalığın içinde bir ışık görüyorum çok parlak bir ışık bir nur görüyorum kim bu?” diyor, o Mehdi diyor Cenab-ı Allah, “Ben onu çok seviyorum onu sevenleri sev” diyor, “sevmeyenleri de sevme.” O hadise göre Peygamberimiz (s.a.v.) Allah’ı gördüğüne göre yani rüyet olarak tecelli olarak gördüğüne göre Mehdi (a.s)’nin de görmesi gerekiyor. Çünkü orada olduğuna göre herkes herkesi gördüğüne göre. Ama Mehdi (a.s) tabi bunu hatırlayamaz. Yani aklın ihtiyarı kalkar o zaman.

Mustafa Reşit Paşa’nın Sadrazam olması için sultana çok rica ettiler Abdülmecid, Sultan Abdülmecid. Bu aydın ve kültürlü, başarılı veziri sadrazam yaparsanız İngiltere imparatorluğu ile devleti âli arasında bütün anlaşmazlıklar kalkar şeklinde Lord Reading açıklama yaptı. Paşa iş başına gelir gelmez bütün vilayetlerde binaları düzgün bir şekilde yapmaya başladı. Her yere böyle güzel jilet gibi duvarları olan binalar yaptı. Her yere Osmanlı vilayetlerinin tamamında. Mustafa Reşit Paşa da bu işin öncüsüdür. Abdülmecit devrinde başladı olaylar.

İyi duvar yapmayı bilmek lazım. Taş getirin de hemen bir yontayım. Ama zor iş o ya. Duvarcı ustası olmak zor iş. Yontulmuş mikâp taşı getirirlerse onunla iyi yapabilirim duvar. Mala gerekiyor. Ne gerekiyor başka? Şakül, duvar düzgün mü değil mi bakacağız. İletki de gerekiyor. Gerekiyor oğlu gerekiyor. Çekiç gerekiyor. Kalem gerekiyor yontmak için. Önlük gerekiyor sıçramaması için taşın. Değil mi üst baş kirlenmemesi için bir önlük. Eldiven gerekiyor elin rahatsız olmaması için.

“Kala kailun” bir kişi söylüyor. Mesela “dediler” diyor ama şeyde yanlış yazmış Hoca. Kuran mealinde yanlış yazmış. “Kala kailun” dedi, diyen, söyleyen. Orada diyen bir kişi zaten. Sürekli imtihan ediyor onları. Soru soruyor cevap veriyor, soru soruyor cevap veriyorlar. Onları yöneten.

Abdülaziz Londra ziyaretinde para basılmıştı onun adına. Ön yüzünde Abdülaziz’in rahmetlinin resmi var, arka yüzünde de kralı karşılayan Roma cüppeli kadın heykeli var. Aynı bayan her yerde olayın içinde. Üstünde Roma cüppesi var.

“Hocam, masonlar neden duvarcı ustası oluyor? Duvar ustası olmayan yok mu? Duvar ustaları mimar mı oluyor?” diyor. Var da yani onlara genel olarak öyle deniyor. Ama geçmişte tabii hep Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidinin yapımında görev almışlar. Sarayın yapımında görev almışlar. Dehşetli ustalar. Yani acayip özellikleri var. O kaya vardı ya geçenlerde gösterdiğimiz yani felaket ağır yani.

BÜLENT SEZGİN: Yirmi metre boyunda.

ADNAN OKTAR: Yirmi metre boyunda evet. Taşınacak gibi bir şey değil yani.

Tayyip Hoca’ya böyle çılgınca ve şuursuzca da demeyeyim de hasmane tavır almanın âlemi yok. O da bizim evladımız, o da bizim insanımız. Bu vatanın evladı. Yani yazık, günah. Bu kadar hizmet ediyor. Şevkini kırmanın, onu üzmenin bir âlemi yok. Varsa eleştireceğin konu eleştirebilirsin. Ama bu kadar haşin üstüne gitmek yani çok acayip bir hareket. Bir de bu sevgisizlik kötü bir şey. Çok çok kötü yani. Yapmasınlar böyle.

“Canım Hocam, Osmanlı sancağının yeşil olmasının Hz. Hızır (a.s) ile bir bağlantısı var mıdır acaba?” Ama Osmanlı’da sırf yeşil sancak yok ki. Al sancak var. Ak sancak var. Yeşil sancak var. Üç sancak kullanıyor. Mehter takımının ekibinde de bu görülür.

İsa Mesih geldiğinde çok şefkatli, kan dökmeyecek İsa Mesih. Hz. Mehdi (a.s) gibidir. Zaten konu bitmiş oluyor yani Hz. Mehdi (a.s) meseleleri halletmiş oluyor İsa Mesih geldiğinde.

“Şam’daki fitne döneminde Doğu’daki krallar mahcup edilecek” diyor. “Sonra Araplar da mahcup edilecek.” El Rifai’de, hadis. “Kralların” diyor. “Küçük düşürülmesinin ardından öyle yıllar gelecek ki geçen bulutların üzerinde biriken bulutlara benzeyecek.” Ayette var ya “Üst üste yığılmış bir buluttur.” (Tur Suresi, 44) “Öyle ki bulutlar ayın ışığını bile kaplar da elini uzatan bir adam gece elini bile göremeyecek.” Ayette de var yine buna benzer. “Her yıl bir öncekinden daha zorlu geçecek. Bu on iki yıl sürecek.” (Seyit Rami El Rifai, 78. Sayfa.) 2011 yılında başlamıştı Arap Baharı. On iki yıl geçince 2023. 2023’te son buluyor olaylar. Demek ki Tayyip Hoca’nın verdiği bilgi de doğru. Şam’daki fitne döneminde doğudaki krallar aşağılanmış olacak. Sonra Araplar da aşağılanacak. Küçük düşürüyorlar, mahcup ediyorlar ya şu an. Hepsi için değil de tabii büyük bölümü için bu geçerli.

Tekirdağ Çorlu’da bu gece polis ekiplerinden kaçan, ardından terk edilmiş halde bulunan araçta kaleşnikof silah, çelik yelek, polis yelekleri ve çok sayıda çalıntı plaka ele geçirildi. Polisin kendini tanıtması çok önemli. Bakın adam mesela polis yeleğiyle geliyor. Onun için vatandaş nereden bilsin adamın polis olduğunu? Üstünde mesela polis yeleği bile olabiliyor. Onun için mutlaka polis kimliğini polisin göstermesi şart.

“Hocam, Allah “…eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım…” (İbrahim Suresi, 7) diyor ayetinde. Hocam, bu şükür nasıldır? Her nimet için ayrı ayrı şükür müdür? Ya da Allah için mücadele etmek de şükür müdür?” Hatice Şenlik. “Şükrederseniz” demek “çok samimi Müslüman olursanız” demektir. Yoksa adam esrar satar, kazanır şükreder. Fuhuş yapar şükreder. Zulüm yapar, silah satışı yapar, şükreder. Öyle değil. Kuran’a tam uymadır şükretmek, Allah’a şükretmek. Kuran’a tam uyarak samimi olmakla şükredilir.

“Araştırmacı ruhu olan gençlerin hiçbir şekilde din dikkatlerini çekmiyor” Mem. Çekmese gece yarısı bizi saat 02.00’de adam niye arasın? Demek ki en önemli gördükleri konu oluyor. Birinci dereceden önemli gördükleri konu oluyor. Yüzlerce ateist arkadaş arıyor. Demek ki çok hayati bir konu olarak görüyorlar.

“Şirk koşmakta olanlara dediler ki:” şeytandan Allah’a sığınırım. “Eğer Allah dileseydi, O'nun dışında hiç bir şeye kulluk etmezdik, biz de, atalarımız da; ve O'nsuz hiç bir şeyi haram kılmazdık...” (Nahl Suresi, 35) Hep vardır ya küfürde milleti suçlama. Mesela bir şey dersin; “niye bunu yaptın?” “İşte sen de bunu yaptın da ondan oldu” der. Hep karşısındakini suçlama. Onlar da işte Allah’ı suçluyorlar. En son dayandığı nokta o oluyor.

Mümin cihat heyecanıyla heyecanlıdır. Eğer bir atalet varsa bir insanın kalbinde, gaflet varsa bitkin ve lakayt olur. İçine kapalıdır. Çünkü onu din ilgilendirmiyordur. Allah korkusu ilgilendirmiyordur. Allah sevgisi ilgilendirmiyordur. Onun heyecanı yüzüne yansımaz. Ama mümin muttaki bir insanın Allah sevgisi, Allah korkusu yüzünde heyecan şeklinde belli eder, görülür, hissedilir. Ama ruhu çökmüş, içi çökmüş, kafası çökmüş bir insanda bunu görmek mümkün değildir. Çünkü Allah’la bağını kopardığı için gafildir. Gafil olduğu için de heyecanı yok olmuştur. Müminin heyecanı hiçbir şekilde bitmez. Mücadele heyecanı hiçbir şekilde bitmez. Sürekli ataktır. Her zaman. Mesela namaza kalktığında da çok canlıdır. İbadetlerinde de çok canlıdır. Tebliğinde de çok canlıdır. Yani Allah vermesin çok ciddi bir hastalığı yoksa mümine yakışacak bir durum olmaz bu. Bir hastalık alametidir.

BEYZA BAYRAKTAR: Siz iki saat uyuyorsunuz, bir saat uyuyorsunuz aşırı canlısınız ve saatlerce sohbet ediyorsunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çünkü Allah sevgisi insanda o ataleti sağlattırmaz. O gaflete müsaade etmez. Müslüman gafil olmaz yani. Her zaman atak, canlı ve dikkati açıktır. Gafil oldu mu bela her yerden insanı sarar. Allah esirgesin.

Dilan Maydalan, “Bu değirmenin suyu nereden geliyor?” Şu ufuk darlığını görüyor musun? Bak, başka cümle kuramıyor. Yüzlerce böyle kalıplaşmış kelimeler. Dikkat edin, yıllardan beri “bu değirmenin suyu nereden geliyor?” Başka konuşma bilmiyorlar. Ufukları çok dar. Kelime dağarcıkları çok az. Basında da biz bunu görüyoruz. Gençlerin arasında da bunu görüyoruz. Biraz ufkunuz geniş olsun. Biraz anlatımınız geniş olsun. Nereden geliyor? Allah’tan geliyor. Hz. Süleyman (a.s)’a nereden geldi? Resulullah (s.a.v.)’e nereden geldi? Bütün bu nimetlerin kaynağı Allah’tır. Cennette nimetler nereden geliyor müminlere? Allah’tan gelir.

“Hocam, Hz Hızır (a.s) iki bedende de olur mu?” diyor. İşte ortadan ikiye ayrılıyor. İki bedeni de canlı. Sonra birleşiyor, “gülerek karşısına gelir” diyor. Hızır (a.s)’ın öyle bir derdi olmaz.

“Selamun Aleyküm” Aleyküm Selam, “Nefesim, ruhum, canım üstadım, sevgi öğretmenimiz oldunuz, sizi çok ama çok seviyorum. Rabbim ahirette de bizi sizden ayırmasın, inşaAllah zümrüt gözlüm. Nurlu, gül kokulu ellerinizden öpüyorum” diyor, Melike Özbek. Demek ki çok sevgi dolu, maşaAllah.

Samet Seri, Samet bu vatana birçok delikanlı hizmet etmiştir. Adı sanı duyulmamıştır. Gizli kahramanlar olmuştur. Her zaman olur.

“Birçok gencin kelimesi hazinesi çok dar, hemen hepsi belirli kalıp cümlelerle konuşuyor. Geniş düşünemiyor sözüme karşılık Onur Yıldırım, “Darwinist eğitimin de etkisi olur mu?” Diyor. Tabii adam materyalist, ateist yetiştirirsen, maddeci yetiştirirsen ufku dar oluyor. Adamın dünyayla alakası kalmıyor. Ahirette de alakası kalmıyor. Adam kendini geliştirmek için hiçbir gerekçe göremiyor o zaman.

Bumin Alp, “Kuran’a tam uyduğunu söylüyorsun şimdi, nikahlın değilse kadın sesi bile haramdır.” Sen harama gidiyorsun diyor özetle. Kadının sesi bile haramdır diyor. Erkeğin sesi nasıl helal oluyor? Bak kendilerine hiç laf yok. Erkek de kadını etkiler, erkek sesi değil mi? O zaman o da yasak olması lazım. Mesela kadının güzelliği erkeği etkiliyor diyor, e tamam etkiliyorsa etkilenmemesi için erkeğe başörtüsü bağlarsın, gözlerini kapatır olur biter, bir etek giydirirsin her yeri kapalı rahat eder. Kadınlar da özgürce gezerler. Kendilerini uyanık zannediyorlar böyle, kadınları açmaza sokan bir üslup olmaz öyle şey.

Sevim Turgut, “İsa Mesih’in gelmesiyle ilgili Kuran’da böyle bir bilgi yok. Nerden çıkar böyle söylemler?” diyor. Peki sadece Hz. İsa (a.s) için Cenab-ı Allah ne diyor? O kıyamet için bir alamettir. Niye Hz. Muhammet (s.a.v.) için demiyor, niye Hz. Musa (a.s), İbrahim (a.s) için demiyor da sadece Hz. İsa (a.s) için diyor. O kıyamet için bir alamettir. Neden “sana uyanları kıyamete kadar dünyaya hakim edeceğim?” Diyor? Neden “sana Ehli Kitap’tan inanmayacak hiç kimse kalmayacak?” Diyor. Bak Peygamberimiz (s.a.v)’e denmemiş, İbrahim’e denmemiş, hiçbir peygambere söylenmemiş. “Ölmeden önce sana iman etmedik Ehli Kitap’tan hiçbir fert bırakmayacağım” diyor. Bir tek onun için.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Onu öldürmediler ve asmadılar. Şeytandan Allah’a sığınırım.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ma selebuhu diyor mesela asmadılar, ma kateluhu katletmediler, iki kere tekrarlıyor Allah.

“Masonlarla ilgili söylediklerinizi nerden biliyorsunuz?” Otuz üç derece olduğumuza göre müsaade et de bilelim. Daha üstüne yok yani, en yüksek derece. Masonlukla ilgili bütün kitaplar elimden geçti. Dünyadaki ünlü eserler de öyle.

İrem Kaya, “Ben yaz tatilinde Fethiye’de yazlığımıza gittiğimizde bikini mayo giyip denize giriyorum. Askılı tişört falan, şort giyiniyorum ama namazlarımı da kılıyorum insanlar bana “Ya namaz kıl, ya mayo giy, ikisi bir arada olmaz” diyor. Namazı bıraktırmaya çalışıyor alaycı konuşmalar yapıyorlar. O ortamlarda Allah’ı tamamen unuttukları için benim namazım onlara Allah’ı hatırlatmış oluyor. Bu da müthiş canlarını sıkıyor diye düşünüyorum. İlk defa sizden bu iki halimi birden Kuran’a göre bir arada olabileceğini duydum. İçimi sevinç kapladı, bu yaz inşaAllah arkadaşlarıma anlatmak istiyorum” diyor. Tabii ki olur.

“Her şey hayalse neden gerçek gibi yaşamaya çalışıyoruz?” Ufuk Kahraman. Gerçek gibi yaşamak, hayalde ne fark ediyor? Gerçekse ne fark ediyor? İkisi de yanı şey.

“Hocam, annem çok titiz, bizi bunaltıyor artık, annem mi normal yoksa ben mi?”

“İş ortamlarında çok bunalıyorum. İnsanlar çok acımasız, iş değiştirsem diğerleri de aynı. İç huzuru nasıl yakalayabilirim?” Diyor. Dicle.

“Etrafa baktığımızda birçok kadının yüzünde neşe ve yaşama zevkinin kalmadığını görüyoruz. Bu mu kadın hakları oluyor?” Sözüme karşılık olarak Elif, “Konuş be Adnan Hoca konuş” diyor.

“Hocam, kanser gibi hastalıklara yakalanan insanlar için tavsiyeniz neler?” Şule Barlan. İşte modern ilaçlar var tedavi etmeye gayret etsinler. Tedavi olmasa da hayır vardır, herkes ölüyor, herkes ölmeye geliyor buraya, geride kalanlar da kısa süre sonra başka bir nedenle gelirler. Hiç kimse burada kalmaz.

“Adnan Bey, oğlum sürekli hamburger, patates kızartması yiyor” diyor. Gökhan’ın annesi Nalan. Çocuğu da bitirmiş ya, patates kızartması güzel bir şey bir kere, hamburger de güzel bir şey çocuk ne yapsın?

“Beş kız arkadaşız, kız öğrenci yurdunda gizli gizli sizi izliyoruz Hocam,” diyor. “Çok sevgilerimi saygılarımızı iletiyoruz, belki biz de bir gün kedicik oluruz” diyor. Muazzez ve tayfası.

“Adnan Bey, çok az uyuduğunuzu söylediniz, bu enerjiyi nerden buluyorsunuz?” Atakan Sakarya. Allah verir tabii.

“Hocam, minibüs şoförleri yolda sürekli küfür edip kavga ediyorlar, sürekli stres ve öfke içindeler. İnsan canı taşıyorlar, daha sakin olmaları gerekir, onların eğitilmesi için bir duyuru yapabilir misiniz?” Tolga. Zaten işte anlattığın yeterli.

Yine Tekirdağ’dan kızlar “Yurttan şuan sizi izliyoruz” diyorlar maşaAllah. Ama bunlar gizli izlemiyormuş. MaşaAllah. Bunlar herhalde kıskanıyorlar beni anladığım kadarıyla.

“Hocam biz küçükken kadehlere vişne suyu doldurup şerefe yapardık. Bizi çok eleştirir kızarlardı. Bağnazlık çok ürkütücü bir şey. Sizi severek izliyoruz” diyor. Damla Pınarbaşı.

Öğrenciler çok izliyorlar bizi. Ankara’dan yine öğrenci yurdundan aramış “arkadaşlarla topluca sizi izliyoruz Hocam” diyor. Bazen kızlar dindar olduklarının belli olmasının istemiyorlar. Dinsiz oluyor yurtlar, komünistlerin kontrolünde falan oluyor, o zaman gizli izliyorlar fark ettirmek istemiyorlar.

“Cennete gidersek eğer Allah dünyada yaptığımız günahları bize hatırlatır mı?” Yok onu hatırlayamıyor insanlar, hiçbirini hatırlayamıyor.

“Bir insanın en çok sevilmek istemesi yanlış mı?” Cansu Altay. İster ama yani onu hak etmesi lazım ki istesin. Yani hem öyle bir özelliği olmayacak, hem de bunu isteyecek, olmaz. Ama hak ediyorsa tabii ki istemek hakkıdır.

“Adnan Hocam bir yayında Allah sevdiği kuluna çileyi verir demiştiniz, başka bir yayında da iman olunca bela gelmez demiştiniz. Açıklayabilir misiniz bunu? Anlamadım.” Rasim Öztürk. Hayır bela gelir de nimet şeklindedir yani mümin ondan rahatsız olmaz. Ben mesela her zaman söylüyorum hapishanedeyken, tımarhaneden bıraktılar hapishaneye geri döndüm. Geldiğimde rezalet böyle benim yatak yırtmış parçalamışlar, yorganlar dışa atılmış, yine saman balyaları falan var, yani böyle film gibi. Bir tane sarı bir ampul aşağıya sarkmış, orada bir amca var perişan böyle pijamasıyla, böyle Fellini’nin filmleri gibi. Sahne olduğu, Allah’ın özel yarattığı belli oluyor, ben gülmüştüm. Allah’ın özel yarattığını gördüğüm için, anladım. İmtihan için meydana getirilen bir görüntü o. Ama mümine etki etmez, öyle olumsuz bir şey  olmaz. Mesela tımarhaneye gittim ben bayağı rahattım yani.

Bumin Alp, “Müslüman’ın tek baş ucu kitabı Kuran’ı Kerim’dir ve Bediüzzaman dediğiniz zat Kuran ile yazdığı kitabı bir tutmuştur.” Olur mu öyle şey canım? Bediüzzaman söylüyor sadece tek kitap olarak Kuran’a uyduğunu, Kuran talebesi olarak zaten belirtiyor talebelerini. Kendisi için de ben bir Kuran talebesiyim diyor. Üstün tutması diye bir şey yok, Mesnevi’de var o.

Haydar Yüceloğlu, “Akıl kullanılmadığı yerde din vardır, dinin akla ihtiyacı yok, aklı olanın da dine.” Olur mu? Din zaten akılla anlaşılıyor. Akıllı insanlar dindar olur. Akıl olmadı mı adam dindar nasıl olsun? Kavrayamaz ki. Dinin derinliğini de göremez. “Dinin akla ihtiyacı yok” diyorsun, din zaten akılla yaşanıyor, nasıl ihtiyacı yok? Akılla yorumlanıyor. Allah diyor “dış alemde bedenlerinizde dışarda size ayetlerimi göstereceğim, siz de görüp tanıyacaksınız” diyor. Bu nasıl olur? Akılla olur. “Aklı olanın da dine.” Aklı oldu mu bir insanın zaten asıl onun dine ihtiyacı vardır. Dini anlar ve kavrar. Çünkü dinle akıl iç içedir. Hatta Einstein diyor ya “Dinsiz bilim adamı düşünemiyorum” yani mutlaka bilimle dinin iç içe olacağını söylüyor Einstein bile.

İBRAHİM AKMUGAN: Akılla zekayı çok birbirine karıştırıyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet zeka maymunda da olur zeka. Akıl ayrı bir şeydir. Bitkinin zekası insandan daha yüksek. Mesela balığın zekası daha yüksektir insanın zekasından.

Az evvel mayo giyip namaz kılmak isteyen kişiyle ilgili mesajı bizim yazdığımızı iddia ediyor bir kız Canan, “O mayo giyinip sonradan namaz kılan kediciğine selamlar. Yan odadan mesaj yazmayı bıraksın bir zahmet” Canan. Halbuki bu ciddi bir soru ve çok yaygın. Bizim bu anlatımımızdan sonra gerek futbolcularda, gerek sanatçılarda, gerek aydınlarda plajda namaz kılma çok yayıldı. Eskiden plajda namaz kılamıyorlardı. Eskiden unutuluyordu öyle bir şey. Yani plaj ortamında din hiç olmuyordu. Tahayyül dahi edilemiyordu öyle bir şey. Ama sonradan şuan aydınlar, gençler her yerde, plajlarda İslam’ı gürül gürül yaşıyorlar. Hem namazlarını kılıyorlar. Dolayısıyla yan odadan yazmaya gerek yok burada. Her yerde, her semtte, her memlekette bunu görebilirsin.

Einstein diyor ki; “Derin bir imana sahip olmayan gerçek bir bilim adamı düşünemiyorum. Bu durumu şöyle ifade edebiliriz; dinsiz bilim topaldır.” Mesela başka yine diğer bir sözünde; “Bilimle ciddi şekilde uğraşan herkes tabiat kanunlarında bir ruhun insanlardan daha üstün ruhun olduğuna ikna olur. Bu yüzden bilimle uğraşmak insanı dine götürür” diyor. Yine Einstein diyor ki; “Din duygusu ne zaman kaybolsa bilim ilhamı olmayan bir deneyciliğe dönüyor” diyor. Mesela bir şey yaparken, bir şeyi hesap ederken diyor ki o mükemmel bir yaratılışla yaratıldığı için şöyle olması gerekir diyor. Oradan o zaman bulabiliyorlar. Yani mutlaka yaratan olduğu için, yaratanın her şeyi mükemmel yaratacağı açık olduğu için, mesela yüzbinlerce ihtimalin içinde şu ihtimalin olması gerekir diyor bilim adamı. Oradan o formüle gittiğinde doğruyu buluyorlar. Yoksa o karmaşada boğulur giderler. Yani kaos kafasına göre bakacak olsa bilimsel hiçbir buluş yapılamıyor. Yaratıcı’ya göre hesap edildiğinde bulunabiliyor, bilimsel netice elde edilebiliyor.

“Dinin derinliği akılla anlaşılır. Din akılla yaşanır, dindar insanlar akıllı insanlar sözüne karşılık Med Men, Deli Hanım “Ateistler salak mı oluyor Hocam?” diyor. Yoo düşünemiyorlar. Niye salak olsunlar? Allah onlara nasip etmiyor, bulamıyorlar. O konuda düşünemiyorlar.

Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Bolivya’daki bir tuz gölünün fotoğraflarını göstereceğim. İsmi Salar De Uyuni. 12 bin kilometrelik alanıyla dünyanın en büyük tuz göllerinden birisi. Yağmur mevsiminde göl birkaç santimetre yüksekliğinde su ile doluyor ve göl dünyanın en büyük aynasına dönüşüyor, gökyüzünü yansıtıyor. Hiçbir dalga ve hareketin olmadığı bu uçsuz bucaksız suya bakanlar sanki gökyüzünü ve bulutları yere inmiş gibi görüyorlar.

ADNAN OKTAR: Ne güzelmiş, maşaAllah. Ee bu tuz böyle tükenmeden sürekli topluyorlar. Nasıl oluşuyor  acaba? Allah Allah. Çok güzel.

“Hocam sonra bırakırım günah olur diye namaza hiç başlamıyorum, vebalim nedir?” Sen başla, başla, hiçbir şey olmaz. Bak kardeşlerinin hepsi kılıyor namazlarını, sen de kıl.

“Hocam Türkiye’de Ergenekon’u ilk ortaya koyan sizsiniz. İlk anlatan da sizsiniz, ilk çözüm sunan da sizsiniz. Başka kim var ki? Ve size kurdukları tuzaklar da herkes tarafından biliniyor” diyor.

“Aslanım benim. Heybetini yaratan Allah’a kurban olurum senin. Sana hiç azalmayan çok derin sevgim var. Seni çok seviyorum. Allah aşkıyla sevdiğim” diyor. Şila yazmış.

“Az evvel yazımı okudunuz, artık ölsem de gam yemem” diyor.

Öyle bir espri olmaz canım, olur mu öyle şey? Çocukla ilgili, çocuğu hamburgerin arasına koymuşlar, öyle espri olur mu?

“Gereğinden fazla heyecanlanan insanlar için tavsiyeleriniz nelerdir?” Filiz. Hiç umursamasa hiçbir şey olmaz.

“Bir insana aşık olmak haram mıdır?” Pınar Sönmez. Allah rızası için tutkuyla, Allah’a imanından dolayı severek, Allah’ın tecellisi olarak seviyorsan o aşk güzel. Allah’a olan aşkınsa ama ete, kemiğe, neresine aşık olacaksın etin kemiğin?

“Hz. Muhammet (s.a.v.)’in görünüşünü herkes farklı anlatıyor, sizden duyduğuma inanırım Hocam, tarif eder misiniz?” diyor. İşte Peygamberimiz (s.a.v.) ortadan daha uzunca boylu, geniş omuzlu, pehlivandı Peygamberimiz (s.a.v.). Yani bildiğin pehlivandı. Yani ağır sıklet güreşçileriyle güreşebilecek şekilde çok kuvvetli, elleri irice, ayakları da iriceydi, omuzu geniş, siyah gözlü, parmakları uzun, ayak parmakları, el parmakları uzun ve zarif, ama güçlü pençeleri pazuları falan kuvvetli, siyah saçlı uzun dalgalı saçları hafif omuzlarına kadar geliyor. Gözleri simsiyah, kaşları yüksekçe, böyle hilal kaşlı, ortadan hafif çekme burunlu, doğan burunlu hafif, yani ortası biraz hafif kalkık. Ama önden de çekme burunlu, kibar böyle güzel bir burnu ar. İrice ağzı Peygamberimiz (s.a.v.)’in, dişleri bembeyaz, güldüğünde pırıl pırıl uzaktan parlıyor. Cildi pembe beyaz, sakallı siyah sakalı var, omuzu geniş, sırtında bir ben var Peygamberimiz (s.a.v.)’in şöyle parmak ucu kadar. Gerdek düğmesi kadar deniyor sırtında bir ben var, göğsü hafif tüylü, şöyle bir şerit şeklinde göğüs tüyleri var. Boynu cildi parlak böyle, yanakları, yüzü, cildi her yeri parlak. Müthiş güzel bir kokusu var, çok uzaktan bile hissediliyor. Çok keskin bakışlı, simsiyah gözleri beyazı da beyaz, çok keskin bakıyor, onun için bakanlar bakamıyorlar gözüne. Ancak işte şaka yapıyor, espri yapıyor öyle rahatlıyorlar, peygamberlik halleri olduğu için. Masum çocuksu bir yüzü vardı Peygamberimiz (s.a.v.)’in, çocuk masumluğu vardı. Böyle hızlı hareket eden, yani ağır hareket eden bir kişi değil, çevik, hareketleri çevik ama kahredici kuvveti. Yani o devrin ağır sıklet pehlivanı var işte başpehlivan “eğer beni yenirsen iman edeceğim” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) meydana davet ediyor. Adamı aldığıyla vuruyor sırt üstü, diyor ki “ben boş bulundum, ani oldu, onun için böyle oldu” diyor. Tamam diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “bir daha gel” diyor. Bir daha aldığıyla vuruyor. Ondan sonra diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e “doğru sen maşaAllah Peygambersin” diyor çünkü kahredici bir güç. Yenilen pehlivan güreşe doymaz derler biliyorsunuz.

Evet kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Deniz Altının Eşsiz Canlılarından Biri Denizatları

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü