Harun Yahya

Sohbetler (30 Nisan 2016; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz, Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Sohbetlere başlıyoruz. Hoş bulduk.

Bir televizyon kanalında “Azrail’e çelme taktı” diyor. Adam ölümden dönmüş, trafik kazası oluyor, “Azrail’e çelme taktı.” Çok münasebetsiz, saygıya uygun olmayan bir üslup, çok nezaketsiz çirkin bir üslup, “çelme taktı.” Allah’ın büyük meleğine, Allah’ın sevdiği bir meleğe, kutsal olan bir meleğe çelme taktı, peki senin canını alırken sen diyebilecek misin bunları? Sen çelme takmıştın diyebilecek misin? Böyle bir üslup olmaz bu çok çirkin, çok ayıp özür dilesinler ve bir daha böyle bir şey yapmasınlar.

Cennette vücuttan atık yok, vücuttan atık yoktur, hiçbir atık yoktur. Hafif bir terleme vardır yiyecekler… o da muhteşem bir koku şeklinde etrafa yayılır. Belli belirsiz hafif bir nem şeklinde oluşur, yiyeceklerin vücuttan atılışı öyledir. Bunun dışında vücutta öyle bir sistem yok yani boşaltım sistemi yok, hiçbir şekilde yok. Cinsel ilişkide o zevk vardır fakat bir atık olmaz. O zevkin çok şiddetlisi var, çok çok şiddetlisi vardır şehvetin yani normal bir insan dayanamaz bu dünyada verilse böyle bir zevk ama atık olmuyor. Ama cehennemde her türlü pislik vardır, her türlü acı vardır, ıstırap vardır, her türlü kokuşmuşluk vardır. Orada da cinsi güçler yoktur cehennemde çünkü bütün vücut organları karma karışıktır, eciş bücüştür, perişandırlar hep bütün organları dumura uğramıştır. Elleri, kolları, bacakları her yeri dumura uğramıştır. Diyorlar ya “evrimle oluyor mutasyonla,” tam öyle onların tahayyül ettiği gibi oluyorlar ahirette. Cennet ehli de jilet gibi gayet düzgün. Ona da bir süre sonra ilk başta birbirlerini suçluyorlar sonra dönüşü olmayacağını anlayınca çirkefleşiyorlar, bu sefer pişmanlıklarını gizlemeye başlıyorlar, “pişman değiliz” diyorlar. “Dünyada yaptıklarımızdan pişman değiliz” diyorlar. “Pişmanlıklarını gizlerler” diyor Allah ayette. Önce birbirlerine iftira atıyorlar ki hani kurtulacak gibi bakıyorlar ki kurtuluş yok, bu sefer çirkefliğe başlıyorlar. Muhtemelen ruh enerjilerinin, işte bilinçlerinin bir makineyle bir yere alındığının kapitalistlerin onlara oyun oynadığının ondan sonra böyle cezalandırdıklarını kendilerince eğlendiğini…

SERKAN AK: Daha önce söylemiştiniz Hocam, zamanı sonsuza kurduklarını o makineden.

ADNAN OKTAR: Evet, böyle o tarz bir sistem olduğunu, zamansızlığın sırrını bulup insanların iç enerjilerini, onların açısından söylüyorum, onlar ruh demiyor ya, iç enerjilerini kontrol altına aldıklarını, aslında öldürenlerin de bunlar olduğunu yani kapitalistlerin oyun oynadığını, normalde ölüm olmadığını ama kapitalistlerin onları öldürüp böyle bir sistem, kapitalizm artık kimse yani suçladıkları ona faşist de diyebilir kimse neyse artık kafaları onların böyle bir oyun oynadığına dair bir kanaatleri olacak sonsuza kadar. Onun için de sürekli bir anarşist, komünist, Stalinistlerin bir inatçılığı vardır ya, delice inatçılığı böyle toplu zıtlık kafaları vardır, bir şeye zıtlaştı mı topluca zıtlaşırlar. Orada da topluca zıtlaşıyorlar ve sonsuza kadar böyle oluyorlar. Mesela on trilyon sene geçiyor yine zıt, üstünden gitmiyor o kafa, o mantık gitmiyor. Müminler de onların hakine gülüyorlar, koltuklarında oturarak. Kaçmaya çalışıyorlar, orada da Allah’ı kandıracağını zannediyor, orada menfez bulmaya çalışıyorlar, mağaralara giriyorlar ve duvarların aralarından filmlerde var ya öyle bir şeyler yiyip ona yapacak zannediyor oradan düşüyor, bacağı takılıyor, kafası takılıyor mutlaka yakalanıp düşüyorlar. Melekler onları her seferinde yakalıyor. Her seferinde de kaçacaklarını düşünüyorlar. Kaçsan nereye kaçacaksın? Her yer Allah’ın ve her yer Allah’ın emrinde ve şuurlular hepsi. Mesela mağaraya giriyor mağara zaten şuurlu seni istiyor orada mağara, sen nasıl kaçacaksın mağaradan? Menfeze girmeye çalışıyor veyahut bir yerden atlamaya çalışıyor, atlamaya çalıştığın yer zaten Allah’ın kontrolünde, Allah’ın gördüğü, bildiği bir ortam ve onların hepsi şuurlu ayrıca, taş şuurlu oradaki sular her şey şuurlu. Dolayısıyla kaçacak hiçbir yerleri yok. Ama bir mantık geliştirecekler orada göreceğiz. Kim bilir ne cins bir mantık? Nasıl burada Darwinizm’i mantıksız olarak anlatıyorlar. İnsanın aklı duruyor değil mi? Her şeyi tesadüfen açıklıyorlar. Biz ne yapıyoruz? Nutkumuz duruyor adamlara, şaşırıp kalıyoruz. Haşa Allah yok diyor. Tesadüfen oldu her şey diyor. Mantık var mı? Yok. Ahirette de öyle, akıl almaz bir mantık ortaya atacaklar, biz de şaşıracağız.

Biz de sevgi dolu olalım. Etiket yapalım “Sevgi dolu olalım” diye.

Sebe Suresi’nde, Hz. Süleyman (a.s)’ın heykeller, tablolarla sarayını süslediğini anlıyoruz ayetten. Resimler, heykeller ama şuan yasaklamışlar.

Sebe Suresi 33. Ayette boyunlarına takılan halkalardan bahsediyor ehli küfrün. Belki de azap onlara o şekilde veriliyor. O takılıyor boynuna o sürekli kalıyor ömrü boyunca, sonsuz ömrü boyunca. Onunla Allah onlara azap yapıyor olabilir. Çünkü tırmanan bir ıstıraptan bahsediyor yukarı doğru çeken, muhtemelen o acıyı oraya yukarıya doğru çekiyor olabilir o halka. “Tırmanan bir ateş” diyor, yüreklere doğru tırmanan bir ateş. Bizim bildiğimiz ateşe benzemediğini anlıyoruz.

Hayret Museviler soykırım öncesi nüfuslarına daha yeni yeni yaklaşıyor. Ne kadar kapsamlı ve acımasız bir soykırım yapılmış. On altı milyona yaklaştı sayıları. Avrupa’da da o zaman on altı milyondu sayıları dünyada daha yeni yaklaştılar, müthiş bir zulüm, bir avuç Hz. Musa (a.s)’ın evladı, bir avuç Hz. İbrahim (a.s)’ın evladı şeytanın ordularına ters geliyor. Hepsini yok etme kafası var. Bir Müslüman’ı yok etmekle, bir Musevi’yi yok etmenin arasında bir fark yok. Büyük bir zulümdür. Bir Hristiyan’ı yok etmenin arasında bir fark yok. Sanki onu bir ibadet yapıyorlarmış gibi cahilce ve bilgisizce uygulamaya kalkıyorlar ve ahirette hesabını veremeyecekleri çok çirkin bir cürette bulunuyorlar.

“Zohar’ın sırlarını Moşiyah Mehdi (a.s) açıklayacak. Bu zamana kadar Zohar’ın bazı sırları hep gizli kalacak” diyor. Muhtemelen maddenin hakikati olabilir. Çünkü Zohar’da maddenin hakikati anlatılıyor. Maddenin zannedildiği gibi bir şey olmadığı anlatılıyor ama çok kapalı bir üslupla anlatılıyor. Hz. Mehdi (a.s) tamamen onu insanlara tam kavrayacakları şekilde anlatacak olabilir. Bakalım mübareği görürsek ilminden istifade edeceğiz inşaAllah.

Şahs-ı manevici, Hrıstiyanlar şahs-ı manevici bazı Museviler Hz. Adem (a.s) kelimesi “bir şahs-ı manevidir” diyorlar. Herhalde Nurcuların bir kısmı öğrendiler. Adem (a.s)’in kardeşim şekli, şemaili, bedeni, ne yediği, ne içtiği hepsi anlatılıyor. Nerenin şahs-ı manevisi? Adem (a.s)’in insan olduğu çok açık aşikar, Tevrat’ta da, İncil’de de bütün insani özellikleri, bedeni özellikleri ve yaşantısı anlatılıyor. Şahs-ı manevi ayrı, onlar da anlatılıyor ama şahs-ı manevinin üslubunda kaşı, gözü, ağzı, burnu olmaz. Nasıl yaşadığı olmaz.

Arap ülkelerinde hiç Musevi yok şuan. Türkiye’de de çok çok az, bu çok utanç verici bir durum. Irak’ta yok, Suriye’de yok, Mısır’da yok, Türkiye’de çok çok azaldı sayıları. Ermeni parmakla sayılır artık çok çok az. Çok utanç verici bu. Olsun kardeşim Rumlar, Ermeniler Museviler onlar da bir güzelliktir. Onlar da bu ülkenin süsü. Hepsi bizim kardeşimiz. İslam ülkelerinde Musevi’ye rastlamak adeta imkansız gibi. Halbuki her yerde olsunlar, her yerde rahat yaşasınlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşçakalın.

Masaüstü Görünümü