Harun Yahya

Sohbetler (7 Mart 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

“Bu hadislerin doğruluğu ne malum?” diyor. Asalet 6. Şimdi doğruluğu ne malum? Kuran’a aynen uyuyorsa doğrudur. İki, aynısıyla çıktıysa ahir zamanla ilgili bir olay, milimi milimine doğru çıktıysa artık hadis sahih mi değil yani hadis sahihlikten çıkıyor doğrudan gerçek oluyor.

“Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s) zamanında” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “kalplerde münafıklık ve düşmanlık çok olacak.” Münafıklık yayılıyor, düşmanlık yayılıyor, ahir zamana has bir özellik. Niye? Çünkü küfür felsefesi çok amansız ve çok fazla çeşit ve çok fazla destekleniyor.

“Batıdaki insanlar ümmetimin içinde zayıf kişilere hakim olacaklar.” Bak bütün zayıf İslam ülkelerine hep hakim oldu batı, şu an görülüyor bu. İngiliz derin devleti başta olmak üzere. “İnsanların elinde Kuran çok olacak.” Hakikaten milyonlarca Kuran basılıyor, her yerde Kuran var. “Fakat Müslümanlar Kuran’la hüküm vermeyecekler.” Aynısı bak görüyorsunuz. Bir de bak, Kuran’ın çok olacağını söylemesi de bir mucize Peygamber (s.a.v.)’in. Çünkü kendi zamanında çok azdı Kuran. El yazması ne kadar olabilir? Çok az oluyor. Matbaaya alenen bir işaret var. “Her yer Kuran olacak” diyor. Seyit Rami El-Rufai, Ahir Zaman Alametleri, 142. sayfa. İbni El-Hac’dan alınmış.

Özel harekat ahir zamanın sahabeleri gibi onlar, Allah onlara özel bir yetenek vermiş. Allah kalplerine güç-kuvvet versin. Allah görüşlerini keskin etsin. Allah onları, askerimizi, polisimizi, jandarmayı, tüm güvenlik güçleri kolluk kuvveti kahpe kurşunlardan korusun. Allah kalplerine cesaret metanet versin. Hepsi kabadayı hepsi aslan. “Aralarından şehit olana üzülmezler” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) ahir zamanda. “Aralarına katılanlara da sevinmezler. Demek ki böyle bir mücahede olacak. Onlar Hz. Mehdi (a.s) askerleri, Hz. Mehdi (a.s) talebeleri. Küfre karşı, deccala karşı canlarını ortaya koyuyorlar. Allah yollarını açık etsin, kalplerini sürur ve neşeyle doldursun. Allah ayaklarına kuvvet versin, kafiri küffarı helak etsin. Allah kalplerine dehşet ve korku saçsın küfrün, küffarın, asker polis düşmanlarının. Allah her alanda başarılı kılsın askerimizi polisimizi. Helal olsun benim aslanlarıma, maşaAllah.

SEMİH MERİÇ: Hocam, bir röportajlarında “Bu birkaç çapulcuyla mücadele değil hak ve batılın mücadelesidir” diye açıklamalarda bulunmuşlardı özel harekatçılar.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, tabii deccalla mücadele ediyorlar. Onlar doğrudan Hz. Mehdi (a.s) askeri, Hz. Mehdi (a.s) talebesi. Bak diyor “aralarında çok fazla şehit olur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ama şehit olana üzülmezler” diyor “aralarına katılanlara da sevinmezler.” Çünkü haberleri de olmuyor bazen takviye askerler geliyor, değil mi fark etmiyor. Tam onlar için söylenmiş. Allah nurlarını artırsın, kalplerine ferahlık ve inşirah versin, kalplerine sıkıntı vermesin Allah. Devletimiz bu koçyiğitlerin gıdasına Allah rızası için çok özen göstersin. O kabadayıları aslanları iyi besleyelim. Ondan sonra harçlıkları da iyi olması lazım. Kabadayının cebinde parası olacak, inşaAllah.

“Öcalan’dan kurtuluş bekleyen varsa bu gençler mahvolmuş demektir” sözüme karşılık, Turabim Turabim “Bu ve bundan önceki AKP hükümeti Öcalan’ı kurtuluş olarak görüyordu. Ne çabuk sattınız adamı?” diyor. Satma yok ki, adamı almadık ki satalım. Hiç muhatap olmadığımız bir tip. AKP hükümeti de Tayyip Hoca iyi niyetle belki hani pislik yapmazlar, kan akmaz, olay çıkmaz diye kendince belki böyle bir yol denemek istemiş olabilir buna benzer. Yoksa öyle bir özelliği olduğundan değil. Şu an hükümetin politikası bayağı sağlam.

Özel harekat demek Mehdiyet’in ruhu demektir. Mehdiyet ruhuyla hareket eden aslanlar demektir. Gaib olan göremediğimiz Hz. Mehdi (a.s)’ın da talebeleri olmuş oluyorlar tabii, hepimiz biz de, onlar da, hükümet de herkes istesek de istemesek de bütün İslam alemi Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine göre Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi olmuş oluyor ahir zamanda, evet, istese de istemese de. Ben nasıl istesem de istemesem de talebesi oluyorum ki zaten istiyorum hükümet de öyle, diğer hükümetler de öyle istese de istemese de Mehdiyet’e talebe olmak durumunda oluyorlar. Kader öyle Allah öyle yaratmış. Mehdiyet; sevginin, Allah aşkının, Kuran’a teslimiyetin diğer adı.

Tayyip Hocam’ı bugün ağlattılar. Çok sevimli o. Bir hanım “Ömrümden alıp ona vermek isterdim” mi bir şey diyor ona benzer duygusallaşıyor. Bayağı sevimli, maşaAllah. Yazık yazık, o koçyiğide o kadar ıstırap vermek acı vermek günah. Bir insanın üstüne o kadar gidilmez, bir de başarısını kıskanmak ahlaksızlık olur. Başarısı olduğunda “maşaAllah” diyeceksin “Allah ne güzel yaratmış” değil mi? Haset gözüyle değil, elinden nimet gitsin gözüyle değil, Allah nimetini artırsın gözüyle olacak.

Ekonometri, “Hocam, hayatta yaşayan en sevdiğim insansınız maşaAllah Hocam” diyor.

Bir sevgi etiketi yapalım “Sevgi bayramdır” diyelim.

Abdullah Bin Emir Abbas El-Asr dedi ki: “Ahir zamanda Şam’daki fitne döneminde” yani Suriye Şam dediği o zamanki ismi Şam, yoksa Şam şehri değil Dımeşk’tir onun ismi, asıl ismi. Şam, Suriye’nin bütününe denir. Abdullah Bin Emir El-Asr dedi ki: “Şam’daki fitne döneminde imkanı olan insanlar gemilerle önden kaçacaklar. Geride daha zayıf insanlar kalacak. Onların gemileri olmaz, onlar daha küçük teknelerle denizi geçerler ve deniz üstlerine kapanır” diyor. Mucizeyi görüyor musun? 1400 yıllık hadis. (Seyit Rami El-Rufai, Kıyamet Alametleri kitabı, sayfa 198.)

“Hocam, Hz. Hızır (a.s)’ı Allah neden yaratmış olabilir? Müslümanların Hızır’ı var, Allah küfre de benzer bir varlık yaratmış mıdır? Hz. Hızır (a.s)’ı ahirette görecek miyiz Hocam? İyi programlar dilerim, inşaAllah.” Hakan-Meral Trabzon. Ahirette göreceğiz tabii. İşte şeytan var küfrün yardımcısı. İnsan şekline de giriyor, hayvan şekline de girer şeytan. Kedi-köpek şekline girer mesela şeytan, insan şekline de girer her türlü melaneti yapıyor. Cenab-ı Allah ona karşılık denge olarak da Hz. Hızır (a.s)’ı yaratmış. Ama bütün herkesin bildiği bir konu, heykellerde, resimlerde her yerde, eski Mısır’da her yerde biliniyor. Mesela ağzından böyle yeşil filizler saçılan insan olarak yeşil renkli bir insan olarak, bazen dul bir kadın görünümünde, Roma cübbesi giymiş bir kadın görünümünde. Hz. Hızır (a.s)’ın çeşitli görüntülerine ait heykeller her zaman tarih içinde kullanılmıştır.

İslamiyet’i değiştirmişler. Ama yani müthiş bir vuruş yapmışlar. İslam’ı yıkmak için öyle bir vuruş yapacaklarını hiç tahmin etmezdim. Çünkü İslam’ı yıkmak çok zor bir şey. Adamlar öyle bir vuruş yapmış ki İslam’ın ayakta kalması adeta mucize. Mesela namazı kılınamayacak hale getirmişler, abdesti alınamayacak hale getirmişler. Zekat da anlaşılacak gibi değil. Yok karısının altınının kırkta biri hesaplayamıyor adamlar onu da vermiyorlar. Sevgi gitti, dostluk kardeşlik gitti bu sistem sayesinde. Mesela velayet sistemini kaldırmışlar. Müslümanlar birbirinin velisi olmaktan geri çekildi, onu yıkmışlar. Müslüman alemini parçalamışlar mezheplere bölmüşler acayip bir yöntem. Mesela mezheplere bölüyor, bir de adam mezheplere bölündüğü için seviniyor. “Allah’a şükür Allah’a hamdolsun mezheplere ayrıldık” diyor. Mezhepler kendi içinde de bölünüyor ona da seviniyorlar. “Çok iyi oldu” diyor “rahmet var rahmet bölünmede” diyor “parçalanmada rahmet var” diyor. Hepsinin ağzında yani kendi elleriyle İslam’ı yaşanamayacak hale getirmişler. Mesela müzik çok güzel bir nimet, Allah’ın yarattığı bir nimet, müziği yasaklanmış. Allah Allah, insanın ruhunu ferahlatan güzel bir nimeti kökten kaldırmışsın. Resim, heykel ne kadar güzel süsler niye kaldırıyorsun? Evler bomboş, duvarlar bomboş. Mobilyayı yasaklamış “yerde oturalım” diyor “masada yemek yemek olmaz” diyor “çatalla yemek de olmaz” diyor “kaşık da olmaz” diyor. Hayır, elle de ye de ama çatal-kaşığa ne karışıyorsun? Mesela kadınların bakımlı olması, kadın bakımlı olmazsa erkeğe benzer çok acayip bir şey olur. Kadın bakımlı olmazsa ne olur? Çiçeğe bile bakmadığında çiçek bile mahvoluyor, kadın çiçektir bakmazsan mahvolur, bakılmazsa mahvolur, kendi kendine bakmazsa da mahvolur. Her şeyine özen göstermek lazım kadının. Ayrıca psikolojik yönden de korunması lazım kadının. Üzersen öldürürsün onu, korkutursan da öldürürsün, çöker o. Sıhhati gider, sağlığı gider, iştahı kapanır, uyuyamaz mahvedersin çok nazik bir varlık. Morali çöktü mü her şeyi gider, her türlü hastalığa yakalanabilir Allah esirgesin moral yönden çökerse. Çok özen gösterilmesi lazım. Hayır, özen de zevkli bir şey. Mesela insan bir çiçeğe baktı mı nasıl zevk alıyor, bir kadına bakmak da zevk verir. Mesela ona güzel kıyafet alıyorsun, giyecekler alıyorsun, dinlenmesini sağlıyorsun, spor yapmasını sağlıyorsun bunlar eğlendiricidir insana zevk verir. Bunları almışlar. Mesela kadınlar toplantısı yapılıyor, vücudu deforme olmuş kadınlar yüzlerce deforme olmuş kadınlar, hepsi gri bir görünümde, hepsinin başı bağlı ve aynı modelde bağlanmış, hiçbirinde neşe yok, sevinç yok. Adamlar onların ikinci sınıf insan olduklarını onlara anlatmışlar onlar da bunu iftiharla savunuyor “biz yarım insanız” diyor “kadın yarımdır” diyor iftiharla. “Erkek kadına soruyu sorar, kadının söylediğinin tam tersi yapılır.” Bak eziyete ve aşağılamaya bak. Ve bunu kadınlar bizzat kendileri savunuyor. “Kadın dışarı çıkmaz, telefonda konuşmaz, gülmez, fazla yemek yemesine müsaade etmemek lazım” diyor “enerji gelir dışarı çıkmaya kalkar” diyor. “Eğer sokağa bakıyorsa ev briketle örmeniz lazım” diyor.

“Babek Zencani’nin idam edilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz” diyor. Hadi dedikleri gibi suç bile işlese niçin idam olsun ki?

Abdurrahman Üvey, “Hocam, ben Kıbrısi Hazretleri’nin dergahına bağlıyım nurlu Hocam. Kıbrıs’ta yaşıyorum, değerli Hocamız Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri sizi çok severdi, sizden hep övgüyle bahsederdi. Bize ne tavsiye edersiniz, ne öğütlersiniz Hocam?” diyor “burada mı kalalım?” İşte Şeyh Mehmet Efendi ona vekaleten orada güzel hayırlı faaliyetler yapıyor. Doğru yoldasın güzel yoldasın, temiz insanlarla berabersin. Şeyh Mehmet Efendi güvenilir bir insandır, dürüst bir insan. Yahut Şeyh Ahmet Yasin Hocamız hepsi olur, hepsi tertemiz insanlar.

Allah’ı anmayanların, Allah’a uzak olanların kalbinde bir ajitasyon bir gerilim olur. Sebepsiz korku, delicesine bir heyecan mesela “nasılsın?” desen hoplar, Allah kalbine huzursuzluk verir. Allah’ı anmayanlarda olur bu, Allah’tan uzak olanlarda. Allah’ı anmaz ama bu tip insanlar kendini çok beğenir, kendini çok dürüst görür, çok vicdanlı görür haşa Allah’ı beğenmez yani Allah’ın vicdanını beğenmez, peygamberi beğenmez, imamı beğenmez öyle bir mantık içinde olur. Onun için çeşitli kusurlar bulur. Halbuki asıl hastalığı Allah’a imanının zayıf olmasıdır. Ama kendini çok beğendiği için hastalığı gelişir çünkü kendini eleştirmez. Başkalarını eleştirme üzerine kurulu olur sistemi. Yani etrafındaki gördüklerini eleştirir kendini eleştirmez hastalandığı için. Eleştiriye kapalı olması ruhunu daha da hastalandırır, daha da çökertir. Bu katlamalı gelişen bir durumdur. O zaman peygamberde kusur arar. Münafık ne yapıyor? “İyi has güzel insan, ben onun için canımı bile veririm peygamber için ama mesela bir savaş var” diyor “havanın sıcak olduğunu görüyor” diyor “bizi bu sıcak havada savaşa teşvik ediyor. Bu çok anormal bir hareket” diyor “yani bizi öldürmek mi istiyor?” diyor. “Bu sıcak havada güneş başımıza geçeceğini görüyor, hastalanacağımızı da görüyor bunu nasıl yapıyor ki?” diyor. “Benim o yüzden kalbim soğudu” diyor “bir süre ben gelmeyeyim peygamberden uzak durayım” diyor. Halbuki asıl derdi Allah’la, asıl Allah’a inanamıyor. O ruhundaki deli heyecanın, deli gerilimin sebebi o. Onu peygambere yansıtıyor, ama peygamberde de kusur bulamayınca kenardan köşeden bir şey bulmaya çalışır. Böyle kendince meşru bulduğu şeylerle uzaklaşır. Peki senin anormalliğinde peygamber senden uzaklaşıyor mu? Ne yapıyor? Seni düzeltiyor ikna ediyor, anlatıyor. Mesela dinsizken seni dindar hale getiriyor, senden uzak durmuyor. Ama sen peygamberde kusur bulup peygamberden uzaklaşıyorsun. Peygamber sen de kusur bulup senden uzaklaşması olsaydı sen zaten İslam’ı öğrenemezdin, değil mi? Peygamber seni şirk içindeyken buluyor, belki sapıksın, sapık olduğun halde sana yaklaşıyor, sana İslam’ı anlatıyor, Kuran’ı anlatıyor ve seni kurtarıyor, anormalliklerine rağmen sana İslam’ı anlatmaya devam ediyor. Bilemediğin, hikmetini bilemediğin birçok şey olabilir. Sıcakta “çık” der ama peygamberin bir bildiği vardır. Hadi diyelim öyle düşündün gel onu sen peygambere söyle. Dersin ki “ben bunu makul bulamadım efendim, sizin de bir bildiğiniz vardır ben hikmetini öğrenmek istiyorum” dersin. Ama uyuz köpek gibi kaçmanın alemi ne, değil mi? Bu çok haysiyetsizce bir hareket. Peygamber senden kaçmadığına göre senin peygamberden kaçman için bir neden yok. Hayır, varsa hatalı gördüğün, olabilir, peygamber zaten “ben kusursuzum” demiyor. Ne diyor? “İstişare edin” diyor Allah ayette. İstişare ne demek? Peygamber eleştiriyi kabul edecek demektir. Gel anlat “efendim” dersin mesela “öğleden sonra hava daha iyileşecek veyahut yarın daha iyi olacak öyle hissettim yarın olsa nasıl olur?” dersin. Suçlayarak uyuz köpek gibi kaçacağına, değil mi? Çünkü Allah’tan kaçmak istiyorsun sen asıl, dinden kaçmak istiyorsun, namazdan kaçmak istiyorsun, helallerden haramlardan kaçmak istiyorsun. Belki de ruhundaki sapıklığı rahat yapabilmek için kaçmak istiyorsun birçok sebebi olabilir. Belki hasedinden, peygamberin gücüne duyduğun hasetten olabilir. Peygamberin başarısına duyduğun haset olabilir. Mesela diyor ki “Savaşmayı bilmediğimiz halde bizi savaşa sürüklüyor.” Buradaki suçlama çok galiz. Çünkü orada ölürse peygamber öldürtmüş olacak, suçlayacak yani. Halbuki bunu konuşabilir, anlatabilir. Çok alçakça bir şey. Peygamber ne yapsın, illaki savaşılması gerekiyor öyle bir ortamda, nasıl bir yol izlesin? Ve bunun için kaçmana ne gerek var uyuz köpek gibi? Yanında durursun hikmetini öğrenirsin, yanlış gördüğün bir şey varsa konuşursun. Peygamber onu zaten düzeltebilir.

“İyi akşamlar Adnan Bey. Memleket bu durumdayken nasıl oluyor da dans edip eğleniyorsun? Allah’tan korkun biraz. Hiç olmazsa birkaç gün yas tutun. Ayıptır günahtır bu yaptığınız.” Serap Al, İzmir. “Birkaç gün yas.” Yas; eski Sümerlerin, Akadların, Hititlilerin, putperest kavimlerin, eski Mısır’ın uygulamasıdır, Kuran’la yasaklanmıştır. Kuran’da mebzul miktarda ayetle ve hadislerle yasaklanmıştır. Allah’a tevekküle zıt bir harekettir. Allah “tevekküllü olun” diyor. Yas ne demektir? Tevekkülün zıddıdır, haram bir eylem. Dolayısıyla İslam’a Kuran’a uygun olmayan bir şeyi tavsiye edersen olmaz.

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah’a sığınırım: “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Ali İmran Suresi / 139) Diye bildiriyor Yüce Allah.

ADNAN OKTAR: Evet.

GÖKALP BARLAN: Hocam, Yüce Allah şehitlik ve gazilik için ikisinin de bir güzellik olduğundan bahsediyor, yas tutacak bir şey olduğunda bahsetmiyor Hocam. 

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah’a sığınırım: “Onlar diridirler” diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Münafıkların dengesizliğinin nedeni Allah yolunda mücadelede kendilerini enayi gibi görüyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımları var, eşleri var ona da haset ediyor. Çünkü eşlerine karşı da kötü bakış açıları var, bir haset kafası var. Onun için Allah diyor ki “Perde arkasından konuşsunlar muhatap olmasınlar” diyor. O, hasedin ve tehlikenin büyüklüğünü gösteriyor. “Onlar da konuşurken mesafeli konuşsunlar” diyor “kalbinde hastalık olanlar tamah ederler” diyor ayette. Peygamber (s.a.v.)’in hanımları da tehlikede, kendisi de tehlikede ehli haset ve münafıklar yüzünden.

Münafıkların derdi, diyorlar ki “Biz gidip savaşıyoruz peygamber rahat.” İşte “karılarıyla beraber, ganimet geliyor, ganimetleri paylaşıyor, biz de burada boş yere öldürülüyoruz” diyorlar. Ayette söylüyor ya “boş yere öldürülmezdik” diyorlar. Allah için yapılan mücadeleyi onu boş yere olarak görüyor. Mesela o nöbet tutuyor Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında, onu enayilik gibi görüyor, mesela seriyelerle gidiyor onu da enayilik gibi görüyor. Halbuki ahmak, eninde sonunda zaten ölecek Allah’ın huzuruna gidecek. Onun bir ibadet olduğu da açık ve bir güzellik olduğu da açık, bir şeref olduğu da açık. Ama haysiyetsiz münafık takımı onu bir enayilik olarak görüyor. Mesela sınır boylarında nöbet tutmayı bir akılsızlık olarak görüyor. Ben de yiyip-içip gezeyim, eğleneyim falan. Ne yiyeceksin, ne içecek ne eğleneceksin? Asıl derdi Allah’la oluyor bunların. İlk terk ettikleri şey de namazdır. Yoksa menfaati olsa münafıkların, mesela Peygamberimiz (s.a.v.) onlara beşer kese, onar kese altın verse o sıcakta işte güneşte savaşa çıkmayı falan asla demez. “Savaşmayı bilseydik sizinle gelirdik” sözünü asla kullanmaz. Veya “Boş yere biz burada canımızı veriyoruz” diye asla konuşmazlar. On torba altın alacak o cinnet geçirir, acayip şevklenir.

Herhalde en çok bana yazıyordur ateistler. Yüzlerce yazı geliyor onlardan.

Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında Peygamberimiz (s.a.v.)’in gücünü çok kıskanıyorlardı. Kendileri erkek erkeğe eğilimindeydiler yani sapıktılar münafıklar. Fakat Peygamberimiz (s.a.v.)’in kadınlara muhabbeti, Hz. Ali (k.v)’in kadınlara muhabbeti, Hz. Hasan (r.a) ve Hz. Hüseyin (r.a)’ın kadınlara muhabbeti bunlara çok köklü bir kin oturtturdu kalplerine çok köklü. O tarihte ismi geçen münafıkların hepsi sapıktı, erkek erkeğe yaşayan tiplerdi.  Ama bu onlarda delice bir huzursuzluk da meydana getiriyordu. Yani durduğu yerde duramıyor, mescide giriyor orada terliyor, bunalıyor, oturuyor, kalkıyor, sağa dönüyor, sola dönüyor hasta. Yani vahiyle peygambere bildirilecek diye ödü kopuyor sapıklığının. Halbuki zaten mal ortada yani adamlar birlikteler, mescide kadın sokmuyorlar. Ve kadına nefretle ilgili putperest hadisleri uyduruyorlar. İşte “kadının sözünü dinleyin aksini yapın” ta o Mekke’deki münafıkların zamanından kalma uydurmalar onlar. Peygamber (s.a.v)’in böyle bir sözü yok. Onların kendi aralarında yaydıkları sözlerdi bunlar. Yani kendi kafasında o an imar ettikleri, kendi aralarında bir gelenek. “Kadınların işte sözüne güvenilmez, kadınlar ne derse tersini yapmak lazım” işte “evin varsa briketle ör, fazla yemek yedirme sonra azar başına bela olur.”

Münafıkların bir kısmı Medine’ye gelmişlerdi. Şehir, Medine büyükşehir biliyorsunuz, sıkıldılar orada manyak gibi böyle münafıklar. “Medine’de başımıza acılar geldi, buranın havası bize yaramadı biraz dışarı çıkalım. Biz açık alanların çöllerin insanlarıyız.” Gezecek yani. “Belki dışarının havası bize iyi gelir de iyileşiriz sonra yine döner-geliriz. Peygamberi de çok seviyoruz” diyor. Halbuki onun derdi dinle. Medine’deki dindar atmosfer onu rahatsız ediyor. Dini yaşamak istemiyor asıl derdi o. Diyorlar ve çıkıp gidiyorlar. 

Nisa Suresi 141’de de: “Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar” diyor yani izliyor. Bu çok manidar. Şu an nasıl yapar? Şu anda işte televizyondan internetten izler münafık. Mümin de tabii izler ama o ibadet kastıyla. Münafık, kendi ahlaksızlığı ortaya çıkar mı acaba diye izler. “Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar. Size Allah'tan bir fetih (zafer) gelirse: 'Sizinle birlikte değil miydik?' derler.” Çünkü hazırlığını yaptı ya. “Ama kafirlere bir pay düşerse: 'Size üstünlük sağlamadık mı, müminlerden size (gelecek tehlikeleri) önlemedik mi?' derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.” Yani münafıklara Allah imkan vermiyor.

Münafık makul bir şeyi anormal bir hale getirir. Ve bunu Müslümanların aleyhine kullanır. Mesela sıcak havada cihada çıkmak son derece normal. Çünkü zaten çöl iklimi orada, zaten sıcak olacak. Çünkü ticaret olduğunda çıkıyor. Cihatta niye çıkmıyorsun? Ama bir başka gözle bakıldığında haklı da görülebilir. Bir münafık halka bunu etkilemek amacıyla söylediğinde, halktan buna inananlar olur. Hakikaten hava sıcak çünkü. Hakikaten bir şey olacak der adam. Yani ortalı olan konuları münafık kullanır. Her tarafa çekilecek gibi olan konuları. Dürüstlüğünden değil, iyi niyetinden değil. Ahlaksızlığından. O dürüstlüğü aradığından değil. Çünkü farz edelim orada bir hata olmuş olsa bile, binlerce iyiliğin içinde bir tane hata olmuş oluyor. Müslümanları terk etmek için bu geçerli bir şey değil ki. Varsa hata, senin nasıl hatanı düzelttiyse daha önce Peygamber (s.a.v.), sen de o hatayı düzeltmeye çalışırsın en fazlası. Çekip gitmek niye? Çünkü sen Müslümanlardan, Kuran’dan uzak olmak istiyorsun. Peygamber (s.a.v.) sen küfür içindeyken senden çekip gitmiyor. Seni kazanmaya çalışıyor. Ki sen de hiçbir şey yok. Ne namaz var, ne oruç var, ne zekat var. Hiçbir şey yok. Küfrün ortasındasın, göbeğindesin. Seni oradan alıp çekiyor. Orada Peygamber (s.a.v.) senden çekilmiyor da sen niye Peygamber (s.a.v.)’den uzak durmak istiyorsun?

GÖKALP BARLAN: Göğüslerinde ulaşamayacakları bir büyüklükten bahsediliyor.

ADNAN OKTAR: Münafıklarda akıl almaz bir enaniyet vardır. Akıl almaz büyüklük. Bir emir altında olmak, Peygamber (s.a.v.)’in emrinin altında olmak onlara akıl almaz ağır gelir. Kendilerini onlar dürüstlük sembolü olarak görürler. Halbuki her türlü ahlaksızlık onların ruhunda olur. Bir kere asıl Müslümanlarla birlikte olmayı istemez. Bak, şeytanla beraber olmak istiyor. Müslümanlardan ayrılıyor. Hadi diyelim ki Peygamber (s.a.v.)’in oradaki sözü sana mantıklı gelmedi. Ama on binlerce, yüz binlerce sözü güzel oluyor da, bir tanesine aklın yatmıyorsa, bu İslam’ı, Müslümanları terk etmen için geçerli bir şey değil ki. Hayır, iki-üç tane noktaya da kafan yatmayabilir. Sen orada hayır, hikmet gözüyle bakmak durumundasın. On binlerce iyi yön varken, sen kendince açamadığın bazı kapılar yüzünden İslam’a sırtını dönmen olmaz. Hatta Bediüzzaman diyor; “Bir saray var. Yüz kapıdan giriliyor. Adam bir kapıdan giremez. Demek ki bu saraya girilemiyor der. Diğer kapılardan girmeyi denemeden döner gider” diyor. Münafığın kafası da bu. İşine gelen öyle olmuş oluyor. Ve kendini de haklı görmüş oluyor. “Bizi bu havada mücadeleye gönderecek. Ve bizi helak edecek” diyor. Eğer samimi olsa, varsa bile bir hata onu düzeltebilir. Çünkü o küfür içindeyken onu kurtarmamış mı Peygamber (s.a.v.)? Orada nihayetinde çok alelade bir durum var. Vazgeçebilir de Peygamber (s.a.v.), ikna da edebilirsin. Zaten Peygamber (s.a.v.) ben her şeyi biliyorum demiyor ki. İstişareye açıyor. Çoğu zaman da sahabenin sözünü dinliyor. O zaman sende bir anormallik var.

Münafıkların yalnız kalma isteklerinin bir tanesi de sapıklıklarıdır. Bir, ibadetleri bırakma, bir de sapık ilişkilerini uygulayabilmek. İki nedenlidir. Çünkü İslam’da helal olan her şey var. Bir tek sapıklık yapamıyor. Bir tek namazı bırakamıyor. Bunun iki şeye ihtiyacı oluyor o zaman. Bir, ibadetini bırakmaya ihtiyacı oluyor. Bir de sapıklığa ihtiyacı oluyor. Onu kazanmak için Müslümanlardan ayrılır. Yani o devrin münafıklarının yaptığı oydu. Mesela Dırar mescidi sırf erkek. Erkek erkeğe. Biz birbirimizi çok seviyoruz diyorlar. Hepsi mescitte sarılmışlar birbirlerine. O şekilde oturuyorlar. Bak görüyorsun muhabbetimizi diyorlar. Kadına sarılır gibi o adamlar sıra sıra, Dırar mescidinin özelliği bu. Kadına adım attırmıyorlar. Kadın aleyhine yoğun propaganda var. O yoğun propaganda da oluşan izahlar şu an hadis olarak gelenler. O devrin münafıklarının aktardığı bilgiler. Peygamberimiz (s.a.v.) baş edemedi bunlarla. Yani baş etmek isterdi ama çok kalabalık. Dokuz yüz kişilik ordu var, üç yüz tane münafık var. Ne yapsın? İdare etti. Sonra bunlar Hz. Hasan (r.a)’ı, Hz. Hüseyin (r.a), Ali (r.a)’ı, Ömer (r.a)’ı, Osman (r.a)’ı, hepsini şehit ettiler. Ve kendi kafalarını geliştirdiler. Ve şu ana kadar da devam ettirdiler. Bütün hurafelerini uygulattılar.

BÜLENT SEZGİN: Allah Kuran’da, ayette; “Kalplerinde kayma olanların, münafıkların, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlar yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet, yani kendine göre yorumluyor. Çeşitli şekillerde yorumluyor.

MERVE TEZEL: Adnan Bey, Müslümanların yanından ayrılmadan önce gittiklerinde mutlaka ibadetlerine devam edeceklerini söylüyorlar. Ama o şekilde olmuyor değil mi?

ADNAN OKTAR: Gider gitmez bırakırlar ibadetlerini. Zaten en rahatsız oldukları konu odur. İki şeye özlem duyuyorlar. Bir, namazı bırakmaya bir de sapıklığa. Sırf bunun içindir, münafıkların o devirdeki tavırları. Üsluplarına bakarsanız, o devri de inceleyecek olursanız, kadınlara karşı müthiş enaniyetliydiler, o devrin münafıkları. Acayip azametli.

GÖKALP BARLAN: Muhalefetleri Kuran’da ayette belirtiliyor Adnan Bey. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Kim kendisine dosdoğru yol apaçık belli olduktan sonra elçiye muhalefet ederse ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız” (Nisâ Suresi 115) diye buyuruyor Yüce Rabbimiz.

ADNAN OKTAR: Münafıklarda karizma merakı vardır. O pis bedenleriyle, o iğrenç bedenleriyle çok ahmakça ve delice bir enaniyet içindedir. Kendini dünyanın en dürüst, en efendi, en akıllı, en namuslu insanı olarak görür. Etrafında kusur aramaya kalkar. Ve bu da ahmakçadır aslında. İslam’ı, Kuran’ı terk etmenin bir alçaklık olduğunu görmez. Kendi münafıklığını bir dürüstlük olarak görür. Sen Allah’a isyan ediyorsun, Müslümanlara hıyanet ediyorsun, Allah’ın Kitabı’na hıyanet ediyorsun, ahlaksız, haysiyetsiz herif. Senin namustan, terbiyeden, adaptan, edepten bahsedecek halin var mı? Allah’a karşı hainsin, alçak. Oturmuş, Peygamber (s.a.v.)’i eleştiriyorlar, o devrin münafıkları. Azdı diyorlar, Peygamber (s.a.v.)’e. Sizin gibi erkeklerle ilişkiye giren adama ne denir? Alçak herif, sen asıl onun peşinde ol. Peygamber (s.a.v.) helaliyle hanımlarıyla ilişkiye giriyor. Gayet de güzel. Niye azsın? Allah güç, kuvvet vermiş. Helal olsun dedeme. Allah cennette daha da fazlasını nasip etsin.

OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Allah; “O, azmadı, sapmadı” diyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.

Burak; “Hocam ben iş yerinde nezaketli, sadık, vefalı, dürüst, samimi olmaya çalışıyorum. Ama çevredeki insanlar tam aksi bir tavır gösteriyor. Bu da kendimi saf gibi hissetmeme neden oluyor. Ne yapmam gerekir?” Şimdi, eğer etrafındaki küfür içindeyse, sen İslam’ı onlar içinde yaşıyorsan, Kuran’a göre akılcı bir model geliştirmen gerekiyor. Yani sen Müslümanlara gösterilmesi gereken tavrı oturup da küfre gösterirsen, değil mi? Mesela adamlara zekat verirsen, yardımcı olursan, destek olursan, konuşmalarını doğru bulduğunu söylersen, onlara her yönde yardımcı olacak bir ruh içinde olursan, bu Kuran’a uygun olmaz. Sen müminleri dost ve veli edinmek durumundasın. Onlara da savaş açmak durumunda değilsin. Ama onlara karşı daha dikkatli daha akılcı tavır göstermek durumundasın. Çünkü vefaya önem vermeyen adama vefa gösteriyorsun. Sadakate önem vermeyen adama sadakat gösteriyorsun. Yalancı adama doğru davranmaya çalışıyorsun. Adam seni her yönden ezer o zaman. Senin orada çok dikkatli, itinalı davranman gerekir. Dürüst insanlar içinde yaşamak ayrıdır, o tarzda bir yaşama ayrıdır.

Eğer hakikaten gaflet gözüyle bakarsa bir adam, savaşı bilmeyen bir adamı savaşa göndermek, bile bile onu ölüme göndermek gibidir. Bak, Peygamber (s.a.v.)’e yapacakları suçlamayı görüyor musun? Halbuki temiz bir kalple bakarsan burada hayır olduğu belli. Bunun tartışılacak bir yönü de yok, konuşulacak bir yönü de yok. Çok sarih. Ama iblis gibi şeytani bakarsa adam tabii ki şeytani görecektir.

Münafığın gittiğinde ilk yaptığı şey, bir, sapık ilişkiye girmektir. İkincisi de hemen namazı bırakmaktır. O devirde yaptıkları buydu. Yani hep erkeklere hayrandılar onlar. Birbirlerine hayrandılar. Bir erkek toplumu oluşturmuşlardı. Dırar mescidinin konumundan belli zaten. Bahçesine bile kadın yanaşamıyor. Nefret ediyorlar. “Kadın geçerse namaz bozulur. Mescidin çevresinden bile kadın geçmeyecek” diyorlar. Aşağılamak için de diyorlar ki; “Domuz ve Yahudi de buna dahil.” Yahudi nefreti de o zaman gelişmiş. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.) Musevilerin altına cübbesini serip, oturtturuyor. Ama o zaman müşrikler acayip nefret ediyorlardı, Musevilerden. Hristiyanlardan da acayip nefret ediyorlardı. Allah’a inandıkları için nefret ediyorlardı. Çünkü kendileri de direkt Allah’a düşmandı münafıkların. Münafık onun için Hristiyan, Musevi’den de hoşlanmaz. Sırf Müslüman değil. Ama onlardan tabii kendi münafıklığına yardımcı olan böyle onun kafasında olan olursa tabii onları ister.

Müminler tahir, temiz oluyor. Mesela münafıklar son derece pistirler. Anlaşılır. Deli ve şizofren bir görünümleri var. Gergin, hastalıklı, korkak, aşırı heyecanlı, paniğe çok açık. Allah bunların ruhuna hiç huzur vermez. Çok deli ruhludurlar. Deli bir gerilim içindedirler. Saçları, vücutları her yeri pis olur. Allah onlara; ancak bir pisliktir diyor Allah ayette. Etleri de pis olur. Her şeyleri pis olur. Müminlerin eti temiz oluyor. Allah onu ayette söylüyor. “Derilerinin yumuşama vakti gelmedi mi?” diyor ya.

“Kadına özen göstermek zevkli bir şeydir. Bir çiçeğe özen gösterip bakmak nasıl zevkliyse, kadını mutlu etmek de öyle zevklidir.” Şimdi ama bu tabii her kadına böyle davranılacak, her kadına saygı duyulacak diye bir şey yok. Allah mümin kadın için bunu söylüyor. Yoksa senin dinine saldırıyorsa, İslam’a saldırıyorsa, Allah’ı inkar ediyorsa, Allah onları veli edinmeyin diyor. Edinirsen, küfre girersin. Adam senin dinine saldıracak, sen adama her türlü imkanı sağlayacaksın, destekleyeceksin, sevgi göstereceksin. O senin dinine daha da saldıracak. Sen onu daha da destekleyeceksin. Bu bir ahmaklık olur. Kuran bunu yasaklamış. Böyle bir şey yok. İsterse kendi ailesinden olsun. Kızı olabilir, annesi olabilir, babası olabilir, yakını olabilir, kardeşi olabilir. Hiç fark etmez. Küfür içindeyse velayet olmaz. Olur mu? Onun dinine kudurmuş gibi saldıracak, İslam’a saldıracak, inançlarına saldıracak. O da onu bütün gücüyle destekleyecek. Bu nerede görülmüş böyle bir şey?

Tayyip Hocam mesela bugünkü konuşmasında, bir ilk bu. İyi oldu bu. Başı açık hanımları da övüyor. Başı açıkları da, dekolte hanımları da, hepsini övecek. Ama Tayyip Hoca’ya, kılına dokundurtmayız onu söyleyeyim. Onu unutsunlar. Böyle yerin altında olanlar, yerin üstünde olanlar, görünenler, görünmeyenler. Yani akıllı olsunlar. Kanunla, hukukla gereğini yaparız. Akıllarını başlarına alacaklar. Yani seyretmeyiz. Kanunla, hukukla gereğini yaparız.

Ya hayret İslam’ı böyle cehennem gibi zor yaşanan yani her yönden insanı boğan bir hale getirmişler. Böyle bir din yok, niye bunu yaptınız? Böyle bir şey yok. Normal yaşayacağımız gibiydi din. Siz boğdunuz boş yere berbat ettiniz ortalığı. Müziği niye kaldırıyorsun kardeşim? Resmi niye kaldırıyorsun? Eğlenmeyi, kadınların giyinmesini, kadınların hürriyetini niye kaldırıyorsun? Nerden çıkarıyorsun, böyle bir şey yok. Bak geçen gün çıktılar televizyona ya diyor, “eğer Kuran’a uyarsak her şey helal kardeşim” diyor. Daha ne istiyorsun, her şey helalse tamam her şey helal olsun ne korkuyorsun? “Öyle din olmaz ki” diyor. “İbadetlerde çok kolay oluyor o zaman” diyor. Ya kolay olsun. Allah’ın dininin niye değiştiriyorsun kardeşim? Niye cehenneme çeviriyorsun İslam’ı? Mahvettin görmüyor musun? Suriye, Irak, Pakistan her yerden ezim ezim eziliyor Müslümanlar. Allah’tan korkmuyor musunuz? Şirk koşmuş oluyorsun. İslam dinini cehennem dini gibi gösteriyorsun. Cehennem gibi bir hayat olarak gösteriyorsun, yapma, etme. İslam’a en büyük vuruşu sen yapıyorsun, bu yaptığın vuruşla zaten İslam yeryüzünden yok olur Allah esirgesin, mahvedersin. Büyük fedakarlık yaptıklarını zannediyorlar. Bu eziyet ettiklerinde kendilerine Allah’ın beğeneceği bir şey yaptıklarını zannediyorlar. Sen kendine ve etrafına eziyet ettikçe Allah’ın beğenmeyeceği bir şeyi yapmış oluyorsun. “Allah sizin azabınızla ne yapsın?” Diyor, Allah. Allah senin niye acı çekmeni istesin? Niye müzik dinlemeni istemesin Allah senin? İstediğin gibi meyvelerde ye, deniz ürünlerini de ye bir şey yok, iş çıkarma kendine. Müzik aç sonuna kadar dinle bir şey olmaz. Sen sadece helale harama dikkat edeceksin. Namazlarını kılacaksın, sevgi dolu olacaksın, dürüst olacaksın, cömert olacaksın, vefalı sadık olacaksın, güzel konuşacaksın, can yakmayacaksın bu kadar. Kuran’daki bir avuç helale, harama dikkat edeceksin, helaller bir avuç değil, helallerin sonu yok. Bir avuç haram var. Tayyip Hoca da bunun farkında ama şimdi ne yapsın? Oyların büyük bölümü gelenekçi Ortodoks kesimden geliyor. Onları da kızdırmaya da gelmez, bir anda mesela yeni bir parti kurar birileri o tarafa da dönebilirler daha gelenekçi, daha Ortodoks gösterir ama Allah yardım ediyor Tayyip Hoca’ya. İyi niyetli, birde bayağı çalışkan oradan oraya gidiyor, oradan oraya gidiyor başkası olsa haşatı çıkar. Afrika falan atmosferi ortamı iklimi çok değişik, insan ne olur orada ben düşünemiyorum.        

GÖKALP BARLAN: “Türettikleri ruhbanlığı bidatları biz onları Kitap’ta yazmadık” diyor. “Allah’ın rızasını aramak için çıkardılar ama gerektiği gibi uymadılar” diyor. inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yazık ya gelenekçilere bambaşka,  vücutlarının şekli de bozuluyor, böyle bir garip görünüm mesela Mısır’da da öyle oldu. İktidara geldiler böyle kilolu kahverengi bir görünümde adamlar, elbiseler falan her yeri koyu kahverengi ve gri adamların yüzünde muazzam bir ağırlık var. Hepsi kilolu, hepsi bitkin, hepsi sinirli, hepsi Musevi karşıtı, Hristiyan karşıtı veyahut büyük bölümü diyelim, müzik yok, resim yok, heykel yok, eğlence yok, kalite yok, sanat yok, yok oğlu yok. Sadece eziyet var, kadınların ırzına geçiliyor yüzde yetmiş-seksen tecavüz vakaları var, bak kadınların hepsi kapalı yüzde yetmiş-seksen tecavüz var. Korkunç bir oran mesela Türkiye’de öyle bir şey yok. Türkiye’de yüzde bir bile değildir binde birdir en fazla yahut on binde birdir tecavüz vakası. Bak orada yüzde yetmiş-seksen Mısır’da tecavüz. Bütün kadınlara tecavüz ediyorlar adeta. Her sokağa çıkan kadına tecavüz ediyorlar gayet normal görüyorlar.

OKTAR BABUNA: Siz hep söylüyorsunuz Arabistan gibi ülkelerde cinsi sapıklık oranı da çok yüksek oluyor bu yüzden.

ADNAN OKTAR: Münafıklardan kalma bir gelenek o cinsi sapıklık yani ta Dırar mescidinden kalma bir sapıklık. Şimdi de münafıklara bakın hep cinsi sapıktır, kökeninde bu yatar. Kurcalayın bakın yüzde doksan dokuz değil, yüzde yüz sapıktır münafıklar. Çünkü şeytan ruhu oluyor, o öyle olunca, öyle oluyorlar.

KARTAL GÖKTAN: Kahire’nin resmini gösterebilir miyim?   

ADNAN OKTAR: Görüyor musun Kahire’nin halini? Allah diyor ki: “Bu tip şehirlerden kavruktan başka bir şey çıkmaz” diyor. Allah’ın anılmadığı yerlerde. Ya kardeşim hiç Müslüman şehrine benziyor mu? Yemyeşil olması lazım.

SEMİH MERİÇ: “Güzel şehrin bitkisi Allah’ın izniyle çıkar” diyor inşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Hem de bitkisi, öbür şehirlerde kavruk çıkar bitki olmaz diyor Allah. Çünkü bitki de Allah’ın emrinde, bitki Allah’ın anılmadığı yerde, şirk olan yerde yaşayamıyor.

KARTAL GÖKTAN: Bir de Adnan Bey, Mısır’ın bir semtinde Çevreyi İyileştirme ve Güzelleştirme Müdürlüğü’nün resmi var.

ADNAN OKTAR: Mısır’da Çevreyi İyileştirme ve Güzelleştirme Müdürlüğü, belli oluyor bakar bakmaz, en hafifinden böyle.      

Sara, “Hocam bir sorum var. Niye Cumhurbaşkanını destekliyorsunuz?” diyor. Özetle. Napayım ezdireyim mi, seyir mi edeyim? Amerika bir yandan sıkıştırıyor. Rusya bir yandan sıkıştırıyor. İngiliz derin devleti bir yandan sıkıştırıyor. Dikey, yatay, uçay, kaçay. Biz de burada seyredeceğiz. Yanlış yönlerini de eleştiririm ama pislik yaptırtmam. İtlik yaptırtmam. Oyun oynattırmam. Tuzak kurdurtmam. Teşkilata getirttirmem. Demokratik mücadele yapıyorsanız yapın. O baş üstüne. Ama demokratik yönden bileğini bükemeyeceksin, çakallıkla bileğini bükmeye kalkacaksın o bileğini kırarım o zaman. Kanunla, hukukla. Demokrasi ile gel elini öpeyim. Benim demokratik mücadeleye bir şey dediğim yok. Ama çakallık yaptırmam oyun oynayamazsın. O zaman onun sonu gelmez. Bugün ona yapacaksın ertesi gün başkasına yapacaksın. O zaman senin pisliğini kabulden başka yol kalmıyor. Ben Sara için söylemiyorum. Genel mantık olarak söylüyorum.

“Hocam şu taverna görüntülerinden birinde bende çıkacağım diye ödüm kopuyor. Ancak düzeltebildik karizmayı. Gerisin geri gitmeyelim Hocam” diyor.

Mesela bak hanımlar rahatlar adamlara batıyor. Acayip rahatsız oluyorlar. Acı çekmelerini istiyorlar çirkin olmalarını istiyorlar. Bakımsız olmalarını istiyorlar. Huzursuz yaşamalarını istiyorlar. Müzik dinlemeyecek, neşelenmeyecek, güzel giyinmeyecek, huzurlu yaşamayacak. Kendi de huzurlu yaşamayacak. Her şey berbat olacak. Bu ne diyorsun? Bu takva, İslam diyor.

“Ateistin etinin kestiği yenmez.” Yenmez tabii. Bunda alınacak ne var yani? İnanmıyor. Allah diyor ki Allah’ın adı anılarak kesilen diyor. Allah’ı kabul etmiyorum diyor. Öyle olur mu? Olmaz tabii ki. Bizim ona saygımızı ortadan kaldırmaz ki. Adam mesela ateistle evlenmez. Ateist de dindarla evlenmez. Özgürlük bu yani. Mesela Hristiyan Hristiyan ile evleniyor bu suç mu? Mecbur mu adam böyle olmaya yani. Onun inancına biz saygı duyacağız, o da bizim inancımıza saygı duyacak. Ateist mesela Allah’ın adı anılmadan kesilen eti yemek isteyebilir. Biz de ona saygı duyarız. Niye bu eti yiyorsun der miyiz biz ona? Adam der ki ben Allah’ın adını anmadan keseceğim arkadaş onu yiyeceğim der. Biz ona da saygı duyarız o da bize saygı duyacak.

Sur’da kadın kıyafeti ile yakalanan PKK’lı var göster. İlk teşhisi ben koymuştum bunlara. Rezalet.

Fikret bir şey mi diyeceksin?

KARTAL GÖKTAN: Bir şehit haberimiz var Adnan Bey bugün. Sur’da ağır yaralanan Uzman Çavuş İbrahim Tetik tedavi gördüğü hastanede şehit olmuş. Şehidimizin babası Necmi Tetik, oğlunun sürekli şehit olmayı istediğini ifade etti. Şöyle diyor; “Oğlum şehit olmak istiyordu ve oldu da şehit olmayı da hak etti. Helal olsun ona. Vatan sahipsiz mi kalacak? Birileri mutlaka gidecek ve şehit olacak.”

ADNAN OKTAR: Aslan aslan. Kabadayı babayı görüyor musun? Evladı kabadayı baba kabadayı. Her ikisi de delikanlı tebrik ediyorum. Allah razı olsun. Allah şehadetini makbul etsin. Nurlu aslanımı bir göreyim yüzünü göster. Ağabeyinin koçyiğidi aslanı nurlu aslanı helal olsun sana. Yedi ceddine rahmet olsun. Bu şeref şan sana yeter. Ne mutlu sana. Bizi de çağır. Allah bizi de vesile etsin yanına göndersin. MaşaAllah elhamdülillah çok güzel. Babayı da tebrik ediyorum. Allah geride kalanlara hayırlı bereketli uzun ömür versin.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Genel Kurmay Başkanlığı Basın ve Halkla İlgili Dairesi Başkanı Tuğgeneral Ertuğrul Gazi Özkürkçü Güneydoğu’daki operasyonlara ilişkin olarak "Bu operasyonda gösterilen duyarlılığın aynısı bir Avrupa ülkesinde uygulansaydı bunu başaranlara Nobel Barış Ödülü verilirdi" görüşünü savundu. "Bazı Avrupa ülkelerinde ve Amerika’daki yöntem uygulansaydı operasyonlar bir ay içerisinde tamamen bitmiş olurdu" ifadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: Tamam işte ne gerekiyorsa yapsınlar.

"Saygıdeğer Adnan Bey biz insanların öylesine müzik dinlemesine, düşüncesizce konuşmasına, espri yapmasına alışmıştık. Her sözünüzü, her tavrınızı yıllardır zevkle takip ediyorum. Sizler çok farklısınız, alışılmadıksınız benzerinizle karşılaşmadım, benim için ve herkes için çok değerli bir insansınız. Çok nezaketlisiniz. Her konuşmanız, esprileriniz, kaliteniz benzersiz. Sizin gibi örneklere dünyanın ihtiyacı var, iyi ki varsınız" diyor. Hülya Yakın. "Sevgilerimle" diyor maşaAllah. Sevgi gözüyle baktığın için Allah kalbine güzel bir bakış açısı, ışık ve nur koymuş.

"Mevlana Hülagü’nün talebesi miydi?" Hülagü Mevlana'ya hayran.

Meryem Allahverdi , "Canlı yayında bana Hocam selam söylesin" diyor tamam aleykümselam.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hakkari'de üs bölgesine sızmaya çalışan PKK'lıları fark eden askerlerimizle PKK arasında çatışma çıktı. Çatışmanın ardından PKK yanlısı sosyal medya hesapları yirmi altı askerimizin şehit olduğu haberini yaydılar. Ancak kısa süre sonra bu haberin yalan olduğu ortaya çıktı. Bir saat süren çatışmanın ardından on altı PKK'lının etkisiz hale getirildiği diğerlerinin kaçtığı ifade edildi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Hakkari'de üs bölgesine sızmaya çalışan PKK'lıları fark eden askerlerimizle PKK arasında çatışma çıktı. Çatışmanın ardından PKK yanlısı sosyal medya hesapları yirmi altı askerimizin şehit olduğu haberini yaydılar. Ancak kısa bir süre sonra bu haberin yalan olduğu ortaya çıktı. Bir saat süren çatışmanın ardından on altı PKK'lının etkisiz hale getirildiği diğerlerinin de kaçtığı ifade edildi.

ADNAN OKTAR: Tam tersine. Çok akılsız boş bir mücadele yürütüyorlar. Bu vatanı böldürmeyeceğimiz belli. Eşek gibi inat ediyorlar. Hayvan herifler bizim amacımız sadece özerklik bilmem ne it herif belli ki komünist Stalinist bir devlet kurmak istiyorsun ahlaksız herif. İslam'ı yeryüzünden silmeye karar vermiş, İngiliz derin devletinin aşağılık köpeklerisiniz. Paralı tutulmuş itlerisiniz. Size havadan bombardımanla destek oluyorlar siz de o çapulculuğunuza devam ediyorsunuz. Birde kendilerini kahraman gibi göstermeye çalışıyor karaktersiz herifler.

 'Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)' (Taha Suresi 38)  'Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendimden sana bir sevgi yönelttim.'  (Taha Suresi 39) Yani sevimlilik, güzellik. Hz. Musa (a.s)'ya Cenab-ı Allah "Ayakkabını çıkar" diyor. "Kutsal vadi Tuvadasın" (Taha Suresi 12)  diyor. Yerin elektriğiyle vücut elektriği aynı olmuş oluyor. Yer elektriklenmiş oluyor. Onun için ayakkabısını çıkarttırıyor Cenab-ı Allah. Yani Rahmani elektrik kaplıyor bütün araziyi. Oradaki o yanma da ondan kaynaklanıyor. Rahmani elektrikten. Çalı yanıyor ya. Normal ateş değil o. Taha Suresi, 53 "Ki Rabbim yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı." Yeryüzünü sizin için bir Mehdi kıldı. Ebceti 2016 tarihini veriyor. Mehdi kelimesi geçiyor burada.  'Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir Mehdi kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık.' Hz. Musa (a.s)'yı da Cenab-ı Allah biliyorsunuz ahşap bir beşik var. Onun içine çocuğu koyuyor Cenab-ı Allah Hz. Musa (a.s)'yı. Sandık ama özel geçmeli bir sandık yani su sızdıracak gibi değil. Önceden yapılmış o çok manidar normalde bir sandık su rahatça geçer. Yani rahatça batar. Bu geçmeli, suyun hiçbir şekilde sızmayacağı şekilde yapılmış bir sandık. Sandık şuurlu. Yani şuursuzca gitmiyor. Nereye gideceğini biliyor. Yani sahilde nerede duracağını da biliyor. Çocuğu içinde muhafaza ediyor. Yani şuursuz hiçbir şey olmaz. “Onu benim düşmanım onunda düşmanı olan biri alacaktır.” Yani eğer birisi Peygambere, imama düşmansa Allah’a da düşmandır. Kuran’dan bunu anlıyoruz. Allah’a düşman olan peygambere, imama da düşmandır.  İmama peygambere düşman olan Allah’a da düşman olur.  Yani Allah’a itaat etmek istemez. Kendini Allah’tan büyük görür. “Gözümün önünde yetiştirmen için Kendimden sana bir sevgi yönelttim.” (Taha Suresi 39) Sevgiyi Allah durduk yere verdiğini söylemiyor. Yani bir ihtiyaç gereklilik durumunda sevgi veriyor. Bir insanı Allah sevdirmesi büyük bir nimettir. Allah’ın istemesiyle oluyor. Güzel olması yeterli değildir. Sevilmesi için başka nedenler gerekiyor. “Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve üzülmesin. Sen bir insan öldürmüştün de, biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa.' (Taha Suresi 40) diyor Allah. “Seni kendim için seçtim.” (Taha Suresi 41) Peygamber olarak. “Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin beni zikretmede gevşek davranmayın.”  (Taha Suresi 42) İnsanların çoğu Allah’ı anmada gevşek davranır. O riske Allah dikkat çekiyor. 'İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor.' (Taha Suresi 43) Yani Firavun’a bile tebliğ yapılır anlamına göre herkese tebliğ yapılması gerektiği anlaşılıyor. “Ona yumuşak söz söyleyin.” Demek ki sert söz insanların dengesini bozuyor. Yumuşak söz tebliğ için en uygun olan oluyor.  Birde konumu itibariyle. Çünkü çok tehlikeli olur. Yani böyle asabi dengesiz bir insana sert söz olmayacağını anlıyoruz. “Umulur ki öğüt alıp düşünür veya içi titrer korkar.”  (Taha Suresi 44) Yani öğüt alıp bir düşünmesi ihtimali var. Düşünüyor, araştırıyor ama korkmayabilir de Allah’tan ama düşünür. Birinci aşaması öğüt alıp düşünmesi. İkinci aşaması içi titreyip korkması. Yani “bu güzel gelişmelerine sebep olabilir” diyor Cenab-ı Allah. “Haydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğulları'nı bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azap verme.” Yani o topluluğa baskı yapıyor. Her küfür, tuğyan topluluğunda olduğu gibi müminlere eziyet ediliyor. İmtihanın bir gereği olarak. Onun görevi o zaten. Allah onu onun için yaratmış. Yani Müslüman eğer rahat ederse imtihan olamıyor. “Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun.” (Taha Suresi 47)  “Bir mucize getirdik sana” diyorlar. “Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun.” Ama doğrudan selam vermiyorlar. “Hidayete tabiysen Allah’ın selamı üzerine olsun” diyorlar. Yani Allah Hadi ismiyle tecelli ettiyse, hidayet ehliysen selam verelim diyorlar. Ama bunu dolaylı yoldan nezaketi ile söylüyorlar. “Selam hidayete tabi olanın üzerine olsun.” Yani şartlı selam veriyorlar. “Eğer hidayete tabi olursan Allah senin üzerine selam ismiyle tecelli etsin” diyorlar.  Çünkü küfür içindeyse selamın bir anlamı yok ona. Gerçek selam olması için onun hidayet ehli olması gerekiyor.  “Gerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu azap, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir.” (Taha Suresi 48)  Bir; yalanlaması, iki; yüz çevirmesine. Kimden? Müslümanlardan. İslam’dan yüz çevirmesi. Böyle bir durumda diyor Allah “azap meydana getiririm” diyor. Ama azap anında olursa imtihan kalkar. Belirli bir süre ve ara oluyor ondan sonra azap geliyor. “(Ona gidip aynı şeyleri tekrarladıklarında, Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa?” (Taha Suresi 49) “Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye yaratılışını veren…” Bak hemen yaratılıştan bahsediyor. Çünkü evrimci ya Firavun. Hemen ilk yaratılış konusunu hallediyor. “Yaratılışı Allah yaptı” diyor. “Herkesi ol diye tecelli etti ve yarattı” diyor. “Sonra doğru yolunu gösterendir.” (Taha Suresi 50)  “Hidayete erdirip doğru yolu gösteren de Allah’tır” diyor. Yani “insanlar kendi tesadüfi bir karşılaşmayla bununla karşılaşmaz, Allah ona bu yolu gösterir” diyor. Hani diyorlar ya “biz çölde olsak Kuran’ı görmesek.” Öyle bir şey yok zaten. Mümin yaratıldığında Kuran’la birlikte yaratılıyor. “(Firavun) Dedi ki: “İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?” (Taha Suresi 51) Bak hemen yaratılış. Yaratılışa kilitlenmiş o da evrimci olduğu için. Hz. Musa (a.s) uzatmıyor diyor ki “Dedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin Katında bir kitaptadır.” Yani kaderde bellidir hepsi. “Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz.” (Taha Suresi 52) “Herkesi Allah yaratmıştır” diyor. “Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı”  Mehdi kıldı. Ebcedi 2016 veriyor. “Onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi;” Çünkü yolları kendi yaptığını zannediyor Firavun. Mısır’da büyük taş yollar var. Çok süslü yollar. O yolları Allah’ın yaptığını ona hatırlatıyor. Gökten suyu da kendi kanalıyla indiğine inanıyor Firavun. Yaptığı piramitlerle falan suyu indirdiğine inanıyor.  O da Allah’ın indirdiğini söylüyor suyu. “Böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık.” (Taha Suresi 53) Bitkilerin çiftlerden oluştuğunu bilmiyor Firavun onu söylüyor. “Çiftlerden bitkiler çıkarttık” diyor. “Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır.” (Taha Suresi 54) Yani “düşünen, samimi araştıranlar için deliller, Kuran mucizeleri vardır” diyor. “Sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.” (Taha Suresi 55)  “Topraktan yine çıkacaksınız” diyor. Kıyamette topraktan insanlar canlı olarak kalkıyorlar. “Andolsun biz ona ayetlerimizin tümünü gösterdik fakat o yalanladı ve ayak diretti.” (Taha Suresi 56) “Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?” (Taha Suresi 57)  O devirde sihir en yaygın sanat. Müthiş bir sihir sanatı var. Ama onun çok usta olduğuna inanıyor, Hz. Musa (a.s)’ın. “Madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz;” Yani senin sihir bilimine biz de bir sihir bilimiyle karşılık vereceğiz. “Şimdi sen, bir 'buluşma zamanı ve yeri' tespit et.” Bak demokrat tavrı. Tartışmaya açık, konuşmaya açık. Şuan mesela firavunlar böyle değil. “Bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi.” (Taha Suresi 58) diyor. Yani iki tarafında kabul edeceği gibi açık, geniş, herkesin göreceği gibi olsun. Ama yeneceğinden emin Firavun. Yani inanmıyor, gerçekten inanmıyor. “(Musa) Dedi ki: "Buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun).” (Taha Suresi 59) Yani güneşin doğma vakti. “Böylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) biraraya getirdi, sonra geldi.” (Taha Suresi 60) Yani aradan bir süre geçiyor tabii Kuran burada uzatmamış, Cenab-ı Allah. “Musa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduranlar gerçekten yok olup gitmiştir.” (Taha Suresi 61) “Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler.” (Taha Suresi 62) Çok etkili oluyor Hz. Musa (a.s’ın sözü. Hem Firavun’a hem çevresine çok etkili. Ama gizli konuşuyorlar. Yani ilk küfür aşamasında böyledir, küfrün özelliğidir, gizli konuşmaktan zevk alırlar. Yani çaktırmadan, Peygamber’den gizli, müminlerden gizli bir şeyler yapmak, gizli konuşmak gizli bir haz verir kalbinde hastalık olanlara. Yani bu bir şeytani fitnedir. Gizli mesela on kelime bile konuşsa o onu çok heyecanlandırır. Müminlerin duymaması, onların bilmiyor olması onda şeytani bir haz meydana getirir. O garip hazza dikkat çekmiş. Bu münafıklarda çok şiddetlidir. Gizli konuşmada münafık çok şiddetli haz alır. Yani şeytani bir haz. “Dediler ki: “Bunlar herhalde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler.” (Taha Suresi 63)  Yani sihirde çok ileri gitmişler ama amaçları siyasi diyor. Siyasi suçlama yapıyorlar. “Yurdunuzdan sürüp çıkarmak” yani “oraya hakim olmak, devlete hakim olmak istiyorlar” diyor. “Ve dininizi, inancınızı da yok etmek istiyorlar” diyor. “Bundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur.” (Taha Suresi 64) Bayağı ciddiye alıyorlar olayı. “Ey Musa” dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım.” (Taha Suresi 65) “Dedi ki: “Hayır, siz atın.” Bu çok önemli tabii önce onların atması. “Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.” (Taha Suresi 66)  “Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.” (Taha Suresi 67) “Korkma” dedik. “Muhakkak sen üstün geleceksin.” (Taha Suresi 68) Ebcedi 1956 tarihini veriyor. “Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin.” Ebcedi 1956. “Sağ elindekini atıver” diyor Allah. Sağ elinde. “Onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.” (Taha Suresi 69) “Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler.” (Taha Suresi 70)  

Evet Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika Birleşik Devletleri’nin Kobani’de bir askeri hava üssü inşa ettiği, Haseki kırsalındaki petrol kasabası Rimelan’da da bir pistin yapımının tamamlandığı iddia edildi. Askeri kaynak hava üslerinin hem sivil hem askeri amaçlı kullanılabileceğini, projede birçok Amerikalı uzman ve teknisyenin çalıştığını da öne sürdü.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Amerika Birleşik Devletleri’nin Kobani’de bir askeri hava üssü inşa ettiği, Haseki kırsalındaki petrol kasabası Rimelan’da da bir pistin yapımının tamamlandığı iddia edildi. Askeri kaynak hava üslerinin hem sivil hem askeri amaçlı kullanılabileceğini, projede birçok Amerikalı uzman ve teknisyenin çalıştığını da öne sürdü.

ADNAN OKTAR: İşte Türkiye’yi bölme projesinde İngiliz derin devletinin talimatıyla yapılıyor o havaalanı. Güya Türkiye’yi bölecekler. Halbuki boş yere uğraştıklarını da görecekler. Boş yere bu alçaklara güveniyorlar. Türkiye’nin kaderinde bölünme yok. Boş yere tepiniyorlar.

Samet Serhat; “Hocam severek, beğenerek takip ediyoruz. Türk ordusunu kötü göstermeye çalışanlar sizlerin desteği oldukça avucunu yalar” diyor. Türk ordusu mübarek bir ordudur. 

Mandalinalar dehşet görünüyor. Parıl parıl parlıyor maşaAllah. Kapkara topraktan bunların olması ve bunların canlı olması. Müthiş zekaları var bitkilerin. Yani insanın zekasından binlerce kat daha zekiler bitkiler.

Abdulcebbar Seran. Abdulcebbar, Yasin Suresi 21, şimdi oku. “İttebiu” şeytandan Allah’a sığınırım, “men la yeselüküm ecren vehum muhdedun.” “Onlar Mehdilerdir” diyor “sizden ücret istemezler.” Sen Mehdi yok diyorsun, Allah ayette “var” diyor. Biz sana mı inanacağız Allah’a mı inanacağız? Allah’a inanırız biz.

Evet Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rusya’nın Suriye’deki ateşkesi izleme merkezinden yapılan açıklamada, Suriye’den bir buçuk kilometre uzaklıkta olan Türkiye’nin Nusaybin ilçesinde IŞİD militanlarının toplandığı ve bu grupların Suriyeli Kürtlerin yaşadığı Kamışlı kentine saldırı hazırlığında oldukları belirtildi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Rusya’nın Suriye’deki ateşkesi izleme merkezinden yapılan açıklamada, Suriye’den bir buçuk kilometre uzaklıkta olan Türkiye’nin Nusaybin ilçesinde IŞİD militanlarının toplandığı ve bu grupların Suriyeli Kürtlerin yaşadığı Kamışlı kentine saldırı hazırlığında oldukları belirtildi.

ADNAN OKTAR: Bu yalan. Nusaybin’de öyle bir toplanma yeri yok. Fotoğrafını, belgesini göstersinler ne derlerse kabul edeceğim. Alenen yalan. Çok ayıp. Bir de çok kötü yalan uydurma modası çıktı ama en berbat yalanlar. Havadan izlemen var mübarek çek resmini gönder. Bunca yalana ne gerek var? Nusaybin havadan rahatça izleniyor. Uydu, internetten de girip rahatça bakabilirsin. Neresinde varmış Nusaybin’in? Koskoca bir yalan, yok öyle bir şey.

“Mehdi kendinin Mehdi olduğunu biliyor mu?” Nasıl bilsin? Her insan cehenneme gitme ihtimali var, hiçbir şekilde kendinden emin olamaz. Öyle bir şey olmaz.

EBRU ALKAN: “Gergez kuşu gibi titrer” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii “Allah korkusundan” diyor “Gergez kuşunun titremesi gibi titrer” diyor “Mehdi.” Kendinden emin olsa niye titresin? “Sen Mehdi’sin” deyince niye itiraz etsin? Hadislerde şiddetle itiraz ediyor, hiçbir şekilde kabul etmiyor, ancak silah zoruyla kabul ediyor. İmamlığı da kabul etmiyor “Ben” diyor “herhangi bir insanım, Allah’ın herhangi bir kuluyum.” Demek ki öyle bir şey yok. Öyle bir büyüklük hissi içinde olsa zaten Mehdi olmaz o. Mehdi, aczini bilen Allah’a boyun eğmiş bir insandır. Öyle büyüklük ve azamet içinde olmaz.

Arıcan Kayhan; “Hocam yine nur saçıyorsunuz maşaAllah” diyor. Nur gözüyle bakarsan, nurla bakarsan nur görürsün. MaşaAllah. Ben burada gelip bak İslam’ı anlatıyorum, tebliğ yapıyorum, emek veriyorum. Müslümanda iman neşesi olur, iman heyecanı olur. Çünkü ayette diyor ki “siz, konumunuz nedir?” gibisinden. “Bizi” diyorlar “mutsuzluğumuz bu hale getirdi” diyorlar. Mutsuzsa bir insan yahut içine kapanık yahut büyüklük hissi içindeyse, enaniyet veya kibir içindeyse rahat edemez. Ancak tevazuuyla, aczini bilirse insan neşeli olur, rahat olur. Büyüklük hissi içerisinde insanın mutlu olması, neşeli olması, rahat olması imkansız. Bedeni izin vermez ona. Tevazu ehli ancak neşe içindedir. Kibirli insanların mutlu olduğunu gördünüz mü? Hep sinirli ve gergin olurlar. Üzgün olurlar. Her şeye alınırlar. Enaniyet en sonunda münafıklığa yol açar. Allah esirgesin dinden, imandan çıkarır. Müslümanlardan uzak olma duygusunu getirir. Ancak küfürde rahat bulabilir. Mesela bak münafıklara dikkat edin. Bir an önce Müslümanlardan ayrılmak, hemen küfre gitmek. Orada bir ferahlama hissi geliyor. Çünkü hemen şeytanla baş başa olacağı için, ibadeti terk edeceği için orada bir rahatlık görüyor. Ama müminin imanı ve neşesi münafığın canını yakar. Onu ne kadar güçlü görürse o kadar ıstırap çeker, o kadar canı yanar, o kadar huzursuz olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in devrinde hep öyleydi. Münafıkların en çok canını yakan Peygamberimiz (s.a.v.)’in tevekkülü, neşesi, canlılığı, gücü, kudretiydi. Onu bozmak için gelip ona pis pis bakarlardı o devirde. Ayette diyor; “Seni neredeyse gözleriyle devirecekler” diyor. “Gözlerin hain bakışını Allah bilir” diyor, Allah ayette. Amaçları Peygamber (s.a.v.)’in o gücünü, mutluluğunu kıskanmak ve kendince bir şekilde ona ket vurmak. Onun için Müslüman böyle insanlara benzemekten şiddetle kaçınması lazım. Allah vermesin, o hoş olmayan bir görünüm verir. İmanın neşesi de mutlaka müminin üzerinde olacak. O sevinci yaşaması lazım. Çünkü Allah herkese vermez iman. Herkesi mümin topluluğu içerisine katmaz. Onları küfrün içinde boğar, insanların epey bir bölümünü boğar. Cenab-ı Allah diyor ya bak “seni seçtim” diyor. Müminleri Allah seçiyor. Onlara güzel, hoş bir hayat sunuyor. Onun şükrünü yüzünde mümin ifade edecek. “Dediler ki: “Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz sapan bir topluluk imişiz.” (Müminun Suresi 106) Diyorlar. Müminun Suresi, 106’da. “Allah'tan 'İçi titreyerek korkan' öğüt alır-düşünür. ‘Mutsuz-bedbaht’ olan ondan kaçınır.” (Ala  Suresi 9-10) diyor Allah. Çünkü küfür ruhu mutsuzluk ve bedbahtlık getiriyor. Mümin hafif bir dirençle ondan kurtulabilir. Kendini ona kaptırmayacak. Şeytan onu o düşünceye doğru çeker. Onu mutsuz etmek, tabii onu çeşitli gerekçelerle yapar. “Sen terbiyelisin, ağarsın, edeplisin, büyük adamsın, herhangi bir insan değilsin.” Neşeli olan insanları da, samimi, rahat olan insanları da o tip insanlar daha geride görürler. Kendilerini daha ileride görürler. Mesela düğünlerde falan görürsünüz. Bir köşede oturur bazı kızlar. Bütün milleti öfkeli öfkeli seyrederler. Kendilerini de çok ağır ve büyük hissederler. Halbuki zavallı bir insan. O da dokuz ay on günlük bir insan, etten kemikten oluşmuş. Onlar da etten kemikten oluşmuş. Neşeli olanlar doğru yolda. Düğüne gelmişsin, somurtuyorsun. Anlamı ne bunun? Hiçbir hedefi, mantığı yok. Yemeğe geliyorsun, sofraya sırtını dönüyorsun. Düğüne gelmişsin eğlenmeye, yüzün bir karış. Olmaz. Allah’ın anıldığı yerler de düğün ortamıdır. Onun şevki, imani heyecanı, onun lezzet görüntüsü müminin yüzünde olması lazım. Çünkü Allah’ın anılması mümine zevk verir, kalbine ferahlık verir. Kalbine sıkıntı veriyorsa, şeytan bir rahatsızlık veriyor demektir. Orada hemen şeytandan Allah’a sığınacak mümin. “Bir de bakmışsın ki” diyor Allah, “bilmişlerdir.” İnşaAllah.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Siz bulunduğunuz ortama hep neşe ve huzur veriyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet. Şeytan abusluk vermek ister. Mümin de buna karşı imanıyla güzel karşılık verir.

Diyor ki mesela Cenab-ı Allah, Taha Suresi, 123’te; “Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir;” Bir Mehdi.  “Kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.” (Taha Suresi 123) Yani mutsuz oluyorsa hidayetin zevkini alamamış demektir. Hemen hidayetin zevkine sarılması lazım, imanın sevincine sarılması lazım. Onun için de diyor ki Cenab-ı Allah; “Size verdiğim nimetlerimi anın ki kalbinizde ferahlık olsun.” Anmazsa onu duyamaz.

EBRU ALTAN: “Şeytanın unutturma özelliği var” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, unutturur şeytan. Allah’ın nimetlerini unutturur, güzelliği unutturur.

MERVE TEZEL: Siz daha önce hatırlatmıştınız. Cennet ehli Allah’tan razı oluyor. Allah da cennet ehlinden razı oluyor.

ADNAN OKTAR: Evet. “Siz Rabb’inizden razı olarak, Allah da sizden razı olarak” diyor.

PKK’nın bir yönetim kadrosu var. Onlar İngiliz derin devletiyle doğrudan bağlantılı. Bir garip adamlar onlar. Yani çoğu da üniversite mevzunu falan ama yakayı kaptırmışlar. Ondan gerisi de zır cahil, hayvanlar gibi cahil, çok akılsız, görgüsüz, küt, sevgisiz, vahşi tipler.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi verebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: İran’ın çok okunan İngilizce günlük gazetesi İran Daily; “Kalkınma için bölgesel barış şart” başlıklı makalenizi yayınladı. Türkiye ve İran gibi iki büyük Müslüman gücün, mezhep farklılıklarını bir kenara bırakıp, dostluk ve birlik içinde Ortadoğu’da barış sağlanabilmesi için, birlikte mücadele etmeleri gerektiğini anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.

KARTAL GÖKTAN: İran’ın çok okunan İngilizce günlük gazetesi İran Daily’de, “Kalkınma için bölgesel barış şart” başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu makalede Türkiye ve İran gibi iki büyük Müslüman gücün, mezhep farklılıklarını bir kenara bırakıp, dostluk ve birlik içinde Ortadoğu’da barış sağlanabilmesi için, birlikte mücadele etmeleri gerektiğini anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Bu Türkiye-İran yakınlaşmasına bu yazıların çok büyük etkisi oluyor, maşaAllah. Onlar da çok önem veriyorlar. Zaten tutumlarından, tavırlarından görüyoruz. Tahran’ın en büyük gazeteleri, İran’ın en büyük gazetelerinde sürekli yazılarımız çıkıyor. Çok olumlu etki yapıyor Türkiye-İran ilişkilerine. Bölge ilişkilerine de.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Aynı makaleniz İran’ın resmi haber ajansı olan Irna’da da yayınlandı. Ortadoğu’nun en önde gelen İngilizce gazetesi unvanına sahip olan, ayrıca web sitesi de Ortadoğu’nun en büyük haber kaynağı olarak kabul edilen, The Daily Style Gazetesi’nde, “Savaşlar karşısında en ağır bedeli ödeyen çocukları koruyun” başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda; ülkeler arası çatışmaların sebeplerini ortadan kaldırmak için ortak bir sevgi dili oluşturulması ve askeri yöntemler yerine sorunların sevgi temelli diplomasiyle halledilmesi gerektiğini anlatıyorsunuz. Dubai’den yayın yapan, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yla ilgili yayınlar yapan, önde gelen haber sitesi Albawaba, aynı makalenize kendi sayfasında yer verdi. Amerika’nın bağımsız haber sitesi, American Herald Tribune, bu hafta, “Avrupa Birliği dağılıyor mu?” başlıklı yazınıza yer verdi. Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke’de, “Siyasette alışılmadık bir kavram: Sevgi” başlıklı yazınız yayınlandı. Her ay beş yüz bin kişiye ulaşan, farklı kesimlerden okuyucu kitlesine sahip, İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve İsveççe yayın yapan MBC Times sitesinde, “İngiltere’de radikalizm ve bununla mücadele etmenin yolları” başlıklı yazınız yayınlandı. Ve son olarak, yine MBC Times sitesinde, “Türkiye mülteciler konusunda tekrar önemli bir rol üstleniyor” başlıklı makaleniz İspanyolca olarak yayınlandı. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok çok güzel. MaşaAllah.

Peygamberimiz (s.a.v.) yol alırken atın üzerinde bir ara uyuyarak ilerliyor, çok yorgun olduğu için. Münafıklar haber alıyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’i atın üzerinden düşürmek için uyuduğu sırada,  atı tökezletip, atından düşürmeyi planlıyorlar. Huzeyfe de hemen koşuyor. Yüksek sesle bağırarak orada konuşuyor. Peygamberimiz (s.a.v.) uyanıyor. O münafıkların oyununu bozuyorlar öylece. Çok tehlikeli mahluklar münafıklar. Bayağı tehlikeliler yani. Çünkü çok alçakça hedefleri oluyor. Ne yapacakları, ne edecekleri belli olmuyor.

Münafık ruh hastası oluyor. Bir nevi akıl hastalığı içinde oluyor ama tarif edilecek gibi değil o. İç dünyası cehennem gibi kaynıyor. Dışarıya sadece o mat veyahut endişeli o deli bakışları kalıyor, o deli suratı kalıyor. Onun için de o kirli bedeninin içi vıcık vıcık pislik, rezillik, kepazelik, ahlaksızlık, lanetlik dolu oluyor. Gözünden kısmen o görülüyor. Ruhunun içini o kadar pislikle doldurması münafıkların, hayret edecek bir şey, bir mucize.

BERİL KONCAGÜL: Allah, sözlerinin de rahatsız edici olduğunu söylüyor. Ama “içinde besledikleri çok daha büyüktür” diyor.

ADNAN OKTAR: Sözleri evet ama Peygamber (s.a.v.)’den çekindikleri için tabii temkinli konuşuyorlar yine. Ayrıldıklarında çok itleşiyorlar, saldırganlaşıyorlar. O zaman o sivri dilleri tam ortaya çıkmış oluyor. Allah diyor ki; “Öfkeleri dillerinden taşmaktadır. Ama içlerinde olan çok daha şiddetlidir” diyor Allah. Konuşurken zaten onlar zırvalıyor. Pislik ağzından sıçrıyor sürekli böyle pislik. Ama asıl kaynayan o pislikten sıçrantılar. Asıl içi kaynıyor münafığın, çok şiddetli kaynıyor. O kadarını söyleyebiliyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Ayette; “Size olan kin ve öfkelerinden parmak uçlarını ısırırlar” diye geçiyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Münafık bir şey yapamamanın çaresizliği içinde oluyor. Bir pislik yapamamak, adilik yapamamak. Çünkü münafık her yolu dener. Her türlü iftirayı atar, oyunu yapar. Ama aptal olduğu için hep sürekli kafasını duvarlara çarpar. Bir oraya çarpar, bir oraya çarpar. Bir türlü beceremez. Netice alamaz münafık. Ayrılınca yine adilik yapmaya kalkar. Aptal olduğu için yine beceremez. Bir şey yapamamanın ıstırabı münafığı delirtir. Ömrü o azap ve o kaynama içinde geçer. Ve o haldeyken Allah canını alıyor, bir aşamasındayken. Oradan doğrudan cehenneme geçiyor. Cehennemde Allah sorgulamıyor. Çünkü zırvaya açık olduğu için. O gayya kuyusu denilen cehennemin bölümü var. Sürekli orada düşüyor. Bir derinlik o, cehennem derinliği o. Düşüyor da düşüyor, düşüyor da düşüyor. En dibine kadar gidiyor.

BERİL KONCAGÜL: Siz bir sözünüzde “münafıktan güzel ahlak beklenmez, ahlaksızlık yapmamaları şaşırtıcıdır” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet.

Tebük Seferi dönüşünde münafıklar, Hz. Resulullah (s.a.v.)’a on iki kişi suikast girişiminde bulunuyorlar. Yolda Hz. Peygamber (s.a.v.) orduya geniş bir yerden geçmeleri için emir veriyor. Kendisi de geçeceği daha dar olan boğazı bildiriyor. Durumu öğrenen münafıklar yüzlerini örtmüş olarak, tam böyle haydut gibi Hz. Peygamber (s.a.v.)’e pusu kuruyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) bu suikastı haber alıyor. Münafıkların suikast yapmalarına izin vermeden dağıtılmalarını sağlıyor. Yani onları oradan hepsini bertaraf ediyorlar. Huzeyfe bin El-Yaman münafıkların üzerine saldırınca, maskeli münafıklar ordunun içine dağılarak, saklanıyorlar. Yani kendilerince gizleniyorlar. Huzeyfe münafıkları görüp, tanımış olmasına rağmen Peygamberimiz (s.a.v.)’in talebi üzerine isimlerini açıklamamış. Ama Müslüman ordusu içine saklanıyorlar. Bak, tehlikenin büyüklüğüne bak. Peygamber (s.a.v.) de bunlarla beraber yaşıyor. Haydut mesela on iki tane çakal, Müslüman ordusunun içine saklanıyorlar.

BERİL KONCAGÜL: Savaş sırasında orduyu terk ediyorlar, münafıklar.

ADNAN OKTAR: Evet, hem de az da değil, üç yüz kişi birden.

Münafık imanla rahatlamaz, bilakis canı çok yanar. Namaz çok rahatsız eder münafığı. Ayet çok rahatsız eder. Ama en rahatsız olduğu münafıklarla ilgili ayetlerdir. Kuran’a göre ondan çok korktukları anlaşılıyor ayette. “Kendileri hakkında bir ayet inmesinden çok korkarlar” diyor Allah ayette.

Amerika Birleşik Devletleri hükümeti Twitter’dan çok az paylaşım kaldırtıyormuş. Çünkü kullanıcılar oto sansüre mecbur bırakılıyormuş. Yani herkes yazdığı anda polisin kapısını çalacağını biliyormuş ve yazmıyormuş o yüzden. PKK’lılar yoğun faaliyet halinde. Bunlar yurt dışında ve Türkiye’de karalayacak şekilde etiket vs. yazıyorlar. Kendilerince tabii. Listelere giriyorlar. Ortak hareketlere karşıtların hesaplarını kapattırıyorlar. Bu kanallardan da seslenen, soluklanan herkese hükümet bunların oyunlarını kesse, bunlara karşı çok esaslı bir darbe olur, PKK’ya karşı. Yani şu an bunlar Twitter’ı falan her yeri kontrol altına almış durumdalar. Mesela Öcalan’ın resmiyle bir haber yayınlanamıyor. PKK aleyhine bak mesela Mehmet site açtı, kaç defa açtı, kaç defa kapatıldı. Ama PKK’nın propagandası, ucu bucağı yok. Mesela dağlardaki eğitimler, marşları, şunları, bunları. Halbuki terör örgütü. Twitter’ın ve Facebook’un çok titiz olması lazım. Hemen kapatmaları lazım. Bilakis sonuna kadar imkan veriyorlar. Hükümet bu konunun üstüne gitse bunlar bayağı sıkışırlar. Hükümet bu konuyu gündeme getirmedi. Twitter’da ve Facebook’ta bunların ne işi var diye ortaya çıksa hükümet, bütün dünyaya bunları fahş etse, bunlar mecbur kalırlar.

Peace Maker, Barıştırıcı; “Kadının değerini senden başka bilen yok bu ülkede” diyor. Yani bakış açısıyla durum değişebilir. Ama hakikaten kadınlara karşı sevgim güzel. Ama iyi niyetle bakan tabii bunu daha iyi görür. Bakamayan da göremeyebilir.

“Hocam, diğer kardeşlerimiz alınmasınlar, bozulmasınlar ama orada farkına varılacak ben bir tane görüyorum. Beyaz koltukta oturan, heybetiyle göz kamaştıran, bir aslan. MaşaAllah benim yiğidime” diyor. Nazlı Güzelsoy. Alınmasınlar diye de önceden bir yerini yapmış.

Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Allah adına gerektiği gibi cihat edin. O sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim’in dini(nde olduğu) gibi.” Bak, dinimiz kolay. Kime benziyor? Hz. İbrahim (a.s)’ın dini gibi. “O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın, sizin Mevlanız O'dur. İşte, ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcı.(Hac Suresi 78)

Twitter’ın en tepe yöneticisi, CEO’su, İran doğumlu Omid Kordestani. Omid Kordestani, Kürt kökenli bir kişi. Genelde Twitter'ın PKK'yı engelleyecek bir şey yapmamasını bu kişiyle bağlantılı değerlendirebiliyorlarmış. Yani bu yönlendiriyormuş. Mesela hükümet dikkat çekebilir bu adama. Hükümeti bu konuda çok fazla uyaralım. Çünkü söylememize rağmen herhangi bir hareketlenme olmadı şuana kadar. Twitter'da, Facebook'ta PKK adeta davul çalıyor. Aleyhlerinde de bir şey demek mümkün değil. Tayyip Hoca bir kaç kere konuşma yapsa; bakanlar, hükümet üyelerinden, özellikle Başbakan konuşma yapsa çok etkileyici olur. Daha önce Twitter'la ilgili konuştular, müthiş netice aldılar. Şimdi de çok iyi netice alabilirler.

Sevil Koç; "Adnan Bey, siz ve arkadaşlarınız çok kaliteli insanlarsınız; hem asil hem güzel. Ben yurt dışında çok bulundum, çok değişik insanlarla tanıştım ama samimiyetle söylüyorum böyle kaliteli bir topluluk görmedim." diyor MaşaAllah.

Nilüfer; "Hocam, her yaştaki insana hitap eden güçlü bir etkileyiciliğiniz var. Dört yaşında kızım da sizi büyülenmiş gibi seyrediyor, on iki yaşında oğlum da; eşim ve ben, annem, anneannem. Sevgi yüklü bir enerjiniz var." diyor MaşaAllah.

Rıdvan Toprak; "Adnan Bey, askerde oğlum var. Askerlerimiz için her dua edişinizde kalbimi ferahlık kaplıyor, endişelerim uçup gidiyor. Allah razı olsun. Onların, sizin ve bütün kardeşlerin dualarına ihtiyaçları var." diyor. Onlar şeker, bal, aslan onlar. Allah hepsine güzellik nasip etsin.

Gül; "Hocam, her renk size çok yakışıyor ama siyah bambaşka oluyor. Ekranda sizi gördüğümde ağzımdan sizin şu sözleriniz döküldü, 'Aman Allah'ım."

Münafık, yalnızlıktan hoşlanır. Hep yalnız kalmak, hemen kaçmak, bir yerlere girmek, gizlenmek. Ruhunda da bir sapıklık vardır; onu yapacak bir ortam arar. Peygamberimiz (s.a.v.)'in devri hep böyle, hep pislik peşinde olmuşlar. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) de onlara biraz halim davranmış tabii. 

...Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde, "Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir. (Ali İmran 167) diyor. “Siz o zaman durmaksızın uzaklaşıyor, kimseye dönüp bakmıyordunuz. Elçi de sürekli sizi arkadan çağırıyordu... (Ali İmran Suresi 153) Sürekli Müslümanlardan uzaklaşıyor münafıklar, yalnız kalmak istiyorlar; Peygamber (s.a.v.) de sürekli çağırıyor. “... (Allah) Elinizden kaçırdıklarınıza ve size isabet edene üzülmemeniz için sizi kederden kedere uğrattı. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Ali İmran Suresi, 153) diyor.

Bir arkadaş diyor ki; “Öcalan'ın Marksist-Leninist görüşlerini yazan bir resmini paylaştım” diyor, “Facebook uyarı göndererek sayfamı geçici kapattı.” diyor. Öcalan'la ilgili tek kelime söyletmiyor Facebook. Bu çok anormal bir durum.

Müslüman halim oluyor böyle halim, üslubu da halim, makul, mantıklı oluyor. Üslup bozukluğu, dengesizlik olan mesela birden höykelenen, manyaklaşan, saldırganlaşan, dengesiz cevaplar veren, dengesiz konuşan, kin dolu, manyakça mantığı olanlar genellikle mutlaka anormal çıkıyorlar böyle tipler. Bunlar iflah da olmuyor pek. Ve enaniyetli, kendini beğenmiş tipler. Halbuki yolda yürümekten aciz oluyor, zavallı. Ama biraz insan yerine koyulduklarında müthiş bir enaniyet kaplıyor. Çok bilmiş, ukala, inatçı üslupları oluyor münafıkların. 

BERİL KONCAGÜL: “Konuşmalarına dikkat ederseniz bazen Allah'ı inkar ettiklerini görebilirsiniz” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, tabii. Münafık, ara ara alenen konuşmalarında Allah'ı inkar ettiği anlaşılır. Mesela "Gel, birlikte Kuran okuyalım” demez münafık. “Gel birlikte İslam'ı yayalım, anlatalım” demez, çok ağırına gider. O habire Müslümanlarda kusur bulmanın peşindedir. En ziyade Peygamber (s.a.v.)'e aklını takar, İmama. Önce Kuran'a ama Kuran'a gücü yetmeyeceği için Peygamber (s.a.v.)'e.

“Arslan Hocam, gelecek nesiller sizin İslam ahlakının yayılması için tek başınıza verdiğiniz mücadeleyi saniyesi saniyesine şahit olacaklar. Biz bugün şahit oluyoruz. TV yayınlarınız, internetin her yerinde var, tarih yazıyor. Hocam’a Allah uzun ömür versin. Dünya değişecekse sizin vesilenizle değişecek. Allah bizi de şahit etsin.” diyor Hasan Aydın. MaşaAllah.

Kafirlerin kötülenmesini ifade eden iki ayet var Kuran'da, sadece iki ayet, kafirler. Ama münafıklarla ilgili çok mebzul ayet var, fevkalade pislik oldukları için. Her münafık da kendini çok beğenir. Çok akıllı, dürüst, efendi, zeki, her yönden mükemmel, İslam'ı en iyi kavrayan. Ama yalnız; nasıl oluyorsa? Şeytanıyla baş başa. 

BÜLENT SEZGİN: Allah, büyüklük özelliklerini bir ayette şöyle belirtiyor inşaAllah; “Onlara: "Gelin Allah'ın Resulü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin," denildiği zaman başlarını yana çevirdiler. Sen, onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün. (Münafikun Suresi 5) diyor.

ADNAN OKTAR: Münafıklarla ilgili olarak değil mi? 

BÜLENT SEZGİN: İnşaAllah, evet.

ADNAN OKTAR: Kıyamete yakın vaki olacak alametlerden biri de Medine'nin harabı. Yani Hz. Mehdi (a.s)'nin alametlerinden, Mehdi devrinin alametlerinden. Ama Hz. Mehdi (a.s)'den sonra oluyor bu, Mehdi devrinin ama Hz. Mehdi (a.s)'den sonra. Kahtani, Cehcah, Haysem ve Mekad isimli kişiler çıkıyor sonra ayrıca. Ama bunların yapacağı bir şey yok tabii. Kabe'nin yıkılması var Hz. Mehdi (a.s)'den sonra. Yani orada bütün binalar, kutsal binaların hepsi yıkılıyor. Kabe'nin emniyet yurdu olması Mehdi devrine işaret eden bir ayet. Yoksa sürekli Kabe öyle olacak anlamında değil. İslam'ın hakim olduğu, oraya değerli insanların hakim olduğu dönemle ilgilidir. Bir Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanı, bir de Mehdi devri. Yoksa her zaman güvenlidir anlamında değil. Yoksa Kabe'yi yıkıyorlar zaten. Oradaki insanların konumuna göre onun değişeceği anlaşılıyor ayette. Bu duman zuhuru işte anarşi, kıtlık, kargaşa, savaşlar, büyük bunalım anlamına geliyor. O oluyor şuan. Hz. Zülkarneyn (a.s) ve Hz. Süleyman (a.s)'a benzediğini söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s)'ın. “Havadaki kuşlar, ormandaki yırtıcı hayvanlar, denizdeki balıklar bile memnunluk duyacaklardır.” Hissediyorlar hayvanlar Hz. Mehdi (a.s)'nin varlığını. Buna ait alametler olacağı da anlaşılıyor. Hz. Mehdi (a.s) üç bin melekle yardım görüyor, tam üç bin melek. “Muhaliflerin yüzüne ve arkasına darbeyi indirecek” diyor, "üç bin melek." Hz. Mehdi (a.s)'a muhalif olanların hep belaya uğrayacakları anlaşılıyor bu hadisten. "Tefecilik, zina, içki, fena ihtiyatlar kalkacak" diyor “Mehdi devrinde.” Veba, enfeksiyon hastalıkları, verem gibi hastalıklar; onlar da kalkacak diyor. Temiz ve bakımlı bir ortam olacağı için böyle bir şeyin olmayacağı anlaşılıyor. "Ömürler uzayacak" diyor. Bu, görüldü şuan. Ömürler uzadı ve istatistiklerle sabit bu. "Yeryüzünde emniyet ve sükun hakim olacak. Hatta bir kadın, beş kadınla birlikte aralarında hiçbir erkek olmadığı halde serbestçe, korkusuz her yere gidebilecek" diyor. "Ehli Beyte buğz eden bir fert kalmayacak." Hz. Mehdi (a.s)'ın burada Alevileri seveceği anlaşılıyor. "Ehli Beyte buğz eden hiç kimse kalmayacak" diyor. "İnsanlar arasında konuşması sevilecek" diyor, Mehdi (a.s)'ın konuşmaları. "Allah, onun sayesinde kör fitneyi söndürecek." Yani hiç sebepsiz meydana gelen bu kargaşa, anarşi ve terör; o kör fitne sönecek diyor. "Yeryüzünde emniyet ve sükun hakim olacak." Yani hiçbir yerde terör, anarşi, kadınlara saldırma, kadın cinayetleri; bunların hiçbiri kalmayacak diyor. Bak, zaten hadiste de belli oluyor; "Hatta bir kadın, beş kadınla birlikte aralarında hiçbir erkek olmadığı halde serbestçe, korkusuz her yere gidebilecek." Bu ne demek? Kadın cinayetlerinin kalkacağını söylüyor. Ondan önce olmadığına göre demek ki kadınlar çok azap görecekler daha öncesinde. "Bütün ülkeler ona kapılarını açacak” diyor. Bütün gizli defineleri bulacak" diyor. Yani kutsal hazinelerin hepsini bulacak diyor. "Hindistan da Hz. Mehdi (a.s)'a teslim olacak" diyor, Hint Kralları. "Bulunduğu yerde Peygamberimiz (s.a.v.)'in gömleği ve kılıcı, sancağı bulunacak." diyor. Zaten Topkapı'da. Demek ki İstanbul'da Hz. Mehdi (a.s). "Antakya yahut Taberiye Gölü’nden Tabut-u Sekineyi çıkaracak. -Yani kutsal sandığı çıkaracak- Omuzlayıp Beyt-i Makdis'e onun önüne konacak." Yani Kudüs'e getirileceği söyleniyor. Ama Hz. Mehdi (a.s)'ın önüne getirilecek deniyor. "Yahudiler onu görünce birazı müstesna Müslüman olacak." Hemen hemen tamamı Müslüman olacak diyor. "Horasan'dan siyah bayraklı insanlar gelip ona biat edecek." İşte bu El Kaide, IŞİD, Taliban. Horasan, o taraflardan geliyor bunlar zaten. Denizi geçerek mağrip ülkeden çıkacağı, denizi geçerek İstanbul'a geleceği hadiste var. Kudüs'e de geleceği söyleniyor. "Bu üç bin kişilik melek ordusunun başında Cebrail (a.s) olacak, en sonunda da Mikail (a.s) bulunacak" diyor.

"Hocam, Mehdi (a.s) ile peygamber arasındaki fark nedir?" Hz. Mehdi (a.s), Allah'ın velisi, Veli bir kul. Peygamber, Allah'ın elçisi olmuş oluyor; ona vahiy geliyor, kitap geliyor. Ama Hz. Mehdi (a.s)'ye bir kitap gelmiş değil. Velidir, Hateme Veli; gelmiş geçmiş en büyük velidir Hz. Mehdi (a.s).

"Hocam, insanın şuurlu olmasının belli bir yaşı var mı? Mesela üç yaşında bir çocuk şuurlu olabilir mi?" Aliye. Olabilir tabii.

"Hocam, 79'da Ankara'dan İstanbul'a geldiğinizde nereye geldiniz?" diyor. İşte Ortaköy'e geldik.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugünkü konuşmasında; "Kadına başında örtü var-yok diye nasıl bir ayrıma tabi tutarsın? Başında örtü yoksa kadın değildir varsa kadındır diye bir anlayış var mı? Ayrımcılığın ta kendisi bu. Kadına insan olduğu için değer verdik, kılığına kıyafetine bakmadık. Kadın olmak peşinen imtiyazlı olmak demektir. İnsanoğlu, kendi bekası için kadına hak ettiği değeri vermelidir." dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel olmuş.

"Ateistler neden dürüst olsun ki Hoca? Böyle düşünmen için sebep nedir?" Hızlı Genç73. Açıkça söylüyor inanmadığını; öbürü gizliyor, münafık gizliyor. Mesela aklı zayıf, akli dengesi yerinde olmuyor; Allah'ı inkar ediyor ama enaniyetinden dolayı da söylemiyor. Manyak mesela eve kapanıyor, bunalımlar içinde kıvranıyor. Ama ateist söylüyor, dürüstçe söylüyor; "Ben inanmıyorum şu, şu nedenlerden" diyor. Onunla konuşmak mümkün. Ama münafık böyle bir şeyi gizliyor, Müslümanların içerisine sızıyor ve pislik yapıyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyeli sığınmacılar için Avrupa Birliği'ne sitemde bulundu. Türkiye'ye yardım sözü veren AB'nin hala sözünü tutmadığını söyleyen Erdoğan; "Biz sığınmacılara bugüne kadar on milyar dolar harcadık. Avrupa Birliği mülteciler için destek verecek ama hala vermediler. Şuanda Başbakan Davutoğlu orada. Umarım parayı alıp döner" dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Brüksel'de düzenlenen AB-Türkiye Mülteci Zirvesi'nde tarafların Yunan Adaları'ndan Türkiye'ye gönderilen her bir Suriyeli mülteci için Türkiye'den bir Suriyeli mülteci kabul edileceği noktasında anlaştığı iddia edildi. Reuters, bir AB'li diplomatın Türk vatandaşları için Avrupa'ya vizesiz seyahatin bu bahara çekilmesi karşılığında Ankara'nın Türk karasularında durdurulan mültecilere ek olarak Avrupa'da sığınma hakkı verilmeyen göçmenlerden Suriyeli olmayanları da geri almayı teklif ettiğini söylediği ileri sürdü. 

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Brüksel'de düzenlen Avrupa Birliği-Türkiye Mülteci Zirvesi'nde tarafların Yunan Adaları'ndan Türkiye'ye gönderilen her bir Suriyeli mülteci için Türkiye'den bir Suriyeli mülteci kabul edileceği noktasında anlaştığı iddia edildi. Reuters, bir AB'li diplomatın Türk vatandaşları için Avrupa'ya vizesiz seyahatin bu bahara çekilmesi karşılığında Ankara'nın Türk karasularında durdurulan mültecilere ek olarak Avrupa'da sığınma hakkı verilmeyen göçmenlerden Suriyeli olmayanları da geri almayı teklif ettiğini söylediğini ileri sürdü.

ADNAN OKTAR: Bu onların utancı. Mültecilere bakış açıları berbat birçoğunun.

Dün Ruhani'nin "Rusya'nın her kararını desteklemeyebiliriz" açıklamasının ardından, Rusya İran'a S300 füzelerinin satışını iptal etmiş. İran'ın füzeye ihtiyacı yok ki, İran gayet güzel kendisi uzun menzilli, çok uzun menzilli füzeler yapıyor. 

Tur Suresi 42. “Yoksa onlar hileli-bir düzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) o inkâr edenler hileli-düzene düşecek olanlardır.” “Yoksa onların, Allah'tan başka bir ilahları mı var? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir.” “Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: 'Üst üste yığılmış bir buluttur' derler.” (Tur Suresi 42-44) Yani umursamıyorlar önemsiz gibi görüyorlar. “Öyleyse sen onları (en dayanılmaz azabla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.” “O gün, ne hileli-düzenleri kendilerine herhangi bir şeyle yarar sağlayacak, ne yardım görecekler.” “Şüphesiz zulmedenlere bundan önce de bir azab vardır; ancak onların çoğu bilmiyorlar.” (Tur Suresi 45-47) Yani Allah “bir bela vereceğim” diyor. Ama tahmin etmiyorlar, belanın geleceğini tahmin etmiyorlar. “Artık, Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, gözlerimizin önündesin.”(Tur Suresi 48) Yani “her olayı ben yapıyorum” diyor Allah. “Sabırlı ol” diyor. “Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et.” (Tur Suresi 48) Bu Peygamberimiz (s.a.v.)’e yönelik bir ibadet şekli.

Necm Suresi 1. “Battığı zaman yıldıza andolsun;” “Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.” “O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.” “O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.” (Necm Suresi 1-4) “Kendi kendine konuşmuyor” diyor Cenab-ı Allah. “Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.” “(Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir.” Cebrail (a.s) çok güzel bir insan görünümünde, melek ama çok güzel bir insan görünümünde. “Hemen doğruldu.” “O, en yüksek bir ufuktaydı.” “Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.” “Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.” (Necm Suresi 5-9) Cebrail (a.s)’in yakınlaşması. “Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.” “Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.” “Yine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız?” “Andolsun, onu bir diğer inişte de görmüştü.” “Sidretü'l-Münteha'nın yanında.” “Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır.” (Necm Suresi 10-15) Peygamberimiz (s.a.v.) bak hem Sidretü'l-Münteha’yı görüyor. Hem Cennetü'l-Me'va’yı görüyor. Bu ona verilmiş bir nimet. Kuran’da belirtilen birçok hususu bizzat gözleriyle görüyor ve anlatıyor zaten. “Sidreyi örten örtmekte iken” (Necm Suresi 16)  “o perdeyi örten var” diyor Cenab-ı Allah. “Göz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı.” (Necm Suresi 17) Bakmaması gerektiği için bakmıyor. İşte mesela bu Cebrail (a.s)’in yaratılışını sorabilirler evrim konusunda. Aniden orada oluşuyor. İnsanın yaratılışı da aynı şekilde ani yaratılıştır.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Hızır (a.s)’ın sürekli şekil değiştirmesi de sorulabilir mi? Yaratılışa delil olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Ama onu vahiy olarak görmedikleri için Kuran’da değil onlar, hadisle belirtilen hususlar. Ama burada açık vahiyle yüzünün şekli, görüntüsü, nasıl geldiği hepsi anlatılıyor, detay detay anlatılıyor. İnkar edecekleri gibi değil. Melekler de öyle açık açık anlatılıyor. İnkar edecekleri gibi değil. Bu ama hiç akıllarına gelmemiş bu bir mucize. Sırf insanın yaratılışı üzerinde durmuşlar. “Melek nasıl yaratıldı?” demeyi kimse akıl edememiş bunlara.

EBRU ALTAN: İlk siz söylediniz.

ADNAN OKTAR: İlk ben söyledim. Şuan zaten cevap vermiyorlar o konuya. “Onu geçelim” diyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Sorulduğunda “bana bu şekilde soru sormayın” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Ama ne zamana kadar bununla böyle baş edecekler bu çok ilkel bir yöntem, çok çocuksu bir yöntem. Böyle kurtulamazlar.

Cebrail (a.s)’ın asli suretinde görülerek Allah’ın emrini Resulullah (s.a.v.)’e getirmesi, okuması iki kez oluyor iki kez vahiy getiriyor. Birincisi nübüvvetin başlangıcında oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.) baygınlık geçiriyor bu ilk olduğunda. Çok harika bir olay. İkincisi de Miraç olayının gerçekleşmesinde oluyor. “Andolsun ki onu diğer bir defada Sidretü'l-Münteha'nın yanında gördü” dediği o ayette. Bu ikincisi de Miraç’taki. (Necm Suresi 12)

“Hocam, konunun tek üstadı ve uzmanısın maşaAllah. Uzun havayla başladınız yavaş geçişlerle şuan resmen ortalık yıkılıyor” diyor.

“Rusya’da esaretteyken diyor Bediüzzaman; “Bir gün, “Ya Rabbi sen bilirsin bana bir kapı aç” diye dua ederek kaldığım yere gidiyordum. Arap kıyafetli, entarili önünde üç dört merkeple birisini gördüm. Yanımdan geçerken bana” “essalamun aleyküm” dedi, selamını aldım. “Seni buradan çıkarsam Türkiye’ye gider misin?” dedi. “Giderim” dedim. “Buradan çıkacağım ama dört kapısı kapalı.” Diyarbakır kalesi gibi bir yerde bulunuyorduk. “Kapılarında bizim resimlerimiz var. Nöbetçiler bizi tanırlar. Kapıdan nasıl geçerim” dedim? Bak esarette, resimleri de var. O şahıs “benim elbisemi giyin, merkepleri sür, sen ilerden git ben sana yetişirim” dedi” diyor. “Kendi kendime “bu adam boş adama benzemiyor” dedim. Onun elbisesini giydim ve merkepleri sürdüm gittim. Kapıdan geçtim nöbetçiler bir şey demedi. O şahısla yirmi dört saat beraber gittik. Benim ayaklarım şişmişti. O dedi “hududa yaklaştık ben seninle gelemem” dedi. Ben düşündüm doğru yoldan gidersem, Ermeniler, Ruslar onların dilini bilmediğimden geri çevirirler. Ayrıca ince bir yol vardı. O ince yolda yürüdüm. Akşam oldu, yol bir daha çıktı, orada yol falan yoktu şaşırdım baktım. Orada dağda bir inek vardı” diyor. “Onu sürersem bir şenliğe rastlarım diye düşündüm. İneği sürdüm bir mağaranın önünde durdu” diyor. “Niye durdu bu hayvan derken” diyor “mağaradan biri” diyor “pirifani ağabey çıktı” diyor. “Beni ismen, cismen biliyordu. Bana hoş geldin ehlen ve sehlen dedi” diyor. “Sen yorulmuşsun, açsın diye beni içeriye aldı. Benim ekmeğim falan da yok. Bu ineği yaz kış sağar sütünü içerim dedi” diyor. “Bana süt sağıp getirdi, daha öğle lezzetli süt içmemiştim” diyor. “O gecede orada kaldım. Bana dedi ki, sen Türkiye’ye gidersin, Türk kardeşlerime selam edersin. Başlarında çok musibetler var” demiş. “Üç şeye riayet etsinler” diyor. “Kuran derslerine devam etsinler” bak sırf Kuran. “Ezani Muhammedi’yi daima yüksek sesle okumaya devam etsinler. Cemaatten ayrılmasınlar dedi” diyor. Bu sayede o şeyden dönüyor işte, Rusya’daki esaretten. Adam “benim kıyafetlerimi giy” diyor, o eşekler de var, ona biniyor Bediüzzaman çekip gidiyor ve çıkıyor. Oradaki Rusya’da esaretten sağ dönen adam yok. Gittiği yerde çok büyük bir çizgi çizerek geliyor Türkiye’ye. Parası yok, pulu yok, hiçbir şey yok, bak giriyor orada mağarada adam inek sahibi bir adam var yine orada gidip orada kalıyor akşam, ismen biliyor. “Selamun aleyküm” diyor, “hoş geldin” diyor. Öbür amca biliyor, “gel sana yardım edeyim” diyor o çıkarıyor. Şimdi burada anlaşılmaz bir durum yok. Burada anlaşılıyor ki, sürekli Hz. Hızır (a.s) çeşit çeşit şekillere girerek Bediüzzaman’a yardımcı olmuş. Ve o esaretten dönüşünde ona kolaylık sağlamış ama her aşamasında bambaşka bir görünüm var. Orada mesela inek sahibi bir ihtiyar var, adamın ineğini oraya kadar götürüyor mağaraya, orada eşekle gezen bir yaşlı amca var, o elbiseleri veriyor onu giyiyor.

EBRU ALTAN: Ama imtihan da devam ediyor bir yandan da.

ADNAN OKTAR: İmtihan da devam ediyor mesela hiç haberi bile yok. Türkiye’ye selam söylüyor, Kuran’a sarılsınlar diyor. Bu tarz oluyor işte Hz. Hızır (a.s)’ın yardımı. Anlaşılması mümkün değil.

Nefise isimli bir hanım yazmış, “Hocam, RTÜK kızmaz ne olur mesajımı tam olarak okuyun. Bir kere sizin suçunuz yok ki, mesajı yazan benim” diyor. “Allah aşkıyla sevdiğim, bir tanem, Allah aşkıyla sevdiğim canım Hocam. Saat geç oldukça yayın ha bitti, ha bitecek diye yüreğim küt küt atıyor. Ne olur sakın gitmeyin olur mu? Birde çok ama çok sevildiğinizi bilin.” Nefise Akyıldız.

Cebrail (a.s) tabii insan görünümünde, melekler öyledir insan görünümündedir.

Bediüzzaman’ın o esaretinde gezdiği bölge, savaş yılları, arabası yok, parası yok hiçbir şeyi yok. Ve bak esir, kapıda resimleri falan var askerler nöbetçileri bekliyor, böyle bir yerden rahatça elini kolunu sallayarak çıkıp gidiyor. Dağda geziyor mesela dağda bir inek buluyor, inek onu mağaraya götürüyor. Orada o ineğin sahibi var, süt içiyorlar, beraber sohbet ediyorlar. Adam onu direkt tanıyor. Onun dilini konuşuyor. Bunlar hiç normal olaylar değil. “Seni buradan çıkarsam Türkiye’ye gider misin?” diyor adam mesela. Nasıl biliyor bunu hayret? “Giderim dedim” diyor. “Diyarbakır kalesi gibi yerde bulunuyorduk” diyor. Bak adam riske giriyor, “benim elbisemi giy, merkepleri sür, sen ilerden git, ben sana yetişirim dedi” diyor. Yirmi dört saat beraber gidiyorlar, “hududa yaklaştık ben senle gelemem” diyor ondan sonra. İneği takip etmiş, inek onu bir mağaranın önüne kadar getirmiş, hayvanın asıl yeri olduğu için, “mağaradan” diyor bak “pirifani bir adam çıktı” diyor. “Beni ismen, cismen biliyordu, bana hoş geldin, ehlen ve sehlen dedi” diyor. Bunların hiçbir normal bir yönü yok. “Sen yorulmuşsun açsın diye beni içeri aldı” diyor. “Benim ekmeğim falan yok. Bu ineği yaz kış sağar sütünü içerim dedi” diyor. Sadece o hayvanla besleniyormuş. “Ta Varşova’ya, ta Avusturya’ya uğrayarak İstanbul’a kadar geldim, bu şekilde kolaylıkla kurtulmak pek harika olmuştu” diyor bir de. Bak ta Varşova’ya gidiyor, Avusturya’ya gidiyor, İstanbul’a muazzam bir yol, Rusya’dan muazzam bir çark çiziyor savaş yılları, her yer asker, polis dolu, tek başına bir insan, beş kuruşu yok.     

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz. 

VTR: Melekler ve Cinler Evrimle Yaratılmamıştır   

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü