Harun Yahya

Sohbetler (8 Mayıs 2016; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Hoş geldiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Bugün Anneler Günü’ymüş. Tabii ki her gün anneler günüdür de ama belli bir gün de Anneler Günü demek hoş. Yani çirkin bir şey değil. Her gün anneler günü olmasını engelleyen bir şey değil bu.

Etiketimiz ne olsun? “Annelere sevgi” diyelim.

Birileri bir şey anlatsın dinleyelim.

KARTAL GÖKTAN: Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım,  "Yolları açtık, ülkemizi çağdaş uygarlık seviyesine giden vatandaşımızın hayatını kolaylaştıran hizmetleri teker teker tamamladık. Şimdi sırada başkanlıkta” dedi.

ADNAN OKTAR: Başkanlık daha önce ortaya atıldı. Halk akıl almaz tepki verdi, panik oldular. Artık HDP’ye oy verdi millet kurtulmak için. AK Parti’nin oyları olağanüstü düştü, hükümet kuramayacak hale geldi. Yani millet derdini anlatamadı mı daha önce? Başkanlık sistemini teklif etmeden önce desinler ki, “Bizim federasyona tamamen kapalı bir düşüncemiz var, özerkliğe tamamen kapalı. Bizim balkanlık anlayışımızda bunlar mümkün değil” demeleri lazım. Ki dünyanın hiçbir yerindeki başkanlık sisteminde özerklik ve federasyon kapalı değil. Hepsinde açık. Olmayan hiçbir yer yok. Zaten başkanlık sisteminin özelliği özerklik ve federasyon. Ama yepyeni bir kafaysa bunu açıklamaları lazım. Bunu açıklamadan habire başkanlık. Amerika da başkanlık diyor, Öcalan da başkanlık diyor, bu değerli kardeşlerimiz de sürekli başkanlık diyor. Tehlikeden bahsetmiyorlar. Tehlikeyi önce ortaya koyun. Özerklik ve federasyonu tamamen kapatacak belediyeler kanalıyla da özellikle özerkliğe kapının tamamen kapalı olduğunu söylesinler, kanununu çıkartsınlar, anayasa çıksın o zaman eyvAllah. O zaman eyvAllah. Kimsenin bir şey dediği yok. Ama bundan hiç bahsedilmiyor. Çözüm Partili Cumhurbaşkanlığıdır. Uzatmaya gerek yok. Yani vatandaşı yeniden ajite edip, yeniden paniğe kaptırmanın bir alemi yok.

Kardeşim, gidip boğaza falan para veriyorlar yemeye içmeye. Sanat eserlerine ver. Evladiyelik kalır. Emek emek sanatçılar hazırlamışlar güzel, el işi çok şahane şeyler. Yemek yiyorlar daha da hastalanıyorlar. Gereksiz şeylere para vereceğine harcanıp yok olacak şeylere, kalıcı güzel sanat eserlerine para vermeleri lazım. Çarşılar fena değil. Doluluk oranı iyi. Yeni çarşılar da bayağı güzel.

Siz neler anlattınız?

AYLİN KOCAMAN: İman hakikatleri anlattık. Uzaydan bahsettik.

ADNAN OKTAR: İşte Allah o harikaları, o sanatı hafızada tutmayı ve ona hayret etmeyi nasip etsin, o çok önemli. Yani iyi kavramayı, hayret etmeyi ve hafızada tutmayı. Çünkü birkaç tanesi bile yeri yerinden oynatacak olaylar. Yani dünya ayağa kalkması lazım. Dünya çapında insanların büyük bir bölümünün basiretinin kapalı olması mucize. Feraset ve basiret ve akılla dünya çapında geniş çaplı kapalı. Bu Allah’ın varlığının delillerinden. Normalde bir şey olduğunda insan hayretten dona kalıyor, değil mi? Bunca harika peş peşe, peş peşe gayet makul görüyorlar. Bir makul görmeye başlayınca öyle oluyor. Mesela İslam ahlakının hâkimiyetinde böyle olmaz. Bir şeyin harikalığı vurgulandığında bütün milletin dikkati açılır. Mesela hücrede bir şey anlatılıyor, yeni bir şey bulundu. Bütün dünya ayağa kalkar. “Allah’ın yeni bir harikasını gördük. Yeni mucizesini gördük.” Dersin. Mesela hiç kimse namaz kılmadığında adam namaz kılmamayı normal görüyor. Ama herkes namaz kıldığında, namaz kılmadığında, namaz kılmamayı anormal görür. Zekât vermemekten utanır. Allah’ın malının neyini saklıyorsun? Ver, dağıt. Yesin insanlar, kullansın. Allah daha çok gönderecek sana. Dağıt. Dağıtırsan bereketi gelir. Ne yapacaksın bekletip?

Kız çocuklarına gereksiz baskı yapıyorlar. Onlar da o baskıyı delmek için kurnazlık geliştiriyorlar. Hepsi değil de bir kısmı. O kurnazlık da delice oluyor bazen. Hâlbuki özgür bırakılsa ve o çocuklara hep sevgi gösterilse kız çocuklarına her yerde hürmet görseler çok güzel olurlar. Hayata küsüyorlar. Kendilerine bakmalarının bir anlamı kalmıyor. Dışarıda baktım kızlara birçoğu kilolu, birçoğu kısa boylu kalmış gelişmemiş. Ellerinde sigaralar. Ya kardeşim, zaten bir avuç bir şeysin. Ne sigarası? Bol bol ye iç, dalyan gibi delikanlı kız ol.

Sevgi, dostluk yayılsa insanlar çok rahat edecekler. İnsanlar birbirleriyle dost olmak istiyor da tepkilerini bilemiyorlar birbirlerine. Yoksa dost olmak herkes ister. Bu hayat, hayat değil. Sıkıcı bir hayat. Dost olmak isterler, selamlaşmak isterler. Ama onu bir başlatan olmuyor. İşte bu Mehdi (a.s) ile olacak.

“2019’a kadar seçim yapmayacağız” demiş Tayyip Hocam. “Erken seçim olmayacak.” Öyle olması lazım tabii. Bir sebep yok. 2019 önemli bir tarih.

“Merhaba Adnan Bey, iyi programlar diliyorum. Kadınların üzerindeki baskının kalkması için yaptığınız mücadeleden dolayı sizi tebrik ediyorum. Kadınlar maalesef eziliyorlar. Bu doğru. Ama genelde büyük şehirlerde kadınlara daha çok baskı oluyor. Anadolu’da kadınlar o kadar baskı görmüyorlar. Büyük şehirlerde neden böyle baskı oluyor sizce?” Banu Şencan, İstanbul. Evet, kadınlara hakikaten çok ciddi bir baskı var. Onu bir gün ayrı ayrı ihtisas konusu olarak anlatalım. Yani ucu bucağı yok gelenekçi anlatımın.

“Şort ile Allah anılır mı?” Anılır tabii, şortla sen tam tesettüre uygun bir kıyafet giymiş oluyorsun.

“Viyana’ya ilmi hediye göndermişsiniz Hocam. MaşaAllah, Allah razı olsun.” Diyor. Yıkıldı ortalık. Yıkıldı.

Kamelya, benimle karşılıklı dans etmek istiyormuş. Gelirsen olur.

“İslam Birliği biz çabalamasak da kurulur mu?” Servet Han. Zaten bitmiş bir kaset düşün, bir CD düşün. O CD’nin içinde İslam ahlakı hâkim olmuş zaten. Ama seni çabalattırıyor Allah zaten. İstemesen de çabalattırır seni. Yani o görüntü, o film tamamlanacak.

“Ticari olarak alışveriş yapabileceğimiz en güvenilir ülke hangisi sizce?” Hepsi olur. Ne anlamda diyor?

“Dizilerde yansıtılan fırtınalı, tutkulu aşk aslında dışarıda kimsede olmayan ama istedikleri bir aşk. İsteyip de yaşayamamalarının sebebi nedir?” Demir. Kardeşim, şimdi kıza âşık oluyor ama kızın arabası var, evi var. Babası zengin. Yabancı dil biliyor, üniversite mezunu olmuş. Yani ona gelir getirecek birisi. Mesela kız da âşık oluyor ama adamlar hep köşkte oturuyor dikkat ederseniz filmlerde. Yani araba kapıda oluyor yazlıklar, kışlıklar, bilmem ne. Evde hizmetçiler. Adam öyle gidip gariban mazlum birisine, Müslüman, dindar birisine “ben âşık oldum” demiyor. Demek ki olayın çapı bambaşka. Allah rızası için sevme öğretilmesi lazım. Allah rızası için sevme öğretilmezse zaten adam alsa bile “ben hata yaptım” diyor. “Zengin adamım, imkânım var. Ben bu kızı aldım ama ben bundan daha güzellerini gördüm” diyor. “Ben ömür boyu niye bununla durayım ki? Daha güzeli var. Onunla olurum.” Diyor. Daha güzele gidiyor. Diyor ki; “Bunun daha da zengini vardır. Daha imkânı olanı vardır. Ben ona gideyim” diyor. Bir türlü yerleşik bir sevgi oluşmuyor. Allah rızasını hedeflemezsen o ölçüler sürekli seni boğacaktır. Çünkü sürekli tereddüt edeceksin. Karar veremeyeceksin. Sürekli pişman olacaksın. Evleniyor pişman oluyor. Evleniyor, pişman oluyor. Daha evlenir evlenmez pişman oluyorlar. Eve geldiğinde pişman oluyor. Daha iyi imkân bulabiliyor. Ama İslam’da pişmanlık yok. Sen Allah rızası için seviyorsun. Adam daha iyi oluyor. Sürekli Kuran ahlakıyla onu geliştirmen mümin oluyor. Mesela en ufak bir hastalığa yakalanıyor kadın. Mesela göğüs kanseri oluyor. Bitti. Ne aşkı kalıyor, ne sevgisi kalıyor. “Yol yakınken dönelim” diyor. İflas ediyor adam. Demedik laf bırakmıyor. Yani bir erkeğin parasız hale gelmesi kadını çok saldırganlaştırıyor. Bu mebzul miktarda bir sayı. Küçük bir sayı değil. Yani hiç küfretmeyen kadın küfretmeye başlıyor. Saldırganlaşmaya başlıyor. Saygısız oluyor. İtidalini kaybediyor. Ama zengin olduğundaki saygı tarif edilir gibi değil. Yani zenginliğiyle orantılı olarak müthiş bir saygı oluşuyor. Para gittikçe de saygı kayboluyor. Bu çok korkunç bir şey. Ama imanda böyle bir şey yok. İmanı için seviyor. Allah rızası için seviyor. Allah’ın tecellisi olarak seviyor. Allah’ın tecellisi olarak sevdiğinde iman gittikçe artar. Sevgi de gittikçe artıyor ona bağlantılı olarak.

“Hocam, Türkiye’nin Suriye’ye kara harekâtı düzenlemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?” Suriye’ye değil PKK’ya kara harekâtı yapması lazım. Suriye’yle bizim alıp veremediğimiz yok. Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması lazım. Suriye bölünürse Türkiye de bölünür. Amerika’nın hasta siyaseti Amerikan derin devletinin. Büyük Ortadoğu Projesi. Yani küçük küçük minik hücrelerden oluşmuş bir yapı. Hücreleri tek tek yok etmeyi düşünüyor Amerika. Küçük çünkü güçsüz, rahatça ezecek adam. Onun için Putin dedi ki; “Biz Suriye’nin bütünlüğünü koruyoruz. Çünkü Türkiye’nin bölünmesini istemiyoruz” dedi. Ama tabii yöntem felaket. Pazar yerleri bombalanıyor, çarşılar, kreşler, çocuk kreşleri, hastaneler, sığınmacıların çadırları. Yani felaket böyle bir yöntem olmaz tabii.

“Atlet ve şortla Kuran okunmaz ama sizin talebeleriniz okuyorlar.” Sezer Gürbüz. Abdestsiz okunmaz. Dizlerin üstüne oturmak gerekiyor. Müzik olmaması lazım. Dışarıda müzik olmaması lazım. Bu şartları yerine getirmek zor olduğu için ne yapıyorsun? Kuran’ı bir kabın içine koyuyorsun güzel örtüsüyle duvara mıhlayıp asıyorsun. İki ayda bir tozunu alıyorsun. Tozlanıyor çünkü üstü, o kadar. Ama sen şortla atletle, abdestsiz olarak da Kuran’ı açıp okuyabiliyorsan Kuran ekmek gibi sürekli yanındadır. Sarılır sarılır öpersin. Ve Kuran senin hayatın, parçan olur. Kuran seni abdestsiz de sever, abdestli de sever. Seni şortla da sever, şortsuz da sever Kuran. Yeter ki sen onu yanından ayırma. Gece gündüz oku. Başının altına koy, yat. Yastığın altına koy, yat. Bırakma sen Kuran’ı. Sen Kuran’a saygı adına Kuran’a saygıyı da bırak, Kuran’ı uzaklaştırıp kendinden koparıyorsun. Duvara mıhlıyorsun. Hatta diyor ki “Bulunduğu odada ben oturamam Kuran’ın” diyor. “O zaman Kuran’ın bulunduğu yere girmeyeyim.” Diyor. Tek çözüm evden göndermek Kuran’ı o zaman. Evden gönderince ferahlıyor çünkü. “Kuran’ın bulunduğu odada ben uzanamam” diyor. “Hayat yaşanmaz.” Diyor. Kardeşim, hayat yaşanır. Kuran’ın yanında müzik de söylersin, ayağını uzatıp yatarsın da. Yatakta uzandığın yerde Kuran’ı okursun, hiçbir şey olmaz. Şortla da okursun, atletle de okursun. Sizi Kuran’dan uzaklaştırmak için şeytan bir oyun oynuyor. Kuran senin hayatının her yerinde olacak. Arabanda da olsun. Yastığının altında da olsun, pazarda da olsun. Her yerde olsun Kuran yanında. Korkma bir şey olmaz. Kuran seni sever. Sen böyle yaparsan Kuran’dan uzaklaşmış olursun. Bu oyuna gelme. Kadınlara da öyle oyun oynuyorlar. Yok, “işte şöyle bir durum var. Hastalık haliniz var. Kuran’a el sürmeyin. Camiye girmeyin. Namaz kılmayın. Allah’ı anmayın.” Ömrünün büyük bölümünü Kuran’dan uzak geçiriyorsun sen. Yani ömrünün neredeyse üçte birini elinden alıyorsun. Ondan gerisinde de diyorsun ki “Cehennemi kadınlar dolduracak” diyorsun. “Yüzde doksan dokuzu kadın” diyorsun. “Şeytan onun yanında gezer” diyorsun. “Kadının.” Sen kadından ne istiyorsun? Dinden uzaklaştırmak için ne gerekiyorsa yapıyorsun. “Yarım akıllıdır” diyorsun. “İnsan değildir” diyorsun. “Yarı insandır” diyorsun. “Sözü geçerli değil” diyorsun. “Dediğinin tersini yap” diyorsun. Bu nasıl bir nefret? Bu nasıl bir söz? Yani nefret kafasıyla yapmıyorsan bile çok çok yanlış yoldasın. Dehşet verici bir yoldasın. Haberleri bile yok ne yaptıklarının. Yani yaptıkları tahribatı düşünemiyorlar.

“Merhaba, bilimle ilgili müzelerden bazı primat fosillerinin kaldırılmasına ne diyorsunuz? Sizin adaletli olduğunuzu düşünüyorum. Cevabınızı merakla bekliyorum.” Mert Tuğyılmaz, İstanbul. Primat fosilleri olsun kardeşim. Yalnız bunların altına sen “bak, atalarınız” dersen dürüst davranmamış olursun. Çünkü o primat yaşamış, türü tükenmiş, şu an rastlanmayan bir hayvan türü. Sen buna “insanın atası” dersen samimiyetsiz oluyor. Çünkü onun yaşadığı dönemden daha eski döneme ait insan kafatasları var, Homo Sapiens. Sen ona niye ara fosil diyorsun? Birde öyle ara fosil olmaz. Bütün, kusursuz, simetrik ara fosil olmaz. Ara fosil patolojik olması gerekir. Yani sen çünkü mutasyona uğradığını söylüyorsun. Mutasyonun vurduğu ve dağıttığı bir mahlûktan bahsediyorsun. Vurulup dağıtılan mahlûk darmadağındır. Kafası bir yanda, gözü bir yanda, burnu bir yanda. Karmakarışık olur. Sen burada matematik mükemmelliğe sahip, yani altın oranla yaratılmış, matematik düzgünlükte, mükemmellikte, muazzam bir geometriyle planlanmış mükemmel bir varlıkla bizi karşı karşıya getiriyorsun. Sen buna “ara fosil” dersen dürüst olmamış olursun.

EBRU ALTAN: Adnan Bey Lucy’nin maymun olduğunu kabul etmelerine rağmen evrimciler İngiltere’de yine sergilemeye devam ettiler insanın atası olarak.

ADNAN OKTAR: Bir tane, iki tane değil ki çok fazla sahte fosil türettiler. Mesela orada da alenen primata ait, alenen maymuna ait, altına yorum. Kim diyorsun bu? “Bizim atamız” diyor. Kardeşim, çok ayıp. Çok ayıp. Buna ait hiçbir delil yok. Hiçbir açıklama yok. Bütün türler aniden çıkmış, gelişmiş. Aynı türünü devam ettirmiş, sonra ortadan kalkmışlar. Türünü devam ettirip asrımıza günümüze kadar gelenler de var ama hiçbir değişikliğe uğramamış.

“İyi günler Adnan Bey. Siz daha önce şöyle demiştiniz; “Camilerin içini doldurmadıktan sonra cami yapmanın bir anlamı yok.” Şimdi diyorsunuz ki; “Çamlıca’ya ikinci cami yapılsın. Bu tezatlık değil mi şimdi?” Melih Şancanlı, Ankara. Hükümet camileri yaptırsın. Hz. Mehdi (a.s) da içini doldurur. Hükümetten camileri yaptırmak, Hz. Mehdi (a.s)’dan da içini doldurmak. Onların görevi imar, Hz. Mehdi (a.s)’ın görevi de onların içini doldurmak. Sevgiyle, imanla, takva müminlerle doldurmak da Hz. Mehdi (a.s)’ın görevidir. Hazır bina oldu mu doldurmak kolay. Devir Hz. Mehdi (a.s) devri çünkü. İkinci cami o tepe kısımda hakikaten çok güzel olur. Bir kere sanat, estetik açısından çok güzel olur. İstanbul’a çok Osmanlı, çok nurani güzel bir görüntü veriyor. O cami orada biraz öksüz kalmış. En az iki arkadaşı olması lazım. En az. Bir arkadaş daha, sonra gerekirse bir arkadaş daha. Yan yana, yan yana çok güzel görünür. Ama ikinciyle orası şenlenir, yeterli olur. Tepe kısma mükemmel olur daha büyük bir cami Osmanlı stilinde.

“İyi programlar ben CHP’yi savunan biriyim. Ama kendi partimin bir türlü iktidar olamamasını hazmedemiyorum. Partinin içindeki bazı kişiler sanki partiyi yıkmak için davranıyorlar. HDP ve PKK lehine konuşmalar yapıyorlar bu kişiler. Sizin de tespitlerinizin güzel olduğunu görüyorum. Bir şeyler söylemek ister misiniz bu konuda? Teşekkürler.” Berna Kendirci, İstanbul. CHP her zaman söylüyorum. Halkı kucaklasın. Darwinizm’in savunuculuğunu yapmak CHP’nin üstüne mi kaldı? CHP’liler savunuyorlar. Ne gerek? Siz de biliyorsunuz evrimle yaratılmadığını kâinatın. Hangi CHP’li buna inanır? Hangi aydın CHP’li inanır tesadüfler sonucu kâinatın oluştuğuna? Bu gördüğümüz muhteşem sistemin tesadüfler sonucu şu hale geldiğine. Olacak iş mi bu? Ayrıca HDP ve PKK lehine konuşanlar var tabii de partiyle bağlantılarını kesmek lazım. Parti, mukaddesatı güçlü savunan, sosyal adaleti güçlü savunan, dürüst kişiliğiyle haksızlığa karşı da güçlü adımlar atan bir parti olarak yerini alabilir. Ama milletin değerleri çok hayatidir. Anadolu’daki insana sen şefkatle yaklaşırsan, onun inançlarına şefkatle, sevgiyle, saygıyla yaklaşırsan o seni sever. İnancına tam tavır alırsan o sana nasıl yaklaşsın. Onun bağnaz yönleri olabilir. Bir kısım insanların. Hatalı yanlış yönleri olabilir. Sen iktidara geldiğinde onları incitmeden düzelt. Kalplerini kırmadan düzelt. Tabii ki mesela Kuran ahlakından uzak olabilirler. Hurafelere girmiş olabilirler. Kalplerini kırmadan yavaş yavaş onları o çizgiden Kuran ahlakına çekebilirsin. CHP bunu rahatça yapabilir. Tayyip Hoca da kendi imkânıyla neredeyse tek başına bir delikanlı Tayyip Hoca. Aslan gibi de mücadele ediyor. Mesela bak, mezheplere tavır alacak babayiğit daha hiç çıkmadı siyasetçi olarak. Bak, ilk defa o çıktı. Helal olsun.

“Hocam, babamla sizi izliyorum. Yanınıza gelmek istiyorum. Çok seviyorum sizi.” Gülbahar Köse. Gel, görüşelim.

“Atlet giyilmez” diyor. Sahabelerin bütün pazıları ortadaydı. Peygamberimiz (s.a.v.) özellikle kollarını açtırdı. Ta böyle omuz hizasından bütün pazıları ihtişamıyla görünüyordu. Küfür gördükçe kanı iliği çekiliyordu. Hz. Ali (r.a)’nin de pazıları çok iriydi. Şu badiciler var ya, onlar gibi yani. Pehlivan yapılı. Sahabelerin büyük bir bölümü o tarzdaydı. Kolları çok kuvvetliydi ve Peygamberimiz (s.a.v.) özellikle kollarını açtırdı ki görsünler, yılsınlar diye. Yaka, bağır da açıktı göğüsleri. Kollarını açtırdı Peygamberimiz (s.a.v.).

Aylin sende bir tanıtım varmış.

AYLİN KOCAMAN: Eserlerinizden ve anlatımlarınızdan faydalanarak hazırlanan bir belgesel daha kanalımızda yayınlanmaya başlıyor. Milli Birlik ve Kardeşlik Şuuru. Sizin yıllardır üzerinde durduğunuz milli şuur seferberliğinin ülkemizin birlik ve bütünlüğünü korumak için alınması gereken en acil tedbir olduğu vurgulanıyor. Bugün PKK’nın ve onu besleyen derin devletlerin ülkemizi bölmek için yaptıkları ihanet savaşı ve Güneydoğu’yu koparıp bölgede bağımsız bir komünist Kürdistan kurma hedefleri anlatılıyor. Böyle kapsamlı bir tehlike karşısında ülkemizin kurtuluşu için gerekli olan iki temel konu olan Türk milletinin bu sinsi tehdidin tüm yönleriyle farkına varması ve şuuruna varması ve halkımızın topyekun bir birlik olarak bu tehdide karşı maddi ve manevi olarak karşı koyma, mücadele etme azim ve iradesinde olması anlatılıyor. Kardeşlerimiz, Milli Birlik ve Kardeşlik Şuuru belgeselini bu akşam saat 21:00’da kanalımızda izleyebilirler, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, onu ara ara yine gösteririz, iyi olur.

Belediyelerin özerk olmasıyla ilgili zaten Avrupa Birliği’yle yapılan bir anlaşma var. Fakat şerh kondu. O şerhin kaldırılması tehlikesi var. Şerhi kaldırdın mı bitti. Özerk oluyor belediye. Nasıl özerk? Mesela Allah vermesin Mardin, Mardin’in belediye başkanını orada seçiyorlar. Tamam. Asker, polis, güvenlik oradan. Başka? Her şey oradan. Ne oluyor? Küçük bir devletçik olmuş oluyor. Ondan sonra ikinci aşamada referandum özgürlüğü oluyor özerk olduğunda. Yani NATO’nun Birleşmiş Milletler’in müdahale edeceği gibi olmuş oluyor. Yani diyor ki adam “Ben bağımsızlığımı ilan ediyorum.” Bitti. Çünkü özerk olmuş oluyor. Bu tehlikelere karşı çok güçlü tedbir alınması lazım. Çünkü bak, Amerika sürekli bastırıyor başkanlık için. Niye bastırıyor peki? Amacı ne bunun? Bak, İngiltere bastırıyor. Amerika bastırıyor. Asıl İngiltere söylüyor. İngiliz derin devleti asıl isteyen, talep eden. Fakat Amerika’yı kullanıyor. Israrla “başkanlık sistemi” diyor. Başkanlık sistemi? Başka kim istiyor? Abdullah Öcalan istiyor ve bu konuda bayağı kararlı ve ısrarla söyledikleri “Amerikan modeli olsun” diyorlar. Özerklik ne demek? Ayrılığa bir adım daha demektir.

İspanya’da iki bölge Bask ve Katalonya var biliyorsunuz özerk oldukları halde kendi dillerini konuştukları, kendi bayraklarını dalgalandırdıkları halde hala ayrılık istiyorlar. “Tamamen ayrılmak istiyoruz” diyorlar. Aynısı olur Allah esirgesin.

Dünyadaki özerkliklerin hepsi, dünyadaki örneklerin hepsi felaketle sonuçlandı. İtalya'da da özerk bölgeler var; altısı ayrılık istiyor, tamamen ayrılmak istiyorlar. Her yerde bu bela, Türkiye'yi de bu belanın içine sokmaya çalışıyorlar. Bu olmaz. Biz, İslam aleminin son kalesiyiz, Türklük aleminin son kalesiyiz. Küçüle küçüle zaten ufacık bir toprak kaldı elimizde. Onu da parçalamak istiyorlar. Bu olmaz.

Fransa'da da böyle mesela Bask bölgesi var, Britonların olduğu bölge; Normandiya; Korsika... Bunların hepsi özerk ama hepsi ayrılık istiyor. Yani başımız belaya hukuki yönden de girmiş olacak. Birleşmiş Milletler’le de başımız belaya girecek o zaman. Ve Türkiye'ye nasıl bir plan düşündüklerini iki yüz yıl önceki açıklamalarında İngiliz derin devletinin, görüyoruz. Ve bu hiç kesintisiz devam etmiş.

Amerika Birleşik Devletleri, İngiliz derin devletinin emrinde. Çok garibandır Amerikalılar, hep böyle kovboy kültürüyle yaşamışlardır. Yüz yıldan beri ne sanat ne estetik, hiçbir şeyi geliştirememişlerdir. Ev modelleri hep aynıdır, yüz sene öncesinindir. Dikkat edin, hepsi aynıdır; yaşantı aynıdır, hayat şekilleri aynıdır. Tabii kendine has bir güzelliği var ama ne gerçek bir ressam çıkıyor ne bir heykeltıraş. Yani hiçbir sanatçı çıkmıyor. Garibandır yani köylü bir toplumdur, köylü toplum olmaları da güzel, çok hoş ama mazlum köylü. Böyle iknaya çok açık, yönlendirmeye açık bir köylü toplumu. Yoksa köy hayatı zaten çok hoş bir şey. İnsanın kalbine inşirah, ferahlık veren bir şey. Amerika Birleşik Devletleri’ni kışkırtıyor ve yönlendiriyor İngiliz Derin Devleti, nerede ayrılıkçı hareket varsa Amerika oraya silah verir, dikkat edin ama nerede, hepsinde. 

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey, yazılarınız hakkında bilgi verebilir miyim? 

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum. 

AYLİN KOCAMAN: İsrail'de Rusça olarak yayın yapan Channel 9 TV'nin web sitesinde Türkler ve Museviler arasındaki unutulmayan geçmişi anlattığınız yazınız Rusça olarak yayınlandı. Channel 9, yirmi dört saat Rusça yayın yapan bir kanal. Kanal, İsrail'de Rus asıllılara hitap eden en yaygın ve ilk kanal. İsrail dışında Rusya, Kazakistan, Baltık Ülkeleri, Amerika ve Avustralya'da da uydu yayını var. Yazınızda, siyaset ülkeler arasındaki ilişkileri ne kadar etkilerse etkilesin tarihte Musevilerle Türkler arasında dostluğu asla unutturamayacağını anlatıyorsunuz.

Suudi Arabistan'ın ilk İngilizce gazetesi olan, Suudi Arabistan'ın yanısıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arab News gazetesi ve internet sitesinde, "Türkiye'de Yeni Anayasa Tartışmaları" başlıklı yazınız yayınlandı. Laikliğin dindarlara baskı için kullanılan bir malzeme olmaktan çıkarılması, dinin sağladığı özgürlüğün bir temsili olması gerektiğini anlatıyorsunuz. Müslümanların laiklik kavramının hem Müslüman olarak kendi özgürlüklerini hem de başkalarının özgürlüğünü garantiye aldığını gösterebilmeleri gerektiğini belirtiyorsunuz.

Katar'ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times'da ayrıca internet sitesinde yayınlanan "Dünyanın En Yoksul İnsanlarını Barındıran En Zengin Kıtası: Afrika" başlıklı makalenizde dünya nüfusunun yüzde on beşini ağırlayan Afrika'nın yeraltı ve yerüstü zenginlikleri açısından ise dünyanın en değerli bölgesi olmasına rağmen büyük yoksulluk yaşamasının ardında yatan sebepleri anlatıyorsunuz. Özetle, yüzlerce yıldır başka ülkeleri zengin edip kendisi hep yoksulluk ve perişanlık içinde yüzmüş bu koca kıtanın sahip olduğu değerlerin ve zenginliklerin, gerçek sahipleri olan Afrikalılara teslim edilmesi gerektiğini anlatıyorsunuz.

Suudi Arabistan'ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Makkah News Paper'da "Siber Alemde Sanal Savaşlar" başlıklı makaleniz yayınlandı. Dünyanın saldırı ve savaşların çeşitli şekillerini yaşadığı ve son dönemde hayatımıza giren siber saldırıların savaş kavramına başka bir boyut getirdiğini anlatıyorsunuz. Özet olarak, anarşinin bir zihniyet olduğunu, silahların bunun sadece bir aracı olduğunu vurguluyorsunuz. Günümüzde yapılan en büyük hatanın zihniyet yerine o silahı ve silahı kullanan kişiyi yok etmeye odaklanma olduğunu söylüyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Ne yapıyor İbrahim Tatlıses? Hiç sesi sedası çıkmıyor onun. 

ZEYNEP DALAMAN: Yeni albüm hazırlıyormuş galiba. 

ADNAN OKTAR: Nur gibi insanı ne hale getirdiler. Ne güzel, Türkiye'nin rengiydi, güzel nefesiydi. Çok değerli bir sanatçı. Yapanlar bilmiyorum şuan mutlu mu? Çok çirkin ve vicdansızca bir hareket.

Evet, dinliyorum. 

AYLİN KOCAMAN: Makkah News Paper'da çıkan yazınız aynı zamanda İngilizce ve Boşnakça yayın yapan Bosna'nın çok takip edilen haber sitesi The Bosnia Times'da da yayınlandı.

Merkezi Belçika'da bulunan, aylık ziyaret sayısı dört milyonu bulan Sasa Post haber sitesinde “Dünyanın en zengin yüzde birinin servetin yüzde ellisine sahip olduğu bir dünyada yaşamak istiyor musunuz?” başlıklı yazınız Arapça olarak yayınlandı.

Tunus'un önde gelen günlük Arapça gazetesi Dhamir'de yayınlanan "İslam Ülkelerinin Hatırlaması Gerekenler" başlıklı makalenizde İslam ülkeleri olarak içimizde uzlaşı, aramızda uzlaşı ve ardından dünyada uzlaşı düsturunu esas almak zorunda olduğumuzu belirtiyorsunuz.

New York'ta yayın yapan bağımsız Kürt haber ajansı Ekurd Daily sitesinde "Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Acil Reformlara İhtiyacı Var" başlıklı makaleniz yayınlandı.

Dünya gündeminde yer alan haberleri Hindistan'daki okuyucularıyla buluşturan The Hans India haber sitesinde "Siber Dünyanın Gerçek Yüzü" başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda sanal terör eylemleri üzerinde duruyorsunuz.

Pakistan'ın İngilizce haber sitesi Daily Mail'de "Karabağ Sorunu Toprakla Çözülmez" başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Azerbaycan ve Ermenistan için toprak meselelerinden önce arada dayanışmanın inşa edilmesi gerektiğini anlatıyorsunuz. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel, ne güzel.

Tayyip Hocam, "Kültür ve sanat alanında söz sahibi olmayan bir düşüncenin kalıcı başarıyı yakalaması mümkün değildir." Diyor. O sanatla ilgili konuşmalarımız çok olumlu etki yaptı benim gördüğüm, kültüre ve sanata önem verme konusu. Ama tabii imani kültür çok hayatidir. İmani kültür; mesela adam roman okur, bilmem ne okur ama hiçbir faydası olmaz.

Laiklik anayasadan çıkmaz çünkü Kuran'ın anayasasında var laiklik zaten. Allah ne diyor ayette; "Senin dinin sana, benim dinim bana" diyor, şeytandan Allah'a sığınırım. Bu laikliğin çok kısa, özlü açıklamasıdır. Çok net, reddedilemeyecek açık hüküm, Allah'ın hükmüdür.

Şimdi kısa videolarla devam edelim. Evet. 

VTR: Ortadoğu'nun Sevgi Ve Birlikteliğe Her Zamankinden Daha Çok İhtiyacı Var" 

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar İle Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü