Harun Yahya

Sohbetler (19 Mart 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk siz de hoş geldiniz.

Bak bugün bir Kürt Hanım kardeşimiz daha oldu. “Nerelisin?” dedim “Tunceliliyim” diyor acayip şeker bir şey. “Kürt müsün?” dedim, “Kürdüm” dedi maşaAllah “Kürdoni merdoni” dedim ben de maşaAllah, Kürtler Aslandır çok fazla hanım arkadaşım var Kürt maşaAllah. Çok fedakar insanlardır, çok efendidirler, mazlumdurlar ve çok onurlu insanlar çok az bir şeyle iktifa eder kanaatkardır öyle hırs yapmaz dünya hırsından beridirler yani hiç bak dikkat ederseniz duyuyor musunuz? Çok zor durumdalar onlar. Çırılçıplak ayak ile geziyor fakat hiçbir şekilde bana biri ayakkabı getirsin demiyor, donuyor yine söylemez çok yüksek seciyeye sahipler. Güneydoğu’ya bu ayakkabı şirketleri falan lastik ayakkabı yapıyorlar ya spor ayakkabı çok iyi olur küçük çocuklar özellikle bayılır, koşmak için onlar aklını atar onlar değil mi küçüklere lastik spor ayakkabılar var ya koşu ayakkabı.

GÖKALAP BARLAN: Giymiyorlar elinde taşıyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii kıyamıyor başucunda tutuyor yani çocuklara dağıtmak lazım. Çikolata bisküvi falan cinnet geçirir acayip hoşlarına gider. Onların sevinci yeter ya bir insana mesela kendisi mi çikolata yese o çocuğun yediği çikolatayı görse güzel olur? Onu görmek çok güzel olur değil mi? Ayakkabı ne yapacaksın işte ver gitsin. Fabrikanın kotası olsun mesela malının binde birini dağıtsın, binde birini hiçbir şey olmaz binde birinden.

Bir sevgi etiketi yapalım önce “Sevgi barışı sağlar” diyelim.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde bir patlama meydana geldi, saldırıda canlı bomba ile birlikte biri çocuk dört kişi hayatını kaybetti. Yedisi ağır otuz altı kişinin de yaralandığı bildirildi. Yaralananlardan yirmi dördü yabancı uyruklu, vefat eden kişilerin ise üçünün İsrail asıllı, birinin İran asıllı olduğu iddia ediliyor. Saldırıyı gerçekleştiren örgüte ve teröristin kimliğine dair henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Emniyet PKK ve IŞİD üzerinde duruyor. “Saldırının turist kafilesinin yakınlarında olması nedeniyle IŞİD saldırısı gibi görünse de PKK ve TAK üzerinde araştırması yapılıyor” açıklaması yapıldı.

ADNAN OKTAR: Bu adamı Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek bir teröristi tanıtmıştı benim anladığım adam buydu. Adam hem PKK’lıyım diyor hem IŞİD’liyim diyor her yol var adamda DHKPC değil mi bu oydu Allahualem, El Kaide diyor.

EMRE ACAR: İsmini soy ismini söylemişti Radich Perryn demişti. Aynısı çıktı Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Değil mi? Bu adam hakkında uyarı yapmıştı Belediye Başkanı. O filmi bulalım da oradan gösterelim.  Ama tabii bu bunla bitmez yani bunlar için canlı bomba sorunu olmaz. Adamın üstüne bombayı yüklüyorlar zaten şimdi git diyorlar eğer o patlatmazsa onlar patlatıyorlar yani çift emniyet sistemi kurmuşlar uzaktan onu izliyorlar bakıyorlar yani bir uygun zamanda eğer kendi patlatmazsa onlar patlatıyorlar telefonla o tarz yöntemlerle.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: KCK, İstanbul’daki canlı bomba saldırısına ilişkin yazılı açıklama yaptı “Kürt Özgürlük hareketi olarak sivillerin hedef alınmasına karşıyız ve sivillere yönelik eylemleri kınıyoruz. Ölen sivillerin ailelerine başsağlığı yaralılara acil şifalar diliyoruz. Sivillerin öldürülmesi ahlaksızlıktır, savaşta sivillerin katledilmesi suçtur.” Denildi.

ADNAN OKTAR: PKK’da yalan, üçkağıtçılık, sahtekarlık, kahpelik ucu bucağı yok yani olayların nerede duracağı nerede ne sahtekarlık yapacakları belli değil. Asker, sivil polis hepsine cephe almış vaziyetteler, Güneydoğu’da vatandaşlar Kürt vatandaşlar hep PKK tarafından şehit edildi. Adamlar asker de değil, polis de değil, asker polis de olsa zaten aynıdır. Askeri polisi vurma hakkını sen nereden buluyorsun, nereden sana helal oluyor yani? Bir de binlerce sivili şehit ettikleri bilindiği halde böyle arsızca yalan söylemeleri inanılır gibi değil. Bu adam da PKK’lı, PKK dedi ki “biz metropollerde orada burada her yerde bombalama yapacağız” dedi askeri tesisleri demiyor ki polis karakolları da demiyor. “Metropollerde her yerde bombalama yapacağız” dedi. Bunu kim diyor? PKK’nın başındaki adam diyor. Değil mi? Liderleri söylüyor bunu. Ve bu ifadenin arkasından da bombalama eylemleri oluyor defalarca PKK açıklama yaptı, metropollerde, kalabalık yerlerde, çarşılarda orada burada bombalama yapacağız kimse kendini güvende görmesin dediler. Kaç defa? En az yirmi kere söylemişlerdir.

Sibel Özhan, “Hocamız’a derim ki, sen bizim canımızsın bütün karşı ataklara rağmen dimdik ayaktasın canımıza can katıyorsun, ahlakına sevgine doyamıyoruz biriciğimizsin. Allah aşkı ile sevdiğimizsin doyulması imkansızımızsın, son nefesimize kadar yanındayız o kadar güzel bir harikaya şahit oluyoruz ki Allah’ım her gün daha çok sevdir diye dua ediyorum bir lütuf öyle güzel ki kıymet bilmemekten Allah’a sığınırım.” MaşaAllah.

Tunçyürek, “Ah hocam ah dünyada sizin gibi insanların sayısı daha fazla olsaydı eminim dünyamız daha güzel ve barış ve huzur esenlik dolu bir gezegen bir olurdu. Ve eminim savaşlar biter insanlar bir hiç uğruna canlarına kıymazlardı ve eminim dünya birbirini sevdiğini söyleyen insanlarla dolardı. Acaba günün birinde dünya böyle bir gezegene dönüşebilir mi? Dostlukla ve sevgiyle kalın.”

Uzun kaban ile namaz kılmak istemiş camide hanım kız kabul etmemiş cami hocası “bu şekilde namaz kılmana müsaade etmem” demiş. Uzun kaban diyor ta ayak bileğime kadar diyor buna rağmen kıldırmamış namazı.

Kuran’da Cenab-ı Allah kainatı yarattığını söylüyor ama “bir benzerini daha yarattım” diyor bu çok acayip bir ifade “bir benzerini daha yarattım” onu çok çeşitli şekillerde yorumluyorlar açıklıyorlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İstiklal Caddesi’ndeki terör saldırısında yaralananlar arasında iki buçuk yaşındaki Asya ve ablası yedi yaşındaki Elçin de bulunuyor. İki küçük çocuğun aileleriyle birlikte Adana’dan İstanbul’a gezmeye geldikleri öğrenildi. İki buçuk yaşındaki Asya kardeşimiz patlama sırasında bebek arabasındaydı başından ağır darbe aldı ve durumunun ağır olduğu söylendi. Her iki kardeş de ameliyata alındı aynı zamanda babalarının durumunun da ağır olduğu belirtildi. Fotoğrafları da var.

ADNAN OKTAR: Bakayım, ah severim ben onun tatlılığını, acarlığa bak sen acarlığa şekerliğe Allah şifa versin inşaAllah.

IŞİD bir eylem yaptığında sevinçle üstleniyor, Türkiye’deki hiçbir eylemi üstlenmedi hiçbirini IŞİD yapmadı çünkü. PKK da açık açık söyledi “biz metropollerde bombalama yapacağız” dedi “artık oralar güvenli değil sizin” için dedi kaç defa açıklama yaptı. PKK’nın lider kadrosu yapıyor bu açıklamayı, arkasından da bombalar patlıyor.

Bu it kopuk takımının çok olması bir şeyi değiştirmiyor çünkü ormanda da hayvanlar çoktur ama mesela beş on insan bütün ormanı kontrol altında tutuyor, bütün hayvanları kontrol altında tutar. Bu ağzı bozuk, kafası bozuk, mantığı bozuk it kopuk takımı var ve bunların sayısı da bir hayli fazla zannediyorlar ki bunların bir gücü var. Bunlar nasıl hayvanlar şuursuzsa bunlar hayvanlar gibi şuursuz sürülerdir, nereye çekersen oraya giderler ve çok akılsız olurlar, korkak, aşağılık ve seviyesiz olurlar. Bunları üst akıllar genellikle yönlendirir yani istedikleri şekle sokabiliyorlar bunları böyle karaktersiz hale getiren de yine o tarz üst akıllardır maymun gibi bunları yönetirler. Hep öyle olmuştur. Görüntü çok hayret verici oluyor adamlar Birinci Dünya Harbi’ni çıkarıyor net kontrol altında tutuyor kimin yeneceğini de önceden biliyor ve tam dedikleri gibi de oluyor. İkinci Dünya Harbi’nde de Hitler’i çıkarttılar adamın yenileceğini biliyorlar ama nerede yenileceğini biliyorlar nasıl yenileceğini biliyorlar tam planladıkları gibi oluyor yani hiçbir zaman için it kopuk takımının bir gücü olmaz çok zavallıdırlar.

IŞİD böyle eylem yapmaz yani yaptı mı büyük kitleye yönelik yapar ve yaptığında da üstlenir. Bu tipik PKK eylemi çünkü seçtikleri yerler de İstiklal Caddesi Taksim, Ankara’da Kızılay daha ziyade işte biraz onların gıcık oldukları, aristokrat, bürokrat efendim işte seçkin gördükleri yahut sosyeteden kişilerin veyahut işte dünyayı yaşamak isteyen insanların gelip gittikleri yerler olarak düşündükleri için oralara onların girmesini istemiyorlar şuan mesela o cadde bayağı seyrek insan bulunacak bir hale gelir bu eylemden sonra yani muhtemelen öyle olur. Çünkü çarşılar falan da biraz tenhaymış öyle mi? Aslında buna gerek yok çarşılar ne alaka var? Bir yerde yoğun kalabalık risk olur yani bir yerde düğümlenme şeklinde olan kalabalık yoksa çarşılar marşılar olur mu öyle şey? Normal hayatın devam etmesi gerekir. Çarşıya çıkma, pazara çıkma, okula gitme yani bunun bir mantığı yok. PKK’nın istediği bu; felç etmek.

Bu şahıs Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi davasından tutukluymuş 2007’de. E bitti nerenin IŞİD’i? IŞİD olacak iş mi şu ya? Suriye’de IŞİD bölgesine girip çıkmış istihbarat amacıyla girer birçok amaçla girip çıkabilir. PKK’lılar girmiyor mu? Herkes giriyor çıkıyor. Bu klasik bir PKK eylemi bak adamların ifadesi bak çok önemli, bunu bu şekilde gerçekleştireceklerini adamlar bir ay önce söylediler “biz metropollerde, büyük şehirlerde, sivil halkın bulunduğu bölgelerde bomba patlatacağız” dediler “ve insanlar sokağa çıkamayacak hale gelecek” dediler aynısını yapıyorlar ama burada tabii gereksiz bir korku politikası izlemek doğru olmaz. Her yerin normal akışında kullanılması lazım. Yani abartılı düğümlenme olan yerler olmaz yoksa makul bir seyreklik, makul bir şey sokağa çıkılmaz diye bir şey yok olur mu öyle şey? O zaman kapıdan dışarı çıkamazsın hayır o zaman seni adam evinde de bulur zaten o bir mantık değil ki. Yani sokağa çıkmamak çarşılara gitmemek, pazara gitmemek akıllı bir hareket olmaz.

Mesela Duran Kalkan PKK’nın ünlü liderlerinden Duran Kalkan biliyorsunuz geçtiğimiz ay PKK’nın şehirlerde eylem hazırlığında olduğunu belirtmişti gazetelerde de çıktı. “Önümüzdeki Mart süreci büyük bir direniş sürecidir” dedi, “2016 baharı Kürt’ün baharı olacaktır” dedi. Kürt’ün dediği PKK’nın tabii. Bu Ankara’da otuz kişinin hayatını kaybettiği saldırıda da “etme bulma dünyası derler sen edersen bulursun da” ifadesini kullandı.

Mesela Murat Karayılan PKK Yürütme Komitesi’nin üyesi Murat Karayılan 10 Ekim 2015 te Ankara garı önünde meydana gelen saldırı öncesi “Ölümsüzler taburu metropollere saldırır” demişti. PKK bunu açıklıyor bak “Ölümsüzler taburu metropollere saldırır” demişti aynısını yaptılar.

Gülce Nur, “Kalbim ruhum Allah aşkı ile sevdiğim nurum ışığım bir tanem iki yaşındaki çocuk ve yiğidim” diyor maşaAllah çok sevdiği anlaşılıyor.

“Hocam sizin her açıklamanızı taklit ediyorlar zaten ama özellikle Amik Ovası açıklamanızı kelime kelime aynen tekrarlamışlar” evet.

Cemil Bayık mesela geçenlerdeki konuşmasında “gelecek aylarda” diyor, birkaç ay evvel söyledi bunu “gelecek aylarda iç savaş Türkiye’de ağırlaşacak. Mevcut durumda silahlı mücadeleye son vermek için hiçbir neden yok” diyordu. Dediğini de yapıyor işte. PKK’nın şehirlerde eylem hazırlığında olduğunu söylemişti Duran Kalkan, nereye kıvırıyorsunuz işte PKK eylemi. Kendin söylüyorsun yapacağız diye ve yapıyorsunuz. Reuters da hemen IŞİD’in üstüne yıkmaya kalkıyor hiç işine gelmiyor. İngiliz devletinin kontrolünde Reuters.

IŞİD yaptı diye haber yapan Karar Gazetesi yeni açılan bir gazeteymiş AK Parti’ye yakınmış ama Erdoğan’a karşıt olarak bilinen bir grup, bir süre önce Star Gazetesi’nden işten çıkarılan ekipmiş. Tayyip Hoca ile uğraşmayın, Tayyip Hocam’a laf yok. Var da nezaketiyle eleştirebilirsiniz, akılcı doğru dürüst konularda eleştirebilirsiniz. Ama yıkmaya devirmeye falan kalkarsanız kendiniz devrilirsiniz kanunla hukukla, aklınızı başınıza alacaksınız. Kanunsuz devirme yıkma sökme falan bunları unutacaksanız, demokrasi ile yapıyorsan gel seçimle gir seçime kazan alnından öpeyim ama oyunla buna müsaade etmeyiz. Bu olaylar durmaz devam edecek eder hadislerde öyle Peygamberimiz (s.a.v.) öyle söylüyor daha büyür daha gelişir öyle gibi görünüyor. İmam Mehdi’nin zuhuruna kadar böyle devam edecektir. Dedik, 2016 olaylarla devam edecek dedim değil mi? Kendi kafamdan söylemiyorum hadislerden söylüyorum Tevrat’ın gösterdiği de bu, hadislerin gösterdiği de bu.

CAN DAĞTEKİN: Hocam siz seçimlerden önce söylemiştiniz “2015’in sonlarında başlayacak olaylar” demiştiniz seçimlerden sonra dediğiniz gibi hemen başladı “2016, 2017 ve 2019’a kadar devam edecek” demiştiniz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Nusaybin’de bu sabah saatlerinde PKK ile çıkan çatışmalarda özel harekat polisi Oğuz Günaydın ve Uzman Çavuş Bilal Kurtoğlu şehit oldu. Dün de Nusaybin’de özel harekat polisi Cebrail Aksöz şehit olmuştu, şehitlerimizden Bilal Kurtoğlu’nun ve Cebrail Aksöz’ün fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım kabadayılara, ah severim ben senin temizliğini nurunu, şu yüzündeki temizliğe bak sen maşaAllah. Adı da güzel kendi de güzel aslan o aslan kabadayıların koç yiğitlerin en şanlıları bunlar. Allah şehadetlerini makbul etsin. Allah askerimizi ordumuzu polisimizi daima güçlü daima muzaffer etsin, kalplerine cesaret güç versin, düşmanlarının kalplerine korku salsın Allah kahru perişan etsin.

Şimdi 2016’da geçer böyle olaylarla molaylarla çok dehşet şeylerle geçer 2016. Ondan sonra 2017 gelir, 2017 çok kilit bir yıl o da geçer 2018 gelir, o da geçer 2019 gelir işte 2019 tırmanma yılları 2020, 2021, 2023 çok güzel zamanlar inşaAllah.

Allah “Bir benzerini daha yarattım” diyor “kainatın” aynı bu insanların bir benzeri daha ama nasıl bir şey onu ben anlamadım yani ne amaçla olmuş olabileceğini anlamadım onu araştırıyorum.

EMRE ACAR: Hocam şehitler için Allah onlar ölü değillerdir diyorlar öyle bir dünyada mı yaşıyor olabilirler nasıl olabilir?

ADNAN OKTAR: Bu apayrı bir alemden bahsediyor Kuran yani şehitler için zaten ayrı onunla ilgili ayet var bu apayrı her şeyin paralelini yarattığını söylüyor Allah yani bütün maddelerin mesela dünyada ne varsa aynısının paralelini yarattım diyor. Yani sanki gölgesi gibi izdüşümü gibi aynısını yarattım diyor fakat ne amaçla olduğunu anlamadım Kuran’ın diğer ayetleriyle bir inceleyip bakmamız lazım.

CİHAT GÜNDOĞDU: Madde anti madde var diye geçiyor kuantumda onunla bağlantılı bir şey olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Olabilir yani dünyanın anti maddesi olabilir bir mislini benzerini yarattım diyor ama amaç ne olabilir? Sahabeye soruyorlar sahabe ben söylesem diyor siz benim küfür içinde olduğumu iddia edersiniz diyor. Çünkü o zaman Peygamber’den bir tane de orada var oluyor mesela o dendiğinde onu küfür olarak görebilirsiniz diyor. Onun için pek söylemek istemiyor ama müfessirler, hadis nakilcileri bu konuda birçok açıklamalar yapmışlar bu konuyu hazırlıyorum akşam toparladım. Akşam dikkatimi çekti okurken baktım ayete sonra tefsirine bakayım dedim tefsirine bakınca oradan çok geniş çaplı bir olay ünlü bir olay olduğunu gördüm onun, hiç bilinmeyen bir şey ama çok ünlü bir konu. Yedi benzeri yapıldığı da çıkıyor yani yedi benzeri paralelinin yedi benzeri, paralelinin yedi benzeri. Bu niçin olabilir? İlk planda bir güzellik olarak olabilir. Ama çok garip bir şey tabii yani. Bakacağım.

İnternete girdim ‘kız kavgaları’ diye bir bölüm var, gördünüz mü? O nedir? Amazonlar gibi o onun kafayı yoluyor, o onu yoluyor. Liselerde biraz yaygınmış bu öyle mi? Yazık ama o çocuklara, onu niye teşvik ediyorlar ki öyle? Bir moda olarak herhalde yayılmış, çok tehlikeli de. Çok eziyet de çekiyor çocuklar, korkuyordur onlar. Yazık günah yani, ona hiç müsaade etmemeleri lazım. Okul çıkışına falan gelip orada arbede çıkıyor. Çocuğun üstü başı açılıyor, yırtılıyor falan. Yazık günah, çok acayip tedirgin olur çocuklar. Hayır, amaç ne orada? Ne kazanılır ki ondan? Çok korkunç.

65. Sure’nin 12. ayeti. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, yedi göğü yerden de onların benzerini yarattı” bak, “yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı.” Allah Allah “Emir, bunların arasında durmadan iner;” “emir bunların arasında” diyor “durmadan iner” “sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için.”  (Talak Suresi 12) Çok acayip.

TURGUT BEY: Zamanı açıklamış olabilir mi? Zamanı an an yarattığı için, her an birbirine benzediği için belki?

ADNAN OKTAR: “Yedi göğü yerden de onların benzerini yarattı” diyor. Evet sen burada nasıl bir bağlantı kurdun? Biraz açıklarsan.

TURGUT BEY: Yani biz görüntü olarak an an yaşıyoruz ya, hani anları birbirine benzeterek zamanı algılıyoruz ya, bir an bir ana benzer diye tamamen hepsini bir daha yaratıyor Allah.

ADNAN OKTAR: Yani ikinci bir zaman boyutu oluşturup, bu olaylar bir de orada mı görünüyor diyorsun?

TURGUT BEY:  Evet.

ADNAN OKTAR: Ama “benzerini yarattık” diyor. Şimdi oradaki ifade ona uymuyor. Yani benzerini yarattık burada önemli, mühim, değişik bir olay olduğu anlaşılıyor. Tabii ki yani her varlık, her zaman boyutu içerisinde her şeyini ayrı ayrı görür. Daha İkinci Dünya Savaşı bazı ruhlar için olmamıştır. Daha Napolyon yeni sefere çıkıyor bazıları için. Bazıları için Hz. Adem (a.s) daha yeni çamuru karılıyor. Bu o anlamda değil benim anladığım. Yani hazır bizimle paralel, zamanı da bize uyan bir evren var. Yani bizim benzerimiz, aynısı olan bir dünya daha var. Ama bu neden olmuştur? Onu tabii uzun düşünmek lazım. Bilenler vardır, ama işte bilenleri bulmak da ayrı mesele. Dünyada öyle arif,  bilge, dünyanın sırlarını bilecek insanlar bulmak çok zor. Hakiki şeyh pek kalmadı. Masonlardan da öyle derinliği olan mason çok nadir oluyor. Tapınak şövalyelerinde de öyle, çoğu çok özür dilerim ama çoluk çocuk yani. Öyle derinlik alabilen nadir insan oluyor. Hahamlardan çıkabilir, eski üstad hahamlardan, İsrail’deki hahamlar. Onlar yeraltında yaşıyor zaten, kayalık mağara gibi bir yer yapıyorlar, akşama kadar orada Tevrat okuyorlar. Bütün ömürleri orada geçiyor. Onlar bir şeyler bilebilirler belki. Hakiki şeyh zor, vekiller kaldı. Var tabii çok sevdiğimiz şeyhler ama mana şeyhi olmak ayrıdır, dünyanın sırlarını bilen şeyh olmak ayrı.

CİHAT GÜNDOĞDU: Farklı evrenlerde, farklı bedenler aynı bu şeklinde mi olabilir?

ADNAN OKTAR: Şimdi aynısının tıpkısı anlamına geliyor oradaki ifade.  Yani mesela burada bir Adnan varsa, orada da bir Adnan var. Burada mesela fincan varsa, orada da bir fincan var. Ama bunun amacı ne? Onu düşünmek lazım. Hiç ummadığımız bir amacı olabilir.

SEMİH MERİÇ: Yaşadıkları kaderi de bir mi acaba?

ADNAN OKTAR: Yani oradaki ifade, hadislerdeki ifade de pek öyleymiş gibi görünmüyor. Hani “siz tabakadan tabakaya bindirileceksiniz” diyor ya ayette, burada da bir yeni tabaka olduğu anlaşılıyor. “Tabakadan tabakaya geçeceksiniz” diyor. Çok fazla görüş var. Bunların hepsini bir okuyun bakayım, oradan bir anlamaya çalışın. Çünkü birbirleriyle pek alakası olan izahlar değil. İbni Abbas’a “Allah yedi gök ve yerden bir o kadarını yaratandır” ayetini sorduklarında şöyle cevap verdi; “yedi alem, her alemde bizim Peygamberimiz gibi bir Peygamber, bizim Adem’imiz gibi bir Adem, bizim Nuh’umuz gibi bir Nuh, bizim İbrahim’imiz gibi bir İbrahim ve bizim İsa’mız gibi bir İsa vardır”  diyor. Mesela çok acayip bir izah İbni Abbas’tan. Hepsini bir araya getirirsek mesela hiç ummadığımız bir anlam çıkabilir. Peygamberimiz (s.a.v.) biliyor anlatmış sahabelere ama onlar da az kısmını anlatmışlar. Anlatmak istememişler, kısmen anlatmışlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, dünya ve cennet hayatı bahsediliyor olabilir mi, benzeri olarak? Cennettekiler de “bize bir benzeri gösterilmiştir” diyorlar dünyadayken. Allah katında tek bir an olduğu için burada yaşanan olay aynı anda kişi cennette de yaşıyor manası çıkar mı acaba?

ADNAN OKTAR: Bilmiyorum ki. Yani hepsine bir bakalım, hiç ummadığımız bir anlam da çıkabilir.

OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir yolculuğu var; “göz kayıp şaşmadı” diyor, sidretül-müntehada.

ADNAN OKTAR: Mihraca çıkma evet.

OKTAR BABUNA: Oradan bir şey çıkar mı acaba?

ADNAN OKTAR: Tarikatlarda da, Nakşibendi ve Kadiri tarikatında da, şuan onu elde etmek zor tabii, o pek olmuyor. Mesela İmamı Rabbani Hazretleri’nde var, Abdulkadir Geylani Hazretleri’nde var. Gerçek şeyh şuan Allahualem pek kalmamış olabilir. Çünkü İmamı Rabbani hayretle anlatıyor; “Şu makamda şunu gördüm” diyor. Gayet net görmüş insanın olgunluğuyla anlatıyor. Ona sulük deniyor, sulükü yani o bir gezi. Makamı Mahmut, Peygamberimiz (s.a.v.)’in makamı var, makamı Hızır var, makamı İsa var, makamı Musa var, Hızır ve Mehdi makamları var. Hızır makamına gelen eğer orada kalırsa kendini Hızır zannediyor. Mehdi makamında olan eğer geri inmezse o da kendini Mehdi zannediyor. Ama onlar mazur görülüyor yani. O bir manevi cezbe hali oluyor. Sözü geçerli olmaz. Yani manevi sarhoşluk meydana geliyor. Ama ben hayret ediyorum mesela kitaplarını okuyorlar öyle bir şeyin yani şeriata muhalif sözler ediyor. Yani alenen sarhoş, aklı gitmiş oluyor. O o makamda devam ediyor. Daha Türkçesi benim anladığım bedeni kalıyor, ölüyor Allahualem, ruhu o makamları geziyor. Geri kalan bedeni de ikinci benden konuştuğu için sarhoş gibi konuşuyor. “Nasılsın?” diyorsun. “Ay bugün çok güzel” falan diyor. Ölmüş yani, şuuru kapalı. “Nasıl olmalıyım ki?” diyor mesela. Talebeleri de anlayamıyor, ne oldu acaba diye. Halbuki bir nevi ölü. O aslında uyuyor bir nevi orada ölü halde.  Ama o makamları geziyor.  İmamı Rabbani’den onu daha iyi anlayabiliriz. Mektubat’ını başlayalım. Hem Mehdi konusuna oradan girelim, hem Hızır konusuna girelim. Hem de bu tarikatlardaki sulük ve işte bu gezmeleri. Ama bu velayet makamında oluyor. Yani velayet yoluyla giden. Bunda harikalar çok oluyor, kerametler harikalar. Bir de nübüvvet yolu var, onda doğrudan “asılların aslına kavuşulur” diyor İmam Rabbani, “buna kavuşanlar çok nadir” diyor. Çok nadirdir diyor. Kendisini de ima ediyor, “ben o makamdan gidiyorum” diyor. “Seyyidina Mehdi o da bu makamdadır” diyor. “Doğrudan asılların aslına kavuşulur” diyor. Onlarda harikalar, cezbeler, sulük olmaz” diyor “doğrudan kavuşur” diyor. “İsa Mesih de öyledir” diyor. “İsa Mesih, Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. Ali (r.a) bir üçgen oluşturuyorlar” diyor. “Bir üçgen oluşturuyorlar” diyor “böyle” açıklıyor. Bediüzzaman da bu konuyu; “Mezkur yedi kat tabakanın yedi kat manaları gibi daha çok cüzi manaları var, herkes fehiminin anlayışına göre hissesini alır” diyor. Yani iyi düşünülürse bulunduğu anlaşılıyor. Bulan da herhalde söylemiyor anladığım kadarıyla. Öyle gibi anlaşılıyor. Veya tarif edemiyor olabilir.

Sulük demek insan benliğinin sonsuza yöneltilmesi. Bir başka deyimle nefsin ölümlü niteliklerden kurtulup ilahi tecelliyle donatılması olayı. Ama şahıs ölü gibi oluyor benim gördüğüm. Yani makul bir konuşma pek olmuyor. Mesela o vaziyette kitap yazdırılması çok büyük hata, işte ben onun iyi vurgulanması gerektiğini düşünüyorum bu konunun. Uyuyor adam o açıklamalarda, kardeşim niye uyuyorsun? Mesela açıyor cübbesini “ben Allah’ım” diyor. “Allah bunun içinde” diyor Cübbesinin arasını açıp, cezbe halinde. Ona inanılır mı? “Ay” diyor adam “şeyhim söyledi.” Kardeşim cezbe halinde kendinde değil, niye inanıyorsun?  “Ben Hakk’ım, Ben Allah’ım” diyor, yani ağır cezbe halinde. O şekilde ona tabii olunmaz, sözü dinlenmez. O kendi sorunu ama ölü konumda. O zaten sorumlu olmaz. Ama sen ona inanırsan sorumlu olursun. Sen Kuran’a göre hareket edeceksin.

İbn-i Abbas, Hz. Ali (r.a)’a soruyor bu ayetin anlamını. Hz. Ali (r.a) diyor ki; “Senin gibi bir İbn-i Abbas, benim gibi bir Ali şu an o âlemde mevcut ve yaşıyor” diyor. Ne anlama geliyor bilmiyorum. Belki Allah öyle süs renk olsun diye aynısının tıpkısından onlara da ayrıca bir hayat vermiş olabilir. Tabii insan karşılaşırsa hoşuna gider yani. Çok renkli bir şey. Kendisinin aynısı dirisi orada yaşıyor. Mesela diğer arkadaşlarının aynısı yaşıyor. Hakikaten renkli bir şey. Ama tabii ruhları aynı olmaz.

GÖKALP BARLAN: Aynı kaderi mi yaşıyorlardır?

ADNAN OKTAR: Allahualem öyle değildir. Ayrıdır tabii.

CİHAT GÜNDOĞDU: İmtihanları yine devam ediyor mu?

ADNAN OKTAR: Herhalde öyle anlaşılıyor.

OKTAR BABUNA: Ahirette hep birlikte mi oluyorlar acaba inşaAllah?

ADNAN OKTAR: Yani bilmiyorum ki işte bakmak lazım. Ama insanın yani bir benzeri ikizi gibi hoşuna gider insanın. Değil mi? İlginç yani. Belki onun için de yapmış olabilir Allah. Yani ikizi olsun hoşuna gitsin.

GÖKALP BARLAN: Farklı cennetlerden bahsediyor Kuran’da Adnan Bey. O konu da belki o bedenler de o farklı cennetlere mi girecek gibi bir şey olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Eğer normal imtihan olduysa normal cennete gidebilir zaten. Cennet zaten çok çok büyük. Ne yapacak ki o kadar büyük?

GÖKALP BARLAN: Firdevs cennetleri var, Adn cennetleri var.

ADNAN OKTAR: Yok yok, hepsi aynı bölgedeki bölge isimleri onlar. Mesela kat kat oluyor, taraçalar şeklinde. Yükseklikler mesela biri Firdevs biri… Hepsi bloktur yani öyle bir şey yok. Müslüman hepsinin içinde geziyor. Zaten ayetten anlaşılıyor. Diyor ya Firavun’un hanımı olan o mübarek annemiz. O kaçtı biliyorsunuz Firavun’dan. O alçak ona yetişti çölde. Onu adamlarını gönderip çölde şehit ettiler. Annemiz ne diyor mübarek? “Bana” diyor “bir oda olsun yeter” diyor “cennette.” Başka bir şey istemiyor. Bak, Firavun’un sarayında ve “istemiyorum” diyor “Firavun’un sarayını.” “Bana cennette bir oda.” Hakikaten öyle, mümin çok çok geniş bir şeyi zaten Allah ona yetiyor. Cennet zaten bahçesi falan çok güzel yerler. Mesela havada olan köşkler var, yerde olan. Suyun altında köşk var. Suyun üstünde köşk var. Havada var. Eğlensinler diye. Ama orada asıl olan imandan zevk alınıyor. O kadınlardaki tutku, derin sevgi, ondan zevk alınıyor. Bina, sırf bina değil. O evden kastı, orada yaşayacağı sevgiyi kastediyor. Bir ev dediği bina, et, kemik, taş, toprak değil orada kastedilen; sevgi.

Tabii ki o paralel evren olduğu anlaşılıyor. Bilim söylüyor. “Bir paralel evren var” diyorlar. Bu paralel evren anladığım. Herhalde insanlar, ikizleri var insanların aynısı. O da onları mutlu eder, hoşuna gider, değil mi? Mümin bir insan. Tıpkısının aynısı. Bilmiyorum, hoş değil mi? Görenlerin de hoşuna gider. Mesela dünyadaki var, bir de öbür dünyadaki olan var. İkisi de birbirinin aynı. Güzel yani o çok hoş. Renk olsun diye Allah yaratmış olabilir.

Talak Suresi, 12. ayetini açıklarken Ebu Hureyre diyor ki; “Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’den iki kap ilim aldım. Birisini dağıttım” diyor. “Zahir ilmi, hepsini biliyorsunuz” diyor. “Eğer diğer ilmi anlatırsam, ağzımı açar da konuşursam bu kelleyi uçururdunuz” diyor. Eliyle işaret ediyor. “Kafamı koparırsınız” diyor. “Kaldıramazsını onu” diyor. İşte batın ilmine ait her türlü bilgiyi vermiş Cenab-ı Allah Resulullah (s.a.v.)’e. Resulullah (s.a.v.) de Hureyre’re anlatıyor. Herkese anlatılmıyor demek ki. Yani bu silsile olarak da gelmiştir. Ama öyle alim nasıl olur? Benim gördüğüm pek yok. Yani Mahmut Hocamız konuşamıyor zaten. Ondan beklenebilir öyle bir şey. Yaklaşık var onda öyle bir derinlik, olgunluk. Şeyh Nazım Hocamız vardı o da olgun. Vekilleri mükemmel yüksek ahlakta insanlar ama ben bu sırların onlara geçtiğine dair, yani inşaAllah geçmiştir ama zannetmiyorum.

Bahoz Burak; “2016 büyük olaylar gelecek. 2017 de kilit olacak, 2018’de büyük olaylar yaşanır. 2019-2023’e kadar büyük önemli olaylar olacak” sözüme karşılık Bahoz Burak bozulmuş. Çünkü bu PKK’nın helak olması, şu, bu. Halbuki PKK’yı Peygamberimiz (s.a.v.) o kadar detaylı tarif ediyor ki. Bak, “Fırat’ın kenarındadır” bunlar diyor. “Allahsız bunlar” diyor “dinsiz, dine karşı saldırırlar. Alçak, hain, namussuz” her türlü sayıyor Peygamberimiz (s.a.v.) “bunların vasfıdır” diyor. “Mal için savaşırlar” diyor. “Materyalisttirler” diyor. “Başlarında Abdullah isminde biri vardır” diyor. Daha ne desin Bahoz? Durumun senin bilmiyorum nasıl açıklanabilir yani? Ne diyorsun buna?  Bu tarihler de hadise göre açıkladığım tarihler. Çünkü “1980” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Otuz yıldan, kırk yıldan bahsediyor, on dokuz yıldan bahsediyor. Bak, bir on dokuz yıl var. Mesela yirmi üç sayısı. On dört sayısı. Yedinin iki katı. Yirmi bir. 2021. Yedinin katları zaten çok ilginç.

Kaab’dan şöyle rivayet edildi: “Şam nahiyelerinin biraz ötesinde, Fırat etrafında büyük bir ordu toplanır. Mal üzerine” yani materyalizm üzerine “savaşırlar. Her bir dokuz kişiden yedisi öldürülür. Bu ramazan ayında işitilen şiddetli gürültülü yıkım ve korkudan sonra” Ramazanda biliyorsunuz büyük bir bomba patlatıldı PKK’lıların bunduğu yerde “ve üç sancağın ayrılmasından sonradır.” PKK üçe ayrıldı biliyorsunuz. Üç koldan saldırıyor. “Onlardan her biri mülkü, idareyi kendileri için ister.” Her biri ayrı bir siyaset güden politika içindedirler. “İçlerinde Abdullah isminde bir kişi vardır” diyor “başlarında.” (Nuaym bin Hammad, El Fiten, hadis No: 971.) Üç sancak; biri Türkiye yapılanması, biri Suriye yapılanması YPG. PKK’nın Irak yapılanması yine PKK. Üç ayrı sancakta savaşıyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) bu tarihleri kendisi veriyor. Dokuz yıl, yedi yıl, on dokuz yıl, yirmi bir yıl. Hadislerde geçiyor.

İbn-i Kesir’de “Hadislerde Kuran’ı Kerim tefsirinde şöyle geçer” diyor. “Yeryüzünün her birinde İbrahim gibi yeryüzündeki mahlukata benzer mahlukat vardır. Ayrıca her gökte bir İbrahim vardır.” Benzeri. Güzel yani insan benzerleriyle karşılaşırsa bayağı hoşuna gider, değil mi? Onlar sessizce durup konuşuyorlarmış sahabeler. “Niçin konuşuyorsunuz?” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Onlara soruyor. “Ya Resulullah, Allah’ın mahlukatını tefekkür ediyoruz” diyorlar. Resulullah (s.a.v.) “İyi yapıyorsunuz” diyor. “Allah’ın yarattıklarını düşünün. Kendisini düşünmeyin” diyor Allah. “Yarattıklarını düşünün. Kendisinin nasıl olduğunu düşünmeyin. Çünkü” diyor “batıda bembeyaz bir toprak vardır. Onun aydınlık…” bak, toprağı beyaz. Acayip bir şey bu. “Çünkü Batı’da bembeyaz bir toprak vardır. Onun aydınlık olan sahası veya aydınlanmış olan alanı güneş yürüyüşüyle kırk gündür.” Kırk günlük bir aydınlık alanı vardır diyor. “Orada Allah’ın yarattıkları vardır ki bir göz kırpacak an bile Allah’a asi olmazlar” diyor. Hep müminler. “Onların arasında şeytan var mı ya Resulullah?” diyorlar. “Onlar şeytanın yaratılıp yaratılmadığını bilmezler” diyor. “Şeytan diye bir varlık var mı yani o konuda hiç gündem de yok, öyle bir konuyu bilmezler zaten” diyor. “Hz. Adem (a.s)’ın çocukları var mı?” diyorlar “aralarında?” “Onlar Hz. Adem (a.s)’ın yaratılıp yaratılmadığını da bilmezler” diyor. “Böyle bir varlık alemi, bembeyaz” diyor. Orada adamlar… Sürekli aydınlık bak, “güneş yürüyüşü kırk gündür.” Yani gündüz yürüyüşüyle kırk gün aydınlanmış alan, aydınlık alan. Bir insan kırk gün aydınlanmışsa on iki saat desek. On iki saat yürümüş olsa yani çok uzun bir yer. Mesela onların şeytandan haberi yok. O da bir hayat şekli.

Bak, televizyonda A Haber’de anlatılmış. İngiliz istihbaratı müsait tipler bulup Türkiye’de kullanıyormuş. Kendi bünyelerine almıyorlarmış ama istihbarat bünyesine almıyorlarmış. Yancı olarak.

GÖKALP BARLAN: Tam anlattığınız gibi.

ADNAN OKTAR: Tam yalaka, yancı olarak, evet.

Enbiya Suresi 96. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hatta iza fütuhat Yecücü ve Mecücü vehum min külli hedebin yensülün.” “Hatta iza” olduğu zaman “fütuhat” açıldı “Yecücü” Yecüc “ve Mecücü” Mecüc “vehum” ve onlar “min külli” hepsinden “hedebin” taraftan, taraf, Hedep, “hedebin” Hızla koşarlar, saldırırlar “yensülüne”. (Enbiya Suresi 96)  Burada bir HDP’nin durumuna da işaret var gibi görünüyor ayette. Değil mi?

GÖKALP BARLAN: Evet, maşaAllah.

ADNAN OKTAR:Güneş yürüyüşüyle” işte belki ışık yılından bahsediyor da olabilir tabii.

“Mislehunne” sadece Kuran’da burada geçiyor, Talak Suresi 12. ayette. Misli, benzeri. “Mislehunne.” Bu “üzerinde hayat bulunan yeryüzü gibi nice yeryüzü, yeryüzüler var” anlamına geliyormuş. Özetle, ben benim benzerim biriyle karşılaşsam çok hoşuma gider. Üç dört taneyse daha da hoşuma gider. Değil mi ya? Bayağı muhabbet olur yani. “Sen ne yapıyordun?” İyi güzel.

OKTAR BABUNA: “O, iki doğunun da Rabbidir, iki batının da Rabbidir” (Rahman Suresi, 17) diye de geçiyor Hocam, inşaAllah Kuran’da.

ADNAN OKTAR: Anlatacağım şimdi o konu Rahman Suresi 17’de, biliyorum. Nebe Suresi 8’de de var. Sizi çift çift yarattık.” (Nebe Suresi 8)

Cennette bir çarşı vardır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ancak orada ne alış ne de satış vardır.” Yani para geçerli değil. “Sadece erkek ve kadın suretleri vardır.” Fotoğraflar vardır. “Erkek bunlardan, bu suretlerden birini beğendiğinde hemen o şekle gelir” diyor “görüntüsü.” “Ya ne kadar yakışıklı insan dediği an kendisi o şekle gelir” diyor. Tırmızi’de var. (Kütüb-i Sitte 14. Sayfa, 434/17.)

Eba Eyüp Radıyallahu Anh’tan rivayetine göre. Ebu Eyüp El-Ensari mi acaba? Olabilir de. “Resulullah (s.a.v.)’e bir bedevi geldi. “Ey Allah’ın Resulü ben atları severim. Cennette at var mı?” diyor. “Cennete girersen sana yakuttan iki kanatlı bir at getirilecek. O ata binecek ve dileğin yere onunla uçup gideceksin.” Yakuttan. Şuurlu hayvan yani bayağı akıllı ve güzel bakıyor.

Rahman Suresi, 17. O, iki doğunun da Rabbidir, iki batının da Rabbidir.” (Rahman Suresi 17) İşte burada bir fevkaladelik var. Allahualem bir paralel evren var. Bu çok net. Çünkü ayetler sürekli bu konuyu vurguluyor. Bu paralel evrenle de karşılaşacağız Allahualem.

HÜSNA HANIM: Ölünce mi karşılaşacağız, yoksa?

ADNAN OKTAR: Ölünce tabii. Yani Allah gösterebilir ama bu aklın ihtiyarını kaldırır. Bir insan orayı görürse yani aklın ihtiyarı kalkar. Yani diğer insanların imtihan eşitliği prensibi var. Cenab-ı Allah öyle bir yaratışla yaratmış. Yani imtihan eşitliği prensibi. Bu peygamberlere, hepsine uygulanıyor.

Sefahan, Vivala Sefa. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri bunlar. Nazan Bay. Hepsi Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden.

“2023, cumhuriyetin de yüzüncü yılı. Tesadüf mü Hocam?” diyor. Yok. Onlar hep, cumhuriyet de öyle tarihini Allah meydana getiriyor. Mesela 19 Mayıs 1919 rastgele seçilmiş bir tarih değil. Allah meydana getiriyor. Mesela 57. Piyade Alayı, on dokuzun katı. Atatürk’ün hayatı hep on dokuzdur. Evinin numarası bile on dokuzun katı. Madalya sayısı on dokuzun katıdır. 1938, ölümü on dokuzun katı. Doğumu yine o şekilde. Hep on dokuzun katı.

“Alemlere uyarıcı olsun diye, kuluna Furkan'ı indiren (Allah) ne Yücedir.” (Furkan Suresi, 1) Bak, “alemlere” dünyaya demiyor Allah “alemlere” diyor. Uyarıcı.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, muhteşem görünüşteki meyve ve sebze fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR: Şimdi bak ateistler, dinsizler iyi seyretsin. Bak, bir bir bunlar sorulacak söyleyeyim. Çünkü bak tesadüfen olduğunu iddia ediyorlar, her birinin kokusu, tadı, lezzeti, vitamini, minerali nefis. Nasıl tesadüf oldu diye tek tek hepsi bunun sorulacak birer birer. Her bir meyve ayrı konulacak önüne. Neye göre tesadüftü açıklayacak. Görünüşleri, kıvamı, kokusu, tadı hepsinde protein çeşitleri var hayret yani protein çeşidi. Yağ çeşitleri var, doymuş yağlar, doymamış yağlar. Kalsiyum, magnezyum, çinko, demir, fosfor, mangan tam vücudun ihtiyacına uygun ve dağıtılmış mesela yoğun olsa zarar verir. Mesela magnezyum çok yüksek olsa rahatsızlık verir. Sodyum mesela çok yüksek olsa zarar verir tam ayarında, kıvamında. Vitaminler tam kıvamında, ayarında. A vitamini tam, D vitamini de, içeceklerde, yiyeceklerde tam kıvamında, ayarında oluyor.

“Hocam, hemen hemen hiç kimsenin, hiçbir konuda bilmiyorum deme erdemini gösteremediği bu zamanda paralel kainat için şuan bilmiyorum demeniz bir güzellik” diyor. Evet, hakikaten bilmiyorum, yeni öğreniyorum.

Atatürk’ün doğum yılı mesela 1881, doksan dokuz çarpı on dokuz. Nüfus kütük numarası on dokuz Atatürk’ün. Politikaya girişi 1900 yani yüz çarpı on dokuz. İsmindeki harflerin sayısı, Mustafa Kemal Atatürk, on dokuz. Harp okulundan Türk subayları arasından mezun oluş sırası on dokuzuncu sıra. Orduya yüzbaşı olarak katılırken sıra numarası otuz sekiz yani iki çarpı on dokuz. Bak yüzbaşı olarak katılırken sıra numarası. Komutanlık yaptığı ilk piyade alayının numarası otuz sekiz yani iki çarpı on dokuz. Komutanlık yaptığı ikinci piyade alayının numarası elli yedi, üç çarpı on dokuz. Albaylığa terfi ettikten on dokuz yıl sonra komutan olduğu tümenin numarası on dokuz, on dokuzuncu Tümen. Samsuna çıkışı ve Kurtuluş Savaşı’nı başlatması tarihi 19 Mayıs 1919. Mareşal ve general unvanlarını alış tarihi 19 Eylül 1921. Kendisine verilen toplam madalyalarının sayısı on dokuz. İstanbul Akaretler’deki evinin numarası yetmiş altı yani dört çarpı on dokuz. Ölüm tarihi 10 Kasım 1938, yüz iki çarpı on dokuz. Elli yedi yaşında vefat etti biliyorsunuz, üç çarpı on dokuz. Harp akademisine kayıt olduğu devri elli yedi, üç çarpı on dokuz. Daha çok fazla on dokuz var hayatında, bunlar çok ufak bir kısmı. Allah on dokuzlarla kodlamış Atatürk’ü. Özel bir insandır Atatürk.

“MaşaAllah çok karizmasınız Hocam, sizi her daim seviyoruz inşaAllah. Güzel bir oyun havası bekliyoruz teröre inat” diyor. “Saygılarımla” diyor. İnşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz sekiz numara Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Çok güzel.

“Hocam, orada şeytanı bilmiyorlarsa Hz. Adem (a.s)’ı tanımıyorlarsa,” Hz. Adem (a.s)’ın benzeri var. “Din yok mudur orada? Ama mutlaka Allah inancı vardır değil mi?” diyor. Tolga Yenice. Öyle olduğu anlaşılıyor tabii.

Cuma günleri çarşıya gidiyor müminler, çarşılar, cennet çarşıları. Para yok, istediğini alıyorsun. Orada işte yüz beğeniyorlar. Her dışarı çıktıklarında güzellikleri artarak dönüyorlar. Hanımları yemin ediyorlar, “bizden ayrıldıktan sonra cemaliniz daha da artmış, güzelliğin daha da artmış” diyorlar. Erkeklerde diyorlar ki; “Allah’a yemin olsun, bizden sonra çok daha güzelleşmişsiniz’ derler” diyor, her seferinde. (Kütüb-i Sitte 14. 433/16.)

Sedat Karakaş. Herhalde bana şaka yapıyor. “Abi siz ne içiyorsunuz acaba bende bu kafayı yaşamak istiyorum da?” diyor.  

Sen Seni Bil. Peygamber (s.a.v.) bildirmiş hadisleri, aynısı da çıkmış. Bak Peygamber (s.a.v.) bildirmiş aynısıyla çıkmış. Bunun üstüne daha açıklama var mı? Bayağı net.

Ahmet İri. Peygamberimiz (s.a.v.) işte anlatmış, “Aynısıyla çıkmış, çıkıyor ve çıkacak” Bediüzzaman öyle diyor. “Ahir zamanın biz bir faslındayız” diyor. “Ahir zaman alametleri çıkmaya başladı” diyor. “Çıktı, çıkıyor ve daha da çıkacak” diyor.

Yasin Suresi, 81’de Cenab-ı Allah; “Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmaya kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir. (Yasin Suresi 81) Buradan da anlaşılıyor, bir paralel evren yaratılmış, bizim aynımız var. Bak, “bir benzerini yaratmağa kadir değil mi?” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Sevimli hayvan fotoğrafları gösterebilir miyiz Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet. İşte bunların hepsini açıklayacaklar, nasıl tesadüfen olmuş? Bu simetri, bu güzellik, bu akıl. Gözle görülmeyen bir hücrenin içine bunların hepsi kodlanmış. Sen bu dünyada böyle pervasızsın ama ahirette nasıl açıklayacaksın bakalım göreceğiz.

ADNAN OKTAR: Oktar Hz. Mehdi (a.s)’ın Kudüs’teki giriş yapacağı kapıyı sen gördün değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tevrat’ta Kral Mesih’in Doğu kapısından gireceği ile ilgili bölümden size açıklamalar yapıyorum. Hezekiel 44:1/3 “Bundan sonra adam beni Tapınağın doğuya bakan dış kapısına geri getirdi. Kapı kapalıydı.” Bak dikkat et. “Rab bana; “bu kapı kapalı kalacak, açılmayacak buradan kimse girmeyecek” dedi.” Hakikaten de kapalı. “İsrail’in Tanrısı Rab bu kapıdan girdi. Bu yüzden kapalı kalacak. Yalnız önder, önder olduğu için Rabbin önünde oturup ekmek yemek üzere eyvandan girebilir, aynı yoldan da çıkabilir.” Altın kapı deniliyor Hz. Moşiyah’ın gireceği. Kral Mesih’in Kudüs’e giriş yapacağı kapı. Kral Mesih’in Tapınak Tepesi’nden giriş yapacağı Doğu kapısı, Şarharahemim merhamet kapısı olarak da biliniyor. Var mı resim göstereceğin?

BÜLENT SEZGİN: Evet gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR:  Bak, bu çizimde açık renk surlar on altıncı yüzyılda Sultan Süleyman tarafından inşa edildi. Asıl eski surlar kahve renkte aşağıda görülüyor, görüyorsunuz değil mi? Hangi kapı olduğunu göster. Yeşil olan kapı. Burası hep kapalı tutuluyor. Hz. Moşiyah’ın giriş yapacağı kapı burası işte. Hep kapalı tutuluyor. Tevrat'ta da “hep kapalı tutulacak” deniyor. Kapı mühürlü, Sultan Süleyman tarafından mühürlenmiş. Bu doğu kapısının sur dışından görünüşü bu. Kapının tam karşısında Zeytin Dağı bulunuyor. Eteklerinde dünyanın en eski Musevi mezarlığı var. Burası Musevi mezarlığı binlerce, yüzbinlerce mezar var. Zeytin Dağı denilen dağ aynı zamanda. Yine kapalı olan kapılar, Hz. Moşiyah buradan giriş çıkış yapacak bu kapılardan, Hz. Mehdi (a.s). Sultan Süleyman bildiği için özel olarak yaptırmış ve mühürletmiş hazır hale getirmiş Hz. Mehdi (a.s)'ın gelişi için. Hz. Süleyman (a.s) o mescidin yapımında on bin kişiyi görevlendirmiş, on bin kişi.

EMRE ACAR: Altın kapı terimini de birçok yerde kullanıyorlar Hocam. Amerika'da birçok yerin adına da altın kapı diyorlar, köprülerin ismini vs. birçok yerde altın kapı diye koymuşlar.

ADNAN OKTAR: Evet. 1540'ta Sultan Süleyman tarafından doğu kapısı tekrar inşa edildi, kapatıldı ve mühürlendi. Bak biliyor Süleyman, bu çok önemli. Hz. Mehdi (a.s)'ın geleceğini biliyor 1540'da. Bütün Osmanlı padişahları hep Hz. Mehdi (a.s)'a hazırlık yapmışlardır. İstanbul'u camilerle süslediler, saraylar yaptırdılar Hz. Mehdi (a.s) kullansın diye.

OKTAR BABUNA: Sancağı kimse açmamış Hocam.

ADNAN OKTAR: Sancağı titizlikle koruyorlar. Osmanlı sultanları alıp İstanbul'a getirdi ki Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde rahatça bağlantı olsun diye. İstanbul'un alınacağını da biliyorlar. Hadislerde İstanbul'un alınacağını bildiği için, dünya masonluğu İstanbul'un fethine çıtını çıkartmadı. Yoksa İstanbul'u bize asla vermezler, asla. Adamlar delirir, ne yapar yapar alırlardı elimizden. Ama tapınak şövalyeleri de dünya masonluğu da, dünyanın tarihi perspektifine baktıklarında İstanbul'un Hz. Mehdi (a.s)'ın elinde olacağını biliyorlardı, Hz. Mehdi (a.s)'ın kontrolünde olacağını. Hz. Mehdi (a.s)'ın da oradan çıkacağını biliyorlardı. O yüzden hiç karışmadılar İstanbul'a. Yoksa Fatih tamam alır, bütün Avrupa birleşir söke söke İstanbul'u geri alırlardı.

EMRE ACAR: Hocam, hatta siz Kurtuluş Aavaşı’nda İstanbul'dan bir anda çıkışa işaret çekmiştiniz. “Gelibolu'da bir mücadele oldu ama İstanbul'da hiç mücadele olmadan birlik kuvvetleri bir anda çekildi” diye söylemiştiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: İstanbul'da evet İngiliz kuvvetleri “çekilin” denince, çekildiler. Yoksa gelip buraya çöreklenmişti İngiliz kuvvetleri. Ama Hz. Mehdi (a.s)'ın geleceğini bildikleri için tıpış tıpış gittiler. Çünkü baş edemeyeceklerini bilirler. Yani kaderle uğraşmanın neye mal olacağın çok iyi bilirler.

Harha Moriya, 770 metrelik Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra'nın bulunduğu, Musevilerin Tapınak Tepesi dediği yer. İbranice Harha Bayit, “Allah'ın evi” diye adlandırılıyor. Moriya Dağı’nda “seçilmiş dağ.” İbranice Harha Moriya kuruldu. Kudüs mabedinin doğu kapısı, güneş ışıkları ilkbaharda ve gün dönümünde mabedin iç mekanına girecek şekilde yapıldı. Nitekim Hezike hüviyetinde bu kapıdan “doğuya bakan kapı" ifadesiyle bahsedilmektedir. İlkbaharda ve gün dönümünde mabedin iç mekanına girecek şekilde yapılmış. Güneş, Kehf kıssasında var ya.

TURGUT BEY: Sağ yanından kesen.

ADNAN OKTAR: Evet. Bu doğu kapısının sur dışından görüntüsünde, orada bir Müslüman mezarlığı da var. Fotoğrafta da görülüyor. Evet burası Müslüman mezarlığı. Allah'ın evi diye adlandırıyorlar Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yeri.

OKTAR BABUNA: Siz İstanbul'la ilgili dikkat çektiğiniz bir husus daha vardı Hocam inşaAllah. Bu 1999 depreminde, deprem İstanbul'a kadar geliyor, her tarafı yıkan deprem İstanbul'un çıkışından çıkıyor. “İstanbul koruma altında” demiştiniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii deprem bu yakına kadar geldi, şu yakına kadar geldi. Oradan yer altına girdi. İstanbul'a dokunmadı, ilerledi ilerledi çok ilerden çıktı ve devam etti. İstanbul'a neden dokunmadığı depremin, deprem uzmanları, profesörler "çok esrarengiz" dediler. "Anlayamıyoruz bilimsel açıklaması yok" dediler. “Normalde bu çizgide dümdüz gitmesi gerekiyor” dediler “böyle bir şey olmaz” dediler. “Ama burada bir atlama oldu” dediler yani “deprem İstanbul'a dokunmadı. Yer altından geçti, İstanbul'a dokunmadan devam etti etti etti, en sonda dokunma olayı olmadığı için dokunmadığı bir yerden çıktı” dediler. Depremin İstanbul'a dokunmaması çok mühim bir olay, çok büyük bir olay bunu kapatmaya çalışıyorlar. Bilim adamları da açıklayamadılar. Dünyadaki uzmanlar da bir mana veremedi. Aslında mana verdiler de verdikleri manayı açıklamadılar. Yoksa anlamamış değiller anladılar. Tapınakçılar da anladı, masonlar da anladı herkes anladı. Orada toplantı yapanlar da anladı olay yerinde.

"İmam Ali" dedem, güzel dedem diyor ki; "Hz. Resulullah şöyle buyurdu;" diyor. "Ümitlerin kesildiği, belaların yağdığı bir zamanda” tam bu zamanda, “Mehdi’nin zuhur vakitlerinde" diyor "Dicle kıyısından bir adam hizbinin (partisinin) başında çıkar." Bak "Dicle kıyısından bir adam hizbinin" hizp parti demektir "partisinin başında çıkar. Kavme karşı şiddetli öfke ve içinde gizlediği nefretiyle çok kanlarını döker. Aynı Buhtunnasr’ın Musevilere yaptığı gibi o da kavime acı ve yıkım ve sürgünler yaşatır." Yani “Buhtunnasr nasıl deccalsa o da deccaldır” diyor. "Yaşatır, sonra belalar ve birbirine benzeyen hadiseler sürer gider." Yani sürekli anarşi, terör olur gider. "Ta ki Fırat kenarından" Suriye-Irak-Türkiye sınırından yani "Necef Dağları’na kadar bu belaları ulaşır." PKK'nın ulaşmadığı hiçbir yer kalmaz. "Büyük savaş ve çatışmalar olur bunda Mehdi’nin zuhurunun çok alametleri ve artarda gelen afetler vardır. Sonra Hz. Mehdi çıkar, yıkılmış şehirleri yeniden inşa eder, hazineleri çıkarır, milletleri birleştirir. Sıkıntılar, acılar yok olur, herkes razı olur." (Kitabul Cifr İmamı Ali sayfa 619- 620.) Bak “Dicle kıyısından bir adam çıkar” diyor “partisinin başına geçer” diyor. Diğer rivayette de “maddeci, kan döken insanların başında Abdullah isimli birisi olur” diyor “Fırat'ın kenarında yaşar bunlar” diyor. Ne bu hadisler? Kimi anlatıyor? Neyi anlatıyor? PKK'yı anlatıyor. Öcalan'ın ismini açıkça isim vererek belirtiyor. "Dicle kıyısından bir adam" bak "partisinin başında çıkar" diyor. “Partiye Karkeran Kürdistan” parti. “Partisinin başında.” Partinin başı kim? Öcalan. "Dicle kıyısından bir adam” diyor “partisinin başında çıkar. Kanlar döker” diyor. “Dehşet saçar. Acılar olur tıpkı Buhtunnasır gibi” diyor. “İnsanları öldürür.” Buhtunnasır nasıl deccaldı? Bu da deccali bir hareket olarak PKK’da ortaya çıkar, “başında da bir adam” olur diyor “Dicle kıyısında.” Diğer rivayette de ismini veriyor "ismi Abdullah’tır" diyor. Yerini de veriyor. PKK'yı çok kapsamlı anlatmış Peygamberimiz  (s.a.v.).

OKTAR BABUNA: “Üç bayrak altında” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii çok çok kapsamlı. 

CİHAT GÜNDOĞDU: Ve ondan önder diye bahsediyorlar zaten Abdullah Öcalan’dan.

ADNAN OKTAR: Tabii, partinin başı olarak biliniyor tabii ki.

“Ehli cezbe ve ehli istiğrak” tarikat ehlinden olup da zikirde kendinden geçenler yani. “Ve madem insanda bazı letaif var ki teklif, sorumluluk altına giremez.” Özetle; “O zat şeriata muhalefette velayet, velilik derecesinden sükut etmez. Mazur görülür, özürlü sayılır.” Yani kendini kaybettiği için özürlü sayılıyor.

Hz. Adem (a.s) dünyaya geldiğinde Cenab-ı Allah ona geometriyi ve mimarlığı, bina yapmayı da ilham etmiş. İlk binayı oğullarıyla beraber yapıyor. Bayağı düzgün, taşları yontarak bina yapmış o zaman kendine, oğullarıyla beraber.

Piramitlerin yapımında da masonlar görev almışlar. Onun hesaplaması falan hepsi onlara aitmiş. Zaten loca tamamen masonların kontrolünde. Yunan tapınakları, o kuleler, labirentler, dehlizler hepsi masonlar tarafından yapılmış. Zaten hepsinde onların damgaları var.

Hz. Adem (a.s) bu bilgiyi Kenan iline ve burada yaşayan Mısırlılara aktarmış ilk olarak. Bu masonluk mimariyle bağlantılı ya. Mimarlık sırlarını aktaran Hz. Adem (a.s) ilk. Torununun çocuğu Hz. Yusuf (a.s) da antik Mısır locasının üstadıymış. Mısır için dayanıklı mahzenler, tahıl ambarları inşa etmiş. Onların projelerini hazırlayan da Hz. Yusuf (a.s). Buğdayların bozulmadığı mahzenler yapmış. O piramitler falan o devirden kalma. Bozulmuyor biliyorsunuz orada yapılan malzemeler. Ambarlar inşa etmiş. Böylece Mısır yedi yıl kıtlıktan hiç etkilenmemiş. Ama Hz. Musa (a.s) Mısır’da toplanan tüm gizli bilgilere erişmiş. Firavun’un sarayında yetiştiği için. Her türlü bilgiyi almış. Hz. Musa (a.s) da Yeşu’ya anlatmış bu bilgileri. Bu sözlü gelenek, özel bilgi. Hz. Davut (a.s) ve oğlu Hz. Süleyman (a.s)’a kadar gelmiş bu bilgi. O mimari plan da ta Hz. Musa (a.s)’dan. Biliyorsunuz bu tapınağın yapılmasını Hz. Musa (a.s) söylüyor ilk. Tevrat’ta var ya, açıklıyor uzun uzun. Bütün detaylarını, her şeyini açıklıyor. Pervazı şöyle olacak, böyle olacak falan biliyorsunuz. Ona vahiyle geldi o inşaAllah. O gelen bilgiye göre yapıyor zaten Hz. Süleyman (a.s) da. Hz. Süleyman (a.s) da üstat yani bina ustasıdır. Hz. Musa (a.s) da bina ustası. İlk o zaten tarif ediyor. O da o tarife göre yapıyor Hz.  Süleyman (a.s).

EMRE ACAR: Siz Hz. Hızır (a.s)’a da duvar ustası demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Kuran’da evet duvar ustası olduğu görülüyor. Bunları tabii yavaş yavaş genişleterek aktarıyorum. Birdenbire anlatmıyorum.

CİHAT GÜNDOĞDU: Ayasofya’yı da yine masonlar yapıyor değil mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Evet. Bizim akademinin bitişiğinde Molla Camii vardı. Baktım caminin üstüne. Halen de duruyor, gidenler görebilirler. Orada bir yılan sembolü var şöyle. Mason sembolüdür o. Masoniktir. Bu iç imam mahfili zaten doğrudan masoniktir. İki taraftaki o sütunlar, kapı girişindeki sütunlar. Hepsi vardır yani Musevi mabetlerinde de, Hristiyan mabetlerinde de hepsinde aynıdır.

28/11’de Tevrat’ta; “Davud tapınağa ait eyvanın, binaların, hazine odalarının, yukarıyla iç odaların ve bağışlanma kapağının bulunduğu yerin tasarılarını oğlu Süleyman’a verdi” Hz. Davut (a.s). Yani projesini, geometrik çizimleri oğlu Süleyman’a veriyor. Bina ustası olarak binanın bütün planını ona veriyor. Hz. Süleyman (a.s) da biliyorsunuz mimardı. Hz. Davut (a.s) da mimar.

28/12’de; “Ruh aracılığıyla kendisine açıklanan bütün tasarıları verdi. Rabb’in tapınağının avlularıyla, çevredeki bütün odaların, Tanrı’nın tapınağının hazinelerinin, adanmış armağanların korunacağı yerlerin ölçülerini verdi.” Ölçüleri de belli. Hepsi hesaplıdır.

28/13; “Kahinlerle Levilerin bölüklerine ilişkin kuralları, Rabb’in tapınağındaki hizmet ve hizmette kullanılan bütün eşyalarla ilgili ilkleri…” O yedi kollu şamdan, onlar nasıl olacak şekilleri? Hem iç mimari hem dış mimariye ait. “Değişik hizmetlerde kullanılan altın eşyalar için saptanan altın miktarını, değişik hizmetlerde kullanılan gümüş eşyalar için saptanan gümüş miktarını…” Hepsini yani bütün planları veriyor.

Hz. Adem (a.s) geometriyi çok iyi biliyor. Hz. Süleyman (a.s) da çok iyi bilir, Hz. Davut (a.s). Hepsi bina yapımını çok iyi biliyorlar. Hz. İsa (a.s) da öyle.

ZEYNEP DALAMAN: Hz. Nuh (a.s)?

ADNAN OKTAR: Hepsi.

İlk Hz. Adem (a.s) biliyorsunuz önlük bağlayan. İnce oradaki yaprakla ilk önlüğü bağlıyor. Tarikatlarda da biliyorsunuz önlük geleneği vardır, önlük bağlanır. Masonlukta da vardır önlük. Yani Hz. Adem (a.s) mağarada yaşamadı, binada yaşadı. Bayağı güzel bina yaptı. O Mısır’daki bütün sarayları, o piramitleri falan hepsini yapan masonlardır. Firavun da onların kontrolündeydi.

Hayret ediyorlar değil mi şu an bile o piramitlere? Yani Firavun ve avanesinin yaptığı bir şey değil, masonların yaptığı bir şey o. Firavun onlara tabiydi.

PKK kamplarında şu an en küçüğü sekiz-dokuz yaşlarında üç bin çocuk eğitiliyormuş. Üç bin çocuk. Çözüm süreci boyunca PKK on iki ile on yedi yaş arasında iki bin elli iki çocuğu dağa kaçırmış.

Adak ekmeklerinin dizildiği masalar için belirlenen altın ve gümüşü, büyük çatallar, çanaklar, testiler için belirlenen saf altını, her altın tas için saptanan altını, her gümüş tas için saptanan gümüşü hepsinin hesabını yapmış. Müthiş bir geometri çalışması var. Geometri masonlukta biliyorsunuz temel konudur.

CİHAT GÜNDOĞDU: Kabe’nin yerleşimi de enlem-boylam olarak altın oran saptanmış durumda yeryüzünde.

ADNAN OKTAR: Küp şeklinde Kabe.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Güzel kuş resimleri vardı.

ADNAN OKTAR: Bak, burada müthiş bir süsleme var ve müthiş bir simetri var. Bunları tesadüflerle açıklamaya kalktıklarında ahirette çok gülünç duruma düşecekler. Burada muazzam bir sanat görüyoruz.  Köyde bir kere bu tarz bir kuş görmüştüm. Çok şaşırmıştım. Böyle büyük kartal cinsi kuşlar vardı. Ama yavaş yavaş onların soyları tükeniyor. Onlara karşı böyle acımasız bir politika izleyenler var.

Hz. Yusuf (a.s) doğduğunda babası Hz. Yakup (a.s) seksen sekiz yaşında. Hz. Yusuf (a.s) doğumundan itibaren çok sevimli. Kardeşinin doğumundan sonra annesi vefat edince Hz. Yusuf (a.s)’a halası bakıyor. Bünyamin doğunca annesi vefat ediyor, Hz. Yusuf (a.s)’a halası bakmış. Hem babasının yanında kalmıştır, hem halasının yanında kalmıştı Hz. Yusuf (a.s). Hz. Yusuf (a.s)’ı kuyuya bıraktıklarında Hz. Yusuf (a.s) on yedi yaşında, genç delikanlı yani on yedi yaşında. Kuyudan çıkarıp Mısır’a götürenler de İsmaililerden oluşan, -Peygamberimizin soyundan olan İsmaili, İsmail Peygamberin soyundan olan, İsmaili deniyor onlara- bir kafile. Hz. Yusuf (a.s)’ı köle olarak alan kişi Firavun’un özel güvenlik biriminin başı. Güvenlik birimi var, onun başı olan kişi. Potifar, ünlü, biliniyor o devirde. Saray mensubu aynı zamanda. Onun çok bereketli böyle çok akıllı, nereye el atsa orayı hayra çeviren bir kişi olduğunu anlayınca onu sarayın içine aldırıyor. O büyük ev kompleksinin bütün işlerinden sorumlu hale getiriyor. Çünkü hapisteyken çok yetenekli, herkese sahip çıkıyor. Normalde çok büyük ev Hz. Yusuf (a.s)’ın kaldığı ev. Sadece ikisi yok, kalabalık, çok fazla hizmetçi var. O devirde tek parça, bir havlu gibi bir şey sarıyor hizmetçiler, öyle kıyafetleri. Zaten resimlerde de görürsünüz. Ketenden tek parça bir kıyafet sarıyor, üst tarafı çıplak oluyor. Hz. Yusuf (a.s) da çok gelişmiş. Kadın cinnet geçiriyor onun böyle güzelliğinin, yakışıklılığının karşısında. Öyle geziyor, evin içinde de öyle geziyor çünkü. Kadın o nevri döndüğü gün kafa gidiyor onun, evde bütün hizmetçilere izin veriyor “hepiniz gidin evden” diyor. Çok hunhar bir plan hazırlıyor. Ama kadının da aklı gidiyor, aklı gideceği kadar da güzel. Ama tabii Müslüman davranıp helalinin yolunu bulması lazım, helalle yaklaşması lazımken haramla yaklaşmaya kalkıyor. Sadece ikisi kalıyor evde, herkesi gönderiyor. Hz. Yusuf (a.s) zindandayken hapishanedeki adamlar hapisten çıkmak istemiyorlarmış, bayağı seviyorlarmış Hz. Yusuf (a.s)’ı, onun sohbetini, onu görmeyi yüzünü. Çok arkadaşı, güzel bir ortam hazırlamış, bayağı da adamların huyu suyu değişmiş hapishanede. Zindanın yöneticileri zindanı tamamen Hz. Yusuf (a.s)’a bırakmıştı, hatta bırakıp evlerine gidiyorlarmış. Anahtarlar falan Hz. Yusuf (a.s)’da, istese Hz. Yusuf (a.s) çeker gider. Kaçmayacağından eminler, orada mahkumları kaçırma falan ona da yaklaşmayacağından eminler. Çok emin ve dürüst biri olduğuna kesin kanaat getirmişler o zaman oradaki yöneticiler. Firavun Hz. Yusuf (a.s)’ın her dediğini yapıyor ama dinine girmiyor, tevhit dinine girmiyor. Ama akla gelen her şeyi, ne söylerse yapıyor. Devlet tam kontrolüne giriyor Hz. Yusuf (a.s)’ın. Hz. Yusuf (a.s) biliyorsunuz yüz on yaşına kadar yaşadı.

Doğu 6; “Hocam, masonlar iyi insanlarsa Atatürk neden mason localarını kapattı ve kesinlikle açılmamasını tavsiye etti?” Canım masonun iyisi de var kötüsü de var. Bütün masonlar iyi veyahut kötü denebilir mi? O bir kulüp. Ama genellikle olgun insanlar, laf-söz dinleyen, konuşulabilen, araştıran, düşünen. Hepsi zaten yüksek dereceli olmuyor. Atatürk bütün tarikatları kapatınca tabii orayı da kapatması gerekti. Bundan daha normal ne olabilir? Burası açık kalsın derseler dedikodu olurdu. Atatürk’ün çevresindeki adamların hemen hemen tamamı masondu onu söyleyeyim, isim isim şimdi sayarım ama tamamına yakını masondu Atatürk’ün çevresindekilerin. İttihat Terakki de hep masonlardan oluşuyor İttihat Terakki Partisi.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz altı numara Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Tabii Hz. Yusuf (a.s)’ı tenzih ederiz, çok çok güzel bir insandı ama temsili bir resmini yapmışlar, kıyafeti açısından, yaklaşık kıyafetini anlamanız açısından gösterebilirim. Ama tipi yönünden tabii çok nefisti Hz. Yusuf (a.s), çok çok güzeldi. Firavun’un karşısında konuşma yaparken tarihi bir resim var onu göstersene. Şu tarz yani Hz. Yusuf (a.s)’ın evde giydiği kıyafet. Yani çok yapılı, böyle kalın bacaklı falan, adaleli, omuzları çok geniş, kolları çok güçlü ama nefis güzel. Kızıl saçlıydı. Yani kızıllıkları da var saçında Hz. Yusuf (a.s)’ın. Kadın aklını atmış.

OKTAR BABUNA: Kadınlar da Kuran’da “bir melek bu” diyorlar inşaAllah.  

ADNAN OKTAR: Evet.

İnsan Suresi, 28, “Onları biz yarattık ve bağlarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz zaman da onları benzerleriyle değiştiririz.” (İnsan Suresi 28) Osman Taştan. İşte bu ayetin sırrını anlayamıyoruz, bakacağım.

Kardeşim bu İstanbul’daki eylemi, Ankara’daki, adamlar yapacaklarını günler önceden söyledi PKK’lılar. Gazeteler de, radyolar da millet anlatıyor gece gündüz unutuyorlar mı? PKK ilan etti ya “Biz her yerde, varoşlarda şurada burada, şehirlerde, şehir merkezlerinde, alış veriş merkezlerinde, AVM’lerde saldırılar düzenleyeceğiz” dediler sivil halka yönelik. İşte tamam, yapıyor adamlar niye şaşıyorsunuz?

CAN DAĞTEKİN: Sivil kayıplar olduğu zaman “TAK yaptı” diyorlar, “onun da bizimle bağlantısı yok” diyorlar Hocam.

ADNAN OKTAR: Sahtekarlık. Hayır daha yeni söylüyor adamlar “PKK olarak biz yapacağız” diyor. “Ve yaptık şuan” diyor. Bu sefer “yok biz yapmadık TAK yaptı” diyor. Alay ediyorlar yani.

“Adnan Bey, kadınları çok mu seviyorsunuz? Etrafınızda hep güzel kadınları topluyorsunuz. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Biz o kadar uğraşıyoruz kadınlar bizi görünce kaçıyor. Ne olur bizi de yetiştirin” diyor.

CİHAT GÜNDOĞDU: Biz de ilim, irfan istiyoruz.

ADNAN OKTAR: “Adnan Oktar, sizi yıllardan beri takip ediyorum. Bu kadar olaylar başınıza geliyor hiç yara almadan kurtulan sizi gördüm. İstediğiniz gibi PKK’ya saydırıyorsunuz. Neye güveniyorsunuz? Bu olayı çözeceğim” diyor, Gizli Ajan. Neye güveniyorum? Allah’a güveniyorum tabii ki.

“Adnan Hocam, psikolojik hap kullanmak durumunda kaldım. Hiçbir şey beni mutlu etmiyor. Bazen intihar etmeyi düşünüyorum. Herkesten uzak ortamlarda kendi başıma boşluğa bakarken buluyorum. Kafamı toparlamak için ne yapmam gerekiyor?” Sevilay Şahin. Kuran oku işte. Kuran’a tabi ol. Namazlarını kıl. Abdestli gez. Allah’ı çok sev. Allah’a dua et. Ayrıca intihar cinayettir. Sen Allah’ın verdiği bedeni, “adam öldürmeyi düşünüyorum” diyorsun. Katil misin sen? Olur mu öyle şey?

Aysun Karagöz; “Ben ateist bir insanım” diyor. Özetle Aysun beni ara görüşelim. Uzun yazmışsın ama görüşmek isterim seninle.

“Adnan Bey, ilk önce iyi geceler” diyor. İyi geceler. “Sizi eleştirmek çok içimden gelse de yaşam tarzınız kalbime, ruhuma hitap ediyor. Bu dünyada yalancı cenneti yaşıyorsunuz. Çok şanslısın” diyor. Nasipli diyeceksin. “Darısı bizim başımıza.” Beytullah Barış. Yalancı cennet değil manevi bir cennet. Tabii. Manevi bir cennet. İman ehli için zaten Allah vaat ediyor. Allah “size güzel hayat yaşatacağım” diyor iman ehli için. Manevi bir cennet sunacağını söylüyor Cenab-ı Allah.

CİHAT GÜNDOĞDU: Cennette de müminler “biz bunun bir benzerini tatmıştık” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet.

CAN DAĞTEKİN: Dünya Müslüman’ın cehennemidir diye hadis var. “Dünya neden Müslüman’ın cehennemi olsun. İmanın nuruyla cennet gibi olur” demiştiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Mesela Canan programa katılmak istiyormuş. Bayağı güzel kız. Şeker bir şey. Üç resmini göndermiş. Gel, güzeller güzeli işte konuşalım. Bizim çocukların herhangi birini ara. Hanım arkadaşlardan birisini ara. Bir kaç tanesini de aynı anda arayabilirsin.

“Adnan Bey, sizin şeyhiniz kimdir? Mezhep tutuyor musunuz? Bu kadar rahat yaşantınız hiçbir tarikatta yok da bu nasıl iş anlamadık?” Kıvanç Tatlısu. Benim şeyhim, Mahmut Hocam’ı çok severim, Şeyh Nazım Hocam’ı çok severim, baldır o. Ama tarikatta değilim ben yani bir şeyhe bağlı değilim ama çok seviyorum. “Mezhep tutuyor musunuz?”  Benim mezhebim Resulullah (s.a.v.)’ın mezhebi neyse o. “Bu kadar rahat yaşantı hiçbir tarikatta yok.” Demek ki onlar da eğer tam Kuran’a uyarlarsa Allah onlara da öyle rahat bir hayat nasip eder. Bağnazlığa kendileri isteyerek giriyorlar. Bir kısmı tabii rahattır da ama bir kısmı hakikaten rahat değil. Bu Kuran’a uygun bir hayat. Anlamadığın konu bu. Kuran’a uyunca böyle rahat yaşanıyor. Allah’ın bir sırrı o. Bu sırrı Kuran’da açıklıyor ama insanların dikkatini çekmiyor. “Eğer” diyor “Kuran’a uyar samimi olursan size güzel bir hayat yaşatırım” diyor Allah. Sen bunu yaptın mı hiç? Yapan bunu görüyor.  Rahat ve güzel yaşıyor. Allah öyle yaşatıyor.

MERVE TEZEL: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Benim zikrimden yüz çevirene sıkıntılı bir geçim vardır” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Evet. “Benden de uzak olursanız, bana saygılı olmazsanız sizi sıkıntılı bir hayatla yaşatırım” diyor.  Ama “bunu farkına varamayacağınız şekilde yaparım” diyor. “Haberiniz olmayan bir yerden yaklaşırım, sizi ezerim” diyor. “Haberiniz olmadığı bir cihetten de sizi mutlu ederim” diyor Allah “iyi olursanız. Oradan hiç haberiniz olmadığı bir yönden zengin ederim” diyor.

CAN DAĞTEKİN: Şeytan’dan Allaha sığınırım. ”Şükreder ve iman ederseniz Allah azabınızla ne yapsın?” diyor Yüce Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

“Adnan Bey, mültecilere karşı Müslüman tavrı nasıl olmalıdır?” Hasan Turan. İşte onları muhacirler gibi görecek. Ensar muhacirler. Biz Resulullah (s.a.v.) zamanındaki ensar isek onlar da muhacirler. Muhacirlere nasıl şefkatli davranıyordu Müslümanlar, biz de öyle olmamız lazım.

“Adnan Bey, din kadınlara ikinci sınıf muamele yapılmasını emrediyorsa Tanrı kadına -haşa- düşman mı?” diyor Cahit Samuray.  Gelenekçi İslam, Ortodoks İslam’da bu var. Uydurmalardan dolayı böyle var. Ama Kuran İslam’ında kadın her yönden korunuyor.

“Adnan Bey, her gün başka kıyafetler giyiyorsunuz. Bayağı pahalı ürünlere benziyor. Bu zenginliğin kaynağı nedir?” Nalan Göktaş.  Hz. Süleyman (a.s) dedeme o güzel kıyafetleri kim veriyorsa bana da o kıyafetleri o veriyor. Süleyman dedeme saray ortamını kim verdiyse bana da o veriyor. Süleyman dedemin etrafında nasıl güzel kadınlar varsa, onları kim yarattıysa onları da bana yaratan aynı güç. Yani Allah.

“Kuzenim dövme yaptırmak istiyor. Dövme yaptırmak günah mıdır? Abdeste mani midir? Tümüne cevap alabilir miyiz?” Emre Turan. Dövme cilt altında, niye öyle bir şey olsun? Ama steril olması çok önemli o yapan kişinin. Yani ona buna kullandığı boyalar, iğneler aynı şahısta kullanırsa, o sarılıksa ona olduğu gibi geçer, AIDS varsa ona da geçer. Veyahut başka bir virüsal hastalık varsa yahut bir mikrobik hastalık varsa ona da geçebilir. Çok tehlikeli. Yani boyası aleti edevatı hepsinin yeni olması lazım, O şahsa ait olması lazım.

Müslüman’ın sevdiği çok olur, kafirin sevdiği az olur. Onun için kafirler yalnız yaşamak isterler, hiç hoşlanmaz küfür içinde olanlar. Müslümanların bir araya gelip birbirlerine nazar etmeleri çok hayatidir. Mesela yahut bir şeyh efendinin huzuruna girdiğinde onun nazarını almak. Resulullah (s.a.v.)’in mesela sohbetine giderdi sahabeler, nazar alırdılar. Peygamberimiz (s.a.v.) bir kere göz göze gelirdi bakardı, o ona yeterdi yani.  Ondan sonra bir yere gideceği vakit oradan giderdi. Nazar almak hayati bir konudur. Hiç nazar almayanlar manen boş oluyorlar, kalbi boşalıyor, kafası boşalıyor. Bir bereketsizlik, uğursuzluktur gider. Resulullah (s.a.v.)’in nazarını alanlarda hep bir bereket, ferahlık oluyordu. Onun için hiç Peygamberimiz (s.a.v.)’i yalnız bırakmaz istemezlerdi. Her bir bahaneyle Hz. Ebu Bekir (r.a) Peygamberimiz (s.a.v.)’in yüzünü görmek isterdi. Yani öylesine bir nazar bile oluşmuş olsa o onu koruyucu oluyordu, vesile oluyordu, Allah vesile ediyordu. O toplantılarda, sohbet toplandı mı bir ferahlık bir suhulet olur. Cahiliye kafasında hasta olan insanlar sohbet ortamından çok kaçarlar, daral gelir. Müslüman görmek istemez. Kafirin nazarı zararlıdır. Kafir nazarından kaçınmak lazım. Zehirli, pistir. Münafık nazarı da pistir. Yani kirlidir münafık nazarı. Mümine zararı olmaz ama kirlidir yani. Münafıktan lağım akar, gözünden. Kafir nazarından da kaçınmak lazım, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü