Harun Yahya

Sohbetler (8 Nisan 2016; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Askerler ateş ederken böyle geniş bir yerden açıp oradan ateş ediyorlar. Kurşun hiç girmeyecek şekilde bir muhafaza yapılması lazım, üstten falan kapalı olması lazım. Mesela ben bazen görüyorum duvarı açmışlar küçük bir yer var ufak bir yer oradan kendini savunuyor. Yani onları yıldırma yönünde bir karşılık veriyor. Ama üstü tamamen açıksa asker de çıkıyor başı da yukarıda, ateş edilen yeri de görüyor onlar zaten, ateş edilen yer açıkça belli oluyor. O zaman oraya ateş eder adam. Çok dikkat eder, mesela dakikalarca nişan alabilir tek atışta vurabilir. Bu riskli. O yüzden üstten de kapalı olması lazım, üstten ve yanlardan. Yani şu kadar küçük bir yer açılması gerekiyor. Savunma için öyle bir şey olması lazım. Hatta makineli tüfeklere öyle zırh da yerleştirilebilir. Yani kurşun geçirmez camdan bir şey. Var ya polislerin kullandığı kalkanlar var onun gibi kalın. Onu birkaç asker taşıyabilir. Kurşun geçirmez bir ekran cam yanları çelik, onu bir savunma sistemi içerisinde kullanabilirler. Önce onu bir yere yerleştirirler kapatır o şekilde olabilir. Yoksa çünkü adam orada anlıyor ateş edildiğini, acelesi de yok. Yavaş yavaş adam konuşlanıyor, mesela çıkıyor bir apartmanın üst katına silahını hazırlıyor, dürbünle bakıyor. Belki 15-20 dakikasını alıyor çok dikkatlice tek atışta vuruyor. Ama açıkta oluyor asker. Askerin hiçbir şekilde açıkta olmaması lazım. Yani öyle koruyucu bir kalkan şart.

OKTAR BABUNA: Sizin tarif ettiğiniz bir tüfek şekli vardı Hocam, inşaAllah. Kendisi çıkmadan böyle L şeklinde.

ADNAN OKTAR: O uzun menzilli olmaz, onlar uzun menzille şey yapılması lazım. O kısa, şehir içindeki çatışmalarda olabilir o. Evet. Çünkü mevzi alıyor zaten asker, gerekirse kum torbası falan da yerleştiriyorlar. Mevzi oluşturulduğuna göre, mevziin üstü açık olması hiç olmaz. Açıksa bile çelik kask giymesi lazım kafasına asker, vücuduna da. Hiçbir şekilde omzuna falan kurşun geçirmeyecek şekilde kask giymesi lazım ancak öyle olabilir. Ama en sağlamı benim dediğim metot. Ama Allah’a şükür hükümet ne desek yapıyor. Bak, “evleri yıkın” dedim, aynısını hem Sayın Bahçeli söyledi hem Cumhurbaşkanı söyledi. “Anons yapın” dedim birkaç gün, iki üç gün “söyleyin falanca adresiyle hatta ışık tutun” dedim akşam eve. “Bu evi falanca saatte yıkacağız burayı boşaltın” bu kadar. Tek atış, obüs mermisiyle yerle bir edeceksin o kadar. Belki birkaç atış da gerekebilir. Oraya asker sokulur mu? Zaten enkaz haline gelmiş yerler. Hiçbir yere öyle asker sokmayalım mutlaka obüsle yıkılsın. Varsa içinde bir şey onlar da patlar yıkılır zaten dağılır.

Geniş bahçeli ferah evler yapalım kardeşlerimize. Uzun yollar, geniş ferah yollar, geniş bahçeler. Zaten sıhhi yerler değil, yaşanacak gibi yerler değil. Çok dar sıkıntılı, güneş almaz. Orada yetişen çocuklar ne olur? Bunların hepsini yıkmak lazım. Geniş bahçeli evler olunca giremez bir daha nasıl girsin adam? Çünkü dört tarafından sarmak mümkün, adam nasıl girecek ne yapacak? Ama onlar öyle değil, tren vagonu gibi peş peşe dizilmiş evler. Üst üste karmaşık labirent gibi, olmaz öyle.

“Ben ateistim ama bunda hiçbir İngiliz’in payı yok.” Hakan Kırbıyık. Olur mu? İngiliz derin devleti seni Darwinist materyalist yetiştirdi, eğitti sen de ateist oldun. İngiliz derin devleti kimleri yetiştirdi? Darwin’i yetiştirdi, dedesini yetiştirdi, hepsini yetiştirdi.

Nemrut masondu, yüksek dereceli bir masondu yani üstad masondu. Nimrot hakkında bana tarihiyle ilgili de bilgi gelsin geniş, daha geniş açıklama yapacağım.

Bir de Malta Şövalyeleri’yle tanışmadık. Malta Şövalyeleri’yle tanışalım. Bir de Malta Şövalyesi üstadı olursak artık tamam. Onları da davet edelim onlarla da tanışalım. Gül-Haçlarla tanışalım.

Emel, “Hocaların Hocası Hocam. Seni çok seviyorum, Allah gücünü artırsın yolunu açsın.”

Filiz, “Kediniz olmak istiyorum.”

İsmail, “Ben bu adamın zekasına hayranım her şeyi biliyor. Bu zattan öğreneceğimiz çok şey var. Anlattıklarındaki püf noktalarını iyi tahlil etmek gerekiyor” diyor. İsmail Eker. Biz Allah ne ilham ettiyse onu söylüyoruz. Kaderimizde ne varsa onu söylüyoruz.

Ateist olmak suç niye olsun? Araştırıyorsun, bilmiyorsun soruyorsun, münafıklık yapmıyorsun, üçkağıtçılık yapmıyorsun, kafirlik yapmıyorsun, Müslümanlara saldırmıyorsun, pislik yapmıyorsun. “İnanamıyorum araştırıyorum” diyorsun, olabilir.

İsrailoğulları Kuran’da yaklaşık 41 ayette geçiyor. Çok önemli bir kavim. Bak dünyada o kadar kavim var ama bu kadar üstünde durulmamış. En çok Allah İsrailoğulları’nın üstünde durmuş kavim olarak.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün yaptığı konuşmada, “Batının bölünmezliğine kastedenler baş eğenler ya baş eğecek ya baş verecek. Siz milletin birliğine, bayrağın değerlerine, vatanın bölünmezliğine kastederseniz karşınızda güvenlik güçlerimizi bulursunuz” dedi.

ADNAN OKTAR: Hemen operasyonları bitirelim aslanlar biraz dinlensin.

Aytekin senin ülkücülükle alakan yok. Ülkücünün Ü’sü olamazsın sen. Bunlar sonradan oradan buradan duyduklarıyla ülkücüyüm diye ortaya çıkıyor. Ülkücülük çiledir. Senin gibi ehli keyif olmak değil.

Nur, “Sizi çok seviyoruz. Sohbetleriniz çok hoş. Sürekli takip ediyorum. Program bitmeden kesinlikle kapatmıyorum televizyonu” diyor.

Evet diniyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dalgıç örümceği olarak bilinen bir canlı var. Suyun altında yaşıyor. Vücutlarındaki küçük tüycüklerin içine yüzeyden aldıkları havayı topluyorlar. Sonra bu havayı bitkilerin arasında ördükleri ipek ağın içine doldurarak hava baloncuğu oluşturuyorlar bu şekilde. Ve bu hava baloncuğu bir dalış çanı görevi görüyor ve örümceğin suyun altında nefes almasını sağlıyor.

ADNAN OKTAR: Bunu görüp de Allah’a inanmıyorsa bir insan benim ona sözüm yok. Bu muazzam bir akıl. Hayvanın şuuru kapalı nasıl bilebilir? Allah vahyediyor. Alenen mucize. Nereye baksak Cenab-ı Allah’ın o güzel damgasını görüyoruz. O nurani damgayı görüyoruz nereye baksak. Şimdi çiçekler açmış bahçede şöyle bir baktım bir gezdim aralarında gelin gibi süslenmişler. Acayip şekerler. Her biri birbirinden tatlı. Yarışıyorlar adeta güzellik yarışına girmişler. Hangisi daha güzel insan karar veremiyor. O ondan güzel, o ondan güzel. Hepsi körpe ve tertemizler. Sokakta yaşıyorlar, insan her gün yıkanıyor onlar kadar temiz olmuyor. Pırıl pırıllar, gıcır gıcırlar.

Melike Rana eve kedi istiyormuş. Babası da bana yazmış Arda Bey. “Hocam siz söylerseniz ikna olur. Yoksa illa kedi istiyor” diyor. Evde kedi tüyü ciğerine kaçar Allah esirgesin. Çok öldürücü bir hastalık meydana geliyor. Kedi tırmığı hastalığı var, o da kan kanserini andırıyor. Tehlikeli. Evin içinde olmaz. Hayvan özgür olsun, sokakta yaşasın.

Etiket yapalım. Ne diyelim? Bahar mevsimindeyiz, “Dünyaya bahar sevgiyle” diyelim.

Batılı iyice tasvir, safi zihinleri idlal eder diyor Bediüzzaman Said Nursi. Bir hakareti yahut bir çirkin sözü çok fazla dillendirmek o hakareti iyice yerine oturtturur. Veyahut hakaret zannedilen şeyi iyice kafalarda hakaret gibi de gösterebilir. Böyle şeylerin çok üstüne gitmek doğru değil. İyi bir şey yakaladığını zannedersin ama o insanın aleyhine olabilir. Yani sürekli gündemde tutmak iyi olmaz. O karşı açıklama yapar, sen karşı açıklama yaparsın konu belki ortada kalır ama o insan mağdur olur. Yani çok fazla meselenin üstüne gitmek doğru değil. Hep böyle oldu şu ana kadar. Mesela bir genç kızın başına bir şey geliyor acayip dallandırıp budaklandırıyorlar, acayip meşhur hale getiriyor. Olayın olmasının bin misli zarar meydana gelmiş oluyor. Ne gerek? Dediyse onun suçu, onun hatası, ahirette zaten cevabını verecek. Değilse de değildir zaten.

Yazık, rahmetli çok sevimli insandı o Ciguli. Çok mazlumdu çok ezmeye kalktılar onu. Yazık-günah. Halbuki insanlar mutlu olsun, neşelensin diye ömrü boyunca uğraştı o. Ona öyle mi muamele yapılır? Bir de çingene olmak niye bir suç oluyor ben anlamıyorum. Çingene demek iftihar edilecek bir şeydir. Çingene demek sanatçı demektir, güzel insan demektir, ışıklı insan demektir, mütevazi insan demektir. Ne utanıyorlar çingene denmesinden? Hemen hemen herkesin kanında vardır ayrıca çingenelik. Bir suç değil ki bu. Hz. Adem (a.s)’ın evladı değil mi çingene? Niye korkuyorlar bundan? Roman çingene, hakaret gibi alıyorlar çingeneyi inanılır gibi değil. Yarın bir gün Romanlık da hakarete dönüşür korkmasınlar. Çingene demek şereftir. Çekinmesinler bir şey yok. “Bize çingene diyorlar” diyor bugün. Kardeşim, desin iftihar et hakaret değil ki bu. Sanatçısın demektir, mütevazisin, sevgi dolusun demektir, insansın demektir. Onur duy. Şimdi çingene demekten çekiniyor, ondan sonra Roman’dan da çekineceksin “bize Roman diyorlar” diyeceksin. Bırak, üstüne git öyle şeyin çekinme. Olmaz öyle şey. Bak geliyorlar buraya mesela çingene kardeşlerim, iftihar ediyoruz. Gayet mütevazi çok güzel ahlaklı insanlar.

KARTAL GÖKTAN: İngiliz Müzesi’nde sergilenen Nemrut’un dikili taşı vardı.

ADNAN OKTAR: Birin açıklamasını oku.

KARTAL GÖKTAN: Boynuzlu kask, Babil pagan inanışına göre, Aşur boynuzlu kask giyen bir putu temsil ediyor.

ADNAN OKTAR: İkiyi göster.

KARTAL GÖKTAN: İki, güneş sembolü. O da bir mason sembolü yine. Üç, hilal şeklinde ay. Dört, pergel. Beş Davut’un yıldızı.

ADNAN OKTAR: Davut yıldızı değil o. Yıldız. Evet altı.

KARTAL GÖKTAN: Malta haçı.

ADNAN OKTAR: Evet, hepsi masonik semboller.

KARTAL GÖKTAN: Kolda da bilekte çiçeğe benzer şekil görüyoruz. Masonlukta rosetta yani gül sembolü.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bir resim vardı Adnan Bey Nemrut’un yaptırdığı Babil Kulesi’yle ilgili. Nemrut’un yaptırdığı Babil Kulesi ile masonluk sembolü olan aynı zamanda doların da üzerinde bulunan sembolün benzerliğini görebiliyoruz bu resimde.

ADNAN OKTAR: Evet. Avrupa Birliği’nin sembolüne bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Hazırlayayım. Bir duyuru yapabilirim.

ADNAN OKTAR: Duyur.

KARTAL GÖKTAN: Yarın saat sabah 10:00’da cumartesi sabahı Beyaz TV’de Tahir Sarıkaya ile “Uyan Türkiye” programında Aylin Kocaman ve Didem Ürer PKK konusunu anlatacaklar, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aylin Hocam ve Didem Ürer Hocam yarın sabah 10:00’da Beyaz TV’de “Uyan Türkiye” programında. İyi güzel.

Roman kardeşlerimiz kendilerine çingene denmesinden çekinmesinler. Çingene olmak şereftir. Bak çok tehlikeli bir şey yapıyorlar. Yarın bir gün Roman’a da aynı konu gelir. Bu sefer Roman dedirttirmezler. Çingene, onu bırakmasınlar korkmasınlar onda bir şey yok. O bir şereftir, o bir güzelliktir.

Sende Avrupa Birliği’nin resimleri var mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet var. Gösterebiliriz. Strasbourg’taki Avrupa Birliği binası ve Babil Kulesi.

ADNAN OKTAR: Babil Kulesi esas alınarak yapılmış, değil mi? Evet. Orada Babil Kulesi esas alınmıştır. Burada tabii anlatacağımız konular olacak ama şu an değil. Şimdi genel bilgi veriyorum sonra kapsamlı anlatacağım.

Hz. İsa (a.s)’dan önce var masonluk, daha öncesinde var, daha öncesinde var, daha öncesinde var. Nemrut mason, üstad mason. Nedir buradaki sırlar hikmetler, pergeller her şey masonluğu anlatıyor.

Babil kulesi ile ilgili resimler olması lazım sende göster. Yıldızların sıralanış şekillerine dikkat ediyor musunuz? Ters ve satanik yerleştirilmiş, özel. İnsanların kafası küp şekline getirilmiş. Yani insanların nasıl şekillendirileceğini anlatıyor. Elinde adamın çekiç var görüyorsunuz. İşte bu tarz masonluğa karşı ben karşı imanlı masonluk anlayışını savunuyorum ve bu hakim oluyor şuan dünyaya imanlı masonluk anlayışı, Allah’ı seven, Allah’tan korkan masonluk anlayışı. Her yeri bu sardı şuan.

KARTAL GÖKTAN: Güzel balık resimleri göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Hepsinde Allah’ın damgası, Allah’ın süsü görülüyor. Ne güzel.

Mesela çocuk kafası var. Çocuğun kafası normal o afişte. Kullandıkları afişte çünkü daha beyni şekillendirilmemiş ama öbürünün kafası dörtgen hale getirilmiş. Bak çocuğun kafası yuvarlak görüyor musun? Ama insanların kafası dörtgen, mekanik hale getirilmiş.

Evet, dinliyorum.

SEMİH MERİÇ: Biz baktığımızda bu canlıların sevimliliklerini inşaAllah Allah sırf bizim beğenmemiz için yarattığını görüyoruz elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: Tabii insanı eğlendirir bu, insanı mutlu eder hayvan anlamaz bundan.

Her yerde Cenab-ı Allah'ın damgası, Allah’ın o muhteşem damgası, o nurlu damgası.

Taşları bile Allah çok çok güzel yaratmış. Cennet taşı gibi.

Tevrat Vahiy 17:3/5 "Bundan sonra melek beni ruhun yönetiminde çöle götürdü. Orada yedi başlı, on boynuzlu, üzeri küfür nitelikli adlarla kaplı kırmızı bir canavarın üstüne oturmuş bir kadın gördüm. Dört kadın mor ve kırmızı giysilere bürünmüş altınlar, değerli taşlar, incilerle süslenmişti. Elinde iğrenç şeylerle fuhşun çirkefliğiyle dolu altın bir kase vardı. Alnına şu gizemli ad yazılmıştı “büyük Babil dünya fahişelerinin ve iğrençliklerinin anası” diye geçiyor. Şimdi Avrupa Birliği Parlamentosu’nun pullarını göster. İşte bak Tevrat'ta geçen aynısı. Kadın canavarın üstüne binmiş. Aynı o temsilde belirtilen görüntü. Avrupa Birliği bir şey anlatmak istiyor bize ama. Parlamento binasının önünde yine canavara binmiş kadın heykeli var onu göster. Parlamento binasının önü. Tevrat’ta geçen konu. Adam diyor zaten “Tanrı da olsa şeytan da olsa başımıza biri geçsin” diyor Avrupa Birliği’nden yetkililer, yetkili bazı şahıslar. Bak “Tanrı veya şeytan” her ikisi de zaten deccal olmuş oluyor. Bir insan Tanrı olarak geçiyorsa deccaldır. Şeytan olarak geçiyorsa yine deccaldır.

Hz. Musa (a.s)’dan 1200 yıl önce, 3500’den 1200’ü çıkart. Sümer şehri Lagaş’ta Kral Gudea da benzer bir tapınak inşa ettirmiş, Hz. Süleyman tapınağı gibi. Sümer Marduk Tapınağı’nda Jakin ve Boaz sütunları, göster. O devirde de masonluk var bak. 3500 yıl geçmişi var Museviliğin, yaklaşık 4000. 1200 yıl daha geri al, 5200 yıl yaklaşık. Görüyor musun Jakin Boaz sütunları? Bakın Jakin ve Boaz, sağ ve solda. Üstündeki üçgen, masonik üçgen. Bakın iki sütun arasında görüyor musun? 5200 yıllık geçmişi masonluğun. Tabii orada resimlerde anlatılan başka şeyler var, onlara sonra gireceğim ama resimleri şimdi gösterebiliriz. Oradaki işaretlerin ne anlama geldiği, onlar da masonik sembollerdir oradaki işaretler. Bakın 5200 yıllık. O sütunlardaki sargıları falan onları sonra anlatacağım. Sütunların üstünde sargılar var, onları sonra anlatacağım. Bakın bu sütunun üstünde de yine aynı şekilde sarılmış bakır levhalar var, onları sonra anlatacağım.

Pompei, biliyorsunuz lavlar altında kalmıştı. Orada da mason tapınağı varmış. Mason mabedi var. O da lavların altında kalmış ama sonraki incelemelerde, Milattan Sonra 79 yılında oldu biliyorsunuz, Pompei’deki patlama. Antik bir oda buluyorlar. Oranın araştırdıklarında bir mason mabedi olduğu anlaşılıyor. Ahşap tokmak, mala, kürek, Ahit Sandığı’nı temsil eden bir sandık, bir testi içinde manna. Manna yani bildiğimiz manna testi içinde. Odanın kapısı üzerine diyojensen yani mason düşünürleri yazıyor, kapının üstünde. Bu mozaik şu anda Napoli Arkeoloji Müzesi’nde var. Görmek isteyenler görebilir. Gösterebiliyor muyuz?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Bakın A harfi, pergel şeklinde, el masonik, kafatası yine masonluğun temsili, o alttaki işaret de masonik işarettir. Yine burada da dikkat ederseniz A harfleri var. Görüyor musunuz?

EBRU ALTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Yani yoğun olarak A harfleri var. Evet ve göz, ortada göz, göz figürü var.  Tabii bunların açılımını daha sonra detaylı yapacağız.

Bir daha o mason sembollerini göster. Evet, bakın bu sandık, manna bulunan testi ama bunların tabii orijinalleri ayrı. Bu muhafaza ediliyor. Ben sadece onun çizimlerini gösteriyorum.  Mala, kürek, şakül ve tokmak işte yani mason araç ve gereçleri. Şu da masonlukta bir işarettir, üstteki. Evet, şimdi o ortadaki görüntüyü büyüt bana, şahsın görüntüsünü bakın başında dikkat ederseniz çıkıntılar var, uzun çıkıntılar var. Bunu, daha önce göstermiştik biliyorsunuz. Elinde tuttuğu çiçek masonik. El de yine masoniktir, masonik amblemdir. Yukarıya getir resmi. Bu resmin üstüne çık. A harfini yaklaştır.  O masonik çiviler, onların şekli vardı bir tanesi, binalarda kullanılan şekli vardı. Perçinleme anlamına geliyor. O, şakül bak üstten aşağı sarkıyor.  Gördünüz değil mi? Getir, kafatasını getir. Evet, kafatasının alt tarafına getir. Evet, bu masonluğun ünlü işaretlerinden bir tanesi sağ ve soldaki parçaları göster. Şimdi o dayanma ayaklarını görüyor musunuz? Yere değen uçları görüyorsunuz değil mi? Tamam öbür tarafa getir. Yaklaştır, yaklaştır eli andıran yere değen ayak olması gereken bir görüntü. Perdeler var onları daha sonra konuşacağız inşaAllah.

Bakın 5200 yıl geriye gidiyoruz. Masonluk aynısıyla var. Bütün ritüelleriyle, amblemleriyle kusursuz olarak var. 5200 yıl sonraya bakıyoruz yine aynısıyla var. Bunda bir gariplik var. Çok daha eskilere gidiyor. Nuh (a.s) devrine gidiyor. Nuh (a.s) da ustadır tabii hem ahşap ustası hem duvarcı ustasıdır. Yavaş yavaş sırra doğru gidiyoruz. Yavaş yavaş.

Dün Amerika Büyükelçisi “PKK silah bıraksın” demişti. Tamam, bıraksınlar KCK Avrupa sorumlusu Zübeyir Aydar, “Amerika Birleşik Devletleri ara bulucu olsun bizi ve Türkiye’yi yeniden bir masada bir araya getirsin.” Masaya geleceksin, savcılık masasına geleceksin. Doğru,  masaya geleceksin. Oturacaksın, ifade vereceksin. Sorunlarımızı konuşalım, savcıyla konuşacaksın. Biz buna hazırız o zaman gel teslim ol. Onun dışında yerle yeksan etsinler evleri. Sakın evlere girmesin polis, asker.  Boşaltsınlar evleri obüs mermisiyle yerle bir etsinler. İlk bunu ben söyledim sonra Sayın Bahçeli söyledi, sonra Cumhurbaşkanı söyledi. Ne diyorsak o maşaAllah. Her zaman söylüyoruz kendimiz evdeyiz fikirlerimiz hep iktidarda.

Hz. Yusuf (a.s) da öyle. Mısır döneminde çok güzel binalar yaptırdı, Antik Mısır’da biliyorsunuz. Bu dayanıklı mahzenlerde biliyorsunuz buğdaylar muhafaza edildi o, piramit biçiminde yaptırdı buğdaylar hiç bozulmadı. Geometri ustasıydı aynı zamanda. Hem mimaride üstündü, mimari ustasıydı hem de geometride üstüne yoktu Hz. Yusuf (a.s)’ın. O tahıl ambarları sayesinde rahat ettiler biliyorsunuz. Usta olmayan peygamber yok gibi. Hepsi duvar yapmayı bilir, geometriyi bilirler. Geometri Allah’ın sanatıdır. Hatta çevredeki ülkelere tahıl sattılar o zaman. Muazzam kıtlık oldu. O kıtlığı önceden söyledi biliyorsunuz “kıtlık olacak” diye.

Hz. Musa (a.s) Mısır’da toplanan bütün gizli bilgilere erişti yani mimaride, geometride her türlü bilgiye erişti. Onları okudu, sonra aktardı onları. Hz. Davut (a.s)’dan oğlu Hz. Süleyman (a.s)’a kadar geldi. Sonra biliyorsunuz o mükemmel binalar yapıldı, Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidi ve saray. İlk Hz. Adem (a.s)’dan geliyor o ilim.  Ondan ona, ondan ona, ondan ona o şekilde gelmiştir.

Hz. Adem (a.s) biliyorsunuz hemen önüne önlük bağladı cennetten çıktığında. Masonlukta işte önlük oradan geliyor. Hemen bina inşa etti. Mimaride ustaydı, Allah öğretti ona. Nefis bina yaptı. Kabe’yi inşa etti, küp şeklinde. Küp şeklini biliyorsunuz Masonlukta kutsaldır.

Mason önlüğü resmi var mı sizde?

KARTAL GÖKTAN: Hazırlayalım Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Yine bir önlük resmi daha vardı dün göstermiştim kardeşlere. Bak şimdi orada bir çivi var görüyor musun? Ucu yukarıya doğru. Hatırlıyor musunuz bir camiinin cephesinde işareti? Hangi camiiydi o?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Selimiye.

SEMİH MERİÇ: Mimar Sinan’ın da o yönde çalışması olduğunu söylemiştiniz bu konuya bilgisi olduğundan dolayı.

ADNAN OKTAR: Evet Edirne’deki Selimiye Camii.  Kim yaptı onu? Mimarı kim?

OKTAR BABUNA: Mimar Sinan.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz. 

ADNAN OKTAR: Hangi cami bu?

BÜLENT SEZGİN: Edirne, Selimiye.

ADNAN OKTAR: Kim yaptı bu camiyi?

BÜLENT SEZGİN: Mimar Sinan.

ADNAN OKTAR: Mason kamasını göster. Bunun camiye hiçbir faydası yok. Hiçbir faydası yok. Özel tuğlayla yapılmış Masonik işarettir. Sağlı sollu Mason önlüklerinde olur. Mimar Sinan iyi bir mimardı, duvarcı ustasıydı.

OKTAR BABUNA: Dergisi var, Masonik dergi var Mimar Sinan’ın. Onun içindeki ayeti göstermiştiniz. İlk girişinde de bir ayet yazılıydı Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Ali İmran Suresi, 139)

ADNAN OKTAR: Güzel. Mimar Sinan Selimiye’yi bitirdiğinde 85 yaşındaydı. MaşaAllah.

SEMİH MERİÇ: Yazdığı bir şiir de vardı Hocam inşaAllah onunla ilgili. Orada bazı pergelden bahsediyordu Hocam.

ADNAN OKTAR: Mahkeme, MHP’nin muhaliflerin açtığı davada partinin olağanüstü kurultaya götürülmesine karar vermiş. “Bu durumda Bahçeli istemediği halde MHP kongre yapmak zorunda kalacak.”

“Minik burunlu Allah aşkıyla sevdiğim, seni Allah için çok seviyorum “ diyor. Bingöl’den bir hanım kardeşimiz yazmış.

Başka bir hanım kardeşimiz “Allah aşkıyla sevdiğim, sen sevdikçe sevilesisin, gönlümün neşesi, aklına, ilmine, derinliğine hayran olduğum nurum. Canım Hocam buradayım” diyor.

Muhammed, “Adnan Hoca canlı yayında, heyt maşaAllah.” MaşaAllah.

Bulut Özyürek; “Adamsın Hocam. İnsan ayırımı yapmadan, insanları sevgiyle, saygıyla yönlendiren örnek kişisin.”

Seçim Cabbar; “Sayın Adnan Oktar Beyefendi’nin açıklamaları, bildirileri doğrudur. Kendisinin yapmış olduğu hizmet dünyanın her yerinde bilinmektedir. Kendisine iyi çalışmalar. Sevgilerimle.”

“Sayın Hocam, ellerinizden öpüyorum. Allah sizi başımızdan eksik etmesin.”

Osiris ve İsis hikayesinde geçen bilgiler de Hz. İbrahim (a.s)’dan, Hz. Nuh (a.s)’dan, Hz. Adem (a.s)’dan gelen bilgiler. Yani eski bütün antik putperest dinlerdeki düşünceler, fikirler de hep hak dinlerden gelmiştir. Hak dinler onlardan almadı, onlar hak dinlerden aldılar. Onlar uydurma dinler yani. Bir kısmı hak dinler onların, bozulmuş halleri.

Ateistlerle ilgili sözümden sonra Vedat Gezme; “Gel de sevme Adnan Hoca’yı. Diğerleri “öldür” der. Bu adam savunur.” Tabii ki öyle.

“Değerli Hocam, kıskananlar çatlasın. O şıklık, modern, güzel yaşam bazılarını çıldırtmış. Kıskançlık sade. Aslan Hocamız’ın arkadaşları kaliteli, tertemiz, çok klaslar, kültürlü, görgülüler” diyor.

KARTAL GÖKTAN: Sizin de hep anlattığınız gibi Amerika’da Cumhuriyetçi Parti Güney Carolina Senatörü Lindsey Graham, YPG’yi kullanarak IŞİD’i yenilgiye uğratma stratejisinin hiçbir zaman işe yaramayacağını, bunun IŞİD’i yok edecek bir strateji olmadığını söyledi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, it gibi korkuyorlar, isterlerse bir karşılaştırsınlar. Köpek gibi kaçarlar. Onlar sadece muhbirlik ve alçaklık yapabiliyorlar. Uzaktan adam vururlar, sırtından. Kahpelik yaparlar. Cinsi sapıklara sapıklık yaparlar. Kendilerini satarlar. Aşağılık adamlar. Uyuşturucu imal ediyorlar, onu satıyorlar. Dünyanın sapıkları da oraya toplanıyor zaten katiller, üçkâğıtçılar, sahtekârlar, lümpen takımı. Bunlar da onların yalakası. YPG, PKK zaten ikisi aynı. Hiçbir farkı yok. Amerikalıların Stalinist, komünistlere destek vermesi çok karanlık. Ben Obama’dan da şüphelenmeye başladım. Yani eğer Stalinist, komünist bir fikre sahipse ve bunu gizliyorsa bu dehşet verici. Amerikan halkı onun yanına bırakmaz o zaman. Dürüstçe söylesin eğer Marksist, Stalinist’se. Marksist, Stalinist değilse neden PKK’yı destekliyor, neden YPG’yi, PYD’yi destekliyor, bunu söylemesi lazım. Stalinist grupları desteklemesinin hiçbir açıklaması yok. Stalinist, komünistleri avucunun içine aldı. Onlarla iç içe. Çaktırmadığını zannediyor. Açık açık görülüyor bu. Solcuysan komünistsen söyle. Var Amerika’da öyle adamlar. Başa güreşmek istiyor adamlar, iktidara gelmek istiyor. Demokratik mücadele veriyor. De, Stalinist, komünist olduğunu söyle. Öyle ortaya çık. Amerikan halkına dürüst davran. Zaten gidicisin, yapma etme. Senin YPG ile PYD ile ne işin var? Eğer komünist, Stalinist değilsen hemen bırak bu stratejini. Bu stratejin yanlış, bu düşünce yanlış. YPG’liler IŞİD’lileri gördü mü kendi ağızlarına sıkıyorlar, kafalarına kurşun sıkıyorlar onların eline geçmemek için. İntihar ediyorlar. Sürekli onların haberleri çıkıyor. Ödleri kopuyor “bizleri doğrayacaklar” diye. Çünkü kör çakıyla kesiyor. Onlar da tabii anormal yani tavırları. Sürtüyor sürtüyor boynunu kesmiyor, daha hala uğraşıyor. Adamlar cinnet geçiriyor. Onun için onları görenler direkt kendilerini vuruyorlar. Onlar Hz. Mehdi (a.s)’ı gördü mü düzelir. IŞİD’in ilacı Hz. Mehdi (a.s)’dır. Onu gördü mü konu hemen biter.

Eziz Aydın. “Hocam” diyor Eziz Aydın “en iyi PKK’nın hakkından siz geliyorsunuz. Allah razı olsun. İlimle, irfanla gayret ediyorsunuz. Kitaplarınızla etkili oluyorsunuz” diyor. “Gençler özellikle uyanıyor, çok iyi oluyor” diyor.

Keramettin Elçi; “PKK’yı bitirebilmek için evvela laik, seküler Atatürkçü düşünceyi bitirebilmeniz gerek.” Laiklik bir kere Kuran’da var. Atatürk, İslam’ın özünü yaşayan mükemmel bir Müslüman. Çok yanlış yerden girmişsin sen. Çok yanlış. Tepeden, tepe takla girmişsin. Seni ayaklarının üstüne oturtacağım. Yanlış, tepe üstü gidiyor şu an. Yanlış gidiyor.

Ersoy Turan; “İslam yolu amenna. Sizin yorum biçiminiz de çok güzel” diyor.

Tüm mezhepler Ortadoğu’da dehşetin, kanın ve şiddetin sebebi. Mezhep savaşı var şu an zaten. Sünni IŞİD, El-Kaide yine Şii gruplar ve hepsi yani Şii gruplar çok fazla. Bunlar birbiriyle çatışıyor. Hz. Mehdi (a.s) gelince mezhepleri kaldırıyor. O zaman diyorlar ki; “kavganın nedeni neydi?” “Mezhep.” “Mezhep kalktı. O zaman niye kavga ediyoruz? Birbirimize sarılalım” diyecekler. “Biz kardeş olduk” diyecekler. Suudi Arabistan, Suriye, Irak her yerde ana sorun kalmamış oluyor. Suriye’nin parçalanmışlığının nedeni ne? Mezhep savaşı. Suudi Arabistan’da sorun ne? Mezhep savaşı. Bütün İslam âlemine bakın, konunun kökeninde sadece mezhep savaşları var. Bunu kullanıyor batı. İngiliz derin devleti kullanıyor mezhepleri. Dış güçlerin kışkırtacakları silahları başka kalmıyor. Çünkü tek mezhepten vurdu bunlar. Hep İngiliz derin devleti daha en başta Osmanlı’yı yıkarken de öyle kullandılar. Mezhep ayrılığı olarak vurguladılar. Mesela Suudiler, Vahabi yaptılar adamları. Bitti. Osmanlı’yla çatıştılar. Sünni olsa Osmanlı’ya bağlı kalırdı. Şiileri ayaklandırdılar, onu bunu ayaklandırdılar darmadağın oldu ortalık. Bunu ortadan kaldıracağız. Ama tabii asıl vuruşlarını Darwinizm’le yaptılar. Asıl Osmanlı’yı mahveden Darwinizm’dir. Halen de Türkiye’nin çektiği bunalımın, acının nedeni Darwinizm’dir. Bu acının kökeni kalkmadan Türkiye’nin acısı bitmez. Darwinizm kalkmadan Türkiye’de acı kalkmaz ve bitmez. Çünkü Allah’ı inkâr ediyor Darwinizm. “Allah yaratmadı. Tesadüf yarattı” diyor. Mutasyonlarla oldunuz diyor. Bu Allah’ın zoruna gider. Allah’a yapılan büyük bir hakaret bu, çok çirkin bir hakaret. Bilmeden yapıyorlar. Bilmeden yapıyorlar. Ama Allah’a meydan okunmuş oluyor bilmeden. Ve bu Allah’ın çok zoruna gider. Allah intikam alır. Allah ıstırap verir Allah vermesin. Bunu hemen durdurmak lazım.

“Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözü; “Benim gördüklerimi siz görseniz çok gülmez, çok ağlardınız.” Kardeşim, niye ayetle hareket etmiyorsun? Niye hadisle hareket etmeye kalkıyorsun? Niye hurafelerle hareket ediyorsun? Peygamber (s.a.v.) gülüyordu, Hz. Ali (r.a) gülüyordu, Hz. Ömer (r.a)  de gülüyordu. Gayet neşeliydiler. Ağlayan yoktu. Niye ağlasın Peygamber (s.a.v.)? Ağlamayı yasakladı Peygamberimiz (s.a.v.). Kendi kendinize Peygamber (s.a.v.)’i bambaşka bir şekle sokmaya kalkıyorsunuz. Ayette Allah, “küfür ağlasın” diyor “müminler gülsün” diyor. Sen de müminleri ağlatmaya çalışıyorsun. O rivayet uydurma bir rivayet. Aslı yok onun. Peygamberimiz (s.a.v.) hiçbir şekilde ağlamamıştır. Ancak Allah için, Allah aşkıyla, sevinçten ağlamıştır. Üzüntü ve azaptan kaynaklanan ağlaması yok Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Daima neşeli. Hz. Ali (r.a) şakacılığıyla ünlü. Hz. Ömer (r.a) son derece neşeli bir insan. Nereden çıkarıyorsunuz bunları? Hz. Osman (r.a) da, Hz. Ebubekir (r.a) da hepsi neşeliler. Resulullah (s.a.v.) bir kere çok neşeli, sürekli şaka yapıyor ümmetine. Hep böyle açacak, onların gönüllerini ferahlandıracak espriler yapıyor. Nereden çıkarıyorsunuz? Hadisler sizi mahvediyor. Uydurma, hurafelerle mahvoluyorsunuz. Direkt Kuran’a uyun. Yanlış yapıyorsunuz.

Tüm peygamberler kabul görmeden önce hep acı görüyorlar, hep zulüm görmüşlerdir. Hz. Moşiyah da çok acı çekecek müşriklerden, it kopuktan, ahlaksızlardan. Bir avuç grubuyla onlara karşı mücadele edecek. Çok uzun bir süre bu. Yaklaşık belki kırk yıl. Tabii. Sonra mesh edilmiş, kutsal zeytinyağıyla mesh edilmiş Moşiyah yani Hz. Mehdi (a.s) çıkacak. Ondan sonra bereket, bolluk her yerden su gibi akacak, elhamdülillah. Moşiyah’ın zamanında Tevrat karmakarışık olacak. Museviler anlayamayacaklar Tevrat’ı ve yaşayamayacaklar. Moşiyah Tevrat’ı anlaşılır ve anlatılır hale getirecektir. Nereden kaynaklar bunlar biliyor musunuz? Hep Musevi kaynaklardan söylüyorum. Tevrat kaynaklarından söylüyorum. Aynı zamanda Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde de var. “Moşiyah insanlara Tevrat’ın özünü açıklayacak” diyor.

Bak, Tayyip Hocam da helal olsun. Bak, “1920’de İstanbul’da işgal kuvvetlerini alkışlarla, bayraklarla, sevinç çığlıklarıyla karşılayanların bakiyeleri, bugün de yabancı ülkeleri Türkiye'ye müdahale etmeye davet ediyorlar” diyor. “Kalemini işgal kuvvetlerinin emrine verenler o gün de vardı” diyor. İşte İngiliz derin devletini kastediyor. Tayyip Hocam öyle bir aydınlandı, uyandı ki yani artık bundan sonra kimse durduramaz Allah’ın izniyle. İngiliz derin devletini anlattık. Olaya tam vakıf oldu. Yani acayip hırslı şu an. Olayı tam kavradı, büyük bir oyun oynandığını gördü. O filmler çok faydalı oldu, PKK ile ilgili gösterdik ya, asıl amaçları nedir? O zaman çözüm süreci falan hiçbirini artık kabul etmedi. Ve bu itleri Türkiye’den sürmeye karar verdi. İyi yapıyor. PKK diye bir şey bırakmayacak inşaAllah. Bak, “aradan yüz yıl geçse de bu zihniyet değişmemiştir” diyor. İngiliz derin devletinin kafası. Desin hiçbir şey olmaz. “İngiliz derin devleti” direkt söylesin ödleri kopar yani.

Bir de Tayyip Hoca’yı destekleyen aydınlar gayretlerini daha da artırsınlar. İttifak etsinler. Birbirleriyle uğraşmasınlar. Tayyip Hoca da gönlü çok rahat olsun. Mehdiyet yolunda ilerliyor. Kafasını sıkacak, ruhunu sıkacak hiçbir şey yok. Yolu açık, devam. Sayın Ahmet Davutoğlu da iyi yani böyle güzel, Tayyip Hoca’yla sırt sırta verip devam etsinler. Birinin meşhur olması, birinin azalması, öyle bir şey yok. Her ikisini de millet seviyor. Öyle bir dertleri olmasın. Zaten olmaz öyle bir dertleri de yani sevenlerinin öyle bir derdi olmasın. Yani şu mu üstün, bu mu üstün, yarıştırma, öyle bir şey yok ikisi de kardeş. Ne fark eder? İkisi de Allah’ın kulu, Allah’a hizmet için ortadalar. Onlarda bir rekabet olmaz. Müslüman’da rekabet olmaz.

Emel; “Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i katledenler, şehit edenler saltanat uğruna kıymadılar mı peygamber torunlarına? Hz. Mehdi (a.s) gelse nankörlük yapacaklar.” Hz. Mehdi (a.s)’a güçleri yetmez. Hz. Mehdi (a.s) bambaşka bir şey. Tuzun suda eridiği gibi erirler. Öyle bir şey olmaz. İsa Mesih’e ve Hz. Mehdi (a.s)’a güç yetmez. Yani dünyevi güçle baş edemezler. Ancak Allah’ın müdahalesiyle canlar alınıyor. Kimsenin gücü yetmez. “Acip bir şahıs” diyor Bediüzzaman. “Hiçbir cihette ahir zamanın o acip şahıs gibi olamam” diyor.

Masaüstü Görünümü