Harun Yahya

Sohbetler (15 Mayıs 2016; 14:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Hoş geldiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Sevmek mutluluk verir” diyelim, bir etiket yapalım.

Tayyip Hoca’ya helal olsun, bayağı şevkli. Yine baktım gelirken gençler toplanmış konuşuyor. Ama dinlensin, dinlensin, cumartesi pazarları dinlensin. Etrafındakiler de öyle her şeyi Tayyip Hoca’ya bırakmasınlar, onun gibi böyle şevkli olsunlar. Tabii Allah razı olsun onlar da gayret ediyor ama daha iyi olabilir.

Resulullah (s.a.v.) Hz. Hasan (r.a)’a sevgisi çok müthiş, ona “Küçük Adam” diyormuş Arapça “Küçük Adam orada mı? Küçük Adam orada mı” diye. Hasan (r.a) koşarak geliyormuş, Peygamberimiz (s.a.v.) ona dua ediyormuş. “Ben onu seviyorum, Sen de onu ve onu sevenleri sevmeni diliyorum Ya Rabbi” diyormuş. Peygamberimiz (s.a.v.) sırt üstü yatıp böyle uzanıyormuş Hz. Hasan (r.a)’ı ayaklarıyla havaya kaldırıyormuş böyle. Hasan (r.a)’ın en sevdiği olaylardan bir tanesi. Birde kulağını, burnunu, yanaklarını ufak ufak ısırıyormuş Peygamberimiz (s.a.v.). Sevme öyle olur güzel. MaşaAllah, en güzelini bilir Resulullah (s.a.v.).

Resulullah (s.a.v.)’ın hayatını anlatırlarken bir kısmı biraz soğuk ve garip anlatıyorlar. Benim kitabım çok iyi o yönden, çok dürüst ve samimi bir anlatım var.  Resulullah (s.a.v.)’ın boyu için mesela diyor ki; “Ne orta boyluydu, ne kısa boyluydu.” Kardeşim mutedil bir boydaydı dersin, güzel ortanın üstü bir boydaydı dersin bu kadar. Şu laf mı? “Ne çok kısaydı” diyor, “ne çok uzundu” diyor böyle denir mi? Böyle tarif mi olur? Ben hayatta hiçbir kimseye böyle bir şey demem. Kullanılan bir üslup değil. O devirlerdeki insanlar belki cahil olabilir bir kısmı falan. Yanlış bir üslupla nakletmiş olabilir, kendi kültüründen görgüsünden dolayı. Olduğu gibi öyle nakledilmez o. Orta boyluydu, ortadan biraz daha uzunca boylu Resulullah (s.a.v.) o kadar.

Bu PKK’dan kaçanlar yüzde 99 diyorlarmış homoseksüellik PKK’da. İtirafçılar. Bak tam dediğim gibi. Yani şuana kadar yüze yakın itirafçı çıktı hepsi aynı şeyi söylüyorlar. Yani homoseksüel olmayan yok gibi bir şey diyorlar, hep homoseksüeller. İşte Avrupa’dan da akın akın onun için geliyorlar.

Mesela bak o rahmetliyi astılar, biz internetten her yeri birbirine kattık, ayağa kaldırdık. Hemen hemen hiç kimsenin kılı kıpırdamadı. Çok az insandan tepki geldi. İdamın durdurulması için bayağı uğraştık.

İngiliz derin devletini bütün İslam alemine ve bütün Avrupa’ya her yere öğretelim. Çünkü bunların en büyük silahı, deccalın en büyük silahı gizlenmesidir. Deccalı diyor zaten Peygamberimiz (s.a.v.) “gizlidir” diyor “onun ortaya çıkış sebebi, onun birisi tarafından çok şiddetli aşağılanmasıdır” diyor. “Çok aşağılanınca ortaya çıkar” diyor. Dayanamıyor. Biz de tabii o aşağılayanlardan biriyiz. “Deccal başka türlü çıkmaz” diyor. “Aşağılanınca çıkar” diyor Resulullah (s.a.v.) bak çok manidar. Gizliliğiyle ünlüdür İngilizler, sinsilikleriyle yani İngiliz derin devleti. İngilizler derken; İngiliz halkını biz seviyoruz. İngiliz derin devleti çok sinsidir. Elemanları da çok sinsi. Dünyanın her yerinde ajanları var. Birde ajan adayları var, ajan aday adayları var birde. Ajan çünkü yetiştirmek kolay olmuyor onlar için. Ajanlarına işte “Yakalanmamak nasıl olur, gizli faaliyet nasıl yapılır?” Mesela “İnternete gizlice nasıl girilir, şifreler nasıl sökülür?” Yeni teknolojide bunu uygulatıyorlar taraftarlarına. Mesela “Gizlice bir bilgi nasıl alınır, gizli dinleme nasıl yapılır?” bunları öğretiyorlar. Onun için Müslümanların bilgisayarları, evleri şunları bunları hep İngiliz derin devletinin tehdidi altında olmuş oluyor. Müslümanlar çok çok dikkatli olması gerekiyorlar, çok özenli olmaları gerekiyor.

Mesela Rahman Nizami piri fani bir insan, yeri göğü yıkmıştık daha önce de, yine öyle; tabii yazıyla, konuşarak. Mübareği astılar adamcağızı. Baktık herkes kendi keyfinde zevkinde. İtiraz eden çok az insan var. Yavaş yavaş halbuki sıra ona da gelecek akıl edemiyor. Adım adım ilerliyor adamlar.

Yok Sünni, yok Caferi, yok Şii, Vahabi; hepsi nur gibi Müslüman. Hepsi Müslüman. Tayyip Hoca o konuda maşaAllah yaman çıktı. Halbuki o çok koyu Sünni’ydi, Sünni eğitimi aldı, gelenekçi eğitimi aldı ama helal olsun bak o iradesini kullandı Mehdiyet yolunu seçti. Mehdiyet üslubuyla çıktı, mezheplere karşı.

Firavun ailesi de, çocukları da kendisi de çok yamuk yumuktu Allah’ın hikmeti o bir hastalık var Marfan Sendromu, bütün çocukları böyle bozuktu yani ciltleri, elleri, yapıları, kafa yapıları falan bozuktu. Hz. Musa (a.s)’ı görünce çok beğendiler çünkü acayip gürbüz ve çok çok güzel, çok sağlıklıydı. “Bunu sarayda besleyelim, bakalım, koruyalım” dediler. Ama Allah diyor “Başlarına bela olacağını bilmiyorlardı” diyor kaderde yani Cenab-ı Allah. Allah “Sevdirdim” diyor “Katımdan bir güzellik verdim” diyor. Ve “Kalplerine bir sevgi kıldım” diyor ona karşı. Normalde bütün çocukları öldürüyorlar, şehit ettiler çocukları. Bu Mehdi (a.s) korkusu tarihte acayip katliamlar medya getirtmiş. Mesela bu Firavun’un yaptığı katliamın sebebi, çocuklara yaptığı katliamın sebebi Tevrat’taki Moşiyah’ın dünyaya hakim olacağıyla ilgili hüküm. Zaten ısrarla diyor bak, “Siz, dünyaya hakim olmak istiyorsunuz” diyor Hz. Musa (a.s)’a. Musa (a.s)’dan şüpheleniyor, onun Moşiyah olacağından şüpheleniyor. Zaten “Moşe” ve “Yahova” kelimelerinden oluşuyor, ikisinin birleşmesinden Moşiyah. Yani “Moşe” ve “Yahova” yani iki ismin birleşmesinden Moşeyah. Ona Moşeyah da diyorlar Moşiyah da diyorlar.

Yine Musevilere yönelik daha önce de öyle ve daha sonra da şüphe üzerine büyük katliamlar oldu. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın oradan çıkacağından şüphelenerek. Şimdi de Suriye’yi, Irak’ı yerle bir ediyorlar, Hz. Mehdi (a.s)’ın oradan çıkacağından şüphelendikleri için. Şam’ı yerle bir ettiler. Akıl almaz bir dehşet ve panikle Mehdi (a.s)’ı önleyeceklerini düşünüyorlar. Çoluğu çocuğu şehit ediyorlar. Pazar yerlerine bombalar atıyorlar, hani eğer Mehdi (a.s) aralarındaysa o da ölür, şehit olur böylece Mehdiyet’i durdururuz diye. Hiç ummadıkları yerden karşılarına çıkacak. Yetmiş kat perdenin içinde olduğu için onu şuan göremiyorlar. Hz. Mehdi (a.s)’ın uyguladığı ledün ilmi de onların gözünü kör ediyor yani ilmi ledün, garip bir ilmin ismidir diyor ilmi ledün. İlmi garaip yahut ilmi acayip onun için Bediüzzaman da acip şahıs diyor. “Ahir zamanın o acip şahsı gibi hiçbir cihette olamam” diyor.

ENDER DABAN: Ve farkında olmadan Mehdi (a.s)’ın çıkışı için zemin hazırlamış oluyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak “Yeryüzünde,” dünyada “büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz?” Diyor. Dünya hakimi olmak için geldiniz diyor. Hz. Musa (a.s) diyor ki: “Benim amacım o değil, sadece kardeşlerimi alıp gideceğim. Biz eziyet görüyoruz bu kadar basit” diyor. “Bizim hiçbir iddiamız yok” diyor. “Yok” diyor “senin amacın o değil” diyor. Çünkü Tevrat’a çok hakim Firavun. Bütün Tevrat’ı baştan sona kadar biliyor. Onun yanındaki alimler de biliyorlar. Sarayda bilinen bir bilgi, bilmedikleri bir Kitap değil, onun için müthiş şüphe ediyorlar. Şeytandan Allaha sığınırım. Bak “Yeryüzünde fesat çıkartsınlar diye mi Musa’yı ve kavmini serbest bırakacaksın?” Yani yeryüzü hakimi olacaklar diyor. Hep o Mehdiyet’e kafaları takıldığı için. Tevrat’ta katran ve ziftle bir sepeti sıvadıkları ve onunla çocuğu bıraktıklarını söylüyor ama o pek makul bir şey değil. Çünkü sepet çok dayanıklı bir şey değil. Çocuğu içinde barındırabilecek gibi bir şey değil. Katran zaten rahatça sıcakta falan erir, dağılır. Zift de öyle. Mısır çok sıcak suyun içinde olsa bile yan taraflardan erime ihtimali var. Dolayısıyla nehir de zaten sıcak akıyor çok sıcak bir ortam var ama ona gerek yok güneş tepeden vurduğunda eritir, oradaki bilgi yanlış. Bir sandık içine koyuyorlar Hz. Musa (a.s)’ı ama kenarlarının ziftle kapatılması doğru sandığın ama sepet değil, sepet hangi bir yeri kapatacak? Sepet kevgir gibi bir şey zaten sepet ama sandıkta doğru, kenarlarından çok ince bir çizgiyle katranla kapatılmıştır. Zaten bütün o devrin sandallarında, kayıklarında, gemilerinde katran kullanılıyordu su geçirmemesi için. Zaten geçmeli sandık öyle uydurma bir sandık değil. O sandığı sonra Firavun sakladı, o çocuğun hatırası olarak sakladı, sonra Hz. Musa (a.s) o sandığı biliyorsun altın kaplattı sonra o kutsal sandık oldu.

“Müslümanlar birbirine sahip çıkmadıkları sürece idamlar devam edecektir. Zaten sizden başka kimsenin ilgilendiği de yok” diyor. Bilal Yemiş. Hayır ilgilenen var tabii ki de ama iş işten geçtikten sonra ilgileniyorlar. Adamcağız mübarek asılıyor ondan sonra ilgileniyorlar vah vah tarzında kınıyoruz diyorlar. Kardeşim daha önce yeri yerinden oynatsanıza. Bizim gücümüz ne oluyor? Ancak internette etkili olabiliyoruz. Ne diyelim? Oraya buraya yazı gönderiyoruz başka bir şey yapamıyoruz.

OKTAR BABUNA: Aslında çoktan asarlardı da sizin vesilenizle bu kadar uzadı.

ADNAN OKTAR: Evet, çok tepki gösterdik o zaman ertelemişlerdi normalde asacaklardı.

Talimat İngiliz derin devletinden geliyor. Müslümanları korkutmak, işte Müslümanlar hep asılan adamlardır, ezilen adamlardır imajını vermek ve bak birbirlerine yardım etmiyorlar ezilen, asılan onun yanına kar kalıyor. Müslümanlar bölünmüş, ilgisiz, lakayt, egoist ve benciller imajı vermek istiyor İngiliz derin devleti dolayısıyla ortaya çıkan herkesin sonu bu olur, bak bu adama nasıl sahip çıkmadılar siz de ortaya çıkarsanız size de böyle sahip çıkmazlar mesajını veriyor. Çünkü adamcağız hakikaten bu yaşında ortaya çıktı. Ama dünya Müslümanları hiç ilgilenmediler. İslam Birliği var Tayyip Hocam’ı da başkan seçtiler ama Mehdiyet olmayınca işte sistem işlemiyor. İstediğin kadar birlik oluştur, istediğin kadar başkan seç, istediğin kadar üyeler olsun, istediğin kadar para bul onun ruhu o sistemin içine girmedikten sonra Mehdiyet ruhu içine girmedikten sonra sistem işlemiyor. Yoksa sırf İslam Birliği yani Tayyip Hoca’nın başkan olduğu o sistem devreye girseydi hiçbir şekilde asamazlardı yani toplu karar çıkartsalardı. Toplu karar çıkartmadılar, çıkartmıyorlar ama Tayyip Hoca da tabii tek başına bir şey yapamıyor. İslam İşbirliği Teşkilatı kastettiğim, çok etkin olma kararı alabilir. Hemen toplanalım deseler bir yerde bununla ilgili bir karar alsalar adamı asmaları mümkün değil. Mesela topluca kınama toplantıları yapılsa efendim yürüyüşler yapılsa olmaz. Şimdi onun asılması seyredilince bir başka Müslüman da asıldığında onu da seyrediyorlar.

Bediüzzaman bu derin devlet deccaliyet sistemi için diyor ki yani deccal için, deccal sistemi için, “Hile ve fitne” bak hileci ve fitneci “perde altında kaldıkça tesir eder” diyor gizli oldukça. Çünkü hile yapıyor İngiliz derin devleti insanlar görmeyince etki ediyor. Fitne çıkarıyor, fitne oluşturuyor gizli olduğu için tesir ediyor. “Zahire çıkmakla iflas eder” yani deşifre edilip, rezil edince iflas eder diyor. Şimdi biz ne yaptık? Rezil edip, deşifre edip iflas ettirdik. “Kuvveti söner” perdeyi yırtmanın yeterli olduğunu söylüyor Bediüzzaman. “O zaman yalan, hile, fitne, hezeyan maskaralığa inkılap eder artık” diyor yani soytarı haline düşerler diyor ve komik ve zavallı hale gelirler diyor.

Şu Hz. Musa (a.s)’ın tatlılığına bak. “Musa dedi ki, “Rabbim ben kulun ne geçmişte, ne de benimle konuşmaya başladığından bu yana iyi bir konuşmacı olamadım”” diyor. Konuşamıyor diyor “çünkü dilim ağır, göğsü sıkışan biriyim.” Kalbi sıkışıyor Allahualem. Böyle çok heyecanlı bir yapısı var, muhtemelen tansiyonu çıkıyor, kalbinde de çarpıntı oluyor anladığım kadarıyla bir ihtimal ekstrasistolleri de oluyor olabilir böyle ani vurumlar oluyor herhalde onun için Allah diyor ki: “Kim ağız verdi sana?” yani bu ağzı veren kim diyor insana. “İnsan sağır, dilsiz, görür yada görmez yapan kim?” “Benim” diyor Allah. “Şimdi git Ben konuşmana yardımcı olacağım” diyor “korkma” diyor. “Ne söylemen gerektiğini sana öğreteceğim.” Musa (a.s) dedi ki, “Rabbim beni gönderme ne olur. Benim yerime başkasını gönder. O zaten göndereceğin kişiyi” diyor. “Moşiyah’ı gönder” diyor. “Mehdi (a.s)’ı gönder” diyor “beni gönderme” diyor. Dünya tatlısı ya maşaAllah. Sözlü Tevrat’ta zaten doğrudan Moşiyah olarak geçiyor. O zaten göndereceğin Moşiyah’ı gönder diyor. Israrla bak Allah “git” diyor. “Gitmeyeyim Ya Rabbi” diyor. Çünkü o heyecanını bastıramıyor halbuki hiçbir şey olmayacak. O bir şey olacak diye tedirgin oluyor benim kanaatim. Çünkü Allah vermesin kolay bir şey değil hem çarpıntı böyle ekstrasistoller o aşırı heyecandan da bu sefer konuşması da bozuluyor. Herhalde bir damarlarda da kasılma oluyor anladığım kadarıyla o konuşmasına da etki ediyor öyle olduğu anlaşılıyor. Hakikaten damarlarda kasılma olunca konuşmaya da etki eder. “Ben yapamıyorum Ya Rabbi” diyor. “O zaman kardeşin Harun’u vereceğim yanına” diyor. O zaman rahatlıyor. “Onun dili daha düzgün benden daha iyi konuşuyor” diyor. Genellikle onu konuşturuyor zaten. O çok kısa konuşmalar yapıyor çok çok kısa mesela benim gördüğüm otuz saniyelik, bir dakikalık falan konuşma yapıyor uzun konuşma yapmıyor. Onun imtihanı işte o. Böyle telaşlı, heyecanlı bir ruhu var. Allah ayette sürekli onu vurguluyor zaten, vurguladığı bir konu Allah’ın. Yılanı diyor görünce arkasına bakmadan koşmaya başladı diyor, kaçmaya başladı diyor, arkasına da bakmıyor. Allahualem yüz metreyi dokuz saniyede falan almış olabilir. O çünkü yapılı da, yüz metre onun için çok kolay alınacak bir yol. Ama akıl almaz koşmuş çok müthiş bir uzaklık. Allah yeniden çağırıyor, şimdi gel diyor yeniden gel diyor. Gel deyince tabii geliyor Allah emrettiği için, yılanı da görüyor diri diri bakıyor yılan, git diyor kuyruğuna Cenab-ı Allah tut diyor kuyruğundan diyor ki onu cesede alıştırıyor işte korkmaması için, kuyruğunu tuttuğunda şırak diye bir anda asa haline geliyor. Ama bak ruhundaki heyecanı, fırtınayı ne derece olacağını bir düşünün, ne şiddette olacağını düşünün, Allah’ın nasıl yarattığını da düşünmek lazım. Ne kadar zor bir şey, öyle ufak tefek bir yılan da değil, diri diri de bakıyor gözünün içine, gidiyor kuyruğundan tutuyor ama son anlarında o yok, telaşı yok. Kuran’a baktığımızda sonra mesela diyorlar “Eyvah yetişildik” diyor ama Allah hep panik olunacak ortamlar yaratmış ona, öyle şiddetli panik ortamı ki anlatamam. Arkasında Firavun ordusu herifler, mızraklar, yaylar, kılıçlar falan peşine takılmışlar görünüyor ordu yolda geliyor adamlar tozu dumana katmışlar gelse kitle katliamı yapacaklar. “Eyvah! Yakalandık” diyorlar. “Asla” diyor “Rabbim bizimle beraberdir” diyor. Denizin çekilmesi kardeşim buna iman etmeyecek ben insan düşünemiyorum. Hayret yine buna rağmen iman etmedi kavmi. Nasıl bir kavimmiş? Nasıl inatçılarmış hayrettir. Deniz tamamen çekiliyor, rahatça karşıya geçiyorlar. Firavun ordusu atlarıyla hiç tereddüt etmeden girdiler, çünkü daha önce de herhalde birkaç kere olduğunu görmüş olabilirler, süratle geliyorlar tam ortasına geldiklerinde su altı-yedi metre yükseklikte böyle o dalda, dev dalga şeklinde muazzam bir hızla su ilerlemeye başlıyor. Onun zaten yıkıcı etkisi binayı bile yıkar. Yüzme falan kurtaracak bir şey değil. Çok sert vuruş yapıyor. Arabalar bilmem neler falan hepsi alt üst oluyor. O yazışmalarda, kendi yazılarında papirüslerde geçiyor. İşte, “Prensimiz sular altında kaldı. Helak edici helak etti” diyor. “Mahvoldular” diyor uzun uzun anlatıyor Mısır papirüslerinde. “Büyücü amacına ulaştı” diyor Hz. Musa (a.s) için büyücü diyor, daha hala orada da öyle. “Kadınları etkilemekte pek mahir” diyor o arada da kafa oraya gitmiş, ağırlarına gitmiş. İki arada bir derede onu da sıkıştırmış araya. Sana ne? Ne güzel işte maşaAllah aslan gibi babayiğit delikanlı. Tabii ki etkilenir kadınlar. “Kadınları etkileme sanatında pek mahir” diyor. Demek ki konuşmalarıyla, tavrıyla da çok etkileyiciydi yani bakışları, sohbeti, kişiliğiyle de çok etkiliyordu ki çünkü mahir demek ayrı bir şey bu. Özel yeteneği var diyor. Ona şaşırmışlar. “Pek mahir” diyor. Mahir de demiyor bak “Pek mahir.”

Mesela bu mübarek adamcağızı yalnız bıraktılar, adam asıldı. Bak İslam aleminde daha gık yok. Her yerde nümayişler olması lazım hukuka uygun olarak, toplantılar; yeri göğü birbirine katmaları lazım. İslam Birliği’yle ilgili her türlü teşekkülün toplanması lazım. Adamların umurunda bile değil, birçoğunun. Ama asıldıktan sonra işte bir tek Tayyip Hoca bir kınadı. Onun da elinde pek bir şey olmuyor tabii. Yani Mehdiyet’in lüzumu her yerde kendini gösteriyor. Mesela İslam aleminin başında oluyor ama yapacak hiçbir şeyi olmuyor. Ruh yok çünkü İslam aleminde. Kınamayla hiçbir şey elde edilmez. Kızmak, darılmak, üzülmek hiçbir netice vermez, daha da kötü yapar.

“Toplumda yaygın bir düşünce olan “Evlilik aşkı öldürür” düşüncesi hakkında ne düşünüyorsunuz?” Kaan. Zaten o bir komandit şirket yahut kolektif şirket gibi oluyor birçok evlilik. Kadın soruyor gelecek malları “Neyin var?” diyor. “Evim var, arabam var.” “Maaş nasıl?” diyor. “Sigortalı mısın?” Adam da ona soruyor “İyi pantolon ütüler misin, yemek yapmayı bilir misin, ne işlere yarasın, paran var mı, sen de emekli misin?” falan. İkisi toplanıp bir teknik hesap yapıyorlar. Aşkla bunun alakası olmadığı belli, bir şirket olması mevzubahis burada. Yahut ailesi zenginse mesela kızın ailesi zenginse delikanlı yakışıklılığını kullanıyor, kızın ailesine yanaşıyor oradan gelecek nemaya dikkat çekiyor. Yani etrafını öyle ikna ediyor. Diyor “Bak buradan bayağı bir şey gelecek” diyor. Onlar da biliyorlar onun için geldiğini, sürekli aşağılıyorlar. Sevgi; Allah için olana sevgi denilir. Allah’ın rızasının en çoğunu arıyorsan sevgi çıkar. Yoksa sevgi olmaz. O, teknik iş birliği olur.

“Terörle mücadele yasası değişmeyecek. Hadi kiminle anlaşabiliyorsan anlaş” diyerek Tayyip Hocam meydan okumuş. Çok iyi. Tayyip Hoca iyi, yaman delikanlı. Tayyip Hoca’ya o önyargılı bakış çok yanlış. Yani böyle yiğitçe direnmek her babayiğidin harcı değildir. Ve etkili de oluyor. Yok Hitler’e benziyormuş. Benzesin. Stalin’e de benzeyebilir. Çavuşevsku’ya da benzeyebilir. Benzer de benzer birçok kişiye benzer. Mühim olan ruhudur. Birine benzemek suç mu? Onu sanki büyük bir marifetmiş gibi işte Türkiye’nin yurtdışındaki elçiliğinin duvarında projeksiyon gösterisiyle göstermişler. O Tayyip Hoca’yı küçük düşürmez. Boşa uğraşıyorsunuz yani. Bir artiste de benzeyebilir, birisine de benzeyebilir. Şu mantık mı? Ne kadar boş laflar. Tayyip Hoca hiç sıkmasın kendini. Bayağı doğru gidiyor ama şu başkanlık sistemine sakın yanaşmasın. Partili cumhurbaşkanlığı olur, onun dışında acayip bir şey göremiyorum ben. Gören gelsin bana söyleyelim, konuşalım. Gençler de aferin toplanmışlar, moral veriyorlar Tayyip Hoca’ya iyi olmuş, şevkini artırıyorlar.

Allah getirir, Allah götürür. Bir makamdan birisi gidiyorsa Allah götürüyordur, geliyorsa da Allah getiriyordur. Hayırla yapar Cenab-ı Allah bir şey yaptığında. O konuda tedirgin olmaya gerek yok.

Mesela Tayyip Hoca istese düğün de yapabilirdi; evladı, kızı gayet de makul. Bizim geleneklerimize, örfümüze uygun ama sadece nikah töreni yaptı. Şamata yapacakları için, “Düğün yaptı, dev organizasyon yaptı” diye şamata yaptılar. Ne kadar ayıp? Evladı; hoşuna gidiyor, onu evlendiriyor, onun mutlu günü, ayda yılda bir zaten öyle bir imkanı oluyor, buna şamata yapmak çok çok çirkin. Ama bu laflardan hiç etkilenmesin Tayyip Hoca, vız gelir tırıs gider. Tavşan zıplar, kervan yürür. Hiç kafasını takmasın. “Niye helikopterle gitti?” diyor. Kardeşim ne kadar akılcı ve doğru. İstanbul trafiğini tıkamadan size bir kolaylık, güzellik yapıyor. Daha ne istiyorsunuz? En az masrafla gitmiş oluyor. Ne kadar ayıp? Hayır, konvoyla gitse “Niye konvoyla gidiyor? Tek başına gitsin.” Deli misin sen? Cumhurbaşkanı tek başına gider mi? “Niye helikopterle gidiyor?” Bunlara cevap vermeye dahi gerek yok, hiç. Tayyip Hoca işine baksın. Görevine devam etsin. Gönlü rahat olsun. Hiç kimseye cevap vereceği, kapatacağı hiçbir şey yok.

Tayyip Hoca, dinsiz komünist Enver Hoca döneminden bu yana camiye hasret kalan Arnavutluk’ta Balkanlar’ın en büyük camisini yaptırıyor. Helal olsun. Yedi ceddine rahmet olsun. 2015’te temelini kendisi atmıştı. Namazgah Cami. İçini biz doldururuz, yapsın cami. O ilk aşama önemli. 

Masaüstü Görünümü