Harun Yahya

Sohbetler (11 Mayıs 2016; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: Müminun Suresi 117. Ayette şeytandan Allah’a sığınırım; “Kim Allah ile beraber ona ilişkin geçerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın başka bir ilaha taparsa, artık onun hesabı Rabbinin Katındadır.” (Mü'minun Suresi, 117) Şimdi Darwinistlerden Allah ne istiyor? Geçerli kesin kanıt. Var mı? Yok. O zaman intikam alacağım diyor Allah. Geçerli kesin kanıt olmadan Allah’a iftira edildiğinde Allah intikam alacağını söylüyor.

Mehdiyet çok uzun bir dönem. Dönemin uzun olmasının sebebi sevabının çok olması içindir. Mesela kırk yıl sürmesinin sebebi, kırk yıl sevabın çok olması. Yoksa Allah beş yılda, bir yılda, bir senede de hakim eder. Bir senelik sevap alır. Sevabı çok olması için kırk yıl, kırk yıla yaymış Allah.İman hakikatlerinin yayılması yavaş yavaş zeminde sevgiyi bilen, akıllı düşünen, derin düşünen insanların sayısını daha da arttırıyor.

Demin dışarı çıktım, baktım; insanların bedenlerinde bir bozulma olmuş, ciddi bozulma olmuş. Bu hadislerde belirtilen bir şey. Ahir zamanda insanların bedenlerinde bozulma olacağını söylüyor Allah hadiste. Bir felaket olarak oluyor. Çok yaygın değil ama yaygın olduğunu gördüm. Simalarda ve bedenlerde bozulma olmuş. İşte bu GDO’lu yiyecekler, bakımsızlık, sigara, stres, sürekli üzülmeleri ve en önemlisi sevgisizlik, iman zafiyeti, hayatta insanların gayesinin olmaması. Mesela genç kızlara baktım, birçok genç kız çok çok fazla sayıda bakımsız. “Niye bakımlı olayım?” diye düşünüyor kız. Yani kime bakımlı olacak? Bakımlı olsa zaten iftira atıyorlar, güzel olsa iftira atıyorlar, çirkin oldu muydu da öfkeleniyorlar, gıcık oluyorlar. Çocuklar ne yapacağını şaşırdı. O yüzden bakımsızlığı tercih etmişler benim gördüğüm. Çünkü iftira kapıda; güzel, bakımlı olursa. Bazı kişiler için söylüyorum tabi bunu. Bazı vakalar, bazı yerler için söylüyorum.

Bir mağazanın girişinde bugün dışarı çıktığımda, büyük bir alışveriş mağazası ressamlar oraya oturmuşlardı. Tablolardan birine baktım, sonra dönüşte hepsi birden ayağa kalkıp beni karşıladılar. Acayip bir sevgileri var. İşte “Kedicikler ne yapıyor?” şu bu falan. Birde “köfteler” diye bak onu da biliyor. Ben sevmede köfte diye söylüyorum ya. Bayağı şeker insanlar. Sanatçılar güzel insanlardır. Ressamlar güzel insanlardır, heykeltıraşlar da öyle. Ama tabii dünyada sanatçı az şu an. Sanatçıya fazla değer verilmediği için çok az. Halbuki ressamlara, heykeltıraşlara çok önem verilmesi lazım, seçkin bir meslek olarak bilinmesi lazım. Her yerde takdir görmeleri lazım.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Siz, bağnazlığın etkisini anlatıyorsunuz Adnan Bey, Karanlık Tehlike Bağnazlık kitabınızda da, sahte hadislerde resim yaptığı zaman bir insan veya bir heykel yaptığı zaman ona can vermesi istenecek ve veremediği için de sürekli azap görecek diye söylüyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Onlar hep uydurma izahlar.

Genç kızlarda ne kadar çok kilolu kız var ama çok abartılı kilolular. Çocukları ne hale getirmişler. Ümitsizlik, sevgisizlik, insanların kavgaları. Herhalde sinirden bütün sıkıntılarını gidermek için yiyeceğe ağırlık veriyorlar. Çocuk kime beğendirecek kendini ki yani? Mesela güzel bakımlı olsa; laf atanlar, söz atanlar, mahallede dedikodu ayyuka çıkıyor. Birçok yerde böyle.

EBRU ALTAN: Daha aleyhine oluyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Çocuklar artık savunma mekanizmaları gelişmiş, çok bakımsız mesela arz edelim ki bir kot giyiyor, üstüne basit, sıradan bir şey giyiyor, saç baş bakımsız, eli yüzü bakımsız, çok kilolu ve hiç kimseye bakmadan yürüyorlar. Ona çok dikkat ettim. Hiçbir yere bakmıyor ve hiçbir şey onları ilgilendirmiyor. Yere bakarak ve her an bir tehlikeye uğrayacağı imajıyla yürüdüğü anlaşılıyor. Korku ve gerginlik içinde yürüyorlar. Halbuki etrafına rahat rahat göğsünü gere gere bakması lazım. Başı önde mesela hırkası varsa çekiştiriyor onu önüne doğru, hiçbir yere bakmadan yürüyor. Bu ne eziyet? Olur mu? Dışarı çıkmış, istediği gibi etrafına bakınarak sevinçle yürümesi lazım. Etrafına selam vererek, sevgi göstererek yürümesi lazım. Gençlerde de belirli tipler oluşmuş sakallı gibi ama yarı sakallı, kıyafetleri biraz kirli oluyor bir kısmının, kendi içlerinde böyle bir grup olarak gidiyorlar. Yani bir acayip. Çocuklar da bakımsız birçoğu çelimsiz. Ama kızlarda çok fazla. Kısa boy çok yaygın. Beslenme bozukluğundan oluyor. Bir kere spor yapmıyor çocuklar benim anladığım ve gördüğüm. O hazır yiyecekler var, onları yiyorlar. Spor da yok. İçlerine kapalı, evde de bilgisayarın başına çöküyorlar, hiç kıpırdamıyorlar. Nesil bozuluyor. Bu çok ciddi bir tehlike. Buna karşı devletin çok güçlü tedbir alması gerekiyor. Spor mecburi hale getirilebilir okullarda. Beslenme de mecburi hale getirilebilir.

Birde yolda bakıyorum kendi kendine konuşarak yürüyen insanlar o kadar çok ki. Birde el kol hareketleriyle yürüyerek gidiyor. Kulağına o telefonun zımbırtısını takmış. Genç kızlar falan da öyle, elinde de sigara, bir elinde de telefon. Böyle hayat olur mu? Sevgi çok yaygın olması lazım. Birbirlerinden çok tedirgin oluyorlar. Hiç abartmıyorum, hiç kimse hiç kimsenin yüzüne bakmıyor.

“Hoş geldiniz Sultanlar Sultanı, heybetli zümrüt gözlü sevgi öğretmenim” diyor Emine.

Milleti birbiriyle barıştırsak da herkes birbirini sevse olmaz mı? Bu çok korkunç bir şey. Sohbet ettikleri şey, dostları en yakın dostları telefon. Ellerinde sürekli telefon. Solcu oluyor sağcıdan nefret ediyor. Sağcı solcudan nefret ediyor. MHP’liden adam nefret ediyor. AK Partili’den nefret ediyor. CHP'liden nefret ediyor. CHP'li olmak suç mu? MHP'li olmak suç mu? Hiçbir şekilde birbirlerinin yüzüne bakmıyorlar. AK Partili görüyor adam tüyleri diken diken oluyor bu nasıl bir kafa? Herkes birbirini sevsin bu çok ürkütücü. Bir şey yok bunda böyle dünyada yaşanmaz. Herkes dost olsun, arkadaş olsun, güler yüz göstersin. Herkes birbirine baksın bu nedir? O ondan çekiniyor o ondan. Dışarıya niye çıkıyorsun o zaman insanlara bakmayacaksan? Hiçbir şeye bakmak istemiyorlar. Bir hedefe doğru sürekli gidiyor ne yapacağı belli değil. Yemek yeme çok yaygın en çok onu yiyorlar. Onu yerken de bazıları kendini kaybediyor dikkatimi çekti. Ekmek arası bir şey verildiğinde etrafa da dehşet içinde bakıyorlar gelene geçene böyle sanki ekmeğini elinden alacaklar.

Mesela belediye emek vermiş. Belediye Başkanı yaman maşaAllah çok güzel süslemiş sokakları. Bayağı hoş olmuş, zevkli olmuş. Yalnız bazı yerleri tahtayla güzel çiçek tarlaları yapmışlar ama tahtanın üstünde mıhlar görülüyor koca koca o çok çirkin gösterir. Bizim Belediye Başkanımız zevkli insandır onları güzel yine hoş bir süslemeyle kapatsın. Mıh tepesi görülmesi hoş bir şey değil ahşabın üstünde. Bağlantı yerleri de süslü hale getirilebilir. O zaman daha hoş olur.

Halk arasında maşaAllah sevgileri çok iyi ben sevecen yaklaştığım için onlar da çok sevecen yaklaşıyorlar. Bazıları korkuyorlar çekiniyorlar niyeyse bilmiyorum arkadaşlarımız falan da oluyor ya çevremizde. Onların hepsi çok iyi niyetli insanlar onların çekinmeleri için gerek yok. Ama her yerde hoş sohbet, çok sevgi dolular. Çok sıcaklar onlara sevgi dolu olduğumu bildikleri için. Ama diğer insanlar baktığımda gördüğümde birbirleriyle göz göze dahi gelmek istemediklerini görüyorum. Mesela satıcılar oluyor, tezgahtarlar oluyor onlara çok soğuk davranıyorlar. Onlar insan akşama kadar ayakta dikiliyorlar iltifat edin, gönüllerini alın yazık günah çocuklara. Ufacık alan sabahın köründe geliyorlar akşam bilmem kaça kadar orada kalıyorlar. Sürekli tafrayla yahut aksi ifadelerle karşılaşıyorlar çoğu kere bir güler yüz gösterin gönüllerini alın. Değil mi? İltifat edin. Yazık çocuklar o kadar sinmişler ki iltifat edip gönül alındığında şaşırıyorlar, hayret ediyorlar yazık günah.

Şu nargile işi de çok tehlikeli. Bunun zararı daha az diyor. Daha az olur mu? Bayağı şiddetli zararı.

Ama köyler öyle değil. Mesela Batmantaş Köyü, akşam Facebook’ta baktım. Çocuk şiir yazmış; şu kalmadı bu kalmadı, köyde hiçbir şey kalmadı sayıyor. Köyün bütün güzelliklerini saymış; o da kalmadı, bu da kalmadı. Mesela beş hane kalmış köyde. Ne korkunç bir şey. Halbuki çok güzel bir köy. Oraya işte su işletmeleri falan açmışlar. Neyse hadi geçinemedikleri için yapmış olabilirler, ona bir şey demiyoruz. Görünmeyen bir yerde, uzak bir yerde yaptılarsa olabilir. Orayı turistik bölge yapmaya kalkmak; o köy gider zaten öyle bir şeyde. Turistik bölge olan yer köy olmaktan çıkar, başka bir şey olur. Yani turistik bölge olur, köy ayrıdır, turistik bölge ayrıdır. Çok şahane bir yer ama beş hane. Eski yaşlılar teker teker ölmüşler. Yeni nesil en az eskisi kadar kaliteli, güzel olması lazım. Eski nesil genellikle boş oluyor. Yani o ruh, o kalite, o kişilik olmuyor. Yani kişilik olarak, hepsini tenzih ederim de bayağı bir kısmında yok. Temade diyorlar böyle yaşlı olup asil olanlara, güzel huylu olanlara anladığım kadarıyla. Çok şahane gelenekler vardı, çok şahane hayat tarzı vardı, çok şahane yiyecekler vardı. Bunlar teker teker yok oluyor diyor. Bir marifet değil. Ama işte bunun olmamasının nedeni ne? İnanç. İman zayıflığından oluyor. İman güçlü olduğunda bunlar olmaz. Çünkü iman güçlü olduğunda fedakarlık oluyor. Öbür türlü egoist oluyor insan. Egoist olduğunda misafir niye çağırsın adam? Başkasının işinde niye çalışsın? Mesela köyde herkes birbirinin işinde çalışırdı o zamanlar. Tanıdıklarımın birçoğu öldü bilmiyorum kimler var şu an, gençlerden de birçoğu ölmüşler. Yani hayat çok kısa. Bakıyorum resimlere tanıdığım çok az insan var. Hep ölmüşler.

Sevgi etiketimiz yapılmamış; vahim. “Sevgi ertelenmez” diyelim. Hemen yapalım ve derhal listeye girsin.

"Hocam biz bebek bekliyoruz inşaAllah oğlumuz olacak. Size danışmak istiyorum, ismini siz koyun istiyorum inşaAllah Hocam" diyor. Necla. Musa Adnan olsun. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ceddinin ismi Adnan, Musa da ululazim peygamber. Hem rüyana da uygun olur.

Bugün Irak-Bağdat çevresinde üç ayrı patlama olmuş Şii bölgelerinde. Toplam doksan üç kişi vefat etmiş, yüz altmış beş kişiden fazla yaralı var. IŞİD üstlenmiş. Bak IŞİD üstleniyor böyle bir şey yaptığında. Mukteda es Sadr’ın babası Ayetullah Muhammet el Sadr’ın adıyla anılan Sadr şehrinde gerçekleşmiş bombalama. Halbuki Şiiler çok güzel insanlar. Çok sevgi dolu insanlar. Ben hayret ediyorum bu kadar takva, bu kadar Hz. Mehdi (a.s)'a aşık insanlara yönelik böyle işlerin, bu şiddetin, bu dehşetin uygulanmasını hayret ve esefle karşılıyorum. Sünniler de çok titizdirler dine İslam'a. Şiilerin de Sünnilerin de fazlası vardır eksiği yoktur. Mükemmel Müslümanlar. Ama İngiliz derin devleti bak her tarafı parmağının ucuna takmış oynatıyor ve hiç görünmüyorlar dikkat ederseniz hiç. İngiliz derin devletinin meşhur özelliği iyi gizlenmesidir. Bak yüzyıllardan beri gizlendi ilk defa biz deşifre ediyoruz onları ilk defa. Çaktırmadan el altından gitmişler.

Alevi kardeşlerimiz çok candır, çok değerlidir. Ben hayret ediyorum Şii karşıtlığına. Bu insanların eksik olan yönü nedir ki? Her şeyleri mükemmel, Sünnilerin de her şeyi mükemmel. Birbirleriyle neden savaştalar ben anlayamıyorum. Tahran Times'da yazılarım çıktıktan sonra Türkiye ile İran arasındaki yani Şii-Sünni konusundaki niza ortadan kalktı Allah'a şükür. Cumhurbaşkanı açıklamalar yaptı karşı taraf açıklamalar yaptı. İki taraf da birbirlerine eşit açıklamalar yaptılar. "Sünnilik-Şiilik yoktur" dedi, İran da "Sünnilik-Şiilik yoktur" dedi. Arada bir muhabbet dostluk tesis edilmeye başlandı. Ama bunu iyice pekiştirmek lazım ve diğer ülkelere de yaymak lazım.

Irak'taki Şiiler de çok radikal olmaları doğru değil. Sünnilere azap ve işkence yapmasınlar. Bu çok tehlikeli on misliyle geri döner. Çok tehlikeli olur. IŞİD şu an Sünnilerin tek savunucusu gibi oldu. İntikam alıyor da onlar öyle yapınca. Bu intikamın sonu gelmez ki o onlara savuruyor o ona savurur. O on misli o on misli. Buna şeytan yol veriyor ve şeytan kışkırtıyor. Bu oyuna Müslümanlar gelmesinler. Şii milisler de Irak'tan çekilmeleri lazım. Iraklı Sünnileri mahvettiler. Acayip bir şiddet ve dehşet uyguladılar. Çoğu da Amerika Birleşik Devletleri’nden maaş alıyorlar. O oyuna gelmesinler Müslüman Müslüman’ı kırıyor bu çok büyük bir hata. Şiiler içerisinde solcu komünistler çok, Sünnilerin içerisine de girmiş durumdalar. Onu ona kırdırıyorlar onu ona kırdırıyorlar. Bu oyunu görmemek için yani çok çok akılsız olmak lazım. Paralı milis kullanıyor Amerika. İngiliz derin devleti onlara yaptırıyor bak kaç aşamalı? Kendileri hiç ortada görünüyor mu? Görünmüyorlar.

Tabii sağlıklı beslenme ve spor insanı sağlıklı yapmaz; iman, Allah korkusu da olacak. Hem maddi hem manevi tedbir alınması lazım. Allah korkusu yoksa, Allah sevgisi yoksa istediği kadar yesin içsin hiçbir şey olmaz.

Kritiker7; çiçeği Allah'ın tecellisi olarak seversin; anneyi Allah'ın tecellisi olarak seversin; kediyi Allah'ın tecellisi olarak seversin; kadını Allah'ın tecellisi olarak seversin; güzel kokuyu, atı... Her şeyi, bütün hayvanları Allah'ın tecellisi olarak seversin. Eğer cisim olarak seversen et sevgisine dönüşür, etin de sevilecek bir yönü olmaz. Allah onun tedbirini alarak yaratmıştır. İnsan çok aciz bir varlıktır, et olarak sevilecek bir yönü yoktur, Allah'ın tecellisi olarak sevilecek yönü vardır. Et olarak neyini seveceksin? Organik bir maddedir et. Ette bir şey yok; et, yağ, kemik, kan; bunda bir şey yok. Allah'ın tecellisini biz seviyoruz.

Kadri Akçakale; "Rabbimiz’in büyük lütfu, Canım Üstadım, kurtulmak istediğim zaaflarım var." İşte kadını putlaştırmak olmaz. Kadın Allah'ın tecellisidir. Kadın da erkeği putlaştırırsa yine olmaz. Çünkü kemik, yağ, et, kanla muhatap olmuş oluyorsun; putlaştırmış oluyorsun. Olmaz. Allah'ın tecellisi olarak sevilir. "İçimizden tövbe etsek olur mu?" diyor. Olur tabii ama kendin de duysan daha güzel.

SİBEL YILMAZTÜRK: Balık resimleri gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet. İki yanda olan göz, nasıl görüntüyü tek görüyor? O da çok büyük mucize. Çünkü biri başka yeri görüyor, biri başka yeri görüyor. Bunun birleşmesi mümkün değil, hiçbir mantığı yok ama oluyor.

Tayyip Hoca iyi bir insan, onunla uğraşmasınlar. Yanlışı olsa söylerdim. İyi bir insan yani samimi bir insan, çok çile çekti, çok acılar çekti. Anlattıkları bayağı doğru şeyler. Anormal bir tavrı yok. Çok şamata yapıyorlar. Sahipsiz falan da zannetmesinler. Hiç zannettikleri gibi değil. Milletin en az yüzde elli beşi destekler. Hatta daha da çoğalmıştır şuan. Bakıyorum yaptığı eserlere, bayağı güzel. Ortalık da gayet düzgün, teröre karşı gayet kararlı. Bütün yaptıkları doğru oluyor, bakın, söyleyeyim. Yani her yaptığı doğru. Biz o yaptı zannediyoruz ama bakıyoruz ki başkası yapmış oluyor, bir şey oluyor. Ki öyle bile olsa insanlık hali, hata yapabilir. Ama onunla uğraşmak doğru bir şey değil, Tayyip Hoca’yla. Bilakis teşvik edip yetenekli bir insan, şevkli gayet güzel Türkiye'yi imar ediyor. Kardeşliğimizi pekiştirecek bir gelişme için hükümet nasıl bir tedbir alabilir; o yolda bir yol yöntem geliştirmek lazım.

Dışarıda bakıyorum da, çok acı bir şey; genç kızlarda ben mutlu olduğunu gördüğüm kimse göremedim yolda. Kadınlar, hepsi kendi halinde. Birbirleriyle konuşuyorlar, etrafa hiç bakmıyor. Bak çiçeklere, belediye süslemiş her yeri. Güzel her yer; binalar güzel, insanlar güzel. Bak insanlara, dost ol, arkadaş ol, selam ver, gönül al... Selam vermiyorsan bile "Merhaba" de, "Hayırlı günler" de, bir şey de. Bu nedir böyle? Başı yerde, başı yerde, başı yerde... Özellikle genç kızların çok zor durumda oldukları anlaşılıyor. Gözünü yerden kaldırmıyor yürürken, yerden bir an bile kaldırmıyor. Böyle hayat olur mu? Kim bilir neden çekiniyor çocuk, kim bilir nelerden çekiniyor? Kim bilir nelerle karşılaştı ki o kadar tedbir alıyor.

Meryem, "Canım, ruhum, Sevgi Hocam, imanıma vesile olanım, Allah aşkıyla seni çok seviyorum. Rabbim’e hamd ve şükürler olsun. Seni bizlere nasip etti. Elhamdülillah." diyor.

Batmantaş Şiiri vardı, açsana o şiiri. Ne kadar vahim bir manzara anlatılıyor ve köyde neler, hangi güzellikler nasıl yok olmuş? Köyün tamamı anlatılıyor adeta. İşte bu ancak imanla olur, Allah korkusuyla olur, imanlı nesil yetiştirmekle olur. Fedakarlık gerekiyor. "... kalmadı, ...kalmadı..."dedikleri, hepsi birbirinden güzel. Bunların ben hepsini gördüm küçükken köye gittiğimde, hepsini yaşadım. Hepsi vardı bunların. "Bunların hiçbiri kalmadı." diyor. Bütün haneler doluydu. Akıl almaz fedakar; mesela gelinler gelirdi, yeni gelinler; içeri girmezler, kapılarda beklerdiler canlarım benim, ayıp olarak görüyorlardı. Gelen gençler de ayakta beklerdiler, içeri girip ayakta beklerdiler. Hiçbir şekilde oturmazdı. Yaşı ileri olanlar, makamı ileri gelenler otururlardı. Gençler hiç söze karışmazdı. Fısıltıyla konuşuyordu gelinler konuşurken. Bir şey söyleyecekler; ben onlarla şakayla konuşurdum, "Gelin oturun." falan bana fısır fısır cevap verirlerdi. Acayip terbiyeliydiler, çok tatlı güzel bir ahlaka sahiptiler. O "hedikler" falan hepsi doğru yani. O, hakikaten tırpan için yere çakılıyordu; elde bir demir çakılıyordu. O demiri çekiçle o tırpan orada keskinleştiriliyordu. Acayip babayiğittiler o zaman pazuları falan Herkül gibiydiler yani. Danayı avuçladı mı, alıp koyuyorlardı içeriye. Cevat'ın kardeşi vardı, bizim koskoca kömüşün yani mandanın yavrusu vardı ama koskocaman büyük; geldi, kucakladı aldı, içeri götürdü, koydu. Yani ferah yüz elli kilo vardır, ferah en az yüz elli kilo; koskocaman dana. Acayip kuvvetliydi maşaAllah. Müthiş fedakarlık vardı ama herkes çok dindardı. Mesela gelin indirirken "Ya Gaffar, Ya Settar, Ya Allah" diyerek o şekilde getirirlerdi. Şimdi dese adam şaşırır, "Ne acaba?" falan gibisinden. Gençlere pek onu öğretmediler. Biraz çıkarcı yetiştirdiler bir kısmını. Bilmiyorum tabii köyün durumunu da, ben genel anlamda diyorum. Harman, 5000 yıl önceki yöntemlerle yapılıyordu. 5000 yıl önce nasıl yapılıyorsa aynısı. Aslan dayı bu meşin, şu metal falan hep işleri iyi biliyordu. Ben mantar tabancama ona kılıf yaptırmıştım. Belime asmıştım. Bir de kamam vardı. Kamam, Çerkes kaması. Ona da kılıf yapmıştı. O da yanımda, belimde asılıydı. Mızrağım vardı, okum vardı. Okların her birini ben gül ağacından yapmıştım, kendim yapmıştım. Tavuk tüyleri, telekler geçirmiştim böyle bildiğin o tarz yani filmlerde gördüğün tarzda, ucu da metaldi. Okluk kabım da vardı sırtımda, mızrağım da bayağı büyük mızraktı öyle kıytırık mızrak değildi. Ayı saldırısına karşı halbuki ayı onu ekmekle yer o mızrağı. Çocuklukta insan... Ayı kürdan niyetine dişini karıştırır o mızrakla.

Benim makalelerim var mı? 

EBRU ALTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

EBRU ALTAN: Washington'da yayınlanan Capital Hill bölgesinde günlük tirajda bir numara olan sağcı politik gazete The Hill'de bugün yazınız çıktı. Bu gazete özellikle kongre üyeleri tarafından yakından takip ediliyor ve senatörler sık sık görüşlerini aktardıkları makaleleri bu gazeteye yayınlaması için gönderiyorlar. Sizin yazınız "Kongre Bloğu" altında çıktı. "PYD ve PKK Madalyonun İki Yüzü" yazınızın başlığı. Yazınızda, PYD-PKK bağlantısını Amerika'ya ispat etmeye çalışan Türkiye'nin Amerikalı bir üst düzeyden ilk defa olarak PYD'nin PKK'ya bağlı olduğunun itirafını dinlediğini anlatıyorsunuz. Ayrıca PKK ve PYD'nin aynı terör örgütü olduğunu ve tek merkeze bağlı olduğunu çok fazla delille açıklıyorsunuz bu yazıda.

ADNAN OKTAR: Benim bu yazılarım ısrarla çıkınca Amerika'da, Amerika'nın üslubu değişmeye başladı. Daha önce çamura yatmışlardı bazıları.

EBRU ALTAN: Katar'ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Raya'da yazılarınız yayınlanmaya başladı. Bugün ilk kez yayınlanan makaleniz, "Zalim Savaşların Masum Ruhları: Çocuklar" başlıklıydı.

1845'ten beri yayınlanan Malezya'nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında gelen New Straits Times gazetesinde "Suriye'de Bir Ümit Işıltısı" başlıklı makaleniz yayınlandı. Geçen perşembe başlayan ateşkesin pek tabii güzel bir gelişme olduğunu ama asıl savaşın sonlanmasının önemli olduğunu anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

EBRU ALTAN: Pakistan'ın İngilizce günlük gazetesi National Herald Tribune'da "Türkiye'de Yeni Anayasa Tartışmaları" başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda laiklik kavramı üzerinde duruyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Laiklik Kuran'ın emri. Yani Allah'ın emri.

EBRU ALTAN: Diğer bir yazınız, İngilizce ve Boşnakça yayın yapan Bosna'nın çok takip edilen haber sitesi The Bosnia Times sitesinde "Türkiye'de Anayasa Tartışmaları" başlıklı yazınız yayınlandı.

Bahreyn'in ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Daily News'da "Suriye'de Çocuk Olmak" başlıklı makaleniz yayınlandı. Savaş ortamında yaşayan çocukları savaş olmayan bölgelerde yaşayan çocuklarla kıyaslıyor ve çocukların yaşadıkları zorlukları anlatıyorsunuz.

Bosna merkezli haber sitesi cazin.net'de "Siber Alemde Sanal Savaşlar" başlıklı makaleniz yayınlandı. 

ADNAN OKTAR: Allah işte dünya çapında güzel tebliğ yapmayı nasip ediyor. Bu makaleler çok etkili oluyor dış politikada. Mesela Türkiye ile İran'ın arasının düzelmesinde çok olumlu etki yaptı. Amerika'nın PKK'ya karşı tavır almasına, en azından bunun farkına varmalarına vesile oldu yazılarımız. Daha da olacak inşaAllah. Olumlu, güzel gelişiyor.

OKTAR BABUNA: Türk-İsrail ilişkilerinin düzelmesine vesile oldu.

ADNAN OKTAR: Evet, Türkiye-İsrail ilişkilerinin düzelmesinde geniş adımlar atıldı.  

Rahmetli çok güzel insandı Cem Karaca, delikanlıydı, Osmanlı hayranıydı. Solcuydu ama koçyiğitti delikanlıydı. Allah’ı severdi, evliyayı severdi, büyükleri severdi. Büyüklerle alimlerle onun bir konuşması var, tam Osmanlı efendisi çok nezaketli bayağı kibar bir insan. Allah gani gani rahmet etsin.

EBRU ALTAN: Adnan Bey, PKK Güneydoğu’da su borularını patlattığı için Mehmetçik halka tankerle su götürmüş, çocuklara da şeker, çikolata dağıtmış. Mardin’den resimler vardı.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan. Destan yazıyor onlar. Kamyon hesabıyla gönderelim de yesin çocuklar. Helal olsun benim aslanlarıma. Onlar ne sevap kazanıyorlar ama orada maşaAllah.

Büyük yıkıcı deprem Hicri 1506’ya kadar yok. Hz. Mehdi (a.s)’ın olduğu yerde deprem olmaz. Olaylar olur, kan dökülür, şu olur bu olur ama deprem olmaz. Çok büyük yıkıcı olaylar olmaz ama olay olur.

Naci Görür öyle diyorsa ben de bunu diyorum. Naci Hoca benim dediğimin doğru olduğunu görecek. Allah ömrünü uzun etsin inşaAllah, ömrü vefa ederse görür. Çünkü öbür hocalar da söylediler, dediklerimin doğru olduğunu gördüler. Dediler ki hemen birkaç yıl içinde olacak, birkaç ay içinde hemen olacak dediler, “hayır” dedim ben. Sonra benim dediğime gelmeye başladılar. Ama bak aylarca bana muhalif ifade verdiler. Ama sonra hepsi benim dediğimi tekrar etmeye başladı.

Mesela bu Bangladeş’te Motiur Rahman Nizami yetmiş yaşında idam edildi. Bu çok büyük terbiyesizlik, vicdansızlık ve zulüm. O kadar rica ettik, o Rahmetli’ye de söyledik, dedik “özür dile de bir şey olmaz, senin özrünün biz ne anlama geldiğini biliriz, gerçek bir özür olmayacağı belli onun.” Önce bir canını kurtar sonra gerisi gelir bir şey olurdu. “Yok, ben şehit olacağım” dedi “özür dilemeyeceğim” dedi. Allah gani gani rahmet etsin.

Hay Rahmetli şu sedaya bak, şu güzelliğe bak. Osmanlı kadınıydı Müzeyyen Senar, ulu çınardı. Allah gani gani rahmet etsin.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Yarasalarda sonar sistemi kullanılıyor. Kaplan güvesi diye bir güve kelebeği çeşidi bir özel sinyal yayınlıyormuş. Daha önce şu biliniyordu hayvanlar kendi renkleriyle, vücut yapılarıyla itici gelebiliyorlar bazı düşmanlarına karşı. Bunun yayınladığı sinyalle kendini kötü gösteriyormuş, tatsız gösteriyormuş böyle, onu yemesini engelliyor.

ADNAN OKTAR: Hayvanlardaki harikaların o kadar çok olması hiç bilinmiyordu. Bilim ilerleyince Allah’ın harikaları ortaya çıktı. Çok sathi biliniyordu, dışardan görünen biliniyordu. İç alemine girince muazzam bir dünyayla karşılaşıldı, görülenin bir milyon misli, iki milyon misli harikayla karşılaştık.

Ne IŞİD, ne El-Kaide, ne Taliban hiçbir terör örgütü, hiçbir şiddet terör örgütü kabul edilebilir değildir. İslam halimliktir, sevgi, şefkat ve merhamettir. Ama Kuran’a göre yaşarsan böyledir.

EBRU ALTAN: Bir haber okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

EBRU ALTAN: Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz, Türkiye’nin terörle mücadele konusu gibi bazı konularda istenilen değişiklikleri yapmadığını belirterek “Ben Türkiye’nin bunu yapabileceğini göremiyorum” dedi. Bu nedenle vize serbestisi düzenlemesinin yapılmadığını belirtti. Türkiye’nin terörle mücadeleyi yumuşatması için gereken düzenlemeleri bir an önce meclise getirmesi gerektiğini de ifade etti.

ADNAN OKTAR: İşte yumuşatmayı görecekler. PKK’ya ne gerekiyorsa yapılacak, öyle bir şey olmaz. Yumuşatılacakmış ki PKK da palazlansın. Kendileri peki niye bu kadar sert davranıyorlar teröristlere? En ufak bir harekette çekip vuruyorlar Amerikan polisi falan. Adamları kafeslerin içine doldurdular. İŞİD mensuplarını, El Kaide, Taliban mensuplarını mahvettiler Amerikan askerleri, darmadağın ettiler. Afganistan’a gittiler havadan bombardıman, karadan bombardıman, otomatik silahlarla tarayarak, yakaladıklarının kulaklarını kestiler, burunlarını, parmaklarını kestiler, akıl almaz bir dehşet saçtılar. Bize mülayemet öğretiyorlar. Bu oyuna kimse gelmez.

Bazıları zannediyor ki isteyen istediğini istediği gibi öldürür. Kaderde olmadan bir şey yapılamaz. Allah öldürür insanı, şahıs öldüremez. Allah Azrail (a.s)’a emreder, gelir canı alır. Sebepler çeşitli olur o ayrı mesele. Şahıs öldüremez. Canı almanın emrini Allah verir.

Amerika 2014’den bu yana IŞİD üzerine kırk bin bomba attı, kırk bin toplam. Milyonlarca çocuk ve kadını şehit etti. Bu mu mülayemet? “Bak, terör örgütüyle böyle mücadele ediyorum” diyor. PKK bizim on binlerce aslanımızı şehit etti ve Türkiye de kendini savunuyor. Ne demek yani mülayemet?

Viyana’da “İslam Terörü Lanetler” kitabı, maşaAllah çok iyi oldu o dağıtım, çok çok etkileyici oldu. Ve sayısı da çok yüksek.

“Eğlenmek Kuran’ın neresinde helal?” Sezer İnan. Ama şimdi sistemi yanlış biliyorsun. Neresinde helal değil Kuran’ın? Oradan gideceksin. Bak şimdi, helaller sayılacak gibi değil, milyonlarca, milyarlarca. Ama haramlar sayılacak gibi. Parmakla sayılır haramlar. Sen neyi diyorsun bize? Milyarlarca helalin kaynağını istiyorsun Kuran’da. O zaman milyarlarca cilt Kuran olması gerekir. Yanlış biliyorsun. Usul öyle değildir. Usul nasıldır? Haram mı değil mi? Bakarsın, değilse helaldir. Bunu defalarca anlattım, artık buna iyice kanaatiniz gelsin. Öbür türlü ne kadar mantıksız olacağını bilmeniz lazım. Kuran zaten usulünün böyle olduğunu söylüyor bize. “De ki: Bunların haram olduğunu göremiyorum” diyor bak. Neyi görmemiz gerekiyormuş? Demek ki haramları görmek gerekiyormuş. Helalleri göremiyorum demiyor. “Haram olduğuna dair bir bilgi göremiyorum.” Kuran’daki usulü uygularsan doğrusu budur.

Masaüstü Görünümü