Harun Yahya

Sohbetler (11 Mart 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ERDEM ERTÜZÜN: İyi geceler değerli izleyenlerimiz, Adnan Oktar ile Sohbetler programına hoş geldiniz, Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Evet başlayalım.

ERDEM ERTÜZÜN: Silopi, Cizre ve İdil’de görev yapan PKK’nın korkulu rüyası Fatihler Özel Hareket timi bu defa Yüksekova’daki hendek ve barikat operasyonları için bölgeye sevk edildi. Fatihliler timi operasyona başlamadan önce kurban kesti. Bölgeye askeri sevkiyatta başladı. Van yönünden gelen yaklaşık seksen kadar tank geniş güvenlik önlemleri altında ilçe merkezine girdi.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, Hay maşaAllah eskiden tank kullanmıyorlardı. Fakir, söyleye söyleye dilimizde tüy bitti en sonunda o konuya girdiler. Sokakta barikat var giremiyoruz diyorlar, tanklarla bas gir mübarek. Güzel ama İç İşleri Bakanı delikanlı maşaAllah o iyi özel getirdiler onu Allahualem. Bu işlerin üstadı bayağı da sakin konuşuyor zaten böyle çıldırtıcı bir sakinlik. Orayı da diyor güzelce temizleyeceğiz inşaAllah diyor, çukurları dolduracağız diyor, hendekleri düzelteceğiz diyor. PKK’lılar şimdi yaban domuzu gibi bekliyorlar halbuki bir parça zeka kırıntısı varsa hemen kaçmaları lazım ama avanakça bekliyorlar orada. Değil mi domuz sürüsü nasıl kaçar? Öyle kaçmaları lazım normalde.

"Hayatın süsü sevgi" diyelim.  Değil mi iyi mi? “Hayatın süsü sevgi” evet öyle diyelim.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Genelkurmay Başkanlığı Diyarbakır'ın Sur ilçesinde 18 Şubat’ta operasyon sırasında yaralanan ve GATA’ya kaldırılan Uzman Çavuş Vedat Öz’ün dün gece saatlerinde şehit olduğunu açıkladı.

ADNAN OKTAR: Hele hele hele efeme bakayım bakayım, hay nurunu seveyim ben senin, nurunu tertemizsin sen maşaAllah. Görüyor musun yüzündeki nuru temizliği? Allah sana her türlü güzelliği nimeti cennetinde sunsun, şahadetini Allah makbul etsin, ne mutlu sana ne mutlu ailene gurur duyuyoruz seninle imreniyoruz, gıpta ediyoruz çağırırsan memnun oluruz, çağır Allah duanı kabul eder. MaşaAllah sana, maşaAllah benim aslanıma hepsi koçyiğit maşaAllah. Bak dikkat edin hepsinin elinden yüzünden nur akıyor. Yalnız benim aslanlarımı güzel uğurlayalım, kalabalık olsun şehit cenazeleri mümkün mertebe kalabalık. Tekbir şart, tekbir şart aslan onlar aslan, canını veriyor Allah için, Kitap için, din için, deccal ile mücadele için. Deccal ile mücadele eden Allah'ın aslanları onlar. Kabadayı böyle olur işte hakiki kabadayı onlar. Şimdi kabadayılar, diğer ilçelere akıyorlar değil mi? Kürt kardeşlerimizi bu pislikten kurtaracak inşaAllah. Kürtler çok efendidir çok nezihtir çok güzel evler yapacağız diyor hükümet inşaAllah bir sene de çabuk geçer kardeşlerimizin evine gelir kahve içeriz, ondan sonra yerde yemek yeriz, kurban keseriz, dağa çıkarız, o Kürt çadırlarında halay çekeriz. İyice temizlesinler böyle deterjanla telle temizler gibi kazımaları lazım hiçbir şey bırakmasınlar hepsi kodese içeri.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fransa’da mülteciler için inşa edilen ilk kampın fotoğrafları yayınlandı Adnan Bey. Sığınmacılar için tavuk kümesine benzeyen çok ufak ahşap kulübeler yapılmış, fotoğrafları gösterebiliriz. Bu tahta kabinlerin içi buz gibiymiş, ısıtma sistemi kurulmamış ayrıca havalandırma sistemi de bulunmuyormuş. Burada yaşayan mülteciler kulübelerin içinde bir kişinin bile yaşamasının çok olduğunu ancak kendilerinin dörder kişi kaldıklarını ifade etmişler.

ADNAN OKTAR: Çok korkunç ya. İşte ahir zamanın şiddetini gösteriyor Allah, merhamet, şefkat ve adalet dünyaya gelmek üzere. Bela akıl almaz yükseldi karanlık simsiyah, Allah bize Mehdi’mizi göndersin, Allah bize Hz. İsa Mesih’imizi göndersin.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İç İşleri Bakanı Efkan Ala Yüksekova, Şırnak Merkez ve Nusaybin'deki bazı mahallelerde de temizlik yapılacağını söyledi. Efkan Ala “Buralarda da yine çukurlar var, bariyerler var. Aldığımız bilgiler orada yine bombalama tuzaklarının kurulduğunu gösteriyor. Dolayısıyla oralarda da temizlikler yapılacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Yakışır Baba'ya. Baba gereğini yapsın. Efkan Baba; namı yürüyor maşaAllah. Delikanlılığı tescilli Efkan Baba'nın. MaşaAllah ta başında en evvelinden delikanlılığını tebrik ettik, takdir ettik. Mühim olan zorda delikanlılık kabadayılık yapmaktır. Şuan tabii bir kabadayılığı var ama bu ayrı. Ama insanların çekindiği, bir kısmının yatağın altına girdiği, bir kısmının masanın altına girdiği, belediye başkanının araziye geçtiği bir dönem vardı. Orada işte kabadayılığını ortaya koymuştu. Ben ona kabadayı derim. Yoksa legal meşru zeminde kolay, orada zaten kabadayılık yapılır. Zorda yapılan kabadayılık esastır. O yönden tescilli, takdir ediyoruz Efkan Baba'yı.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli sizin de sık sık üzerinde durduğunuz bir konuya dikkat çekti. Sosyal medya kullanımındaki üslup seviyesinin yerlerde süründüğünü belirtti.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Şöyle söylüyor: “Eğer ki sosyal medyadaki seviye kaybı artarak devam ederse bu olumsuzluk üstesinden gelinemeyecek düşmanlıklara ortam açacaktır.”

ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun güzel insanı? Günlerden beri söylediğim konuyu demek ki dikkatini çekti, önemli gördü, gündem yapmış, Allah razı olsun. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Bu şartlar altında sosyal medyanın temiz ve ahlaki ölçülere uygun kullanım hususunda yasal bir düzenleme şart olmuştur.”

ADNAN OKTAR: Yani evet. Ama tabii şimdi yasal düzenlemeyle bu adamları hizaya getirmek? Adamın içi pis ama kolunu kıracağın için kolunu uzatmıyor. Ama kolunu kırmayacağını bilse, kanunla hukukla kolunu kırmayacağını bilse uzatacak. Bunların kalbini temizlemek lazım, beynindeki pisliği temizlemek lazım. Hukukun terbiye edici yönü var ama bir dereceye kadar. Eğitimle, sevgiyle, imanla. Yani ateistlik acayip yayılmış. Cübbeli tarzı kafa gençliği , gelenekçi Ortodoks kafa. Diyanet İşleri Başkanı ikide bir söylüyor, batırdık ortalığı diyor, mahvoldu diyor. Biz yaptık, çözüm de bulamıyoruz diyor. Suçlamıyorum da adamcağızı, sıkışmış hakikaten çıkamaz. Çıkar da çıktığına çıkacağına pişman ederler yani.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Bahçeli MHP'yi karalamaya çalışanlar hakkında şunları söyledi: “Sosyal medyada Türk milliyetçilerini ve MHP'yi karalamaya çalışanların tek tek çetelesini tutuyorum. Bu hakaret ve hüsran lobisinin yazdıkları, paylaştıkları gün gelip silinse de hafıza kaydımdam asla çıkmayacak” dedi. Sayın Bahçeli'nin bu açıklaması “MHP'ye karşı olanları fişliyor” şeklinde yorumlandı.

ADNAN OKTAR: Canım yani bu fişleme olarak alınması doğru değil yakışıksız bir söz. Sen birine küfrediyorsan o insan onu alır adli makamlara tevdi eder. Dolayısıyla adli yönden zaten fişlenmiş oluyor tabii ki. O küfrederken zaten kendince fişliyor. Mağdur olan da onun küfrünü fişlemiş oluyor. Ama hukuki gerekçe var burada. Ne yapsın sussun mu yani? Ülkücüler bu milletin sevdiği bir topluluktur. Osmanlı geleneğini, Selçuklu geleneğini devam ettiren, devlet terbiyesini devam ettiren; devlete, millete, Allah'a, Kitap'a aşık koçyiğitlerdir. Ölümden korkmazlar, gözü kapalı ölüme giderler. Ölüme hazır kabadayılardır onlar yiğitlerdir. Tabii ki küfrediliyorsa gidip adamın kafasını gözünü kıracak hali yok, tespit edecek, şikayet edecek. Ne yapsın başka?

Bahçeli çok efendi bir insan, çok aklı başında bir insan, arif bilge bir kişidir, bilgedir, veli tiynetlidir. Bütün gençliğini ömrünü Allah'a Kitap’a vatana millete bayrağa adadı. Dünyayla ilgili onun hiçbir derdi yok. Kapalı yaşayan bir insan, tek yaşayan bir insan. Hep Allah için yaşadı. Dolayısıyla oradaki sözü de gayet normal. Adam küfrediyorsa tabii ki cevap verecek.

Abdülhamit'i anlamak. Abdülhamit'i işte nasıl anlayacaksın? Darwinizm'in en güçlü olduğu dönem Osmanlı'da. Bediüzzaman'ın tımarhaneye kapatıldığı dönem.

Afrika-Fransa bağlantısında Fransa'nın Afrika'da sömürgeleri var, dünyanın bundan haberi yok. Her yıl yüzde 85'ini alıyor adamların gelirinin. Adamları kanına iliğine kadar emiyor, kemiriyor adamları. Yüzde 85 ya. Ve adamlar yakayı kurtaramıyor. Mesela İngiltere'nin de halen kontrolünde olan o kadar çok yer var ki insanlar bilmiyorlar. Kara para aklanan yerler var. İngiltere sorgusuz sualsiz gidip oralarda paraya el koyuyor. Önce kara para için orayı müsait hale getirtiyor. Adamlar da kara parayı aklayınca onlara el koyuyor, vermiyor, ilgili devlete vermiyor parayı.

Hac Suresi 74, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler.” Ayetini açıklar mısınız?” diyor. İşte dünyada da görülen bir mucize bu, Allah’ın kadrini bilmiyor insanlar. Bak orada mültecileri kümes gibi yere sokuyor. Denizde boğulmaları sağlanıyor. Havadan bombardımanla hastaneler, okullar yerle bir ediliyor. İnsanların kafaları kesiliyor. Zulüm her yerde, çocuk bak o el kadar küçük Suriyeli çocuğu adam havaya kaldırıp yere atıyor. Öbürü karısının bacaklarına pompalı tüfekle ateş edip iki bacağını koparıyor. Öbürü gel sana bir şey diyeceğim diyor, kadını götürüp tarlaya orada infaz ediyor. Allah’ın kadrini bilmiyorlar işte. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da, Peygamberimiz (s.a.v.) çok zor durumda kalmış. Hanımlarından da bayağı zorluk görmüş. Etrafındaki insanlardan da çok zorluk görmüş ama dikkatli bir politikayla onları dengede tutmuş ama vefatından sonra acayip bir kargaşa. Halimlik iyi güzel ama tedbir çok önemli.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan muhalefet partilerinin başkanlık sistemine karşı olmalarını eleştirdi. Muhalefetin başkanlık sistemine karşı olmasının sebebinin halkın kendilerini başkan seçmeyeceklerini inanmaları olduğunu ve bu nedenle mevcut sistemin devamı için ısrar ettiklerini öne sürdü.

ADNAN OKTAR: Hızır (a.s) hep tarih içerisinde devlet başkanlarıyla, yalnız acz içindeyken onlarla görüşmüş zaman zaman. Gücünü göstermek için. Mesela ölümcül hastalığa yakalandıklarında ilaç veriyor, tedavi ediyor. O zaman onun gücünü anlamış oluyorlar. Çok kere böyledir. Hızır (a.s)’ın özelliği ilaç yapması ve şahsı kurtarmasıdır. Bu onun kendini tanıtmada bir stili yani. Devlet yıkma, devlet kurma. Mesela beş bin yıl önceki Babil’de var. Milattan önce 2000 yıllarında da Asurlular, o toprakları yönetmeye başlıyor, biliyorsunuz.

“Milattan önce 705-721 tarihleri arasında yapılmış, Asurlulara ait ‘Bilge Adam’ kabartmaları.” Balık şeklinde geliyor. Bilge adam diyorlar. Çok güzel konuşuyor. Her şeyin hikmetini, gerekçesini açıklıyor. Zaten bilgeliğidir onun özelliği. Göster o resimleri, balık şeklinde, Asurlulara ait. Hem Asurlular hem Babiller ikisi de aynı şekilde anlatıyorlar. Denizin içinden geldiğine dair net kanaatleri var. Zaten öyle geliyor geldiğinde. Balık şeklinde geliyor, balık görünümünde ama insan. Fransa’da Louvre Müzesi’nde sergileniyor bu kabartmalar. Hasta olan kralı tedavi ediyor Hızır (a.s) ve arkadaşları. Evet, bak kralı tedavi ediyorlar, görüyor musunuz? Balık şeklinde, denizden geldikleri için. Onların kendi diliyle konuşuyorlar. Böylece devlet yönetimini kontrol altına alıyorlar. Devletin bütün toplantılarında ana yönetici olmuş oluyorlar.

“Asurların sonrasında Mezopotamya’ya yerleşen medeniyetlerin kullandığı Asur yazılı paralarında da yine Hızır (a.s)’ın, Bilge Adam’ın resimleri vardır.” O paranın resmi varsa göster. Evet, burada da yine aynı şekilde Hızır (a.s)’ın resmini görüyorsunuz. Asur devleti bayağı büyük bir devletti. Derin devlet toplantılarında bulunuyor Hızır (a.s). Ama ana yönetim daima aklı başında olması sağlanıyor. Yani Hızır (a.s)’ın dediğini yapacak adamlardan oluşmuş oluyor. Yani aksini yapamaz zaten. Yaptığında şakası olmadığını anlıyorlar. Çünkü denizden gelen bir varlık, insan. Sürekli şekil değiştiriyor. Yedi ayrı şekle girebiliyor, peş peşe. O yüzden devlet yöneticileri acayip korkuyorlar. Ne derse yapıyorlar. Ve bunu kimseye söylememesini tembihliyorlar. Onun için hep dehşet içinde gezmişlerdir, gözleri falan. Korku içinde yaşamışlardır.

Ve elinde mutlaka kova. Kova çağına yani Mehdiyet’i temsil eden kova çağı, amblemi. Göster. Hızır (a.s)’ın hiçbir şekilde kovaya ihtiyacı olmaz. Sırf sembolik yanında taşıyor. Mehdiyet’in hizmetinde olduğunu anlatmak için.

İBRAHİM AKMUGAN: Hz. Hızır (a.s)’ın imtihanı devam ediyor mu?

ADNAN OKTAR: Kıyamete kadar edecek tabii ki. Zordur ruh olarak yaşamak. Bir insan Allah esirgesin ruh haline gelse cinnet geçirir. Çok çok şiddetli korkar. Gariptir yani çok çok gariptir. Bir insanın eli kolu olup da bir anda maddenin içinde erimesi yani maddenin içinde bir bütünlük kazanması tahammül edilecek bir şey değildir. Hiçbir insan kaldıramaz. Cinnet geçirir, acayip korkarlar. Çünkü her yerde olmuş oluyor. Bir anda ruh haline geliyor. Çok zor. Ama Hızır (a.s)’ın iyi imkanı, istediği an, kafasından bir şey geçirdiğinde… Bak adamların ilk tespit ettiği; yedi ayrı şekle giriyor. Hülagü, Cengiz, hepsi Hızır (a.s)’la karşılaşan insanlar. Şimdi tabii işin derinine girsek çok garip bir şey ortaya çıkacak. Onun için daha detayına girmek istemiyorum da Hülagü’nün hiç emrinden çıkamayacağı bir kişi Hızır (a.s). Cengiz’in de öyle. Mesela Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda da görev alıyor. Her yerde görev alır. Kehf Suresi’nde geçer o. Devletlerin kurulması ve yıkılması. Ona karar verildiğinde bir toplantı yapılıyor. Kehf Suresi zaten öyle başlıyor, Hızır (a.s) konusu. Mason üstatlarının eğer dikkatlice yüzüne bakarsanız, çok müthiş bir dehşet ifadesi vardır. Yani çok gariptir. Bir de, en yüksek istihbarat görevlilerinin yüzü biraz gariptir. Türkiye’yi dışında tutarsak, yüzlerindeki ifadeye bir dikkat edin. Değişiktir yani.

Bak, Kehf Suresi, 59. “İşte ülkeler” Akadlar, Sümerler, Mısırlılar, Mezopotamya Uygarlığı, Hititler. Hepsi bak, ülkeler. “…zulmettikleri zaman onları yıkıma uğrattık; ve yıkımları için bir buluşma zamanı tespit ettik.” Bir toplantı yaptık diyor Allah. İşte bu Hızır (a.s)’ın toplantısı. “Hani Musa genç yardımcısına demişti: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim." (Kehf Suresi, 60) Çünkü Hızır (a.s) hep denizle bağlantılı olduğu için o da mecburen deniz kenarında hareket ediyor.

“Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca…” İki, iki, kasten söylenmiş bir söz, Kuran’da. Bak, “Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca…” İki, iki. “…balıklarını unutuverdiler;” Yani o balık değil o. Yani yiyecekleri bir şey de değil. “…(balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu.” (Kehf Suresi, 61) Dümdüz gidiyor. “(Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir…” Onu yemek zannediyor. “…bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk." (Kehf Suresi, 62) diyor. “(Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum.” Özel unutturuluyor. Çünkü balık yenecek bir balık değil. “Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu." (Kehf Suresi, 63) Yani alışılmışın dışında, garip bir tarzda, şaşırtıcı, hayret verici bir tarzda yolunu tuttu diyor. İkinci kere söylüyor ayet dikkat ederseniz, bir gariplik olduğu için. “(Musa) Dedi ki: "Bizim de aradığımız buydu."” Benim beklediğim şifre, açıklama buydu. Beklediğim işaret buydu diyor. “Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler.” (Kehf Suresi, 64) İzleri üzerine. “Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz…” Yani ilmi batın, ilmi ledün. “…kullarımızdan bir kulu buldular.” (Kehf Suresi, 65) Yani birçok kul Hızır (a.s)’ın emrinde. O kullardan bir tanesi. Bilgelik yani katımızdan bir rahmet dediği o. Onlar da bilge adam diyorlar. Eski Mısır’da da aynı şekildedir. “Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"” Hızır (a.s) “Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin." (Kehf Suresi, 66-67) Onun için özel bir eğitim gerekiyor. (Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" (Kehf Suresi, 68) Mesela büyük bir savaş çıkartıyor Hızır (a.s). Yani binlerce adamın ölümüne sebep oluyor. Nasıl açıklasın? Zahire göre bu suç. Ama sabredemezsin bana diyor. "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" Bak, öz. Özü kapsayan bir ilim diyor zaten.

(Musa:) "İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi. (Kehf Suresi, 69) “Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma,” Ama hiçbir şey hakkında. Çünkü o başka türlü görevini yapamaz. Mesela ahir zamanda da Mehdi (a.s) görev alacak, sormaya kalkarsan hiçbir şey yapamaz. Cahil bir insanın, Mehdilik makamında olan bir insanın yaptıklarının hikmetini fark etmesi çok zordur. Ama o hikmet ona veriliyor. Hızır (a.s)’a verilen hikmet nasıl? Allah’tan. Onda bir fevkaladelik yok. Mehdi (a.s)’a verilen ilim nasıl? O da Allah’tan. Mesela Hz. İsa (a.s)’a ölüyü diriltme gücü veriliyor Allah’tan. “…hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar." (Kehf Suresi, 70) Gerekirse ben söylerim diyor. “Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi.” Batırıyor daha Türkçesi. “(Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın." Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?" (Kehf Suresi, 71-72)  Çünkü hepsi olağanüstü. Hepsi fıtrata ters gibi görünüyor. Hepsi şeriata ters gibi görünüyor. (Musa:) "Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" dedi. (Kehf Suresi, 73) 

Böylece ikisi (yine) yola koyuldular.” Hep iki, iki, iki. Kasten Kuran’da kullanılıyor bu ikiler. “Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın." (Kehf Suresi, 74) Hızır (a.s)’ın en çok yaptığı şeylerden birisi, adam öldürmektir. Bir diğeri de bina yıkmak veyahut bir yeri yerle bir etmek.

Dedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?" (Kehf Suresi, 75) Diyor, bir daha. (Musa:) "Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun" dedi. (Kehf Suresi, 76)

77. Ayette; “(Yine) Böylece ikisi yola koyuldu.” Bak, sürekli ikisi, ikisi. “Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti.” İşte kastedilen işaret burada. Aynı zamanda duvarcı ustası. Kuran’da bu özellikle belirtilen bir husus. Bir duvarın yapılması, çünkü garip bir olay bu. Alenen duvarcı ustası olduğu söyleniyor. “(Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin." Sırf Allah rızası için yapıyor her şeyi. Bak, gelip yemek istediler. Yemeğe ihtiyacı var mı? Yok. Ama Musa (a.s)’ın var. Dedi ki: "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim. (Kehf Suresi, 78) "Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim,” Yani buna benzer her şeyi yaparım diyor, kusurlu gösteririm. Mesela Hz. İbrahim (a.s)’da da var ledün ilmi. O devrin putperestleri üzerine geliyorlar. Kuran’da ayet, biliyorsunuz. Seni öldüreceğiz diyorlar. Ben hastayım diyor. Bende hastalık var diyor. Hastayım deyince kaçıyor adamlar. Bu bir ledün ilmidir. Kendini kusurlu gösteriyor. Mesela vardır tarihte öyle kişiler. “(çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." (Kehf Suresi, 79) Onlarla da mücadele ediyor. Ama zorbalarla da mücadele ettiğini görüyoruz. Ama önemli bir olay olduğunda devreye giriyor. İnkar zoru yahut bir zarar vereceğini düşünürsem diyor İslam’a, Müslümanlara yahut Mehdi (a.s)’a yahut İsa Mesih’e zarar vereceğini düşünürsem, anlarsam, kanaatim gelirse, vahiy alırsam, onu öldürürüm diyor. Mutlaka öldürürüm diyor. Ve faili yakalanamaz. Endişe ettim diyor. Korktum İslam’a zarar vermesinden diyor. O yüzden de öldürdüm diyor. Onun öldürmesi haram olmuyor. Mesela şüphe üzerine Müslüman adam öldüremez. Ama o öldürebiliyor. Allah ona izin vermiş. Rahatça cinayet işleyebiliyor. Onun için derin devletler acayip korkarlar Hızır (a.s)’dan. Bir de sürekli şekil değiştirdiği için. Bu bir devlet sırrıdır. Hızır (a.s)’ı hiçbir zaman için söylemezler. Ancak işte resmediyorlar, resimlerde duvar kabartmalarında falan dolaylı yoldan, sembollerle anlatıyorlar. Mesela bak duvarcı ustası olduğunu, Kuran kapalı bir üslupla anlatıyor. Duvar yapması çok alelade bir olay. Bir de duvar niye yapsın yani? Yıkık duvar varsa, yıkık duvar durur orada. Yıkık duvar onu niye ilgilendirsin? Ama özenle, çok düzgün bir şekilde duvarcı ustası olduğunu gösteriyor. Kalem gibi yapıyor duvarı, inşaAllah.

81. ayette Allah daha iyisini yerine verecek diyor. "Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu,” İki öksüz çocuk, bunun hiçbir önemi yoktur Kuran’a göre. İki tane öksüz çocuk tarihte. Eğer önemli biri değilse bunlar yani önemli bir şeye işaret etmiyorsa Kuran hiçbir şekilde anlatmaz. Öksüz milyarlarca insan olmuş dünyada. Kuran niye anlatsın, Allah niye anlatsın? İki öksüz çocuk, İsa (a.s) ve Mehdi (a.s)’a işarettir. “…altında onlara ait bir define vardı;” Yani dilim varmıyor ama herhalde o kutsal sandık bir yerde. Ona işaret ediyor. Yani yerine de işaret etmiş oluyor. “…babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar;” Demek ki zamanı gelince çıkacak. “(bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım.” Vahiyle yapıyorum diyor. “İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu.” (Kehf Suresi, 82)

Zülkarneyn; alenen zaten Mehdi (a.s)’dan bahsediyor. Zu’l-Karneyn dünya hakimi. Hemen Zülkarneyn bahsine geçiyor. Sana soruyorlar diyor. Size öğüt ve hatırlatma olarak anlatacağım diyor. “Ona güçlü bir iktidar verdik” diyor Allah. (Kehf Suresi, 83-84)

Bak burada da özü kapsayan bilgi Hızır (a.s)’daki, aynı şeyi ifade eder Zülkarneyn. Benim anladığım Hızır (a.s)’ın yeni bir şekli Zülkarneyn yani Kuran’da anladığımız bu. Birçok şekil almasından anlaşılıyor. Bak Hızır (a.s) bu sefer de demirden duvar yapıyor, orada taştan duvarcı ustası, buradan da demirden duvarcı ustası. “İki dağın arası eşit düzeye gelince” [Kehf Suresi, 96] o şakulle biliyorsun ve diğer alet, edevatla tespit edilen bir düzgünlük gereken şakul kullanılıyor. İki dağın arası eşit düzeye gelince yani o oluncaya kadar uğraşıyor. Bu duvarı aşamıyorlar yaptığı duvarı, delmeye de güçleri yetmiyor. Dedi ki: “Bu benim Rabbimden bir rahmettir.” Aynısını Hızır’ (a.s) da söylüyor değil mi? Çünkü bak kelimelerde benzerlik var, olaylarda da benzerlik var, uygulamada da benzerlik var. “Rabbimin va'di geldiği zaman, O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va'di haktır.” [Kehf Suresi, 98] Vaat ne? Kıyamet, kıyamet alametleri, Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişi, İsa Mesih’in zuhuru. “Rabbimin va'di geldiği zaman, O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va'di haktır.” [Kehf Suresi, 98] O dağları ova haline getiriyor. Bak diyor ki: “O bunu dümdüz eder” değil mi? “Rabbimin va’di haktır,” Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı, İsa Mesih’in çıkışı, kıyamet. “Biz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıvermişiz. Sur'a da üfürülmüştür” [Kehf Suresi, 99] diyor Sur borusu Musevilikte de var biliyorsunuz, boynuzdan yapılıyor. “Ki onlar, Beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamazlardı.” [Kehf Suresi, 101] Kuran dinlerken bunalıyor, sıkıntı basıyor, bayağı alenen bunalıyor. Zülkarneyn; özelliği bu baş kısmında böyle ışık huzmeleri gibi uzantılar var Zülkarneyn. İki cihetli yani başında uzantılar olan anlamına geliyor. Eski Mısır kabartmaların hepsinde görürsünüz, başının üstünde iki uzun çıkıntı, üç, beş, yedi çıkıntı.

Fekan Özkan, “Mehdi (a.s)’yle ilgili Kuran’da işaret yok, açıklama yok” diyor. Olmaz olur mu? Şeytandan Allah’a sığınırım. Yasin Suresi 21. İttebiû men lâ yes'elukum ecren ve hum muhtedûn(muhtedûne) “Onlar Mehdilerdir, hidayete erdirilmiş, hidayete erdirenlerdir, bu kişiler sizden bir ücret istemezler bunlara tabii olun” diyor Allah ayette.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki: Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcılarının tanıtmasını söylüyorlar sahabeler. “Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcıları” diyor “atların üzerinde Allah’ı tesbih ederler” diyor, bineklerinin üzerinde. Allah’ı tesbih ederler, demek ki, arabalarında her yerde Allah’ı tesbih edecekler. Binek diye geçiyor binek.

İmam Ali şöyle buyuruyor: “Annem ve babam yeryüzünde tanınmayacak olan, azınlık olan Hz. Mehdi  (a.s) ve cemaatine feda olsun” diyor, Allah rızası için. Talebelerinin Hz. Mehdi (a.s)’a karşı çok titiz bir itaat içinde olacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Boyun eğici” diyor, “itaatli ve boyun eğici olacaklar” diyor. (Mikyal el Mekarim cilt 1, sayfa 65.)

İmam Ali keremullah veçhe, “Allah, Hz. Mehdi (a.s)’ı melekleriyle teyit edecektir, yardım edecektir. Dostları onu koruyacaktır, kendi nişaneleri yardım edecektir, onu yeryüzündekilere üstün kılacaktır, gökyüzü bütün hayırlarını boşaltacaktır, yeryüzündeki bütün hazineler onun için aşikar olacaktır, öyleyse ne mutlu o günü görenlere ve onun sözlerini duyanlara.” Hz. Mehdi (a.s)’ın sözünü duyanlara ne mutlu diyor, o günleri görenlere ne mutlu diyor. Kim diyor? Hz. Ali (k.v) diyor.

Sahabeler çok şekerler. Peygamber (s.a.v.) vefat edince hemen Hz. Mehdi (a.s) ı aramaya başlamışlar, daha sabahınla. Peygamberimiz (s.a.v.) “benden sonra çıkacak” dedi ya. Birde camide arıyorlarmış, tek tek bütün milletin yüzüne, gözüne falan bakıyormuş, alamet var mı falan. Ya öyle bir dolmuşlar ki, halbuki daha 1400 yıl var. Ondan sonra tabiini aramış, tebbe tabiini arıyor, her yüzyılda aramışlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ortadoğu temasları çerçevesinde İsrail’de bulunan Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’ya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’le mümkün olan en kısa zamanda anlaşmaya varmak istediğini söylediği öne sürüldü. Biden’ın ayrıca Erdoğan’la Netanyahu arasında ara buluculuk yapmaya ya da iki ülke arasındaki anlaşmazlığın çözümü için her türlü adımı atmaya hazır olduğunu belirttiği ifade edildi.      

ADNAN OKTAR: O konuda sözümüzü tutması güzel. Bak yıllardan beri söylüyorum değil mi? İsrail’le arayı düzeltin, uğursuzluk getirir. Bereket getirir bir birlik olursa, beraberlik olursa. İran da öyle, İran, İsrail, Türkiye birleşti mi bitti, çok hayati. Yıllardan beri uğraşıyoruz bak daha yeni yeni meyvesini vermeye başladı, üç yıldan beri uğraşıyorum, normal süre zaten üç yıl. Özel hareket okullarının açılması için, üç yıl uğraştım oldu. Sayısını artırın dedim, üç yıl o da oldu. Koruculuk sistemini geliştirin yeni korucular alın o da üç yıl sonra oldu. Birde bu çakallarla mücadele de tank kullanın dedim, Allah’a şükür ona da, ikna ettik. Hafif tüfekle girilir mi? Tanklar ne güne duruyor?

“Bayanlar, beyler hepsi size büyük bir saygıyla, sevgiyle bakıyorlar. Sizi çok dikkatle dinliyorlar. Size ve anlattıklarınıza çok önem veriyorlar. Belli ki onlar üzerinde etkiniz çok büyük. Bu nasıl oluyor? Çünkü bu devirde çocuklar bile anne babalarını dinlemiyorlar” diyor. Halil Serhat. İşte Allah her şeye, kalplere, ruhlara hakim olan Allah’tır.             

 

Şimdi Hz. Hızır (a.s)’ın eski dönemlerde yapılmış kabartmaları var. Aynısıdır, Hz. Hızır (a.s) ile Hz. Zülkarneyn (a.s). Zülkarneyn diye geçiyor burada. Dünyayı yönetmiştir o dönemde, Hz. Zülkarneyn. Göster resimlerini. Bak görüyor musun, başının üstünde “iki cihetli” diyor, işte Kuran’da geçen odur. Başının üstünde iki cihetli. Aynı zamanda mekan değişikliği yapabildiği için de kanatlı, zamanın dışına çıkabildiği için kanatlı. O devirde insanlar çözemiyorlar ancak böyle anlatabiliyorlar, heykellerde falan bu şekilde izah edebiliyorlar. Zülkarneyn, iki yönlü iki cihetli zül, karn. Karn; vakit anlamına geliyor, çağ anlamına geliyor, iki vakitli, iki yönlü. İşte alnında, vücudunda o tarz bir çıkıntı olan, onun ne olduğu da belli değil. Başının üstünde bir anten gibi bir şey var.

Alessandro Volta, ilk modern pili bulan. James Watt, modern buharlı motoru bulan. Lord William Thomson Kelvin, elektriğin matematik analizi ve termodinamiğin birinci kanunları ve ikinci kanunlarını formüle eden. Michael Faraday, ilk elektrik motoru. Alexander Graham Bell, Nikola Tesla. Bunların tamamı tapınakçı. Bu da çok acayip. Bütün ünlü bilim adamları hepsi tapınakçı.

Ali Hacıoğlu, Hacı Alioğlu; “Ne yapıyorsun sen? Yahudi olduğun kesinleşti.” Ne yapsak acaba?

Hadise göre Hz. Hızır (a.s) her zaman Mağrip Denizi adalarında, o bölgede ibadet edip zikirle meşgul olup yaşıyor. Kuran’ın açıklamalarından Hz. Zülkarneyn (a.s) ve Hz. Hızır (a.s)’ın aynı kişi olduğunu anlıyoruz. Çünkü arif bir kişi, onun yanına geliyorlar. Zaten adamın şalgamı var,  öyle bir dertleri yok. Her şeyleri var. Ondan sadece bilgelik istiyorlar, akıl istiyorlar. Bu da Hz. Hızır (a.s)’da olan bir özellik. Orada taştan duvar yapıyor, burada demirden duvar yapıyor.

Kuran’da yeteri kadar bilgi verilmiş. Tevrat’ta da çok fazladır işaret. Yani dünyanın asıl yöneticileri bu bilgileri bilirler ama halka söylemezler. Halk kendi aleminde yaşar. En üst tepe yöneticiler bilir, bunu herhangi bir siyasetçi bilmez. Derin devletin derini bilir böyle konuları. Halka da bunların hiç söylenmediğini biliyorsunuz. Devlet sırrı vardır mesela Obama başkan olduğunda ona bir defterle devletin sırları verilir. O açar okur onu, geri verir. Onun ilgili katibi vardır, devlet sırlarını bilen katip. O Amerika’nın amaçlarını, olayın ne olduğunu her şeyi ona açıklar. Ama onun dışında, o birinci açıklamadır. Yoksa yöneticiler başıboş bırakılsa çok tehlikeli olur. Mesela atom bombasının kontrolü oluyor adamda,  dünyayı otuz kere ortadan kaldırırlar. Bir sinirlenir “yık şurayı” der “bombala atomla.” O da sinirlenir “ya” der “sen de onların ne kadar atom bombası varsa at başlarına” der, kıyamet kopar. Onun için bu işlerde hiçbiri başıboş bırakılmamıştır. Dünya devletleri, hiçbir şey başıboş bırakılmaz.

Daily Nose Gazetesi’nde California’da on dört ölüm haberi üzerine gazete -haşa- “Allah bunu düzeltmiyor” diye başlık atmış. Anno Bunnik, bu manşet için “amin ne kadar cesur bir gazete” yazmış. Ama şimdi o gazetenin başyazarını aldıklarında, tabuta koyduklarında, çenesini bezle bağladıklarında, ayak başparmaklarını bağladıklarında diğerleri başında duruyorlar ama o tek oluyor, böyle poz yapacak hali kalmıyor. Sonra götürüyorlar mezara sarkıtıyorlar gayet derince, üstüne küreklerle toprağı atıyorlar. Kapandı mı gece on ikide falan onlar alem, eğlenceye gidiyor, o simsiyah toprağın altında kefenle hiç kıpırdamadan bekliyor. Ertesi gün de bekliyor, ertesi gün de bekliyor, habire bekliyor. Bir daha yazsın böyle bir yazı da göreyim bakayım.

Hayret ya mesela bak kaç bin yıldan beri, Hz. Süleyman (a.s) devrinden beri masonlar da tapınak şövalyeleri de hepsi de Hz. Moşiyah için hazırlık yapıyorlar yani Hz. Mehdi (a.s) için. Sabra bak, iradeye bak.

Tabii bütün bu olayların arkasında Cenab-ı Allah aşk istiyor, o kadar. Bu masonluğun kökeni aşktır, tapınak şövalyelerinin kökeni aşktır, Hz. Hızır (a.s)’ın kökeni aşktır. Hz. Hızır (a.s) aşk için memurdur, aşkı bulmak için memurdur. Hz. Zülkarneyn (a.s) de öyle. Peygamberimiz (s.a.v.)’in görevi aşktı. Hz. Mehdi (a.s) da aşktır. Allah’ın istediği budur, yoksa insanların yaptığı maceralar sadece bir zenginlik o. Allah’ın hiç onlara ihtiyacı yok, hiç hiç hiç ihtiyacı yok. Savaşlar, onlar Allah darmadağın eder, hiç öyle bir şeye ihtiyacı yok. Ama aşkın elde edilmesi için onlara ihtiyaç var.  Arif olması için insanın, olgun olması için, derinlik alması için bunlara ihtiyaç var.

Şu örümcekler hayret, hayvanlara şaşıyorum. Mesela duvar köşelerini tutturmak için yaptıkları ipler kuvvetli oluyor. O kuvvetli ipi elde etmek için vücut Ph’ına etki etmesi gerekiyor, oradaki asit dengesini ayarlaması gerekiyor. Orada yüksek asit üretip kabloyu sağlam yapıyor. Sonra başka yerde daha esnek, yavaş olması gerekiyor, orada asidi düşürüyor ona uygun iplik yapıyor, onunla orayı bağlıyor. Kaç çeşit iplik üretiyor. Ve seri karar veriyor, seri, birden. Mesela “buraya ince iplik gerekiyor” diyor hemen vücut asidini düşürüyor, hemen. “Burada” diyor “vücut asidini yükseltelim, kalın iplik gerekiyor” diyor, vücut Ph’ını artırıyor. Örümceğin aklı bütün dünyadaki insanların aklından daha çok.

Mesela masonluk falan diyorum, masonlar gariban Allah’ın kulları, hiçbir güçleri yok. Tapınak şövalyeleri de öyle. Mesela Cenab-ı Allah Hz. Süleyman (a.s)’ın sandığını, Hz. Süleyman (a.s)’ın sandığı küçücük bir sandık. İnsanların hoşuna gitsin, kalpleri coşsun, sevgileri artsın diye içine kutsal emanetler doldurdu Allah, bekletiyor. Sırf zevk alsınlar diye. Hz. Süleyman (a.s)’ın mabedini Allah yıktı, şimdi Hz. Mehdi (a.s)’a yeniden yaptırıyor. Mabet sürekli dursa belki o kadar güzel olmayacak. Allah Hz. Mehdi (a.s)’ın eliyle, onun sanatçı ruhuyla yeniden inşa edecek.

Bana yarın Süleyman mabedinin bütün görünümünü, pencerelerini falan hepsini hazırlayın, kullanılan malzemeleri falan onu uzunca tarif edelim. Vakti geliyor, vakti geliyor mimarlarına yardımcı olalım. İslam aleminde Süleyman mabedinin yapılmasını isteyen tek Müslümanım. Museviler acayip şaşırdılar hahamlar. “Biz” dediler “hiç kaç bin yıllık tarihimizde duymadık. İlk defa bir Müslüman mabedin yapılmasını istiyor” dediler. Bu olacak iş değil. Kendi adamları bile demiyor.

OKTAR BABUNA: Birde net çözüm getirdiniz haritayı açıp hahamların yanında.

ADNAN OKTAR: Yer bulamıyorlardı yeri de gösterdim. Onlar bir kısmı böyle çocukça çözümler bulmuşlardı. Camdan yapmayı düşünmüşler Mescid-i Aksa’nın üstüne. Ne alakası var? Koskoca arazi var arka tarafta. Olur mu öyle şey? Yere ayağımız değecek. Mebzul altına ihtiyaç var, külçe altına.

OKTAR BABUNA: Buraya gelip üç yetkili haham size sordular “nasıl yapalım?” diye inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, bana yeniden belge getirdiler.  

Mesela insan “Mehdi Mehdi” diyor. Hz. Mehdi (a.s) acayip zavallı bir insandır, Allah’ın zavallı bir kulu. Gözlerinde büyütüyorlar. Hz. Hızır (a.s), Allah’ın çok zavallı bir kulu, ibadet ediyor, Allah aşkıyla gözyaşı döküyor. Ama ruh halinde. Zor olduğu için Allah ona bir peygamberi arkadaş etmiş. O da ruh. İkisi, iki ahbap öyle yaşıyorlar. Çok zordur, ruh olarak yaşamak çok zordur. Her babayiğidin karı değildir. Sık sık tay-i mekan yapmak, mekan değiştirmek akıl gider yani Allah vermesin.

Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s)’ın varlığını açıklarken; “Benim izimi takip edecek.” Bak “Benim izimi takip edecek.” “Hataya düşmeyecek” diyor. Nedir? Ahkamda masum. Bir tek ona mahsustur. İslam tarihinde, geçmiş peygamberlerin döneminde de hiçbir velide ahkamda masum olma yoktur. Bir tek Hz. Mehdi (a.s)’a mahsus bir özelliktir ahkamda masum olmak. Onun için masum imam diye bilinir. Günahtan masum, korunuyor. Hükümde masum, yoksa peygamberlerde ayetle sabit oluyor, burada hükmen. Gerçek manada ismet peygamberlerde oluyor, Allah garanti veriyor vahiyle. Peygamber değil biliyorsunuz Hz. Mehdi (a.s), velidir. Hateme veli, gelmiş geçmiş en büyük velidir. “Kendi dahi kendini bilmez” diyor Bediüzzaman. Bidayeten. Bilmiyor kendisinin Mehdi olduğunu. “Hatta o müthiş deccal dahi bidayeten kendisinin deccal olduğunu bilmez” diyor. “Ama o eşhası ahir zaman” diyor Mehdi (a.s) “İmanın nuruyla belki tanınabilir” diyor.

Allah’ın Hz. Mehdi (a.s)’dan istediği nedir? Aşk. Mesela burnunu şöyle yaratıyor, kaşını şöyle yaratıyor hep bir güzellik oluşsun. Olaylar meydana getiriyor, savaşlar meydana getiriyor, çileler, acılar meydana getiriyor. Onun içinden çıkınca tabii daha güzel oluyor. Sırf onu güzelleştirmek için yapılıyor bunlar. Çünkü savaşın dehşetiyle onun merhametinin kıyaslanması gerekiyor. Öyle olmasa alelade bir merhamet gibi görünür, alelade bir adalet gibi görünür. Adaletli bir sisteme gelirse zaten adalet vardır, onun adaleti görünmez. Onun için önce Allah adaleti kaldırıyor, merhameti kaldırıyor, şefkati kaldırıyor onun merhameti, şefkati görünsün diye, o güzellik görülmesi için. Bak, Hz. Mehdi (a.s)’ın merhameti, şefkati belli olsun diye Allah bütün dünyayı kan revan içinde bırakıyor. Akıl almaz bir dehşet dünyayı sarıyor ve akıl almaz bir adaletsizlik sarıyor. Sırf Hz, Mehdi (a.s)’ın adaleti görülsün diye. Arada müthiş zıtlık meydana getirmek istiyor Allah, amaç o. Mesela hiç ümit olmayacak şekilde oluyor, adam yıllar geçiyor diyor ki “ne Mehdisi ya” diyorlar “sıradan bir adam o. Olur mu öyle bir şey? İddiaları da mantıksız” diyorlar “öyle bir şey olmaz “diyorlar. “Hani olacaktı?” diyorlar zaten son zamanlarına doğru. Ayette de var ya peygamberler “Allah’ın fethi ne zaman” diyorlar. O kadar darlanıyorlar. Hz. Mehdi (a.s)’ın da son zamanlarında “hani” diyorlar “vakit geldi diyorsunuz, bir şey yok. Nasıl oluyor?” diyorlar. İşte Bediüzzaman diyor ki “Kıştan sonra ani bahar olması gibi, yaz içinde bir kış numunesi gibi, sakin bir deniz ortamında ani fırtına gibi derhal ve süratle” diyor “Allah İslam’ı hakim edecek. Bu adetullaha uygundur” diyor. Yani “müthiş bir süratle olacak” diyor “ani bir çıkış şeklinde.” Hz. Mehdi (a.s)’a mahsus bir özellik. Yoksa öyle programlar, yavaş yavaş gelişmeler, hükümete oyun oynamalar, darbe yapmalar, tuzak kurmalar veya siyasi faaliyetler, işte falancaya para yardımı yapmak, falanca ülkeyi desteklemek, oraya kuyu açmak onunla Mehdiyet olmaz. Allah’ın amacı aşk. Allah kuyu açacak olsa her yerde açar, her yer sular altında kalır. O değil. Tabii güzel şeyler ama onunla olmaz. Hz. Mehdi (a.s)’da Allah’tan yana olma vardır ama delicesine Allah’tan yana olma. Allah onu işte çok beğeniyor, seviyor. Ama mesela insanlara bakıyorsun pervasızca Allah’ı yalnız bırakma eğilimindeler. Pervasızca ve vicdansızca. O kadar aciz olmalarına rağmen, hastalıklarına rağmen. Yemek yemezse ölüyor, uyumazsa ölüyor, su içmezse ölüyor bunca zavallılığına rağmen, doğal ihtiyaçlarına rağmen. Buna rağmen Allah’a karşı nankör, cahil, basiretsiz, ferasetsiz davranıyor insanlığın yüzde doksan dokuzu, en az. İşte böyle bir ortamda vefa denizidir Hz. Mehdi (a.s). Allah’a vefa ediyor. Bütün varlığıyla Allah’tan yana oluyor.

Yoksa Alman ekonomisi bilmem ne. Mesela PKK sırf Mehdiyet için yaratılıyor. Çünkü zıtlık olması gerekiyor, kan olması gerekiyor, savaş olması gerekiyor, şehitler olması gerekiyor, Allahsız bir rejim olması gerekiyor, rejim isteği olması gerekiyor ki Mehdiyet’le zıtlık oluyor. Sırf onun için oluşturulmuş bir yapı. Yoksa Allah darmaduman eder hemen bitirir. Sıradan bir hükümet bile çok rahat darmadağın eder. Ama öyle yaptırmıyor Allah. Mesela bak, hep soruyorlar “ya” diyorlar “hükümetler bunları darmadağın eder, acaba niye yapamıyorlar?” diyorlar. Her hükümet istese yok eder PKK’yı. Çünkü devletle baş edemez. Devlet bir karar verse darmadağın olur. Ama diyorlar ki “bir esrarengiz güç bunu tutuyor” diyorlar. Kaç yıldan beri deniyor bu otuz yıldan beri deniliyor değil mi? “Garip bir güç” diyorlar “tarif edilemeyen bir güç hükümetleri tutuyor, ilgilileri tutuyor.” Ve bu uzuyor da uzuyor, sürüncemede kalıyor da kalıyor. İlla ki o kırk yılı dolacak. O esrarengiz gücü açıklayan hiç birisi olması.

Zeytinyağı denildi mi en iyi İtalya bilinir. İtalyan zeytinyağları hep Ürdün malıdır. O gariplerden alıyorlar üstüne acayip zam koyup satıyorlar. Hası zeytinyağının Ürdün’dedir. En güzel zeytinler oradan çıkar. İtalyan uyanıklığı öyle. En iyi buğdayı Mısır üretir, Mısır’dadır. Ürdün buğdayı Bulgaristan ve Amerika’dan satın alıyor. Mısır’dan almaz. Yani kapitalist imparatorluk ona müsaade etmiyor.

İmam’ı Caferi Sadık dedi ki “Onun (Mehdi’nin) çıkışı ancak sizin umudunuzu kaybettiğiniz ve ümitsiz olduğunuz zaman gerçekleşecektir. Hayır Allah’a yemin ediyorum” diyor “siz birbirinizden ayrı düşene kadar” yani o onunla o onunla uğraşana kadar “Hayır Allah’a yemin ediyorum çok ağır denemelerden geçene kadar, hayır yemin ediyorum Allah’a” diyor. “Bedbahtlar bedbaht olana, kısmetler kısmetli olana kadar Mehdi çıkmayacak” diyor. (Muhammet Bakır el Meclisi Bihar’ul Envar cilt 13)

“Bugün dünyaya baktığımda İslamofobi hızla yaygınlaşmakta.” Kim yaygınlaştırıyor? Allah. Çünkü şirk sistemi olduğu için Allah korkunç bir şey bu İslam diye gösterdikleri korkunç bir sistemdir diye İslamofobiyi yaygınlaştırıyor Allah. “Kuran İslam’ını bilseler eminim ki bu durum tam tersine dönecektir. Aslında karşı oldukları İslam’ın kendi değil, hurafeler” Ferhat Acar. Ama şuan bilmiyorlar tabii. Doğruları öğrendiler ve dehşete kapıldı dünya. Bak gelenekçi Ortodoks sistemi daha onda birini öğrendiler adamlar adeta deliye döndü. Tamamını öğrenseler dünya ayaklanır. Bütün dünya ayaklanır Allah esirgesin. Gelenekçi sistemin ne kadar korkunç olduğunu anlayamadılar daha. Daha çok kenardan köşeden bir kısmını gördüler.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey İran’daki İngilizce yayın yapan Tehran Tımes’da yarınki gazetenin baş sayfasında “Dürüstlük en iyi politikadır” başlıklı yazınız var. Bu yazınızda Sayın Başbakan Davutoğlu’nun İran ziyaretinin güzel bir gelişme olduğundan bahsediyor. Ve iki ülke birleşmesinin bölge barışı için çok önemli olduğunu söylüyorsunuz. Bu birliğin ancak dürüstlük ile olacağını anlatıyor. Ve Şii sevgisinin dürüst olarak yaşanması ile karşılıklı güven ve kardeşlik olacağını belirtiyorsunuz. Şii kardeşlerimizi Hz. Muhammed (s.a.v.)’e Hz. Ali (k.v), Hz. Mehdi (a.s)’a olan sevgilerinden dolayı çok sevdiğinizi hepsinin nur gibi Müslüman olduklarını anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Hay MaşaAllah, hay MaşaAllah. Mübareğin ismi şerifi geçmiş yani. Güzel.

Murat Can, Dersim Gül. Domane Dersim, “O Mehdi sen misin yoksa? Kendini Mehdi’yim demiyorsun. Ama değilim de demiyorsun.” Kaç defa demeliyim. Olur mu? Dedik çok dedik. Sen izlememişsin. Yemin ettik lanetleştik. Yüzlerce kere söyledim. Kesinlikle Mehdi değilim. İddiam yok, olmaz ve olmayacak diye yemin ettim. Defalarca. Ben cahil sıradan bir vatandaşım. İlmim irfanım yok. Eğitim almadım. Alemciyim dedim ayrıca. Kalkıp dans ediyoruz. Kaşıkla oynuyorum, Mehdi kaşıkla oynar mı? Mini etekli hanımlarla karşı karşıya oturuyoruz. Mehdi böyle yapmaz.

Burada kafamızın elektronik beyin gibi çalışması gerekiyor. Burada münafığı var. Hastası var. Dengesizi var. Dengelisi var. Evliyası var. Münasebetsizi var. Görgüsüzü var. Görgülü olanı var. İnce düşüneni var. Kabası var. Her insana ayrı davranmak. Her insanın zararını veyahut faydasını iyi düşünmek bunları dengelemek dünyanın en zor yönlerinden biridir. Cennette böyle bir şey yok. Burada böyle, cennette kafa salimdir. Gidersin cennet bahçesine yan gelir yatarsın. Eğlenirsin film seyredersin. Cennet çarşılarında gezersin. Müzik dinlersin. Havada uçarsın. Suyun içinde gezersin balık gibi, yüzersin suda. Koşarsın, sevdiklerinle sohbet edersin. Hatıralar anlattırırsın. Ama kafayı bu yönde çalıştıracağın hiçbir şey olmaz. Allah’ı görürsün tecellisini seversin. Ama burada adım başı münafık adım başı deli. Adım başı dengesiz. Adım başı evliya. Adım başı mükemmel insan. Herkes var. Kafa böyle çok keskin bir dikkatle bunları süzmek, tanımak anlamak ve ona göre tavır almakla mükellef. Bu çok zor bir şey. Onun için bir kısım insanlar sarhoş gibiler. Kendilerini bırakmışlar. Dövülüyor sövülüyor falan gıkı çıkmıyor. Çünkü kafası yetmiyor yani. Mesela münafık saldırıyor. Halbuki münafığı saldırtan da Allah’tır. Yani hep bir hayırla olur hikmetle olur. Müslümanlar ya bir beladan kurtulurlar, ya bir şeyi fark etmelerini Allah kasteder. Veyahut bir münafığa Allah bela vermeyi düşünmüştür. Yani murat etmiştir Cenap-ı Allah o vesile ile ona bir şey yaptırır. Bir belanın içine sürükleyecek helak edecektir. Mesela Allah aklını alacaktır. Veyahut sessizce ruhunu alacaktır. Yaşar ama ruhunu alır Allah. Mesela sessizce onu cehennemine atacaktır. Yaşar durur adam ama bakarsın ki cehennemdedir. Mümin mesela hep veli arar gözleri. Veli, Allah’ın velilerini arar. Bakayım çıkarabilecek miyim diye. Ama münafığı da arar müminin gözü. Kafiri de arar hastayı da arar. Zaten o aramasa bile o onu arar bulur. Her birine ayrı dengeli ve akıllı bir tavır koymak çok zor bir şeydir. Özel bir imtihandır. Orada müminin beyni akıl almaz gelişiyor. Çok egzersiz yapmış oluyor. Cennette bu egzersiz yoktur. Ama eğleneceğin çok şey vardır. Mesela meyve seninle konuşuyor. Gel dersin gelir git dersin gider. Cennet arabası ile eğlenirsin. Cennet şarkıları dinlersin sohbet edersin. Ama bu çileli olan zor olan hükümler yoktur. Bu da hep aşkın zemini içindir. Aşkın gelişmesi içindir. Çünkü her yer veli olsa aşkı anlayamazsın. İblis olacak münafıklar olacak ki aşkı anlayabilesin. Yani mesela pislik erkekler olacak yahut pislik kadınlar olacak ki temiz erkek ve temiz kadının üstünlüğü anlaşılsın. Mesela aksi huysuz ahlaksız kadınlar olacak ki ahlaklı yumuşak huylu insancıl kadınları anlasın. Erkeklerde de mesela böyle. Akılsız ahmak dangul dungul kütük erkek olacak ki kadın değerli erkeğin farkına varabilsin. Kıymetini bilebilsin. Hepsi aşk amaçlı dikkat ederseniz.

İnsan Suresi 8,9 şeytandan Allah’a sığınırım “Kendileri” diyor yemeğe çok sevgi isteği duyarlar. Beğenirler ama o yemeği “yoksula, yetime ve esire yedirirler. " Bak nefsini eziyor onlara yediriyor. Kendi gidip onu böyle hayvanca istese değil mi? Kapanabilir. Yapmıyor. İhtiyacı kadar biraz alıyor onu yayıyor kime? Önce yoksula velayet sistemi bak yoksul. Sokaktaki yoksul mümin. Niye? Sorumlu. Ama mesela bak kebap yaptırmış. Yanında ayran var mükemmel yiyecek yiyecek. Hemen yoksulu çağırıyor. Ayete göre şart. Hemen yetimi çağırıyor. Yetim hiç ezilmiyor. Esir ya savaş esiri adam seninle savaşmış esir olmuş. Esire yediriyor. Esir bunu görünce velayet sistemi o da Müslüman oluyor. Adam seninle niye uğraşsın sevgiyi görünce? Yetim eziliyor mu? Hiç ezilmiyor. Yetimin ezildiğini görmek azaptır. İslam’da yetimin ezildiğini görmeyeceğin için cennet gibi oluyor. Fakirin süründüğünü görmek azaptır. İslam’da fakir olmadığı için onun keyfi yaşanıyor. “Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür." (İnsan Suresi 9) Bize teşekkür etmeyin tamamen hamd Allah’a aittir. Bu yiyeceği bize veren zaten Allah diyor. Allah’ın verdiği bir şeyi biz sana vermiyoruz. Zaten ikimize de Allah veriyor diyor. Diyor ya sen yemeği yediriyorsun. Tamam da yemek kime ait? Allah’a ait. Beraber yemişsiniz yemek yemeği. Onu yemeğin sahibi zannediyor. Yemeğin sahibi yoktur.  Yemeğin sahibi sadece Allah’tır. Diyor ya ev sahibi nerenin ev sahibi? Evin sahibi Allah. Sofranın sahibi, sofranın sahibi de Allah’tır. O zaman teşekkür kime sadece Allah’a. Doğru söylüyorlar.

Tonyalı Laz Koca Raşit, “Bu Mehdi hikayesi İsrail’de meşhurdur. Ve Armageddon için bahanedir. Kime hizmet ediyorsun?” diyor. Allah’a hizmet ediyorum. Kime hizmet edeceğim? “Bu Mehdi hikayesi İsrail’de meşhurdur.” İsrail’de de meşhur İran’da da meşhur. Türkiye’de, Fars, Tunus, Cezayir bütün İslam aleminde meşhur. Tevrat’ta meşkûr, Kuran’da işari mana ve hadislerde her yerde var. Tevrat ve Zebur’da vardır diyor Allah bakın diyor. Dünyaya hakim edeceğim diyor. Nasıl hakim edeceğim? Tevrat’ta ve Zebur’da yazdım ona bakın diyor. Kuran’da ayet. Tevrat ve Zebur’a baktığımızda Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedildiğini görüyoruz.

OKTAR BABUNA: Kamuoyu yoklaması yapıyorlar Türkiye’de. Yüzde yetmiş “geldi, gelecek” diyor Hz. Mehdi (a.s) için. “Tek bir şey sorsunlar” dediniz.

ADNAN OKTAR: Meşhur eden kim? Allah.

OKTAR BABUNA: “Tek bir şey daha sorsunlar” dediniz. “Kimi bekliyorlar?”

ADNAN OKTAR: Ama diyor hakikaten herkes. “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyor yüzde yetmiş, seksen. İkinci soruyu sormaya takatleri yetmiyor. De “kimden şüpheleniyorsun?” de bir şey yok. Allah Allah. Senin demenle o Hz. Mehdi (a.s) olmaz zaten. Soramıyor. Sor ya bir şey olmaz. Dilin de kopmaz elin de kopmaz. Ne olacak? Bir şey olmaz.

Kara Vezir 1903, Kara Vezir, bak işte bu Türkiye’de bir dert ve bütün dünyada da bir dert bu sevgisizlik. Bak, bu üslup katılığı, bu anlamsız kendince veciz konuştuğunu zanneden insanların üslupları. Bu sevgisizlik içinde sen nasıl yaşıyorsun? Böyle bir dünya mı olur? Böyle bir hayat mı olur? Senin hiçbir şekilde mutlu olamayacağın belli. Hiç mutlu olduğunu hatırlıyor musun? Hiç yok. Kendini niye böyle mahvediyorsun? Niye böyle bir karanlığın içine sokuyorsun. Adını bile Kara Vezir koymuşsun. Sevgi dolu ol, merhamet dolu ol, şefkatli ol. Cennet gibi olsun dünyan. Sil kalbindeki o pası, o karanlığı sil. “Hz. Mehdi (a.s) hikâyesi İsrail’de meşhurdur.” Her yerde meşhur olduğu konusunda anlaştık değil mi? Meşhur olması zaten gerçek olduğunu gösteriyor. Ve Armagedon’u Peygamber (s.a.v.) söylüyor zaten. Bizim Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Armagedon için “bahanedir” diyorsun. Yani hepsi birbirine bağlantılı. Yani gökteki iki uçlu kuyruklu yıldızdan tut, Armagedon’dan çık. Hepsi birbiriyle bağlantılı, Mehdiyet’le ilgili bağlantılı olaylardır.

“Aslan Hocam Selam. Hocam, Hz. Mehdi (a.s) Tevrat’ta Moşiyah olarak geçmesi gerçek vahiyde var mıdır?” Tabii ki var. Tevrat’ta var. “Yoksa hadis olduğu halde sonradan mı eklenmiştir?” Olur mu? “ Eğer Tevrat’ta açıkça varsa Kuran’da işari olarak belirtilmesinin hikmeti nedir? Saygıyla ellerinizden öperim.” İşte Zülkarneyn bahsi, ashabı Keyf bahsi. Ama tabii kapalı anlatılıyor. Kapalı anlatılması Hz. Mehdi (a.s)’ın elini, kolunu serbest bırakmak içindir. Hz. Mehdi (a.s)’ın perdeleridir onlar. Yani yetmiş perde olmadan Hz. Mehdi (a.s) hareket edemez. Bütün dünyanın gözü önünde faaliyet yapacak Hz. Mehdi (a.s). Sen istiyorsun ki bütün perdeler kalksın. Işık gibi ortada olsun. Olmaz. O yetmiş perde illaki olacak.

NBE ek 1648, “Bahsettiğin ayetler kapalı falan değil. Allah aksine “(Kur'an'ı) apaçık ayetler olarak indirdik” (Hac Suresi, 16) diye indirmiş. Siz “kapalı” diyorsunuz.” O muhkem ayetler içindir apaçık olan. Olur mu? Mesela diyor ki; “balık canlandı” “…(balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu.” (Kehf Suresi, 61) diyor. Yani bunu yedi sülalen gelse çıkaramazsın buradaki bu anlamı. Burada bir kapalılık açık görülüyor. Burada muhkem hüküm yok.

EBRU ALTAN: “…diğerleri ise müteşabihtir.” (Al-i İmran Suresi, 7) diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii müteşabih. İlimde rasih olanlar” diyor Bediüzzaman, “Allahualem ve bin sevap bu gizli hazineleri açarlar” diyor Bediüzzaman. “Müteşabih olan hükümleri ilimde rasih olanlar” diyor. Rasih, husus sahibi, açıklık sahibi olanlar. “Allahualem ve bil sevap diyerek bu gizli hazineleri açarlar” diyor. Zülkarneyn kıssası tamamen sırlarla doludur. Mağarada üç yüz yıl bir insan yatar mı? Üç yüz dokuz yıl insan ölür yani. Sır var burada. “…işimizden bize doğruyu kolaylaştır…” (Kehf Suresi, 10) diyor. Uyuyan adamın işi olur mu? Burada bir teşbih olduğu, bir gizlilik olduğu bir sır olduğu çok açık.

EBRU ALTAN: “Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın.” (Kehf Sursi, 18) diye bildiriyor Allah ayette.

ADNAN OKTAR: Tabii.

ENDER DABAN: Sadece harflerden oluşan ayetler var.

ADNAN OKTAR: Tabii mesela o hurufu mukatta Hızır (a.s)’ın ve ekibinin anlayabileceği gibi sırlarla dolu olduğunu tahmin ediyoruz diyeyim. O sır bir açılsa dünyada iman etmeyen hiç kimse kalmaz benim kanaatim. Yani o kod şifre sistemi bir açılsa. “Aa” derler.

Bu sevgisizlik, dar düşünme falan hükümet -bu çok büyük bir tehlike- buna tedbir alsın. Yani ufuk darlığı, hikmetsizlik, bunlar yarın bir gün devletin kademelerine geçecek adamlar. Bu haliyle ne olur bunlar? Yani çok büyük bir tehlike arz eder.

Şimdi “(Kur'an'ı) apaçık ayetler olarak indirdik” (Hac Suresi, 16)” demek ayrıdır. Apaçık anlatımın içindeki hikmeti bilmek ayrıdır. O senin bileceğin bir şey değil. Tabii ki apaçık anlatıyor. Olay doğru ama çıkarabiliyor musun sen? Bir balık var saatlerce zembilin içerisinde ölü. Birdenbire oradan kalkıyor. Kendine has dümdüz bir yol tutuyor. Sonra oraya gittiklerinde karşılarında bir insan buluyorlar. Ve hiçbir şeriata uygun değil konuşması. Yani hiçbir İslam dininin şeriatına uygun değil. Kendi şeriatının dışında. Mesela Zülkarneyn anlatıyor işte demirden duvar yapıyor iki dağın arasını. Ama onun işaret ettiği mananın üstünde durmuyorsun. Mesela Hızır (a.s), orada bir yıkık duvar var. Yani hiç onu ilgilendirmez yıkık duvar. Ne alakası var? İşi gücü bırakıp jilet gibi duvarı yapıyor gayet düzgün bir şekilde. Uzun süren bir işlem o. Taşı yontuyor. Ham taşı yontuyor, mikâp taşı haline getiriyor. Sonra o taşı oraya yerleştiriyor. Sonra da şakülle ölçüyor. Jilet gibi dümdüz duvar oluyor. Duvarcı ustası, ne anlıyorsun? Hiç. Duvar yaptı” deyince duvar mı yaptı?” diyorsun sen. Çok önemsiz bir olay duvar yapılması. Orada bir şey anlatılıyor. Sen onu çıkaramıyorsun işte. Duvar doğru. Duvarın anlattığı mana ne onu bilemiyorsun. Yoksa tabii ki duvar buhar anlamında değil. Tabii ki duvar.

Ahmet, “Sizi seyrediyoruz ama niçin seyrediyoruz bu albeni nereden kaynaklanıyor bilmiyorum ama mutlaka bir doktora tezi yazılmalı.” Bak, Ahmet beni tanımaz ben de onu tanımam. Ama bak, gecenin bu saati bir sebeple” diyor. Yani “iradem dışında seyrediyorum” diyor.

“Hocam, sevgiyle takip ediyoruz. Hakkâri Şemdinli Beyyurdu Jandarma Karakolu.” MaşaAllah aslanlarıma maşaAllah. Hepsine Allah hidayet, sağlık, sıhhat versin. Hepsini çok seviyoruz. Jandarma komando, jandarma özel harekât, bordo bereliler. Normal polis gücü, asker hepsine sevgiler selamlar. Allah hepsine güç, kuvvet versin. Allah gazalarını mübarek etsin.

“İyi akşamlar Adnan Bey, Müslüman bir kadının dışarıda giymesi gereken giysi nasıl olmalı? Nelere dikkat etmeli?” Ece Su. Dışarıda güvenilir bir yer çok zor. Kadın tabii ki kapalı giyinecek. Makyaj falan olmaz dışarıda çok riskli olur. Arabada olursa belki de yani ama her halükarda kapalı olması iyi olur. Yani güvenilir yer çok az. Riski yüksek.

İsrail’le Filistin’i dost edeceğiz inşaAllah. Ne onlar onları öldürecek, ne onlar onları öldürecek.

“Sayın Adnan Bey müzik sisteminizle ilgili yaptığınız iyileştirme gerçekten çok iyi olmuş. Teşekkür ederiz saygılarımla” Nuri Mutlu. İki buçuk seneden beri uğraşıyorduk. Nihayet Süleyman Hocam’a kabul ettirdik.

Üniversite gençliğinde Hz. Mehdi (a.s)’ı bilmeyen, eşkâlini bilmeyen kimse kalmadı. Yani samimi olarak da geleceğine kanaatleri geldi. Yani en uç vakalarda bile kanaatleri geldi.

“Hocam, “Dübeş attım yek geldi” şarkısını Mahmut Tuncer’den dinleyin” diyor. Yalnız ismi çok acayip Cinayet Günlüğü, Cinayet Rehberi. O nasıl bir isim öyle? “Dübeş attım yek geldi” Mahmut Tuncer’den bekliyoruz. Mahmut Tuncer çok efendi bir çocuk, tam bir Anadolu delikanlısı, bayağı dürüst Anadolu’nun sıcaklığını, candanlığını çok güzel yaşatıyor. Hiç deforme olmamış, dejenere olmamış, bozulmamış. Helal olsun benim aslanıma.

Allah insanları eğitmek için insanlara akıl almaz bir acz vermiş. Normalde dünya yaşanacak gibi bir yer değil. Yani bu kadar aczle olacak iş değil. Ama buna rağmen insanların büyük bir bölümü delice bir aşkla dünyaya bağlı, delice bir hırsla bağlı ve delice bir hırsla Allah’ı unutuyorlar. Bir tabak yemek için, basit hedefleri için cinnet tarzında İslam’a, Kuran’a aykırı bir hayat içindeler. Mesela bin bir türlü hastalık var, bin bir türlü bela. Mesela bakıyorum hastalı olmayan insan çok nadir binde bir. Hep ölümcül ve çok tehlikeli hastalıklar büyük bölümünde. Mesela hastanelerde de görüyorum. Mesela kanser olmuş daha hala evlenmenin peşinde. Daha hala malları gümrükten nasıl çekecek onun peşinde. Seksen, doksan yaşına geliyor, daha hala eve yeni bir oda yaptırıp işte onu kiraya vermenin peşinde. Hayret edecek bir hırs Allah insanların kalbine koymuş. Bizde tabii onu ibret ve hayret nazarları izliyoruz. Mesela kadınların hırsı, erkeklerin hırsı, mesela romatizması ayrı oluyor, başı ağrıyor, kalbinde rahatsızlık var, tansiyon hastalığı var falan biran önce evlenmek mesela çoluğu çocuğu olsun, ticaret yapsın, Avrupa’ya gitsin cinnet tarzında ama. Fakat Allah’a hiç vakit ayırma eğilimleri yok. Mesela bak Suriyeli mültecilere de bakıyorum tabii Allah affetsin, Allah onları kurtarsın, işte Avrupa’ya gitsin, rahat etsin, eğlensin, keyfine baksın Allah’ı düşünen çok nadir oluyor içlerinde. Ama dünyanın her tarafında böyle, bir tek onlara mahsus bir şey değil. Dünyanın kendi de çok rahatsız, dünyanın her yeri sallanıyor depremle. Gök artık nerdeyse görünmez hale gelmiş gök taşlarıyla, artık bir duvar oluşmuş, duvar, gök taşından duvar oluşmuş adeta, bu bir mucize, harika.

EBRU ALTAN: Ve tam 1980’de başlıyor gök taşları birikmeye. 

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela bazı beyler, hanımlar var bak mesela cilt rahatsızlıkları var, ayakta duramıyor, kemikleri ağrıyor, ayağında ağrı var, dişinde, kulağında rahatsızlıklar var, tansiyonu var büyük bir hırsla çok iyi bir koca arayışında, çok zengin bir koca arayışında, o da olmuyor daha da zenginini arıyor. Mesela gençlere bakıyorum onlar da çok daha zengin bir kız bulabilmenin peşinde, iç güveysi de olsa oraya bir kapı atsa diye düşünüyor mesela bir kızla evlenebilmek için adam hırsızlık yapmayı bile göze alıyor, gasp yapıyor, hırsızlık yapıyor yani inanılmaz bir hırs, delice bir hırs. İslam’a Kuran’a, Allah’a, Kitap’a, insanlar tarafından tercih ediliyor ve kısacık ömür veriyor Allah, çok çok kısa bir ömür, adamların umurunda dahi değil. Gözünün önünde adamlar öldürülüyor umurunda dahi değil. Çıldırmış gibi bir yaşama hırsı ve daha iyi, daha iyi, daha iyi hırsı bütün dünyayı sarmış durumda. Mesela ahirette bile aynı arsızlıkta, ölmüş ahirete gitmiş çakallık yapıyor, diyor “bizi yattığımız yerden kim kaldırdı” kafa tutmaya kalkıyor. Orada da milletle dalaşmanın peşinde insan dalaşma demeyim de Allah afetsin işte birbirleriyle çekişme anlamında. Mesela cehenneme gidiyor, cehennemde de pişman olmuyor lan sürünüyorsun, perişansın. Kuran’da diyor ki: “Göz ucuyla bakarlar, pişmanlıklarını gizlerler” diyor. Tabii bunun kitaplaşması lazım, çok geniş bol örnekle anlatılması lazım. Sürekli banyo ihtiyacı oluyor bilmem ne oluyor. Ya kardeşim et, kemik ve banyo ihtiyacı olan bir canlı, artık düşün yani, aczini görmüyor musun? Cinayet işliyor ya onun için; aklını başına al, bir şey yok, ağzını yıkamasa ağzı ne hale geliyor, kulağını temizlemese kulağı ne hale geliyor? Zor yaşıyorsun ya zor, her yerin ayrı bir problem çıkarıyor sana görmüyor musun?

Adonay demek; Arapça’daki efendi, seyit karşılığında, hani Hz. Hasan (r.a), Hüseyin (r.a) Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyu seyit oluyor ya. Seyit demek, efendi demek, Adonay da yine aynı şekilde efendi, seyit anlamına gelir. İbrani dilinde Adonay aynı kelime, aynı zamanda Adonay Kral Mesih’in, Hz. Mehdi (a.s)’ın Tevrat’ta geçen ismi Adonay. Masonlar da işte Adonay’ı bekliyorlar yüzlerce yıldan beri, binlerce yıldan beri, Adonay’ın zuhurunu bekliyorlar.

KARTAL GÖKTAN: Dünyanın en büyük yolcu gemisi suya indi Adnan Bey. 362 metre uzunluğunda, 120 bin ton ağırlığında ve 70 metre yüksekliğinde.

ADNAN OKTAR: İşte Roma’ya bununla gideriz inşaAllah.

Bunda bir fevkaladelik var, bunu bir kitap haline getirmek şart. Bu kadar acze rağmen insanlar daha hala poz peşinde olmaları, insanlardan bu kadar etkilenmeleri mesela televizyona çıkıyor aklı gidiyor, konuşuyor mesela bu yazarların kendini insanlara beğendirmek için çektikleri çileler. PKK’lı gibi görünüyor, en ahlaksız adamları savunuyor, cinsi sapıklıkları savunuyor sırf aferin desinler diye. Ayakta duramıyor ya, bin bir türlü rahatsızlığı var, tümör tedavisi görüyor falan daha hala İngilizce’yle falan kendince öyle pozlar yapıp onları kendine beğendirmeye çalışıyor ve delice bir haz duyuyor bundan, bu zavallılığın tabii birkaç örnekle değil de, çok fazla örnekle anlatılması lazım. İnsanın zavallılığı diye bir kitap olabilir. Kadına ayrı acz vermiş Allah, erkeğe ayrı acz vermiş, buna rağmen delice bir hırs, Allah’ın rızasını hiç önemli görmüyen, gözü dönmüş bir felsefe var, gözü dönmüş bir kararlılık var, her yerde kendini gösteriyor.

“El Kaim Mehdi (a.s) için Allah gökten dokuz bin üç yüz on üç melek indirecektir” bak dokuz bin, dokuz rakamı manidar ve üç yüz on üç.  “Dokuz bin üç yüz on üç melek indirecektir ki bunlar Allah, İsa’yı göğe yükselttiğinde onun beraberinde” onla beraber yükselmişlerdi diyor, eşlik etmişler, refakat etmişler. Dokuz bin üç yüz on üç melek yine aynı şekilde Hz. Mehdi (a.s)’a yardımcı oluyor bu dokuz bin üç yüz on üç melek.

Adonay “benim sahibim” anlamına geliyor aynı zamanda, Adoneynu “hükümdarımız” anlamına geliyor, Adoneynu sahibimiz, hükümdarımız. Hz. Davut (a.s) için de kullanılmış Adoneynu. Mehdi (a.s) Moşiyah için de kullanılıyor Adoneynu.

Yunus Suresi 26’da, “Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar.” Güzellik yapanlara Allah bir nur ve güzellik veriyor, fakat öbür türlü olanların Allah yüzünü karartıyor ve bir zulümat geliyor yüzlerine yani pis bir ifade geliyor. Onların kurtulamayacakları bir ifade oluşuyor. “Kötülük kazanmış olanlar ise” diyor bak 10/27 Şeytandan Allah’a sığınırım. “Her bir kötülüğün karşılığı kendi misliyledir,” tam karşılığıdır, “bunları bir zillet sarıp kaplar.” Kötülük yapanlara Allah bir zillet, bir horluk, çirkinlik veriyor tarif edilemeyecek bir kirlilik oluşuyor, zillet belası vardır küfür içinde olanlara, tarif edilemeyen bir güç yüzlerine hakim oluyor, zillet kaplıyor ve krem de sürse, yüzünü yıkasa da ne yaparsa yapsın o zillet gitmiyor yüzünden. Sevgisiz insan egoist oluyor, egoist olunca da yine çirkinleşiyor.

Mesela ahirete gitmişsin; insan acayip şaşırır, konuya bak, “Bizi kim yattığımızdan yerden kaldırdı” [Yasin Suresi, 52] konu o mu? Sen dirilmişsin bir şey olmuş, bir fevkaladelik var değil mi? Hayret etsene, orada da kapışma halindeler, çekişme halindeler, dünyadaki hırsları, delilikleri gitmiyor.                                      

İBRAHİM AKMUGAN: Bir ayette de kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Andolsun biz müşriklerden değildik demelerinden başka fitneleri olmadı.” [En'am Suresi, 23] Halen müşrik olmadıklarına kanaat getiriyorlar ahirette.

ADNAN OKTAR: Ki boğazına kadar şirk içinde.

Tamam kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Terörle Mücadelede Çifte Standart

KARTAL GÖKTAN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Az sonra Ahir Zaman ve Yaratılış Delilleri programımızla yine karşınızda olacağız.

Masaüstü Görünümü