Harun Yahya

Sohbetler (3 Mayıs 2016; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

BÜLENT SEZGİN: Hoş bulduk.

ADNAN OKTAR: Bir etiket yapalım. Sevgiyle ilgili. “Sevgi ruhun gücüdür” diyelim. Evet. Sevgi ruhun gücüdür.

Bu gece Hicri Recep ayının 27’ci gecesi Peygamberimiz (s.a.v.)’in Allah’ın huzuruna kabulü anlamına gelen Miraç Gecesi. Resulullah (s.a.v.) biliyorsunuz Miraç’a çıktı bütün peygamberleri gördü. O süluku Peygamberimiz (s.a.v.)’in tek tek bütün tabakalarda Hz. İsa (a.s)’yı, Hz. Musa (a.s)’yı, Hz. İbrahim (a.s)’i hepsiyle tanıştı, görüştü bizzat. Fizik olarak görüntülerin hepsini gördü. Hz. Mehdi (a.s)’yi de gördü. Sordu Cenab-ı Allah’a “Ya Rabbi bu kim bu şahıs?” dedi “O Hz. Mehdi (a.s)” dedi. “Ben onu seviyorum sen de onu sev” dedi.

SEMİH MERİÇ: “Hz. Mehdi (a.s) onların içinde parlayan bir yıldız gibiydi” diye bir ifadesi vardı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in.

ADNAN OKTAR: Evet. Herkesi gösterdikten sonra Cenab-ı Allah Miraç Gecesi Peygamberimiz (s.a.v.) bizzat kendi mübarek ağzından naklediyor. Allah Azze ve Celle bana şöyle vahyetti; “Ey Muhammed onları görmek ister misin?”” diyor. “İsterim Ya Rabbim” diyor. “Şöyle buyurdu” diyor Cenab-ı Allah. “Öyleyse biraz ilerle” diyor. Biraz yürümeye başlıyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Biraz ilerleyince Ali Bin Ebu Talib’i gördüm sonra Hasan, Hüseyin, Ali Bin Hüseyin, Muhammed Bin Ali, Cafer Bin Muhammed, Musa Bin Cafer, Ali Bin Musa, Muhammed Bin Ali, Ali Bin Muhammed, Hasan Bin Ali ve Hüccet Kaim Muhammed Mehdi’yi gördüm” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) onların içinde parlayan yıldız gibiydi” diyor. Işık gibi parlıyordu bak hepsinin içinde. “Dedim ki: “Ey Rabbim kimdir bu kişiler?”” Yani Cenab-ı Allah’a söyletmek istiyor. “Şöyle buyurdu; “Onlar imamlardır bu da kaim, kıyam edici Mehdi’dir. Helalimi helal edecek haramımıysa haram edecektir.” Kuran’ da ne varsa o. “Düşmanlarımdan da intikam alacaktır” Allahsız, Kitapsız, dinsiz, imansız İslam’a, Kuran’a saldıranlardan intikam alacaktır. Kansız. Kan akıtmayacak diyor. Sevgiyle, ilimle. “Ey Muhammed” diyor Cenab-ı Allah vahyediyor Peygamber (s.a.v.)’e “Mehdi’yi sev çünkü Ben onu seviyorum, onu seveni de seviyorum.” Yani onun yolunda, Mehdiyet yolunda olanı seviyorum.  Mehdiyet’e karşı mücadele edeni de diyor helak ederim anlamına geliyor. Nitekim de görüyorsunuz hep helak oluyorlar. (Şeyh Muhammed Bin İbrahim Numani Gaybeti Numani sayfa  97)

Hz. İsa Mesih sahabidir. Niye? Çünkü Miraç’ta Peygamberimiz (s.a.v.)’le görüştü. Görüştüğü için sahabesidir. Hz Mehdi (a.s); o da görüştü o da sahabesi oluyor. Bak helalimi helal edecek haramımı haram edecek diyor detay veriyor.

Hicri Recep ayının 27’ci gecesinde göğe alındı Resulullah (s.a.v.). Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımı diyor ki ben akşam kalktım yatağı boştu fakat sıcaktı yatağı diyor. Yeni yani kalkmıştı diyor. O dışarıya çıktı zannetmiş Peygamberimiz (s.a.v.)’i. Yani bahçeye dışarıya çıktı falan bir şey zannetti. Bak aklın ihtiyarı alınmıyor görüyor musun? Sonra geldiğinde de Peygamber (s.a.v.)’i uyur vaziyette görüyor. Yine aklın ihtiyarı alınmıyor.

1235 kilometre uzunluk var arada. 1235 kilometre. Mekke müşrikleri o zaman diyorlar tam iyi bir şey yakaladıklarını zannediyorlar yani peygamberliğini reddetmek için. Madem Kudüs’e gittin diyorlar anlat diyorlar bize Kudüs’ün kapıları nereden nasıl geçtin ne yaptın. Resulullah o zaman ne yapacağını bilemiyor tabii, birden gözümün önünde diyor Kudüs’ün görüntüsü oluştu diyor. Her sorduklarında oraların görüntüsünü görmeye başladım diyor. Hepsini söylemiş şu kapıdan şöyle geçiliyor buradan böyle geçiliyor şuradan şöyle sağa dönülüyor. Adamlar buna rağmen yine inanmadılar. Net doğru söylemesine rağmen, müşrikler. Yani birisi anlattı zannettiler. Birinden öğrendi zannettiler. Aklın ihtiyarı kalkmıyor dikkat ederseniz. Hani diyorlar ya işte böyle mucize görsek ben de iman ederdim diyor. Öyle bir şey yok. Adam iman etmiyor işte aklın ihtiyarını kaldıracak bir şey yok. Kendisinin de aklının ihtiyarı kalkmadı. Çünkü uykuyla uyanıklık halinde gidiyor gittiğinde. Yekaza halinde yani. Ama tam bir uyanıklık. Ama uykuya da benziyor. Yekaza halinde. Yoksa öyle havada açıkça Peygamber (s.a.v.)’in de aklının ihtiyarı kalkar o zaman. Hep böyle şeyler yekaza hali olur. Mesela Cebrail (a.s)’le görüşüyor vahiy geliyor yekaza halinde. Nur kesiliyor Peygamberimiz (s.a.v.) madde olmaktan çıkıyor o Cebrail (a.s)’in boyutuna giriyor. Yekaza halindeyken oluyor o.  O terlemesi o kıpkırmızı olması soğuk bir ortamda bile kıpkırmızı olup ter dökmesinin nedeni o, boyut değiştiriyor. Vahiy kalktığında kendi boyutuna geçtiğinde üstünde bir hafiflik hissediyor yoksa o boyut Cebrail (a.s)’in boyutuyla Peygamber (s.a.v.)’in boyutu iç içe girdiğinde o bölgedeki herkes müthiş bir ağırlık hissediyor. Yani o yer çekimi farklılığı oluşuyor Allahualem. Onun boyutuyla onun boyutunun farklılığı kurşun gibi oluyorduk diyor sahabeler. Yani sanki böyle yere çekiliyormuşuz gibi. Deve çöküyor zaten. Bütün milletin yani yüzlerce kişinin önünde oluyor. Vahiy geldiğinde hayvanın çökmesinden anlıyorlar vahiyin geldiğini. Hayvan bas bas bağırıyor yani anlamıyor vahiyin şiddetinden ne olduğunu anlamıyor. Mesela vahiy kalktığında her kes bayağı hafif gayet rahat. Bu bilimsel olarak da açıklanabilen bir konu. Yani o iki boyutun çakışması anı. Cebrail (a.s)’in boyutu esas oluyor tabii o yüzden yani Cebrail (a.s) insanların boyutuna girmiyor. İnsanlar onun boyutuna girmiş oluyor. O bölge onun boyutuna girmiş oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.) tamamen nur kesiliyor zaten gözünü kapatıyor bayağı kızarıyor alın damarları çıkıyor böyle vahiy geldiğinde sürekli ayetleri söylemeye başlıyor. Ayet vahiy bittikten sonra da canım benim onu tekrarlamaya çalışıyor. Yani ezberinde tutmak için. Cenab-ı Allah diyor ki “Bir daha sakın böyle bir şey yapma ben senin zaten ezberinde tutturacağım sana” diyor. Yani ezberletmek Bize ait diyor. Çok uzun sureler. Mesela Ayet-El Kürsi yani insanın ezberlemesi mümkün değil. Bir kerede insan ezberleyebilir mi o kadar uzun sureyi?  Nasıl ezberlesin? Harflerin hepsini şaşırabilir yani. Hiç kimse yapamaz. Hepsini su gibi ezberden biliyor. Orada yazdırıyor işte devle kemiğine yazıyorlar deri üstüne yazıyorlar rulo halinde de Kuran çoktu o zaman. Şimdi bak eski Kuran’ları buluyorlar rulo halinde Tevrat’taki gibi. Tevrat rulosu gibi derileri birbirine yapıştırarak yapmışlar. Çok uzun. Kuran’da diyor hani deri üstüne yazılmış, sarılmış deri üstüne yazılmış diyor Allah ayette. Kuran ayeti bu.

Yekaza hali ne için oluyor? Aklın ihtiyarının kalkmaması için. Yani rüya gibi sanki. Rüyayla uyanıklık arası gibi. Hep Allah o yekazayı esas alıyor.  Aklın ihtiyarını almaması için. Birde yekaza da korku olmuyor Allah’ın hikmeti.  Nasıl rüyada insan korkmuyor, korkuyor da bazen de korkmuyor ya mesela en vahim şeylerde bile gayet rahat oluyor. Değil mi? O da yekaza de olmuyor yoksa Peygamberimiz (s.a.v.) de insan tabii. Heyecanlı bir insan. Yani mesela Cebrail (a.s) gökte göründü önce haşa halisülasyon mu acaba görüyorum diye çekindi Peygamberimiz (s.a.v.) ama üstüne üstüne geldi geldi ayette söylüyor ya Cenab-ı Allah artık iyice yaklaşıyor ve inip tam karşısına geliyor. İşte o ilk şeyde onda bayıldı Peygamberimiz (s.a.v.) . İnsan işte o yani o korku olur. O yani o haşyet oluyor. Ama ikincisinde olmadı. Mesela Miraç’a çıktı hiç gayet sakin karşıladı yani. Ama onda o şeyde maddi cismini de hissetti. O çok zor tabii. Çünkü sarıldı, sıktı oku diyor ben okuma bilmem diyor yine oku diyor ama bayağı kuvvetli sıkıyor Cebrail (a.s) sıktığında. Ondan sonra dağdan aşağıya koşarak hanımının yanına geldi biliyorsunuz örtün beni örtün beni diye çok şiddetli bir heyecan duydu. Ama bak annenin mükemmelliğini görüyor musun? Sen son derece rahat ol dedi. Sen Peygambersin dedi bak ilk Peygamberliğini ona söyleyen o. Bak kadın. İlk vahyi duyan kadın. Bana böyle dedi diyor ilk vahyi duyan da kadındır. İlk tasdik eden de kadındır. Ve sonuna kadar onun Peygamber olduğunu iddia etti. Hayır sen Peygambersin. Peygamberimiz (s.a.v.) biraz tereddüt etti yani acaba hakikaten bana  peygamberlik mi geldi gibisinden. Hanımı dedi Allah’a şükür sen Allah’ın Peygamberisin dedi. Çünkü çok dürüst, temiz insan yani kimseye oyun yapmamış yalan söylememiş nur gibi efendi insan. Hayatında tek kelime yalanı yok. Niye yalan söylesin? Doğruyu söylüyor. Müşrikler de biliyor herkes yani meşhur doğruluğu. Hatta garip karşılıyorlar bu kadar doğru olmasını. Sureti katiyede yalan söylemiyor.  Hayatının bir kere yalanı yok.

GÖKALP BARLAN: El-Emin diyorlar.

ADNAN OKTAR: El-Emin diyorlar tabii. Müşrikler söylüyor bunu.

Bu gravitonlar yer çekimini belirleyen partiküller biliyorsunuz. Bunlar üst boyutlarda daha fazla bulunuyor. Üst boyuttan bir varlık bizim boyutumuza bağlantıya geçince bizim boyutumuza süpürülmeye başlıyorlar. Yani oraya doğru gelmeye başlıyorlar. Bu teknik bir terim yani. Cebrail (a.s) bizim boyutumuzla bağlantıya geçince tam o noktada yer çekimi çok artıyor. Aynı şekilde cinlerle bağlantıya geçenler de çok daha az miktarda bunu hissediyorlar. Ağırlık hisseder mesela koluna geldiğinde cin kolu kurşun gibi olur. Bütün cinciler bilir. Parmakla bakanlar da akıl almaz ağırlaşıyor hatta sancıyor kolu masaj yapıyorlar koluna. Bayağı ıstırap çekiyorlar. Akıl almaz ağırlaşıyor. Aynı sistem hep bilirler, cin çağıran herkes bilir bunu.

GÖKALP BARLAN: Ensesinde de ağırlık oluyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ensesinde falan kurşun gibi ağırlık olur cin geldiğinde. Büyü yani böyle elektrik süpürgesiyle çekilmesi gibi o gravitonlar, bu partiküller bizim boyutumuza doğru akmaya başlıyorlar. Yani emiliyorlar oraya doğru. Cebrail (a.s) de geldiğinde o boyuttan geldiği için maddede o tarzda bir değişiklik oluyor ve bunu herkes hissediyor. Ama en açık işte cin çağıranlar, binlerce cin çağıran vardır hepsi bilirler. Kurşun gibi ağırlaşır. Nereye geldiyse cin işte cin çağıran hanımlar mesela özellikle parmaktan bakanlarda yani akıl almaz ıstırap çekiyorlar. Çok acı çekiyorlar. Kolları kurşun gibi oluyor. Elleriyle falan tutuyorlar kollarını. Bayağı rahatsız oluyorlar. Peygamber (s.a.v.)’e müthiş bir ağırlık geliyor yani Resulullah (s.a.v.)’a. Ama sonra gittiğinde ferahlıyor. Zaten insanlar dikkatlice bakmasınlar diye yüzünü tülbentle kapatıyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Her vahiy geldiğinde hemen anlıyorlar terlemeye başlıyor çünkü kızarıyor gözünü kapatıyor Peygamberimiz (s.a.v.) anlıyorlar vahiy geldiğini hemen üstünü genişçe bir tülbentle kapatıyorlar, hiç kimse konuşmuyor bakmıyorlar da Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Sadece vahiyi dinliyorlar. Çok uzun oluyor mesela bazen vahiy söylüyor söylüyor muazzam bir güzellik tabii Arapça biliyorsunuz nefis bir üslupla. Yani çok hayret verici, benzeri hiç yapılamayan ve şuana kadar hiç yapılamamış bir edebi sanat ama çok şaşırtıcı bir edebi sanat. Alışılmamış, görülmemiş bir edebi sanatla akmaya başlıyor vahiy. Kesildiğinde duruyor ondan sonra sahabelere söylüyor Peygamber (s.a.v.) ama ezberden bak çok büyük mucize. Ayrıca bu da mucize.  Upuzun sureyi söylüyor yazıyorlar yazıyorlar kemiğe artık ne bulurlarsa orada fakir dönem yani kağıt, deri kolay iş değil tabii. Canım benim bazen vahiy geliyor, bitiyor bu sefer yeniden geliyor vahiy peş peşe yeniden rengi soluyor yine üstünü örtüyorlar yani bazen kesintisiz de olduğu oluyor. Resulullah (s.a.v.) eziliyor, benim dizimin üzerine düştü diyor dizimin ağırlığını öncekinden daha ağır buldum diyor. Yani bayağı bastı diyor. Yani ezilecek kadar ezik oldu dizim basınçtan diyor. Bunu kim diyor? Zeyd bir vahiy hali başlayınca diyor üzerinden vahiy hali geçtiğinde yaz ey Zeyd diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in o baygınlık hali geçiyor Resulullah (s.a.v.) hemen bir kürek kemiğinin üzerine yazdım diyor. Yok ne yapsınlar yani canlarım benim o vakit. Sağlam da kürek kemiği bir şey olmadığı için. “Resulullah (s.a.v.)’ı vahiy durgunluğu ve baygınlığı tekrar bürüdü.” Bir daha başlıyor peş peşe. “Resulullah aleyhisselamın dizi benim dizimin üzerine düştü” diyor. Yanında olduğu için. “Dizinin ağırlığını öncekinden daha ağır buldum neredeyse dizim ezilecek gibi hissettim” diyor. Yani bayağı bastırdı diyor yaktı diyor hani ezme hissi geldi diyor o kadar ağır oldu diyor. Yanındakiler de hemen başlarını önüne eğiyorlar vahiy geldiğinde nezaketen. Bakmıyorlar zaten adap, edep onu gerektirir. Çünkü baygınlık hali geliyor. Orada oturup seyretmek olmaz. Ama yine de ne olur ne olmaz göz kayar diye yani insanın gözü bakabilir falan sahabeler nezaketli olup hemen örtüyorlar yüzünü. Tülbent, ince tülbent ki rahatsız olmasın. Kalın örtü olursa rahatsız olur nefes alamaz. İnce, rahat hava alabileceği gibi tülbentle örtüyorlar. Çok sık nefes almaya başlıyor. Vücuda çok basınç olduğu için yani herhalde kalp atışı da çok yükseliyor anladığım kadarıyla çok çok sık nefes almaya başlıyor. Yani bir koşan adam gibi vahyin ağırlığından. Böyle inci tanesi gibi tertemiz terler dökülüyor alnından, yüzünden o devam ediyor vahiy. Böyle “çıngırak gibi bir ses duyuyorum önce” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Çıngırak sesi gibi tıngır tıngır tıngır gibi bir ses. Yani bir çıngırağı andıran. Tın tın tın gibi ona benzer artık nasılsa anlıyordum o zaman diyor vahiyin geleceğini diyor. Zaten arkasından baygınlık hali geliyor.  Zaten çok manidar bak ayette diyor ki bak Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Ey Muhammed doğrusu biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.” Bak burada da Cenab-ı Allah işaret ediyor. Ağır. Müthiş bir ağırlık veriyor. Ama bunu zaten cin çağıran herkes bilir. Cinci dünyada milyonlarca bu işle ilgilenen adam var. Hepsi ağırlığı görmüş, duymuştur, bilmiştir yani. Yani ilk bu sadece Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu olayında açıklanması gereken bir durum değil. Cinlerde de aynı sistem oluyor. Çünkü o boyut ikinci boyut, üçüncü boyut. Biz üç boyutluysak onlar dördüncü boyutta olmuş oluyorlar. O boyut farklılığında bu oluyor.

"Bize Mescidi Aksa'nın nasıl olduğunu anlatır mısınız?" diyorlar. "Mescidi Aksa'yı anlatmaya başladım bazı yerlerini tarif ederken tam hatırlayamadığım için kuşkuya düştüm bunun üzerine Mescidi Aksa getirilerek Akabya’da Ukeyb'in evinin önüne konuldu." Vizyon oluştu diyor. Görüntü, cin çağırmada da oluyor bu büyük dörtgen çok büyük görüntü oluşuyor. Yani bilinen bir şey. "Ben de" diyor bak "evinin önünde ekran gibi oluştu" diyor "ben de oradan bakıp anlatmaya başladım" diyor. Anlattığı doğru diyorlar müşrikler ama biz inanmıyoruz diyorlar. Çünkü daha önce takılıyor Peygamberimiz (s.a.v.) tam çıkaramıyor bu sefer tam doğru anlatınca herhalde daha önce gitmiş görmüş oradan anlatıyor diyorlar. Halbuki bilmiyor Mescidi Aksa, Kudüs'e gitmemiş Peygamberimiz (s.a.v.) hayatında gitmemiş. Ya biri anlattı diyorlar ya bir ara gitti falan. Şüpheye açık işte aklın ihtiyarı kalkmadığı için.

Muhtemelen bunda Peygamberimiz (s.a.v.)’in tansiyonu da çok yükseliyor vahiy geldiğinde. Birde çok şiddetli çarpıntı olduğu anlaşılıyor. O kadar sık nefes almanın sebebi o. Soluk soluğa kalıyor. Dedem dünya tatlısı dünya tatlısı maşaAllah. Dünyanın en dürüst insanı, en güzel insanı.

Deve çok şeker. Devenin üstündeyken Peygamberimiz (s.a.v.)’e vahiy geliyor deve sağa sola yalpa yapmaya başlamış. Bazen çöküyormuş ön ayağı yine çöküyormuş yine kalkıyormuş yine düşüyormuş bir türlü hayvan kendini kontrol edememiş. Ön ayaklarını dikip direniyormuş böyle iki ayağını uzatıp düşmemek için direniyor ama yine dayanamayıp yine çöküyormuş. Deve kuvveti aslında bayağı kuvvetli hayvan ama dayanamıyormuş. O anlayamamıştır normalde çok ağır yük yüklüyorlar hiçbir şey olmuyor hayvana taşıyor. Ama çok ağır yük yüklendiğinde yaptığı gibi ayaklarıyla bütün gücüyle direniyormuş ama yürümeye kadir olamıyor. Yürüdüğünde düşüyormuş yine. Ondan sonra tam çöküyor tabii artık. Vahiy geçene kadar. Vahiy geçince hiçbir şey olmamış gibi kafayı sallayarak neşeli bir şekilde gidiyor. Bunu işte sahabe gördüğü için çok güçlü imanları. Bizzat dürüstlüğünü gördükleri, samimi gördükleri. Halbuki biz görmüyoruz görmeden iman ediyoruz Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki "Onlar daha makbuller" diyor. "Siz beni gördünüz" diyor "onlar ilerde gelecekler benim kardeşlerim" diyor. "Siz benim ashabımsınız onlar benim kardeşlerim" diyor. Hz. Mehdi (a.s) talebelerini kastediyor. "Onlar sizin aldığınız sevabın elli mislini alacaklar" diyor. Sahabeler de şaşırıyorlar. Onun için çok merak ediyorlar Hz. Mehdi (a.s)'ı, talebelerini, ortamı. Çok da şaşırtıcı olduğu için anlatımlar yani artık onlara masal gibi geliyor her gün anlattırıyorlar her gün. Gördükleri yerde "Ya Resulullah bize anlat" diyorlar. Onun için binlerce hadis var ama Sünni inançta kaybedilmiş. Neden olduğunu bilmiyorum. Buna rağmen çok fazla hadis kalmış. Ama Şia; onlar güçleri yettiği kadar saklamaya çalışmışlar. Mesela bu bizim kaynak verdiğimiz kitaplar normalde kaybolmuştu. Bunları mağaralarda buldular çeşitli yerlerde bulundu. Mesela bin yıllık eser. Bin iki yüz yıllık eser. Yedi yüz yıllık eser mağaralarda gizlenmiş olarak bulundu. Demek ki şedit bir ortam olmuş. Hz. Mehdi (a.s)'la ilgili hadisleri hep gizlemişler.

İmam Rıza, İmam Mehdi (a.s)’nin özelliklerini anlatıyor. "Aklımda kaldığı kadarını anlatayım" diyor sahabe. "Mehdi insanların en bilgini, en hikmetlisi, en takvası, en halimi, en cömerti, en çok kulluk yapanıdır. Her tarafı görür" diyor. Herhalde televizyon internet ona dikkat çekiyor olabilir. "Onun gölgesi yoktur" diyor herhalde televizyondaki görüntüsünü kastediyor. Çünkü televizyonda görüntü iki boyutlu olduğu için gölgesi olmaz. Televizyonu çok mükemmel açıklamış. Bak "her yeri görür" diyor. Sağı solu her yeri görür diyor. Gölgesi yoktur diyor televizyondaki görüntünün de gölgesi yok değil mi? "Gözü uyur fakat kalbi uyumaz." Yani kalbi sürekli Allah'la beraberdir diyor. "Ona ilham edilir" Allah tarafından kalbine Allah ilham eder. "Kokusu misk kokularının en güzelidir." Çok güzel bir kokusu vardır diyor. "Duası müstecap (kabuldür) hatta dua etse taş ortadan yarılır" diyor. Yevm'ul-Helas 84'te. Yani hiç ummadık şeyler bile olur diyor onun duasıyla. Taş ortadan yarılır onu mecaz anlamında söylüyor. Yani en olmayacak gibi olan şeyler olur anlamında diyor.

GÜLEN BATURALP: Adnan Oktar ile Sohbetler programımız sona erdi. Yarın görüşmek üzere hayırlı günler.                                                                                              

Masaüstü Görünümü