Harun Yahya

Sohbetler (10 Mart 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Bir sevgi etiketi yapalım, “Hayat sevince güzel” diyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sur’da operasyonlar bitti ve Sur, operasyonların en uzun sürdüğü ilçe olduğu gibi en çok şehidin verildiği bölge de oldu. Sur’daki çatışmalarda 68 şehit verdik.

ADNAN OKTAR: Helal olsun koçyiğitlerime, helal olsun aslanlarıma. Allah nurlarını artırsın, şehadetlerini Cenab-ı Allah makbul etsin. Tebrik ediyoruz annelerini babalarını kendilerini. İsimleri altın harflerle yazıldı, maşaAllah. Melekler, peygamberan hepsi onlarla iftihar ediyor, ne mutlu onlara, ne mutlu annelerine babalarına. Allah annelerine babalarına uzun ömür, sabrı cemil nasip etsin.

Yalnız benim rahatsız olduğum konulardan bir tanesi bu tabutlar, işte cenaze arabaları koskoca bilmem ne belediyesi. Ama kırk santimlik harflerle tabutun üstünde bilmem ne belediyesi boydan boya. Reklam yapacak başka yer bulamadınız mı? Ne kadar acı bir şey. Belediye reklamı için siz cenaze törenini mi esas alıyorsunuz? Çok mahcup edici bir şey bu. Arabada boydan boya koskoca bilmem ne belediyesi. Her yere bilmem ne yazıyor. Bırak kardeşim bırak, cenaze arabasında reklam olmaz belediye reklamı. Tabutun üstünde efendim buna benzer diğer cenazeyle ilgili bağlantılı hiçbir yerde belediye reklamı olmaz. Yazıyorsan çok küçük çok yakından gelip bakanın göreceği şekilde olur. Çok ayıp bu çok ayıp. Böyle reklam böyle tanıtım olmaz. Boydan boya bilmem ne belediyesi ama öyle az boz harf değil, tabutu boydan boya kaplamış, cenaze arabasını boydan boya kaplamış ne oluyorsunuz? Düz normal sade bir görünümü olsun.

Şehit cenazelerinde Allah’a şükür bandodan vazgeçirttim, uğraşa uğraşa sonunda onu kabul ettirdim şu bando işini bıraktılar. Zart zart, güm güm güm ne alaka? Sen şehit kaldırıyorsun, şehit öyle mi kaldırılır? Allah’a şükür sürekli yeni bir bidatten kurtuluyoruz. Israrla üstünde durunca oluyor, maşaAllah.

Mesela “Her nefis ölümü tadıcıdır” ayeti çok çok küçük. Halbuki okunacak şekilde bir yerde yazılabilir. Ve güzel şehitlerle ilgili ayetler de konulabilir, değil mi? Yani birçok yerde olabilir şehitlerle ilgili ayet, üstüne örtülen örtüde olabilir ayet yazar, şehitliğin makbuliyetini anlatan Kuran ayetleri. Bir değişiklik yapsınlar böyle olmaz. Bir kere o büyük kocaman bilmem ne belediyesi yazıları yani cenazede belediye reklamını bıraksınlar. Bu çok utanç verici benim açımdan düşündüğümde bana utanç verici geliyor çok yakışıksız geliyor bana, şahsi kanaatim. Allah rızası için çıkartsınlar onu. Şehit cenazesi mi kaldırıyorsun sen belediye reklamı mı yapıyorsun? Olur mu öyle şey?

“Hocam, Twitter’da Trump’u destekleyen bir kitle Amerika’da Müslüman istemediklerini, Müslümanların gaz odalarına gönderilmesi gerektiğini yazıyorlar. Alenen soykırım için çağrıda bulunuyorlar. Nasıl oluyor da bunların hesapları kapatılmıyor da terörist grupların yanlışlarının eğitimle ortadan kaldırılması gerektiğini anlatan internet hesapları kapatılıyor akıl sır erdiremiyorum.” Atilla Çağıl. İşte Müslümanların bir kısmının ilgisizliğinden istifade ile kendilerince böyle bir oyun oynuyorlar.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Donald Trump CNN’de yaptığı bir röportajda kendisine yöneltilen “İslam batıya savaş mı açtı?” soruna şöyle cevap verdi: “Bu cevabı senin tahmin edebilmen gerekir. İslam bizden nefret ediyor. Müslümanlar konusunda tetikte durmalıyız ve çok dikkatli olmalıyız. Amerika’dan nefret eden bu insanları bu ülkeye almamalıyız.”

ADNAN OKTAR: Ama şimdi adam Hristiyan’dan nefret ediyor görüyorsunuz işte bize yazıyorlar. Yani acayip nefret ediyor adam. Musevi’den nefret ediyor “öldürülmesi gerekir” diyor. Amerika’da çok fazla Musevi var. Gelenekçi İslam’da bu var, kadınlardan nefret ediyor, sakalını kesenden nefret ediyor, müzik dinleyenden nefret diyor, heykelden hoşlanandan nefret ediyor. Evine resim istemiyor, gülen bir kadını istemiyor, kadınlara hürriyet istemiyor. Habire kadınların tahrik ediciliğinden bahsediyor. Erkek de kadını tahrik eder niye onun üstünde durmuyorsunuz? İşlerine gelmiyor. Çünkü o zaman kendileri de çekilmiş oluyorlar. Kadın isterse arzulayarak bakabilir bir erkeğe.

Evet, dinliyorum Fikret.

BÜLENT SEZGİN: İzmir’de satıcılık yapan bir kişi Suriyeli çocuğu kaldırıp yere vurdu. Küçük çocuğun yüzü ve tüm vücudu yere şiddetli şekilde çarptı. Olayı gören vatandaşlar ve satıcılar adama büyük tepki gösterdiler.

ADNAN OKTAR: Var mı filmi falan?

BÜLENT SEZGİN: Vardı göstereyim.

ADNAN OKTAR: Rezalet. Sevgisizlik, merhametsizlik akıl almaz yaygın. Buna hükümetler önemli bir konu olarak bakmaları gerekiyor, çok önemli görmeleri gerekiyor. Hiç önemli görmüyorlar. Bak, Donald Trump taraftarları “Müslümanları gaz odasına dolduralım” diyor. Müslümanların bir kısmı da onları kitle olarak yok etmeyi düşünüyor. Otomatik silahla taramayı düşünüyor. Rezalet yani.

Erbain Sindiban. Erbain, sen yasçısın. Yas İslam’da haram, tevekkülsüzlük İslam’da haram. Cenazeye ağlamak, üzülmek haram, çok fazla Kuran ayetiyle haram, çok fazla hadisle haram. Sen bize haramı tavsiye ediyorsun yas istiyorsun bizden, matem istiyorsun. Yas matem Müslüman’ın yapacağı bir şey değil. Şiddetle nehyedilmiştir mümin. Allah’a haşa bir nevi meydan okumadır yas. Yani Allah’ın yaptığını beğenmeme, Allah’ın yaptığına üzülme, onda hayır görmeme anlamına gelir.

Nusaybin’den Kobani’ye uzaman tüneller bulunmuş. Bak ta Nusaybin’den Kobani’ye. Buradan sürekli silah ve terörist girişi oluyormuş. Özel harekatçılarımızın bulduğu bir tünelde altı aylık silah, ilaç deposu bulunmuş. “Silahların üzerine beton örtecek” diyorlardı. Ben defalarca söyledim, beton örteceklerine dev bir silah deposu oluşturmuşlar yerin altında. Stalinist komünist adam silahın üstüne beton örter mi? Vazgeçer mi düşüncesinden? İstediğin kadar öldür ne yapıyorsan yap. Yine aynı yerler yine işgal edilir bak söyleyeyim. Şimdi Sur’u temizledik diyorlar ya, bir sene sonra nerede başlamıştık diye yine başlarlar. Çünkü ideolojik ilmi bilimsel mücadele yok. Arkası gelir onun sürekli gelir. Her seferinde daha büyük bir çatışma gerekiyor veyahut öyle düşünülüyor. Halbuki bilimsel mücadele yapılmış olsa mesele kökünden hallolacak ve bitecek.

Tevbe Suresi 82’de Cenab-ı Allah: “Öyleyse” diyor bak “kazandıklarının cezası olarak az gülsünler,” Allah küfre layık görüyor az gülmeyi ve küfre çok ağlamayı uygun görüyor Allah “çok ağlasınlar” diyor. “Mümin” diyor “çok gülsün ağlamasın” diyor Allah. “Üzülmesin” diyor “üzülmeyin” diyor Kuran ayeti var. Haramdır, yas tutmak haramdır. Şehide yas tutuyor, sen şehide saygıda kusur etmiş oluyorsun yas tutarak. Ağlayarak şehidin ruhunu rencide etmiş oluyorsun. Bir şehide, bir kabadayıya ağlanması ne demektir? Onu ne kadar mahcup eder öyle bir şey, ne kadar rahatsız eder.

İBRAHİM AKMUGAN: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hanımının ve amcasının vefat yılını “hüzün yılı” olarak değerlendiriyorlar.

ADNAN OKTAR: Çok büyük hata, çok büyük hata. O yüzden de bereketsizlik uğursuzluk bir türlü kalkmıyor.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Yas tutma cahiliye işlerinden biridir.” Hiçbir zaman için Peygamberimiz (s.a.v.) yas tutmamıştır. Çok fazla şehit verilmiştir, Müslümanlar bayağı neşeli rahat olmuştur. Düğünü olan düğününü yapmıştır, eğlenen eğlenmiştir. Hiçbir şekilde şehide üzülünmez.

Avrupa’da intiharı, bak intiharı yani kendini öldürmeyi önlemek için ilaç kullanan çocuk sayısı dokuz yüz bin. Hani refah ülkesiydi? Bak, intihar etmemeleri için dokuz yüz bin çocuğa ilaç veriliyor. İntihar girişiminde bulunmuş başarısız olmuş dokuz yüz bin kişiye ilaç veriliyor. Habire refahtan bahsediliyor. Dinsizlik dünyayı kasıp-kavuruyor mahvediyor. Sadece İngiltere bu verdiğim sayı dokuz yüz bin, Avrupa değil. Sırf intiharın durdurulması için, diğer konularda alınan ilaçlar ayrı, bunalımdan dolayı, sıkıntıdan dolayı alınan ilaçlar ayrı.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki Sahih Müslim’de: “Ölü için yas tutmak insanı küfre sürükler.” Yani Allah’a isyan olduğu için insan küfre gider diyor. Nerede diyor bunu? Sahih Müslim’de, en muteber hadis kitabında.

Ümmü Atiye (r.a) şöyle demiştir diyor, “Peygamberimiz (s.a.v.) biat sırasında,” biat ediyorlar ya Peygamberimiz (s.a.v.)’e bağlanıyorlar “bizden ölünün arksından feryat etmeyeceğimize, üzülmeyeceğimize dair söz aldı” diyor Sahih Buhari’de. Haramdır, bir türlü anlamıyorlar.

“Liderim Atatürk” diyen TC Baharli. Sen ne Kuran’ı biliyorsun ne de Atatürk’ü biliyorsun. Atatürk hiçbir şehide ağlamamıştır. Yüz binlerce şehit verildi Atatürk’ün kumandasında, hiçbir şehide Atatürk ağlamamıştır. Sen nasıl Atatürkçü oluyorsun? Atatürkçüysen onun yiğitliğini al, onun olgunluğunu al.

SEMİH MERİÇ: Bir sözünde önünde şehit olan askerlerden bahsediyor Atatürk ve hepsinin Kuran’ı okuyup anladığını söylüyordu.

ADNAN OKTAR: Tabii.

“Mehdi’nin yardımcıları kaderde gökteki yıldızlar gibi bellidir.” Gökte yıldızlar nasıl belli onlar da kaderde belli. “Allah’ın Mehdi ile yazmadıkları her ne yapsalar yanında kalamazlar” diyor. Bak “Allah’ın Mehdi ile yazmadıkları her ne yapsalar yanında kalamazlar.” Münafık, üçkağıtçı, sahtekar kim varsa gidiyor, sapık kim varsa gidiyor çünkü Allah kaderde yazmamış. “Ancak Mehdi ile yazdıkları ise denizden kaçmak isteseler deniz onlara kapanır. Karadan gitmek isteseler yollar onları geri getirir. Allah onlara ayrılığı haram etmiştir.” Kaderleri öyle. Görüyor musun? Yıldız gibi baktı mı görülüyor. Ama münafıksa mesela ahlaksızsa, haysiyetsizse, namussuz şerefsizse Hz. Mehdi (a.s)’ın yanında Allah tutmuyor. Her ne yapsa yanında kalamıyor. “Allah’ın Mehdi ile yazdıkları ise denizden kaçmak isteseler deniz onlara kapanır” diyor. “Karadan gitmek isteseler yollar onları geri getirir. Allah onlara ayrılığı haram etmiştir.” Kaderleri böyle. Ashab-ı Kehf gibi manen uyuyor yani. Kaderde ne istiyorsa Allah onu yaptırıyor. 

BÜLENT SEZGİN: Hocam, oradaki ifade mecazi mi acaba? Yani kaçmak isteseler ki öyle istemezler.

ADNAN OKTAR: İstiyor, isteyebilir hasta olur mesela şeytan vesvese verir geri gelir. Ahir zamanda böyle mükemmel mümin çok az oluyor. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) diyor “iman avuçtaki ateş gibi olur” diyor “şahıs avucundan ateşi bırakır ama geri alır avucuna” diyor. Hatta “mümin gündüz mümindir” diyor “gece yatarken imansız olur, gece imansız yatar sabah mümin kalkar” diyor. Ahir zamanın özelliği. Çünkü çok fazla deccal hareketi olduğu için hastalanabiliyor mümin. Ama kırılıp-kopmuyor. Talebeleri öyle çok kusursuz mükemmel olmuyor. Hasta olanı da var, iyi olanı da var, yamuk olanı da var ama kopmayacak olanlar belli.

BÜLENT SEZGİN: Yeni Şafak Gazetesi haberine göre DHKP-C ve MLKP 11 Mart’ta sansasyonel eylemler yapacak. 20 Mart’ta ise Kandil’in talimatıyla 11 bin PKK’lı Yüksekova’yı kurtarılmış bölge ilan edecek.

ADNAN OKTAR: Sonra da içeri hepsi kodese. Olmaz, burası dağ başı değil. Eski dönemin romantik solcu felsefesi var. İşte dağlarda destan yazıyor falan diyorlardı Che falan böyle Venezüella’da işte dağlarda orada burada askerle çatışıyorlar, Kolombiya’da falan. Oraların bir romantizmi var, bunlar da komünist romantizmi orada yaşayacaklarını zannediyorlar. Özel harekat hiç öyle anlamaz söyleyeyim, direkt tepeler yani. Sakın kimse dangalaklık yapmasın. Sen kabadayıya posta koymaya kalkacaksın, ağzını burnunu darmadağın ederler. Kimse dangalaklık yapmasın. Özel harekatın kabadayılarına posta koyacak adam daha anasından doğmadı. Dangalaklığı bıraksınlar ellerinde kalır bak hepsi. Önceden söylüyorum.

BÜLENT SEZGİN: Haberin devamı vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Suriye’den gelecek sekiz bin PYD’li ise Türkiye’deki güvenlik noktalarına saldıracak. Sol örgütler başta metropoller olmak üzere batı illerinde provokatif saldırılar planlıyorlar.

ADNAN OKTAR: Denesinler bir baksınlar tadına tuzuna. Köpek gibi tepelenirler akıllarını başlarına alsınlar. Hepsi kodese. Dangalaklık istemiyoruz, kabadayılık da istemiyoruz. Sahte kabadayı bunlar, çakal pis köpekler.

İmam Mehdi (a.s)’ın şahsi mal varlığı olmadığını bak hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle söylüyor: “İmam Mehdi yardımcılarına” talebelerine “der ki; ‘ben yardımcım olarak sizleri seçtim. Öyle ki sizinle beraber giyineceğim, sizinle beraber yiyeceğim, hepimizin dışında olan bir bineğim de olmayacak.’” Yani benim şahsıma ait bir malım olmayacak hepimizin olacak diyor. “Nereye gidersem siz de geleceksiniz” diyor. Kim diyor bunu? Resulullah (s.a.v.) söylüyor. Nakleden kim? Necmettin Tabasi, Hz. Mehdi (a.s)’ın Hükümeti kitabı, 6. sayfa. 2. kaynak, Eş-Şia Vel-Recah, 1. cilt, 157. sayfa. Şia’yı beğenmeyen bazı Sünni alimler oluyor bak onlar bunları nakletmemişler. Şia’nın delikanlılığına bak, yiğitliğine bak bir tek Allah’tan korkup nakletmişler helal olsun. Sünniler pek Hz. Mehdi (a.s)’dan hoşlanmıyor bir kısmı. Ama Şia Hz. Mehdi (a.s) dedin mi cezbeye gelir. Onların o güzelliği, üstünlüğü ve bereketidir. O yüzden Allah bereket veriyor.

Arda Güçlü, “Olur da bir gün ülkede komünist devrim olursa ülkede kalır mısınız?” İşte olur da bir gün uzaylılar Türkiye’yi işgal ederse Türkiye’de kalır mısınız? Uzaylılarla ne konuşursunuz? Aç tavuk kendini arpa ambarında zannedermiş. Komünistlere o orak çekici alırız, efendim, deriz ki “yanlış yoldasınız bunu da size iade ediyoruz” deriz. Türkiye’ye komünizm giremez kaderinde yok. Mehdiyet’in dışında Türkiye’ye girecek hiçbir düşünce yok. Mehdiyet sallıyor şu an Türkiye’yi, Ortadoğu’yu. Yer-gök inliyor. Bütün Müslüman grupların tamamı Mehdici şu an tamamı ama istisnasız, Şiiler dahil, Sünniler dahil her yer Hz. Mehdi (a.s)’la inliyor.

Bütün Avrupa ülkelerine gideceğiz. Kudüs-ü Şerif, Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere, Fas, Tunus, Cezayir çok önemli, inşaAllah.

“Hocam, komünizmi hepten niye reddediyorsunuz? İslam’da olan sosyal adalet komünizmde de var. Güzel yönleri yok mu hiç yani?” Kardeşim, şimdi sen zenginin gırtlağına çöküp alıyorsun. İslam öyle yapmıyor ki, adam sevinerek aşkla cebinden çıkarıyor Müslüman yağmur gibi yağdırıyor. Evindeki malları cayır cayır döküyor. “Gel benim evime otur” diyor. Ama komünizm “ulan açacaksın kapıyı” tekmeyi vuruyor “buraya bu adamlar oturacak var mı diyeceğin” diyor. Bu ahlaksızlık, bu pislik ve bu bir zulümdür. Komünist, Stalinist düşünce, terörist düşünce zulümdür. İslam’da var sosyal adalet ama velayet sistemi var. Velayet sistemi nasıl oluyor? Herkes herkesin öz kardeşi, öz babası, öz annesi hükmünde oluyor. Yani tam anlamıyla korumayla mükellef. Mesela yemek varsa yemeğini yedirmek, kıyafetini sağlamak, ev sağlamak. Mesela kiraya ev verme öyle bir olay yok. Adam “gel buyur benim evime” diyor bu kadar. Yemek verme, zaten Müslüman hiçbir zaman için tek başına yemek yemiyor, hep kardeşleriyle birlikte yiyorlar. Resulullah (s.a.v.) hiç yok tek başına. Mesela tirit yemeği yaptırıyor hemen sahabeleri çağırıyor hep birlikte yiyorlar, öyle bir olay yok. Kıyafet, o onun kıyafetini giyiyor, o onun kıyafetini giyiyor. Fakir-fukara olmuyor İslam’da. Bir anda, bir kere mal biriktirmek haram yapamıyorsun. Çok fazla ayet var “ihtiyaçtan artakalanı verin” diyor Allah. Adam ne yapabilir? İhtiyaç ne demek? Karnı doydu mu gerisi ihtiyaçtan artakalandır, bitti. Hepsini dağıtacaksın. Akıl almaz bir bereket oluyor bolluk. Ama komünizm öyle yapmıyor. Gırtlağına silahı dayıyor “vereceksin ulan paralarını” diyor. İslam’da aşkla şevkle hediye olarak, mutlu olarak, kardeşliğin heyecanını yaşayarak, sevinçten gözyaşları içinde malını dağıtıyor. Burada adam ıstıraptan ağlıyor ıstıraptan. Böyle şey olmaz.

SEMİH MERİÇ: Allah ayette “Onlar kardeşlerini öz nefislerine tercih ederler” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela adam hasta, bütün Müslümanlar sorumlu oluyor. Şu an mesela kanser oluyor adam kimsenin haberi bile yok. Adam tek başına hastanede sürünüyor. Herkes sorumlu oluyor herkes, bilen duyan herkes. Velayet sistemi var. Adama hastanede para, öyle bir şey olmaz mümine haram olur. Hastadan para nasıl alırsın? Hastadan para almak müthiş bir haramdır kesin yapamazsın. Velayet siteminde ama velayet sistemi olduğunda böyle bir olay olmaz. Doktor Allah rızası için yapıyor. Ha, doktora herkes bakar ama doktorun yiyeceğini halleder. Mesela doktor eve mi gideceğim diyor, “al şu araba senin olsun” diyor doktora, son model araba “sen bununla hastalara gidersin doktorum” diyor bitti. Muayenehane, “aa benim şu apartman boş” diyor “buyur senin olsun,” gidiyor tapusunu da onun üstüne yapıyor “senin olsun” diyor bitti bu kadar. Velayet sistemi böyledir. Ama komünizmde her şey zorlanır.

Komünizm fakirlikte eşitlik sağlıyor, herkes fakir oluyor yani. İslam da herkese zenginlik sağlıyor, İslam bereket ve zenginlik sağlıyor aradaki fark budur. Herkes fakir olur komünizmde herkes sürünür. İslam’da herkes mutlu olur.

Komünizm imanı elden alıyor, maneviyatı elden alıyor. Robot, robotlar oluyor, robotların içinde yaşıyorsun, robot. İslam’da insanların içinde yaşarsın, dostlarının, sevdiklerinin içinde yaşarsın. Müslüman hasta oluyor bütün mahalle ayağa kalkıyor herkes. Hastaneye girişte “Selamun Aleyküm, adınız soyadınız çıkart bakalım paraları. Bu çok pahalı iş” diyor. Müslüman hastadan para alınır mı? Kanser hastasından para alınır mı? Adamın kolu kopmuş “parayı yatır da dikelim” diyor. Şu olacak iş mi? Bütün millet buna alışmış makul görüyor. Kolu kopmuş adamın adamdan para alınır mı dikmek için? Üstüne para vereceksin. Zor durumda kalmış. Çalışamıyor adam. Sen ondan sonra ona bakmakla mükellefsin velayet sistemine göre. Kolu kopmuş, gitmiş mesela sağ kolu. Dikilmiş ama yani o koluyla bir şey yapamaz. Epey bir süre bir şey yapamaz. Sen bakacaksın.

“Güzel yüzlü canım Hocam. Ben dünyada bu kadar güzel gülen insan görmedim. Allah sizi hep güldürsün” diyor Hale.

Karl Marks, Tevrat konusunda uzmandır. Anne, baba tarafından, her tarafından haham aileden gelir. Musevi kökenlidir Karl Marks. Tevrat’ı çok çok iyi bilir. Tevrat’ta Moşiyah’ı gördü. Mesih olmak istedi. Yani Allahsız Mesih olmak istedi. Ve sahte Mesih oldu. İşte onun yerine gerçek Mesih Muhammed Mehdi geliyor, inşaAllah.

Komünizmde hiç sanat olmuyor. Mesela güzel bir heykel, güzel bir resim, güzel bir tiyatro. Mahvoldu insanlar komünist düşüncede. Yani böyle yaratma kabiliyeti insanın, telif kabiliyeti dumura uğruyor. Ve çöktü o yüzden komünizm. Yani Rusya’da çöktü. Ama şu an ayakta tutmaya çalışıyorlar ama zor bela gidiyor.

Bağnaz sistemde, bağnaz İslam anlayışında yoğun bir egoistlik hâkimdir. Zenginler çok zengin olur, fakirler çok fakir olur. Zenginlere Müslümanlar işte yanaştıklarında onlara çok az bir para, çok az bir imkân sağlarlar. İşte “tasadduk ettik. Fitre verdik.” Bayramda işte zarfın içerisine elli lira koyar. “Al sana fitre.” Müslümanlar sürünür gelenekçi, bağnaz İslam anlayışında. Çok uç zenginler olur egoist insanlara tepeden bakan. Kadınlar ezim ezim ezilirler ve mahvolurlar. Çocuklar ezilir. Bilim, sanat hiçbir şey olmaz. Bir cehennem toplumu olur. İslam âleminde yapılanlar bu. Yani buna benzer şeyler. Bir tek Mehdiyet’te cennet toplumu meydana geliyor. Onun dışında olmaz.

Komünizmde ev sadece barınmak için bir yani bir hayvanın nasıl bir mağarada barınması gerekir falan, öyle görünür komünist, Stalinist düşünce. Yani “bunların barınma ihtiyacı var. Biz bunları barındıracak bir yer bulalım” derler. Giysi, kıyafet de sadece örtünmek için yani soğuktan korumak içindir. Estetik falan hiç olmaz. Komünist Rusya dönemini bir düşünün Çin’de, hiçbir kıyafette estetik yoktur. Hiçbir evde estetik yoktur. Korkunç soğuk beton yığınları, gri renk hâkimdir. Koyu kahve, gri ve siyah bir renk hâkimdir. İnsanların yüzü son derece asık ve donuktur. İnsan beyni uyuşmuştur komünist sistemde.

“Kastamonu’dayım A9 TV’de Adnan Hoca’nın programında Guns N Roses şarkısı eşliğinde coştuklarını izliyorum. Tam olarak ne yapıyorum ben?” Sen de katılacaksın olaya ve bütün coşkunla.

Komünist sistemde özellikle köylülere karşı müthiş bir nefret hâkim. Karl Marks köylüler için diyor ki; “patates çuvalları” diyor. Mesela Marks’ın dışında Lenin ve Stalin de köylüleri sadece tahıl, pamuk vs. üreten hayvan sürüleri olarak görüyorlar. Yani insan olarak görmüyorlar. Komünist sistemde korku hâkim oluyor. Halk herkes korku içinde yaşar, derin bir korku. Allah korkusunun yerini gizli servislerin, derin devletin korkusu alır.

SEMİH MERİÇ: Atatürk de komünizmle ilmi olarak mücadele edilmesi gereken bir sistem olduğundan bahsediyordu Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet, “Beyler” diyor. “Şurası unutulmamalıdır ki komünistlik Türk âleminin en büyük düşmanıdır” diyor. “Behemehâl her görüldüğü yerde derhal ezilmelidir” diyor.

Ülkücülere helal olsun çocuklara, aslanlara. Türkiye’ye komünizmin gelmesini engelleyen onlardır. Canlarım benim, beş bin şehit verdi benim koçyiğitlerim. Birçok insan unuttu gitti. Haberleri bile yok yeni gençlerin. “Neler olmuş?” falan diyorlar. 12 Eylül öncesi net gitmişti Türkiye. Ülkücüler sokak sokak, cadde cadde Türkiye’yi sağlama bağladılar, maşaAllah. Bizim ta İncesu’ya kadar gelmişti komünistler. Öyle bizim evin hemen biraz üstünden başlıyordu komünistlerin hâkimiyeti. İşte Allah’ın hikmeti ülkücüler bir avuç can böyle o harabe evler falan oralarda nöbet tutuyorlardı çocuklar. Sabaha kadar Allah rızası için. Sabaha kadar kim yapar bunu? Penceresi yok, kapısı yok evler. Orada öyle beklerlerdi. Memleket gitmişti Allah esirgesin. Biz camiden çıkardık yağmur gibi kurşun yağdırırlardı. Duvarların dibine sinerek falan çıkıyorduk camiden. Ülkü ocaklarının orada bir kütüphanesi vardı. Biz akşam uyuyorduk. Gece yarısı böyle apartman yıkılıyor zannettik. Bomba koymuşlar. Uçurmuşlardı havaya komünistler. Benim canlarım o devirde akıl almaz bir fedakârlıkla İslam’a, Kuran’a sahip çıktılar. Çok yiğitçe bir mücadele verdiler.

İşçiler, köylüler, memurlar hepsi mümin kardeştirler. Hepsi iç içedir. Böyle bir sınıflama doğru değil. Yanlış. İslam’da öyle bir şey olmuyor. Paşa, milletvekili, işçi hep beraber secdede namaz kılıyorlar. Aynı yerde sofraya oturuyorlar. Öyle bey, paşa, büyük, küçük ayrımı yok İslam’da, herkes dost, kardeş. Ülkücü aslanlarım benim bunca yaptıkları fedakârlıktan sonra biz zannettik ki takdir edeceklerini zannettik. Akıl almaz işkence yaptılar benim canlarıma. İşte “sağ, sol dengeliyoruz” diye. Kardeşim, ne dengesi? Vatanına milletine sahip çıkan adama denge mi kurulur? Komünizme karşı ol. Allahsız Kitapsızlara karşı ol. Sen devleti milleti, vatanını koruyan adamları nasıl denge adı altında eziyet eder, işkence edersin? Benim koçyiğitlerimi hepsini astılar. Yaşı ufak on altı- on yedi yaşındaki çocukların yaşlarını büyütüp astılar. Çok büyük bir zulüm yaptılar. Yani işkence zulmü. Çok muazzam işkence yapıldı.

Kuzey Kore’de halk mesela haftanın yedi günü çalışmak mecburiyetinde. Cumartesi, pazarları yok. Sadece dört renk giymelerine izin var. Siyah, yeşil, mavi ve beyaz. Bunun dışında kıyafet olmuyor. Saç modeli bile belli.

BERİL KONCAGÜL: Turist için giden olursa ülkeyi gezdirmiyorlarmış. Bir tane rehber eşliğinde bilinen yerlere gitmesi gerekiyormuş. Yasakmış fotoğraf çekmeleri.

ADNAN OKTAR: Oraya turist olarak gitmek için canından bezmiş adam olması gerekiyor, Allah esirgesin. Aklı başında adam nasıl gitsin oraya? MaazAllah gider bir daha gelmez. Kaybolur orada.

PYD Eş Başkanı Asya Abdullah’ın açıklaması. Asya Abdullah diyor ki; “Emperyalist devletler bize Kürt devleti kurmamız için baskı yapıyorlar. Ama biz hiçbir zaman bu oyuna gelmeyeceğiz.” Şu an yaptığın ne? “Gitmeyin hani düşeceğiz” falan havasındalar. Yani “istemem, yan cebime koy” lafı bu. Emperyalist devletlerin kuklası olduğunuzu fark etmişsin. Bu tamam yeterli.

BÜLENT SEZGİN: Öcalan’ın posteri önünde fotoğrafı vardı Asya Abdullah’ın.

ADNAN OKTAR: Oradakiler hep zoraki gelmiştir. O kadın da öyle, zoraki konuşuyordur.

Resulullah (s.a.v.) diyor ki; “İlerde bir fitne olacak Mehdi zamanında. O fitne içinde kişi mümin olarak sabahlayacak.” Bak, “mümin olarak, Müslüman olarak sabahlayacak. Kâfir olarak da akşamlayabilecek.” Hâlbuki sabah mümin ama akşam kâfir. “Ancak Allah’ın ilimle kalbini dirilttiği kimseler hariç sürekli yalpalayacaklar” diyor. “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki” diyor Resulullah (s.a.v.) “Mehdi devrinde. Dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı, dirençli davranıp Müslümanca yaşayan kimse avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.” Yani Müslümanlığını yaşayan insan avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır. (Tırmızi, Fiten bölümü 73, Ebu Davud, Melahim: 17)

Fatma Dinçtürk, “Adnan Bey, ben de sizin güzelliğinizi, içimi aydınlatan nurunuzu, benzerini görmedim samimiyetinizi, dürüstlüğünüzü, güçlü imanınızı, o güzel ellerinizi, gözlerinizi, heybetinizi ve benzerini kesinlikle göremediğim coşkun ve çağlayan gibi akan sevginizi çok ama çok fazla seviyorum” diyor. MaşaAllah.

Avrupa ülkelerinde gençlerin yüzde ellisi antidepresan kullanıyor. Sen ne diyorsun? “Müreffeh ülke” diyorsun. Gençlerin yüzde ellisi, yarısı antidepresan kullanıyor. Mahvolmuş bir toplum demektir.

“Aslan Hocam, hayatımda sizin kadar vatanına, milletine, devletine istisnasız her gün fayda getirmek için bu kadar çok çabalayan bir insan görmedim. Hem de size karşı yapılan tüm haksızlıklara rağmen sabrınıza ne söyleyerek destek olabilirim diye düşündüm. Size Araf Suresi’nin 56. Ayetinin ebced hesabını yazıyorum. “Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.” 1956 tarihini veriyormuş. Evet, Risale-i Nur’un serbest bırakıldığı tarih.

Fidan, “Canımın içi Hocam. Sizden başka kimsenin yanında olmak istemiyorum. Çünkü sizi çok seviyorum. Sizden başka kimseye “canımın içi” demiyorum. Çünkü sizi kalbimin bütün hücrelerinde hissediyorum. Allah aşkının ne demek olduğunu bildiğim için Allah’a şükürler olsun. Siz kalbimde sonsuza kadar mühürlüsünüz” diyor, inşaAllah. Çok seviyor demek ki, maşaAllah.

Yalçın Salim, “Sizi hep oynarken, dans ederken görüyoruz, bir de namaz kılarken görsek. Haccı zekâtı anlatırken görsek.” Yani ne kadar gelenekçi Ortodoks kafaya alışmışsınız. Müslüman diyecek ki “Bakın, canlı yayında size namaz kıldığımı göstereyim. Ne kadar riyakârca ve samimiyetsiz bir durum. Ne kadar alışmışsınız samimiyetsizliğe. Ne kadar seviyorsunuz samimiyetsiz insanları. Namaz gizlidir, namaz özeldir tamam camide kılarsın ama naklen yayın yapılmaz bu. Nerde görülmüş öyle bir şey? Ben namaz kılıyorum ey millet görün.

EBRU ALTAN: Zekat işini de anlattınız velayet sistemini de anlattınız.

ADNAN OKTAR: Zekat edin demiyorsun ki velayet sistemi zaten zekat sistemidir. Ama bunların zekat anlayışı ayrı. Bu karısının altınlarının kırkta biri bunlar. Adamın malı mülkü zaten o duruyor. Arabaları köşkleri falan onlar ayrı adamın malı o zaten. Karısının altının kırkta biri. Onlar da kurnazlık yapıyor kadına altın almıyor böylece iş bitmiş oluyor. İşte zekat bu, senin anladığın zekat da bu. Ama Kuran'da İslam'da bak ihtiyaçtan arta kalan hepsi zekattır. Yani mal tutamıyorsun haram. Böyle bir şey yok. Allah diyor “böğürlerini alınlarını dağlayacağım biriktirdiklerinden” diyor. Öyle bir şey yok. Ama senin zekat anlayışında var bunlar serbest. Hacca da ticaret için gidiyor. Gidiyor işte palto alıyor, çekyat alıyor geliyor burada satıyor. Zemzem suyu getiriyor onları satıyor. Tesbih getiriyor onları satıyor, seccade getirip satıyor. Veyahut orada bir ticari görüşme için gidiyor. Veyahut gezmeye gidiyor çoluk çocuk. Geğirerek yemek yiyor otelde hep beraber oturuyorlar falan. Adı hacca gitmiş oluyor. Zaten orayı tamamen turistik bölge gibi görüyorlar bir kısmı. Gezme yeri olarak görüyorlar. Cihat, tebliğ, İslam'ı yaymak onlar yok. "Onlar ulemanın işi" diyor "ona biz karışamayız" diyor. Bir kısmı da diyor ki “Diyanet yapar o işi diyor biz niye yapalım ki?” diyor. Onlar geğirerek gidip orada yemek yiyecekler, gezecekler ailece çoluk çocuk. Sonra karısının altının kırkta birini de verecek. Kadında zaten üç tane altın oluyor onun kırkta biri ne yapıyor? Bir gram bile etmez. "Zekatımı verdim ben" diyor. Bak gösteriş olacak, poz yapacaksın, samimiyetsizlik yapacaksın. Yüzlerce kitap yazmak, milyonlarca kişinin hidayetine vesile olmak önemli olmuyor bunlar için. Allah için çile çekmek önemli olmuyor. Birde oynamaya karşı gibi düğünlerde döne döne oynuyor bunlar. Anası babası, mesela anası oluyor yüz kiloluk o da kalkıyor o da oynuyor. Hepsi oynuyor. Plajları dolduruyorlar ailece. Plajda baba izin veriyor donla külotla gezmeye. O namus anlayışı ayrı oluyor orada. "Burası plaj yeri tabii ki öyle olacak" diyor. Bir acayip kafa.

Ender Günay, "Sayın Hocam bizler şu an sizleri zevkle Antakya'dan izliyoruz." Ender Günay'a selam ediyoruz.

Mesela bak Yüksekova'da operasyon başladığında hemen seksen tank sevk edildi. Daha önce göndermiyorlardı ben söyledim. Obüsler ne güne duruyor dedim. Tank götürün, obüsleri götürün. İki saat mermiyle çıt çıt çıt. Orayı boşaltırsın çoluğu çocuğu kimseyi bırakmazsın uyarırsın vurdun mu obüsle helvacı kabağı gibi oyarsın bu kadar basit. Daha yeni yapmaya başladılar. Hepsi için demiyorum tabii bir kısmı için diyorum. Birçoğu tabii bunu uyguluyordu. Ama hiç kimsenin ölmesini istemeyiz tabii. Terörist de olsa sağ yakalanmasını hapse atılmasını isteriz.

Yavaş yavaş her gün olaylar oluyor işte komünistleri Allah oradan kazıyor, yeni yeni başka olaylar çıkıyor.  Her gün yeni bir konu işte ahir zamanı Allah böyle küçük küçük olaylarla, büyük büyük olaylarla süslemiş şekillendirmiş, bir hal vermiş. Ahir zaman emin adımlarla kaderin akışı içerisinde ezici bir çark gibi ilerliyor. Ve kimse de durduramıyor; ne Hz. Mehdi (a.s)'ı durdurabiliyorlar ne İsa Mesih'i durdurabiliyorlar ne de deccal durur. Hepsi görevini yapıyor. İblis de görevini yapıyor, melek de görevini yapıyor. Mehdi (a.s) de görevini yapıyor, deccal de görevini yapıyor ahir zaman böylece bütünleniyor, şekilleniyor, gözler önüne seriliyor.

"Birçok kabileler yerle bir olmadıkça kıyamet kopmaz Mehdi zuhur etmez. Hatta diyecekler ki falan oğullarından kim kaldı?" Yani bütün bir topluluk, bütün bir aşiret olduğu gibi katledilecek diyor ahir zamanda.

El Harras Hz. Mehdi (a.s)'ın isimlerinden birisi “aslan.” Ayrıca El Cabir Hz. Mehdi (a.s)'ın isimlerinden birisi de “İslam'ı eze eze hakim eden.”

OKTAR BABUNA: “Önüne dağ çıksa ezip geçer” diyor inşaAllah Peygamberimiz (s.a.v.).

ADNAN OKTAR: Evet.

Evet, ben seni dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Özgür Suriye Ordusu’nun Genel Kurmay Başkanı Ahmet Berri Kilis'e düşen bombaların PYD-YPG' ye ait Afrin bölgesindeki mevzilerden ateşlendiğini söyledi. Türkiye'nin obüs atışlarını örgütün uzun süredir misilleme hazırlığı içinde olduğunu belirten Berri "topların namluları Türkiye yönüne çevrilmiş durumda."

ADNAN OKTAR: İşte o top nerde varsa hepsinin yok edilmesi lazım. Türkiye beklemesin. Yani tehditle de gereken cevap verilmesi lazım. O öyle olmaz böyle olur diye cevap verilmesi lazım. Ne kadar cephaneleri var, topu var, tüfeği var hepsinin havaya uçurulması gerekiyor. İnsanları geriye çekip can kaybı olmayacak şekilde hepsinin yerle bir edilmesi gerekiyor. Hz. Mehdi (a.s) kendi zamanının en büyük ordusunu teçhiz edecek diyor. Yan dünyanın en büyük ordusu olacak diyor. Bediüzzaman da öyle söylüyor. "Hiçbir dünya ordusu yenemez İslam ordusunu" diyor. O kadar büyük olacak diyor.

BÜLENT SEZGİN: Hz. Süleyman (a.s)'ın farklı orduları vardı kuşlardan mesela. Acaba Hz. Mehdi (a.s)’nin de o şekilde olacak mı Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s)'ın tabii kaliteli, çok güçlü bir İslam ordusu olacak. İslam alemi bilecek. Şu anda da o tip bir ordunun ilk düvelerini oluşturdular.

"Mehdi işi çok sıkı tutacak" diyor hadiste. "Kenane Mehdi’ye karşı mücadele edecek" diyor hadiste Kenane. Ama başarılı olamayacak diyor. Hz. Mehdi (a.s)'ın geleceği yerlerden birisi de Beyti Maktis; Kudüs. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki "Ehli beytim" yani Mehdi (a.s) ve diğer Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan kişiler "benden sonra çetin bir bela tedritle karşılaşacaklar." Yani çeşitli acılar belalar olaylarla karşılaşacaklar. "Doğu tarafından siyah sancaklarla ordular gelecek." İşte bu yeni gelen IŞİD, El Kaide hepsinin bayrakları siyah onların. Mesela İslam ordusu ilk defa oluşturuldu bak yüzlerce yıl sonra. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu yirmi ülke, İslam ülkesinin askerlerinin katıldığı Suudi Arabistan'da düzenlenen Kuzeyin Gök Gürültüsü Tatbikatı halen devam ediyor. Bu Ortadoğu’da gerek katılan asker sayısı gerekse tatbikat bölgesinin genişliği açısından bugüne kadar düzenlenen en büyük askeri tatbikat. Dünyada görülmemiş yani. Tatbikatta yirmi ülkeden iki yüz bine yakın askerin yanı sıra, yüz savaş uçağı ve yüzlerce kara savaş aracı katılıyor diyor. Bediüzzaman da bu konuyu açıklıyor zaten. "Bu vazifenin noktayı istinadı ve hadimleri milyonlarca efradı bulunan ordular olacak" diyor Bediüzzaman. Milyonlarca askerden oluşacak diyor. Büyük bir savaş oluşacağını söylüyor Müslümanların olduğu bölgede. "Müslümanların üçte biri şehit olacak" diyor yani o kadar çok. "Rumlar da savaşın içine girecek, Müslümanlar da girecekler" diyor. Şu an olan olay o. Bir kısım Arapların ihanet ettiğini söylüyorlar edeceğini. Ama bütün bu mücadelelerinde Dımeşk Şam'ı alamayacaklar diyor. Şam hakikaten şu an daha düşmedi. Yemen'de de yine savaş olacağı söyleniyor Mehdi (a.s) devrinde. Müslümanlar onlara yardıma koşacaklar diyor Yemen; Mehdi (a.s) devrinde. Hakikaten var şu an. "Müslümanlar kadın ve çocuklar dağlara tırmanacaklar, dağlarda saklanacaklar" diyor. Savaşın şiddetini hakikaten görüyorsunuz dağlık bölgelere saklanıyorlar. "Sabaha kadar müminler sürekli hiç uyumadan tekbir, tehlil ve tehmitte bulunacaklar" diyor İstanbul'u fethederken. Bak sabaha kadar hiç uyumadan tekbir, tehlil ve tehmitte" yani sürekli Allah'ı anacaklar diyor İstanbul'da. İstanbul'u manen fethederken. Kim bilir kaç yıl sürecek bu? Bu çok manidar bak sabaha kadar hiç uyumadan diyor tekbir, tehlil ve tehmitte bulunacaklar Müslümanlar. Bu tabii uzun sürecek bir şey.

Hızır (a.s)’ı balık suretinde gösteren tarihi duvar kabartmaları var. Hızır (a.s) çoğu zaman balık suretinde hareket ediyor. Mesela bazen Yunus (a.s)'ı yutar. Bazen denizde balık şeklinde gezer, karaya çıktığında insan şeklini alır. Hızır (a.s)’ın bir özelliğidir onu eski devirlerde de çok iyi bildikleri için ve sık karşılaştıkları için kaya resimlerinde onları kabartma olarak resmetmişler. Hristiyan inancına da geçmiştir o. Bak görüyor musunuz balık suretinde? Elinde kova taşıyor, kova Mehdiyet’i temsil ediyor. Mehdiyet yani Hz. Mehdi (a.s)'a nasıl yardımcı olacağını, Hz. Mehdi (a.s)'ın nasıl elinden tutacağını resmediyor, sembolize ediyor. Bak burada da öyle aynı şekilde hepsinde balık suretinde dikkat ederseniz. Bunlarda da aynı şekilde balık suretinde. Ve elinde kova hiç eksik olmuyor. Yani Mehdiyet’e hep hizmet edeceğini, Mehdi (a.s)’ye hep destek olacağını sembolize eden, kova çağına işaret eden bir sembol. Kuran'da da geçer biliyorsunuz Yusuf kovanın içinde. O da Mehdiyet’i remzeden bir sembol. Bak balık yine denizin içinde Hızır (a.s)’ı temsil ediyor. İnsan şeklinde görüyorsunuz. Binlerce yıllık kaya oymaları. Hristiyan din adamları da aynı şekilde şapkalarında o Hızır (a.s)’ın görünümünü resmedecek şekilde balık kafası şeklinde şapka giyiyorlar. Halen de devam ediyor o. Papa’nın kafasında var o şapka. O tarihi bir resim, o da Papa’da. O ağzını açmış balık inşaAllah Hızır (a.s)’ı temsil ediyor. Vatikan Hızır (a.s)’a yabancı değildir. Yani alışıktırlar ziyaretlerine. İsrail’deki o büyük mason mabetleri de. Bir sembolik açtıkları mason locaları var küçük apartman dairelerinde falan onunla alakası yok İsrail’deki locanın. Balık biliyorsunuz kova burcundan sonraki burçtur.

Ahmet Tarım; “Hocam Mustafa Kemal Üniversitesi olarak sizi konferans vermeye davet etsek ne dersiniz?”  Ben değil de arkadaşlarım gelebilirler.

Ahirdeki ta’lar, ekseriyetçe vakfa rast gelmesiyle, cifirce mim sayılabilir. Bu noktada illa beraberdir (1358); bu zamanımızı gösterir Ve telâffuzca okunmadığından kalabilir. Bu noktadan şeddeler sayılmazsa ve beraber değil iki yüz küsur sene zamana kadar iman ve amel-i salihle beraber bir taife-i azime, hasârât-ı azimeye karşı mücahedeye devam edeceğine işaret edip, Fatiha’nın ahirinde bin beş yüz kırk yedi veya bin beş yüz yetmiş yedi gösterdiği zamana; hem  birinci cümle, bin beş yüz makamıyla ahir zamanda bir taifeyi mücahedenin son zamanlarına” 1506 gibi. Ne diyor? Bak iki yüz yıl. Kendisinden sonra iki yüz yıl kaldı diyor Bediüzzaman. Açıkça söylüyor. “Ve ikinci cümle 1506 makamıyla galibane mücahedenin tarihine” 1506’ya kadar galibane mücadele edecekler diyor Bediüzzaman. “Ve üçüncü cümle” tabii hicri hep verdiği tarihler “1545 makamıyla pek az bir farkla hem Fatiha’nın Vel-Asr Suresi’nin ikinci cümlesinin gaybi işaretine işaret edip tevafuk eder. Demek bu hadisi şerifin üç cümlesinden her birisi 1500 tarihine ve mücahedenin ne kadar devam edeceğine dâhil işaretlerine aynen bu 1561 makamıyla hem 1560 makamıyla iştirak edip o taifeyi azimenin mücahedatları ne kadar devam edeceğini manai işari ve mania cifriyle bakar” diyor.

Maceracı, “Komünizmin olduğu yerde eşitlik vardır. Biri aç biri tok değildir en azından Hoca.” Yani adamı sen açık bırakmıyorsun ve yaşamasını sağlıyorsun. Üşümemesini sağlıyorsun. Başka? İnsanın bütün özellikleri yok olmuş oluyor. Bak sunacağı şeye bak aç kalmamasını sağlayacağız diyor. Yemek yedireceğiz diyor. Yemek bulabilecek diyor. Üşümeyeceği şekilde kıyafet de bulabilecek. İşte komünizm bu. Fakirlikte eşitlik olacak diyor yani özetle.

“Adnan Bey yayınlarınızda zaman zaman söylediğiniz kominist marşlarla gençliğin de komünist olup da benim gibi ileri yaşlarında bu zihniyetin ne boş ve ne berbat ve ne zalim olduğunu anlayanların yüzlerini güldürüyorsunuz. İyi yayınlar dilerim. Hürmetlerimle” diyor Kemal Çayır.

“Kureyş müşriklerinin ekabirinden” yani büyüklenen büyüklerinden “Saffan bin Ümeyye Müslüman olmadığı halde Huneyn ve Taif gazalarında Resulü Ekrem Efendimiz (s.a.v.)’in yanında bulunmuştu.” Cerane’de toplanan ganimet mallarını gezerken Saffan bunlara büyük bir hayret içinde baktığını görüyor. Yani mallar falan yutkunarak böyle hayretle bakıyor. Efendimiz (s.a.v.) de güler yüzle pek mi hoşuna gitti diye soruyor ona. O da evet diyor. Al hepsi senin olsun diyor Peygamberimiz (s.a.v.) Bunun üzerine Saffan kendini tutamıyor, coşuyor Peygamber’in kalbinden başka hiçbir kalp bu derece cömert olmaz diyerek iman ediyor.  Yani bu velayet şeklinde var işte bu. Bir hırs yok Müslümanlarda. Allah Resulü hiçbir şeyi olmayana dahi infak seferberliğine teşvik ediyor. Velayete. En fakir olana bile teşvik ediyor. Mesela Ebu Zer (r.a) ashabın en fakirlerinden onu bile infaka davet ediyor Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki ya Ebu Zer çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy komşularını da çağır diyor. Onları çağırdığında zaten boş gelmiyorlar onlar da bir şey yapıyor. Ama ilk başta fakir tabii sonra çok zengin oluyor.

Komünist Rusya’da sanat mahvolmuştu o zaman çok çok kötü tablolar çok kötü posterler vardı. Yani rezalet tarzında insanın içi kararıyordu. Onlardan birkaç tane örnek var mı sizde?

KARTAL GÖKTAN: Var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göster. Şu ruhsuzluğa bak. Şu berbatlığa bak yani. Böyle tablo mu olur ya. Tam anlamıyla bir dehşet yaşanıyor. Şizofren bir görüntü var. Şuraya bak yani korku filmi gibi. Bunu sanat diye gösteriyorlar. Bayağı rahatsız edici. Sanatın s’si yok.

Evet şimdi kısa bir ara verelim de sazlı, sözlü bir alem yapalım.

BÜLENT SEZGİN: Evet yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Peygamberimiz (s.a.v.) PKK Terörünü ve Abdullah Öcalan’ın Adını 1400 Yıl Öncesinden Bildirmiştir

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Birazdan Ahir Zaman ve Yaratılış Delilleri programında birlikte olacağız. 

Masaüstü Görünümü