Harun Yahya

Sohbetler (2 Mayıs 2016; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

GÜLEN BATURALP: Programımıza Hocamız’ın katılımıyla devam ediyoruz. Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hz. İbrahim (a.s) çok zengindi. Kuran’da ayette açıkça zengin olduğu belirtiliyor. Aynı şekilde Tevrat’ta da Yaratılış bölümü 24: 34-36. “Adam, “Ben İbrahim’im hizmetkârıyım” dedi. “Rab Efendim’i alabildiğine kutsadı.” Yani “Hz. İbrahim (a.s)’ı alabildiğine kutsadı.” Diyor Cenab-ı Allah. “Ve onu zengin etti. Ona davar, sığır, altın, gümüş, köleler, cariyeler, develer, eşekler verdi. Karısı Sara ileri yaşta Efendim’e bir oğul doğurdu. Efendim sahip olduğu her şeyi oğluna verdi” diyor. Hz. İbrahim (a.s). Hz. İshak (a.s), Yaratılış bölümü 26: 12-13, “İshak o ülkede ekin ekti ve ektiğinin yüz katını biçti.” Allah bereket veriyor. “Rab onu kutsamıştı. İshak bolluğa kavuştu. Varlığı gittikçe büyüyordu. Çok zengin oldu.” Bak, Tevrat’ta “zengin oldu” demiyor. “Çok zengin oldu. Sürülerle davar, sığır ve birçok uşak sahibi oldu. “Filistililer” o zamanın putperest kavmi, putperest Filistililer o devirde Filisti diye kavim vardı. Gittiler “Filistin” diye adamlar o putperestlerin ismini kendilerine aldılar. Kardeşim, sen Müslüman adamsın. Putperest ismini niye alıyorsun? Nerenin Filistisi? Sen Müslüman adamsın. Hz. İsmail (a.s)’ın evladısın. Filisti’yle alakan yok. Çok büyük hata yaptılar. Onu düzeltmeleri lazım. Yani Filistin denmemesi lazım.“Onu kıskanmaya başladılar.” Kimi? Peygamberi kıskanıyorlar. Hz. İshak (a.s)’ı Filistililer. “Avimelek İshak'a, “Ülkemizden git” dedi, “Çünkü gücün bizim gücümüzü aştı.” Bak, ta o zamanlar Musevileri kovma, gönderme kafası var. Görüyor musunuz? İbrahim (a.s)’ın evlatlarını. Kıskanıyor, zenginliğini kıskanıyor. “Git” diyor. Nereye gidecek? Kendi ülkesi, atasının yeri. Yaratılış’ta30:43, Hz. Yakup (a.s) da çok zengin yani Hz. İsrail (a.s). “Yakup alabildiğine zenginleşti. Çok sayıda sürü, cariye, köle, deve, eşek sahibi oldu.” Şimdi kölesi var ama paşa gibi yaşıyor köle. Cariyesi var ama prenses gibi yaşıyor. Yani bizim bildiğimiz gibi değil. Eşek o zamanın arabası. Çok önemli yani. Eşek deyip geçmeyeceksin. Atlar, koyunlar, davarlar, zaten çadır hayatı yaşıyorlar. Süt, tereyağı, bol bol yani. Etler güzel tereyağında kızarıyor. Ye babam ye, maşaAllah.

Sad Suresi 35’te Hz. Süleyman (a.s), “Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et.” Allah’tan zenginlik istiyor. “Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin.” Cinleri bile emrine veriyor artık Cenab-ı Allah. Müthiş bir teknoloji sunuyor. Sad Suresi, 35. Sad Suresi, 39, şeytandan Allah’a sığınırım. “İşte bu, bizim vergimizdir.” “Benim dağıttığım” diyor Allah. “(Ey Süleyman) Artık sen de hesaba vurmaksızın, ver ya da tut.” Aynı bak, Hz. Mehdi (a.s) gibi. “Hz. Mehdi (a.s) da hesaba vurmaksızın dağıtacak” diyor “malı.” Hesaba niye vurmuyor? Çünkü Müslümanlıkta velayet sisteminde öyle bir şey yok. Hesaba vuruyorsa bir cimrilik vardır. Sen fakire mal dağıtıyorsun, kiloyla niye veriyorsun? Gücünün yetebildiği kadar ver kucağına, gönder. Elbise taşıyabildiği kadar ver. Yiyecek taşıyabildiği kadar ver. Niye tartıyorsun? Niye grama vuruyorsun? Grama vurmak, teraziye götürmek İslam ahlakına yakışmaz dağıtırken. Avuç avuç dağıtacaksın. Bol bol dağıtacaksın. Kuran ona dikkat çekiyor “hesaba vurmaksızın.” “Hesaba vurma” diyor. “Şu kadar dağıttım” da demeyeceksin. “Şu kadar verdim” de demeyeceksin. Zibil gibi, fakire, fukaraya öyle dağıtılır.

Yusuf Suresi, 54-56’da, “Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkân (iktidar) verdik.” Diyor Allah.“Güç ve imkân (iktidar)” Yani zenginlik, mal, mülk, iktidar, her şey. “Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız.” Diyor Cenab-ı Allah. Allah ahlakı.

Sad Suresi 32. Hz. Süleyman (a.s) diyor ki; Rahmetli mübarek Peygamber, “O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim.” Atlar, kuşlar, balıklar, havuzlar, saraylar, her bakan Allah’a hamd ediyor. Allah’ı hatırlatır güzellik. Onun için Afrika’dan papağanlar, kuşlar, maymunlar ne varsa getirttirmiş. Her tür maymun var. Her tür kuş var. Kuşlar böyle adeta ülke gibi yani. Binlerce kuş çeşidi. Cıvıl cıvıl ötüyorlar. Halka da açık. Millet görünce imanı artıyor. “Allah’a şükür” diyor. Gidiyor ona bakıyor, gidiyor ona bakıyor. Hz. Süleyman (a.s)’ın kuşları için yüzlerce, binlerce hizmetçi var sırf kuşlarına bakmak için. Atları mesela nefis atlar. Yabani hayvanları. Her türlü yabani hayvan getirtiyor Allah’ı zikretsin insanlar diye. Sarayı akıl almaz güzel yapıyor. Yani Müslüman’ın zevkini, nezafetini, nezaketini, inceliğini, sanat, estetik anlayışını, kalitesini, güzelliğini vurgulamak için ideal bir saray yapıyor. Halkı da oraya getiriyor görüyorlar. Müslümanlık nasıl olurmuş anlıyorlar. Müslümanlık ağızla olmaz. Gelenekçiler bazı Ortodoks Müslümanlar var. Evine gidiyorsun ahır gibi kokuyor. Hiçbir şey yok. Rezalet yani. Çok zevksiz. Kalite yok. Estetik yok. Güzellik yok. Sanat yok. Hiçbir şey yok. Bak, “kaleler, heykeller,” resimler tablolar yani. “temesele” diyor ayette. Temsili. Heykel ve resimler. Bütün sarayı süslü.“Havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı.” (Sebe Suresi, 13) diyor. Büyük yüzme havuzları, havuzlar. Süs havuzları var. Suni havuzlar var. Havuza benziyor ama havuz değil. Şaka yapmak için kullanıyor onu. Mesela o Sebe Melekesi’ni çağırıyor. Diyor; “buyur havuza gir” Kadın, “Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı.” (Neml Suresi, 44) “bacaklarını açtı” diyor. Açıkça ayette geçiyor.

Resulullah (s.a.v.)’e“Elbette Rabbin sana (bolluk) verecek” diyor Cenab-ı Allah, “böylece sen hoşnut kalacaksın.” (Duha Suresi, 5) Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı? (Duha Suresi, 6) diyor. Bak,“Ve seni yol bilmez iken, doğru yola yöneltip iletmedi mi?” (Duha Suresi, 7) “Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?” (Duha Suresi, 8) Adam diyor ki;  “Zengin de fakir oldu” diyor. “Hz. Hatice zamanında zengindi sonra fakir oldu.” Diyor. Allah diyor ki “Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?” Peygamberimiz (s.a.v.) zengindi. Bırak, doğru konuş. Ucu bucağı yok Allah’ın ona verdiği nimetlerin. Deve sürüleri, koyun sürüleri, at sürüleri. Ucu bucağı yok. Araziler, Fedek’teki araziler sırf yani kilometrekareler hesabıyla, ucu bucağı yok. Zengindi Peygamberimiz (s.a.v.).

Tevbe Suresi, 74 “Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu.” Peygamber (s.a.v.)’e intikama kalkışan münafıklar, Peygamber (s.a.v.) onları zengin ediyor, rahatlatıyor. Yediriyor, içiriyor. Elbiseleri güzel, kıyafetleri güzel ama alabildiğine zengin. Bak, “Peygamber ihsan etti” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) malı elde ediyor. Bunlara dağıtıyor. Adamlar kuduruyor. Azıyorlar ve Peygamber (s.a.v.)’e düşman oluyor münafıklar. Allah da diyor ki; “Zenginlikten dolayı bunlar kudurdular azdılar. Senin verdiğin ihsandan dolayı.” Başka bir şey değil. Bu bir suç oluyor tabii. Ayrı bir suç. Çok büyük ahlaksızlık. Zenginlikten dolayı kuduruyor adam. Zenginliği Peygamber (s.a.v.) sağlıyor. Peygamber (s.a.v.)  onlara temin ediyor o parayı, yiyeceği, develeri, hayvanları.

Ahzab Suresi 27, “Sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı.” Diyor Müslümanları. Akıl almaz bir zenginlik oluyor Resulullah (s.a.v.) zamanında.

Tayyip Hocam iyi gidiyor. Üslup güzel. İngiliz derin devletine şimdi yöneldi. Bak, aylardan beri İngiliz derin devletini anlatıyorum. Tayyip Hocam da İngiliz derin devletini şu an hedefledi. Hiç çekinmesin. Alenen söylesin. Allah onun yanında, evliyalar onun yanında, gördüğü görmediği varlıklar onun yanında. Rahat olsun. Bu cinsi sapıklığı, homoseksüelliği de onlara da gereken cevabı versin. Darwinistlere de cevap versin. Darwinistlere cevap verse yani dünyada bir numara olur söyleyeyim. Darwinistleri bir çökertse, bir meydan okusa samimi söylüyorum üstüne adam olmaz. İslam âlemi coşar. Yani çünkü galeyan meydana gelir. Bütün İslam âleminde Darwinizm kalkar. Türkiye’de Darwinizm kalkarsa bütün Türklük âleminde, İslam âleminde herkes Darwinizm’i kaldırır. İlk bir cesaret gerekiyor. “Bismillah” deyip başlasın. Bilimsel bir konu. Gerçek bir konu. Tesadüfe karşı yaratılışı savunacak. Tesadüf mü bir şey yaratması makul, bir Yaratıcı’nın yaratması mı makul? Bütün dünya bir Yaratıcı’nın yaratmasını makul görür. Onun için Darwinizm’ieğer  vurursa Tayyip Hocam dünyada lider olur bak, söyleyeyim. Bak, bilimsellik adı altında bilim adı altında ilk defa bu kadar çaplı. Mesela sekiz milyar varsa yedi buçuk milyarı Allah’ı inkâr etmiş vaziyette. Hep Darwinist dünya, büyük bir felaket var. Yani normalde kıyamet kopar böyle bir şeyde. Allah kıyameti bekletiyor Hz. Mehdi (a.s) vesilesiyle, İsa Mesih vesilesiyle, onları zahir edeceği için. Arap ülkelerinin büyük bölümü Allah’ı inkâr ediyor. Yani “Müslüman devlet” deniyor ama gidin konuşun. Bakın, hepsi Darwinist. Yüzde sekseni Darwinist, yüzde doksanı Darwinist. Fas, Tunus, Cezayir, her yer gitmiş vaziyette. Bir tek Türkiye kurtuldu. Bir de Amerika’ya yüklendik. Orasını da kurtardık. Bir de Fransa şu an direniyor ki kalesiydi Fransa. Kitap göndermeyle alakalı. Kitap ne kadar çok olursa konu bitiyor.

Ama Tayyip Hocam bir kültürle ilgili, iman hakikatleriyle ilgili, herhalde bu Darwinizm’e karşı tavırla ilgili bir şeyler yapacak gibi. Çok kapalı konuşuyor ama bu kapalı konuşmalarda bu açık açık anlaşılıyor. İşte “Gençlerimizi yanlış yola götürdüler, yanlış bilgiler verdiler” falan diyor. Kapalı konuşuyor.  Biraz daha destek sağlanırsa Tayyip Hocam bu işi bitirebilir. Ama şevklendirmek lazım. Cesaretlendirmek lazım. Yalnız olmadığını göstermek lazım.

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri, akıl almaz zengindi. İmamlar hep zengindiler. Yani hiç onlar dinden İslam’dan hiç para almazlar. Sohbete kendi parasıyla gidiyordu onlar. Halka onlar para dağıtıyorlardı. Camiye gelen halka yiyecek, içecek dağıtıyorlardı. Hiçbir âlim bu devre kadar para almadı.

“Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır.” Diyor Cenab- ı Allah Tevbe Suresi 58’de. “Ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar, kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazablanırlar.” Diyor Allah. Yani çok ahlaksız insan varmış Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında. Acayip zor yaşamış. Değeri çok yüksek Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Bu ahlaksızlıklar mesela bunları görünce bunlar hep mucizedir. Yani insan karakteri açısından bir mucizedir bunlar. Bu ayetlerin içinde de gizli iman hakikatleri vardır. Yani insan karakterinin yaratılması da bir mucizedir. Mesela adama mal veriyorsun seviniyor. Malı başkasına da verdiğin vakit gazaplanıyor. Hâlbuki zaten güzel yaşıyor o anda. Mesela bu da bir mucizedir. İman hakikatidir bu da. İnsan fıtratının Kuran’da belirtildiği gibi çok şaşırtıcı olması, hayret edici olması.

Mesela diyor ki Davutoğlu Hocam, “Kut-ül Amare’de yenilen zorbalar bugün bu topraklara yeniden musallat oldu” diyor. Bak, İngiliz derin devletine esaslı bir yumruk vurmuş. Tayyip Hocam da öyle. Bu anlatımlar hükümete çok güzel belge oluyor. Delil oluyor.

Yakup (a.s) kalabalıktan sıkılıyor. Bediüzzaman da öyle, “Ben kalabalıkta sıkılıyorum” diyor. Yani diyor ki işte insanlar başına toplanıyor mahkemeye çıkarken, “ben kalabalıktan sıkılan bir insanım.” Diyor. Yani “yalnız olmaktan daha hoşnut oluyorum” diyor. Yaratılış 25:27’de “Yakup kalabalığa karışmayan hep çadırda oturan sakin bir adamdı” diyor. Yakup (a.s) Hz. İsrail (a.s). Sakin yaşıyor. Hz. İshak (a.s) hiç kin tutmuyor. Onun özelliği o. Kendisine eziyet eden ülkesinden zorla çıkaran insanlar bile kendisine barış için geldiklerinde hemen onlara ziyafet veriyor.Gidin diyor gidiyor sonra gelin diyorlar geliyor çok halim bir insan. “Bana yalnızlık sevdirildi” diyor Bediüzzaman. Yalnız genellikle.

 

“Avimelek, danışmanı Ahuzzat ve ordusunun komutanı Fikol ile birlikte, Gerarda İshak’ın yanına gitti.” Hz. İshak (a.s) onlara, “Niçin yanıma geldiniz?“ diyor. “Siz benden nefret ediyorsunuz nefret ettiğinizi söylüyorsunuz. Üstelik beni ülkenizden kovdunuz gelme nedeninizi de anlayamadım” diyor. “Açıkça gördük ki Rab seninle” diyorlar, Allah seninle. “Onun için aramızda andolsun: Biz sana nasıl dokunmadıksa, hep iyi davranarak seni esenlik içinde gönderdikse, sende bize kötülük etme.” Bu seferde ondan çekiniyorlar. “Bu konuda seninle anlaşalım” diyorlar. “Sen şimdi Rabb’in kutsadığı bir adamsın.” İshak onlara bir şölen verdi yiyip içtiler. Sabah erkenden kalkıp karşılıklı and içtiler sonra İshak onları yolcu etti. Esenlik içinde oradan ayrıldılar.” Bak herkesle dost olmak istiyor kavga gürültü kinlenme yok mesela ülkeden gönderiyor adam, tamam diyor başka yere gidiyor buradan da git diyorlar tamam oradan da gideyim diyor. Başka yere gidiyor oradan da git diyor, tamam oradangidiyor. Sonra kendileri çağırıyorlar gel diyorlar sen çok iyi bir insansın diyor. Ama hayırdır diyor niye çağırdınız diyor durduk yere, sürekli gönderiyordunuz diyor. Onu öğrenmek istiyor sadece.

Zaten Darwinizm’e dünyada tek yumruğu hakkıyla vuran biz olduk. Avrupa’daki yaratılışçılarla alay ediyorlar gülüyorlar adamlar eğlence unsuru oldular. Dünyanın ömrü 6000 sene diyor. Mesela 500 milyon yıllık fosillere bu 6000 yıllık diyor. Adamlar yerlere yatıyor güleceğiz diye. Ayda diyor melekle şeytan arasında savaş oldu diyor o yüzden o kraterle oldu. Daha hala oluşuyor o kraterler. Göktaşı düşüyor krater oluşuyor. Nerenin melekle şeytanın savaşı olsun? Sen çocuk mu kandırıyorsun? Bilimsel açık bir gerçek. 500 milyon yıllık 400 milyon yıllık fosillere, yok ya 6000 yıllık diyor alay eder gibi. Adamlarda bunlarla dalga geçiyorlar. Yedi başlı ejderha vardı diyor ağızından ateş saçıyordu diyor. Belki benzin içiyordu diyor ağızında da çakmak oluştu diyor. Benzini üflüyordu diyor ağızındaki çakmakla yakıyordu diyor niye olmasın ki diyor. Millet de bunlarla alay ediyor haklı olarak o yönüyle. Şeytanla melek Mikail arasında uzayda geçen savaş sonucunda oldu ay diyor.

Bak diyor ki Tayyip Hocam, “Resmi tarihimizi İngilizlerin istediği şekilde düzenlemişiz, tarihimizi yeni nesillere anlatmakta eksikliğimiz olduğunu kabul ediyorum” diyor. Bak İngiliz derin devletinin fitnesini hükümet sezdi anladı gördü bundan sonra gereğini yapacaklardır. Bak günlerden beri anlattığımız konu şuan hükümettin gündemi oldu.

İshak (a.s) son derece sulh yanlısı, sakinleştirici sürekli kendi hakkından feragat eden bir insan çok mübarek bir insan. Bu Gerar Vadisi’ne çadır kurup oraya yerleşmiş. İshak (a.s)’ın köleleri vadide kuyu kazarken bir kaynak buluyorlar. Gerar’ın çobanları su bizimdi diyerek İshak’ın çobanlarıyla kavgaya tutuşuyorlar. İshak kendisiyle çekiştikleri için kuyuya Esek adını veriyor. Başka bir kuyu kazıyorlar yine onun içinde kepazelik çıkartıyor adamlar. O kuyuyu da onlara veriyor onun adına da Sitna adını veriyor. Başka bir kuyu kazılıyor yine olay çıkartıyor. Son kuyuda artık kavga çıkmıyor ona Rehovot adını veriyor. “Rab en sonunda bize rahatlık verdi.” Bak görüyor musun bak kelime kökeni bak Arapça ‘Rehavet’, RehovotArapça’yla iç içeler görüyor musun?Rehovot rehavetten geliyor. “Rab sonunda bize rahatlık verdi dediler bu ülkede verimli olacağız. O gece Rab kendisine görünerek” görünüm alıyor “Ben baban İbrahim’in Tanrı’sıyım” yani ben baban İbrahim’in Allah’ıyım “korkma seninle birlikteyim” diyor. (Yaratılış 26:17-24) Ama bak hep korkma çok çok söylenir peygamberlere. Çünkü korku bir beladır Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmamak lazım.

AragatTigris, ‚“Hani Darwin’i çürütmüştün yazdığın güzel ve renkli kitaplarla” diyor? Yardımcı ders kitabı konusundan bahsettik ya. Çürüttüm. Nasıl çürüttüm? Bir kurum gidiyor Türkiye çapında araştırma yapıyor. Darwin’e inanan var mı? 1970 yılında. Yüzde 70-80 inanıyor. 1986’dan sonra Ağabeyiniz geliyor yani Harun Yahya denilen zat. Yaratılış Atlası’nı hazırlıyor kitapları dağıtıyor. 2002’de 2006’da anket yapılıyor. Kaç anket? On anket yapılıyor ayrı ayrı. Sonuç yüzde 80 Darwinizm’e inanmıyor. “Hani çürütmüştün?” diyor. Kardeşim çürütme işte böyle olur buhar olmuş. Yüzde 20 iken yaratılışa inananlar yüzde 80’e çıkmış. Kim vesile olmuş? Ağabeyiniz.

“Tayyip Hocam’ın kararlılığı çok güzel İngiliz derin devletinin oyunlarının farkında olması çok güzel sözüme karşılık Vefa Ahat “Yine hoca demişsiniz hocalar camiinin lojmanında kalır sarayda değil“ diyor. Niye canım saray demiyor Tayyip Hocam oraya, külliye diyor. Ona bir yatak küçük bir yerde yatıyor o sarayın meraklısı değil. Bütün ömrü çileyle acıyla geçti. Saray meraklısı olsa öyle acı dolu bir hayatın içine girmezdi. Halende bin bir türlü ıstırabın içinde mücadele veriyor. Kolay mı o? Nefes alamıyor. Binbir türlü düşmanı var. İngiliz derin devleti bir yandan, Rus derin devleti bir yandan, Amerikan derin devleti bir yandan. Ki asıl İngiliz derin devletinin yönetimindedir her iki taraf da. Türkiye’de PKK, gizli güçler, bütün gücüyle yükleniyor. Ve onun çilenin etkisi, acının etkisi yüzünde görülüyor. Bütün ömrü çileyle azapla geçti o insanın. Yani sanki keyif ehliymiş gibi sarayı ne yapsın o? Allah rızası için hizmet ediyor saray meraklısı değil ki. Bir odasında oturuyor bir yerde oturuyor. Hakikaten de kullanışlı, kullanıyor. Ne yapsın? Başka yerde yok. Milletin evi diyor zaten benim evim demiyor ki. Herkes gelip gidiyor onunda bir odası olsun müsaade edinde bir yerde dursun. Ne yapsın bahçesine çadır mı kursun ne yapacak yani? Ne kadar acayip bir şey Cumhurbaşkanı olduğuna göre milletin cumhurun başkanı olduğuna göre bir odayı olsun layık gör insaf artık yani. Bu nasıl bir kafadır? Ne yapsın? Sokakta mı otursun yani?Değil mi? Yıllarca bütün çocukluğu, gençliği gecekondularda geçti.  Belediye başkanlığı döneminde de falan gecekonduda oturuyordu. Bütün ömrü ıstırapla, çileyle geçti. Bütün gençliği İslam’a, Kuran’a hizmetle geçti. Helal olsun. Ahirette saray nasip etsin Allah. Ne yapacak dünya sarayını?Bir odasında oturmakla mükellef yani koskoca Türkiye’nin Cumhurbaşkanı. Ne yapsın yani? Gösterinde o zaman bir gecekondu bulunda oraya otursun bari yani eğer bunu istiyorsanız. Yani ne istiyorsunuz anlamıyorum ki. Hayırotururda yani gece gücümsemez onu. Milletin faydasına hayrına olacağını bilse gider, gecekondudaha hoşuna gider onun. Daha sıcak bulur. Sarayda yani gibi olan yerde yaşamak kolay bir şey değil ki. Akşama kadar milletle muhatap oluyor. Oradan oraya gidiyor oradan oraya gidiyor oradan nefes almıyor, hiç dinlenmesi yok. Biraz merhametle, şefkatle yaklaşmak lazım. Yani bu kadar ters bakmak, bu kadar zıt bakmak vicdanlı bir hareket değil. Ne yapsın? Mesela kütüphane açtı millet istifade etsin diye. Efendim cami açtı halk gelsin namaz kılsın diye. Yurt dışından misafir geliyor orada kalıyor. Sürekli koşuşturuyor zaten oturduğu falan yok ki. Saray dediğin yer küçük bir yatak var bir odaya giriyor orada yatıyor. Beş saat, dört saat müsaade et de o kadar da olsun. Elini vicdanına koy yani. Nerde bulursa orada. Nerde akşam orada sabah, dünyanın her tarafına gidiyor. Bir yatak gösteriyorlar gidip orada yatıyor. Yemek getiriyorlar yiyor. Yani artık vicdanları zorlayan bir baskı var. Ayıp bu. Bunu yapmasınlar günah bu yani. Bırak İslam’a hizmet ediyor işte güzel Kuran’a hizmet ediyor. Hakikaten hiç tarihte görülmemiş bir şey oldu. Ne Demirel zamanında vardı ne Özal zamanında vardı gümbür gümbür açık açık cemaatleri, Müslümanları alenen koruyup kolluyor destek oluyor Müslümanlarda göğsünü gere gere ben Müslüman’ım diyor. Daha önce diyebiliyorlar mıydı? Başörtülü kadınlar istediği gibi geziyor. Sakallı insanlar istediği yere istediği gibi giriyor. Eskiden girebiliyorlar mıydı? Bırak hizmet etsin işte güzel. Hayır bizden bir insan bu insan. Bizim kendi insanımız. Halkın arasından, bizim aramızdan çıkmış bir insan. Tanıyoruz da. Kişiliğini biliyoruz. Karakterini biliyoruz.Yıllarca aramızda yaşadı. Bilmedik, tanımadık, dışarıdan gelmiş ithal bir insan da değil. Milli karakterli yani milletin menfaatine İslam’ın menfaatine zırnık çıkarcılara bir şey vermek istemiyor. Fakir, fukara yesin onlar rahat etsin. İşte zenginde zengin olsun diyor zaten zengininde önünü kapamıyor.  Bir şey dediği yok. Ne yapsın? Artık yani bu kadar üstüne üstüne gitmek hem ayıp hem günah hem de vicdansızlık ve birde gücünüzün yetmeyeceği şeye yelteniyorsunuz. Boş yere uğraşıyorsunuz. Her seferinde kolunuzu kırarım. Her seferinde kolunuz kırılır. Kanun, hukukla. Demokrasinin dışına sürükleyeceksiniz zorla. Sen orada başarılı olduğunu düşün Allah vermesin Türkiye’de yaşanmaz ondan sonra. Böyle ezici yüzde 55 oyla gelen bir iktidarı sen deviriyorsan katakulliyle bitti. Bu Türkiye’de yaşanmaz. O zaman seçime gitmeye gerek yok ki. Hiç gerek yok yani. Yoksa koalisyon zaten hiç ayakta durmaz öyle bir durumda. Sen yüzde 55’le insanı götürüyorsan yüzde 70’le gelen adamı da götürürsün. Demokrasi bitti demektir. Demokrasiyle ne yapıyorsan yap kardeşim. Netice al elini öpeyim ben senin. Bir şey dediğim yok.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arab News gazetesinde ve internet sitesinde “Siber âlemde sanal savaşlar” başlıklı makaleniz yayınlandı. Dünyanın saldırı ve savaşların çeşitli şekillerini yaşadığı ve son dönemlerde hayatımıza giren siber saldırıların savaş kavramına başka bir boyut getirdiğini anlatıyorsunuz.

Katar’ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’da “Türkler ve Ermeniler Birinci Dünya Savaşı’nın acılarını geride bırakmalılar” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda savaş ortamı olması sebebiyle hem Türklerin hem de Ermenilerin o dönem büyük kayıplar verdiğini dolayısıyla bunun bir soykırım olmadığını anlatıyorsunuz. Ayrıca Ermeniler ve Türklerin uzun yıllara dayalı yakın dostluklarının bir takım siyasi oyunlarla bozulmasına izin verilmemesi gerektiğini vurguluyorsunuz.

Sol görüşlü Amerika’nın bağımsız haber sitesi American Herald Trübune’de “En güçlüden değil doğrulardan yana olmak” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda “Dünyada en güçlü insan kimdir?” diye sorulduğunda birçok insanın Amerikan Devlet başkanı şeklinde cevap verdiğini ancak bunun böyle olmadığını vurgulayarak siyasal karar alma mekanizmalarını etkileyen lobicilikten bahsediyorsunuz. Ve lobi faaliyetlerinin önemini belirterek Amerika’ya önemli görevler düştüğünün altını çiziyorsunuz.

1845’ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinden başında gelen News Straits Times Gazetesi’nde “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin acil reformlara ihtiyacı var” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Birleşmiş Milletler’i teoride dünya milletlerini temsil eden gerçekte ise yalnızca elit üyelerin küresel çıkarlarını legal zemine oturtan bir mekanizma olmaktan çıkarmak gerektiğini vurguluyorsunuz. Bu sebeple güvenlik konseyinin yapısına yönelik reformlara acil ihtiyaç olduğunu belirtiyorsunuz.

Amerika’dan yayın yapan haber portalı News Rescue’da “Medya terörizmin oksijeni olmamalıdır” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda medyanın üzerine düşen önemli sorumluluktan bahsediyorsunuz. Medyanın teröristleri katil haline dönüştüren felsefeyi fikren darmadağın edecek haber yöntemleri kullandığında terörün oksijeni olma tehlikesinden kurtulacağını vurguluyorsunuz.

Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke Newspaper’da yayınlanan “İslam ülkelerinin hatırlaması gerekenler” başlıklı makalenizde İslam ülkeleri olarak içimizde uzlaşı aramızda uzlaşı ve ardından dünyada uzlaşı düsturunu esas almak zorunda olmamızı vurguluyorsunuz. Bunu başarabilmenin temel yolu ise Yüce dinimiz İslam’dır diyorsunuz.

Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde “Çocuklar şiddetin askerleri olmamalı” başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu konunun tek başına bir devletin ya da bir topluluğun çözebileceği bir sorun olmadığını anlatıyorsunuz. Dünya çapında bu konuda kampanyalar yürütülmesi çocuk askerleri kullanmakta ısrar eden ülkelere gerekli yaptırımlar uygulanması ilk etapta alınabilecek çözümlerden olduğunu vurguluyorsunuz.

Savaşların sebebi din değil başlıklı makaleniz Azerbaycan’ın çok okunan haber siteleri Haber Info, Arena TV AZ, Kültür AZ News Bakü’de yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Allah Allah dünyanın her yeri sallanıyor ya, dünyanın her yeri sallanıyor. 

KARTAL GÖKTAN: Savaşların ana nedeninin şiddeti yücelten ideolojiler ve ideolojilerin üzerine bina edilen çıkar çatışmaları olduğunu ve yüzyıllardır devam eden bu kan sarmalını ortadan kaldırmanın ancak kötünün karşısında iyilerin ittifakıyla mümkün olabileceğini ifade ediyorsunuz.

Son olarak İsrail’in haber sitelerinden Jerusalem Online’da çıkan son yazınızda Fas’ta yaşayan Musevi toplumu ile Müslümanların arasındaki örnek dostluğu, Fas Kralı’nın Musevileri, Nazilere karşı koruduğunu bugün bile iki toplum arasında sıcak bağların devam ettiğini anlatıyorsunuz. Yazınızın çıkış günü Fas Musevilerinin Moşiyah Siloh olarak bilinen ve Mesih’in Musevilerin kurtuluşu için geleceğini kutlayan bayram ile aynı güne denk gelmesi de bir tevafuk oldu maşaAllah, elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah bekliyoruz Moşiyah Mehdi’yi. inşaAllah. Başka var mı anlatacağın?

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz de vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’dan ve İnegöl’ den kardeşlerimiz 17 ve 20 Nisan’da ev sohbetinde bir araya gelmişler kitaplarınızdan bölümler okumuşlar.

ADNAN OKTAR: Bak bak bak küçük meleği görüyor musun annesinin kucağında? Bereket gelir o eve işte.

KARTAL GÖKTAN: Belçika’dan ve Almanya’dan kardeşlerimiz bir araya gelmişler. Onlar da iman hakikatlerinden konuşmuşlar.

ADNAN OKTAR: Allah ne güzel yemekler vermiş onlara.

KARTAL GÖKTAN: Belçika’dan ve Almanya’dan kardeşlerimizi görüyoruz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Allah ne güzel yiyecek vermiş onlara. Bu ufaklar İslam’ın hâkimiyetinin dönemini de görecekler. Ta en dünya hâkimiyetinin en güzel yıllarını görecekler. Yani bunların yaşı müsait. Seksen sene yaşadıklarını düşünelim. Hatta bunlar bozulma çağını bile görecekler. Bozulma devrini görecekler. Bozulmanın başlangıcını. “Açık galibane” diyor Bediüzzaman 1506’ya kadar. “Zahir açık galibane.” “1506’dan sonra gizli ve mağlubiyet içerisinde” diyor, “vazifeyi tenviriyesine devam edecekler” diyor. 1506’ya kadar devam ediyor onlar 1506’yı görebilirler. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hafta sonu Tokat’ta eserlerinizin dağıtımı olmuş.

ADNAN OKTAR: Tokat, güzel şehirdir. Güzel insanlar var. Çok iyi olmuş.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul, Bursa-İnegöl ve Gebze’deki kardeşlerimiz kitaplarınızdan kaynak alarak üç yüz yirmi dokuz adet kitabınızın farklı dillerde 1035 adet bloğunu hazırlamışlar internette.

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş. Aferin çok isabet olmuş.

KARTAL GÖKTAN: Sakarya Erenler ’de A9 TV broşürü dağıtılmış 17 ve 24 Nisan tarihlerinde. Pazar günü Çengelköy ve NATO yolu civarında kardeşlerimiz on sekiz adet kitabınızı ve bin beş yüz adet “Hz. Mehdi İstanbul’da” konulu broşür dağıtmışlar. Adana hapishanesi kütüphaneliğine kitaplarınızdan hediye etmiş kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş. Hapishaneler çok önemli. Çok zordur hapishane ortamı ama o kitaplarla karşılaşırsa kalbi, ruhu cennet gibi olur. O zaman o hapishane ona cennet odası gibi gelir.

KARTAL GÖKTAN: Pazar günü kardeşlerimiz Kayseri Gültepe Parkı ve Alparslan Mahallesi’ndeki çocuk parklarına çoğunluğu çocuklar için hazırlanmış eserlerinizden yüz beş adet hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş çocuklara ferahlık, dinçlik. Çok güzel olmuş.

KARTAL GÖKTAN: 23 Nisan günü Trabzon Akçaabat ve Çarşıbaşı ilçesinde üç yüz elli adet kitap dağıtımı yapılmış. Ayrıca şehitlikteki cami kütüphanesine de on adet kitabınız hediye edilmiş.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul’dan bayan kardeşlerimiz Pazar günü toplanmışlar. Sohbet edip yemek yemişler.

ADNAN OKTAR: Nur onlar nur. Allah onlara bak ne güzel yiyecekler sunmuş. Cennette daha güzellerini yiyecekler.

KARTAL GÖKTAN: Ankara’dan kardeşlerimiz 18 ve 25 Nisan tarihleri arasında Ulus, Keçiören-Kuyubaşı, Dikimevi, Keçiören Gazino ve Sıhhiye Köprüsü üstünde yüz beş adet eserinizi ve beş yüz adet A9 broşürleri ve “evrim yoktur” broşürlerinden dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Çok güzel yapmışlar. Çok büyük nimet.

KARTAL GÖKTAN: Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 19 ve 22 Nisan tarihlerinde ev sohbetinde bir araya gelmişler. “Allah Sevgisi” kitabınızdan bölümler okumuşlar. 26 Nisan tarihinde de Yazlık Mahallesi’nde yüz adet kitabınızı hediye etmişler halkımıza.

ADNAN OKTAR: Çok güzel yüz adet, yüz bine mukabil yani.

KARTAL GÖKTAN: 21. İzmir Kitap Fuarı’nda eserlerinizden yüz otuz adet dağıtılmış. Ayrıca fuara katılan Mustafa Balbay, Nero bilimci Prof. Dr. Sinan Canan, Hulki Cevizoğlu ve Enver Aysever’e de kitaplarınızdan hediye edilmiş.

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş.

KARTAL GÖKTAN: Son olarak Gebze’deki kardeşlerimiz de 22 Nisan’da bir araya gelerek Kuran-ı Kerim ve sizin “Kuran’da temel kavramlar” başlı kitabınızı okuyup sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canlarıma o çocuk bulundurmak o kadar isabetli ki çünkü onlar melek hükmünde çok güzel. Bu kadar, daha ne olsun? Ben misafirlerle görüşeyim biraz sonra yine devam ederiz. Siz bir şey yayınlayın.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam edebiliriz Adnan Bey.

VTR: Şekil Değiştirme

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hz. Yakup (a.s) çok sakin, genelde çadırında oturan bir Peygamber. Fakat bedenen çok kuvvetli. İnsanlar yaşlı, bitkin bir ihtiyar zannediyorlar, öyle değil. Akıl almaz derecede kuvvetli, pehlivandır Hz. Yakup (a.s). Güreşte herkesi yeniyor, Harran’da bulunduğu dönemde en meşhur bir güreşçiyle güreş tutuyor, uzun süre güreşiyor, güreşçi bitkin düşüyor pehlivan, “ne olur beni bırak artık gideyim” diyor en sonunda, ki baş pehlivan yani. Peygamberler çok kuvvetli olurlar. Bak, kondisyonu da çok yüksek çünkü saatlerce güreşiyor Hz. Yakup (a.s). Yaşlı değil mi, insan öyle zanneder, öyle değil. Ama çok mahcup tabiatlı, utangaç, terbiyeli bir insan, böyle içine kapalı. Kalabalıkta, Bediüzzaman da “Bende merdümgirizlik hastalığı var” diyor, kalabalıkta tedirgin oluyor, rahatsız oluyor kalabalıktan. Yalnızken daha rahat ediyor. Peygamberimiz (s.a.v.) hep yalnız kalıyor Hira Mağarası’nda biliyorsunuz.

“Allah adının anıldığı ve dini sohbetlerin, Resulullah (s.a.v.)’in isminin anıldığı bir ortamda bacak bacak üstüne atmanız doğru mu, gerçek mi bu?” Neye göre söylüyorsun? Kendi kanaatine göre söylüyor. Ne Kuran, ne hadis. Hadis zaten olmaz da, Kuran’da var mı böyle bir şey? Yok. Allah diyor ki “yan yatıp uzandığınızda Allah’ı anın” diyor, yan yatıp, değil ki bacak bacak üstüne atmak. Adam bacak bacak üstüne atıyor zaten, yan yatıp uzanıyor. “Öyle Allah’ı anın” diyor ayette. Sen yeni bir şeriat daha getiriyorsun. Biz Peygamber (s.a.v.)’in getirdiği Kuran’a uyuyoruz, senin getirdiğin şeriata uymayız. Sen başka bir şeriat getirmişsin. Biz İslam’a, Kuran’a göre hareket ediyoruz. Kuran’da var bu, Kuran’da bu helal. “Yan yatarken” diyor “uzanmışken.” Bizim şeriatımızda bu, Kuran’da böyle ama senin şeriatın nasıl ben bilmiyorum. Ona biz uyamayız.

SEMİH MERİÇ: “Onlar ayaktayken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler, yerin ve göklerin yaratılışı konusunda düşünürler ve “Rabbimiz sen bunu boşuna yaratmadın, sen pek yücesin bizi ateşin azabından koru” derler.”

ADNAN OKTAR: Berlin’de kitap mı dağıtıldı?

KARTAL GÖKTAN: Evet Adnan Bey, geçtiğimiz hafta sonu Berlin’de yirmi bin adet Almanca “İslam Terörü Lanetler” isimli eseriniz ve yirmi bin adet de PKK’nın katil ve alçak bir terör örgütü olduğunu anlatan yine eserlerinizden hazırlanan bir broşür Berlin halkına ücretsiz olarak dağıtıldı.

ADNAN OKTAR: Aslanlara bak aslanlara, güzellere bak sen. Aferin hepsine maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Dağıtıma Almanya, Hollanda, Belçika, Danimarka, Avusturya ve Türkiye’den yaklaşık otuz beş kardeşimiz katıldı.

ADNAN OKTAR: Almanya yıkılmış. MaşaAllah hepsi de çok güzel tertemiz insanlar. Bak, kapalı olan var, açık olan var kediler bile katılmışlar. Hepsi nur, hepsi aslan, birbirinden güzeller, birbirinden yakışıklı delikanlılar, güzel hanımlar, kapalı hanımlar, açık hanımlar hepsi yüzde yüz nur gibi Müslüman.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yakın çekim güzel çiçek resimleri gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Hepsi birbirinden güzel, hepsi birbirinden nefis. Bu çok önemli işte, herkes çiçek göremez kolay değil çiçeğe ulaşmak, böcek görmek kolay değildir. Böyle televizyon kanalıyla, internetten göstermek çok akılcı bir yöntem, o zaman bahçede gezmiş gibi olur. Tek tek insanların tahkik, tebrik, tahsin imkanı olmaz, takdir imkanı olmaz, takdir etmeyi bilmez, nasıl takdir edeceğini bilmez. Takdiri, tahsini, tebriki burada, televizyonda yaptığımızda güzel olur.

“Tanrı’nın varlığı veya yokluğu bilimsel olarak belli değil ama siz kesin var diyorsunuz. Eğer bilimsel konuşacaksanız şu an varlığı veya yokluğu belli değil demelisiniz. Saygılar.” Mete. Mete kardeşim şimdi bak burada televizyon var biz buna desek ki bu kendinden de olmuş olabilir,  biri de yapmış olabilir. Veyahut mesela bu tablet için desek ki bunu biri de yapmış olabilir, tesadüf de olabilir. Çiçek için de kromozom için de, atomların yapısı için de bunu birisi de yapmış olabilir, tesadüfen de olmuş olabilir. Şimdi buradaki mantık sana makul geliyor mu? Gelmiyor. Çünkü alenen belli birisinin yaptığı. Mesela burada sehpa var, sehpa mı kromozom mu daha mükemmel? Kromozom bunun on milyar misli daha mükemmel. Sen buna diyorsun ki “Yok bunu yapan var.” Kromozomu kim yapıyor? Burada mantık çökmeyecek. Tabii ki apaçık, aşikar bir Yaratıcı’nın varlığı görülüyor. Çocuk olsa görür, üç yaşında çocuğa sorsan bilir. Onun için zorlama olmuş o üslubun, çok zorlama.

“Allah aşkıyla sevdiğim, iman zayıflığından da olabilir neden olduğunu bilmiyorum ama seni göremediğimiz zaman ağlıyoruz” diyor. “Evet birkaç gündür sen aklımıza geldikçe özlemimizden ağlıyoruz, sen bizim her gün mutlaka gözümüzün, görmesi gereken, kulağımızın duyması gerekensin” diyor. Ağlamak için bir sebep yok canım Allah Allah. Kardeşlerinizi konuşturuyoruz, hanım kardeşlerinizi konuşturuyoruz. Yirmi dört saat karşınızda olmamı istiyorsunuz, cennette olacak bu. İnşaAllah.

“Şeriatı bir doğru olarak düşünürsek bir ucunda Adnan Hoca diğer ucunda IŞİD var. Biz ortalarda bir yerlerde olalım.” Sen benden yana ol, ortalarda yaşayamazsın, hafakanlar basar seni. IŞİD zaten olmaz onlar Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olup kurtulacaklar. Ama IŞİD aleyhinde hükümet bir şey yapmasın. Çünkü o roketleri atanlar IŞİD değil, PKK’lılar atıyor ve yabancı servisler bunu yapıyor, İngiliz derin devleti organize ediyor. Katyuşa roketi bulmak zor bir şey değil ki, Rus malı roket. Alırsın yüz yüz elli tane atarsın oradan. Bunları sürekli IŞİD yaptı IŞİD yaptı demek doğru değil.  IŞİD garibanlardan, zavallılardan, fakir insanlardan oluşan, bilgisiz çocuklardan, gençlerden oluşan bir topluluk. Dehşet ve şiddetlerine şiddetle karşıyım. Ama her şeyi onlar yaptı demek yanlış. Bunu yapan İngiliz derin devleti ve PKK’dır. Güç yetiyorsa PKK’ya güç yetirmek lazım. Ki gücümüz yetiyor. O zaman direkt hedef PKK olsun. PKK’nın egemenlik bölgesinde IŞİD’in ne işi var? Hadi IŞİD’i oradan ezdiğini, attığını düşünelim, PKK yerleşecek oraya. PKK hemen yerleşecek ve yerleşiyor, yerleştiğini de gördünüz. Onun için IŞİD aleyhinde silah kullanılmasına ben karşıyım, şiddetle. Çünkü atılan roketleri İngiliz derin devleti Türkiye’yi kendince hizaya getirmek, tehdit unsuru olarak yapıyor, kargaşa ve anarşi çıkartmak için yapıyor. Katyuşa; Rus malı roketler. Kimin yaptırdığı belli, İngiliz derin devletinin bir oyunu. Ve PKK’lılara attırıyorlar bu roketleri de. IŞİD’in Türkiye’yle işi yok. Yapsa söyler zaten “biz yaptık” derler. Yapsa da böyle bir stilde yapmaz, yüklenme tarzında yapar. Dolayısıyla IŞİD açıklama yapamıyorsa elinde radyosu yok, televizyonu yok, şunu yok bunu yok. Onlar yaptı demek için onların beyanını almak lazım. Öyle bir şey yok. PKK’nın yaptıkları bu kadar aşikarken, her gün askerimizi, polisimizi şehit ederken, her yerde bombalar patlatırken silah gücümüzü, aklımızı, imkanımızı, tankımızı, topumuzu bunların cephanelerini tahripte kullanacakken IŞİD’e kullanırsak çok büyük bir hata yaparız. Çok büyük bir hata. IŞİD’le alakası yok bu işin. IŞİD’in Türkiye’yle de bir derdi yok. IŞİD’in hedefi belli, yolları da belli adamlar açık açık söylediler “bizim Türkiye’yle bir işimiz yok” dediler. Dolayısıyla durup durup IŞİD muhabbeti. Onların amacı şu, İngilizlerin yani Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmak. Böyle bir şeye hükümet yanaşmasın. IŞİD’in terörist olduğunu biz biliyoruz, şiddet kullandığını biliyoruz ama bilgisizliklerinden. Buhari’ye bakıyor, Müslim’e bakıyor, Sahihi Müslim, Sahihi Buhari hadis kitaplarına bakıyor bu eylemleri yapıyorlar. Ama Türkiye’ye eylem yapmıyor bunlar. Eğitirsek düzelirler. “Mehdiyet’te düzeleceğiz zaten” diyorlar. Bombayla, tankla, topla bu işler olmaz. Bu imkanımızı PKK’nın cephaneliklerini uçurmak için kullanalım. Yeni yeni geliştirdikleri havaalanları için kullanalım, mühimmat depolarını, köprülerini, yollarını uçurmak için kullanalım. Bakın dikkat ederseniz insan öldürelim demiyorum ama lojistik imkanların hepsini tahrip edelim.

Her yerde Allah anılır kardeşim, her yerde. Banyoda da, cinsel ilişkide de, gezerken de, yemek yerken de her şeyde Allah anılır, Allah’ın unutulduğu, Allah’ın söylenmediği bir yer yoktur.

IŞİD eğer Kilis’e atış yapıyorsa bunu açıklaması lazım ve çok hatalı hareket etmiş olur. IŞİD bir açıklama yapsın “Biz bu roketleri atmıyoruz” desinler. Bir mantığı da yok. Kilis’ten ne istiyorsunuz yani? Niye Kilis, neden Kilis, Kilis’e neden roket atılması gerekiyor? IŞİD’in bir açıklama yapması şart. Hemen süratli bir açıklama yapsınlar. “Bizim Kilis’le bir işimiz yok, bu roketleri biz atmıyoruz PKK atıyor, PKK mevzilerine gereken karşılığı Türk Hava Kuvvetleri mi artık Türk topçusu mu gereken şekilde cevap versin” desin. IŞİD çok büyük bir hata yapar Türkiye’ye atak yaparsa, çok çok hatalı, Kuran’la, İslam’la alakası olan bir hareket olmaz bu, hiçbir şekilde açıklayamaz. Kendi varlığını inkar etmiş olur. Bu cahilliği, yanlış bir tavır var onu da inkar etmiş olur. Sakın ha, IŞİD bunu açıklasın, neden yaptığını da açıklasın yapıyorsa eğer “şu gerekçeyle yapıyorum” yani üstlensinler. Üstlenmiyorsa reddetsin. Üstlenmediklerine göre reddetmeleri gerekiyor. Çok büyük hata yaparlar ben söyleyeyim. Müslüman’ın Müslüman’la uğraşması çok büyük bir hatadır. Çok büyük bir akılsızlık olur. Zor bir şey değil ki açıklama yapsınlar desinler ki “Bizim Kilis’te bir işimiz yok” veyahut “Biz PKK’ya atarken yanlışlıkla Kilis’e düşmüş olabilir” diyebilirler. “Bizim Türkiye’ye karşı bir eylemimiz yok” diye açıklama yapsınlar. Yazık bu, boş yere bunu sürüncemede bırakacaklar ve PKK buna müthiş sevinir. PKK’nın yaptığı ortaya çıksın. IŞİD bunu açıklasın desin “Biz yapmıyoruz PKK yapıyor mevzileri de buradır gereğini yapın” desin.  Yok yoksa Allah esirgesin hiç istemem “Biz şu gerekçeyle Türkiye’ye roket ediyoruz” desin. Ki böyle bir şey diyeceklerini hiç zannetmiyorum. Çünkü hiç mantığı yok, sıfır mantığı var.

Bu nedir, bu Kilis’e sürekli roket geliyor? Ama şuursuz bir atış. IŞİD böyle bir yöntem yapmaz eğer vuracaksa daha güçlü roketler var, top atışı da yapabilir istese yahut bombalı araçla da girebilir. Ama Kilis ne alaka? Netice alınacak sıfır konu var burada, hiçbir anlamı yok. Burada bir esrarengizlik var. İngiliz derin devleti bir oyun oynuyor bizi Müslümanlara karşı kışkırtıyor ve IŞİD’i bizim elimizle ezmemizi istiyorlar, bizim ezmemizi istiyorlar. Bu çok korkunç böyle bir şeye biz girmeyelim. Bunu tahayyül dahi etmek istemem ben. IŞİD neyi bekliyor? Hemen açıklama yapsınlar. Hayır, orada bir savaş var, bir mücadele var. Olabilir, yanlışlıkla roket düştü diyebilirler. “Biz PKK’yla çatışırken roketi ayarlayamıyoruz, ayarları kaçıyor, geliyor size düşüyor” diyebilir. Bu bir açıklamadır. Veyahut “Biz hiç atmıyoruz” desinler. İnternet siteleri var, açıklasınlar kardeşim. Çünkü bak yirmi kişi hayatını kaybetmiş şu ana kadar, bu ciddi bir durum. Bunu mutlaka açıklığa kavuştursunlar, bu akşam bu konu netleşsin. Bir kere Türkiye’yle hiçbir işleri olmasın IŞİD’in, hiç. Bu çok büyük bir akılsızlık olur. Zaten öyle bir görünüm de yok, bu IŞİD saldırısına benzemiyor. IŞİD böyle saldırmaz. Ve bunun bir amacı da yok. Ama PKK yapar. İngiliz derin devleti yapar. Çünkü Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmak, karşısına geçip oynayacak onlarda viskilerini yudumlayacaklar. Böyle bir şeye girmeyelim. Çünkü bizim IŞİD’i temizlediğimiz noktalar düşünelim -Allah esirgesin-yani Müslümanları kırıp geçirdi mi PKK güle oynaya, çiftelenerek gelip oraya yerleşir. Kardeşim IŞİD, Halep’e topçu ateşi falan atmaz.IŞİD’in derdi belli, PKK; işte dinsiz gördüğü unsurlar kimse. Doğru yapıyorlar demiyorum zaten çok cahil çocuklar, onları ilimle, irfanla, sevgiyle kurtarmak lazım, eğitimle kurtarmak lazım bombayla değil. Bombanın gideceği yer PKK’nın mevzileridir. Onların köprülerini uçuralım, yollarını uçuralım, bağlantı yerlerini uçuralım. Onları öldürelim demiyorum ben ama lojistik destek sağlayan her yeri havaya uçuralım ağır topçu ateşiyle. Çok nadir topçu ateşi oluyor onların. IŞİD’i biz niye bombalayalım? Ne alakası var? Ama onlarda açıklığa kavuştursunlar, bir-iki kelime bir şey söylesinler. Yok mu onların internet sitesi falan bir yerleri?

KARTAL GÖKTAN: Onların adına açıklamalar yapan siteler var.

ADNAN OKTAR: Tamam orada açıklasınlar, bende göreyim, duyayım. “Bizim Türkiye ile işimiz yok” desinler bu kadar. Öbür türlü çok tehlikeli bu, böyle zannedilecek ve bunun sonucunda da Müslüman kıyımı meydana gelecek Allah esirgesin. Bak eğitimle halletmemiz mümkün, Mehdiyet’le halletmemiz mümkün. Kendileri de söylüyor zaten “Mehdi (a.s)’yle düzeleceğiz biz” diyorlar. Türkiye ile ilgili bak bir daha söylüyorum oradaki insanlara Kilis’le ilgili açıklama yapsınlar. “Biz Türkiye sınırları içerisinde hiçbir yere ne silah atışı yapıyoruz, ne roket atışı yapıyoruz. Geliyorsa da kazara gelmiştir. Bizim böyle bir iddiamız, talebimiz yok” desinler. Bu, bugün akşam bitsin bu mesele uzamasın.

İbrahim Cevik, “Niye Kürtlerin bir statü elde etmesine karşı çıkıyorsunuz? Bizde Müslümanız öyle değil mi?” Kürt ayrı, PKK ayrı. PKK aşağılık, pislik, homoseksüellerden oluşan, hırsızlardan oluşan, gaspçılardan oluşan, oradaki Müslümanların evlerini yıktırıp oraya gidip onları talan eden, gasp eden, erkek genelevi kurmuş alçaklardan, pisliklerden oluşan bir güruh ve topluluk, it kopuk topluluğu. Kürt çok asildir. Benim,  bak kardeşlerimin birçoğu Kürt. Benim kız arkadaşımda geldi bugün birkaç kız arkadaş onlarda Kürtler. Nur gibidir Kürtler. Mükemmel, muhterem insanlardır, baş tacıdır onlar. Durup, durup ikisini birbirine karıştırmanın alemi yok.

“Ne diyecek IŞİD? Biz yaptık ama yanlışlıkla mı oldu?” Diyebilir, yaptık yanlışlıkla oldu, özür dileriz derler. Daha dikkat edeceğiz der. Bu olur, olabilir yani.

“Hocamız’ın memleketi Bala’ya kırk kilometre, Elmadağ’a, otuz kilometre mesafede Kürt asıllı köyümüz Yukarı Kamışlı, eski ismi Bala-yı Kamışlı, kardeşliğimizi kimse bozamayacak Allah’ın izniyle, herkese selam.” Görüyor musun koç yiğitleri, aslanları? Göster kabadayıları. Helal, bak aslan onlar, aslan. Helal, Allah ömrünüzü uzun etsin. Kabadayıları görüyor musun? Bak Kürt asıllı kardeşlerimiz. Bala hep kabadayıdır ben bilirim gelirlerdi. Orada gelenektir kabadayılık. Balalı dedin mi tamamdır. Bu aslanları da maşaAllah nurlu.

Murat Başkan, “Üstadıma bir sorum olacak. Şöyle ki Kuran’da kadınların gizli dostlar edinmemişler olarak velilerin izniyle nikahlayın buyuruyor. Üstadım burada gizli dosttan derken ne anlamalıyız?” Canım işte kimseye çaktırmadan birisiyle ilişkiye giriyor gayrı meşru sezdirmeden fuhuş yapmış oluyor, zinaya giriyor o.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bir video vardı Amerikalı SenatörGraham, Bakan AshtonCarter’e sorular soruyor PKK-PYD bağlantısıyla ilgili, uygun görürseniz videoyu izletebiliriz.

ADNAN OKTAR: Kim dedin, kime soruyor?

BÜLENT SEZGİN: Amerikalı senatör Graham, Savunma Bakanı AshtonCarter’e sorular soruyor Amerikalı Carter’e.

ADNAN OKTAR:Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Videoyu gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Çok güzel işte bak. Bu bizim faaliyetlerimizden sonra oldu işte.

Ezan çok güzel bir nimet, berekettir.

O soruları soran Graham adlı senatör mükemmel sıkıştırdı görüyorsunuz, çok akılcı yaklaşıyor, yavaş yavaş hiç geriye adım atmayacağı şekilde kilitledi ve tam oturtturdu, adamları bitirdi. Türkiye’ye de gelmişti Üstattır kendisi Graham, bak diyorlar ki yok şöyledir, yok böyledir. Üstattır kendisi. Demek ki faydalı yönleri oluyormuş.

Amerika halkı, Amerikalı senatörler eğitilebilecek kabil-i hitap insanlar yeter ki konuşulsun bak yazılar gönderdik, konuştuk, anlattık ikna oldular. Bu Senatör Beyefendi de öyle, konuşulması çok önemli. Anlatmazsam bilmiyorlar, hatta soruyor “YPG diye bir şey var biliyor musun?” Diyor. “Evet, biliyorum” diyor. Hakikaten birçoğunun da haberi yoktur.

Peygamberimiz (s.a.v.) çok zengindi, bereketliydi maşaAllah.Evinde yaklaşık elli kişi kalıyordu, evinde bak elli kişi, yiyip, içerek falan. Mesela sahabeler diyor ki: “Ya Resulullah bana bir hayvan” mesela “bir koyun verebilir misin?” Diyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) koyun sürüsü veriyordu. Zenginliğe bak. Mesela elli koyun, altmış koyun birden veriyordu bir koyun isteyene. Hz. Mehdi (a.s) da öyle olacak saymadan. Allah ayette diyor ya “saymayın” diyor. Sayılmaz, neyini sayacaksın? Ver bol bol dağıt bereketi olur.

“İnanılmaz özlüyorum sizi, çok yakışıklı, çok cazibeli, hikmetli açıklamalarınız oluyor, sizi çok seviyorum” diyor. Tuğba.

“Giydiğiniz her renk size çok yakışıyormaşaAllah, elbiselerin en çok yakıştığı insansınız. Ahlakınız, aklınız, derinliğiniz gözlerinizdeki sevgi öyle müthiş ki her baktığımda bir kez daha Allah aşkıyla seviyorum” diyor. Rana.

“Siz maddenin aslında ne var biliyor musunuz? Allah her yerdeyse maddenin aslında da Allah var mıdır?” Allah’ın olmadığı hiçbir yer yoktur. Şah damarından daha yakındır. Biz O’na sonsuz yakınız ama biz, bizim bilemeyeceğimiz şekilde Allah mekansızdır ve zamansızdır, birde sonsuz yakındır.

Kadınlar çok güzel varlıklar. Güzel kaliteli kadınlar olsun, genç kızlar çok güzel olsun, filinta gibi olsun. Delikanlılarda yakışıklı olsunlar. Homoseksüellik falan hiçbir şey kalmaz. Her insanın içinde değil mi güzel kadın özlemi olsun. Güzel kadına saygı duyulsun, değer verilsin.

“Ağlamak yasaksa Hz. Muhammed (s.a.v.)’in oğlu öldüğünde neden ağladı?” Semra Kerpiç. Peygamberimiz (s.a.v.) açıklıyor, “ben üzüntüden ağlamıyorum” diyor “heyecanlandım” diyor. Onun güzelliği, çocuğun yüzünü görünce nur gibi, ışık gibi sevgiden ağlıyor. Sevgiden ona olan hayranlığından, Allah’ın tecellisinden ağlıyor. Üzüntüden ağlar mı Peygamber (s.a.v.)? Niye üzülsün? Zaten cennette beraber olacaklar.

“Müzik ve dansın haram olmadığına dair bir ayet söyleyebilir misiniz?” Hürrem Alnıaçık. Kuran metodunu bilmiyorlar. Bakın arkadaşlar canlarım, dinleyen kardeşlerim. Mübarek kardeşlerim mi diyeyim artık muhteremler mi diyeyim? Kuran'daki usûl böyle değildir. Bir şeyin helal olduğunu Kuran’da aramaya kalkarsan trilyonlarca helal aramaya kalkarsın. Ömrün de yetmez yedi sülalenin ömrü de yetmez. Kuran'da helallere haramlara bakarsın bir avuçtur çok azdır. Onların içindeyse tamamdır yoksa bitti helaldir. Kuran'da haramlar bellidir. Domuz, kan, leş, Allah'ın adı anılmadan yenilen yiyecekler, içki, şarap. Hepsi helal, dışında. Tek tek yok “Tavşan helal mi?” Yok “Ördek helal mi?” Yok işte “Ceylan helal mi?” Kardeşim bırak. Deve helal mi? Bu nasıl bir mantık? Bu listeye bak o listede yoksa hepsi helaldir. Bak Cenab-ı Allah diyor ki Maide Suresi, 4 "Sana kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. Deki bütün temiz şeyler size helal kılındı." Temiz olan. Temizle kirliyi nasıl anlarız? Kirlileri sayıyor Allah bunlar kirli diyor. Kirlinin dışında hepsi temiz demektir. Bitti usûl budur. "Ey iman edenler" diyor bak Cenab-ı Allah Maide Suresi 87'de şeytandan Allah'a sığınırım. "Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın." Yok, kendi kendinize eziyet ediyorsunuz yok öyle bir şey. Müzik de helal, resim de helal.

Şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK, ABD ve Batı’nın Bölgede Güveneceği Bir Yapı Değil, Dünyayı Kana Bulayacak Komünist Bir Terör Örgütüdür

Masaüstü Görünümü