Harun Yahya

Sohbetler (10 Nisan 2016; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Bir sevgi etiketi yapalım, ne diyelim sevgiyle ilgili? “Güzel olan sevgidir” diyelim.

Mümin neşeli olacak, sevinçli olacak. İnsan zayıf yaratılmıştır ayet var. Zayıf bir varlığı sen gece-gündüz üzersen, korkutursan, tedirgin edersen, ümitsizliğe düşürürsen, şevkini kırarsan, heyecanını kırarsan akli dengesini de bozarsın, beden dengesini de bozarsın. Habire ağlamayı teşvik ediyorlar, yası teşvik ediyorlar. Bu çok tehlikeli bir şey. Millet olarak çürürüz. Çok tehlikeli olur. Cenab-ı Allah Tevbe Suresi 82’de, şeytandan Allah’a sığınırım, bak: “Öyleyse” diyor küfür için, deccal taraftarları için “Öyleyse kazandıklarının cezası olarak az gülsünler çok ağlasınlar” diyor Allah. Mümin ağlamayacak, küfür ağlasın, deccal taraftarları ağlasın. Mümin gülecek neşeli olacak. Olmaz. Müslümanları böyle çürütmek istiyorlar. İmanlı milletimizi üzüntüyle, yasla, korkuyla, ye’sle, ümitsizlikle, sıkıntıyla, sinir bozukluğuyla, ruh zayıflığıyla, ruhi rahatsızlıklarla çürütmek istiyorlar. Buna müsaade etmeyelim. Neşe, sevinç, heyecan, güzellik her yeri saracak. Biz cehennem pisliği istemiyoruz. Cennet güzelliği, cennet sevinci istiyoruz. Hiçbir olayda Allah’a mümin  isyan etmez. Her şeyde O’ndan razı olur. Her şeyde hayır görür, her şeyde tevekkül eder. Ağlamak ne demek? “Ben beğenmedim” diyorsun. “Ya Rabbi senin bu yaptığını ben beğenmedim” diyorsun. Günah bu, isyandır, tuğyandır, olmaz böyle bir şey. Bilmeden yapıyorsa o ayrı ama bilerek yapıyorsa küfre düşer Allah esirgesin.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz gün Nusaybin’de şehit olan Binbaşı Ahmet Kahraman da şehit olmadan birkaç gün önce kızı Zühre’yi aramış Adnan Bey. “Bana bir şey olursa ağlamayın” diye nasihat etmiş.

ADNAN OKTAR: Bak. Şehitlerin ıstırabı rahatsızlığı bu oluyor işte. Şehitleri kimse üzmesin, rencide etmesin. Onlara sıkıntı vermek çok büyük bir günah. Şehidin neşesini bayramını hiç kimse bozmasın.

KARTAL GÖKTAN: Arkadaşlarına da şöyle demiş: “Bu gece kandil, şehit olmak için ne güzel bir gün. inşaAllah şehit olacağım” demiş ve aynı gün şehit olmuş.

ADNAN OKTAR: Aslan aslan aslan. Kurban olayım onu Yaratan’a Cenab-ı Allah’a. Aslan, nur içinde yat nur. Allah’ın güzel kulu, maşaAllah. Sana imreniyoruz. Aracı ol, Cenab-ı Allah’tan rica et biz de gelelim yanına, maşaAllah. Ne güzel sana Allah iyilikte bulunmuş, güzellikte bulunmuş, lütufta bulunmuş seni şehadet mertebesine ulaştırmış. Velayet mertebesine ulaştırmış ne mutlu sana, ne mutlu ailene. Allah annene babana uzun ömür versin. O güzel şereften biz de şerefyab olalım, inşaAllah. Allah bize de nasip etsin.

Deccal hüzün, acı ve ıstırap getirir. Toplumun umutsuzluk, ye’s içinde olmasını, Allah’a güvenmemesini telkin eder, Allah’ı sevmemesini telkin eder. “Sizi Allah yaratmadı tesadüfen oldunuz” der deccalın üslubu lisanı budur. Biz de her şeyi Allah’ın yarattığını, Cenab-ı Allah’ın yarattığını, nizam verdiğini ve sevginin, güzelliğin, neşenin esas olduğunu anlatmakla mükellefiz ve yapıyoruz.

Yeni çıkan kitabım gelsin. MaşaAllah. Ne yazıyor? Rohingyalar Güzeldir. Kitapta Myanmar’ın Arakan bölgesinde yaşayan Rohingya halkına uygulanan zulmü anlattım. Çözüm gösterdim, inşaAllah. Bu güne kadar bu konuda çıkmış tüm makalelerden derleme bir kitap. Rohingyalar Güzeldir. Kitapların haddi-hesabı yok peş peşe geliyor Allah’ın izniyle. Bu yakışıklı da tanıdığınız bir şahıs, maşaAllah. Hadi bakalım hayırlı uğurlu olsun. 900’e doğru gidiyor 300’den. Adam diyor ki “Ne yapıyorsun?” diyor. Bakmazsan göremezsin.

OKTAR BABUNA: Bütün dünya Müslümanlarına sahip çıkıyorsunuz Hocam, maşaAllah, elhamdülillah. 

ADNAN OKTAR: Bir de senin görmen önemli değil, biz Allah rızası için yapıyoruz. Allah’ın bilmesi yeter. Bu kitapları yaratan da Allah.

PKK’da kadınlar örgütü bırakamıyorlar. Erkekler rahat kaçabiliyor da kadın oldu mu yolda yakalasalar tecavüz edip öldürüyorlar Allah esirgesin. Yani PKK’lı değil esir edilmiş benim dediklerim. PKK’lı değil, PKK üniforması giymiş silah var elinde ama PKK’lı değil. Onlara lanet okuyor, nefret ediyor ama kaçmak istiyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti’de yeni anayasa hazırlıkları hız kazandı Adnan Bey. Öncelikli tercih başkanlık sistemi. Ancak yarı başkanlık ve partili cumhurbaşkanlığı modeli üzerinde de alternatif çalışmalar yapılıyor.

ADNAN OKTAR: Partili cumhurbaşkanlığı olur ondan gerisini bıraksınlar. Ayıp yani artık insaf. Biz dedik ki “partili cumhurbaşkanlığı tamam,” “ha o zaman partili başkanlık sistemi olsun” diyor. Kardeşim bak, partili cumhurbaşkanlığıyla partili başkanlık sistemi apayrı şeyler yapma etme. Laf benzerliği olmaz. O klasik başkanlık sistemi. Partili başkanlık demek ne demek? Klasik başkanlık. Biz ne diyoruz? “Partili cumhurbaşkanı.” Çünkü hangi partiye mensup olduğu belli oluyor cumhurbaşkanının, gereksiz oluyor o konu. O kadar sadece o.

AVM’lerde yapılan mescitler usulen yapılmış oluyor çok küçük. Güzel klasik Osmanlı mescit yap içeriye, değil mi? Kubbeli mubbeli güzel bir şey yap. Genişçe bir şey yap, ayakkabıların konacağı yerler özel anahtarlı dolaplar olsun. Abdest alınacak yerler tertemiz olsun. O ne ki öyle? Ufacık yer, daracık yer. Anlamı da kötü yani. Bereketi olmaz öyle bir yerin. Ne oluyor? O zaman Allah bereket vermiyor. Müşteri gelmiyor. Büyük mescit bereketli olur. AVM’lere büyük mescit olsun, değil mi? Gereksiz yerlere koskocaman alan ayırıyorlar. Mescit hayati bir konudur.

CİHAT GÜNDOĞDU:  Havalandırması da çoğu zaman unutulmuş oluyor.

ADNAN OKTAR: Havalandırması olmaması mesela çok korkunç, çok ürkütücü. Mükemmel tertemiz havalandırması olması lazım, değil mi? Abdest alınan yerler tertemiz olması lazım. Geniş ferah olması lazım, halıları tertemiz, değil mi? Her gün bakım yapılması lazım. Bereket getirir, güzellik getirir. Bundan sonra ona çok dikkat etmelerini rica ediyoruz. Hükümet de bu konuda bir girişimde bulunsun, ona göre ruhsat verilsin. Ufacık mescide ruhsat verilmez. Yani usulen gibi. Bazen yolculuklarda falan da şehirlerarası yollarda ‘mescit’ diyor, ufacık bir baraka. Ayıp kardeşim. Zor mu bu ne olacak yani?

GÖKALP BARLAN: Havaalanında da aynı şekilde.

ADNAN OKTAR: Küçük. Geniş ferahça yapsınlar. Hanımlar bilhassa çok mağdur durumda kalıyorlar. Hanımların namaz kılacağı yeri de ayrıca güzel hazırlasınlar. Onlara daha özen olması lazım. Onların abdest alacağı yerin ayrı olması lazım. Her şeyleri ayrı olması lazım ki onlara kolaylık olsun. Mesela hastanelerin mescitleri de öyle ufacık, hava alınamayacak gibi. Kalp rahatsızlığı olan oluyor, bilmem ne, astım olan oluyor daracık yerde, havasız yerde ne olur adam, değil mi? Bir de kirli olması hastaneye yakışır mı bu? Steril olacak, tertemiz olsun. Hastaneden ayrı bölüm değil ki o, gıcır gıcır olması lazım. Zor bir şey değil ki bu gayet kolay. O kadar müstahdem çalışan var, değil mi? Bundan sonra ruhsat verirken mescitte darlıkta ruhsat verilmesin. Geniş ferah mescit, hanımların beylerin yerleri ayrı ayrı yapılması lazım. Çünkü hanım utanır çekinir, değil mi? Orada üstünü başını çıkaracak, abdest alacak falan rahat edemez. Hanımların yerinin tamamen ayrı olması lazım. Namaz kıldıkları yer de öyle, hatta daha ferah, daha bakımlı olması gerekiyor. Niye hep alt katta olması gerekiyor ayrıca? Üst katta olsun.

Çok güzel nefis bir eser; “Rohingyalar Güzeldir.” Myanmar’ın Arakan bölgesinde yaşanan Rohingya halkına uygulanan zulmü anlatıyorum, çözümü gösteriyorum. Bugüne kadar bu konuda çıkmış tüm makalelerden derleme bir kitap. Rohingyalar Güzeldir. Hakikaten güzel insanlar, çilekeş insanlar. Rohingyalar’a selam ediyoruz, sevgilerimizi sunuyoruz. Peş peşe kitaplarım geliyor ne güzel.

AVM’lere geniş mescit. Hastanelere geniş mescit istiyoruz. Geniş ve ferah, özellikle hanımların bölümünün çok rahat, çok bakımlı, çok güzel olması lazım.

CAN DAĞTEKİN: Bazı üniversitelerde mescit olmuyor Hocam.

ADNAN OKTAR: O da çok vahim. Her üniversitede, her eğitim kurumunda güzel bakımlı mescit olması lazım her yerde. Hapishanelerde, hastanelerde neresi aklına geliyorsa. Kütüphanede olması lazım içinde, değil mi? Mesela orada rahatça birisi gidip kitap da okuyabilir, dinlenebilir.

Galoş gibi bir şeyi de geliştirmek lazım namaz kılınan yerlerde. Mesela ucuz çok bol üretilebilir. Şahıslar yanında da taşıyabilirler, değil mi? Namaz kılacak kişiler ehli salat olanlar o galoş gibi yani illa naylon olması şart değil. Güzel bir maddeden yapılabilir. Sıkı ketenden olabilir her şeyden olabilir, bayağı güzel olur.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çeşitli güzel yapraklı bitkilerden gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Şu güzelliğe bak şu güzelliğe, şu şekerliğe. Allah’ın damgasının her yerde olması ne güzel.

EMRE ACAR: Ayette de “Allah’ın boyası” olarak geçiyor.

ADNAN OKTAR: “Allah’ın boyası” ne güzel ne güzel.

KARTAL GÖKTAN: En’am Suresi 59’ncu ayette de, şeytandan Allah’a sığınırım: “Karada ve denizde olanların tümünü o bilir. O bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez.”

ADNAN OKTAR: Ne güzel, her yönden güzel.

AVM’lerde orada burada ayakkabılar, cami önünde biriken ayakkabılar onlara mutlaka ayakkabı dolabı anahtarlı. Müthiş kirlilik oluşturuyor. Böyle tuzlu suyla da silebilirler ayaklarını girişte paspaslara tuz serpip antisepte edebilirler ayakkabıları. Ta cami dışında güzelce bol tuzlu sulanmış paspaslar üstünde ayakkabılarını iyice silip ondan sonra içeri girerlerse antiseptik madde olduğu için tuz, temiz bir madde de olduğu için içeride iyi bir temiz görünüm oluşur. Mesela ODTÜ’nün mescidi çok bakımsız. Mescit isteyen öğrencileri tehdit ediyorlar bu çok ayıp, çok çok terbiyesizce bir hareket. Mis gibi tertemiz olsun. Mümin Müslüman bir ülkeyiz, değil mi? ODTÜ koskoca üniversite, küçük bir mescit, bakımsız bir mescit olmaz. 

Burak İnal, “17 Nisan Pazar günü İstanbul’da düğünüm var” diyor. Davet ediyorsun. Köy düğünü olsun köy düğünü. Köyde yap da anlı şanlı şöyle biraz eğlenelim.

“Canım Hocam, takım elbisenizdeki o altın rengi çizgiler kumaş değil gerçek altın gibi duruyor ekranda” diyor. Yalnız gerçek altın gibi biraz acayip olmuş. “İpek de cayır cayır parlıyor. Biz kumaş kalitesi nedir siz televizyon yayını yapmaya başladıktan sonra öğrendik” diyor Emrah. Evet.

Birçok camide tabii ayakkabılık var. Ama dediğimiz yerlerde yok. Bazı yerlerde yok, birçok yerde yok. Olmayan yerler için, olan yer için ne söyleyeceğiz tabii ki? Olan yerde varmış zaten. Galoş da her yerde yok, her yerde olması lazım. Birde aynı klasik galoş şart değil. Onun maddesi değiştirilebilir. Çünkü biraz zayıf bir madde ve kaygan da. Daha ayağı halıya tutturan, daha makul, daha rahat ayağı terletmeyen falan bir şey olabilir, daha temiz.

ERDEM ERTÜZÜN: Sabun olmuyor birçok yerde.

ADNAN OKTAR: Sabun, işte o sıvı sabun olması lazım, düğmeyle basılan. Ayakkabılık var ama anahtarlığı olması lazım, numaralı anahtarlık çok önemli. Onun bir yedeği de imamda olması lazım kaybolma ihtimali. Hatta iki yedeği imamda olması lazım veyahut kimse camii görevlisi onda olması lazım. Bunlara dikkat etmek lazım.

OKTAR BABUNA: Kağıt eksiği de oluyor, el kurulamak için kağıt eksiği.

ADNAN OKTAR: Evet, çöp kutuları falan her şey mükemmel, düzgün olması lazım. Bir de soğuk havalarda soğuk suyla olmaz, sıcak su sistemleri olması lazım mutlaka. Bazı camilerde buz gibi suyla abdest alıyorlar. Olmaz, hasta olurlar. Teknik her türlü imkanı geliştirmek lazım, olan yerlere sözümüz yok, olan yerler tamam.

Ne demişti ne oldu? Benim dediklerim yeterli, kısaca bir söz olarak açıklanması yeterli olur ama nihayetinde söyleten Allah, ilham eden Allah.

Nemrut isminin anlamı, boyunduruk altına alan leopar anlamına geliyor, boyunduruk altına alan leopar. Nimrot ama Nemrut olarak biliniyor tabii.

“Favori programım Adnan Oktar, sizi çok seviyoruz. Sohbetleriniz çok hoş, sürekli takip ediyorum kesinlikle” diyor. 

Nihat Hatipoğlu Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyormuş ATV’de şu anda. “Geniş alınlı, ince burunlu” demiş. Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan olacağını söylemiş. Hz. Mehdi  (a.s) ve Mesih İsa (a.s)’nın aynı zaman diliminde çıkacağını söylemiş. Deccalın ve Hz. Mehdi (a.s)’ın kırk yıl kalacağını, kıyametten önce çıkacağını söylemiş. Güzel, dili çözülmüş.

“Adnan Bey, kız arkadaşımla sizin yüzünüzden sürekli kavga ediyorum. Kadınlara davranış şekliniz beni çok zor durumda bırakıyor. Kendisine de sizin gibi davranmamı istiyor. Biraz fazla odun olabilirim ama bu konuda nasıl bir orta yol bulacağım?” Diyor. Bayağı dertli. Hamza Şentürk. “Belki de sizi izletmesem daha kolay olacak gibi” diyor.

“Adnan Hocam, iman hakikatleri konusunda kısa anlatmaları tercih etmenizin nedeni nedir? İmani konuları uzun uzun anlatmak gerekmez mi?” Dikkatiniz dağılır, dikkat veremezsiniz. İlk bir, iki dakikaya kadar çok keskin dikkat verirsiniz, sonra dikkat dağılır. O insanın aczi, genel olarak böyledir. Onun için kısa anlatımlarla sürekli dikkati açacak şekilde anlatmak lazım. Ayakta anlatmak da önemli, oturarak olduğunda da yine dikkati kapanabilir. Onun için Allah sürekli Kuran’da “dikkat edin, dikkat edin, dikkat edin” der. Dikkat rahatça kapanabilen bir şey. Peygamberimiz (s.a.v.) de hep kısa özlüdür dikkat ederseniz konuşmaları. Kuran’da da hep öyle kısa ve özlüdür. Hep hikmet vardır, hikmet önemlidir. Kuran’da bir cümlede bitirir çok önemli bir konuyu Cenab-ı Allah. Hikmet, hep kısa, özlü, anlamlı, ruha işleyecek şekilde konuşmak.

CAN DAĞTEKİN: Hocam, siz söylemiştiniz, “Peygamberimiz (s.a.v.) kütüphaneler dolusu kitap okumadı. Onda hikmet vardır” demiştiniz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, üniversite bitirmedi.

ENDER DABAN: “…anlatım çarpıcılığını vermiştik.” (Sad Suresi, 20) diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Yabancı müziklerde genellikle tek makam var, adeta tek makam. Ama Osmanlı Türk müziğinde çok zengin makamlar var. Saba makamı, kürdîlihicazkâr, say da say, nihavent… Makam eksikliği işte sanatın kavrulduğunun da bir alameti. Hep aynı bakın dikkat ederseniz vurgular, hemen hemen hepsinde aynı oluyor. Halbuki çok zengin makam farklılıkları olması lazım.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, siz uzun süredir mimaride estetik ve sanat üzerinde duruyorsunuz. Başbakan Davutoğlu açıklama yaptı: “Bundan sonra İstanbul’un siluetini bozacak hiçbir eser yapılmayacak.”

ADNAN OKTAR: Çok güzel, çok güzel, onu ısrarla söyledik. Allah razı olsun hükümet onu da yerine getiriyor.                  

Her yerde Allah’ın damgası, her yerde Allah’ın mükemmel sanatı nereye gidersen. Afrika’ya git, Amerika’ya git, dünyanın neresine gidersen git Allah’ın o Kendine has, o güzel nurlu damgası her canlının, her şeyin üzerinde duruyor. Nereye baksak, nereye gitsek. Toprağa bakıyorsun böceklere, orada Allah’ın damgası var. Ağaca bakıyorsun Allah’ın damgasını görüyorsun. Her yerde Allah’ın damgası. Git Sibirya’ya, Sibirya kurduna bakıyorsun, orada da, her yerde görürsün.

Her yerde Allah’ın sanatı, ilmi, Allah’ın mühendisliği, Allah’ın mimarlığı, Allah’ın o ince güzelliği, nuru dünyanın neresine gidersek gidelim, yerin altı, üstü, havası, her yerde var.

Yılmaz Yeter, “Ya ne olursa olsun ben bu adamı seviyorum ya” diyor.

Hatice Sabuncu, “Mevlevi derneği devlet izinli değil mi?” Devlet izinli de, devlet durumun farkında değil.

Mehmet Yılmaz, “Adnan Hoca Allah seni başımızdan eksik etmesin.” Allah sana da uzun ömür versin.

Fuat Avni dün gece boyunca Davutoğlu hakkında yazmış. Niye? Davutoğlu mazlum, güzel insan, onunla uğraşmak ayıp, günah. Hiç kimse Davutoğlu’nu yerinden oynatamaz, hiç kimse. Bayağı mübarek bir insan, candan bir insan. Yazık günah, öyle bir insanla uğraşmaya kalkmak çok çok ayıp. Dünyadan geçmiş bir insan. İnsandır tabii hatası olabilir. Bilmem başka zellesi olabilir, yanlışı olabilir. Uyarırız, o düzgün yolda gider. Adam harcamaya alışık olmasın hiç kimse. Davutoğlu Hocam Başbakan olarak kalacak. Kimse ümitlenmesin. Tayyip Hoca’yla da onlar arkadaş, dostlar, bayağı birbirini seviyorlar, arkadaşlıkları çok eski, mümin muttaki bir insan. Boş yere fitne çıkarmak, işte yok gidici, yok kalıcı bilmem ne, öyle bir şey yok. Başbakan olarak görevine devam edecek. Tayyip Hoca da kimseyle bir alıp veremediği yok, kindar bir insan değildir. Bayağı iyi dost, arkadaş olarak geçiniyorlar. Bayağı güzel de bağlantıları var, öyle bir şey olmaz.

Bu yedi PKK’lı diye bir olay var, öldürülen keskin nişancı yedi PKK’lı Ermeni komandosu çıkmış. Bu çok vahim bir şey. Ermenistan’a ültimatom çekilmesi lazım. Nasıl olur bu? Resmi asker, komando Ermeni ordusunda, Türk askerini gelip burada vuruyor PKK’lılarla beraber. Bu çok vahim bir suç. Nota da değil, ültimatom çekilmesi lazım. Cinnet geçirmiş olmaları lazım, nasıl yaparlar böyle bir şeyi? Bilmeyen bilmez tabii. Ama her halükarda PKK lafı biraz rahatsızlık verir, öyle değil de daha konuyu açıklayan bir başlık olabilir. Ama basında daha çok yer alırsa, daha çok anlatılırsa daha iyi bilinir. Ama iyi oldu bak, orada bu konu da açığa çıkmış oldu.

Nuri Üzmez, “Sayın Hocam, kral adamsın vesselam, kim ne derse desin” diyor.

Suzan Ilgaz, “Adnan Hocam bir tanedir.”

Süleyman Havuz, “İyi de benim anlamadığım bu programın konusu ne?” Sen boş ver seyret, sen anlarsın bir süre sonra.

“Hocam yine kilitlendik” diyor. “Hocamın konuşmaları hakikaten çok güzel, hayata farklı bir açıdan bakmayı öğreniyorlar insanlar” diyor.

ENDER DABAN: Yayınımıza birazdan devam edeceğiz inşaAllah.

VTR: Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu?

KARTAL GÖKTAN: Bugünkü yayınımızın sonuna geliyoruz. Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü