Harun Yahya

Sohbetler (6 Mayıs 2016; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar'la Sohbetler’e başlıyoruz. Hocamız birazdan bizlerle birlikte olacaklar. Şu anda arkadaşlarımızla iman hakikatleri, Kuran mucizeleri, münafıklar konuşmaya bu şekilde başlayabiliriz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Gençlere böyle bu Televole kültürünü aktarmak tehlikeli bir şey. Devlet önlem alması lazım. Sevgi, şefkat, dostluk. Mesela bak, geçenlerde Davutoğlu Hoca ne dedi? “Herkes birbirine selam versin.” Ama zeminini yapmadan “selam versin” dersen, adam selam vermez. Sen ona zeminini yaparsan zaten selam da verir, iltifat da eder, gönül de alır. Önce Darwinizm’in ortadan kalkması lazım. İşte hep çeşitli yollar göstermek gerekiyor hükümete. Tayip Hoca da Darwinizm’in ne olduğunu çok iyi biliyordur. Yanlışlığını da çok iyi biliyordur. Fakat ortaya çıktığında etkileyici çıkmak istiyor. Yani vurdu mu çökertecek şekilde olmak istiyor. Üslubu Mehdiyet üslubu Tayyip Hoca’nın. O yüzden Allah bereket veriyor. Yoksa götüremezdi o. Bu vakte kadar gitmezdi. Mümkünü yok. Ne sağlığı el verirdi, ne sosyal şartları el verirdi. Allah ömrünü uzatıyor. İmkân veriyor. Sosyal yönden de kalpleri ona karşı bir kabul meydana getirtiyor. İşi zor ama Mehdiyet zırhı içerisinde olduğu için yolları açık. İyi gidiyor. Tayyip Hoca’ya herkes destek olsun psikolojik yönden, manevi yönden. Düşmanı çok olduğuna göre destekçisi de çok olması lazım, ahbabı, samimi olarak ama samimi olarak. Dostlukta, kardeşlikte, ben, sen olmaz. Bir de Mehdiyet yarışına girmek de çok yanlış. “Tam ben Mehdi olacakken o birden çıktı. O benden kaptı Mehdiyet’i.” Bu çok mantıksız bu. Yani Allahın gözü önünde bir yarış yapacağını zannediyorsun sen. “Allah’ın gücü yetmeyecek. Kim kazanırsa o gidecek.” Öyle bir şey yok. Kim Hz. Mehdi (a.s) ise Allah ona güç verir, imkân verir. Şu an Mehdiyet cayır cayır ilerliyor. Tayyip Hoca Mehdiyet’i cayır cayır uyguluyor. Mükemmel uyguluyor. Ve en ufak bir bozukluk da olmadı. Hani “günler boşa mı geçiyor?” diyeceğimiz bir durum yok. Gelirken baktım o Çamlıca Camisi ne mükemmel olmuş. Kalıp gibi oturtturmuş camiyi. MaşaAllah tam yerine gelmiş. O sağ tarafta bir tepe daha var. Tayyip Hoca bir cami de oraya kondursun. Süper olur. Onun devamında. Dehşetli olmuş. Şahane. Eline sağlık, maşaAllah. Yedi ceddine rahmet olsun. Müthiş, İstanbul dediğin budur kardeşim, camiidir. Cami silueti çok iç açıcı bir şey. O antenleri falan da kaldıracakmış herhalde. O kadar itici değildi ama kalksa iyi olur. O ikinci tepeye de bir cami daha yapsın. Ama o cami tamam, bu güzel olmuş. Köprü işi çok iyi. Gidiyoruz her yer kamyon. Her yer kamyon. Şimdi kamyon olmadı mı ne olacak? Yollar bomboş. O yönden de çok güzel.

Ben CHP’yi anlamıyorum. CHP, AK Parti’den daha liberal, daha yapıcı, daha canlı olması lazım. Köprü istemedi. İnanılır gibi değil. Kardeşim zorlanacağız, canımız yanacak. Ferahlık gelecek öbür türlü. Niye engelliyorsunuz mübarekler? İnanılır gibi değil. Yani sanki kasten yapıyorlarmış gibi. Sanki “AK Parti zorla iktidarda kalsın” der gibi. Siz yapın da size oy verelim kardeşim. Değişir normalde hükümetler. Mesela bir parti gelir bir parti gider. Bu durumda AK Parti’ye mahkûm olduk, mecbur olduk. Atılımcılık onlarda, canlılık onlarda. Siz de öyle olsanıza kardeşim. Ne kaybedersiniz? “Ben de dördüncü köprüyü yapacağım” de mübarek. “Öbür tarafa da camiyi ben dikeceğim” de. Milletin manevi değerlerine sahip çık. Eski o kavruk sistemi ısrarla devam ettiriyorlar. Yani o geldiğini düşünelim. Yollar falan baktım Belediye Başkanı’na helal olsun. Çok güzel yapmış. Çiçekler, çok düzgün her yer, tertemiz, maşaAllah.

Yeni yapılan bir çarşı var büyük oraya gittim baktım, bayağı güzel temiz her yer. Gençler falan kahvelerde oturuyorlar, iyi. Biraz alışveriş yaptım. Çok şahane şeyler. Şimdi dizeceğim oralara göreceksiniz. Şahane zevkli, sanatkârane. Bir markanın, güzel cam yapan bir markanın kuşlarından aldım. Vardı bizim kuşlar ama onları tamamladım. Dehşet, şahane. İki tane gümüş yengeç aldım, aynısının tıpkısı. Tuzluk aynı zamanda. Yalıda misafirlere koyacağız oraya. Balık falan çeşit geldiğinde, güzel tabak takımları aldım, bayağı güzel. Yastık aldım, güzel böyle çarşaf aldım ama böyle tarif edilecek gibi değil. Çok kaliteli. Keten, ipek karışık, şahane bir şeyler. Yatak takımı aldım çok güzel. Yani ancak görmek lazım. İki tane büyük kavanoz aldım, büyük. Şimdi onlara meyve koyacağım buraya koyacağız görüntü mükemmel olacak. Güzel Osmanlı kaplar aldım. Ucuz iyi de yani o güzelliğine göre ucuz. Yatak örtüsü süper kaliteli öyle tüy gibi gayet hafif ve yaz için mükemmel, çok güzel. Çok süslü güzel tabaklar aldım. Şahane. Çatal, kaşıklar aldım altın kaplama ve işlemeli. Böyle bir olay yok. Şahane. Esnaf da özlemiş, maşaAllah. Girişte çıkışta falan hürmetleri güzel, maşaAllah. Saygıları, hürmetleri, güvenlik önlemleri mükemmel maşaAllah. Çok titizler, Allah razı olsun. Çok güzel bir tepsi de aldım, çok hoş. Kardeşim şimdi “ucuz şey alacak kadar fakir değilim” diye bir söz vardır. Gidip bir şeyin kalitesizini alıp çürütüp atmak akıllı bir hareket değildir. Aldığın şeyin evladiyelik olması lazım. Evladiyelik olacak.

MERVE TEZEL: Siz çok zevklisiniz Adnan Bey. Her zaman en güzelini seçiyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Şu aldığım kuşlardan birkaç tane getir. Göstereyim. Mavi kahve fincan takımı aldım. Çok güzel. Onunla ben bir kahve içeyim şart. O da ucuz ama çok kaliteli, bayağı güzel. Ama tabii öbür aldıklarımız ucuz değil yani. Yengeçleri de getirsinler. Böyle oradaki satışta görevli olan hanım anladı yengeçlerde gözümün kaldığını.

Cennet kuşu gibi, cennette birçok malzeme bu tip böyle yakuttan, zümrütten yapılıyor. Ama cennet yakutu, cennet zümrüdü biz bilmiyoruz onu. Orada göreceğiz. Mesela atlar da var cennette yakuttan ama nasıl açıklayalım? Bildiğin yakut. Havada uçuyor üstüne biniyorsun. Korku da yok. Şimdi insan binse Allahüâlem aşağıya bakamaz. Cennette korku yok. Korku kalpten alınıyor. Korku dünyada öğretiliyor. Ahirette yok. Sadece bir Allah korkusu kalıyor ama cennette, sonsuza kadar kalır. Allah’a saygıyı sağlayan bir güzellik. Yengeçler yolda geliyor.

AYLİN KOCAMAN: Yakuttan atlar canlı mı olurlar?

ADNAN OKTAR: Tabii tabii konuşuyor. Her şey canlı, konuşuyor. Ama biz istersek konuşuyor yoksa konuşmaz. Mesela bardağa “buraya gel” diyorsun geliyor. “Allah razı olsun” diyorsun. “Allah senden de razı olsun” diye cevap veriyor. İstersen hemen başka bir şekle dönüşür. Yani isteğe bağlı. Ama normal yani mesela koltuk yine bizim eski bütün alışkınlıklarımız devam ediyor. Kahve mesela kendi elimizle içiyoruz. Normalde fincan kalkıp gelir ağza. Ama biz kendi elimizle yapıyoruz o eski alışkanlığımız, kültürümüz kaldığı için. Mesela havada kuş oluyor. Çağırıyorsun geliyor. Hemen istediğinde kebap oluyor, kuş kebabı oluyor. Yiyorsun, kemiklerini sıyırıp oraya koyuyorsun. Bir anda kemiklerin hepsi ayaklanıp canlanıyor, uçup geri gidiyor. Koltuğa yaslanmak için bir neden yok. Ama dünya zevki olduğu için, alıştığımız için. Çünkü havada da durursun sen. Trilyonlarca sene yorulmazsın. Trilyonlarca sene yürüsen yorulmazsın yine. Ama orada yorulmadığı halde dinlenmek istiyor insan. Oturuyor, sohbet ediyor. Alışkanlıklar çok önemli.

Mobilya bakmaya da gideceğim daha sonra. Kardeşim, bu işlerin uzmanı benim. Tabii.

O dükkânlar da aslında cennet çarşısı gibi çarşı aslında. Allah tarafından yaratılıyor. İşte “falanca şirket yaptı” diyorlar. Yok, öyle bir şey yok. Doğrudan Allah yapıyor. Onları Allah vesile ediyor. Cennet çarşısının bir taklidi onlar. Aynı orada da böyle süsler var. Orada para ödemezsin sadece. Hoşuna giden bir şey oldu muydu alırsın, istediğini yersin. Hazır lokantalar vardır. Eğlence yerleri var. Bak, diyor ki “cennette hurilerin şarkı söylediği yerler vardır” diyor. Ne bu? Yani diskonun, gazinonun mukallidi ama gerçeği. Onlar mukallit şu ankiler. Orada gerçeği var.

BEYZA BAYRAKTAR: Sizin aldığınız çiçekler, ağaçlar, meyveler de çok bereketli oluyor.

ADNAN OKTAR: Yani, bak, aldığım limonlar dehşet. Şimdi aşılı limon, portakal ve kan portakalı hepsi bir ağacın üstünde. Şimdi bak, onlar açmaya başladılar. Meyve verince göreceksiniz. Bir dalında limon var, cennet ağacı gibi, bir dalında portakal, bir tarafında kan portakalı var. Ama ağaç tek.

Cennette sesler çok güzel. Takat getirilecek gibi değil. İnsan takatinin getireceği gibi değil tarif edilemiyor. Yani bu dünyadaki bir insanın dinleyeceği gibi değil. Zevkten bayılır insan, aldığı zevkten. Yani takat getiremiyor. Cennet güzelliğine de takat getirilemiyor. Aldığı lezzet insanda baygınlık hissi meydana getiriyor. Onun için Allah hiç göstermiyor cenneti. Normalde gösterse zaten aklın ihtiyarı kalkar.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir hadiste “Kişi kendini eşinin yanağında görür” diye geçiyor. Berraklık ve duruluktan, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet:

Şu benim yengeçlerimi getir bir göstereyim. Tuzluk bu aynı zamanda. Ama anlıyorlar mesela baktığımda kilitleniyorum. “Hocam, bunu mutlaka alman lazım” diyorlar. Öbür şeylere bakışımdan anlıyorlar beğenmediğimi, beğenmediğim bir şey olduğunda.

“Kırmızı yakuttan bir at” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “olacak müminlere.” Orada dolaşmak isteyecek olsan yürüyerek de gidiyor, uçarak da gidiyor. Hangisini istersen. “Uç” dersen uçuyor, “koş” dersen koşuyor. Kırmızı yakuttan. Yani şeffaf at ama konuşuyor. Bakıyor, bayağı güzel anlamlı bakıyor. Her sözünü dinliyor kırmızı yakuttan.

Televole kültürü çok tehlikeli. Bazı tipler Televole kültürü içerisinde boş vermişlik ruhunu yayıyorlar. Bu uzun vadede yahut kısa vadede çok büyük zarar veriyor. Buna karşı devletin bir tavsiyesi yani hükümetin bir açıklaması olması gerekir.

Gülse, “Cennette dünyada tanınmış kişileri tanıyacak mıyız?” Tabii ki, cennette biz kardeşlerimizle karşılaştığımızda tanıyacağız. Yani ana hatları benzeyecek. Onun çok güzeli. Yani yoksa ana hatları duruyor tabii. Ana kişiliği odur.

Can Dündar’ın davası varmış bugün. Adliye önünde silahlı saldırı olmuş. Çok büyük ahlaksızlık, terbiyesizlik, vicdansızlık, zulüm, dengesiz hareketler. Kim yaparsa yapsın. Yani fikirle konuşuyorsa konuşsun. Silahla ne alaka,  ne kadar terbiyesizlik, vicdansızlık. Karşındaki adamda silah var mı? Yok. O sana silahla saldırıyor mu? Yok. Nedir zorun yani? Kanun var, hukuk var. Kanun, hukuk ne diyorsa o. Sen kanunun yerine kendini koymaya kalkarsan olmaz.

Yonca diyor ki “Hocam nerede alışveriş yapıyorsanız söyleyin. Hemen orada ben bir iş bulmam lazım kendime sizi görmek için.” diyor.

“Kaim Muhammed Mehdi ve talebeleri bir tek müşrik kalmayıncaya kadar mücadele edecekler” diyor. Bihar’ul Envar, Cilt 52, Sayfa 345’te. 1200 yıllık hadis kitabında geçiyor. Müşrik yani Kuran’ın yetersizliğini savunan herkes. Bilerek veyahut bilmeyerek müşrik olmuş oluyorlar. Bilmeden yapmak tabii bir eksikliktir. Uyaracağız, anlatacağız.

“Canım Hocam” diyor Melisa “Aldığım nefessin, uykuda rüyamsın, kısacası özlemim içindeki hasretimsin. Davan, davam. Sizin yolunuzdayız.” diyor, maşaAllah.

Ka’bü’l-Ahbar Kate’den şöyle nakledilmiştir “İmam Mehdi insanların en hayırlısı ve yaratılmışların en sevimlisidir.” (Bihar’ul Envar, Cilt 52, Sayfa 352, Bab 27, Hadis No: 108)

“Hz. Mehdi (a.s)’ın yaptığı bağış çok tatlı gelir insanlara” diyor. “Hakiki imanın kutsi ilaçlarından ve nurlarından tövbe ve istiğfarla, dua ve niyazla” evet, o da Bediüzzaman’ın sözü.

“Cumhurbaşkanı mezhepçiliğe karşı, Davutoğlu tarikatçı, mezhepçi. O yüzden Erdoğan bıraktırmış diyor. Davutoğlu iyi biri bence Hocam” diyor. Cumhurbaşkanı’nın mezhepçiliğe karşı olması, zaten onun sahabe ahlakında olduğunu gösterir. Bir insan tarikatçı olabilir, mezhep de savunuyor olabilir ama üstünlük mezhebi kabul etmeyendedir. Çünkü mezhebi Peygamberimiz (s.a.v.) kabul etmiyordu. Peygamber (s.a.v.)’in mezhebi yoktu. Doğrudan Müslüman’dı, Hanif bir Müslüman’dı. Tayyip Hoca ne diyor? “Ben de Hanif bir Müslümanım” diyor. Bitti. Ama tarikat ehli kardeşlerimi ben severim. Tarikatçılara karşı benim hep şefkatim, sevgi üslubum. Korur kollarım elimden geldiği kadar. Mezhep mensuplarına da saygı duyarım. Kuran’dan kendileri bir anlam çıkaracak durumda değiller ahir zamanda olduğu için. Hz. Mehdi (a.s) zuhurunda bu mesele tam olarak hallolacaktır. Tayyip Hoca Mehdiyet cihetinde gidiyor. Doğru gidiyor. Davutoğlu da, iyi olduğunu herkes biliyor zaten. Bu nöbet değişimi, yani bir felaket değil ki bu. Bir şey yok bunda. Başkası da gelebilir, o da gider, başkası gelir. Ne fark edecek? Mühim olan, gidişat güzel.

Camiyi gördüm içim gitti, çok güzel. Tam da yerine yapmışlar. Küfrü çok kızdıracak bir şey. Münafıkları çok kızdıracak bir şey. Bayağı güzel olmuş. Ama bir üstteki tepeye de baktım, bayağı müsait. Çünkü camiler yan yana çok güzel oluyor. Mesela İstanbul siluetlerinde camiler yan yanadır. Değil mi? Orada öksüz kalmış o cami. Bir cami daha Tayyip Hocam’dan, şöyle altı minareli büyükçe bir cami, bir tane daha. Çok, tam yeri olur, bayağı güzel olur.

Ardil Azat, “CHP, milletin manevi değerlerine daha sahip çıksın sözüme karşılık, bunun iyi bir şey olmayacağını” söylüyor işte “insanların huzur içinde yaşayamayacağını, müzik, eğlence olmayacağını” ama CHP’nin İslam yorumu, Tayyip Hoca’nın İslam yorumuna benziyor. CHP bağnazlığa karşı, Tayyip Hoca da karşı, devlet de karşı, bizim devletimiz milli politika olarak eskiden beri, Atatürk devrinden beri Rahmetli, hatta Osmanlı döneminden beri, Osmanlı son döneminden beri bağnazlığa karşıdır devlet. Kuran’ın yeterliliğinin farkındadır devlet. CHP’nin İslam anlayışı ultra modern olacaktır. Bayağı güzel, gençlerin beğeneceği tarzda olacaktır ama CHP bunu yapsın, çok hatalı hareket ediyor. Liberal bir yapı geliştirin. Devletçik de olun yine, oluyorsanız olun da. Ne bileyim deyin mesela “şuraya camiler yapacağız, medrese Osmanlı usulü, güzel, hoş görüntülü, mimarisi mükemmel sanat eserleri yapacağız” de. “Yollar köprüler yapacağız” de, “dördüncü, beşinci köprüyü yapacağız” de. Yeni yeni böyle güzel şeyler ortaya at. Millet sizleri bağrına basar, bir şey olmaz. Bediüzzaman’a sahip çıkın. Süleyman Hilmi Tunahan’a sahip çıkın. Hayır, bağnazlığa sen müsaade etmezsin ayrı mesele. Bediüzzaman’a sahip çıkınca sen, orada tutucu unsurlar gördüysen onu yapmakla mükellef değilsin. İyi yönlerini al Bediüzzaman’ın. Yani tutucu yerler görürsen, gelişmeyi engelleyici yönler görürsen, onları geçersin zaten. Ama sev. Mesela Süleyman Hilmi Tunahan’da da yüzde doksan beşini seversin, yüzde beşini de uygulamayabilirsin. Bediüzzaman’da da öyle, yüzde doksan beşini al, yüzde beşini uygulama. Çünkü onlar o devire göre konuştular ve mezhep mensubuydular, mecburdular öyle davranmaya. Nasıl yapsın başka türlü? Bütün Müslümanları sevsin CHP, atılımcı olsun. Buruk, komünist kafalı bazı tipler CHP’nin ruhunu, bereketini, sıhhatini bozuyor. Buna müsaade etmesinler. Yani adam komünizme kafayı takmış, ta yüz yıl önceki modası geçmiş bir düşünceyle CHP’yi yönlendirmeye kalkıyor. Böyle olmaz.

Sibel, caminin görünümü var mı sende?

SİBEL YILMAZTÜRK: Evet var.

ADNAN OKTAR: Göster. Baksana şu güzelliğe, tam yerine kondurmuşlar maşaAllah. Köprüden çekerken çok güzel görünüyor ama ikinci cami şart. Tayyip Hocam o sağ tarafa hazırlansın. Hatta daha da büyük bir cami, çok güzel olur.

“Başkanlık konusunda Adnan Hoca ne diyor?” İst Y. Özer Karasenir. Başkanlığa ben karşıyım. Olmaz. Gerçi Ankara’dan buraya birkaç misafir geldi, ileri düzeyde diyelim, hükümete yakın. Sevdiğimiz kardeşlerimiz geldiler. Anlattılar ama somut bir delil görelim biz. Bir kere Türkiye’nin bölünmesini tamamen kilitleyecek anayasa maddeleri gerekir bunun için, tamamen kilitleyecek. Bak onun için çözümü de söyledik, Partili Cumhurbaşkanlığı. Bitti, bu yeter. Burada hakikaten ben mağdur durumda olduğunu görüyorum Tayyip Hoca’nın, çünkü partisini savunamıyor Cumhurbaşkanı olduğu için. Partili Cumhurbaşkanı olsun. Bitti. İstediğin kadar da yetki al. Başbakan da olsun. Gayet güzel devam edin.

SİBEL YILMAZTÜRK: Caminin daha yakından görüntüsü de var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet, çok güzel, köprüden geçişte çok iyi. Şu kule var ya işte onun şu sağ tarafında o tepenin en yüksek noktası var. Çok geniş bir yer, boş. İşte oraya çok şahane bir cami yapılabilir. Daha ileriye en uç noktasına, tepenin en yüksek noktasına. Çok iyi olur.

“IŞİD neden Kilis’e düşen füzelerle ilgili hiçbir açıklama yapmıyor Adnan Bey?  Türkiye’yi karşısına alması çok akılsızca ama ben yapmadım demiyor.” İsmet Karahan. IŞİD yaptıklarını üstleniyor, yapmadıklarını üstlenmiyor.  O zaman dünyada onlara binlerce soru sorulur. On binlerce soru sorulur. Siz mi yaptınız? Hangi birine cevap versin onlar. Dünyanın her yerinde binlerce eylem yapılıyor. Herkes sorsa “bunu IŞİD mi yaptı?” mantığı olmuyor. O yaptıklarına sahip çıkan bir örgüt IŞİD. IŞİD yapmıyor PKK yapıyor açıkça söyleyeyim. Net PKK çünkü harita üstünde de gösterdim yeri de belli.

Caminin yanına meşruta yapalım diyor. E tabi ki çok güzel şeyler yapılır. Oraya güzel hamam dayapılır şöyle güzel Osmanlı hamamı, meşruta da yapılır. Genişletmek lazım.

Merkel, daha mazlum bir kadın tabii daha iyi.

“Adnan Bey, sizin bu delikanlı duruşunuzdan dolayı tebrik ve takdir ediyorum. Mert, yiğit, cevval bir delikanlısınız. Harikasınız sevgiler “diyor. Ayça Yeşilyurt

Berrin Deniz, “Bu kadın düşmanlığı neden bu asra kadar böyle devam etmiş” diyor. İşte anlatarak düzeltiyoruz inşaAllah.

Kilis’e roketi PKK atmıyor net. Bak haritada yine göstereyim var mı haritada?

GÜLEN BATURALP: Var, IŞİD atmıyor.

ADNAN OKTAR: Evet. IŞİD atmıyor. Bak o kahverengi bölge IŞİD’e ait bölge, muhaliflerin bölgesi daha da geniş. Muhaliflerin içinde zaten PKK vızırcık atıyor. Zaten koyun koyunalar, iç içeler. O bölgede zaten PYD’ye ait bak şu bölge görüyor musun? Şimdi o kahverengi yarım daire şeklindeki alan bu roketin geçiş güzergâhı ve menzilini gösteriyor. Dolasıyla bak hep PYD’nin rahatça atış yapabileceği yerler. Ne alaka IŞİD’le bağlantı kuruluyor. IŞİD’ın yaptığına dair hiçbir delil yok, tahmin. PKK yaptı diyecekken IŞİD yaptı demek için gerekçe ne? Hiçbir delil yok ve orada PKK’nın vızırcık attığını biliyorsun, Türkiye’ye düşman olduğunu da biliyorsun. Niye IŞİD diyorsun ısrarla? IŞİD atmıyor adım gibi biliyorum. Hepsini PKK atıyor ve özellikle Kilis orayı boşalttırmak istiyor. Halkı taciz edip oradan göçmelerini istiyor. Ve oraya PKK yerleşmek istiyor. Olay bu,  bir armageddon hazırlığı var. Bunu anlamazdan gelmenin âlemi yok IŞİD’le alakası yok olayın.

“Hocam Rabbim azminizi kararlılığınızı ve gücünüzü artırsın.” Tuncay Karaman

“Hocam sizi Allah için çok seviyoruz. Sizin ve kardeşlerimizin Kuran ahlakına uygun bir şekilde hal ve hareketlerini tutum ve davranışlarını gıptayla izliyoruz. Asil duruşunuz, modern giyiminiz, Kuran’ı anlatmada ve yaşamadaki kararlılığınız. Tam bir Kuran’daki bildirilen İslam’ı teşkil ediyor.” Buse Canlı

“Hocam, candan imanınız açık, kapalı hiçbir ayırım yapmadan insanlara Kuran’ın emrine uygun bir şekilde yaklaşmanız, onlara güzel söz söylemeniz, tebessüm etmeniz, iltifatta bulunmanız yobaz, bağnaz ve gelenekçi din anlayışını savunan hocaları veya kişileri adeta çıldırtıyor” diyor Büşra Türkmen.

“Allah aşkıyla sevdiğimiz bir tanemiz, inci tanemiz Kuran’ı anlamamıza ve yaşamamıza vesile olan sevgi öğretmenimiz sevgili Adnan Bey, sizi Allah için seviyoruz” Gözde Can.

“Allah aşkıyla sevdiğim bir tanem, seni sevmemek, sana hayran olmamak mümkün mü? Sesin sevinç doldurmakta evimize en mühimi de gönlümüze inşaAllah kıymetlim, Rabbim seni ahirette, dünyada hep yanımda kılsın” diyor Arzu.

“Hızır (a.s), cansız varlık şeklinde görülür mü Adnan Bey? Kevser 34. Tabii, eşya şeklinde yahut mesela bir tombak metal şeklinde olur. Canı ne istiyorsa o şekli alıyor bir anda.

Allah diyor ki Yahya (a.s) için “Daha önce kimseyi o isimle isimlendirmedik” diyor. Meryem Suresi 7’de.

Bu önümüzdeki Kadir Gecesi’nde hizmete açılacakmış cami, hadi bakalım. 3500 metre kare büyüklüğünde çok iyi. Konferans salonu, kütüphane hepsi varmış iyi. Cumhuriyet tarihinin en büyük camisiymiş. Elli bin kişi aynı anda ibadet edebiliyormuş.  Çok güzel. Tayyip Hocam’a laf yok.  Partili Cumhurbaşkanlığı tamam onu dese hemen kabul ederim. Öyle bir şey olmaz. Ama başkanlık olmaz, onu bir şekilde yeniden başımıza dert açacak şekle getirirler. Yani Tayyip Hoca, Allah ömrünü uzun etsin, Allah devletini, devletteki görevini kaim etsin de hadi gittiğini düşünelim. Yerine biri geldi. Ne yapacağız? Kontrol edemediğimiz biri; o yüzden sakın ha. Partili cumhurbaşkanlığı olur.

“Hocam sizi çok seviyorum ve özlüyorum” diyor Nur Hilal.

“Allah nurunuzu daha da artırsın. Size bir sorum olacak ikinci ben hakkında konuşabilir misiniz? Paralel evrenler hakkında da lütfen. Sevgi ve saygılar.” Emine.

“Recm nereden çıkmış Hocam? Kuran’da yok böyle bir uygulama ama” diyor işte anlatıyor başka. İlk putperest kavimlerde var. Hemen hemen bütün putperest kavimlerde var. O putperest kavimlerden Musevilere geçmiş. Musevilerden de Müslümanlara geçmiş. Dehşet ve vahşet yöntemi.

“Hocam her gün yeni bir kitabınız çıkıyor bu başarınızı neye borçlusunuz?” Bahar Genç. Allah meydana getiriyor.  Allah vesile ediyor. MaşaAllah.

“Hocam sevgiyi hiç kimse sizin gibi anlatmadı şimdiye kadar diğer hocalar boş konuları değil de sevgiyi anlatsalardı şimdi ortalık kan gölüne değil çiçek bahçesine dönerdi” diyor Canan Özkan. Vardır iyi hocalar ama birçoğu insanları sıkıntıya sokacak bunaltacak, İslam’dan soğutacak hurafeler anlatmakla meşgul birçoğu.

“Adnan Hocam inşaAllah Mehdi çıkıp da hurafeleri bitirdiği günü görmeyi Allah bana nasip eder. Resmen hurafelere boğdular bizi. “ diyor Aslı Gündüz doğru söylüyorsun. Onlardan fert fert kurtulma mümkün oluyor.

Her yer mucize dolu. O mucizeleri insan bir kere hafızasında tutması için Allah’a dua etmesi lazım bir. O mucizelerdeki harikalığın heyecanını ve şokunu yaşamak için dua etmesi gerekir. Değil mi? Şok olması lazım insanın. Akıl almaz hayret verecek bir şey. Ve bu bilginin meydana getirdiği takdir hissini Allah’a sunmayı Allah’tan istemek lazım. İyi kavramayı Allah’tan istemek lazım. İyi hafızada tutmayı ve iyi takdir etmeyi ve iyi heyecanını yaşamayı. “Ne olmuş ki?” diyor. Kardeşim molekül bir şeyi alıp götürüyor yürüyerek, molekül.  İlgili parçayı çıkarıyor, hasta olan parçayı. Oraya sağlam parçayı koyuyor. Tıpış tıpış geri gidiyor. “Ne var ki bunda?” diyor. Kardeşim belli ki basiretin bağlanmış. Bir şey var. Allah’a dua et. Şimdi gökten ay buraya gelse yaklaşsa limonata sunup geri gitse ay yerine sen diyorsun ki bunda ne var? Gayet normal diyorsun. Bunun gibi bir şey bu. Bir basiret bağlanması var. Bu basiret bağlanmasının çözülmesi için müminlerin dua etmesi lazım. O harikayı görürse yani basireti çözülürse müthiş heyecanlanır insan. Yani ne harika görse “ne var ki bunda?” diyor. Allah Allah. Gökyüzünde bilmem kaç km hızla gidiyoruz diyor. “Ne var ki bunda?” diyor. Ay biraz yaklaşsa biraz uzaklaşsa şunlar olur diyoruz. “Ne var ki bunda?” diyor. Hücrede şu olmasa insan yaşamaz diyorsun. “Ne var ki bunda?” diyor. Bir ülfet denizinin içinde yüzüyor insanlar. O ülfet denizinden çıkıp basiretini ferasetini açıp bu beladan kurtulmaları lazım. Yani yoksa sırf hücredeki harikayı bir kişi öğrense müthiş bir imana sahip olur. Peygamber imanı gibi olur imanı. Muazzam bir imana sahip olur. Sırf bir hücrede. Ama basiret bağlanması var. Dert orada yoksa anlatımda bir dert olmuyor. Anlatılıyor da tamam diyor benim sandviçim nerede falan diyor. Olayı fark edemiyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Adnan Bey bir örnek vereyim. Göz 600 bin sinirle beyine bağlı ve her an bir buçuk milyon mesajı alıp beyne iletiyor. Saatte 500 kilometre hızla.

ADNAN OKTAR: Kardeşim mesela şu insanın basiretini kaldıracak bir şey. Nefes kesecek olaylar hücrede. Fermuarı adamlar açıyor, itki taraftan utuyor adamlar kanırtıyorlar. İş bitti mi diyor, bitti diyor. O zaman kapatalım diyor. Hangi parça bozuk? Şu parça bozuk diyorlar. Onu söküyor çıkarıyor adam. Onu sökmek bir kere bir mesele çıkmaz o oradan söküp çıkarıyor. Gidip yeni parça imali için haber veriyor. Adamlar hazır parçayı getiriyorlar. Takıyor, kontrol ediyor. Tamam, diyor hadi şimdi kapatın. Adamlar da kapatıyor. Bunu insan yapamaz kardeşim. Bunu molekül yapıyor. Adamlar uzaylı gibi bilgili moleküller, akıl almaz bilgililer. Bu insanın nutkunun tutulmasına vesile olabilecek bir şey. O zaman bir ülfet var. İnsan ülfetin içinde yüzüyor adeta. O ülfetin kalkması için Allah’a dua edecek. Ya Rabbi kafamı berraklaştır bu harikayı göreyim. Beynim bunu şu an bana benim istediğim gibi hissettirmiyor Ya Rabbi diyecek. Mesela yazı var okuyamıyor onun gibi. Benim kafamı berraklaştır benim aklımı berraklaştır, basiretim açılsın. Bu harikanın heyecanını yaşayayım, hakkıyla takdir edeyim ya Rabbi de. Diyecek mümin demeli.  Hatta ayette var Cenab-ı Allah’ın Kendisi için diyor ki Allah. “Allah’ın kadrini” yani üstünlüğün, yüceliğini, sanatını “hakkıyla takdir edemediler “diyor. O hakkıyla takdir etmeyi Allah’tan rica etmek lazım. İstirham etmek lazım.

Maça Valesi, “PKK mı? O roket atılan yer IŞİD hakimiyet alanı” sanki harita mühendisi. Bana bunu ispat et ben sana 10 bin lira vereceğim. Yani harçlık olsun. Çünkü fazla para verirsem Maça Valesi falan diyorsun ne yapacağın da belli olmaz. Ama söz 10 bin lira vereceğim. İspat et. Şu ana kadar atılanların IŞİD tarafından atıldığını ispat et 10 bin lira vereceğim sana. Yok öyle bir şey hepsini PKK atıyor. Kim attırıyor? İngiliz derin devleti attırıyor. PKK’nın öyle bir aklı da yok. Niye Kilis’e atılması gerekir onu bile düşünemez onlar. Neden Kilis’e atılıyor bilmiyor o. Sadece atıyor. Onun kararı İngiltere de veriliyor. İngiliz derin devleti veriyor. Bunlar uşak.

Tayyip Hoca’ya şefkatle yaklaşmaları lazım güzel hizmetler yaptı. Şu köprü göz açıp, köprü yapacağım dedi aa bitti köprü. “Cami yapacağım” dedi cami bitti. “Marmaray’ı yapacağım” dedi çak bitti. Bu insanla uğraşmak hiç akıllı bir hareket değil. Uğraşanlar da “ben daha iyisini yapacağım” demiyor. “Ben bundan hiç yaptırmayacağım” diyor. Tayyip Hoca dava adamıdır. Çocukluğundan Erbakan Hocam’ın yanında yetişmiş çile ehli bir insandır. O ocak çok değerli insanlar yetiştirdi. Erbakan Hocam’dan Allah gani gani razı olsun. O ocaktan yetişenler şuan işte her yerdeler. O ocak hayati. Mesela Başbuğ Alparslan Türkeş Rahmetli o da öyle. Öyle güzel bir ocak kurdu ki o ocakta yetişenler bak devletin en kilit noktalarındadır. Devletin sacayağı gibi oldular adeta. Çok güzel değerli hizmetler verdiler ve veriyorlar hizmet vermeye devam ediyorlar. MHP’nin içindeki bu huzursuzluğu böyle akil olan ağabeyler MHP’li ağabeyler her taraf bir araya gelip akılcı olarak çözsünler. Bu gerilim güzel görünmüyor. Buna gerek yok, bu iç açıcı bir şey değil. Mesela son olaylarda ben bunu hissettim, gördüm. Kardeş kardeşe karşı böyle. Gerçi çok nezaketli davranıyorlar ama iç açıcı bir görünüm olmuyor. Bunu yatıştırıp tamamen ortadan kaldıralım, izale edelim. MHP çok önemli bir partidir. Ülkücü zihniyet çok hayatidir. Bak bu özel hareket falan onların ruhunda hep ülkücü zihniyet vardır. Milli İstihbarat Teşkilatı’nda, emniyette her yerde o ruh hakimdir. O ruhu hep muhafaza etmek lazım. Osmanlı’dan kalan bir ruh. Ta gerilere gidersin. Git git git ta gerilere kadar gidersin. Bir gelenek olarak devam eden bir ruh. Bir devlet felsefesi.

İzmit’e de bir köprü yapıyor Tayyip Hocam değil mi? Çanakkale tarafına altı buçuk saatte alınan yol bir buçuk saate düştü. Ne güzel ne güzel hayatı kolaylaştırıyor işte. Bırak şevkli çalışsın ne güzel. Üzme, yorma, sıkma, rahatsız etme bırak güzel o ufukla, o güzel aşkla hizmetine devam etsin. Birde devlete de pahalıya da mal olmuyor bunlar. Tabii bedavaya mal ediyor adeta. Bırak yapsın işte. Manevi kalkınmaya da çok önem vereceğini hissediyorum üslubundan ama nereden başlayacağını herhalde tam kestiremedi daha. Ama önüne geleni yapıyor. Gelenin gidenin gönlünü açar kalbine bir ferahlık. Yol göstermek, kolaylık göstermek gerekiyor.

Ne AK Parti parçalanır ne MHP parçalanır. Boş yere çırpınmasınlar. İkisi de çakı gibi ayakta. İkisine de hiçbir şey olmaz. MHP çok şuurlu bir partidir. AK Parti de iman ehli olan MHP de iman ehli olan insanlardan teşekkül ediyor. Ağızlarından seller akarak bazı İngiliz derin devletinin yalakaları heyecanla partilerin parçalanmasını bekliyorlar. Boşa bekliyorlar.

Erbakan Hocamız ve Rahmetli Başbuğ Türkeş, iki rahmetli çok güzel bir çizgi oluşturdular. Güzel bir zemin oluşturdular. Şimdi evlatları ortada. Onların yapamadığını onlar yapıyorlar, yapacaklar da daha.

“Orda PKK yok, IŞİD var.” Neçirvan Merkaz. Neçirvan bir kere bırak, biraz da alakam yok yapıyor. Bak burada bir kere IŞİD’in hiçbir çıkarı yok. Adamlar roketi bu kadar bir yere tevci ediyorsa bu kadar çok sayıda bir amacı olması lazım. IŞİD’in hiçbir amacı yok burada. Ama PKK’nın amacına yüzde yüz oturuyor. Bir kere buradan hemen olay ortaya çıkıyor. Yani bu kimin işine yarar diye baktın mı zaten adamı bulursun. Bunlar bir kere külüstür kamyonlarla geziyorlar tam PKK’nın işi. Bu alçakların eline Amerika da, İngiltere de, Rusya da mebzul miktarda bu roketlerden verdi. Oradan buradan topladıkları bu hurda roketleri verdiler. Katyuşa hepsi Rus malı. Biraz da Rusya’nın kızgınlığından kaynaklanıyor bu. Güya çocukça bir intikam hissiyle ortaya çıktılar. Türkiye’yi taciz etmek, rahatsız etmek, huzursuz etmek, kargaşa çıkartmak için PKK’ya bunu ihale ettiler. PKK bu ihaleyi yapıyor. Bedavaya yapıyor para falan da aldığı yok. PKK’nın işi. IŞİD IŞİD IŞİD tutturmuş IŞİD’le alakası yok kardeşim biliyorum. Direkt PKK’nın işi. Neçirvan birde dürüst ol. Ne gerek var Neçirvan? “Ben PKK’lı değilim bana güvenebilirsiniz” havası veriyor. PKK’lı olmayabilirsin tamam da dediğin tam anlamıyla yanlış. PKK’nın tam amacına uygun. Rusya’nın intikam amacına uygun, öfkesine uygun. İngiliz derin devletinin bütün genel politikalarına uygun. Ama IŞİD’in politikalarına hiç uygun değil. Sıfır uygun. Adamların elinde bir avuç roket var zaten IŞİD’in. Niye onu boş yere atsın? Hiçbir çıkarı olmadan niye yapsın? Yok öyle şey. Net PKK’nın işi.

“Selam biricik aşkım sevdiğim, Allah aşkıyla sevdiğim muhteşem görünüyorsun” diyor aleyküm selam. “Pırıl pırıl nur gibisin sana bakmaya doyamıyorum. Güzeller güzeli, dünyamı aydınlatan güneşim. Allah’ın çok güzel bir tecellisisin. Seni çook seviyorum. ”diyor. Aylin Uzundal İzmir’den.

“Allah aşkıyla sevdiğim” Küçük çocuk diyor işte iki yaşında çocuk anlamında “seni çok seviyorum” diyor “geçtiğimiz günlerde cahiliye kültürünün hiçbir kirli mayasının müminde kalmaması gerektiğini anlatmıştın. Cahiliyenin yanlış bilgilerinden nasıl tamamen arınabiliriz?” Hemen anlaşılıyor. İnsan tiksiniyor ruhuna Allah ilham ediyor. Değil mi? Mesela liseli kızlar baktım arabanın arkasına geçmişler zayıf zayıf böyle küçük küçük yani gelişmemişler kavruk kalmışlar. Hemen sigaralarını yaktılar bilmiş bir havada. Nihayet iki gün dünyada kalıp geçip gideceksin. Neyin süksesi? Mahvediyorsun kendini. Çık temiz havaya. Ona vereceğin paraya yiyecek al, kendine bak. Aslan gibi değil mi? Böyle güzel delikanlı kız ol. Niye kendini kavuruyorsun bu yaşında. Çöküp ufacık bir şey kalıyorlar gelişmiyorlar sonra.

“Nurum Hocam, canım Hocam sizi görmek büyük bir zevk, dinlemek ayrı bir zevk. ”diyor. Rana ne güzel isim.

İlknur Konca, “Adnan Hoca ekibine göre roketleri IŞİD değil PKK atıyormuş.” Ekibe göre değil ben söylüyorum. Ekip söylemedi ben söyledim. “MaşaAllah istihbaratları MİT’ten güçlü” naçizane “başından beri IŞİD’çiler.” Kardeşim IŞİD atmıyor. Bak açık sosyal yönden de ispat ediyorum. Teknik yönden de ispat ediyorum. Haritadan da gösteriyorum. Net PKK’nın işi net. MİT binası olan elemanları olan bir sistem. Elemanlardan birisi bir gün bir istihbarat verirse sen dersen ki bu kişiye efendim “sen MİT’ten daha mı güçlüsün?” Dersen bir mantığı olmaz. Bazen de vatandaş bilgi verir MİT’e. Ben de vatandaş olarak naçizane bilgi veriyorum. Niye şaşıyorsun? IŞİD’in bir tane amacını söyle bana burada. Sıfır diyeceksin. PKK’nın amacına yüzde yüz uyuyor. Rusya’nın amacına yüzde yüz uyuyor. Rus derin devletinin. Rus derin devletinin amacına yüzde yüz uyuyor. Rus devleti yapmaz bunu derin devlet yapıyor. İngiliz derin devletine tam oturuyor kargaşa. Bir kere buradan olay bitiyor. Birde PKK’nın o hurda markalarını söylemiyorum. Arabaları var. Rusya’dan kalmış demode olmuş. Bu katyuşa roketleri var. Rusya zamanında bunlardan yüzbinlerce yaptı kullanamıyor yani hurda roketler. Bunlara verdi. Bunlar da kullanıyor tüketiyorlar. “Bir yere atış yapalım” dediler tek bir yere netice alalım gibi. “Dağınık yapmayalım.” Kilis’e sürekli atış. Oranın boşaltılmasını sağlayacaklarını düşünüyorlar konu bu. Net PKK’nın işi.

IŞİD’in şiddetine ben şiddetle karşıyım. Yaptığı yöntemlere şiddetle karşıyım. Her zaman söylüyorum. Fakat doğruyu konuşmak lazım. Bak burada kurnazlık yapıyorlar bak şimdi oyuna bak. Şimdi diyor ki “IŞİD yapıyor” diyor değil mi? Sen ne yapacaksın? Tankla topla gireceksin IŞİD’i darmadağın edeceksin. Sonra, geri çekileceksin çünkü burada duramazsın. Boş alan kim gelir? Tak PKK. Görüyor musun kurnazlığı? Bak beş cihetten oturuyor. Beş cihetten. Net onların yaptığı bir olay. Bunu anlamamak inanılır gibi değil.

Vatandaş MİT’e bilgi vermekle mükelleftir. Emniyete bilgi vermekle mükelleftir. Bu emniyetten üstün olduğu göstermez onun kapasitesi ve imkânının. Yahut MİT’ten de üstün olduğu göstermez. MİT vatandaşın bilgisiyle veyahut elemanlarının bilgisiyle bir şeyler yapıyor. Onların aktardığı bilgiyle yapıyor. Şaşıracağın bir şey yok. Bende daha ne bilgiler var aklın durur senin.

“Allah aşkıyla sevdiğim imanıma vesile olan canım Hocam, heybetiniz yakışıklılığınız etkileyiciliğiniz muhteşem maşaAllah. Bakışlarınız çok keskin çok derin. Çok etkileyici, müthiş etkileyici bakışlarınız aklımdan çıkmıyor.” Arife.

Manisa Salihli’den Nurşen Kılıç. “Gözümün nuru, canım aşkım Hocam” diyor. “Allah aşkıyla sevdiğim Hocam” diyor. “Seni canımdan çok seviyorum. Beni hem bu dünyada, hem sonsuz ahirette senden ayırmasın” diyor.

Ayşe Karadoğan, “Sen ne bal, ne şeker kuzusun, yakışıklı Adnan Hocam. Yüzün gülüşüne nasıl hasret kaldım.” Küçük çocuk diyor yine. “Nurum nimetimsin, Allah aşkıyla çok seviyorum. Canımın içi ruhum, derin Allah aşkıyla seviyorum. Yüzün seni doya doya şuan gösteriyor” diyor.

“Allah aşkıyla sevdiğim, sevgi ferahlığım, canım Hocam, sabır ve yaşanan imtihanlarla ilgili sohbet etseniz bugün annem bu konuda sohbet etmenizi istiyor” diyor.

Ahmet Faruk Yağcı, “Kaynaklarınız, bu istihbarata nereden ulaştınız?” Sen nerden ulaştın? Senin kaynağın ne? Bak ben sana ilmi delil veriyorum, akılcı delil veriyorum. Sen bana ilmi, akılcı delil verebiliyor musun? Mesela deki, IŞİD’in şu menfaati var de, PKK’nın da şu menfaati yok de, İngiliz derin devletinin şu menfaati yok, Rus derin devletinin şu menfaati yok de. Seyyar arabalardan atılıyor ve çepeçevre o bölge tamamen çaka, çaka PKK’lı dolu. IŞİD tamamen geri bölgede. Ne alaka? Bunların istihbaratı gazeteler, bazı gazeteler. Onlar nerden? Tahmin ediyor, tahminde bir mantık olur kardeşim; mantık yok. Biri diyor IŞİD atıyor bitti. Kardeşim IŞİD niye atsın? Ne çıkarı var, ne amacı var? Hiçbir anlamı yok IŞİD için. Kilis’e on bin roket attığını düşün hiçbir çıkarı yok. Ama PKK’nın muazzam çıkarı var. Rus derin devletinin müthiş çıkarı var. İngiliz derin devletinin müthiş çıkarı var. İngiliz derin devleti zaten bu işlerle uğraşıyor, yöntem, sitil tam onların işi.

Ne AK Parti’ye, ne Milliyetçi Hareket Partisi’ne kimse zarar veremez, hiçbir şey olmaz.            

Kadir Özen, “Keşke sizin kadar ben de yakışıklı olsaydım” diyor. İmanla, imanla. İman olmazsa ne olur? Hiçbir şeyin kıymeti kalmaz. İman insana heybet ve güzellik verir. Allah onunla sevgiyi meydana getiriyor, yoksa kaş, göz, burun… Hz. Yusuf (a.s)’a diyor, o evinde kaldığı kaldın, “Gözlerin ne kadar güzel” diyor. “Mezara akacak” diyor. “Burnun ne kadar güzel” diyor. “Mezara düşecek” diyor. Asıl olan takvadır. Sonsuz hayattır. Müminin güzel olması da imanından kaynaklanan bir yargı meydana geliyor kafada insanda, o yüzden onu çok seviyorsun. Allah sana onu o yüzden o kadar güzel gösteriyor. Yoksa var mesela Avrupa’da falan tipler var adam bir doksan, doksan beş, omuzu adamın bilmem işte kapı gibi, kadın etkilenmiyor, onu bir kitle olarak görüyor, et kitlesi olarak görüyor. Hiçbir etkileyicilik görmüyor ondan. Neden? Çünkü iman yönü yok, mana yönü yok. Adam ne yapsın eti? Heykel gibi geliyor ona o, plastik gibi geliyor. İmanla insan güzel olur, kadın da erkek de imanla güzelleşir.

BEYZA BAYRAKTAR: İman olmadan itici oluyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, tiksinme meydana geliyor, imandan dolayı çok seviyor insan. Aklı, imanı, temizliği, derinliğinden dolayı çok seviyorsun.

“Adnan Bey, AK Parti’yi neden bu kadar çok savunuyorsunuz? Resmen dini kullanarak insanları etkilemeye çalışıyorlar” diyor. Cemil Yavuz. Ama senin bu dediğine göre dinden hiç bahsetmemeleri gerekir, bu şeytanın bir oyunu. Diğer partiler de söylesin yasak mı? “Ya Allah, Bismillah” diyor mesela açılış yaparken. Diğer partiler de söylesin. “Essalamu Aleyküm ve Rahmetullahü Veberakatühü” diyor. Diğer partiler de söylesin Tayyip Hoca’nın söylediğini. Tayyip Hoca bu bana mahsus siz söylemeyin demiyor ki, onlar da söylesin. Söylemiyorsa o söylüyorsa tabii ki halk onu sever. Onda bir şey yok. Dini kullanma değil, dini yaşıyor. Sen dini yaşamasını istemiyorsun o ayrı mesele. Dini yaşamış oluyor.

“Sakalınızın siyahı, yüzünüzün, ellerinizin nuruyla ışıldıyor maşaAllah. Hocam Kuran’da Hz. İbrahim (a.s)’ın kilden kuş yapması ve onun Allah’ın dilemesiyle canlandırması Hz. Süleyman (a.s)’ın Hüthüt kuşu, Hz. Musa (a.s)’ın dört kuşu canlandırması örnekleri…” Hepsini birbirine karıştırmışsın, İbrahim (a.s) kilden kuş yapmıyor onu Hz. İsa (a.s) yapıyor. Hz. İbrahim (a.s) diyor Cenab-ı Allah’a, “Ya Rabbi nasıl yaratılıyoruz, nasıl canlanıyoruz? Bunu görmek istiyorum?” Diyor, yani ölümden sonra. Cenab-ı Allah da şimdi gelenekçi kaynaklarda işte kuşu al parçala falan diyor. Peygamber kuşu alıp niye parçalasın? Dört parçaya ayır, uçup gelecekler sana, öyle değil. Dört ayrı yere kuş yetiştirip koyuyor eğitiyor, kuşları çağırdığında ona geliyorlar. Bunun gibidir diyor, “Siz nerde olursanız bana geleceksiniz yani uçarak geleceksiniz” diyor Allah. Ayette de var zaten uçarak gelineceği. Tevrat’ta da öyle geçer.

İnsanların imansız olmasına neden tedirgin oluyorsunuz ki? İşte ben videoda seyrettim şunu dedi bunu dedi diyor. Allah onları özel yaratıyor, senin imtihanın için o gerekir zaten. Olmasa bile Allah yaratır onu. İmansız, dinle alay eden, İslam’a karşı olan insanlar gerekir. Yoksa sen imtihan olamazsın. Öyle bir şey mümkün değil. Bak olmasa dahi Allah onu yaratır. O olacak sen onunla kıyaslanacaksın, öyle değer kazanacaksın o olmadan olmaz. 

Bakara Suresi 260’ta Cenab-ı Allah. Hz. İbrahim (a.s)’ın kıssasını aktarıyor bize. “Hani İbrahim:” şeytandan Allah’a sığınırım, “Rabbim bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster demişti. İnanmıyor musun?” Diyor Allah. “Hayır” diyor, “inandım ancak kalbimin tatmin olması için istiyorum” diyor. “Öyleyse dört kuş tut” diyor Cenab-ı Allah “onları kendine alıştır, sonra onları her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır” diyor. “Sana koşarak gelirler.” Bunun gibi diyor Allah. Ama mezardan kemiklerin üstüne et giydiriyor o zaman aklın ihtiyarı kalkar. Olur mu? Diğer müminlere uygun bir konum olmaz o. İmtihanın sırrı kalkar. Onun için Allah sadece o kadar diyor. Onun da kalbini kırmıyor Hz. İbrahim (a.s)’in. Cenab-ı Allah hep nezih bir üslup kullanır, hep nezihle muamele eder insanlara, onun için hiçbir peygamberin de kalbini kırmamıştır. Ne dedilerse uygun bir lisanla, nezih bir lisanla cevaplamıştır Cenab-ı Allah.                 

“Allah aşkıyla sevdiğim ne güzel dualar yapmamızı tavsiye ettin bize. Hakikaten hücreyi okuyoruz ama o hayret verici bilgileri karşısında şaşırıp coşmuyoruz. Allah’ın kadrini hakkıyla takdir etmeyi ve bu coşku vermesini dileyeceğiz” diyor. Bu doğru. Mesela hücreyle ilgili anlatıyorlar görüyorsunuz. Her biri birbirinden nefes kesici. Gayet alelade geliyor birçok insana. Hayretten donup kalması lazım. O beynin işte aczi insan ruhunun aczi o. Yani bu kadar şok edici hayret edici bilgi karşısında takdir gücü zayıf kalıyor. Dikkat gücü zayıf kalıyor. Yani ona irade toplayamıyor. Allah’ın hikmeti. Yoksa normalde nefesinin kesilmesi lazım. Acayip şaşırması lazım. Onun için dua gerekir.

Çalı keşe drfsd, “IŞİD  teröristlerini savunmak, hedef saptırmak suçtur. Yirmi Kilisli’nin katillerini savunamazsın.” IŞİD teröristlerini savunma zaten haram olur. Müslüman öyle bir savunma yapamaz. Çünkü neden? Cinayet işliyor. Şiddet uyguluyor. Yani Kuran Müslüman’ı onu savunamaz. Çünkü Kuran’da şiddet yok. Dehşet yok. Gelenekçi İslam’da var ama. “Hedef saptırmak.” Saptırılan hedefi ben düzeltiyorum. Hedefi saptırmıştınız ben onu düzeltiyorum. Suçtur. Allah katında suçtur. O hususu da size söylüyorum ki düzeltin diye.  Çünkü bak PKK canilerini gözden kaçırmış oluyorsunuz. Onların eylemini gözden kaçırmış oluyorsunuz. Bilmeden veyahut bilerek. Yirmi Kilisli’nin katillerini savunamazsın. Yirmi Kilisli de; Müslümanların birçoğunu PKK şehit etti. O yüzden ben bu alçak katillere karşı çok keskin bir dil kullandım. PKK’ya karşı ne kadar şirin dil kullanıldığını görüyordunuz. Hatta resmi görevlilerden de birçoğu siyasi görevlilerden de birçoğunun çok ılımlı hatta sevecen saygı dolu dil kullandığını görüyordunuz. Irak’ta, Suriye’de, Türkiye’de şehit ettiler aslanlarımızı. On binlerce aslanımızı şehit etti PKK. IŞİD’in de katliamları var ama PKK’nın katliamlarına göre yüzde bir bile değildir. PKK’nın katliamıyla kıyasladığımızda IŞİD’in katliamları yüzde bir bile değildir. Dehşetli bir katliam şebekesidir PKK. Sen bunu örtbas edersen; ben suçtur, manen suçtur diyorum. Yanlış yapmış olursun. Ama senin gücün cılız kalıyor bak benim anlattığım etkili oluyor. Etkili olduğunu nereden görüyoruz? Feryat figan ediyorsunuz. Bak yüzlerce muhalif yazı gelmiş PKK yapmıyor diye. Ben işte böyle bağırttıra bağırttıra, yırta yırta, söke söke gerçekleri anlatırım ve böyle çaresiz kalırsınız. Günlerden beri borazan öttürüyorlar bazı tipler. Bak, tak konuyu bitirdim.

IŞİD’in dehşet politikası Hz. Mehdi (a.s) tarafından bitirilecek. Kendileri söylüyor. “Hz. Mehdi (a.s) çıkacak biz de ona tabi olacağız.” Biz doğru yoldayız demiyor zaten IŞİD. Biz iyi yapıyoruz demiyor. “Hz. Mehdi (a.s) çıkacak meseleyi bitirecek” diyor. “Biz de ona tabi olacağız” diyor.

IŞİD’e Türk milletini kışkırtmak için; kurnazlığa bak. Bak bir atışta beş hedef birden elde ediyor adamlar. İnanılır gibi değil. Beş hedef birden.

AYLİN KOCAMAN: Siz olmasanız herkes inanmıştı.

ADNAN OKTAR: Tabii. IŞİD kimlerden oluşuyor? Anasının ırzına geçilmiş, bacısının ırzına geçilmiş, babasının kulağı kesilmiş, burnu doğranmış, anasının karnı deşilmiş, erkek kardeşinin gözleri önünde ırzına geçilmiş, aklını atmış, mahvolmuş insanlardan oluşuyor. Adamlar diyor ki “Ya onlar bizi öldürsün, ya biz kendimizi öldürelim, ya biz de onları öldüreceğiz” diyor. Adamı delirttin işte bak mahvetmişsin. Adam diyor gelin bizi öldürün diyor. Yoksa ben kendimi öldüreceğim diyor. Veyahut ben sizi öldüreceğim diyor. Hangisini seçerseniz diyor. Beni delirttin diyor adam, delirttiniz bizi diyor. Bu hale gelmiş insanı rehabilite etmek lazım ilimle, irfanla. Adamlara yeni bir oyun daha. Türkiye’nin bombalamasını istiyorlar. Bizim bombalayacağımız mevziler PKK mevzileridir. Eğer merak ediyorsan bak söylüyorum, roket atışını durdurmak mı istiyorlar PKK mevzilerini vursunlar tak durur. Bu kadar.  Bakın denesinler anında kesilecektir. IŞİD mevzilerinden hiçbir şey çıkmaz. PKK mevzilerini vurduklarında konu biter. Bak defalarca vurdular IŞİD mevzilerini hiçbir şey olmuyor. Niye PKK mevzilerini vurmayı düşünmüyorlar? Vur, duracak bak anında duracak. Önceden uyarsınlar, desinler orada kimse kalmasın silah, mühimmat depolarını bu katyuşa roketlerinin bulunduğu mevzileri PKK’nın yerle bir etsinler bitti. Kilis’te hiçbir şey olmaz, derhal sakinleşecektir. Hatta bir gün bombalasınlar hemen netice alacaklar. Ama bunu yapmazsan alakasız yeri bombalarsan PKK her gün bombalamaya devam eder. PKK’nın katyuşa roketlerini depoladığı biliniyor. Rusya’da mebzul miktarda Rus derin devletinden on binlerce katyuşa roketi aldığı da biliniyor. Bu mevziler bombalansın. Silah depoları bombalansın. Önceden uyarsın Türkiye, bombalayacağız desin yerlerini de söylesin. Oradaki insan unsurlarının vurulmasını istemem. Terörist de olsa vurulmasını istemem ben yani söyleyeyim. Ama bütün mühimmat depoları havaya uçurulsun. Ben kanla halledilmesini istemiyorum hiçbir şeyin. Tutuklansın ayrı mesele ama öldürülmesini istemem. Tutuklansın, yargılansınlar cezasını alsınlar. Çünkü içinde alakasız adamlar da oluyor alakalı adam da oluyor. Veyahut bizde zaten ölüm cezası yok. Biz adamı havadan bombalayıp öldüremeyiz. Ama nefsi müdafaa ayrı. Allah vermesin. Allah vermesin hafezan Allah. Adam karşına gelmiş silahla kurşun sıkıyor seni öldürecek yani net, ne yapacaksın? Nefsi savunma farz, yapacak bir şey yok. Yalnız nefsi savunmada da gözaltına alma olması gerekmesin. Alenen nefsi mesela karakolda ifadeyi versin çıksın gitsin. Savcı karakola gelsin. Yani olayın üstüne savcı karakola gelsin. Orada ifadesi alınsın vatandaş gitsin. Silahı da alınmasın. Silahına el konulmasın. Terörist karşısına çıkmış adama kurşun da sıkıyor hatta yaralıyor da adam da kendini savunuyor. Silahına el konuyor ifade vermesi gerekiyor. Savcıya gidiyor mahkemeye çıkıyor. Bunlar olmasın. Karakolda ifade versin savcı gelsin orada konu bitsin. Karakol ifadesiyle konu kapansın. Silahına el konmasın vatandaşın.

“Atlet ve şortla Kuran okunmaz ama sizin talebeleriniz okuyor.” Nereden biliyorsun okunmayacağını? Nereden biliyorsun? İşte kendi kafalarına göre. Yani çarşafa girip okumak derdinde. Bak erkek bunu da yazan yani. Niye okunmasın yani?

“Hadis ve sünnet Kuran tercümesi değil mi? Siz neden kabul etmiyorsunuz?” Ahmet Özçil. Tamam Kuran tercümesi olduğunu kabul edelim senin dediğin gibi haşa. Hanefi mezhebi diyor ki Şafi yanlış söyledi diyor bu konudaki ifadesi tamamen batıl, yanlış diyor. Hanbeli diyor ki her ikisinin ifadesi de yanlış diyor. Maliki diyor ki üçünün de ifadesi yanlış diyor. Sen hangisine uyacaksın? Ve büyük mezhep imamları bunlar. Üçü birbirinin ifadesini ortadan kaldıracak şekilde konuşuyor üçü de, dördü de. Dört mensubu da. Ve büyük imamlar sürekli çelişki halindeler. Mesela Buhari, Müslim’in hadisini kabul etmiyor. Müslim, Nesai’yi kabul etmiyor. Sahih Buhari’yi, Nesai’yi hiçbiri sahih kitapların birbirini kabul etmiyorlar. Mesela Sünen-i İbni Mace kabul etmiyor Buhari’dekini. Buhari de onu kabul etmiyor. Bu nasıl oluyor peki? Sen diyorsun ki bak Kuran’ın tercümesi diyorsun. Demek ki değil. Demek ki bir uydurma hâkimiyeti var. Peki direkt Kuran’a göre hareket etsen ne oluyor? Allah diyor ki Kuran’ı ben Kuran’la tercüme ettim diyor zaten. Bak, Kuran’ı Kuran’la tercüme ettim diyor. Sahih, açık, fasihtir diyor ve anlayacağınız gibidir diyor Allah. Çok açık söylüyor Allah. Ve Kuran’ın dışında da Allah’ın başka hükmü olmaz. Ahirette de sizi sadece Kuran’dan soracağım diyor bak ahirette size sadece Kuran’dan soracağım diyor. Sen buna rağmen diyorsun ki ben arkadaş kabul etmiyorum.

AYLİN KOCAMAN: “Apaçık bir kitap” diyor.

ADNAN OKTAR: “Apaçık bir kitap” diyor Allah. Fasihtir diyor. Anlayacağınız tarzdadır diyor. Dağdaki çoban da anlar profesör de anlar herkes anlar.

Benim aynı ifademi IŞİD’in çektiği çileyi gelenekçi gençler de başka türlü değiştirerek anlatmaya çalışıyorlarmış şuan. Direkt kaynak vererek anlatın. Ne gerek var? Değiştirmeye ne gerek var?

Hacı Demircan, “Her şeyi de PKK’dan bekliyorsun. IŞİD’i besleyen AKP. PKK değil” diyor. “IŞİD’i besleyen AKP.” Nasıl yapsın bunu? Bütün dünyanın gözü önünde nasıl yapsın? Her yerde insanlar var. Bir tane şahit göstermen lazım bu iftira için bir tane. Bir kişi çıksın; bu solun romantik kafasının bir kısım solun diyelim uydurmaca ruhunun bir uydurması. Birkaç kişi bu uydurmayı attı o kafanın efendim fasıl heyeti devreye girdi. Sol böyledir. Mesela amigo gibi birisi çıkar hey hey hey der hepsi birden hey hey hey diyor. Böyle olmaz. Bir tane delil verin. AKP’nin bu işte hiçbir çıkarı yok hiçbir bağlantısı yok. IŞİD’le AK Parti’nin hiçbir zamanda da bağlantısı olmamıştır. AK Parti’ye de şiddetle karşılar. Tağut olarak gösteriyor IŞİD zaten onları. Yani can düşmanılar. Yani IŞİD can düşmanı olarak görüyor. Tayyip Hoca’ya da demediklerini bırakmıyorlar. Böyle bir olay yok. Çok ayıp bu. Yani siz Tayyip Hoca’yı yalnız görüyorsunuz kendinizce. At atabildiğin kadar, söyle söyleyebildiğin kadar mantığıyla hareket ediyorsunuz. Bazı kişiler için söylüyorum bu arkadaş için söylemiyorum da; bu çok ayıp hem de günahtır. Kardeşim niye delil göstermiyorsun? İki-üç tane şahit getir bana konuşalım. Getir buraya gelsin anlatsınlar bir göreyim. Sıfır delilleri var. Böyle bir şey yok. Adamların nereden silah aldığı belli, ne yaptıkları belli. Kardeşim Taliban’ı Tayyip Hoca mı kurdu? El Kaide’yi Tayyip Hoca mı kurdu?  O nevinden bir örgüt bu. Onlar nereden alıyorsa silahı, parayı oradan alıyor onlar da.  Dolayısıyla Türkiye’yle hiçbir bağlantıları yok. Türkiye’nin de öyle ne parası var ne imkanı var. Silahı kendine yetmiyor, parası kendine yetmiyor Türkiye’nin. IŞİD’e nereden ne para versin? Bu desteksiz atış ve çok ayıp vicdana uygun değil. Ve bakın dikkat edin hiçbir delili yok. Hiçbir delili yok. Sıfır delili var. “Her şeyi PKK’dan mı?” On binlerce aslanımızı şehit etmiş PKK, “her şeyi PKK’dan bekliyorsun?” diyor. Peki kim yapacak başka? Tabii ki onlar yapacak yani. IŞİD söyledi bizim Türkiye’yle işimiz yok dediler. Önce Türkiye’ye saldırmayı düşünüyordu PKK. Hatta İstanbul’a da saldırmayı düşünüyorlardı. İstanbul’da Hz. Mehdi (a.s) olacak dedim. Hz. Mehdi (a.s) kan akıtmayacak dedim. Ha o zaman dedi biz İstanbul’a gelmeyeceğiz dediler. Doğru dediler yani  kan yok hakikaten hadisler böyle. Türkiye için Türk size saldırmadıkça siz Türk’e saldırmayın diyor. Hadis var. Peygamberimiz (s.a.v.) Türklere ilişmeyin diyor.   O hadisi de söyledik o yüzden PKK hiçbir şekilde Türkiye’ye yanaşmıyor. İsrail’e saldıracaklardı onlara da saldırmayın dedim. Çünkü Hz. Mehdi (a.s) orada zuhur edecek orada Hristiyan ve Museviler olacak. Müslümanlar olacak dedim. Siz saldırırsanız Musevi’ye saldıracaksınız, Hristiyan’a saldıracaksın belki Müslüman’a da saldıracaksın, orada kimse kalmayacak. O zaman yanlış dedim. Dolayısıyla Tayyip Hoca’ya böyle yakışıksız iddialar ortaya atmak çok ayıp vicdana uygun değil. Yalnız da değil boş yere uğraşıyorsunuz. Sizin bildiğiniz, bilmediğiniz birçok varlık haklının yanında, samiminin yanındadır.

Yani IŞİD Türkiye’ye saldırmaya yanaşmıyor.  PKK Yanaşıyor. Yanaşıyor değil zaten onun mesleği, amacı o. Ama IŞİD’in öyle bir derdi yok. Birde IŞİD terörüne Tayyip Hoca her yerde karşı olduğunu uzun uzun anlatıyor. Allah’tan korkun. Ne kadar ayıp ne kadar çirkin ne kadar yakışıksız iddialar. Tayyip Hoca yalnız değiliz boşa uğraşıyorsunuz.

Musa Yılmaz, “Hocam peygamberlerle ilgili anlatımlarınız çok güzel. Mesela onları putlaştırmayan ama çok sevdiren bir üslubunuz var. Sizi tebrik ve takdir ediyorum, saygılar hürmetler” diyor. Ben de sana saygılar ve hürmetler gönderiyorum. Musa Yılmaz Mersin’e.

“Hocam bir yaşında torunum var. Siz yayına çıktığınızda sizi gördüğünde ellerini çırparak coşkusunu belli ediyor” diyor. Hakikaten öyle tipler oluyor bazen.

SİBEL YILMAZTÜRK:  Bitki resimlerini gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet bakayım.

SİBEL YILMAZTÜRK:  Nohut bitkisi.

ADNAN OKTAR: Nohut. Böyle nefis bir tadı var çok hoş tazeyken. Çiğken biz onu yerdik. Çiğ baklada çok faydalıdır. Peygamber yiyeceğidir çiğ bakla. Hz. Yahya (a.s)’nın çiğ bakla yediği söylenir. Çok besleyicidir.

Kadınların dövülmesi diye bir hüküm yok. Darabe demek seyahat demektir. Göndermek demektir. Yani Müslüman anlaşamıyorsa hanımını başka yere gönderecek. Bu kadar basit. Ya annesinin yanına ya bir akrabasının yanına. Uzaklaşma oradaki kastedilen. Arapça’sında bak sözlüğe bak darabenin yolculuktur, uzaklaşma anlamındadır. “Önce uyarın” diyor Allah “sonra yataklarınızı ayırın, sonra darabe” diyor. Yani bir yere göndermek eğer olmuyorsa boşanın diyor. Yani dövdükten sonra mı boşayacaksın kadını? Bir mantığı var mı? Kafasını, gözünü patlatacaksın kadıncağızın sonra da seni boşayacağım diyeceksin. Akışında böyle bir mantık olmuyor bak. Önce nasihat ediyorsun sonra yataktan ayırıyorsun, sonra evden ayrılıyor uzaklaşıyorsun, sonra araya aracılar giriyor onlar durumu düzeltmeye çalışıyor buna rağmen olmazsa boşanıyorsun. Niye dövesin ki yani?

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü