Harun Yahya

Sohbetler (7 Nisan 2016; 09:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: “Hocam, kiminle konuşsam çok morali bozuk. Uğradıkları haksızlıklar, insanların tavırları, ülkemizde yaşananlar, herkes aynı olumsuzluktan bahsediyor beni de etkiliyor. Hocam, sizin programınızı bir açıyorum bambaşka dünyaya giriyorum, bambaşka bir boyuta giriyorum, bakış açım değişiyor, içim açılıyor, kalbime rahatlık geliyor. Sizden gelen pozitif elektrik beni sarıyor” diyor. Mürüvvet, maşaAllah.

MaşaAllah, Osman’lar, Ali’ler, Ahmet’ler, Mehmet’ler maşaAllah hepsine Cenab-ı Allah koruma versin. Meleklerle korusun Cenab-ı Allah. Kahpe düşmanı da Allah rezil-kepaze etsin, perişan etsin.

“Barışın yolu sevgi” etiketimiz.

İşte tabii ki asker, sırf PKK’lı olsa Nusaybin şu bu falan on saat bile sürmez, altı-yedi saat bile sürmez anında bitirirler. Ama sivillere zarar gelmesin diye çok özen gösteriyorlar. Bu kadar niye uzatsın? Dantel örer gibi böyle adeta, inci dizer gibi teker teker özenle hareket ediyorlar. Yoksa silindir gibi ezer-geçer. Bir yüklense darmadağın olur, kaçacak delik ararlar.

Askerimiz polisimiz biraz sabırlı olsun kısa bir süre sonra bir aya kalmaz bayağı ferahlarız. Ortalık hallolur yani, inşaAllah. Çok büyük sevap kazanıyorlar. Atalar zaten bu emekle bu şehadetle burayı bize vermişler. Bu vatanı biz böyle kazandık. Onun için şehadetin yolu mübarektir. Gönüllerinde bir fütur, ıstırap, sıkıntı olmasın doğru yoldalar. Mühim olan ahiret, dünya iki günlük. Öyle de olsa böyle de olsa ahirete gideceğiz. Kalsak ne yapacağız? Kalan ne yapıyor, değil mi? Giden kurtulur kalan zor, kalanın işi zor. Giden kurtulmuş oluyor cennete gidiyor Allah’ın izniyle.

Bizim atalarımız asla yılmadı, asla bıkmadılar. Hatta hep daha ileri daha ileri daha ileri. Mesela geldiler Anadolu’ya Anadolu’dan girdiler Rumeli’ye, Rumeli’den geçtiler ileri ta Viyana kapılarına kadar. Fütur olmaz. Ta İspanya’ya kadar geldi Müslümanlar, değil mi? Fütur olmaz. Ama bu ağlayanlar şunlar bunlar çok büyük zarar veriyor. Yapmayın etmeyin diyoruz dinlemiyorlar. “Şu bando işinden vazgeçin” dedim yine zıngır zıngır bando çalıyorlar. Cenaze marşı, kardeşim ne yapıyorsunuz? Cenaze mi götürüyorsunuz şehit götürüyorsun sen. Davulla mavulla falan ne yapıyorsunuz? Nereden çıktı bu adet? Bunu yapmasınlar, aileler de rica etsin buna müsaade etmeyelim. Tekbirle, tehlille yeri göğü inleteceğiz. Böyle şey olmaz. Durup durup aynı, işte çocukları ağlatmak. Çocuğu niye götürüyorsun cenazeye, çocuğu niye götürüyorsun, değil mi? Hanımlar da acı çekeceği belli, ıstırap çekeceği belli. Ayrı bir yerde tutulsunlar, değil mi? Beyler olsun daha çok önde. Hanımlara o acıyı tattırmanın bir alemi yok, sıkıntı vermenin alemi yok. Aslında mesela bilen hanımlar öyle bir şey yapmıyor ağlamıyor, göğsü dimdik oluyor “yine olsa yine yaparız Allah’ın izniyle” diyor. Ama bazıları bilgisi olmadığı için ağlıyor. O yüzden hanımları ön plana getirip ağlatmak, baygınlık geçirttirmek falan bunlar PKK’nın işine yarar. Bunları yapmayalım. Spikerler falan da ballandıra ballandıra işte “acı düştü, acı yürekleri parçaladı, acı kalpleri parçaladı, bu acıya yürek mi dayanır?…” Ne yapıyorsun sen ne yapıyorsun? Ataların verdiği canla, şehadetle bu memleketi kazandın sen. Bu nasıl bir üslup? Bu nasıl bir mantık?

Ankara’nın her yerine Diyanet’in astırdığı “Gelin Birlik Olalım” afişleri asılmış. Benim “Gelin Birlik Olalım” kitabından esinlenip yaptılar çok güzel. “Gelin Birlik Olalım” kitabı ünlü biliyorsunuz. İyi yapmış, Diyanet İşleri Başkanı iyi gidiyor. Tabii, koskoca teşkilat, bunu bu konuda kullanmayacaksa nerede kullanacak? Şevkle azimle her yerde Diyanet’in imkanları kullansın Diyanet İşleri Başkanı. Biz de o konuda ona yardımcı olalım. Yani fikir götürelim.

İşte “evlenecektim...” Kardeşim, evlenme mi önemli vatanın kurtuluşu mu önemli? Habire “evlenecektim evlenecektim.” “Tam evlenecekken” diyor bilmem ne. Bak, hayat memat meselesi. Yani Türklerin burada Anadolu’da kalıp kalmaması savaşı veriliyor. İngiliz derin devleti “burada Türk bırakmayacağız” diyor. “Tük milletinden kimseyi bırakmayacağız” diyor. Sen bunu anla.

Evet, dinliyorum.

Hz. İsa Mesih (a.s) ümmet olarak gelecek ümmet. Peygamberlik onun makamı. Ümmetten bir Müslüman olarak gelecek.

Coşkun tekbir getirsinler “Allahu Ekber Allahu Ekber” güzel o. Onu bir kere söylesinler ama biraz hüznü çağrıştırıyor. Ama birisi mesela “tekbir” diyecek “Allahu Ekber” bağıracaklar “tekbir...” O çok hareketli, bu bir mücahit ruhunu vurgular, bir cehd ruhunu vurgular. Öbüründe biraz hafif hüzün var. Bir kere söylenebilir ama asıl hareketli tekbir güzeldir. Daha iyi olur ortam açısından. Hepsi güzel ama hareketli tekbir ortam açısından faydalı, kalpleri daha çok açar, aklı ruhu daha çok açar, cesareti daha artırır, inşaAllah.

Barış derken dünya barışını kastediyoruz herkesi ilgilendiren, Mehdiyet barışını kastediyoruz. Yoksa itlere oturup hani gelin sizlerle masaya oturalım falan anlamında değil. Direkt def edeceğiz gidecekler, bitti. Ne söylediysek diğer konularda dikkat ederseniz gelişmeler o yönde oluyor. Vatandaşlıktan çıkarılsın dedim bir ay önce, iki ay önce bak o da hükümetin programına girdi.

Fikret ne anlatmak istiyorsun?

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Anlat dinleyeyim.

KARTAL GÖKTAN: Önceki gün Ataşehir İçerenköy Mahallesi’nde kardeşlerimiz bin adet Mehdiyet ve bin adet de PKK’ya çözüm broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah. O biri binlerce kişi demektir.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz Osmaniye’de 250 adet kitabınızı dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Mübarek yer mübarek yer çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Ve ardından toplanıp Kuran okuyup sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Osmaniye aslan yatağıdır. Ne güzel olmuş.

KARTAL GÖKTAN: 27 Mart Pazar günü Adıyaman ve Kahramanmaraş’ta çok sayıda eserinizi halkımıza hediye etmiş kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Çok güzel çok, yeri de güzel, zamanı da iyi olmuş.

KARTAL GÖKTAN: İnegöl’deki kardeşlerimiz 25 Mart’ta ev sohbetinde bir araya gelerek Üstad Bediüzzaman’ın “Sözler” kitabından ve sizin “İmtihanın Sırrı” kitabınızdan bölümler okumuşlar. 

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz Salı günü Zonguldak Ereğli’de 56 adet Harun Yahya eseri dağıtılmış. İzmir’den kardeşlerimiz farklı günlerde Güzelbahçe, Basmane Gar, Narlıdere ve Yeşilova Atatürk Parkı’nda 30 adet kitabınızı ve 750 adet PKK’ya kesin çözüm broşürü dağıtmışlar. Uşak’ta “Karanlık Tehlike Bağnazlık” kitabınız ve diğer eserlerinizden 200 adet halkımıza hediye edilmiş. Önceki gün İstanbul Sultangazi Cumhuriyet Mahallesi’nde kardeşlerimiz 38 adet kitabınızı ve 20 adet broşürün dağıtımını yapmışlar. Ankara’da kardeşlerimiz 23 Mart ve 2 Nisan tarihleri arasında Ulus Metro çıkışı, Pursaklar, Tunalı Hilmi Caddesi, Etlik, Saime Kadın ve Beşevler’de 135 adet Harun Yahya eseri ve 1550 adet A9 ve evrim yoktur broşürü dağıtmışlar. Eskişehir Hamamyolu Caddesi’nde 83 adet kitabınız esnafa dağıtılmış.

ADNAN OKTAR: Ne güzel bereket, ne güzel kalplerini açacak bir nimet. Her okuyanın kalbi açılıyor, her okuyanın aklı açılıyor. İçine bir inşirah, bir mutluluk, iman bereketi. Cenab-ı Allah ona bir güzellik, iyi bir gelecekle muamele etmiş oluyor. Dünyası ahireti aydınlanıyor yani. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Viyana’daki kardeşlerimiz evde bir araya gelip sizin kitaplarınızdan çeşitli konular anlatarak sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Ne güzel toplantı, aferin benim canlarıma. Bak hepsi modern kızlar, modern delikanlılar çok güzel, kıyafetleri güzel çünkü orada güvende hissediyor kendini böyle istediği gibi giyinir. Çok güzel doğru aferin.

KARTAL GÖKTAN: Almanya’dan bir kardeşimiz oğullarıyla beraber sizin 250 adet Almanca kitabınızın dağıtımını yapmış.

ADNAN OKTAR: Ne güzel ne güzel, o aileye bereket, oğulları da aslan maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’dan kardeşlerimiz 21 Mart tarihinde ev sohbetinde bir araya gelip sizin “Sakın Unutmayın” kitabınızdan bölümler okumuşlar.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, mübarek belde.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz dün Düzce Akçakoca’da ev sohbeti yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz Perşembe günü Konya’da Nene Hatun Parkı etrafında 1300 adet A9 TV ve iman hakikatleri broşürü dağıtılmış. Ve son olarak, Bandırma Edincik’te 219 adet kitabınızı halkımıza hediye etmiş kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, hepsi kalp ferahlığı. Bir kitap bile, evlerde kitap çok zordur, çok zor fakir aileler falan çok zor bulur kitap. Bu en güzel hediye, en güzel çalışma. Dünyasını ahiretini aydınlatmış oluyoruz. Hurafe yok, akılcı, doğru, Kuran ayetlerine dayalı, vahye dayalı çok güzel izahlar. Ne güzel.

Benim yazılarımla ilgili var mı bilginiz?

KARTAL GÖKTAN: Var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arab News Gazetesi ve internet sitesinde “Ya Türkiye Olmasaydı” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Suriye dramının başından beri yaklaşık üç milyon mülteciye kucak açan Türkiye’nin şefkatli politikalarını vurguluyorsunuz. Bunun yanı sıra, dünyanın her yanında bir sorun olarak yorumlanan mülteci meselesinin olumlu bir kazanç olduğunu dünyaya gösteren ülkenin yine Türkiye olduğunu anlatıyor ve mültecilerin daha rahat yaşayabilmesi için yapılması gereken düzenlemeler üzerinde duruyorsunuz.

1845’ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında gelen News Straits Times Gazetesi’nde, “Savaşların Sebebi Din Değil” başlıklı makaleniz yayınlandı. Savaşların ana nedeninin şiddeti yücelten ideolojiler ve bu ideolojiler üzerine bina edilen çıkar çatışmaları olduğunu söylüyor ve yüzyıllardır devam eden kan sarmalını ortadan kaldırmanın ancak kötülüğün karşısında iyilerin ittifakıyla mümkün olabileceğini ifade ediyorsunuz.

Her ay 500 bin kişiye ulaşan farklı kesimden okuyucu kitlesine sahip İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve İsveççe yayın yapan MBC Times Gazetesi’nde, “Dünyanın En Zengin Yüzde Birinin Servetin Yüzde Ellisine Sahip Olduğu Bir Dünyada Yaşamak İstiyor muyuz?” başlıklı makaleniz İngilizce olarak yayınlandı. Yazınızda, dünyayı karanlık hale getiren, insanların günlük çıkarlarını insanların hayrına tercih etmeleri olduğunu, dünyayı kavuracak şiddetteki bu egoizm ateşini ancak vicdanlı insanların ittifakının söndürebileceğini belirtiyorsunuz.

Aynı yazınız MBC Times’in İspanyolca sitesinde de yayınlandı. MBC Times’in İspanyolca sitesinde bir yazınız daha yayınlandı. Başlığı, İngiltere’de Radikalizm ve Bununla Mücadele Etmenin Yolları.”

İngiltere İslam Merkezi tarafından İngiltere’de basılan aylık İslam Today Dergisi’nde ilahi dinlerin ittifakının önemi üzerine yazdığınız makaleniz yer aldı.

Katar’ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’te ve ayrıca internet sitesinde yayınlanan “Terör En Büyük Kozunu Oynamaya Başladı: İntihar Saldırıları” balıklı makalenizde, terörü kökünden kazımak için bağnaz radikal zihniyetin Kurani delillerle, akılcı ve mantıklı açıklamalarla fikren çürütüp yok etmek için geniş çaplı bir eğitim seferberliği yapılması üzerinde duruyorsunuz.

Bahreyn’in ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Daily News’de, Allah’ın kadın ve erkeği eşit yarattığını, erkeğin ize kadına hak ettiği şekilde sevgi saygı göstermekle ve korumakla yükümlü olduğunu vurguluyorsunuz.

New York’tan yayın yapan bağımsız Kürt Haber Ajansı Ekurd Daily sitesinde yayınlanan “Siber Savaşın Karanlık Yüzü” başlıklı makalenizde, son senelerde ses getiren siber saldırılarının arkasından çıkan grupların kullandıkları yöntemler ve uygulamalarla açıkça radikal bir komünist görüşe sahip olduklarını ortaya koyduklarını, Lenin’in zamanında kullanılan komünist terör yöntemlerini benimsediklerini anlatıyorsunuz. Siber saldırılarla mücadele etmek için bunun arkasındaki ideolojilerin deşifre edilerek internet kullanıcılarının topyekun olarak sevgi ve barış mesajlarıyla mücadele etmeleri gerektiğinin önemini anlatıyorsunuz.

İran’ın devlet gazetesi olan ve en büyük İngilizce gazetesi olan Tehran Times’te, “Tüm İnsanlık İçin El Ele” başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu yazınızda, terör saldırılarına karşı çifte standart uygulanmasından bahsediyorsunuz. Terör saldırıları batıda olduğunda tüm dünyada buna toplu bir tepki gösterildiğini, Müslüman ülkelerde olduğunda ise gündeme dahi gelmediğini söylüyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Bak, Tehran Times, İran’ın en ünlü büyük gazetesi. Orada ana sayfadan başyazı olarak veriyorlar. Bu İran’ın, İranlı güzel insanların, Şiilerin nezaketini, saygısını, sevgisini, muhabbetini, güzel dünyasını bize yansıtıyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Son olarak, Amerika’nın tanınmış bağımsız demokrat haber sitesi American Herald Tribune’de yazınız çıktı. Yazınızın başlığı, “Eşitsizlik Küresel Barış İçin Büyük Tehlike.” Bu yazınızda, dünyayı karanlık hale getiren etkinin insanların günlük çıkarlarını ön plana çıkarmaları olduğundan bahsediyorsunuz. Bu egoizm ateşini ancak vicdanlı insanların ittifakının söndürebileceğini belirtiyorsunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, güzel.

Namaz kılan bir aslanımız var özel harekatçı. Ameliyattan uyanır uyanmaz namaz kılıyor. Göster.

KARTAL GÖKTAN: Ameliyattan çıktıktan sonra hemen oturduğu yatakta namaz kılmaya durmuş. Bu anı, ziyaret için yanına gelen arkadaşları kameraya alarak şunları söylemişler: “Biraz önce ameliyattan çıktı. Göz ameliyatı, içeriden yapılan çene ve elmacık kemiği ameliyatları, narkozun etkisindeyken birden ayağa kalktı ağzı uyuşmuş. ‘Kıble’ dediğini anladık döndürdük, duvardan teyemmüm alıp namaza durdu.”

ADNAN OKTAR: Hay benim aslanım, hay benim aslanım. Mücahide bak, şu güzelliğe bak.

KARTAL GÖKTAN: “Bu savaş İslam’ın savaşı, bu savaş Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ordusu.”

ADNAN OKTAR: Aslanım benim koç yiğidim.

Şehitlere ağlamayı Allah rızası için durdursunlar. Basın bunu teşvik etmesin. Varsa da öyle sahneler yayınlamasınlar. Yapmayın etmeyin kardeşim. PKK’yı mı sevindireceksiniz? Yapmayın. Şehide ağlanmaz. Şehidin ruhunu mutazarrır edersiniz. Yanlış bir hareket. Şehitlik bir şereftir, bir güzelliktir. Allah hepimize nasip etsin. “Ateş düştü” bilmem ne. Ne ateşi? Şereftir. Küfrün başına ateş düşüyor, PKK’nın başına ateş düşüyor. Müminin başına ateş düşmez.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bu gece bildiğiniz gibi üç ayların müjdecisi olan Regaip gecesi, Regaip Kandili.

ADNAN OKTAR: Oh ne güzel, ne güzel insanın içi açılıyor, kalbi açılıyor. Ramazan çok çok güzel oluyor, maşaAllah. Ama üç aylar bile onun sevincini getiriyor.

Sinek ne kadar acayip bir hayvan. Hayret ediyorum. Ondaki mükemmellik, Allah da her yerde de yarattığı için… Karıncalar çok şeker, evin içine kadar giriyorlar. Hiç onlar fütur vermiyor. Apartman falan hiçbir şey dinlemiyor. Biraz daha büyük olsa insan sarılıp sever onları bayağı tatlı. Arılar çok şeker, pon pon böyle, bir de tıkış tıkış acayip gürbüzler, hepsi dombili.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımızın yeni açıklamaları vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ın, evet. 

BÜLENT SEZGİN: Sizin bahsettiğiniz konularda. Çatışma bölgeleri için “Gerekiyorsa operasyon yürütülen yerlerin tamamen boşaltılması, kullanılamaz hale gelmiş binaların uzaktan patlatılarak yıkılması yoluna gidilebilir.”

ADNAN OKTAR: Hayır, kardeşim içinde terörist varsa “çık” dersin çıkar. Diyorsun ya “arkadaş ben patlatacağım” diyorsun, vakit de veriyorsun, sonra obüsle yıksınlar. Asker içine girmesin.

BÜLENT SEZGİN: Asker ve polislerimizin ihtiyaçları için de şöyle bir açıklaması var. “Güvenlik güçlerimizin ihtiyaçları konusunda ilgili kurumların hassasiyet göstermesini bekliyorum.” 

ADNAN OKTAR: Bak kaç gün, bir aydan beri söylüyorum.

KARTAL GÖKTAN: Silopi’de de şehrin boşaltıldığı haberi vardı. Boşaltıldıktan sonra bomba tuzaklanmış evlerin bombayla imha edileceği ifade ediliyor.

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar, hepsini havaya uçursunlar. Top ateşi de olabilir, tank ateşi de olur. Artık neyse onu asker bilir yani. Mühendis gibi çalışıyorlar, ben dikkat ettim çok özenliler.

BÜLENT SEZGİN: Bahar dalları vardı gösterebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Bahar dalları. Evet, göreyim. Ne şekerler, ne tatlılar, cennet kuzusu gibi onlar maşaAllah, hepsi şuurlu. Allah “açıl” deyince açılıyorlar. Gelin gibi süsleniyorlar. Ne kadar iç açıcı, ne kadar güzel. Cennet numunesi, hepsinde Allah’ın damgası var. Nereye gitsen, nereye gitsen dünyada her yerde Allah’ın damgası görülür, maşaAllah ne güzel. Şu güzelliğe, şu süse bak ya nasıl iç açıcı?

“Hocam, güvecin hası bizdedir. Eğer isterseniz size oğlak etinden yapılmış güveç gönderebiliriz.” Hem de oğlak vay be, o da daha ayrı bir olay demek ki. İbrahim kardeş maşaAllah.

Evet, tabii çiçek ve böcekler vernikli gibi pırıl pırıl parlıyorlar. Arılar falan gıcır gıcır, kolları, patileri falan böyle mühendis elinden çıksa bu kadar mükemmel olmaz. Her şeyleri mükemmel. Tam bir mühendislik harikası baştan sona. Adam da diyor “tesadüf” diyor. Tesadüfle bir şey yap göreyim ben. Akşama kadar uğraş, otuz takla atsan tesadüf hiçbir şey yapmaz. Tesadüf sadece bozar ki o da kaderde olandır.

Bizden şeytan nefret eder, iblis ve iblisin orduları. Seven mümin, mümin kardeşini sever.      

EBRU ALTAN: Hep Allah taraftarı düşündüğünüz için Allah yolunuzu çok güzel açıyor. Her söylediğinizde bereket kılıyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mümine karşı kalbinde öfke olan şeytanın taraftarıdır.

Lino merak etmiş, soruyor. Diyor; “Sizin arkadaşlarınızdan şehit olan var mı?” Üç arkadaşım şehit oldu. İkisi Güneydoğu’da çatışma alanında. Çok fazla gazimiz var. Birçok kardeşimiz PKK kurşunu vücudunda, o şekilde geziyorlar.

Asansörlerde hava alınacak yerler yaptırmaları lazım. Asansörleri havasız kapalı yapmışlar çok tehlikeli onlar. Arızalansa falan adam ne yapacak? Bir garip. Matkapla açsınlar hem alttan hem üstten on-on beş-yirmi matkap deliği üstte, yirmi matkap deliği altta olsa hava gelir. Hiç havasız falan çok acayip bir mantık o. Nihayet bu kul yapısı, rahatça bozulabilir. Bir anda açıp dışarı da çıkaramayabilirler bir süre. Her yeri kapalı. Nereden hava gelecek? Alenen açık olması lazım küçük küçük deliklerle. Yapılmadıysa ilgili kişiler kendileri de yapabilirler. Usta getirtsinler. Matkabın geçtiği yerde hayati bir yer yoksa elektronik bir devre falan yoksa açsınlar. Böyle şey olmaz. Öyle bir asansör olayı olmaz.

“Hayırlı günler, gündüz çalışıyoruz. Hocam’a hasret kaldım. Gece cıksan keşke, sevgiler.”

Güzel içecekler keşfedebilirler. Ne kadar kısır kalmış olay. Hep gazlı içecekler bilmem ne falan. Çok faydalı içecekler yapılabilir. Gayet de basit kolay da yapılabilir.

“Sayın Hocam, Piraye Yüce ile oynamanızı tek geçerim. En iyi oyun oydu” diyor. “Bu saatte bayağı bir kalabalık sizi bekliyoruz” diyor “adamsınız” diyor. “Antalya’dan selamlar” diyor. Aleyküm selam. Piraye tabii aşkla, şevkle sevdiği için.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Tavus kuşu resimleri göstermek istiyorum Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Hem çok estetik hem de çok kompleks bir yapı. Evrim senaryolarına da büyük bir darbe oluşturuyor. Darwin’in itirafı var “Bir tavus kuşunun kuyruğundaki tüyün görünümü ne zaman bakacak olsam beni hasta ediyor” diyor.

ADNAN OKTAR: Evrimle devrimle anlatacağı gibi değil, alenen Allah’ın süslemesi var. Baksana şu simetriye güzelliğe, gelin gibi süslenmiş.

“Eğer uygun görürseniz ben de sizin sohbetinize katılmak istiyorum.” Böyle çok fazla yazı yazıyor arkadaşlar. Adını gönder, soyadını, memleketini, kim olduğunu anlatsın. Bir de resim göndersin, biz kim olduğunu bilelim. Sonra da gelsin, davet ederiz gelir. Ama bilmiyoruz Asarcıksa, Nacicik mi diyelim artık, olmaz. Resmini, ismini, cismini, kimdir, kim değildir, nedir, bizi bilgilendirsin, biz de davet edelim.

Kardeşim, bak Hz. Musa (a.s)’ın sandığının yerini söyledim, daha çıt yok, tam anlatamadım herhalde. O konuyu bir daha anlatsana. Bak, net yerini ilk defa söylüyorum. Sandık o taş yığınının altında. Gitsin, açsın, bulsunlar. Onlar çıkartmazsa ben çıkaracağım yani söyleyeyim. Bak, bir daha söylüyorum. Onlar çıkartmazsa ben çıkaracağım. Bekliyoruz, inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: İsrail’de Taberiye Gölü’nün altında, 2003 yılında sonar araştırması yapıldı ve altmış bin ton ağırlığında bir yapı keşfedildi.

ADNAN OKTAR: Taş yığma.

KARTAL GÖKTAN: Evet. Arkeologlar bu yapının en az 4000 yıllık olduğunu belirtiyorlar. Yüksekliği on metre, çapı elli metre ile yetmiş metre arası. Ve belirttiğiniz gibi Ahit Sandığı bu taş yapının altında.

ADNAN OKTAR: Özel kendi taş muhafazası var, onun içinde bir muhafazası daha var, o muhafazanın içinde. Açsın, baksınlar. “Niye söylemedi?” falan demesinler. Bak, söylüyorum. “Duymadık” da demesinler, anlatıyoruz.

Masonluktaki pergel ve iletki resimlerini bana göndersinler. Onları gösterelim. Ama bu arada da Kohen’in ellerini göster ve tarif et, anlat.

KARTAL GÖKTAN: Kohen’in elleri Tevrat’ta kutsama işareti ilk olarak Hz. Harun (a.s) tarafından uygulandığı belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: İlk Hz. Harun (a.s). Bakın oradaki üçgen A harfi iki başparmağının arasında. Evet. İki bin yıllık, üç bin yıllık, üç bin beş yüz yıllık taş kabartmalar.

KARTAL GÖKTAN: Ve bu kabartmalarda A harfi dikkat çekiyor, tüm şekillerde.

ADNAN OKTAR: Ve taç dünya krallığı, yani Şiloh yani Hz. Mehdi (a.s.).

KARTAL GÖKTAN: Ve İsrail bayrağında da bulunan yıldız.

ADNAN OKTAR: Yine A harfi, yine bunlarda da bak, orta parmaklar ayrılarak A harfi oluşturuluyor ve altta yine A harfi oluşturuluyor. Yine bu yıldızın her tarafında A harfi var dikkat ederseniz. Parmaklarda oluşturuluyor. Şimdi bunu anlatıyorum, asıl açıklama daha ileride gelecek. İyice anlaşılsın ondan sonra anlatacağım. Evet, bu kadar mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet, bu kadar.

ADNAN OKTAR: Evet, yine üçgen, iki üçgen iç içe girdi mi yine A harfleri oluşuyor, biliyorsunuz. Pergel ve iletki, pergel A harfini ifade ediyor. Aradaki iletki ile de yine A harfinin ara çizgisini oluşturuyorlar. Devam et. Yine aynı bu şekilde devam ediyor, A harfi oluşuyor. Masonluğun tarihi çok eski, çok çok eski, onu da yakın bir zamanda belki bugün de anlatabilirim. Yani beş bin yıllık, altı bin yıllık geçmişe ait resimlerde, kaya resimlerinde, kaya kabartmalarında göstereceğim. Mason mabedinde oluşturulmuş görüntüler. Yine burada da A ve O harfini görüyoruz güneş şeklinde. Şimdilik bu kadar, yüzlerce var ama zamanı gelince göstereceğiz.

Emirdağ Lahikası 257, onu okusana Bediüzzaman’dan.

KARTAL GÖKTAN: Evet. “Üçüncü Hadise: O mübarek hediyeler odama geldiği zamandan on dakika evvel serçe kuşuna benzer bir kuş yatağımın ayağı altında gördüm. Halbuki pencereler ve kapı kapalı. Hiçbir delik yok ki o kuş girebilsin. Baktım, benden kaçmıyor, bir parça ekmek verdim, yemedi. Sonra pencereyi açtık, gitsin. Gitmiyordu. Yukarıda beş-altı defa uçtu, gitmedi. Sonra Sungur da geldi. “İşte sen de gör” dedik. O da gördü. Yarım saat sonra nasıl görülmesi harika oldu, bulunmaması da harika oldu. Pencereden çıkmadan Halil’le aradık, bulamadık. Kayboldu.”

ADNAN OKTAR: Şimdi çocuklar aşağıya inin, biraz muhabbet edin. Yorulanlar dinlensinler. Yemek yemek isteyen yesin, ama sohbet devam etsin. Kesintisiz yapalım programı. Ben sonra devreye gireceğim, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü