Harun Yahya

Sohbetler (12 Mayıs 2016; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Akşam sohbetleriniz çok güzel. Bayağı iyi, samimi, candan oluyor. Güzel. İzlemenin yüksekliği zaten doğru yolda olduğumuzu gösteriyor.

İngiliz derin devleti iki yüz yıldan beri yaklaşık, hatta daha da fazla Türk devletine karşı bir mücadele yürütüyor. Hep böyle siyasileri ele geçirmişler, paşaları ele geçirmişler, baskı yapmışlar, tahttan indirmişler mesela Abdülhamit’i tahttan indirmişler. İstediklerini tahta getirmişler. İki yüz yıldan beri İngiliz derin devletinin faaliyetini insanlar fark edememiş. Hep gizli arkada bırakmışlar kendilerini. İşte Amerika’yı, Rusya’yı falan kullanmışlar, şunu bunu kullanmışlar. Amerika çok gariban bir ülkedir, alabildiğine garibandır. Rusya da garibandır yani köylü toplumlardır. Rusya da köylü toplumdur, Amerika da köylü toplumdur. Yani köylülüğün o temizliği, saflığı, iyi niyeti vardır. Yani bilmezler öyle çetrefilli işleri. Onları yöneten bir sistemdir İngiliz derin devleti. Bakın şu an Türk hükümetine de çengel atmaya çalışıyorlar kendi kafalarına göre. Bakanları etkilemeye çalışıyorlar, şunu bunu etkilemeye çalışıyorlar. “Şöyle olması gerekir, böyle olması gerekir” yönlendirmeye çalışıyorlar. Ama Tayyip Hoca maşaAllah bayağı uyanık çıktı, bütün gücüyle direniyor. Hiçbir şekilde de kabul etmiyor. Birçok oyunun arkasında onlar var. Şimdi saysam hayretler içinde kalırsınız. Aydınları ele geçiriyorlar, gençleri etkilemeye çalışıyorlar; işte sen çok zekisin, çok akıllısın, sen bu topluluğa hiç benzemiyorsun, sen dâhisin, seni biz yetiştirelim, seni Türkiye’ye idareci yaparız yahut Pakistan’a idareci yaparız, hatta İngiltere’de milletvekili olabilirsin, seni bakanlarla görüştüreceğiz, sen dünya yöneticisisin” falan ona benzer. Onlar da ona kanıyor yani yiyorlar argo tabirle ve onların peşine takılıyorlar. Böyle binlerce, on binlerce genci argo tabirle kafalamış vaziyetteler. Onlar da onu yemiş. Bu oyunu işte ortadan kaldırıyoruz şu an. Çok çok dikkatli olmak lazım. Tabii zayıf insanları kullanırlar derin devletler hep, münafık tiynetli insanları kullanırlar. Yani imanı zayıf, aklı zayıf fakat şeytani zekaya sahip tipleri kullanırlar. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da öyle olmuştur. Çok sinsi olur derin devletler. Yani münafığı da hemen gözünden tanır onlar. Allah’ın hikmeti o onu buluyor, o da onu buluyor. Ayette diyor ya Peygamber (s.a.v.)’e “Üstündeki pisliği temizle, kiri temizle” o münafıklara da, küfre de işaret eden bir ayettir. Yani fiili kir anlamında değil sadece, yani o pisliklerden kurtul, o pislikleri at çevrenden tedbir al. Çünkü “Ancak bir pisliktir” diyor Allah, “Müşrikler ancak bir pisliktirler” yani münafıklar, kafirun kafirat, münafıkun ve münafıkat ancak bir pisliktir diyor Allah. Ayette ne diyor? “Pislikten uzaklaş, pisliği üzerinden temizle.” İşte temizlemek için akıl, fikir, sabır, dikkat, irade, bilgi lazım. Şefkatle tabii. Tepeleyerek, ezerek falan değil.  Mesela insan elbisesini nasıl temizliyor? Ceketini gidip yakmıyor değil mi? Suya tutuyor yıkıyor sakin sakin. Hatta şarkı söyleyerek yıkıyor ve sonunda ceket temizleniyor, pislik de akıp gitmiş oluyor. Öyledir. Münafık da yıkanırken eğer onun üstündeki pislik de giderse o da kurtulur. Ama münafık üstündeki pisliğe yapışırsa o pislikle beraber münafık da gider. Yani pisliğe yapışmaması gerekiyor münafığın. Hakiki münafık yapışır pisliğe, o pislikle beraber yıkanır gider. Mümin sürekli münafıklardan çevresini temizleyip yıkayacak. Oh tertemiz olduk diye bir şey olmaz, ararsan bulursun. Münafığı gözler arayacak. Kafir demek Müslümanla mücadele eden, dinsiz kişi anlamına gelir. Müslümanlara zarar veren. Zarar vermiyorsa ateisttir, onunla kimse ilgilenmez.

Mesela münafıklar diyor ki Peygamber (s.a.v.)’e çok zeki ve şeytani olurlar. Ve huzursuzluk yaratma münafığın çok önemli özelliğidir. Hiç huzursuz olduğu vaki değil diyemezsin. Hep huzursuzdur. Etrafına huzursuzluk saçar münafık. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyor ki; “Bu sıcakta savaşa çıkılır mı?” Pat diye kalabalığın içinde söylüyor bunu, tam fitneci ve ahlaksız. Şimdi bak orada demek istiyor ki; “Sen akıl edemedin bunu” diyor Peygamber (s.a.v.)’e haşa. “Bunlar da akıl edemediler ama ben akıl ettim” diyor. Şimdi ortalı da bir laf. Tam fitneci, pislik yani. Peygamber (s.a.v.) de diyor ki, “Hava sıcak ama bela büyük, sıcağın ben de farkındayım. Ama ne yapıp yapıp yenmemiz gerekiyor” diyor sahabelere. Ama kasten yapıyor o ahlaksızlığı, o biliyor onun cevabını. Ama sırf fitne olsun, pislik olsun, Müslümanlar huzursuz olsun, kargaşa olsun. Eğer o aptalca zekasıyla -münafığın aptal zekası vardır- eğer başarılı olursa onlara sükse yapmış olacak ve o topluluğun gereksiz olduğunu, kendinin üstün olduğunu vurgulamış olacak. Onun için münafığın oyununa karşı çok uyanık olmak lazım. Çok azla örnek var Kuran’da biliyorsunuz. Hep Peygamber (s.a.v.)’i zor durumda bırakmak için mesela halbuki köpek gibi biliyor onun cevabını, it gibi biliyor. Mesela diyor ki, “Savaşmayı bilsem gelirdim.” Halbuki biliyor, eşek gibi biliyor ama işi aptallığa veriyor. Sırf rahatsızlık vermek, ahlaksızlık yapmak, huzursuzluk yaymak, Müslümanları tedirgin etmek, bir güven sarsıntısı meydana getirmek, Peygamber (s.a.v.)’e şüpheyle bakılmasını sağlamak yani kalbindeki münafığın nefret bir türlü dinmez. Çok ahlaksız ve alçak olurlar. En sakinleşti dediğin dönemde yine itlik yapar, adilik yapar. Göz açtırmamak ve çok dikkatli olmak gerekir ibadet olarak. Münafığın çok faydası vardır; aklı açar, kalbi açar, mücadele azmini artırır, dikkatli olunmasını sağlar, küfre karşı güçlü olmayı sağlar. Yoksa Müslüman çok rehavet içinde olur, gevşer, çok açık verir ama münafık sayesinde çok dikkatli, tetikte ve uyanık olur. O yüzden kafirin etkisi de çok çok zayıf olur. Münafığa karşı da sürekli uyanık olduğu için hem Müslüman’ın aklı gelişir, hem mücadele azmi gelişir, hem sevabı çok olur. Yani münafığın saymakla bitmez faydaları mümine sevap ve gelişme cihetinden. Fitne gibi görünür ama çok büyük faydası vardır. Uyanık olması ve Kuran’ı çok iyi anlamasını sağlar. Kuran’ı çok iyi yaşamasını sağlar. Mesela istedikleri yerine getirildiğinde münafıklar iyidir, sakindir ama mesela istedikleri yerine gelmedi miydi çok çirkefleşir, saldırganlaşırlar. Mesela “Bu sıcakta savaşa çıkılır mı?” hayvan herif sen çıkardın o söylemi, öyle bir çıkarsın ki. Sırf pislik ahlaksızlık olsun. Huzursuzluk yapacak konuyu münafık çok rahat bulur. Mesela çok sakin ortam var değil mi; mutlaka bulur. Halbuki gayet güzel işte mücadele edecek Müslümanlar, başarılı olacaklar; hiçbir şey yok. Durduk yere fitne, ahlaksızlık çıkarır ve müthiş bir pisliktir münafık. Kuran’da çok fazla örneği vardır, dikkatlice bakarsanız görürsünüz.

ENDER DABAN: Şeytandan Allah’a sığınırım; “Bize bundan ne var ki?” diye soruyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Hep alçak çıkarcıdır münafık. Sürekli böyle tırtıkçı, oyuncu, kendi çıkarı için yaşar münafık, hayatı hep kendi çıkarı içindir. Kendi çıkarıyla çatıştığında hayvanlaşır, vahşileşir, saldırganlaşır onu da görüyorsunuz Kuran’da.

KARTAL GÖKTAN: Şeytandan Allah’a sığınırım; “Yakın bir yarar veya orta bir sefer olsaydı onlar seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi.”

ADNAN OKTAR: Tabii. Münafığın vasfı bu. Küfre çok saygıyla bakarlar, her şeye hakim gördükleri için. Ama müminleri zayıf görürler aptal kafalarıyla ama hep de galip olanlar müminler olur. Güvendiği küfür hep sürekli ezilir ve aşağılanır.

Bir filmimiz var seyredelim, yine devam edeceğiz.

VTR: Münafıkların Akılları Eski Hayatlarında Kalır, İnkar Edenlere Karşı Ezik Bir Hayranlık Duyarlar

PİRAYE YÜCE: İman hakikatleriyle programımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Neler konuşuyorsunuz?

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Güneş sistemi.

ADNAN OKTAR: Güneş sistemi, ya her şey acayip hücre acayip, güneş sistemi acayip her yerde bir ortak akıl, matematik mükemmellik var, çok acayip bir sistem.

“Kuran’a göre sabır nasıl olur Hocam? Sabır gösterirken nasıl davranmamamız gerekir?” Şeyma. Sabrı tahammüle çevirmemek lazım, şimdi sabır öbür türlü eziyet olur. Tahammül vardır tahammül mesela adam gerilir falan sonra sabır derken böyle dişleri birbirine geçirerek, kastırarak; Allah’a tevekkülle, hoşnutluk içinde Allah yaratıyorsa hayır vardır deyip sıkıntı, ıstırap çekmeden beklemek. Öbür türlü tahammül vardır o zor Allah vermesin adamın her yeri kasılır, sinirleri kasılır, kafası gider. Tabii bu düşünerek elde edilir. Birdenbire elde edilmez. Böyle olsun demeyle olmaz, araştırmak, incelemek, Allah’ın sanatını bilmek, Allah’a kendini bırakmak gerekiyor. Bu herkesin yapabildiği bir şey değil yani büyük bir nimettir sabırlılardan olmak. Sabırlılar onlar ayrı bir topluluktur sabırlılar diye. Şeyh Nazım Hocam diyor ya, “Allah seni sabırlılardan yazmıştır.”

ASLI HANIM: “Daha da ötesi de razılardan yazılmıştır” diyor.           

ADNAN OKTAR: Evet, razılardan. Ne şeker insan, Allah gani gani rahmet etsin. Cennet kuzusu maşaAllah. Şeyh Mehmet Efendi de çok değerlidir oğlu, evladı. Şeyh Ahmet Yasin Hoca çok değerlidir, çok şekerdir.

BEYZA BAYRAKTAR: Ayette “Allah sabredenleri sever” diye geçiyor.

ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.

“Canım bir tanem değerli Hocam, bir kişiyi Allah için özlemek nasıl olur? Sevgiler.” İnsan sevdiğini özler zaten, hemen özler çünkü gördüğünde zaten çok hoşuna gidiyor. Ama pislik adamlar özlenmez, Allah ondan uzak etsin denir, rahatsız olur insan mesela münafıklar müminlere çok zordur, kafirun ve kafirat, münafıkun ve münafıkat, cahilun ve cahilat onlar da çok zordur fakat ibadettir tabii onlardan beri olmak değil; onları eğitmek, onlara anlamasa dahi anlatmak önemli ama hiç anlamayacağına dair kanaatimiz varsa da anlatmayacağız tabii uzak duracağız.

Hale Güler, “Mevlana Nizami idam edilmesi…” Bir Müslüman tamam hatası da olabilir, eksiği de olabilir ama asılmasına gerek yok en fazla hapsedersin.

Kemal Ersöz, “Adnan Bey, İslam Birliği mi?” Onu zor görüyorsun. Yo çok kolay, Türkiye zaten Müslüman, İran’la, Afganistan’la candan dost olduğunda, sınırları aştığında; Avrupa Birliği nasıl dost oluyor? İşte İslam Birliği bu kadar kolay, Avrupa Birliği deniyor bak, bunda şaşırmıyorsun adamların birçok görüşü ayrı, kimi sağcı, kimi solcu ama birleşiyorlar. Müslüman niye birleşmesin?

Selin Hak, “Hocam, evli olmasam, çocuğum da olmasa her şeyi bırakıp yanına gelirdim. Allah razı olsun senden” diyor. Evli olmasa, öbürü de ne der? İşim olmasa gelirdim der, öbürü yorgun olmasam gelirdim, öbürü para kazanacağımı bilsem gelirdim, öbürü riskli görmesem gelirdim, öbürü çevrem bir şey demese gelirdim, öbürü böyle başka ne diyebilir? Ailem müsaade etse gelirdim, arkadaşlarım müsaade etse gelirdim, canım çekse gelirdim. Ben kendim için söylemeyeyim de, sana cehennem gösterilse ne kocanı dinlersin, ne çocuğunu dinlersin, ne arkadaşlarını dinlersin hiç kimseyi dinlemezsin. Bütün mesele güçlü imandadır. Resulullah (s.a.v.) zamanında da adamlar diyordu işte evim açık gelemem. İşte eşim var, kocam var falan halbuki vicdanen biliyorlar. Kocan o da Müslüman olsun o da gelsin. Çocuğun o da Müslüman olsun o da gelsin. Resulullah (s.a.v.) devri için diyorum. Çocuğunu da İslam’a kazandır, eşini de İslam’a da kazandır, kendin de İslam’a hizmet et.

BEYZA BAYRAKTAR: En yakınlarınızdan başlayın diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii canım. Öyle bahane mi olur? O zaman hiç kimse İslam’a hizmet edemez. Hiç birimiz bir araya gelemezdik. O zaman ben de derdim evleneyim işte eşim müsaade etmedi gelemiyorum. İşte çocuğum olmasa ben tebliğ yapardım. Senin canın can da başkasının ki can değil mi? Böyle mantık olmaz. Bunun geçersiz olduğunu öldüğünde anlayacaksın. Mantığı olmadığını göreceksin.

Münafikun Suresi 9’da Cenab- ı Allah diyor ki,  “Ey iman edenler ne mallarınız, ne çocuklarınız sizi Allah’ı zikretmekten tutkuya kaptırarak alıkoymasın. Kim böyle yaparsa artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir” diyor. “Babalarınız, eşleriniz, çocuklarınız, yarım kalmasından korktuğunuz ticaret, aşiretiniz eğer Allah’tan, Resulü’nden ve Allah yolunda mücadeleden daha hayırlı görüyorsanız o zaman bekleyedurun” diyor Allah. O yüzden o tip ifadeler geçerli olmaz.

Levent Dizdar, “Hocam ben çok zengindim bir anda battım. Çok zor dönemden geçiyorum” diyor.  Malı sana veren de Allah, alan da Allah. Keşke malını Allah yolunda harcasaydın da Allah yolunda o sevaba erseydin. Allah yolunda harcamadığın için belki Allah hepsini elinden almış olabilir.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Makalelerinizi anlatabiliriz isterseniz.

ADNAN OKTAR: Tamam dinliyorum.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Uluslararası basında yakından takip edilen ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip Rusya’nın en köklü internet gazetelerinden Pravda’da eşcinselliğin topluma yanlış tanıtılması konusundaki yazınız yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Yani çirkin bir eylemin propagandasının yapılmasının yanlışlığı, homoseksüelliğin çirkinliğini anlatıyoruz.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Bu yazınızda eşcinselliğin en başta hem Kuran’a, hem de diğer ilahi dinlere göre haram olduğunu anlatıyor ve ardından toplumlara verdiği zararları, istatistikleri ve araştırmalara dayanarak delillerle ifade ediyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Pravda, bak Ruslar demek ki bu konuda sağlam. Amerika’da bir gazetede bunu çıkartsan yer yerinden oynar, kabul etmezler ama Rusya homoseksüelliğe karşı onlar, delikanlılar, aklı başındalar, Ortodoks dindarlar tebrik ediyorum.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: New York’tan yayın yapan bağımsız Kürt Haber ajansı Ekurd Daily sitesinde “İdam dünyadan kalkması gereken zülüm” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Ayrıca Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük Gazetesi  Makarah Newspaper’da “Türkiye’de yeni anayasa tartışmaları” başlıklı yazınız yayınlandı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Suudi Arabistan’da bir yazı çıkması bir Sünni’nin görülmüş şey değil. Ama beni çok sevdikleri için yayınlıyorlar maşaAllah, Rusya’da da öyle Pravda en büyük gazetesi, yüz yıldan beri en büyük gazetedir orada. Orada da yazılarım muntazam yayınlanıyor. Ve çok fazla takip ediliyor, okunuyor bunlar çok büyük nimet, güzellik.

“Dünyanın her yeri mescitse bu kadar cami niye yapılıyor? Ve siz hala niye Çamlıca Tepesi’ne ikinci camii istiyorsunuz?” Kenan. Sen niye istemiyorsun?  Benim istemem normal. Cami çünkü görünüşü çok güzel, Allah’ı hatırlatıyor, dini hatırlatıyor. İstanbul’un felsefesine, ruhuna, imanına yakışıyor görünüşü güzel oluyor. Senin istememen nedir?

"Hocam keçinin ayet sayfaları yediğiyle ilgili hadis var. Bunun doğruluğu ne denlidir?" Ömer. Çok vicdana uygun olmayan, yakışıksız, vicdana uygun olmayan bir üslup. "Keçi ayet yemiş" bir kere sahabelere de çirkin bir ifade bu, Allah'a karşı da çirkin bir cüret. İnanılır gibi değil. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.), bütün ayetleri ezberden biliyordu. Sahabeler de ezberden biliyorlardı, hepsi hafızdı. Yazmadan çok ezberde tutuluyordu zaten. Keçi yediyse yeniden yazılır. Hayır, kırılabilir de yanabilir de değil mi? O son derece anlamsız. Allah'ın hükmü demek ki ayetlerin yazıldığı kitap yanmış olsa din İslam ortadan kalkmış olacak onların kafasına göre. Böyle şey olur mu? "Keçi yedi, bilmem şu oldu, bu oldu" falan. İşte bu insanlarla dalga geçmek gibi bir şey, alay etmek gibi bir şey. Şeytan Müslümanlarla adeta alay ediyor. Buna inananlara da ben şaşıyorum. Böyle bir şey olmaz.

"Hocam bazen sizin insanları çok sert eleştirmenize şaşıyordum. Şimdi ise ne kadar hak ettiklerini anladım." diyor Kamil Dursun.

"Adnan Bey, yabancı ve yerli ateist sitelere ne zaman girsem ya sizin isminizle ya resminizle karşılaşıyorum." diyor Vesile Umut. Demek ki karşılarındaki en güçlü atak yapan kişiyim.

"İsrailli dostlarınız kutsal tabut hakkındaki açıklamanızı duymuştur. Muhtemelen kutsal sandığı aramaya başlamışlardır." Umut Işık. Nasıl yapacaklar? Taberiye Gölü'nü kurutmaları lazım, bütün suyu boşaltmaları lazım. Gölün kurumasını bekleyecekler. Taşları kaldıracaklar, taşların altında. Dozer kepçeyle dikkatlice açılması lazım. Onu Mehdi (a.s)'den başka kimse yapamaz.

"Hocam Ayasofya'nın altında ne var ki Masonlar bu kadar çok önemsiyor." Kamil Korkmaz. Masonlar değil herkes önemsiyor. Ayasofya'nın altında neler olduğunu Mehdi (a.s) devrinde göreceksiniz.

Münafığın ruhu çatışmacı ve anarşisttir. Münafık sürekli kavgacıdır. Kavga konusu arar, çatışma ve itiraz konusu arar. Bir münafığın vasfını oradan anlayabilirsin. Hemen bir şeye itiraz etmek ister, hemen çatışma hemen anarşi ruhu içerisindedir. Kendi çıkarıyla çatışma olmadığında sakin olur münafık. Ama kendi nefsiyle ve çıkarlarıyla çatışıldığında o anarşist deli ruhlu o şeytani ruhu hemen ortaya çıkar. Kuran'da çok detaylı tarif edilmiştir. Şeytandan Allah'a sığınırım, Nur Suresi, 48 "Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Resulüne çağrıldıkları zaman, onlardan bir grup yüz çevirir. [Nur Suresi, 48]" Bunlar işte münafıklar; münafıkun ve münafıkat. Nur Suresi 49, “Eğer hak lehlerinde ise, ona boyun eğerek gelirler.” (Nur Suresi, 49) Yani hoşlanarak, mutlu olarak gelirler. Ama değilse o anarşist, azgın, şeytani, küstah, ahlaksız ruhlarını ortaya koyuyorlar. Resulullah (s.a.v.) devrinde hep böyleydi bunların tavrı. “Bunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa kuşkuya mı kapıldılar? Yoksa Allah'ın ve elçisinin kendilerine karşı haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır, onlar zalim kimselerdir.” (Nur Suresi, 50) Yani zalim; anarşist ruhlu, psikopat, kavgacı, sevgisiz, kindar, manyak ruhlu kişilerdir. Onun için münafık hiçbir zaman için yatışmaz. Peygamberimiz (s.a.v.) devrinde gayet güzel ortam. Suudi Arabistan zaten sıcak, her zaman sıcak. Sırf pislik, ahlaksızlık olsun kalabalığın içinde diyor ki; "Ya Muhammed" diyor. Üslupları da çok küstahtır münafıkların. Saygısız ve küstah olmak onlar için önemli bir konudur. Hitabetleri de küstahçadır. "Hava çok sıcak." diyor sanki Peygamber (s.a.v.) bilmiyor gibi, "Bu sıcak havada cihada çıkılmaz." diyor. Resulullah (s.a.v.) zaten biliyor, herkes biliyor. Ama sırf pislik olsun, fitne olsun, Peygamberimiz (s.a.v.)'in aleyhine Müslümanları kışkırtmak olsun kendini güya çok zeki gösteriyor. Peygamber (s.a.v.)'i de haşa onu akıl edemez bir insan gibi göstermeye çalışıyor. Adiliğinden, haysiyetsizliğinden, namussuzluğundan, o anarşist kahpe ruhundan kaynaklanıyor. Yoksa ona para versen çıkar o. O, on derece daha sıcak olsa çıkar fark etmez. Zaten orası sıcak. Gölgede elli derece, altmış derece oluyor. Herkes de hayatını yaşıyor. Yani ruhunda o anarşist ahlaksız kişi yani münafık; bu olayla karşılaştığındaki tavrı bu. Bir tek Resulullah (s.a.v.) devrinde mi? Her devirde. Hazreti Musa (a.s) zamanında da böyleler. Her devirde de böyleler. Tevbe Suresi 81, “Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler...” Mesela İslam'a hizmet etmiyor, yazı yazmıyor, konuşmuyor, anlatmıyor... Asrımızda nasıl olur bu? İslam'a hizmet etmez. Bir şekilde hizmet etmez. Boş işlerle vakit geçirir, keyfi işlerle vakit geçirir. Yani her türlü boş iş. İslam'a istese hizmet eder. İnternet'ten de hizmet eder, sözlü olarak da hizmet eder, her türlü hizmeti eder. Ancak para versen bunu yapar, çıkarı olursa. Ama çıkarı olmayınca yapmaz. Çünkü İslam'a hizmet münafığın çok ağırına gider, her kelime onun ciğerine kurşun sıkılmış gibi ıstırap verir. Ama sırf Müslümanlara şirin görünmek için, kendince dikkat çekmemek için öfkeyle yine biraz hizmet ediyor gibi kendini gösterir. 

GÜLEN BATURALP: Siz söylemiştiniz Adnan Bey, "Daha sonra da o İslam için yaptıkları hizmeti geri almaya çalışırlar ama geri de alamazlar münafıklar." demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.

GÜLEN BATURALP: "İslam için mümin gibi göründükleri dönemde yaptıkları hizmeti münafıklar daha sonra geri almak isterler ama bunu da başaramazlar." demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, o çok ağırlarına gidiyor. Çünkü ömrünü vermiş, gençliğini vermiş. Gençliğini alamaz, ömrünü geri alamaz, yaptığı hizmeti geri alamaz. Ama işte İslam'a kazandırdıkları kişiler varsa onları geri döndürmeye çalışırlar. Onlar da Müslümansa tabii onu deli ve haysiyetsiz olarak görüyorlar, manyak olarak görüyorlar. Münafıklığına bir kat daha kanaatleri geliyor. Ben gördüm öyle münafıklar da. İslam'a kazandırdıklarını geri İslam'dan soğutmaya çalıştılar. Münafıkların bu tavrına karşı Müslümanların cevabı "Hayır" oldu tabii ki kabul etmediler.

Hazreti Ali (keremullahi veche) şöyle diyor; "Münafığın üç alameti vardır: yalnız olduğunda tembelleşir." Uyuz böyle kendi içine çekilir, boş işlerle uğraşır. "Halk arasında olduğunda pek faal olur." Zekasını göstermek işte kendinin üstün olduğunu göstermek için yalan dolan, üç kağıtçılık... Her şeyi yapar. "Övüldüğünde fazla atak olur." diyor. Övüldüğünde, "Aman sen şöylesin, böylesin." dersen yani onu göstermek için böyle bir şey yapar. "Eleştirildiğinde ibadeti azalır." Moral yönünden çöker diyor, anormalleşir diyor, dengesizleşir. Bu Kimya'yı Saadet'te geçiyor. Gösterişe çok önem verir münafık. "Desinler" çok önemlidir. Münafığın vasfı mesela oturur, bir yere oturttur onu; saatlerce öyle boş boş etrafa bakar münafık. Allah'tan korkmaz. öyle durur. Anlayamazsın da. Çok bariz alametleri vardır. Bomboş oturur, böyle bakar. Dengeli bir insan bunu yapmaz. İyilikten anlamaz münafık. Müslümanlara karşı öfkesi asla yatışmaz. Kinleri hep içindedir. Kinini saklayamaz. Ufacık bir gerekçe gördüğünde hemen psikopatlığını, o anarşist ruhunu, azgın ve deli ruhunu hemen gösterir. Ama Müslüman öyle değil. Müslüman mutmain, itminana ermiş. Ayette var ya itminan oluşması müminde, mutmain oluyor. Sabırlı oluyor. Mesela bir şey olduğunda kanaatkar oluyor. Ona verilen bir şeye kanaat getiriyor. Söylenen söze kanaat getiriyor. Fitneden kaçınıyor, kargaşadan kaçınıyor. Aman ortalık karışmasın, aman gerginlik olmasın, aman ortalık huzurlu olsun kafasında oluyor. Münafık öyle değildir, küstahtır, deli tiynetlidir, ne olacağı onu ilgilendirmez, delice menfaati için saldırganlaşır, küstahlaşır, azgınlaşır. Anarşisttir ruhu, şeytan gibi. Mesela şeytan cennette duruyor bak, normal duruyor birden azgınlığı geliyor. Şeytan azgınlığı; geliyor Adem (a.s)'e zarar vermeye kalkıyor, Havva'ya zarar vermeye kalkıyor; ortalığı birbirine katmaya kalkıyor, yetmiyor; bütün Müslümanlara zarar verme kafasına giriyor. Münafığın ruhu da böyledir, zarar verme ruhu içerisindedir. Ama fırsat kollar. Ama mümin tabii buna dikkatli davranırsa münafığın bu atağını engeller. Bu, münafığa uyanık olma, dikkatli olma, zekasının ve aklının gelişmesiyle neticelenecek güzel bir ibadet olur. Ve bunları verir ona. “Allah'ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli (dost ve müttefik) edinenleri görmedin mi?...”(Mücadele Suresi, 14) Müslümanlar mesela homoseksüelliğe karşı, Darwinizm’e karşı ama münafık onları veli ve dost ediniyor. Nerede mesela derin devlet mensubu varsa veyahut nerede bir oyuncu varsa, nerede küstah bir züppe varsa, nerede İslam'a kötülük yapmak isteyen varsa, pislik insanlar varsa gider onları bulur münafık. Hayret edici şekilde bulur. Onun hazır bulduğunu da işte Müslüman yakalarsa oradan onları etkisiz hale getirebilir. Yoksa Müslüman onu bulamaz kolay kolay. Yani pislik insanları Müslüman bulamaz. Münafığın bulduğunu yakalayabilir. Münafık, avcı köpeği gibidir aynı zamanda. Yani küfrün en pislik adamlarını o bulacağı için onun bulduğunu Müslüman yakalayıp ilimle irfanla etkisiz hale getirir. Müslüman nereden bulsun onları? O koku alır, şeytani bir güçle o kokuyu alır. 

GÜLEN BATURALP: Ayette, şeytandan Allah'a sığınırım “...Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.” (Nisa Suresi, 139) diye bildiriliyor. 

ADNAN OKTAR: İşte onlardan bir şeyler umuyor. Mesela şöhret olurum, etkilenirim, para verirler, beni bir yere getirirler, korur kollarlar. Ümitvar oluyor. Aslında onların ahlaksız olduğunu da biliyor. Fakat dine karşı ahlaksız olduğu için ona fark etmiyor.

Allah diyor ki, Cenab-ı Allah, “...onlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız -dikkatli olursanız- (bu) emirlere olan azimdendir.” (Ali İmran Suresi, 186) Çok ahlaksız olur münafık. Sivri dilli ve pisliktir. Münafığın canı çok tatlıdır. Diyor ya, "Bu sıcakta güneşe çıkılır mı?" Canı tatlı olduğundan ahlaksızlığından yapıyor. Canı tatlı gibi gösterir. Hiçbir şey söylemek mümkün olmaz münafığa. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak da mümkün olmaz. Mesela "Kötülüğü yapma" diyemezsin münafığa. Züppelik yapar, çakallık yapar, o anarşist azgın ruhunu ortaya çıkartır. Çok ustaca anlatılabilir, dolaylı yoldan anlatılabilir. Yani münafığın suyu baştan kesilerek etkisiz hale getirilebilir. Münafıklar diyerek konuşmaya kalkarsan onda demagoji, küstahlık, pislik, ahlaksızlık diz boyudur, bir bataktır, lağımdır. Ele alınacak gibi olmaz münafık. Dolaylı yoldan etkileyebilirsin. Yani suyu başından keserek onun o akışan yolunu keserek durdurabilirsin. Çünkü münafık lağımla beslenir. Onun lağımını kestin mi netice alamaz, yolu kapanır.

Kendilerini münafıklar hep müstağni, iyi, akıllı, isabetli düşünen olarak görürler. Müslümanları da tabii yanlış düşünen, eksik düşünen olarak görürler. Bir tavsiyede bulunsan çok şiddetli tepki verir bir münafık. Onun hep için dokunma, Peygamberimiz (s.a.v.), hiç dokunmamıştır münafıklara. Üç yüze yakın münafık vardı; dokunmuyordu, yollarını kesiyordu onların, kanallarını kapatarak etkisiz hale getiriyordu. Direkt muhatap olsa pislikler, Müslümanların başına çok büyük bela olurlardı. Ama çok ustaca onları idare etti, İslam'a faydalı hale getirdi. 

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar'la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü