Harun Yahya

Sohbetler (22 Mart 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hakkari Yüksekova’da PKK’ya yönelik operasyonda iki polis ve bir asker şehit oldu bugün, on iki güvenlik görevlisiyse yaralandı. Nusaybin’de zırhlı aracın geçişi sırasında patlamada bir asker şehit oldu altı asker yaralandı. Mazıdağı’nda da bir asker şehit oldu, üç polis yaralandı. Üç şehidimizin de fotoğrafları var.

BÜLENT SEZGİN: Jandarma Uzman Çavuş Faruk Salgar. Özel Harekat Polisi Murat Yatarkalkmaz. Özel Harekat Polisi Yasin Boran.

ADNAN OKTAR: Aslan hepsi aslan, dalyan gibi delikanlılar hepsi. Allah hepsine güzellik, hayır, cennet nasip etsin. Onlar cennet kuzusu, cennetlerini Allah güzelleştirsin.

Bir sevgi etiketi yapalım. “Sevgi hayatın olsun” diyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Brüksel’deki saldırının ardından IŞİD bildiri yayınladı: “Bir dahaki daha dehşetli, daha kararlı, daha vahşi, daha korkunç, daha feci ve daha çirkin olacak ey haça tapanlar” denildi.

ADNAN OKTAR: İşte Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuruna kadar bu olayların devam edeceği açık. Söylemiştim “gittikçe daha şiddetlenir” dedim. Aynısını görüyorsunuz, gittikçe daha şiddetleneceği açık belli oluyor. Daha da artar gibi geliyor bana, daha da artar Allahualem.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye’deki terör saldırılarının ardından Sayın Devlet Bahçeli, sizin halka yaptığınız çağrıyı teyit eden bir tavır sergiledi. Sayın Bahçeli bir alışveriş merkezine giderek alışveriş yaptı. “Ben Ankara halkına söylüyorum; inadına alışveriş merkezlerine geliniz. Sokaklarda geziniz, parklarda oturunuz ve Cenab-ı Allah sizleri korur merak etmeyiniz” dedi. Fotoğrafları da vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet, çok efendi insan, maşaAllah.

Bizim filmlerden biraz gösterin onlar unutulmasın. Sonra da devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Evet, kısa videolarla devam ediyoruz.

Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

KARTAL GÖKTAN: Donald Trump, onlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olan Brüksel’deki patlamalarla ilgili olarak sınırları kapatacağını belirtti. “Biz gevşek ve aptalız” dedi. Amerika’nın ve batılı ülkelerin İslamcı militanlara karşı savaşı sertleştirmesi gerektiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Tabii, gelenekçi Ortodoks İslam’ı daha yeni yeni anlıyorlar. Nasıl bir belayla karşı karşıya olduklarını tam anlamadılar. Mehdiyet’in önemini de bu şekilde anlamış olacaklar. Gelenekçi İslam hep kendini gizledi adamlar da anlayamadı. İlk defa gerçek gelenekçi İslam’la karşılaştılar, karşılaşıyorlar. Ki bu çok küçük bir bölümü.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yaşanan bu patlamanın ardından Belçika’da bulunan tüm Avrupa Birliği kurumları tatil edildi. Tüm havaalanları, nükleer santraller, metrolarda alarm seviyesi en yükseğe çıkarıldı ve kimsenin evlerinden çıkmaması talimatı verildi.

ADNAN OKTAR: Gelenekçi İslam’ı uzun uzun anlatın tehlikeyi görsünler. Geniş çaplı tedbir alınması lazım. Ama bunları tabii bir tek ben anlatmamayım aşağıda anlatın. Mevlana’nın konumunu biliyorsunuz, gelenekçi İslam’ın konumunu da biliyorsunuz hepsini anlatın.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Fransa Başbakanı Manuel Valls, Brüksel’deki patlamanın ardından “savaştayız” ifadesini kullandı. “Avrupa savaş halinde. Son birkaç ayda Avrupa Birliği’nde savaş nedeni sayılabilecek olaylar yaşandı. Terör tehdidi seviyesi en yüksek seviyede kalacak.”

ADNAN OKTAR: Ama bunlar işte çözüm olmaz. Kuran’a dayalı İslam’ın savunulması gerekiyor. Yoksa felaket gittikçe büyüyerek bütün Avrupa’yı, dünyayı da sarar Allah esirgesin.

Evet, dinliyorum, iman hakikatleri anlatın dinleyeyim.

KARTAL GÖKTAN: Buz çiçeklerinin resimlerini göstermek ve haklarında biraz bilgi vermek istiyorum. Buz çiçekleri, sıcaklığın donma noktasının altına düştüğü anlarda uzun köklü bitkilerin veya ağaç kabuklarının üzerinde oluşmaya başlıyor.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey, o kadar çamurlu bir toprağın içinden pırıl pırıl tertemiz mis gibi kokan bir şeyin çıkması büyük mucize, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Mültecilere Yardım diye kitabım var onu hazırlıyorum, o baskıda yakında çıkacak. Bu mültecilerle ilgili bütün sorunları, konuları altyapısını anlatan bir kitap.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Gökkuşağı ağacının fotoğraflarını gösterecektim.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Bu ağacın gövdesi değişik renklerle boyanmış gibi olduğundan gökkuşağını andırıyor. Yetmiş metreye ulaşabiliyor boyu. Gövdesinin böyle boyanmış gibi gözükmesinin nedeni şöyle; ağacın gövdesi her yıl farklı zamanlarda soyulmaya başlıyor. Ağaç yer yer soyuldukça altından yeşil kabuk ortaya çıkıyor. Bu kabuk önce turuncuya, sonra mora, sonra da kahverengi renge bürünüyor ve ortaya böyle renkli bir ağaç gövdesi çıkıyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet anlatın bakalım ilminizden irfanınızdan bir istifade edelim.

İBRAHİM AKMUGAN: Bir Kuran mucizesinden bahsedeyim Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Anlat.

İBRAHİM AKMUGAN: Kuran’da dağların yeryüzündeki sarsıntıları önleyici özelliklerinden bahsediyor Allah. Bir ayette şeytandan Allah’a sığınırım; “Yeryüzünde, onları sarsmasın diye, sabit dağlar yarattık..” [Enbiya Suresi, 31] diye buyuruyor. Dağların yeryüzündeki sarsıntıları önleyici özelliği olduğu günümüz bilimi tarafından keşfedilmiş bilimsel jeolojik bir gerçektir. Fakat bu, Kuran’da 1400 sene öncesinden bildiriliyor. Bu da Kuran’ın Allah sözü olduğunu gösteren bir gerçek inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Başka irfan sahipleri dinliyorum.

GÖKALP BARLAN: Bir ayette Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyordu kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Döl yataklarında size dilediği gibi suret veren O'dur.” [Ali İmran Suresi, 6] Gerçekten de 1400 sene önce indirilmiş Kuran’ı Kerim. Oysa döl yatağındayken bizim şeklimizin, kafamızda kaç tane saç olacağına kadar, kaşımızın rengi, gözümüzün şekli, boyumuzun uzunluğu her şeyin bilgisinin DNA’da olduğu 1950 senesinde Francis ve James Watson tarafından bulundu. 1400 yıl önce haber verilmiş olması da Kuran’ın Allah sözü olduğunu gösteriyor inşaAllah.

OĞUZHAN SEVİNÇ: Hocam ben de bir iman hakikati anlamak istiyorum. Okyanusların diplerinde çamur tabakalarında yaşayan bakteri türleri var, bunlar metan gazı tüketiyorlar. Ve yılda üç yüz milyon ton metan gazı yaklaşık olarak tükettikleri bulunuyor 21. Yüzyılın başında.

ADNAN OKTAR: Ne kadar?

OĞUZHAN SEVİNÇ: Üç yüz milyon ton. Bu da bizim dünyaya verdiğimiz çöp gönderme, fosil yakıt gibi dışarı attığımız maddelerde yine üç yüz milyon ton kadar metan gazı atmosfere karışıyor ve tam dengeliyorlar birbirlerini. Ve bizim daha yeni 21. Yüzyılda bulduğumuz bu keşif yani araştırmaların sonucunda bizim için çalıştıklarını görüyoruz gözle göremediğimiz bu canlıların. Allah bizim emrimize yaratmış maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kim bilir ne şeker şeyler. Başka.

HAKAN KURTUL: Bir Kuran mucizesinden bahsedeyim Hocam ben de. Sirius Yıldızı’na dikkat çekiyor Allah Kuran ayetinde Necm Suresi’nde. Necm aynı zamanda yıldız demek. Bilim adamlarının 20. Yüzyılda keşfettiği iki takım yıldızdan oluşan Sirius Yıldızı var. Bu, iki takım yıldızdan oluşuyor ve gözle görülebilir bir yıldız parlaklığı nedeniyle. Bu yıldıza bilim adamları her 49.9 yılda bir birbirine yay şeklinde bir yörünge çizip yaklaştığından bahsediyorlar. Allah, 49. Ayette Necm Suresi “Doğrusu, 'Şi'ra (yıldızı)nın' Rabbi O'dur.” [Necm Suresi, 49] diye bildiriyor. 9. Ayette de “Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.” [Necm Suresi, 9] diye bildiriyor. Hem 9. Ayette geçiyor hem de 49. Ayette geçiyor. Bu iki rakam yıldızların bilim adamlarının da dediği gibi 49.9 yılda bir birbirine yaklaşma rakamını veriyor Kuran mucizesi olarak. Bir de 9. ayette nitekim ikisi arasındaki uzaklıktan bahsediyor. Yani yıldızların iki takım yıldız olduğuna işaret gösteriliyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ali sen bir şey mi anlatacaksın?

ALİ YÜCEL: Evet anlatabilirim.

ADNAN OKTAR: Anlat.

ALİ YÜCEL: Kuran mucizesinden bahsedeyim, evrenin genişlemesinden. 20. Yüzyılın sonlarına doğru evrenin durağan bir yapıya sahip olduğu görüşü hakimdi. 21. Yüzyılın başlarından itibaren evrenin sürekli genişlediğini tespit ediyor bilim adamları. Teleskopla gözlemlediklerine göre yıldızların ve galaksilerin sürekli birbirlerinden uzaklaştıklarını tespit ediyorlar. Bunu Allah 1400 yıl önce Kuran’da “Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz.” [Zariyat Suresi, 47] diye bildiriyor Allah ayette. Yine Kuran’ın Allah sözü olduğunun bir kanıtıdır bu.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bizim gençler ilim irfan deposu maşaAllah. Dinliyorum evet.

BÜLENT SEZGİN: Hermit yengeçlerinden bahsedeceğim. Minare yengeci türü. Dünyanın hemen hemen tüm denizlerinde yaşıyor. Korunmak için bir kabuğun içinde yaşamak zorundalar. Ancak salyangozlar gibi kendi kabuklarını kendileri yapamadıklarından boyutlarına uygun boş bir kabuk bulup onun içine giriyorlar.

ADNAN OKTAR: Ne şeker şeyler. Gecekonducu bunlar. MaşaAllah. Evet dinliyorum.

CAN DAĞTEKİN: Kutuplarda yaşayan balık türleri normalde çok soğuk olduğu için o vücut içlerindeki kan hiçbir zaman donmuyor. Çünkü kanlarının içinde antifriz glikoprotein adlı bir protein var. Bu protein kandaki sıvının kristalleşmesini engelliyor. Bu vesileyle hiçbir zaman donmuyorlar. Çok eksi düşük rakamlara kadar dayanabiliyorlar maşaAllah. Bir proteinin eksikliğinde dahi evrimcilerin söylediği gibi bu balık yaşayamıyor. Ama Allah hepsini bir anda yaratıyor maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

ERCÜMENT İNAL: Ben de trilobit canlısından bahsetmek istiyorum. Normalde günümüzde yaşamayan bir canlı, geçmişte yaşamış ve soyu tükenmiş bir canlı. Fakat bu canlının şöyle bir özelliği var, doğada göze sahip olan ilk canlı. Biliyorsunuz evrim teorisi her şeyin aşama aşama meydana geldiğini iddia eden bir teori fakat trilobite baktığımız zaman kendisinden önce doğada sadece bakteriler var ve virüsler var, gözü olmayan tek hücreli canlılar var. Fakat trilobit doğada ilk göze sahip olan canlı ve çok kompleks bir göz yapısına sahip bir canlı. Kayadan oluşuyor gözleri ve suyun altında yaşayan en net gören canlı inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bunlar çok sonra gelişti demişlerdi, canlıların aşama aşama. Bu en başta var. Evet.

SEMİH MERİÇ: Adnan Bey, ben de bir Kuran mucizesinden bahsedeceğim. Kuran’da Nahl Suresi var 16. Sure. Allah, bu Nahl Suresi’nde arılardan bahsediyor. Günümüz teknolojisiyle baktığımızda, arıları incelediğimizde arıların kromozom sayısının da 16 olduğunu görüyoruz ve Kuran’da buna işaret edildiğinden bahsediyor Allah. İşaret edildiğini görüyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Başka.

ERDEM ERTÜZÜN: İnsan vücudunda yüz trilyon hücre var. Yüz trilyon her birisinin içinde DNA var ve her DNA 3.1 milyar harfe sahip. Bu 3.1 milyar harf bir milyon ansiklopedi sayfasına eşit bir bilgi demek oluyor ve 3.1 milyar harfin her birinin doğru olması gerekiyor. İngiltere’de bir aile var, sadece bir harf yanlış olduğu için parmakları yarıya kadar uzuyor. Öyle bir bozukluk oluşuyor bütün ailede. Her harfin doğru dizilmiş olması lazım 3.1 milyar harfinden.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Allah, Meryem Suresi’nin 4. Ayetinde şeytandan Allah’a sığınırım Hz. Zekeriya (a.s)’ın bir duasını haber veriyor. “Demişti ki: "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım."” [Meryem Suresi, 4] Bu ayette geçen “gevşedi” ifadesi Arapça’da “vehene” kelimesiyle ifade ediliyor. Ve “gevşedi” “yetersiz düştü” anlamına geliyor. Günümüz teknolojisiyle kemik taramaları yeni yeni yapılmaya başlandı. 1890’da röntgen ışınları keşfedildi ve bu taramalar vesilesiyle de “kemik erimesi” diye bir hastalığın ortaya çıkışı ortaya kondu. Allah, bize 1400 yıl önce bu tıp bilgilerini destekleyen bir ilmi haber veriyor, işaret ediyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Evet, dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Allah ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım. İnsanın anne karnında üç karanlık içinde yaratıldığını bildiriyor, Adnan Bey. 21. Yüzyılda bilim adamlarının tespiti de anne karnında bebek üç aşamada gelişimini tamamlıyor. Pre-embriyonik evre, embriyonik evre ve fetal evre diye.

ADNAN OKTAR: Bilimin aynı dedikleri neyse Kuran’da var.

HAKAN KURTUL: Başka bir ayette de Hocam, “Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.” [Enbiya Suresi, 33] diye bildiriyor Kuran ayetinde Allah. Bizim güneş sistemimize baktığımız zaman dünyanın hızı, yönü güneşin hızı, yönü ayın hızı, yönü hepsinin belli bir yörüngede, belli bir hızda ilerlediğini görüyoruz. Hepsi insanın yaşaması için, güzel bir ortam oluşturması için özenle hazırlanmış şekilde. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bizim çocuklar maşaAllah ilmin, irfanın kalesi.

BÜLENT SEZGİN: Vesile oldunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

OĞUZHAN SEVİNÇ: Allah ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Yaratan hiç yaratmayan gibi midir?” diyor ayette.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

SEMİH MERİÇ: Hocam, biz yalnızca sizin yazdığınız eserleri anlatmaya çalışıyoruz. İnşaAllah, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

HAKAN BEY: Hocam sizin 300 kitabınız var ve halen de yazmaya devam ediyorsunuz. Dünyanın birçok yerinde, en ünlü gazetelerde, dergilerde her hafta makaleleriniz çıkıyor sizin.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu gidişle dokuz yüze kadar çıkar.

Bu hocaların yaptığı konuşmaların örnekleri var mı yine göstersek?

KARTAL GÖKTAN:  Dün yayınladığımız video vardı bende şu anda.

ADNAN OKTAR: Dün var. Başka yok mu?

KARTAL GÖKTAN:  Başka yeni yoktu.

ADNAN OKTAR: ‘Mültecilere Yardım’ diye kitabım var. Onu hazırlıyorum. O baskıda yakında çıkacak. Bu mültecilerle ilgili bütün sorunları, konuları, alt yapısını anlatan bir kitap.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Gökkuşağı ağacının fotoğraflarını gösterecektim.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Bu ağacın gövdesi değişik renklerle boyanmış gibi olduğundan gökkuşağını andırıyor. Yetmiş metreye ulaşabiliyor boyu. Gövdesinin böyle boyanmış gibi gözükmesinin nedeni şöyle; ağacın gövdesi her yıl farklı zamanlarda soyulmaya başlıyor. Ağaç yer yer soyuldukça altından yeşil kabuk ortaya çıkıyor. Bu kabuk önce turuncuya, sonra mora, sonra da kahverengi renge bürünüyor. Ve ortaya böyle renkli bir ağaç gövdesi çıkıyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Evet, dinliyorum.

ŞERİF SÜLEYMANİYELİ: Adnan Bey, ben de gezegenler hakkında bilgi verecektim, inşaAllah. Şimdi uzayda bir big bang patlamasından bahsediyorlar. Bu patlama normalde bilindiği üzere patlama olduğu zaman her şey dağınık bir şekilde saçılır ortalığa. Yalnız uzaydaki o patlamadan sonra gezegenler öyle bir şekilde yerleşiyor ki, her şey yerli yerince ve tam sistemli bir şekilde. Güneşteki bir çekim var, gezegenleri kendine çekiyor. Normalde gezegenlerin güneşe kendini çekip, güneşte patlamaları lazım. Yalnız Allah gezegenlere farklı bir özellik veriyor. Kendi etrafında dönerek bir merkezkaç kuvveti uyguluyor. Ve bu merkezkaç kuvveti güneşin kendine olan çekim gücüne direnç gösteriyor. Bu dönme hızı biraz daha yavaş olsa, gezegenler güneşin çekim gücüne karşı koyamayacak ve güneşe doğru çekilecek. Tam tersi, biraz daha hızlı olsa, güneşin çekim gücüne fazla etki yapmayacak, uzaya savrulacaktı. Bu da bize muhteşem düzeni gösteriyor. Allah ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir.” (Furkan Suresi, 2) diyor. İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak bu çok çok bilinmeyen bir şey.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Brüksel’de ifade özgürlüğü gerekçesiyle izin verilen terör örgütü PKK’nın çadırı artarda gelen saldırılara rağmen polis tarafından korunmaya devam ediyor. Ancak IŞİD Brüksel’in ortasında çadır kursa şehirde büyük olay çıkacağı ve buna asla izin verilmeyeceğini söyleyen pek çok insan bu durumu sosyal medyada ikiyüzlülük olarak değerlendiriyor.

ADNAN OKTAR: Ne dedi, dedi? Bir daha de bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Brüksel’de ifade özgürlüğü gerekçesiyle izin verilen terör örgütü PKK’nın çadırı artarda gelen saldırılara rağmen polis tarafından korunmaya devam ediliyor. Ancak IŞİD Brüksel’in ortasında çadır kursa şehirde büyük olay çıkacağı ve buna asla izin verilmeyeceğini söyleyen pek çok insan bu durumu sosyal medyada ikiyüzlülük olarak değerlendiriyor.

ADNAN OKTAR: Samimiyetsizlik çok berbat bir şekilde Avrupa’yı sarmış şekilde, birçok yerini. İnşaAllah düzelecek ama biraz vakit alacak tabii.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK’nın Kandil’deki liderlerinden Mustafa Karasu; “Galatasaray-Fenerbahçe maçının iptal edilmesinin bir oyun olduğunu iddia etti. Sanki IŞİD böyle bir eylem yapacakmış ve kendisi de IŞİD’in hedefiymiş gibi bir algı yaratmaya çalışmaktadır. Bu tamamen saray gladyosu tarafından hazırlanmış bir oyun ve planlanmış bir durumdur. IŞİD’in doğrudan AK Parti’yi hedefleyen böyle bir eylem planı yoktur ve olmamıştır.”

ADNAN OKTAR: Olmaz olur mu canım? IŞİD kitaplarında, yazılarında, dergilerinde hükümeti, Başbakanı, Cumhurbaşkanı’nı birinci dereceden hedef olarak gösteriyor. Bunlar ne kadar acayip adamlar. Ancak bir suikast yapılınca mı inanacaklar yani? Ne kadar çirkin bir vesvese ve şüphecilik.

Evet dinliyorum. İman hakikatlerini anlatmaya devam edin.

OĞUZHAN SEVİNÇ: Kutup ayıları hamile kaldıklarında veyahut çocuklarını doğurduklarında sadece yuva yapıyorlar. Ve yuvalarında çok mükemmel bir sistem geliştiriyorlar. Şöyle; yuvalarında odaları birden fazla oluyor ve bu odaları yuvalarının girişinden daha yüksek yerde oluyor ki sıcaklık dışarıya gitmesin, dışardaki soğuk da içeriye girmesin diye. Ve yuvanın tavanını da dışardaki karın kalınlığına göre 75 santimetreden 2 metreye kadar kalınlıkta yapıyorlar. Bunun nedeni de yine aynı şekilde içerde 3 derece sıcaklık oluyor, dışarda (-) eksi 30 derece varken. Burada görüyoruz ki kutup ayılarının mükemmel bir mimari bilgiye sahip olduğunu görüyoruz, tabii bu Allah’ın ilhamı ile oluyor, inşaAllah. Bir ayet de söyleyebilir miyim bununla ilgili?

ADNAN OKTAR: Evet.

OĞUZHAN SEVİNÇ: Şeytandan Allah’a sığınırım; “Şüphesiz müminler için göklerde ve yerde ayetler vardır. Kesin bilgiyle inanan kavim için yerlerde ve göklerde ayetler vardır.” İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, güzel.

TURGUT BEY: Adnan Bey biz gündüz vakti göğe baktığımızda tek bir parça gibi görünüyor. Ama Allah bununla ilgili ayette şeytandan Allah’a sığınırım; “Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir.” [Bakara Suresi, 29] Burada Allah yedi gök var diyor, yedi gök olarak yarattığını söylüyor ve bugünkü modern bilimle bilim insanları da aynı şekilde modern teknik yöntemlerle göğün bizim bildiğimiz atmosferin yedi parçadan oluştuğunu kanıtlayarak gösterdiler.

GÖKALP BARLAN: Allah yedi gök yaratıyor. Bunu başka bir ayette ise kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “(Allah) yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti.” [Fussilet Suresi, 12] Hepsinin bir vazifesi olduğunu söylüyor. Gerçekten de kademelerine baktığımızda hepsi insanın yaşaması için özel görevlendirilmiş şekilde inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

İBRAHİM AKMUGAN: Kuran’da Allah bitkilerinde çift yaratıldığını bildiriyor inşaAllah. Ayette şeytandan Allah’a sığınırım; “…ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik” [Hicr Suresi, 22] diye buyuruyor. 20. Yüzyıla kadar çift olarak bir tek insanların ve hayvanların olduğu zannediliyordu. Fakat Allah rüzgarların aşılayıcı özelliğinden bahsederken bitkilerin inşaAllah polenlerin birbirlerine aktarılarak bu şekilde çiftleştiklerini bildiriyor inşaAllah. Bir Kuran mucizesi olarak bildiriliyor. 

YASİN BEY: Ayrıca aynı ayette de şu manayı da çıkabiliriz Kuran mucizesi olarak. Ayetin devamında şeytandan Allah’a sığınırım; “Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık.” [Hicr Suresi, 22] bildiriyor Allah. Ve bilim 21. yüzyılda bunu buldu. Denizlerin üzerinde küçük toz taneleri oluyor ve dalgalarda oluşan bu aeroseller bu toz taneleriyle birleşip yukarıya doğru uçuyor ve bir süre sonra orada bulut oluşup yağmur oluyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Askere, polise, aslanlara bir mehter dinleteyim, siz sonra yine devam edersiniz.

-MEHTER MARŞI-

ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm Avrupa ve dünya gelenekçi İslam’ın ne olduğunu anlamaya başladı ve bu önümüzdeki günlerde, aylarda bu tırmanışa geçecek. İslam’la bir barışma veyahut mesele anlama noktasına doğru gelmeye gidecekler inşaAllah. Meseleyi anlarsalar doğrusu Kuran’ın yeterliliğidir.

Evet, iman hakikati dinlemeye devam ediyoruz, buyurun.

MUHAMMET KÜRŞAT: Allah insanda mükemmel bir savunma sistemi yaratmış. Bakteri ya da bir virüs girdiğinde vücudumuza savunma sistemindeki hücreler onun bilgisini alıyor, onu çözüyor etkisiz hale getiriyor. Ve başka hücrelere veriyor bu bilgiyi. Diğer hücrelerde ona göre antikor üretiyorlar ve onu tam yok edecek şekilde onu etkisiz hale getiriyorlar.

ADNAN OKTAR: Bu Allah’ın insana sunduğu bir nimet ve müthiş bir harika. Öbür türlü kimse kalmazdı. Evet dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Evrim teorisini savunanlar canlıların bencil olduklarını iddia ediyorlar. Halbuki canlılara baktığımızda büyük bir fedakarlık görüyoruz. Mesela penguenler buna örnek. Anne penguen yumurtlama dönemindeyken, baba penguen beslenmeye çıkıyor ve yemek topluyor, onları da ağzında biriktiriyor özel kursağında. Daha sonra döndüğünde yavru yumurtayı devir alıyor ve altı ay boyunca yumurtayı buzun üzerinde ayaklarının üzerinde tutuyor baba penguen, o sırada anne beslenmeye gidiyor.

ADNAN OKTAR: Ne kadar tutuyor?

ERDEM ERTÜZÜN: Altı ay boyunca.

ADNAN OKTAR: Buzun üstünde, ayaklarının üstünde. Bu Allah’ın varlığının için tek bir delil olarak bile yeter.

ERDEM ERTÜZÜN: Yavru çıktıktan sonra da ağzında biriktirdiği yemekleri, daha önce topladıklarını yavruya veriyor. O sırada da anne beslenmeye gidiyor.    

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

HAKAN KURTUL: Ben de bir Kuran mucizesinden bahsetmek istiyorum Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

HAKAN KURTUL: Kuran’da bir ayette sineğe dikkat çekiyor. Şeytandan Allaha sığınırım. “Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.” (Hac Suresi, 73) Sineği incelediğimiz zaman saniyede beş yüz kere kanat çırpma özelliğine sahip ve sekiz bin mercekten oluşan gözleri var.

ADNAN OKTAR: Sekiz bin mercekten oluşuyor gözü. Saniyede beş yüz kere de kanat çırpıyor.

HAKAN KURTUL: Bu bir araçla kıyaslandığında yüz kırk bin motor gücüne sahip oluyor. Sinek, İstanbul-Ankara yolunu sadece altı dakikada gidip gelebilir bu kanatlarının sayesinde.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Akıl almaz bir hız maşaAllah.  

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, cinsiyet hormonları bildiğimiz gibi erkeklerde testosteron, bayanlarda östrojen ve progesteron. Bu hormonların salgılanma mekanizmasını incelediğimizde çok büyük bir yaratılış mucizesine şahitlik ediyoruz. Yaklaşık on beş sene boyunca hareketsiz duran organlara bir anda emir geliyor, hipotalamus ve hipofiz bezi vesilesiyle. Ve bu organlar bir anda bu hormonları salgılamaya başlıyorlar Allah’ın dilemesiyle. Ve bu alanlar bir anda bu hormonları salgılamaya başlıyorlar Allah’ın dilemesiyle ve hormonlar aynı moleküler yapıya sahip olmalarına rağmen erkekte ve bayanda farklı etkilere sebebiyet veriyorlar. Ve bu zamanlamayı bir küçücük et parçası nereden bilebilir bu zamanın geldiğini? Ve erkekte nasıl bir etki oluşturacağını, bayanda nasıl bir etki oluşturacağını, şüphesiz Allah’ın ilhamı.    

ADNAN OKTAR: Hayret mesela erkekte genişler, genişliyor omuzlar, kalça daralıyor, kaslar güçleniyor. Kadında kalça genişleniyor, göğüsleri büyümeye başlıyor. Akıl almaz farklı bir etki mekanizması var iki hormonun.

KARTAL GÖKTAN: Gül resimleri gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet. Aman ne şekermiş, ne tatlıymış bunlar. Kıtır kıtır yerim ben bunları. MaşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz dokuz numara oldu Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Görürsem inanırım. Güzel.

Evet, iman hakikatleri dinliyorum.

CAN DAĞTEKİN: İnşaAllah Hocam. İnsanın yaşamını devam ettirebilmesi için kandaki sıvı oranının sürekli denge halinde olması gerekiyor. Hipotalamus hücreleri de kandaki sıvı oranını sürekli azaldığını, çoğaldığını her an kontrol ediyor. Azalması durumunda hipotalamus hücresi hemen bir mesaj gönderiyor vazopresin adlı hormon, hipofiz bezine. Hipofiz bezi bu mesajı alıyor kandaki sıvı oranı düştüğünü anlıyor ve vazopresin isimli bir hormon salgılıyor kana. Kan akışıyla böbreklere kadar gidiyor hiç şaşmadan, sapmadan. Böbreklere ulaşınca orada aynı anahtar kilit sistemi gibi bir sistem var. Vazopresin hormonu böbreklere ulaşıyor, oradaki yerine bağlanıyor. Bu vesileyle idrardaki su moleküllerini topla mesajı alıyor ve idrardaki atık olan su molekülleri vücuda geri kazandırılarak vücuttaki su oranını dengelenmiş oluyor maşaAllah.   

ADNAN OKTAR: Çok karmaşık ince bir mekanizma. Evet, dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Evrim teorisini iddia edenler, canlıların ilk başta ilkel olduğunu iddia ediyorlar. Ancak baktığımızda ilk canlı fosiline 3.1 milyar yıl yaşında siyonobakteri fosilini görüyoruz. Bu bakteri de fotosentez yapabiliyor o dönemde. Şu an biz fotosentez halen laboratuvarda taklit edemediğimiz bir yapı.

BÜLENT SEZGİN: Nasıl çalıştığını dahi keşfedememiş bilim dünyası.

ADNAN OKTAR: Daha sistemini bile bulamadılar ne olduğunu bile bilmiyorlar.

OĞUZHAN SEVİNÇ: Baykuşların kulaklarının birini göz çevresinin üzerinde, diğerinin aşağısında olması sayesinde sesin geldiği yere dikey düzlemde baykuşlar ayırt edebiliyorlar Adnan Bey. Bu baykuşun asimetrik kulakları sayesinde bin evral yani iki kulaklı duymasını sağlıyor. Yani sağ, sol, yukarı ve aşağı yön tespitleri baykuşun beyninde birleştiriliyor ve ses kaynağının bulunduğu yerin zihinsel görüntüsü oluşturuluyor maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Maldivlerde, Vato Adası’nda ışıklı kumsal görüntüsü oluşuyor Adnan Bey. Resimleri de var. Işıklı planktonlar buna vesile oluyorlar. Bu neon mavi rengi ışıklı planktonlar veriyor.

ADNAN OKTAR: Bu gece çekilmiş bir görüntü. Deniz böyle pırıl pırıl ışıklı.

KARTAL GÖKTAN: Bu canlıların içinde elektrik üretmelerini sağlayan teknolojik bir yapı saklı. Rahatsız edildiklerinde bu minik canlılar koca bir sahili bu şekilde aydınlatıyorlar.

ADNAN OKTAR: Ama rahatsız edilmeleri gerekiyor önce. Bir anda yanıyor lamba gibi, maşaAllah. 

CAN DAĞTEKİN: Hocam, bu soğuk ışık teknolojisini bilim adamaları günümüzde yapmaya çalışıyor. Şu an kendi evlerimizde, iş yerlerimizde kullandığımız ampullerin hepsi yüzde 90 ısı veriyor hemen hemen ya da yüzde 70 ısı veriyor. Geri kalanı ışık olarak bize geliyor. Ama bu canlıların hepsinde mesela ateş böceklerinde yüzde yüz soğuk ışık veriyor. Yüzde yüz ışık veriyor, hiç ısı vermeden bununla karın bölgesinde lusiferin ve lusiferas adlı kimyasal madde var, oksijen de eklenerek ışığa dönüşüyor. Çiftleşme dönemlerinde daha çok kullanıyorlar bunları maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Böceklerden kavanoza dolduralım. Biraz bakalım onlara. Ama kısa tutmak lazım tabii.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yakın çekim kelebek görüntüleri vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet bakayım. Ne süslü, ne şeker bunlar böyle. Bunları cennet kuzusu gibi yaratıyor Allah böyle maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Her iki kanadında da aynı desenlerin olması, maşaAllah çok büyük mucize.

ADNAN OKTAR: Evet Cenab-ı Allah simetriyi çok mükemmel yaratıyor bunlarda. Ne varsa o kanadında öbür kanadında da o var. Titizlikle var hepsinde.

BÜLENT SEZGİN: Siz bahsetmiştiniz canlılar bu kendi desenlerinden haberleri dahi yok nasıl güzel gözüktüklerinden.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mükemmel maşaAllah hepsi. Evet dinliyorum.

HAKAN KURTUL: Bir iman hakikati anlatabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

HAKAN KURTUL: Lipaz metabolizmasından bahsedeceğim. Karaciğerimizin beş yüz farklı görevlerinden birisi de safra üretmek. Bu safra, safra kesesine doluyor. Safra kesesi bizim yemek yemediğimizi anlayıp safra kesesine dolduruyor bunu ve on iki parmak bağırsağında yediğimiz yağlı yiyecekleri bu on iki parmak bağırsağındaki hücreler kana konistikonin adlı bir hormon salgılayıp safraya haber veriyor. Yağlı bir yiyecek geldi. Bunu eritmemiz gerektiğini safraya söylüyor. Safra hemen dolduğu yerden çıkıp yağlı yiyeceğin olduğu bölgeye geliyor. Ve onu eritmeye başlıyor. Pankreas onu eritemeyeceğini bildiği için bir enzim gerekiyor. Bu da lipaz enzimi. Pankreasın da lipaz enzimi üretmesi gerekiyor ve hepsinin aynı yerde doğru zamanda bu hormonları üretmesi gerekiyor. Pankreas da ürettiği lipaz enzimiyle yağ emilimi oluyor. Ve yağı eritip insan vücudu yağdan verimli şekilde enerji almamız sağlanıyor.

ADNAN OKTAR: Nefes kesici bir şey. Sırf bununla bile bir insan iman eder. Eğer iradesi, aklı varsa. Samimi düşünüyorsa, dürüst yaklaşıyorsa iman etmesi gerekir.

Hadislerde belirtildiği gibi olaylar önümüzdeki günlerde daha da artacak. Devam edecek. Artacak dedim, değil mi? Aynısı bak. “Sen nereden biliyorsun?” diyorlar. “Müneccim misin?” Hadislerden bakıp söylüyorum. Daha da artacak. Ne zaman kadar? Hz. Mehdi (a.s) zuhur edene kadar. Dur durak bilmez. Sürekli devam edecek.

SEMİH MERİÇ: Tam bir yerde bitti derken bir diğeri çıkacağından bahsediyor.

ADNAN OKTAR: Mümkün değil. Yani Mehdiyet’le ve İsa Mesih’le sonuçlanacak. Dünya eğlence yeri değil. İmtihan yeri yani bunu bilecekler. Peygamber (s.a.v.) yalan söylemiyor. Doğru söylüyor. Allah vadinden dönmez. Oyun değil bu. Bir gerçek.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Üzüm resimleri var çok güzel Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyuruyor. Şeytandan Allah’a sığınırım, Rad Suresi 4. Ayette. “Yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır; ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına üstün kılıyoruz. Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” (Rad Suresi 4)

ADNAN OKTAR: Dinliyorum, bir iman hakikati daha dinleyeyim.

ERCÜMENT İNAL: Demir elementiyle ilgili bir Kuran mucizesi anlatmak istiyorum. Demir elementi yıldızlarda oluşan bir element. Fakat oluşacak olan yıldızın çok yüksek sıcaklıklara sahip olması gerekiyor. Örneğin güneşimizin çekirdeği yaklaşık dört milyon derece olmasına rağmen demir burada oluşmuyor. Çünkü demirin oluşması için yüz milyonlarca derecelik bir sıcaklığa ihtiyaç var. Evrende süpernova adı verilen yıldızlar bu sıcaklığa sahip oluyor. Süpernovalar da bu sıcaklık etkisini yavaş yavaş demir oluşurken artık belli bir seviyeden sonra yıldız içindeki demiri taşıyamayacak hale geliyor ve patlıyor. Ve böylece uzaya demir yayılmış oluyor. Dünyamızda da uzaydan gelen bu demir inşaAllah bulunuyor. Aslında dünyamızda üretilmiyor inşaAllah demir. Dışarıdan geliyor. Uzaydan geliyor. Rabbimiz de demiri inşaAllah “demiri biz indirdik” diyor Kuran’ı kerimde. Bu da inşaAllah bir Kuran mucizesi.

ADNAN OKTAR: Hakikaten çok büyük mucize o.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Eski Pentagon yetkilisi Michelle Robin imzasıyla yayınlanan makalede Türkiye’de darbe olması durumunda Amerika’nın darbe yönetimiyle çalışmaya devam edeceği anlatıldı. Sayın Erdoğan’ın Muhammed Mursi gibi bir sempatide yaratamayacağını söyleyen Robin, Mursi devrildiğinde onun demokrasiye olan bağlılığının hala bir tartışma konusu olduğunu ancak Erdoğan için böyle bir şeyin söz konusu olamayacağı kaydediliyor.

ADNAN OKTAR: Ne kötü düşünceler. Ordu bir kere darbe yapmaz. Ordu bayağı aklı başında. Darbelik ne var ayrıca? Hükümet bayağı başarılı gidiyor. Ne yapıyor yani hükümet? Çok samimiyetsiz izahlar. Demokrasiyle halledemeyince böyle samimiyetsiz yollar arıyorlar. Size kimse öyle bir şeye müsaade etmez. Yemek yememiş kedi kendisini ciğerci dükkânında zannedermiş, hayal edermiş. Öyle ordu garip şeylerin içine girmez. Yanlış yollara girmez.

Hilal Sevinç; “Hocam şuan yurtta arkadaşlarla birlikteyiz. Burası bayağı kalabalık” diyor. Herkes sizi çok seviyor. Kitaplarınızı okuyoruz ve aydınlanıyoruz.” Hilal.

Demet; “İslam’ın ırkçılığa bakışı nasıldır? İslam ırkçılığı reddeder.

KARTAL GÖKTAN: Arkadaşlarımızın balkon kapısının teline bir kelebek konmuş Adnan Bey bugün. Bunun kısa bir videosu var.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Kurumuş yaprak gibi kanatları.

ADNAN OKTAR: Severim ben onu hakikaten yaprağı çok andırıyor. Misafir gelmiş. Yaklaştırsana biraz. Hakikaten hayret kurumuş yaprağa ne kadar çok benziyor.  Yani bir hayvanın bunu ayırt etmesi mümkün değil.

Mehdiyet süratle ortaya çıkacak. Olayların süratlenmesi onu gösteriyor. Müthiş bir tırmanış olacağı anlaşılıyor. Gerçek Kuran’ın kıymeti anlaşılacak. Gelenekçi İslam’ın da korkunç yüzü ortaya çıkmış olacak. Herkes İslam’ın kıymetini o zaman anlamış olacak. İslam’a bir suikast yapıldı. Oyun oynandı. İslam kirletildi, üstü. O kiri kenara atacağız. İslam’ın özü ortaya çıkacak. Kirli perdeyle kapattılar yani İslam’ın üstünü.

Bu Dimitris Bibikos’un bir resmi daha var burada. Aman aman aman çok dikkatli olsunlar bu kişiye karşı. Yani tarzını bilmem anlatabildim mi yani kafa yapısı. Rumi, elinde şarap şişesiyle İslam’ı anlatacağım size diye geziniyor. Çok dikkat edin.

Evet dinliyorum. Yani iman hakikatleri anlatın.

ERDEM ERTÜZÜN: Evrim teorisini savunanlar mutasyonların canlıları geliştirici gücü olduğunu iddia ediyorlar. Halbuki mutasyonlara baktığımızda her zaman canlıya zarar veriyor. DNA üzerinde etkisi ya çarptığı yeri alıp koparıyor tamamen. Ki bu bilgi eksilmesi demek.  Ya da isabet ettiği yeri alıp rastgele bir yere aynı harfleri kopyalıyor. Bu da bilgiyi karıştırmak demek. 60 yıl boyunca meyve sinekleri yetiştirdiler. Gordon Taylor şöyle söylüyor; “Tek bir enzimin bile ortaya çıkışını gözlemleyemedik. Ya öldüler ya sakat kaldılar ya da kısır kaldılar” diyor.

ADNAN OKTAR: Yani atışmış Darwinizm. Nereden baksak deliller Darwinizm’in aleyhinde. Evet.

OĞUZHAN SEVİNÇ: Vücudumuzda tüm organların ve kasların oksijen ihtiyacı vardır. Bunu da sağlayan iki molekül var. Kaslara miyoglobin normal organlarımızaysa hemoglobin molekülü oksit taşıyor. Bunun nedeni çünkü hemoglobin molekülü 4 tane oksijen atomunu birbirine bağlayarak gerekli yerlere taşıyabiliyor. Mioglobin de kaslara az oksijen gitmesi gerektiği için tek oksijen molekülünü kendisine bağlayarak o şekilde gidiyor. Şimdi evrimcilerin iddia ettiği gibi deneme yanılma yönetimine asla bir fırsat yok. Çünkü eğer tam tersi olursa tek oksijen molekülü miyoglobin yani diğer organlara gitse diğer organlarımız gerektiği kadar oksijen alamayacaklardı ve böylelikle iflas edeceklerdi. Aynı şekilde hemoglobin de kaslara gitseydi fazla oksijenden dolayı kaslarımız yanacaktı. Ve bu dediğim olay her seferinde tam düzenli bir şekilde gerçekleşiyor ve karanlık bir ortamda oluyor. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bir tanesi bile defalarca iman etmek için yeterli.

Önümüzdeki yıllar, aylar içinde çok büyük olaylar olmaya devam edecek. Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğiz. Hz. İsa Mesih’i göreceğiz. İttihad-ı İslam’ı göreceğiz. İslam’ın üstüne bir çul örttüler çul, kirli. O pisliği görüyor insanlar şuan. Onu kaldıracağız. Şeytan örttü biz de kaldıracağız. Gerçek İslam ortaya çıkacak. Bak bütün dünyaya kan kusturuyor sahte İslam. Gerçek İslam sevgi sunacak, merhamet sunacak.

Birde her şeyi Tayyip Hoca’nın üzerine yıkmaya kalkıyorlar bu artık ahlaksızlık, terbiyesizlik, vicdansızlık. Gökten taş düşse o yaptı diyorlar. Bu kadar anormallik olmaz artık. Çok vicdansızca yaklaşıyorlar. Çok samimiyetsiz bir tavır. IŞİD Tayyip Hoca’ya şiddetle karşı gayet iyi bildiğim bir konu.

Evet, dinliyorum.

CAN DAĞTEKİN: Hocam Allah her canlıyı bulunduğu ortama en uygun şekildeki özelliklerle donatıyor. Koala da bunlardan bir tanesi. Çok sevimli bir hayvan. Avustralya’da yaşıyor, okaliptüs ağaçlarında okaliptüs ağaçlarından başka bir yerde yaşayamıyorlar. Çünkü yeme ihtiyaçlarını içme ihtiyaçlarını okaliptüs ağacının yapraklarından karşılıyor. Buradaki uyum, okaliptüs ağaçları çok zehirli. Diğer canlılar yediğinde zararlı etkileri olabiliyor. Ama koalanın karaciğeri tam bir biyokimyasal fabrika. Bu zehir etkisiz hale getirerek yaşamını devam ettiriyor. Avusturalya aborjinlerinin dilinde su içmeyen anlamına geliyor koala aynı zamanda. Gerçekten de su içmiyor. Okaliptüs ağacının yapraklarındaki su moleküllerinden su ihtiyacını gideriyor. Birde vücut yapısını sadece okaliptüs ağacında yaşayacak şekilde Allah yaratmış.

ADNAN OKTAR: Ne şekermiş o öyle.

KARTAL GÖKTAN: Birkaç koala resmi gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Yerim ben bunları. Kulaklarını falan da ısırırım. Özellikle şu yavru falan.

CAN DAĞTEKİN: Günün on sekiz saatlerini uyuyarak geçiriyorlar.

ADNAN OKTAR: Annesinin sırtındaki hali çok güzel.

Evet, dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Adnan Bey, insan vücudundaki damar uzunluğu 120 bin kilometre. Dünyanın etrafını üç kere dönecek kadar bir uzunluğa sahip. Ve bu uzunlukta herhangi bir delik olduğunda, olduğunda, çatlak olduğunda ilgili proteinler giderek orayı mutlaka kapıyorlar. 120 bin kilometre uzunluğunda bir asfalt düşünelim. Ve o asfaltta bir çukur olduğunda veya bir hasar olduğunda belediyenin hemen gidip müdahale ettiğini dakikalar içerisinde bu imkânsız. Ama bu vücudumuzda oluyor. Olmasaydı ölürdük zaten.

ADNAN OKTAR: Her şey harika. Bir tane, iki tane, on tane falan değil. Evet.

EBRU ALTAN: Adnan Bey kelebek resimleri göstermiştik biraz önce. Orada da aslında evrimi çürüten çok önemli bir mucize var. Metamorfoz geçirirken koza haline geldiğinde tamamen sıvı hale geliyor o tırtıl. Daha sonra onun içinden bütün vücut planları değişmiş, sindirim sistemi bütün vücut sistemleri değişmiş şekilde yepyeni ve mükemmel şekilde uçan muhteşem güzellikte bir canlı meydana geliyor. O da evrimi çürüten en önemli delillerden biri. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Yeni kelebek fotoğrafları vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bak simetriyi görüyor musun? Orada ne varsa orada da var. Her şeyi eşit. Allah simetriyi yaratıyor ama her şeyde. Mesela hayvan için hiçbir ihtiyaç değil bu. Mükemmel bir simetri oluyor.

Evet dinliyorum ben sizi. Güzel iman hakikatleri anlatıyorsunuz.

MUHAMMED KÜRŞAT: Adnan Bey, akciğerlerimizde milyonlarca alveol bulunuyor. Bunlar küçük baloncuklara benziyor. Biz her nefes aldığımızda bu alveollerin için havayla doluyor. Alveollerin içinde sıvı molekül var. Su birbirini çeken bir kuvvete sahip. Normalde çok zorlanmamız lazım hava alırken ama bilim adamları araştırıyorlar ve bakıyorlar ki tip2 denilen bir hücre keşfediyorlar. Bu hücre de sürfaktan denilen bir molekül üretiyor. Bu sürfaktan molekülü de bu su molekülünün çekim kuvvetini etkisiz hale getiriyor. Ve böylelikle kolayca nefes alabiliyoruz.

ADNAN OKTAR: Bak bu da büyük bir iman hakikati, çok şaşırtıcı bir olay.

Evet dinliyorum.

CAN DAĞTEKİN: Bal kavanozu karıncaları var Adnan Bey. Kurak bölgelerde yaşıyorlar genellikle. Kurak bölgelere yağmur yağdığında o bölgedeki bitkilerdeki nektarı topluyor. Ama normal bir toplama değil bu. Ufacık karınca bir nohut tanesi kadar boyuta gelebiliyor. Daha sonra yuvasına döndüğünde diğer karıncaları kendine asarak besliyor. İçindeki nektar bittiğinde eski haline mükemmel bir şekilde geri dönüyor. Bir insanla kıyaslama yaptığımızda, bir insan en fazla iki üç tabak yemek yiyebilir. Daha sonra tansiyonu çıkar ya da fenalaşmaya başlar. Ama kilo aldığında kiloyu hemen direkt veremiyor. Bir hamile kadını düşündüğümüzde doğum yaptıktan sonra karın bölgesinde olan çatlakları yine spor yaparak düzeltmek zorunda kalıyor.

ADNAN OKTAR: Düzelmez sporla nerede düzelmiş? O teselli. Doğumda kadında akıl almaz tahribat olur bağ dokusu gevşer, burun büyür, ağız büyür, karın bozulur ve karında çok güçlü çatlaklar oluşur. Sporla gitmez o çatlak. Derin ameliyat yarası tarzında hem bacaklarında hem de karnında derin izler kalır. Böyle bir şey olmaz. Birçok dokusu ciddi şekilde bozulur. Kadın çocuğu doğurur, kadın yeni bir hayata vesile olmuş olur ama adeta kendini manen de öldürmüş olur. Ağır tahribat yapar doğum öyle kolay bir şey değildir.

CAN DAĞTEKİN: Aldığı kiloları kolay veremez. Karıncaya da bu tarz kıyaslama yaptığımızda Allah yaratma sanatını gösteriyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Cafer Kocaman, Cafer bir süre sonra İslam'ın özü bayağı berrak şekilde ortaya çıkacak acele etme. Bağnazlıkla insanlar yaşayamazlar. Genç kızları da, genç delikanlıları da, yaşlıları da bağnaz yetiştirdiler. Modern güzel yaşamak, sevinçli yaşamak, estetik içerisinde, kaliteli yaşamak onlara zor geliyor, garip geliyor, şaşırtıcı geliyor. Bunları aşacaklar. Her şey düzelecek. Acele etmezseniz göreceksiniz. Bağnazlık karanlık bir fikirdir. İnsanı boğar. Orada mecbur zanneder insan yaşamaya. Sonra aydınlığı görünce gözü kamaşıyor. Ben bu aydınlıkta yaşayamam diyor. Yaşar, alışır. Yavaş yavaş gözü o aydınlığa alışacaktır.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim devam edelim.  

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu?

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü