Harun Yahya

Sohbetler (21 Mart 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

Ne var ne yok?

KARTAL GÖKTAN: Şehitlerimiz var Adnan Bey. Bu sabah Mardin Nusaybin’de yola döşenen patlayıcının infilak ettirilmesi sonucu özel harekat polisi Gökhan Osman Karaduman şehit oldu. Olayın ardından PKK’yla çatışmada dört askerimiz daha şehit oldu. Beş asker ve bir polis de yaralandı. Fotoğrafları var şehitlerimizin.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan.

BÜLENT SEZGİN: Jandarma Astsubay Halit Halal. Jandarma Uzman Çavuş Emre Tunca.

ADNAN OKTAR: Ağabeyi nurunu sevsin, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Jandarma Uzman Çavuş Hidayet Altmış. Jandarma Uzman Onbaşı Gökhan Bayraktar.
Özel harekat polisi Gökhan Osman Karaduman.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan, koçyiğit. Allah mekanlarını cennet etsin ki cennet oldu mekanları. Şehadetlerini makbul etsin. Allah hayırla sarsın onları. Cennette kardeş etsin bize. Annelerine, babalarına, sevenlerine uzun ömür ve sabr-ı cemil Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyoruz. Ne mutlu onlara. Ahir zamanda şehit olmak makbul. Deccalle çatışırken şehit olmak makbul. Ahir zamanın sevabını topluyorlar. Resulullah (s.a.v.) diyor; “Sizden elli kişinin aldığı sevabı bir kişi alacak” diyor. İnşaAllah. MaşaAllah, elhamdülillah.

Bir sevgi etiketi verelim. Ne diyelim? ‘Hayatın Anlamı Sevgi’ diyelim.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önce sizin defalarca bahsettiğiniz bir konuya değindi bugün. Ve PKK’ya karşı bir seferberlik çağrısı yaptı. Şunları söyledi; “Bölgede istediğini elde edemeyen terör örgütleri büyük şehirlerimize doğrudan sivil halkımızı hedef almaya başladı. Burada tüm milletime bir çağrıda bulunuyorum. Teröre karşı, terör örgütlerine karşı, ülkemizi terbiye etmeye çalışanlara karşı, Malazgirt ruhuyla, Osmanlı çınarının azametiyle, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nın azmiyle yeni bir seferberlik çağrısı yapıyorum.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Evet. Ama hayrettir yani hükümet, ben ne dersem aynısını açıklaması. Tayyip Hocam’ın, Başbakan’ın. Ve kelimesi kelimesine aynısını söylüyor. Bak seferberlik daha dün söyledim, evvelsi gün söyledim, geçen aylarda söyledim. Hep seferberlik kelimesi. Önce Darwinizm’i, materyalizmi ve komünizmi yok eden bir kültür seferberliği. Önce bir kültür seferberliği çünkü karşımızda sahte bilimle, sahte kültürle, sahte felsefeyle insanları adeta büyüleyen bir deccal var. Deccalin büyüsünü ilimle, irfanla, karşı bilimsel açıklamalarla ortadan kaldırabiliriz. Çünkü Allah’ın varlığını reddediyor deccal, Darwinizm kanalıyla. Liselerde, üniversitelerde, ortaokulda devlet deccalin yemeği olan, onunla yaşadığı, ona hayat veren, hayat damarı olan Darwinizm’i artık çekip, koparması lazım. Darwinizm hayat verir komünizme. Yani şah damarıdır. O koptu mu komünizm biter. Onun için hükümet bu konuda istirham ediyoruz, devletin kanallarında Darwinist propagandayı durdursun. Ortaokul, lise, üniversitelerde Darwinist propagandayı durdursun. Hatta hükümet yanlısı yayın yapan televizyon kanalları da yoğun Darwinist propaganda yapıyorlar. Onlar da faaliyetlerini durdursunlar. Hem komünizmden yanıp yakılıyor. Arkasından da hemen Darwinist eğitime başlıyor. On dakika evvel komünizmden yakınan adam on dakika sonra Darwinizm’i anlatmaya başlıyor. Komünizm zaten Darwinizm’e dayanıyor. Bunu Stalin de diyor, Mao da diyor, Lenin de diyor, Marks da diyor. Darwinizm gittiğinde Marksizm biter diyorlar. Sen bütün gücünle Darwinizm’i anlatıyorsun. Olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan dünkü konuşmasında, ‘eğitimde eksik kaldık’ şeklinde bir ifade kullandı. Şöyle diyor; “Ancak bugün geriye dönüp baktığımızda, eğitimin alt yapısını yenileme konusunda gösterdiğimiz başarıyı, eğitimin muhtevasını geliştirme konusunda aynı başarıyı yakalayamadığımızı görüyorum. Çocuklarımızın gönüllerine ve zihinlerine yöneleceğimiz bir durum olması gerektiğini düşünüyorum.”

ADNAN OKTAR: Hiçbir şey olmaz. Vatan elden gidecek Allah esirgesin öbür türlü. Bak Allah’ın zoruna gider. Allah’ı inkar ediyor. Darwinizm, materyalizm devlet eliyle okutuluyor. Diyalektik felsefe okutuluyor. Farkında bile değil bir kısmı. ‘Nerede?’ diyor. Okuduğu kitabın farkında değil. O yüzden bu tehlikeye karşı çok titiz bir karşı kültür seferberliği başlatılması gerekiyor. İlk yapılacak şey bu.

Çok şehit olan bir yerde arkasında Allah’ın adetullahında hakimiyet veriyor. Resulullah (s.a.v.)’in zamanında da öyle. Şehit olmadan bir hakimiyet yoktu. Şehit sayısı arttıkça hakimiyet sayısını da Allah arttırdı. Geniş topraklara hakimiyet verdi. Şimdi de öyle oluyor. Bu kadar şehit, dünya hakimiyetinin habercisi. Cenab-ı Allah’ın şartı oluyor. Yani şehadet olmadan, şehitler olmadan hakimiyet vermiyor. Bu tarih boyunca hep böyle olmuş. Hz. Musa (a.s) zamanında da. Mesela üç yüzden fazla şehidimiz var. Bunu Allah bir güzellik olarak sunuyor, hakimiyet öncesi. Osmanlı döneminde de şehit olmadan hakimiyet asla olmamış. Allah’ın istediği bir limit var, belirli bir şey var. İlla ki o kaderdeki limit dolacak.

Osman Yumakoğulları, çok değerli, muhterem bir ağabeyimizdi. Çok sevdiğim bir ağabeyimizdi. Vefat etmiş. Allah gani gani rahmet etsin. Çok kalender, candan, Erbakan Hocamız’ın güzel ahlakını tam yansıtan, tam Osmanlı yiğidiydi, Osmanlı efendisiydi. Değeri tam bilinmedi. Yani onu açıkça söyleyeyim. Tasavvuf ehli, gönül insanıydı. Allah makamını cennet etsin. Ailesine, sevenlerine Cenab-ı Allah uzun ömür bahşetsin.

KARTAL GÖKTAN: Resmini de gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet, göster. Ağabeyimiz, aslandır o aslan. Çok sevgi dolu, muhterem bir insan.

Bugün A9’un beşinci kuruluş yıldönümüymüş.

Napolyon diyor ki; “İstanbul bir anahtardır.” O da tabii masonik bir sembol. “İstanbul’a egemen olan dünyaya hükmedecektir.” Yani Mehdi (a.s).

Tayyip Hocam’a elli kere dedim ki; bak, iyi bir gençlik, nesil yetiştirelim dedim. Darwinizm’e, materyalizme karşı hükümet tedbir alsın dedim, kararlı olsun. Artık TRT’de Darwinizm propagandası yapılıyor. Alnımızı kaşır gibi. Müfredattan kaldıralım bu zehir zemberek, yanlış açıklamaları dedim. Yani kaldıralım derken, daha detaylı anlatalım, cevabını verelim. Onu da dinlemediler. Milli şuur dersi konsun dedim. Onu da dinlemediler. Halbuki milli şuur dersi verilse haftada üç gün. Gençlerin bütün motivasyonu, ruh hali, psikolojisi değişir. Çok faydalı olur. İman hakikatleriyle beraber hiçbir mahsuru yok.

“Merhaba, hayırlı yayınlar. Programı sürekli takip ediyorum. Hiçbir şey anlamıyorum. Bir oyun havası çalıyor, bir dinden bahsediyor. Bu güzel bir şey lakin ben şahsım adına çok merak ediyorum. Bu program neden halka açık değil de zengin kişilere hitap ediyor. Neden sıradan vatandaşlar programa katılamıyoruz. İyi yayınlar. Şu anki yayında açıklar mısınız bunun sebebini? Telefondan bağlanıp neden soru soramıyoruz?” Mehmet Erdem. Mehmet gel. Geldin de kapıdan mı çevirdik seni? Yani bu nasıl bir söz, değil mi? Gelsen, biz de desek ki; sen fakirsin. Biz de zenginiz. Buraya gelemezsin. Git, zengin ol da gel desek. O zaman haklısın. Böyle bir söz yok. Böyle bir eylem de yok. Nereden çıkarıyorsun bunu? Fakir de olsa, zengin de olsa fark etmez. Samimi olması önemli bir müminin.

Bugün millet dışarı çıkmadı mı?

BÜLENT SEZGİN: Yine sakinmiş bugün.

ADNAN OKTAR: Sakin. Yarın çıksınlar artık. Çarşı, pazar her yeri doldursunlar. Bu yakışmaz. Diyelim ki silahı var polisin, tabii gezer diye düşünebilirler. Silah belinde geziyor. Bomba taşıyan adamla silahlı bir insan karşılaştığında, silahın bir etkisinin olmadığını görüyorsunuz. Silahlı adamı sırtından da vurabilirler. Nitekim öyle oluyor. Askerle göğüs göğse bir çatışma olmuyor. Uzaktan vuruyorlar. Dolayısıyla; ‘Askerin, polisin silahı var. Tabii ki gezerler.’ Demenin bir anlamı yok. Asker, polis yürekli, delikanlı, kabadayı oldukları için geziyorlar. Şehrin içinde elinde tabancayla gezmiyor. Belinde oluyor silah nihayet. Dolayısıyla kurşunun da nereden geleceği belli olmuyor. Uzaktan, dürbünlü karabinayla vuruyorlar. Veyahut bomba patlatıyorlar bir yerde falan. Özetle askerle, polisle bizim durumumuz aynı. Yani konum itibariyle aynı. Onların cesareti, delikanlılığı, kabadayılığı bütün Türkiye sathında, bütün milletimizde aynı olması gerekir. Çekingen, ürkek olmak Müslüman’a yakışmaz. Yiğitliğine yakışmaz. Kaderde ne varsa o olur. Kaderden kaçmayla bir şey değişmez.

Üstada talebesi diyor ki; “Üstadım ben bu memleketten gideceğim” diyor. “Nereye gideceksin?” diyor. “Hicaz’a ya Mekke-i mükerremeye ya Medine-i mükerremeye.” “Niye gidiyorsun?” “Efendim, burası gittikçe bozuluyor. Pavyonlar, gazinolar çoğaldı. Çocuklar bozuluyor” dedim. “Bak kardeşim dedi” diyor, Bediüzzaman. “Ben Mekke-i mükerremede olsaydım, Medine-i mükerremede olsaydım Türkiye’ye gelirdim. ‘Neden?’ dedim. Alem-i İslam’ın kapısının kilidi Türkiye’dir. Bu kapı açılacak. Alem-i İslam açılacak.” Yani Mehdi (a.s) buradan çıkacak diyor.

Fatih Demir; “Üzümler gerçek mi?” Evet, üzümler gerçek. Şimdi burada yersem anlarsın.

“Adnan Bey, iki-üç gündür hastayım. Nasıl tevekkül edeceğimi bilmiyorum.” Nazlı. Nazlı zaten üç gün geçmiş. Bir üç gün daha sürüyor değil mi grip? En fazla üç gün daha sürer. Sabredeceksin. İnşaAllah. Eğer çok rahatsızsan doktora git. Hissedilir o anlaşılır. Domuz gribi falan havası varsa o zaman doktora gitsen iyi olur.

“PKK tehditler savurup duruyor. Korkuyoruz dışarıda dolaşırken.” Gökhan. Onlar aşağılık, haysiyetsiz, şerefsiz herifler. Bütün dünyayı tehdit ediyorlar. Dünya da korkuyor. Bak adamlar çadır kuracağız dediler orada. Ödü kopuyor devletlerin. Tamam ağabey diyorlar. Çadır kurabilirsin diyorlar. Çok çok korkaklar.

“Arkadaşlarınız fotoğraflarınızı paylaştı. Allah’ım, siz tahmin ettiğimden daha yakışıklısınız galiba.” Melisa.

“Adnan Bey, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu zamanda olsaydı nasıl bir düzen kurardı? İslam’ı nasıl yayardı? Bu konuda düşünceleriniz nelerdir? Sevgilerle” Bahadır Köksal. Yine bağnazlar ortaya çıkardı. Peygamber (s.a.v.)’e tavır alırlardı. Kendileri ayrı mescitler kurardılar. Yobazlık yapardılar. Kadınlara karşı olurlardı. Peygamber (s.a.v.)’le uğraşırlardı, sahabe devrinde olduğu gibi.

CAN DAĞTEKİN: “Ümmete bir elçi gönderildiğinde onu susturmak için yakalamaya yeltendiler” diyor ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım.

ADNAN OKTAR: Yarın her yer dolsun taşsın. Sakın çekingenlik falan katiyen olmaz. Her yere gitsinler çarşıya pazara.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK yöneticilerinden Murat Karayılan sürecin bu şekilde gitmesi durumunda Kürtlerin ayrılık kararı alacaklarını iddia etti. Ve şöyle devam etti. “Yaşananlar Öcalan özgürleşmeden sürecin ilerleyemeyeceğini bizlere açıkça gösterdi. Tarihin hiçbir döneminde bu kadar imkân elimize geçmemiştir. Ancak Kürt düşmanlığında ısrar edilirse Kürtler ayrılacaktır. Nevruza kadar da Kürtlerin sloganı birliktir. Bunun değerini bilmezlerse kuşkusuz Türkiye parçalanacaktır. Bu onların tutumuna bağlıdır.”

ADNAN OKTAR: Kürtler nur gibi varlıklar çok üstün tertemizdirler, mübarek varlıklardır. Sen kimsin? Sen Stalinist, komünist, anarşist, katil, kahpe, kalleş, hırsız, gaspçı, pislik bir çetenin elemanısın. Sen nur gibi terbiyeli, efendi, asil Kürt kardeşlerimizin adını ağzına nasıl alıyorsun? Sen kimsin? Yıllardan beri de böyle ayaklanma muhabbeti yaparlar. Şöyle ayaklanacağız, böyle işte dallanacağız. Yok, densizliği bıraksınlar. Böyle bir şeye müsaade olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bugün HDP Diyarbakır’da nevruz toplantısı düzenledi Adnan Bey. Ama katılımın çok az olması dikkat çekti. Fotoğraf da var.

ADNAN OKTAR: Diyarbakır halkı aklı başında insanlar yani evet.

KARTAL GÖKTAN: Sırrı Süreyya Önder de bir konuşma yaptı. Öcalan ve silah resimleri olan bir pano önünde yaptığı konuşma halktan çok tepki topladı.

ADNAN OKTAR: Şu akıl mı? Silahlar tüfekler havalarda uçuşuyor. Sen dinden, imandan, İslam’dan bahset. Değil mi? Sevgiden bahset. Bize tüfekten tabancadan niye bahsediyorsun?

Hz. İsmail (a.s) doğduğunda Hz. İbrahim (a.s.) seksen beş yaşında, maşaAllah. O zamanlar Ehli Hak yamanmış, maşaAllah.

İnsanın aklı, eğer dikkatli kullanılmazsa birçok gerçeği çok bulanık görebilir yahut göremez. Mesela ahir zamanda olan olaylar peş peşe olmuş ve oldu. Ama tek tek, şöyle bir derli toplu incelendiğinde muazzam bir olayla karşılaşıyoruz. Yani hepsi olmuş. Kendimizi aldatmıyoruz. Hepsi tek tek olmuş sıradan, gayet düzgün olarak olmuş. Bu dünyada pek rastlanan bir şey değil yani ahir zaman olayları. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in geleceği bile Tevrat’ta kapalı olarak bir veya birkaç yerde belirtiliyor. O kadar. İsa Mesih (a.s)’ın gelişi de öyle, kapalı olarak birkaç yerde belirtiliyor. Ama bak Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişi yüzlerce detayla belirtilmiş. Yani hiç inkâr edilmeyecek gibi. Bu ahir zamanın şiddetinden kaynaklanıyor. Deccalın azgınlığına karşı, inkâr edilemeyecek keskin delil oluşturmuş Allah. Ama dikkatlice, ara ara bakılıp, incelenmesi lazım. Yoksa adam bunu unutabilir. Aklında kalmayabilir. Mesela ramazan ayında on beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları, hiç olacak iş değil bu. Mesela iki uçlu kuyruklu yıldız, tarihte görülmemiş bir şey, iyi tefekkür edilip, düşünülmesi lazım. Böyle bir şeyler varmış gibi, gazete haberi okunup geçilirse, buradaki fevkaladelik görülmez, buradaki derinlik görülmez. Bu fevkaladeliğin görülmesi için mutlaka derli topluca, akıllıca düşünülmesi gerekiyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ı tarif ediyor Peygamberimiz (s.a.v.), öyle bir şahıs çıkarsa ve denildiği gibi de alametler de üzerindeyse bu çok büyük olay ama çok çok çok büyük olay. Hiçbir dini kitapta bu kadar detaylı geçmemiş, tarihte olmayan bir şey. Yani iki delille yetiyor konu bitiyordu eskiden. Burada yüzlerce ayette diyor ya Kuran’da “Kendi çocuklarını tanır gibi tanırlar.” (Bakara Suresi, 146), “kendi çocuklarını tanır gibi” o kadar çok delil var ki. Şimdi bu ayet de çok manidar, çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) için dendiğini düşünüyorum bu ayetin ama çok fazla rivayet vardı o zaman, o akla geliyor. Çünkü Tevrat’ta öyle bir detay yok. Çocukları gibi tanıyacakları bir detay yok. Bunu ancak, nasıl Hz. Mehdi (a.s) hakkında çok fazla rivayet varsa, Musevilerde de Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında çok fazla rivayet olduğunu düşünebiliriz. Çok çok fazla, en ince detayına kadar tarif edildiğini anlamış oluyoruz. Bu nasıl olur? Sözlü Tevrat’ta vardır. Yazılı Tevrat’ta yoktur, sözlü Tevrat’ta vardır. O yüzden “kendi çocuklarını tanır gibi” tanımış oluyorlar.

Mesela hadislerde Öcalan’ın isminin verilmesi, ne kadar çabuk alışıyor insanlar. Diyor ki “başlarında Abdullah diye biri vardır” diyor, bu terörist kafilenin ekibin, “Dicle, Fırat kenarlarındadırlar” diyor “partisinin başında çıkar” diyor, artık bak bu kadar detay “mal için savaşırlar” diyor. Hayır, olayları da tek tek söylüyor. Mesela “Haresta’da” diyor, “Küfe’de olacak olaylar” diyor. Cep telefonu teknolojisi açık açık tarif edilmiş. Televizyon, radyo açık açık tarif edilmiş, anlatılmış. İnternet açıklanmış. Başka bir inançta bu delil olarak sunulsa, adamlar kayıtsız, şartsız iman ederler. Bakın, İslam’a karşı önyargılarından dolayı bu kadar açık, aleni olan şeyleri örtbas etmeye çalışıyorlar. Örtbas olmaması için alışılmış bir üslupla değil de, alışılmamış bir üslupla tekrar tekrar anlatılması lazım.

BÜLENT SEZGİN: “Saatin gölgesi müminlerin üzerine düştüğünde” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, mesela gemilerle mültecilerin kaçması bak Suriyeli mülteciler diyor gemilerle kaçacaklar fakat denize dökülüp boğulacaklar diyor birçoğu, bak detaylara bak. Bunun bir tanesi olsa yer yerinden oynar. Avrupa’da gazetelerde yayınlansa yıkılır ortalık. Ama gelenekçi hocalar da bunu gizliyor. Halbuki onlar söylese bütün Avrupa’da yine çok dikkat çeker.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün konvoyu geçerken bir kedi karşıdan karşıya geçmek istedi Adnan Bey, fotoğrafı da vardı. Kısa süre bir şaşkınlık yaşanıyor sonra Cumhurbaşkanı’nı taşıyan aracın geçişi sırasında yolun yarısına kadar geliyor kedi, arkadan gelen koruma aracını fark edince duraklıyor ve geri adım atıyor. Koruma aracının yavaşlamasıyla tehlikeyi atlatan kedi konvoy geçtikten sonra karşıya geçiyor. Daha sonra da polisler tarafından kenarda tutuluyor.

ADNAN OKTAR: Ne şeker şeymiş öyle. Tanışma imkanımız yok mu?

Bu hadisleri, Kuran mucizelerini de ama özellikle hadisleri, alimlerin, hocaların, ahir zaman hocalarının neden gizlediklerini çok kapsamlı bir gündem yapalım. Tek kelime söylemiyor, desin yalan desin, böyle bir şey yok desin, bir şey duyalım. Neden gizliyorlar, niye korkuyorlar, bunu halk sorsun onlara. Yani bu çok hayret edici bir şey değil mi?

GÖKALP BARLAN: Sizin anlattığınız üslupla sorulması gerektiğini söylemiştiniz Adnan Bey, “Afganistan işgal edilmedi desinler” dediniz, “güneş ve ay tutulması on beş gün arayla Ramazan içinde olmadığını söylesinler” dediniz, tek tek bunları “iki uçlu yıldız çıkmadı desinler” dediniz.

ADNAN OKTAR: Peygamber (s.a.v.)’in dediği bir şey hadislerde çıkıyor olduğuna göre bu Peygamber (s.a.v.)’e bağlılığı artıracak, imanı çok artıracak, insanı hayretten hayrete düşürecek bir şey, bu niye gizlenir? Bunu bir araştıralım, soruşturalım, kendilerine de soralım. Mektupla yazıp hazırlayıp alimlere, hocalara hem İngilizce gönderelim, hem Fransızca gönderelim. Neden bunlardan hiç bahsetmiyorsunuz? Yalansa yalan deyin diyelim mesela çıkmadıysa çıkmadı deyin, diye bir gönderelim. Cevap vermezse, yine cevap vermediğini yayınlarız, cevap verirse cevabını yayınlarız. Geniş çaplı bir çalışma yapalım. Türkiye’deki alimlere de, Mısır’dakilere de hepsine gönderelim. Hadislerin hepsini gönderelim tek tek, kısa kısa. Kaynak vererek yani bu bir mucize mi değil mi? Mucizeyse niye bahsetmiyorsunuz? Biz yanılıyorsak neden yanılıyoruz? Bunları soralım. Bir kitapçık şeklinde de sorabiliriz. Bir kitap haline getirip gönderebiliriz.

Hz. Yusuf (a.s) peygamber olduğunda elli altı yaşında.

Allah Hz. Davud (a.s)’a Mehdi (a.s)’ın onun soyundan geleceğini müjdeliyor. Onun için Museviler o Hz. Davud (a.s)‘ın soyunu çok titiz takip etmişlerdir o müjde üzerine. Çok müthiş bir soy araştırılması yapılmıştır.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kara Harp Okulu Komutanlığı öğrencileri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu kalabalık bir seyirci topluluğu önünde Çanakkale Zaferi’ni temsil eden bir oyun sergiledi. Oyunda askerlerin namazlarının kılınması ve dua edilmesi de temsil edildi ve oyunun sonunda Komando marşı okundu. Video vardı.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, aslan onlar aslan.

Birde bu mantık bozuklukları Facebook ve internetten gençlerin yazılarından yaklaşık beş bin, on bin tanesini incelemeye alalım beş bin, on bin yazıyı, orada ortak mantık bozuklukları neler, onları bir tespit edelim, onu bir rapor haline getirelim. Saplantılı oldukları yerler nedir? Öfke anlayışı nasıl? Aslında bunu devletin yapması lazım, tez konusu da olabilir bu yani bütün, çünkü kişilik, karakter her şeyi tespit etmek mümkün. Mesela iki bin kişi üstüne araştırma yapılsa Facebook’larından yahut Twitter’larından konuşma üslupları, kullandıkları cümleler, analiz yöntemleri, hitabet anlayışları bunların hepsinden çok açık bir anlam çıkarabiliriz. Toplumun geneline ait de bir genel teşhis imkanı olabilir. Tabii bunu devlet yaparsa çok vakit alır ama biz daha pratik yapabiliriz. Çünkü devlet yaparsa en az iki yıllık, üç yıllık bir çalışma yaparlar, yayarlar bundan da bayağı geçinen adam olur, pek ciddi bir netice de alamayız. Belki iyi memurlar, çalışkan memurlar olursa yapar ama bazen bu söylediğim bazı vakalar için çok sallıyorlar tabiri caizse.

“Hz. Mehdi (a.s) İstanbul ve diğer şehirlerde mescitler inşa eder.” Peygamberiz (s.a.v.)’den hadis.     "Eğer dünyadan bir gün bile kalsa Allah o günü uzatır ehli beytimden Mehdi’yi çıkarır ve dünyaya malik eder. O konstantiniyye ve Deylem Dağları’nı fetheder." Yani İstanbul'u; Deylem Dağları bu PKK'nın hakim olduğu bölgenin adı Deylem Dağları. Oraları alır diyor demek ki PKK'yı yerle bir edecek.

Hacer annemiz Hz. İbrahim (a.s)’la biliyorsunuz evliydi. İsmail o minik canıyla ayaklarıyla çırpınmış böyle susuzluktan rahatsız annesi de oradan oraya koşturuyor, oradan oraya koşturuyor. Bebeği bıraktığı yerde orada nemli bir alan olduğunu görüyor annesi sonra o çocuğun ayağını vurduğu yerde. Orayı açtığında bayağı güçlü su çıkıyor maşaAllah. İşte o zemzem suyu o. Daha da açtıklarında iyice derin olduğu anlaşılıyor suyun. Muhtemelen taşlık bir alandan alttan akıp gidiyormuş su. Hacer annemiz o taşlık kısmı kaldırınca suyun kanalını açmış oldu, ana kanalını açmış oldu. Oradan hem çocuğa hem kendine bayağı bir imkan oluşmuş oldu maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi verebilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

ADNAN OKTAR: Suudi Arabistan'ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan'ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arap News Gazetesi’nde "Teröre karşı birlik miyiz?" başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda özetle eğer ülkeler terör konusunda gerçekten ciddi bir atılım yapmak istiyorlarsa benim teröristime lanet et ama seninkini gerekirse beslerim mantığını terk etmeleri gerektiğini anlatıyorsunuz.

Katar'ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times'da "Derin güçlerin boş hayali İslamsız Ortadoğu" başlıklı makaleniz yayımlandı. Yazınızda Ortadoğu’nun kurtuluşu için aciliyetli yapılması gereken bütün hak dinlerin emrettiği değerler olan dostluğun, kardeşliğin, hoşgörü ve merhametin esas alındığı bir birlik inşa etmek olduğunu anlatıyorsunuz. Ortadoğu’nun gücü, kuvveti menfaatinin din temelli bu sevgi birliğinde olduğunu anlatıyorsunuz.

İngilizce ve Boşnakça yayın yapan Bosna’nın çok takip edilen haber sitesi The Bosnia Times'da "Savaşların sebebi din midir?" başlıklı makaleniz yayımlandı. Bu makalenizde özetle savaşların durmasının tek yolunun dinler ve dindarlar arası ittifak olduğunu, eğer gerçekten barış isteniyorsa dinlerin özünü savunan gerçek barış insanlarının ittifakına ve söylemlerine dikkat verilmesi gerektiğini vurguluyorsunuz. Aynı yazınız ayrıca Suudi Arabistan'ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke News Paper'da da Arapça olarak yayımlandı.

Avrupa'da İsrail'le ilgili haberler yapan başta Fransa daha sonra İsrail'de çok sayıda ziyaretçisi olan haber sitesi Europe Israel News'de de "İslami bakış açısıyla Tapınak Tepesi üzerinde Musevilerin hakları" başlıklı yazınız Fransızca olarak yayımlandı. Yazınızda, İslam'a ve insan haklarına göre Musevilerin Harem El-Şerif’te dua etme hakkı olduğunu anlatıyorsunuz.

Merkezi Belçika'da bulunan aylık ziyaret sayısı dört milyonu bulan Sasa Post haber sitesinde "IŞİD'in yanlış ideolojisi sadece Kuran'la mağlup edilebilir" başlıklı yazınız Arapça olarak yayımlandı. Obama ve Amerika yönetimi radikal ideolojiyi ortadan kaldırmak istiyorsa bunun tek yolunu Kuran olduğunu söylüyorsunuz.

Malezya İslam Partisi tarafından yayımlanan Harakah günlük gazetesinde "Müslümanca konuşmanın insanlar üzerindeki etkileri" başlıklı makaleniz İngilizce olarak yayımlandı. Yazınızda, Müslümanların konuşmalarının etraflarına sürekli hayır ve bereket getiren bir kaynak olduğunu, Müslümanca konuşmanın önemli bir tebliğ ve ibadet olduğunu anlatıyorsunuz. Son olarak Harakah Daily Gazetesi’nde "Gaflet halinde bir yaşam" başlıklı makaleniz daha yayımlandı. Yazınızda, gaflet içinde kalmaya, şeytanın dostu olmaya razı olmayan vicdanlı kimseler için gafletten kurtuluş yolunun açık olduğunu, Allah'ı sürekli anmak, O'na yönelmek, O'ndan korkup sakınmak ve her an O'nun rızasını aramanın gafleti yok edeceğini, insanı üstün bir şuura, akla ve imana kavuşturacağını anlatıyorsunuz. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bunlar tabii klasik İslam anlatımları. Fakat insanların konuşamadığı konular var onların üstüne bizim gitmemiz gerekiyor. Mesela bu gelenekçi Ortodoks sistem nasıl birbirlerini kilitliyorlar ve insanlar nasıl bundan kurtulamıyor? Bunu analiz edip anlatabiliriz, bu küçük bir kitapçık haline gelebilir. Gelenekçi sistem kendi vakıflarıyla, gruplarıyla, cemaatleriyle kendi kendini geniş çaplı kontrol eden ve dışına çıkılamayan, dışına kaçma imkanı olmayan bir sistem. Ancak işte mangal gibi bir yüreğin olursa çıkabiliyorsun. Ama bunun dışında çıkılamıyor. Neden gelenekçi sistemin dışına çıkılamıyor? İnsanlar neden bundan kurtulamıyor? Bunu maddeler halinde hazırlayabiliriz. Mesela bu hadisleri neden söylemiyorlar, gizliyorlar? Bunun da ön nedenlerini biz kendimiz hazırlayabiliriz. Tahminlerde bulunabiliriz. Genelde de isabet ederiz. Mesela PKK'nın zoru nedir? Biz bunu biraz analiz ettik. İngiliz derin devletinin bunu organize ettiğini anlattık. Ama İngiliz derin devletinin Türkiye'yi parçalamadaki hırsı ve nefreti tamamen boş bir şey değil. Öfkeleniyorlarsa bir gelenekçi Ortodoks bakış açısı var, kadınlara karşı olan bir bakış açısı var. Katı bir bakış açısı var oradan kaynaklanan bir öfke. Ama tabii bir sevgisizlik, merhametsizlik de var. Bu da çok iyi analiz edilmesi gereken bir konu. Yani insanların konuşamadığı gizlediği konuları anlatmak çok önemli. Düşünmek istemediği, düşünse de çözemediği konuları anlatmak çok önemli. Biz bunların üstüne gidelim o zaman bütün sorunlar rahat çözülebilir.

Mesela çözüm süreci diyorlar çözüm sürecinin kastının ne olduğunu hiç kimse biliyor toplumda. Mesela bu gizli gizemli bir güç, gizemli bir iddia, ne olduğunu bilmiyorlar. Halbuki biz çözüm sürecinin hedefinin ne olduğunu anlatabiliriz. Biliniyor aslında ama hiç kimse dillendiremiyor söyleyemiyor. Mesela Başbakan ve Cumhurbaşkanı dışında kimse bilmiyor diye biliniyor. Ama sorulsa işin doğrusu onlar da bilmiyorlar. Çözüm sürecinin amacını ne olduğu bilinmiyor. Bilinmeyen bir amaca doğru gidiliyor. Bilenler var da İngiliz derin devleti biliyor. Belirli yerler biliyor başkası bilmiyor. Bu konuları analiz edip ortaya koyabiliriz.

Mesela danstan adam çekiniyor biz dans ediyoruz halbuki içi gidiyor, hoşuna gidiyor o da yapmak istiyor ama kendisi bunu yapmak istemiyor çünkü o gelenekçi sistem içerisinde kilitlendiği için o sistem onu bırakmıyor. Ama ben o sistemi takmadığım için çok rahat gidebiliyorum. Mesela müzik dinlemek istiyor ama o sistem onu bırakmıyor. Bizi eleştiriyor fakat haklı buluyor bilinçaltında. Mesela dekolteyi eleştiriyor ama haklı buluyor. Müziği eleştiriyor haklı buluyor. Eğleniyoruz gülüyoruz falan ama sırf bunlar değil helallerin hepsini yapmamızı haklı buluyorlar. Kuran'a uymamızı da haklı buluyorlar. Mezhep kabul etmeyişimizi de haklı buluyorlar. Mehdiyet’le ilgili görüşlerimizi haklı buluyor ama bunu bazen alaycı bir dille ifade etmeye çalışıyor kendi kafasınca. Ama gecenin üçünde adam alaycı bir dille Mehdiyet’i eleştirmeye kalkıyorsa bu inandığını gösterir. Kanaati gelmiş demektir. Bu tip alaycı reaksiyonların psikolojik nedenini de anlatabiliriz. Bu dili neden kullanır bir insan? Bilinçaltında ne vardır? Amacı nedir? Bunların hepsini anlatabiliriz. Böyle geniş çaplı analiz yazıları yazalım. Mesela entel danteller neden öyle entel dantel görünmek istiyorlar. Neden İngiliz derin devletinin tasdikini istiyor bazı kişiler. Bunların hepsini anlatabiliriz. Bunları sıralı bir hale getirelim. Bunlar tabii bir kelimede hemen hallolmaz da. Mesela bir önceki Genel Kurmay Başkanı "Çözüm sürecinin ne olduğunu biz bilmiyoruz" dedi.  Genel Kurmay Başkanı bak. Milletvekillerine soruyoruz biz de bilmiyoruz diyor. Toplum buna şaşırmıyor, insanlar bilmediğimiz bir şeyi niye savunuyoruz demiyorlar. Bunun üstüne gidelim. Gidelim derken analiz yapalım, teşhis koyalım, açıklayalım.

Benim tebliğ yaptığım alana hiç kimse giremiyor. Bak mesela sosyeteyle bağlantıyı hiçbir gelenekçi yapamadı. Tarihler boyunca yüz yıllık bölüm içerisinde sosyeteyle bağlantı, aydın kesimle bağlantıyı gelenekçi kesim hiçbir şekilde yapamadı. Bir tek ben ve benim çevrem yaptı. Masonlarla hiçbir şekilde bağlantı kuramadılar, bir tek ben kurabildim. Tapınakçılarla bir tek ben bağlantı kurabildim, Musevilerle bir tek ben bağlantı kurabildim. Ama bu da bir cesaret gerektiriyor tabii. Burada bir hayranlık duyuyorlar fakat eleştiriyorlar aynı anda. O eleştirme neden olduğunu psikolojik kökleriyle açıklarsak çok iyi olur, çok etkili olur.

Mesela bak, Sedat Yavuz illümünatiden bahsediyor. İllümünati nedir desen, limonata çeşidi falan zanneder. Hiç bilmez. Bilmedikleri halde mesela illümünati o garip bir laf olarak geliyor, dünyada bir canavar olduğunu düşünüyorlar gizli bir yerde fakat onu da bilemiyorlar. Ondan sonra tahmini açıklamalar yapıyorlar.

Mesela cemaatler, birçok büyük cemaat zenginleşince sosyeteyle bağlantı kurabileceklerini zannettiler. Sosyete hiçbir şekilde yaklaşmadı onlara. Çünkü gelenekçi, estetik olmayan bir zenginlik anlayışına ulaştılar. Böyle garip, Ortodoks bir zenginlik anlayışı. Hiçbir şekilde sosyeteyle bağlantı kuracak ruh ve felsefeyi elde edemediler. Gelenekçilerde o kadar cesaret pek olmaz, çekingendirler. Birbirlerinin tasdikini çok önemli görürler. Gelenekçiler dikkat edin hep savrulurlar. Bir oraya gider, bir buraya savrulurlar. Mesela bir gün çözüm sürecini savunurken hemen bir başka gün karşısına dikilirler. Sabit kararlı tutumları pek olmaz. Ama bu onların tabii çok ufak yönleri.

PİRAYE YÜCE: Adnan Bey sizin ateistlerle kurduğunuz diyalog da çok rastlanmış bir şey değil.

ADNAN OKTAR: Mesela ateistlerle hiç bağlantı kuramazlar. Ateistlerle bir tek ben bağlantı kurabiliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Gençler de öyle. Diyanet İşleri Başkanı açıklama yapmıştı.

ADNAN OKTAR: Evet. Diyanet İşleri Başkanı dedi “Biz gençlerle bağımızı kopardık, bağlantı kuramıyoruz” dediler. Bir tek ben bağlantı kurabiliyorum. Çünkü onların o kafasıyla böyle bir şey yapmaları imkansız. Kilitlenmiş o sistem, kendi içinde kilitlenmiş. Mesela münafıklarla baş etme güçleri hemen hemen sıfır gibi. Gelenekçi cemaatlerde münafık bol miktarda oluyor ve bunları ezim ezim eziyor münafıklar, baş edemiyorlar. Teşhis edemiyor ki mücadele etsin.

BÜLENT SEZGİN: Siz tarif etmiştiniz aslında sadece Peygamberimiz (s.a.v.)’in döneminde münafıklar varmış gibi, daha sonra münafıklık kalmamış gibi biliyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Onlar böyle tarihi vakalardır, kaybolmuş bitmiştir gibi düşünüyorlar. Bir de doğru düşünme metotları pek yok. Hep böyle sloganlarla, gelenekçi sistemle. Mesela bir kıyafet anlayışları bile gelişmiyor. Kendi klasik gelenek anlayışlarını ortaya koyuyorlar. Yaka şekilleri belli, pantolon şekilleri belli, seçtikleri renkler belli, bıyık şekilleri belli, saç tıraşları belli bunu aşamıyorlar. Yeni daha modern, daha akılcı bir şekle gelemiyorlar.

Mesela kadınlara yaklaşma şekilleri de çok kötü birçoğunun. O yüzden sürekli yanıp yakılıyorlar. Kaliteli bir kadınla bağlantı kuramıyorlar. Güzel, değerli bir insanla, görünümüyle, aklıyla, kişiliğiyle gerçekten değerli bir hanımla birçoğu bağlantı kuramıyor. Kurduklarında batırıyorlar zaten. Arada dağlar, boyut farkı oluyor. Öyle kaliteli bir kadın da onlara hiç yanaşmaz zaten. Çok uzaktan hayranlık ve hayretle izliyorlar o hanımları. Müzik kaliteleri olmuyor. Evlerinde mobilya kalitesi olmuyor. Birçoğu birbirine benziyor, aynı. Zenginlik müthiş oluyor hakikaten, geniş, büyük, ferah evler yapıyorlar ama iç kaliteyi elde edemiyor. Konuşma kalitesini elde edemiyor. Kendilerine has bir konuşma kaliteleri var, gelenekçi Ortodoks konuşma kalitesi onu tutturmaya çalışıyorlar. Özgür konuşma ruhları yok.

Mesela sevgiyi o kadar bilmiyorlar. O kadar değil de bayağı bilmiyorlar. Allah’a kendilerini adamayı bilmiyorlar birçoğu. Kaliteli olmaya karşı da işte bir lokma, bir hırka mantığını savunarak kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar. İşte “Peygamberimiz (s.a.v.) bir hırkayla gezerdi, hasırın üstünde otururdu.” Çünkü çok kalitesiz bir ortam meydana getiriyor. O kalitesiz ortamı kurtarmak için de öyle bir açıklamaya ihtiyaç duyuyor. Hz. Süleyman (a.s) devriyle kendini kıyaslayamıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) devrinde tamam fakirlik vardı, fakirliğe bağlı da tabii ki imkansızlıklar vardı. Ama var olduğu da Peygamber (s.a.v.) kullanmıyordu anlamında değil bu.

Hz. İshak (a.s)’dan doğan Hz. Yakup (a.s)’ın on iki oğlu bugün İsrail’in on iki kabilesini oluşturdu. Hz. Musa (a.s) ve Hz. Harun (a.s) bu on iki İsrail kabilesinin Leviler kolundan. Hz. Davut (a.s) ve Hz. Süleyman (a.s) ise Yehuda kolundan, Hz. Davut (a.s) ve Hz. Süleyman (a.s). 

Mesela gelenekçi zenginlerin kişilikleri birbirine çok benziyor. Gelenekçi fakirlerin kişilikleri birbirine çok benziyor. Bunu yaramıyorlar. O sistem onları tutuyor ve kilitliyor. Mesela yeni bir AK Parti modeli bir kişilik geliştirdiler. O da yine gelenekçi sistemin içerisinden çıkamıyor. Ama tabii iyi niyetliler kurtulmak istiyorlar ama mevcut sistemle ikisini birlikte karıştırarak yapmak çok güç, bayağı güç. Mesela Darwinizm’e karşı mücadele edemiyorlar, korkuyorlar Darwinizm’den. Eğer bakarsak, incelersek biz de Darwinist oluruz kafasındalar. O yüzden çeşitli savunma metotları geliştirdiler. “Kuran’da da Darwinizm var” diyorlar, “Darwinizm var mı ki?” diyorlar. Garip ve mantıksız savunma metotları geliştirdiler Cübbeli’nin yaptığı gibi.

Mesela internette bakıyorum. Güya hani laf sokma, lafı oturtturma yahut alaycı konuşma, kinayeli konuşma tarzı çok yaygın. Yüzde doksan dokuzlara ulaşmış neredeyse. Birbirlerinden de örnek alıyorlar. Evlerde hanımlar, kızlar şunlar bunlar falan. Kinaye; öyle konuşmayı da bilmiyorlar aslında fakat çok ustaca konuştuğu kanaatinde. Yani çok ustaca laf soktuğunu, çok ustaca böyle öfkesini dile getirdiğini düşünüyorlar insan acıyor hallerine. Ve müthiş yaygın bu. Bunu tabii analiz eden bir yazı kitapçık hazırlamak çok iyi olur. Ama çok geniş incelemeye dayalı olması lazım. Onun için herkesin olmasa da büyük bir kesimin Facebook’larından arkadaşlarının konuşmalarından örnekler alarak bunu hazırlayabiliriz. Ortak oturan sistem nedir onu gösterebiliriz.

Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Güzel çocuk resimleri gösterebilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet. Bayağı güzelmiş maşaAllah. Tatlılığa bak şu tatlılığa. Ne güzeller, hayret maşaAllah. Severim süsünü senin ben. Bunların nasıl tesadüfen olduğunu anlatacaklar, tesadüfse. Yani iddiaları o ya, tesadüf diyorlar. Allah: "Anlat" dedi mi tek tek hepsinin hesabını verecekler. Keyfe bak sen. Hayret ya bu kadar güzel olmaları. MaşaAllah.

Konuşulmayan şeyleri konuşmak çok hayati. Büyük bir kitle boğuluyor böyle bir şeyin içerisinde. Çıkış yollarını göstermek, boğulmanın nedenlerini göstermek çok faydalı olur. Mesela PKK konusu kilitlenmişti. Anlattık, Allah'a çok şükür PKK'yla mücadele, hükümetin ana konusu oldu. Eskiden çözüm süreci diye olay, çözümsüz hale getirilmişti, adeta kilitlenmişti.

KARTAL GÖKTAN: Bazı tarihi resimler gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Birinci Dünya Savaşı'nda cephede yaralanan Osmanlı askerlerinin tedavisi yapılırken. Haliç donanması, İngiliz donanması Haliç'te.

ADNAN OKTAR: Evet İngiliz işgali.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır'da hastane çalışanları. Hz. Osman Efendimiz (r.a)’in şehit edildiği sırada okuduğu Kur'an-ı Kerim, Topkapı Sarayı Hırka-ı Saadet Odası.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz Facebook’ta Flemenkçe bir sayfa açmışlar Adnan Bey. "Avrupa'nın bilmediği PKK'nın gerçek yüzü" sayfanın ismi. Görüntüsü de var. Sayfadaki videoların izlenme sayısı çok yüksek olduğu için Belçikalı bir gazeteci, kardeşlerimizle röportaj yaptı. Röportajda sizin anlatımlarınız doğrultusunda PKK'nın Marksist Leninist bir terör örgütü olduğu, fikri mücadelemizin PKK'ya karşı olup, Kürtlerin bizim kardeşimiz olduğu anlatılıyor.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Bütün Avrupa'yı böyle aydınlatmak lazım.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş, savaş ortamına alışmak zorunda olmadıklarını belirterek, "Dolmabahçe'de dile getirdiğiniz çözüm yoluna bağlıyız." diye konuştu ve şöyle devam etti: "Devlet aklı ferasetsiz kalmışsa, halkını felakete sürükler.  Gün gelecek söz bitecek, sözün bittiği yere gelmek istemiyoruz. Diyarbakır'dan gönderilen bu mesajı Ankara ve dünya iyi okumalı." dedi.

ADNAN OKTAR: Canım, PKK saldırıyor, devlet de kendini koruyor. Bu kadar açık. Karmaşık bir durum yok.

BÜLENT SEZGİN: Biraz önce tarif etmiştiniz. Aynı açıklamayı yapmış. "Çözüm sürecine bağlıyız." "Çözüm sürecinin ne olduğunu da kimse bilmiyor." demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Çözüm süreci yani PKK'nın itlikten vazgeçmesi, saldırganlıktan vazgeçmesi. Vazgeçtiğinde zaten hiçbir sorun kalmaz. Dolayısıyla bizimle ilgili bir yönü yok bunun. Türkiye Devleti ile ilgili bir yönü yok. PKK'nın azgınlığını bırakması gerekiyor.

Çözüm süreci denilen şey, Abdullah Öcalan'ın bırakılması, onun Güneydoğu’da cumhurbaşkanı olarak kabul edilmesi, Güneydoğu’da kurulacak komünist Kürdistan'ın başkanı olarak hatta kabul edilmesi, bütün PKK'lı katillerin bırakılması gibi böyle akla uymayan çirkin bir hedef. Bunu kabul etmeyiz, bunu unutacaklar. Çözüm sürecinin anlamının bu anlama geldiğini herkes bilir. Anlaşılmayacak bir yönü yok.

Evet Fikret Bey, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, 7D tekniğiyle oluşturulan bir gösteri var. Ondan bir bölüm, 7 boyutlu bir gösteri.

ADNAN OKTAR: Evet. Ama çok iyi olmuş. Mükemmel. Bir daha göster bakayım. Çok şahane. Baştan bir daha göster bakayım. Mükemmel, tebrik ediyorum. Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Çok ilginç deniz canlılarının fotoğrafları var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Kavanoz gibi bunlar, çok şeker. Hayret bu kadar güzel, düzgün olmaları. Süsünü severim senin ben. Nefis renkleri, bayağı güzel.

Çözüm süreci denilen şey Sevr Anlaşması’dır, Sevr Anlaşması’nın aynısıdır yani verelim burayı kurtulalım mantığı, bunu kabul etmeyiz. Çözüm süreci diye bir şey yok. Denediler onu, çok yanlış bir yol olduğunu gördüler.

Timurtaş Uçar vardı çok değerli bir Hoca Efendi ben onunla bir toplantıda karşılaşmıştım. “Adnan Oktar’ın keskin bir bakışı, etkileyici bir hitabı var, sanki Allah’ın hadi ismi üzerinde tecelli etmiş, on dakika bir gençle konuşsa o genç muhakkak namaza başlar” diyordu maşaAllah. Çok mübarek bir insandı Allah rahmet etsin.

Ressam Ali Şenol, “Yakaladığınız konular çok mükemmel” diyor.

Paralel evreni bir bilimsel olarak da açıklayalım, birde Kuran’la, ayetlerle açıklayalım. 

Kan her yerde duracak, yakın bir zamanda şiddet ve dehşet bitecek.

Evet, dinliyorum ben sizi.

KARTAL GÖKTAN: Güzel kuş resimleri gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Çok iyi olur. Bakayım. Tablo gibiler maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette, “Allah’ın boyası, Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir?” [Bakara Suresi, 138] buyuruyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ama hakikaten renkler ve renk uyumları muhteşem. Çok iç açıcı bayağı güzel. Bunları tesadüflerle açıklamaya kalkmak ahirette insanların halledemeyeceği bir konu olacak birçok kişinin.

Mehdi. Mehdi kelimesi şeytanı akıl almaz rahatsız eder. İlk başlangıcından itibaren çok canını yakmıştır. Mehdi; müminlerin de kalplerinde ferahlık meydana getiren bir kelimedir Mehdi. Çocukluğundan itibaren insanların bilinçaltında bir eğilim vardır o kelimeye karşı. Mehdi kelimesine karşı, Cenab-ı Allah bilinçaltında kodlamıştır. Küfrü de çok çok rahatsız eder, münafıkları. En huzursuz oldukları, en rahatsız oldukları kelimedir Mehdi. İşin ilginç yanı PKK’ya rağmen, İngiliz derin devletine rağmen, çok cahil insanlara rağmen bağnazlara rağmen Mehdiyet eze eze büyük bir donanma gemisi gibi ilerlemeye devam ediyor ve kimse de durduramıyor. Normalde Mehdiyet’in yenilmesi beklenir çünkü çok küçük bir grup olduğuna göre karşısında muazzam bir güç olduğuna göre yenilmesi gerekir. Eze eze ilerliyor. Bu metafizik bir olay.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır’daki nevruz kutlamasında konuşan HDP’li vekil Sırrı Süreyya Önder İmralı yolunun açılmasını ve müzakerelerin yeniden başlaması gerektiğini söyledi ve şöyle dedi: “Her türlü hukuki cezayı yasal insani ne tür vebali varsa biz üzerimize almaya hazırız. Evladının yolunu gözleyen Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap, Ermeni bütün annelere burada taahhüt ediyorum ki çağrımıza cevap verilirse bir hafta içerisinde barışı sağlarız. Sekizinci gün olursa beni Diyarbakır meydanında çarmığa gerin” dedi.

ADNAN OKTAR: Tamam da bunun karşılığı olarak ne istiyorlar? Öcalan’ın bırakılması, bütün PKK’lıların affedilmesi, Güneydoğu’nun teslim edilmesi, federasyon olarak verilmesi, yanlış mı biliyoruz? Dürüstçe söylesin. Böyle bir şey olması için seksen milyonu şehit olur, o zaman olur, onun dışında olmaz. Tamamı onların olur o zaman kim istiyorsa. Ben onun için söylemiyorum da kim istiyorsa, bunun dışında olmaz.

SEMİH MERİÇ: Adnan Bey, bir Kuran mucizesinden bahsedebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

SEMİH MERİÇ: 1957 yılında ilk defa uzaya insansız bir Sputnik 1 denen uydu gönderiliyor. Bu olaya Kuran’da 19. Sure’nin 57. ayeti yani Meryem Suresi 57. Ayette şöyle işaret ediliyor. Şeytandan Allaha sığınırım. “Biz onu yüce bir mekana yükseltmiştik” ayetiyle Allah burada Sputnik 1 uydusunun uzaya çıkış tarihini veriyor ve burada Allah’ın Kuran sözü olmuş olduğunu anlıyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, ama biz tabii Kuran’ı geneliyle anlarız. Bunlar işari manalar, birde alenen, açıkça, mucize olan yönleri vardır. İşte o savaşın şekli, nerde olacağını söylemesi ve dendiği şekilde neticelenmesi onlar harikadır ama diğerleri başka türlü tabii.

Evet, “Ben Erbakan Hocamız’a destek verirken on binlerce kişinin düşmanlığını aldım. O benim şerefimdir” demiştim. Doğru o zaman hakikaten akıl almaz bir muhalif kitle oluşmuştu. Umurumda bile değil. Erbakan Hocam sonunda Allah’a çok şükür partinin başına geçti, anlı şanlı vefat etti. Her yerde ezmeye kalkıyorlardı. Yeri yerinden oynatmıştım. Asla kabul etmedim.

Evet, dinliyorum.

ŞERİF SÜLEYMANİYELİ: Yirminci yüzyılda bulunan genetik bilim bize bebeğin cinsiyetinin rahme dökülen meniden olduğunu söylüyor. Allah bize 1400 yıl önce şeytandan Allah’a sığınırım. “Doğrusu, öldüren ve dirilten O'dur. (Necm Suresi 44) Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur. (Necm Suresi 45) Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman.” (Necm Suresi 46) diyor ayette. Şimdi genetik bilim bize yirminci yüz yılda insan vücudunda kırk altı adet kromozom olduğunu ve bu kırk altı adet kromozomun iki tanesinin insanın cinsiyetini belirlediğini söylüyor. Dişide x ve x kromozomları erkekte x ve y kromozomları, meni rahime döküldüğü zaman erkekteki x kromozomu, dişideki x kromozomuyla birleştiği zaman dişi bebek ortaya geliyor. Erkekteki y kromozomu dişideki x kromozomla meydana geldiği zaman ortaya erkek meydana geliyor inşaAllah. Bize bu da 1400 yıl önce indirilen Kuran’ın önceden haberini verdiğini söylüyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.        

VTR: Terörle Mücadelede Çifte Standart

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü