Harun Yahya

Sohbetler (19 Mayıs 2016; 16:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

BÜLENT SEZGİN: Hoş bulduk.

ADNAN OKTAR: Binali Hocam mı başbakan oldu?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: İyi yaptı Tayip Hoca. Binali Hoca zaten şakacı, hoşsohbet, sevgi dolu bir insan. İyi. Ufku da geniş, kafası da iyi çalışıyor. İmarcı, imara önem veren bir insan. Hayırlı uğurlu olsun. Allah sağlık sıhhat versin, hayır bereket versin, huzur versin. Allah işlerinde başarılı kılsın. Hayırla geldi hayırla devam etsin inşaAllah.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Alman gazetesi Die Tageszeitung’da HDP milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasının Türkiye’ye daha fazla şiddet, kan ve ölüm getireceği ve dokunulmazlıkların kaldırılması durumunda Türkiye’nin bölüneceği iddia edildi.

ADNAN OKTAR: Onlar aklını kendine saklasın. O ne demek?“Hukuk işleyecek Türkiye’yi bölerler”, “masaya oturmazsanız Türkiye’yi bölerler”, “PKK’ya tedbir alırsanız Türkiye’yi bölerler”, Öcalan’ı bırakmazsanız Türkiye’yi bölerler”, PKK’ya af çıkarmazsanız Türkiye’yi bölerler”. Bunlar çok münasebetsiz izahlar. Adamın bölecek ebadı varsa ortaya çıksın görelim, uzatmaya gerek yok.

Ama tabii PKK ile mücadelede devlet, hükümet hayati en önemli konuyu unutuyor. Hükümet Darwinizm’i öğretiyor. Darwinizm materyalist felsefenin belkemiğidir. Materyalizm ve komünizm iç içedir. Komünizm materyalizm’in üstüne dayanır, materyalizm Darwinizm üstüne dayanır. PKK da Stalinist, komünist ideolojisini bu sistemin üstüne oturtuyor. Devlet ve hükümet bu konuda kararlı bir şekilde tedbir alıp Darwinizm batağını kurutması lazım. Bak, üniversitelerde çaka çaka PKK’lı var, birçok üniversitede. Hatta bazı üniversitelerde çoğunluk onlardan. Böyle bir şeyi de kendi eliyle kendine zarar veren konumuna gelmiş oluyor. Bu Allah’ın zoruna gider. Kainatı, hayvanları, insanları, meyveleri, bitkileri, tohumları her şeyi Allah yaratmadı diyorsun. Resmi ağızdan, devlet kitaplarında gençlere bunu öğretiyorsun. Çocuklar da diyorlar ki bazıları, gelenekçi gençler “Darwinizm nerede?” diyor. Üstüne oturmuşsun haberin bile yok. Şu acı duruma bak sen. Ortaokulda sana Darwinizm öğretiliyor haberin yok. Lisede, üniversitede öğretiliyor haberin yok. Devletin radyoları, televizyonları cayır cayır Darwinizm’i anlatıyor haberin yok. “Nerede ki ya?” diyor. Bütün dünya çapında Darwinizm öğretiliyor ondan da haberi yok. Bu çok acı.

ERDEM ERTÜZÜN: Dindarım diyen bazı insanlar da anlatıyor “Kuran’da evrim vardır” diye.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ben Müslümanım elhamdülillah”  diyor “Kuran’da evrim var zaten” diyor. “Darwinizm’i ilk Kuran anlatıyor bize zaten” diyor. Darwinizm Allah’ın inkarıdır, dinin inkarıdır, yaratılışın inkarıdır. Sen onu savundun mu bitti.

Mevlevi düşüncesindeki o sapkın izahlardan derli toplu yabancı dillerde, İngilizce ve Arapça film hazırlayalım. Kısa kısa, tam mesela homoseksüellikle ilgili nasıl propaganda yapıyor Rumi eserler, Darwinizm’le ilgili nasıl propaganda yapıyor, kadınları nasıl aşağılıyor, nasıl kendini Kuran’dan daha üstün görüyor kitap olarak, nasıl kendini Allah gibi görüyor Rumi; kimse o şahıs yani bilmiyoruz tarihteki kişi midir değil midir bilmiyoruz. Bunların hepsini derli toplu bir kısa net anlaşılır video olarak yapalım, birde uzun, kapsamlı, detaylarıyla video yapalım anlaşılır tarzda. İlk olarak İngilizce yapalım. Buradan bir kere önemli bir akışı durdurmuş oluruz.

Mesela Hegel, Karl Marks’ın hayran olduğu adam biliyorsunuz. Birçok görüşünü, düşüncesini ondan almıştır, Hegel’den almıştır. Ne yapıyor Hegel? “Mevlana en çok etkilendiğim insan” diyor. “Mükemmel” diyor “Celaleddin Rumi” diyor. “Vahyi ve Peygamberi ben kabul etmiyorum” diyor. Yani “Hz. Muhammed (s.a.v.)’i, Hz. İsa (a.s)’ı hiçbir peygamberi kabul etmiyorum. Onların vahiy aldığını da kabul etmiyorum. Ama Mevlana Celaleddin Rumi’nin bütün eserlerini ve kendini kabul ediyorum” diyor. Görüyor musunuz? Dinsizlik dini olarak bir din ortaya atmışlar. Çünkü Mevlana eserinde ne diyor? “Bizim yolumuzda küfür diye bir şey de yok, İslam diye de bir şey yok” diyor “Müslümanlık da yok bizde” diyor. “Gelin” diyor “kim olursa olsun gelsin” diyor. Ve iftiharla bunu resmi olarak anlatıyorlar. Meydana gelen felaketin farkında değil birçok kişi. Kendi eliyle felaketi oluşturduğunu fark edemiyorlar. Darwinizm konusunda da, bu konuda da. Felaketin kapısı sonuna kadar açılıyor. PKK felaketini Allah niye getiriyor düşünmüyorlar. PKK’yı niye bir bela olarak Allah getiriyor düşünmüyorlar. Bu belanın kökeni nedir bunu düşünmüyorlar. Bu belayla nasıl mücadele ederiz bunun da farkında değiller. Temel inancını yok etsene Darwinizm’in. PKK biter, biter soluğu, nefesi kalmaz. Rumiliğe karşı da hükümet gerekli uyarıyı, gerekli tedbiri yapması ve uygulaması lazım.

Bak, Chatham House falan hepsi sahip çıkıyor Rumiliğe, Celaleddin Rumi’ye. Ed Hüseyin’in ekip. Quilliam Vakfı ve diğer bunlarla bağlantılı vakıflar ana ideoloji olarak Rumiliği alıyorlar. Rumilik ve Darwinizm. Ve onun üstüne de homoseksüelliği oturtuyorlar, homoseksüel savunuculuğu yapıyorlar. Felaket adım adım ilerliyor. Bunu on yıl önce yapsaydık biterdi, yirmi yıl önce yapsak biterdi, çoktan biterdi. Gecikecek on dakika vaktimiz yok.

Binali Yıldırım’ın eşi çok hanım, çok terbiyeli alime bir hanımdır. Onunla ilgili böyle kendince dalga geçen, çirkin ifadeler söyleyen insanların sözleri hep kendilerine dönerler. Bu çok yakışıksız bir tavır. Binali Hoca da çok efendi bir insan hanımı da çok nezih alime bir hanım. Çok ayıp, çok günah. Müslüman’la alay etmeye kalkmak çok yakışıksız bir tavır. O onu daha da gözlerde yüceltir, o Hanımefendi’yi. Boş yere uğraşıyorlar. O bizim insanımız, halktan bir insan, sevdiğimiz bir insan, değerli kaliteli bir hanım. Boş yere kendilerince dalga geçtiklerini zannediyorlar, alay ettiklerini zannediyorlar, o alayların hepsi kendilerine döner.

Ne diyelim sevgiyle ilgili? “Sevgi ruh gücüdür” diyelim.

İlker Yalçın. Sayın Ahmet Davutoğlu gitti. Onu götüren Allah’tı. Hayırla gitti yine hayırla gelir. O hayır insanı, makam insanı değil. Allah için hizmet ediyor. Bu bir nöbet, o gelir o gider, o gelir o gider, ta ki İttihad-ı İslam oluncaya kadar, Mehdi (a.s) zahir oluncaya kadar bu mübarek insanlar bu nöbeti sırayla devralarak deruhte edecekler. Şaşıracak bir şey yok.

Öcalan ne diyor? “Marksizm’e, Leninizm’e dayanmak zorundayız” diyor. “Dikkat edilirse” diyor “bizim varlık nedenimiz tümüyle bu gerçek etrafında” yani Marksizm, Leninizm düşüncesi etrafında “oluşmuştur” diyor. “Modern düşünce, en devrimci düşünce olan Marksizm, Leninizm aksi tarz bir durum olsaydı” diyor “kafalarımıza oturmayacaktı” diyor. Şu an kafalarına oturduğunu söylüyor Marksizm, Leninizm’in. Marksizm, Leninizm de ana çatı, ana dayanak olarak Darwinizm’e dayanır. Bunu kim söylüyor? Mao söylüyor, Stalin söylüyor, Lenin söylüyor, Karl Marks söylüyor hepsi söylüyor.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi verelim mi Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet rica edelim.

KARTAL GÖKTAN: Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arap News gazetesinde “Afrika’ya ses ver” başlıklı makaleniz yayınlandı. Geçmişten beri hiç dinmeyen Afrika sorununun ancak ciddi bir uyanış ve bilgilendirme ile dikkat çekilebileceğini anlatıyorsunuz. Bu yazınız aynı zamanda Pakistan’dan yayın yapan Pakistan Observer’da da yayınlandı.

İran’ın en büyük İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times’da krizin ortasındaki Irak üzerine bir yazınız yayınlandı. Bölgede sorunların çözülmesi için İran ve Türkiye gibi büyük güçlerin işbirliği sonucuyla gerçekleşebileceğini anlatıyorsunuz. Tehran Times’in internet sitesinde ana sayfada görüş bölümünde sadece sizin makalenize yer veriyorlar.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: İran’ın en büyük İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times’da krizin ortasındaki Irak üzerine yazınız yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Ey münafikun ve münafıkat iyi dineyin.

KARTAL GÖKTAN: Ana sayfada Tehran Times’n internet sitesinde sadece sizin makalenize yer veriyorlar görüş bölümünde.

ADNAN OKTAR: Ben Şiileri severim, İran’ı severim, Allah aziz etsin hepsini. Sünnileri severim, Allah aziz etsin hepsini. Vahabileri severim, Allah aziz etsin hepsini. Nur gibi Müslüman hepsi. Nur gibi Müslüman.

Evet buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Ürdün’ün en çok okunan günlük Arapça gazetesi ve aynı zamanda Arap dünyasında en yüksek tiraja sahip gazetelerinden birisi olan Al Ray’de ilk defa olarak yazılarınız yayınlanmaya başladı. 1971’den beri yayın yapan gazete hükümetin sahibi olduğu Ürdün basın vakfına ait ve günlük tirajı seksen bin. İlk defa olarak yayınlanan yazınızın başlığı ise “Zalim savaşların masum ruhları; çocuklar.”

Son olarak Katar’ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’da da, Bağnazlığa karşı ilim ve akılla mücadele edilebileceğini anlatan makaleniz yayınlandı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel. Şiiler son derece dine titizdir. Mehdi dedin mi ağlar, ehli beyt dedin mi ağlar sevgiden. Hz. Ali dedin mi ağlar sevgiden. Namazında niyazında, İslam’a Kuran’a çok titiz mükemmel Müslümanlardır. Allah hepsine hidayet versin, güzellik versin, nur versin. Mükemmel Müslümanlar. Allah devletlerini de aziz etsin. İran devletini Allah aziz etsin. Türk devletini Allah aziz etsin, güçlendirsin. İttifak etmeleri şart, birleşecekler. Pakistan, Türkiye, İran birleşti mi bitti. Bu üçü birleşti mi zaten konu kökten bitmiş olur. Bu güce katılmayacak kimse olmaz. İran merkezde çok önemlidir. İran’a sevgi oldu mu Allah bereket getirir. İran, Pakistan, Türkiye bitti.  Dünyanın en büyük gücü olur. Hiçbir güç onları deviremez. Dünyanın en büyük hem askeri, hem nükleer gücü olmuş oluyor.

“Hocam merhabalar ben Mahsuni Karataş. Sizin kadar PKK’ya net tavır alan bir kişi tanımıyorum. Bu davranışlarınızla örnek ve aydınlatıcısınız.” Tabii her şey Allah rızası için.

Haydar Canpolat. Ötenazi bilmem ne falan onlar haram olan fiiller olur mu öyle şey, canı Allah verir Allah alır. Müthiş ağrılı hastalığı varsa uyuşturucu ilaçlar var, hiçbir acı duymaz. Bütün vücudunu da uyuştururlar, hiçbir acı duymaz. Bayıltabilirler ama öldürmek olmaz. Uyku halinde tutabilirler, uyur. Veyahut vücudunu uyuşturabilirler yahut ağrıyan yerini uyuşturabilirler.

Şirkten kaçınmak lazım. Her şeyi Allah yaratır. “Ya” diyor “eşyayı şöyle koymasaydık devrilmeyecekti.” Eşyanın kaderi vardır, kaderinde olduğu için devrilir. “Şöyle koymasaydık kırılmayacaktı.” Kırılır. Kaderinde kırılma var o eşyanın, kırılır. Veyahut “şu insan şu sözü söylemeseydi.” Kaderinde o, söyleyecek. “Şuraya gitmeseydi.” Kaderinde, gideceksin. Bunlara üzüntü duymak, pişman olup üzüntü duymak, acı çekmek şirktir. Çünkü Allah’a güvenmiyorsun, Allah yaptı demiyorsun eşya yaptı diyorsun. Eşyayı putlaştırıyorsun. İnsanı Allah’ın yarattığını, konuşturduğunu bilmeyip insanın bağımsız konuştuğunu zannediyorsun, ona da şirk koşuyorsun. Allah’ın da en sevmediği şey şirktir, bağışlamadığı şirktir. “Şirki bağışlamam” diyor Allah. Gizli şirkten özellikle çok kaçınmak lazım. “Din Allah’ın oluncaya kadar” demek odur yani saf, halis olarak Allah’a teslim olmak, şirkten arınmış olarak.

CAN DAĞTEKİN: Siz hep söylüyorsunuz Hocam, “münafıklar da Allah’tan bağımsız bir güç değil, Allah’ın kontrolünde” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela bir şey yapıyor yahut biri şey konuşuyor, bir şey istediği gibi olmuyor yahut bir hastalığa yakalanıyor müthiş üzülüyor, acı çekiyor. Tevekkül etse olur mu? Olmaz. Tevekkül etmemek nedir? Şirktir. Acı neden oluyor? Şirk koştuğu için Allah tarafından ona ceza. Peşin ceza. Bu mucizedir. Adam hata yapar. Tamam, ne üzülür ne sevinir belki. Ama bak Allah üzülme duygusunu veriyor, canını yakıyor bu sefer şirk koştuğu için, canını yakıyor. Allah isterse vermez. Adam yaptığının yanlış olduğunu anlar da üzülme cezası olmamış olsa onu hissetmeyecek. Ama Allah peşin o cezayı veriyor. Mesela tevekkül etmesi gerekirken korkarsa korkunun acısını veriyor Allah, korkunun azabını veriyor. Mesela “hüzünlenme” diyor Allah. Tavsiye zannediyor kardeşim farz hüküm “hüzünlenme”, “korkma” farz hüküm, muhkem hüküm açık, “korkma” emir. Onun için Müslüman; hüzünlenmek, üzülmek bundan kaçınacak haramdır bunlar, mütevekkil bir Müslüman’ın yapacağı bir şey değil. Allah’ın yaptığına inanıyorsan nasıl üzülüyorsun? Allah’ın yapmadığına inanıyorsan zaten mahvoldun demektir, Allah vermesin karşılığı cehennemdir. Allah yaptığına göre Dost’un yaptığı her şeyde hayır vardır. Dost’un yaptığı hiçbir şeye üzüntü duyulmaz. Peygamber (s.a.v.)’e de Cenab-ı Allah hep uyarıyor Hz. Musa (a.s)’a değil mi söylüyor, “korkma” diyor “Ben seninleyim, görüyorum ve duyuyorum” ama “korkma” diyor yasak çünkü Allah ondaki korkuyu görüyor “korkmayacaksın” diyor. Korkuyu da yaratan Allah’tır. Korkma emrini veren de Allah, o emre uymasını sağlayan da Allah’tır.

ERDEM ERTÜZÜN: Bir ayetinde de Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Şimdi sen onlar iman etmedi diye kendini esefle kahredeceksin öyle mi?” (Kehf Suresi 6)

ADNAN OKTAR: İşte bak bu esefle kahretmesi haram bir fiil olduğu için onu yaparsa esefin duyduğu, etkilediği sistem neyse o onda meydana geliyor. Ne oluyor? Kahretme oluyor. Esefin karşılığı o oluyor kahretmek.

İBRAHİM AKMUGAN: Aynı şekilde Allah Kuran’da şirkin büyük bir zulüm olduğunu bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

OKTAR BABUNA: Mağarada iki kişi kaldıklarında “hüzne kapılma” diyor arkadaşına inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Nisa Suresi 48’de Cenab-ı Allah, “Gerçekten Allah”, bak gerçekten diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz,” net. “Kim Allah’a şirk koşarsa doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.” Çünkü diyor ki mesela ilaç alıyor “bu ilaç bu hastalığı geçirdi” diyor. Şöyle bir hap görüntüsü hastalığı geçirdiğini söylüyor, bu şirktir. Allah geçirdi hastalığı, onu vesile etti. Mesela şu sözü duydum üzüldüm, şu kırıldı üzüldüm, şu hastalık oldu üzüldüm, o kırılmayı da, o sözü işittiren de, o hastalığı meydana getiren de Allah. Niye yapıyor? Hayırla yapıyor. Niye üzülüyorsun? Allah ne yapıyorsa hayır var. Her yaptığında hayır var. Üzüldüğünde şirkin peşin acısını çekersin, peşin cezasını çekersin, şirk hemen cezalanan bir hastalık, hemen.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey, hakimiyetin sebebini de Yüce Rabbimiz bu şekilde söylüyor, “Onlar sadece bana iman ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar,” diye belirtiyor inşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Tabii. Nahl Suresi 127’de Cenab-ı Allah “Sabret” diyor bak sabret. Şirke karşı bir ilaçtır bu. “Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir” bak senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sabrettim diyor, sen sabretmedin Allah sana sabrettirdi. Ben çok sabırlıyımdır diyor. Allah sana veriyor o sabrı.

CAN DAĞTEKİN: Allah başka bir ayette şöyle buyuruyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ben sizi biraz korku, bir parça mallardan, canlardan, ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğim. Sabır gösterenleri müjdele” (Bakara Suresi 155) diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak “Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli düzenden dolayı sıkıntıya düşme.” (Neml Suresi 70) Bak hüzne kapılma, sıkılma da diyor. Sıkılmada bir şirkin meydana getirdiği rahatsızlıktır, sıkılma. Hüzün de öyle şirkten meydana gelen rahatsızlıktır. Çünkü hepsini Allah meydana getiriyor. Bu makama Müslüman ulaşırsa yüksek bir makama ulaşmış olur. Sıddıklar, Salihler makamı, bu makama ulaşacak mümin. Salih müminleri özellikle yani samimi, şirkten kurtulmuş. Taha Suresi  46’da Hz. Musa (a.s) diyor ki, Musa (a.s)’a Cenab-ı Allah diyor. “Korkmayın çünkü Ben sizinle birlikteyim, işitiyorum ve görüyorum.” Onların işittiğini kim yaratıyor? Allah yaratıyor. Onların işittiğini kim işitiyor? Allah işitiyor. Onların gördüğünü kim görüyor? Allah görüyor. Onlara görmeyi kim veriyor? Allah veriyor. Bunu mümin iyice içine sindirecek, iyice kavrayacak ve bu inançla, bu doğru olan inançla yaşayacak. Öbürü zülümdür Allah’a iftiradır, ben yaptım, ben ettim. Mesela ayette Cenab-ı Allah, bak “Attığın vakit sen atmadın” diyor “Ben attım.” Ona öyle gösteriliyor. Enbiya Suresi 103’te Cenab-ı Allah diyor ki, “Onları o büyük korku, hüzne ve üzüntüye kaptırmaz” diyor.

BÜLENT SEZGİN: “Allah yaratmadan önce bir kitapta yazılı olmasın” diyor Adnan Bey. “Öyleyse elinizden çıkana karşı üzüntü duymayın.”

ADNAN OKTAR: “Onları o en büyük korku hüzne kaptırmaz.” Yani üzülmeleri diye bir olay olmaz diyor Allah.

İBRAHİM AKMUGAN: Bir ayette de şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yaratmaktadır” diye bildiriyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.

CAN DAĞTEKİN: Başka bir ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Gevşemeyin, üzülmeyin, gerçekten iman ettiyseniz en üstün olanlar sizlersiniz.” (Ali İmran Suresi 139) diyor Yüce Allah. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Anti Paralelci, “Ben Vahabileri sevmiyorum” diyor. İşte müminleri seversen Allah yolunu açık eder. Onu sevmiyorum, bunu sevmiyorsun kimseyi sevmiyorsun ki zaten.

Ak Mesut, “Hocam, anlattıklarınız çok güzel, her şeyi çok hikmetli anlatıyorsunuz” diyor Ak Mesut.

Abdullah Ademoğlu, “Evet Hocam, dediklerinize katılıyorum. Şirk insanı hakikaten üzüyor” diyor.

“Sevdiğim, bir tanem, cennet kokulum, güzel gözlüm Allah aşkıyla delice sevdiğim, senin sevgin bütün kadınlara yeter elhamdülillah. Kadınlara değer vermeyi sen öğrettin. Hakiki sevgiyi seninle anladık. Rabbim seni korusun. Rabbim seni çok sevsin” diyor. Büşra.   

“Kalbim, insan olarak en çok sevdiğim aslanım” diyor. “Huzur dolu güzel bakışlarını, hep masum olan güzel yüzünü çok seviyorum. Bir zorlukla karşılaştığım da seni düşünüyorum, bana çok zor gelen olayların senin karşılaştıkların yanında ne kadar küçük olduğunu görüyorum. Derin imanın gücüyle bize de manevi güç veriyorsun. Seni çok çok seviyorum” diyor.

Mümin şirkten şiddetle kaçınacak ömrü boyunca en dikkatli olacağı konuların başında geliyor şirk. Münafık müşriğin en gelişmiş, en şiddetli olanıdır. Kafirin en azgın olanıdır münafık. Klasik müşrikten, bilinen müşrikten kat be kat ileridir münafığın müşrikliği. Çünkü münafık her şeyi kendinin yaptığını ve her şeyi başkalarının yaptığını düşünür. Eşyanın gücüne inanır, insanların gücüne inanır, olayların gücüne inanır, toplumun gücüne inanır, toplum onun için ilah gibidir. Hani diyor ya ayette Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “İnsanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar.” (En’am Suresi 116) İnsanların çoğunluğuna uyar. Onları ilah gibi görür, insanların çoğunluğunu. Devlet onun için puttur, en büyük devlet, kendi devleti değil. En güçlü olan kimse, en büyük put olarak onu görür ve ona bağlanır. Mesela şuan İngiliz derin devleti; ona bağlıdır. Putlar putlara tabi olur münafıklıkta. Mesela bir münafık put oluşur kendi kafalarına göre. Ona başka bir münafık yancı put ona bağlanır. Onu putlaştırır. O münafığın da başka bir yancı putu olabiliyor bazen. Zincirleme putlaştığı. O put ona güvenir o put ona güvenir. Münafıklar mesela klan halinde yaşarlar topluca. Hepsi birbirini putlaştırmıştır. O klanlarını da putlaştırır. O putun müthiş bir güce sahip olduğuna inanırlar. O puttan da ayrılamazlar münafıklar. Yani normal bir sosyal hayatın içine giremez münafık. Münafığın dışında yaşayamıyor. Onlarla beraber hareket eder. Hastadır ruhu kafası. En ufak bir kıpırtıda tedirgin olur. Her şeyi kendi aleyhine zanneder. Ayette var ya şeytandan Allah'a sığınırım, "her gürültüyü kendi aleyhlerinde zannederler" mesela ne konuşulsa, ne hareket yapılsa, bir yerde bir şey kıpırdasa hemen aleyhine görür. Bak ayetteki tespit, Cenab-ı Allah'ın tespiti muhteşem. Bak "her gürültüyü" diyor "kendi aleyhlerine zannederler." Şeytandan Allah'a sığınırım. Bütün hayatları cehennemdir münafıkların. Her şeyden korkuyorlar, her şeyden şüphelenir. Ufacık bir kıpırtı onun için çok tehlikeli bir şeydir. Resulullah (s.a.v.) devrinde hep öyleydi. Bir kere en başta Resulullah (s.a.v.)'tan şüpheleniyorlardı. Ondan korkuyorlardı her an bir şey yapacak diye. Her an aleyhlerine bir şey yapacak diye. Hiçbir hükmüne güvenemiyorlardı. Ayette diyor "Siz güvenmiyor musunuz yoksa ona?" diyor "kalbinizde hastalık mı var?" diyor. Her hükmüne şüpheyle bakıyorlar her hükmüne Peygamber (s.a.v.)’in. Kuşkucu olur münafık. Ve kendi dar dünyasında menfaatçi karanlık bir felsefesi vardır. Mesela diyor ki çok basit bir mantıkla halkın herkesin anlayacağı bir mantıkla "Bu sıcakta savaşa çıkmayalım" diyor. Sıcakta savaşa çıkılmayacağını herkes bilir zaten ama akıldanelik yapıyor. Kendi keşfetmiş gibi söylüyor. Peygamber (s.a.v.) onu bilmez mi sıcakta çıkılıp çıkılmayacağını? Peygamber (s.a.v.)’e akıl verip kendince haşa Peygamber (s.a.v.)’i mahcup edecek. Peygamber (s.a.v.)’in o kadar kolay bir şeyi akıl edemeyeceğini haşa vurgulamak istiyor. İnsanların gözünden düşürmeye çalışıyor kendince haşa. Bak "Peygamber bunu bile akıl edemedi" diyecek haşa. Demek istediği bu. Sonra o kendini kurtarıcı ve dürüst olarak da gösteriyor. Bakın ahlaksızı görüyor musunuz? İki türlü adilik yapıyor. Kendini kurtarıcı ve dürüst gösteriyor yani "ben" diyor Müslümanların menfaatini düşünüyorum. Sıcakta onlar helak olmasın. Acı çekmesinler diye ben bu iyiliği yapıyorum. Bu hatırlatmayı yapıyorum." diyor. Çok şeytanidir münafık. Kendini yüceltmek ve üstün göstermek amacındadır. Peygamber (s.a.v.)’i de mahcup etmeyi amaçlıyor. Çünkü onda dava aşkı yok. O geleceğini, dünyasını, rahatını düşünüyor. Peygamber (s.a.v.), İslam'ın yayılmasını, İslam'ın hakim olmasını, Müslümanların rahat olmasını, güvenlik içinde olmasını, zengin olmasını düşünüyor. O pis egoist kendi iğrenç menfaatlerini düşünüyor. Onun için hem Peygamber (s.a.v.)’e düşmanlık yapmaya çalışıyor hem de çevresinde bulunduğu kişilere yardakçılık ve yalakalık yapmaya kalkıyor ve üstünlüğünü vurgulamaya çalışıyor. Ama aptalca bir yöntemle. Mesela "evim açıkta" diyor. İnsanları en çok vuracak olan nedir? Anne, baba, aile. Oradan yaklaşıyor herkesin evi açık Peygamber (s.a.v.) bilmez mi onu?

İBRAHİM AKMUGAN: Münafıklar birde kendi haklarında bir bilginin elçiye gitmesi konusunda da çok tedirgin oluyorlar ayette "o her şey için bir kulaktır" diye konuşuyorlar.

ADNAN OKTAR: En rahatsız oldukları elçiye haber gitmesi, elçinin de herhangi bir eleştiride ve yorumda bulunması veyahut onlara nasihat etmesi münafığın içini kezzap gibi yakan bir olaydır. Akıl almaz ıstırap duyarlar bundan. Ateş yutmuş gibi olur. Çok acı çeker.

CAN DAĞTEKİN: Başka bir ayette şeytandan Allah'a sığınırım, "Senin yanından uzaklaştıkları zaman onlardan bir grup karanlıklarda senin söylediğinin tam tersini kurarlar" diyor Yüce Rabbimiz Kuran’da.

ADNAN OKTAR: Evet karanlığa çok ihtiyacı olur münafığın. Bir yere gider şeytanla trans haline girer şirk kafasında olduğu için de müstakil bir varlık olduğunu düşünerek Allah’ın orada onun yaptığı şeytanlıklarını da görmediğini düşünür. Ve münafık da hep işin garip yanı bak hep "iyilik yapan adam" konumundadır. Hep temiz kalpli böyle dürüst, haksızlığa uğrayan, Peygamber (s.a.v.) de hep onları haksızlığa uğratan konumunda gösteren alçaklardır münafıklar. Peygamber (s.a.v.) İslam’ın menfaatini kurtuluşunu hayrını düşünürken.

BÜLENT SEZGİN: “Allah’ın ve Resulü’nün kendilerine haksızlık yapacağından mı korkuyorlar?” (Nur Suresi, 50) diyor.

CAN DAĞTEKİN: Başka bir ayette, şeytandan Allah’a sığınırım: “Dilleri de yalan olarak en güzel olanın 'kendilerinin olduğunu' düzmektedir.“ (Nahl Suresi, 62) diyor Yüce Allah.

 

ADNAN OKTAR: Evet. Bak en güzel olanın kendilerinde olduğuna inanıyorlar. Her münafık çok akıllı, çok dürüst, çok iyi olduğu kanaatindedir, bu çok manidardır. Ve kendini iyiliğin sembolü olarak görür. Halbuki sürekli alçaklık ahlaksızlık yapar. Bir kere Allah’a karşı öfkelidir münafık. Peygamber (s.a.v.)’e öfkelidir. Peygamber (s.a.v.)’i kıskanır haset eder. Allah’ın ona verdiği nimetleri imkanları onun elinden almaya çalışır kendince. Huzurunu bozmaya çalışır onu tedirgin etmeye çalışır. Kendince korkutmaya çalışır. Haber kanallarını kapatmaya çalışır. Eleştiri yapmasını engellemeye çalışır. Sevdikleriyle bağlantı kurmasını engellemeye çalışır. Huzurlu yaşamasını engellemeye çalışır mesela gayet güzel Müslümanlar hazırlanmış cihada gidecekler “ya” diyorlar “bu sıcakta çıkılır mı?” Bak ahlaksız sırf Peygamber (s.a.v.)’i kızdırmak rahatsız etmek amacı yani üzmek, yormak, fitne çıkarmak, Müslümanların gözünde onun konumunu bozmaya çalışmak. Kendini de üstün göstermek için bu alçaklığı yapar bunu, müthiş ahlaksız mahluktur münafık. Ve aptal kafasıyla da kendini çok doğru olduğunu zanneder. İşte diyor ya “yüzünü ekşitti, ağzını burnunu bir şekillere soktu” oyuncudur mesela üzülüyor gibi yapar, korkmuş gibi yapar, içine kapanmış yapar, bu ahlaksızlığının kökeninde hep Müslümanları rahatsız etme vardır. Alçakça planlar kurar. Mesela durgun yapar, donuk yapar yahut üzülmüş gibi yapar yahut korkuyor yapar. Veyahut hakikaten bela olarak Allah ona verir onu. Ama amacı Müslümanları huzursuz etmek, rahatsız etmektir. Mesela gözüne ölüm baygınlığı gelmiş gibi bakıyor. Bu pisliği ahlaksızlığı niye yapıyor? Müslümanları korkutmak için. Çünkü adam bakacak acayip korkmuş o zaman ben de korkayım diyecek. Dehşet ve panik meydana getirmeye çalışır. Müslümanları o paniğin içine sürüklemeye kalkar münafık yani mesela çok sıradan bir olayı bile büyütür ve onu panik havasında Müslümanlara sunar. Diyor ya hani “atlılarınla yayalarınla” şeytandan Allah’a sığınırım, şeytan onları sarsacak sarsacağım diyor. “Atlılarla yayalarla onları sarsacağım” diyor şeytan yani kendi imkanlarıyla. “Onlara sağdan soldan yaklaşacağım” diyor demek ki mümine sürekli yakın gelecek münafık sürekli ona huzursuzluk vermek isteyecek ona kuşkuyu enjekte etmeye çalışacak, korkuyu enjekte etmeye çalışacak, huzursuzluğu enjekte etmeye çalışacak. Müslümanların güçsüz olduğunu vurgulayacak. Tutunacak yeriniz kalmadı demek ne demek? Veyahut diyor ki “para vermeyin ki dağılsınlar” diyor. Münafığın amacı Müslümanların bir an önce dağılmasıdır. Çünkü kendi gidemediği için Müslümanlar dağıldığında gidebileceğine inanır. Onun için Müslümanları dağıtmanın en emin yol olduğuna inanır. Ben gitmeden önce Müslümanları dağıtayım hepimiz beraber gitmiş olalım mantığında oluyor. Onun için münafığın sinsiliği, alçaklığı tarif edilecek gibi değildir. Bu çirkinlikleri Kuran çok zengin bir anlatımla anlatmıştır. Bu alçaklıklarını münafıkların çok zengin bir anlatımla anlatmıştır.

İBRAHİM AKMUGAN:  Ganimetler konusunda da eziyet etmeye çalışıyorlar.Ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar, kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazablanırlar.” (Tevbe Suresi, 58) diye bildiriliyor.

ADNAN OKTAR: Mesela Peygamber (s.a.v.) eşya getiriyor bir şeyler getiriyor imkanlar dahilinde orada müminlere nimetleri dağıtıyor. “Bana niye vermedi” diyor? Kardeşim binlerce kişisiniz herkese verecek değil. Mümin diğer müminin mutluğundan mutlu olacaksın sen. O niye? Ahlaksızlık yapıyor bak. Müminin sevincinden sevinç duymayan bir adam, bir. Mümine geçtiği için ıstırap duyuyor iki. Bunu adaletsizlik olarak gösterip Peygamber (s.a.v.)’i kendince zor duruma sokmaya çalışıyor ve sistemin işlemediğini vurgulamaya çalışıyor. Bin bir türlü ahlaksızlığı aynı anda uygulamış oluyor. Çünkü belli ki o herkese yetişmeyecek değil mi? Mümin kardeşine gittiği için bir şey sen sevinç duyacaksın. Niye bana vermedin dediğinde Peygamber (s.a.v.)’i adaletsizlikle suçlamış oluyor ve böylece fitne çıkarmış oluyor. Ve öylece o hediyenin vereceği sevinci de ortadan kaldırmaya çalışıyor. Müminlerin sevinmesini ortadan kaldırmak, müminlerin huzurlu olmasını, neşeli olmasını ortadan kaldırmak münafığın baş amacıdır yani şeytanın dürtüsüyle bunu yapar. Gece gündüz Müslümanları gergin zor bir ortamda bırakmak ister ki dava dağılsın Müslümanlar zayıflasın. Ama bunu yapamaz Allah ona belayı verir. Onlara hep hastalıklar dertler gelir. Allah onları çürütür, içlerini de yakar kavurur. Müminlere de bu şifa olarak gelir. Mümini üzmeye çalışır mümin daha iyi hale gelir daha sağlıklı daha bereketli daha zengin olur. Allah münafıkları ezmek için mümine gençlik, bereket, sağlık, iyilik, güzellik verir; acı çeksinler diye. Onları çökertir mümini genişletir Allah. Mümine sağlık sıhhat verir ama gizli bir kanundur bu. Münafık buna için için yanar. Çok ıstırap duyar bundan münafık ama engelleyemez. Çünkü tam istediğinin tersi olur. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) çocuk gibi gençti. Vefatında da mesela saçında beyaz bile yok zor sayılıyor beş-on tane falan beyaz görebildim diyor. Ama tabii Peygamberimiz (s.a.v.) saçlarına siyah boya istimal ediyordu kullanıyordu yani. Niye? Münafıkları kızdırmak için. Allah onu hep genç tuttu münafıkları kızdırdı, kafirleri kızdırdı. Hep zenginlik bereket verdi mesela ona hanımlar verdi çok güzel hanımlar verdi münafıkları kızdırmak için. İçin için yandı münafıklar.

ERCÜMENT ADEMOĞLU: Bir ayetinde Rabbimiz şöyle buyuruyor: şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır.” (Nisa Suresi, 142) diye bildiriyor.

OKTAR BABUNA: Allah münafıklar için. “De ki: Kin ve öfkenizle ölün.” (Ali İmran Suresi, 119) diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Kin ve öfkeden ölürler hep de. İşte o ayet onu gösteriyor. Allah kin ve öfkeyle onları öldürtüyor. Yani ölüm sebepleri kin ve öfke oluyor. Vefat ettiklerinde öldüklerinde kin ve öfkeden ölmüş oluyorlar. Bu da bir mucizedir. Kin ve öfke onlarda ya hastalık yapıyor ya bir şey yapıyor o yüzden ölüyorlar.

“Münafıklar gidip de müminler azaldığında fitneciler gittiğinde Mehdi uzak bir yerde zuhur edecektir.” Ama önce münafıklar gidecek diyor. Gaybet-i Numani Sayfa, 250.

OKTAR BABUNA: “Medine üç kere sarsılır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).

ADNAN OKTAR: “Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat.” (İsra Suresi, 64) diyor Allah.

Münafık alametlerini duyup da halini düzelten münafık olur mu? Asla olmaz. Münafık ayetlerinden etkilenen insan Müslüman’sa etkileniyorsa o Müslüman’dır. Münafık olamaz. Bazı kardeşlerimiz oluyor diyor ki işte “Ben münafık mıyım?” Bu ayetten etkilendin mi? Münafık olamazsın. Ayetle haşa alay ediyorsan, alaya devam ediyorsan, kaale almıyorsan haşa münafıksın. Etkileniyorsan nur gibi müminsin. Etkilenene mümin denir çünkü münafık alameti her Müslüman’da olabilir. Her Müslüman’da, bu istisnasız herkese yöneliktir. Şuna buna değil belirli bir güruh değil her Müslüman’da olabilir. Mümin etkilenir zaten. Mümin üstüne alınır. Alınıp etkileniyorsa ve halini düzeltiyorsa “bu bana hitap ediyor ben bundan kendini düzelteyim” diyorsa o nur gibi mümindir. Ama bıyık altından gülüp alay ediyorsa, önem vermiyorsa, müminlere halen de şaşırıyorsa o zaman o münafıktır. Çünkü münafık ayetleri müminleri ilgilendirir zaten. Münafık güler geçer. Onlara biz teşhis koymamız için o ayetler var. Mümin etkileniyorsa ona Allah hidayet ediyor demektir, güzellik veriyor demektir. Şifa veriyor demektir.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kendini müstağni görenin azıtacağını söylüyor Allah.

ADNAN OKTAR: Müstağni gören azıyor. Yoksa "innel insane leyedğa" kendini müstağni görüyor yani bende böyle bir şey yok diyen. Ama her Müslüman korkacak münafık alametinden herkes, hepimiz. Münafığın özelliği ayetle alay ediyor, İslam'la alay eder, Müslümanlarla; gizlice ve inanmaz. Mümin inanır, etkilenir münafık alametlerinden kendini toplar. Arada fark var bunun. Bunları anlatıyoruz hiç alakasız mesela ateist çocuklar bile “Bana mı hitap ediyorsun?” Diyor. Geçenlerde bir arkadaş. Hepimize hitap ediyor bu hepimiz bundan korkacağız. Mesela bir şeyden biz herkes telaşlanabilir bu şirktir kaçınacağız. Münafık alametinin olmayacağı bir insan olmaz. Her insanda olabilir, her mümin kaçınacak. Üstümüze alacağız. Adam bana demiyor şuna diyor demeyeceğiz. Münafıklar karşımızda bir grup değil hepimiz üstümüzde bu tehlikeyi göreceğiz. Bütün Müslümanlara yöneliktir bu, bu ayetler. Belirli bir güruh için değildir. Çünkü insan münafık deyince bir güruh var karşı biz de ona söylüyoruz; öyle değil. Bütün Müslümanlara hitap eden ayetlerdir bu. Hepimize hitap eden ayetler. Hepimiz buna önem vereceğiz, hepimiz bu tehlikeden korunmaya çalışacağız. Herkes de az veya çok olur bu alametler çünkü.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Hz. Yusuf (a.s)'un duası var Kuran'da şeytandan Allah'a sığınırım "Canımı Müslüman olmaktan başka alma" diye Allah’a dua ediyor inşaAllah Hz. Yusuf (a.s).

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Müslüman olarak yaşayacağız, Müslüman olarak vefat edeceğiz inşaAllah.

Evet dinliyorum.

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah'a sığınırım. "Müslüman olmaktan başka bir tutum üzerinde ölmeyin" diyor Yüce Allah.

OKTAR BABUNA: Allah "Gücünüz yettiğince Allah'tan korkup sakının" diye bildiriyor bütün gücünüzle Allah'tan korkup sakının diyor inşaAllah.

İBRAHİM AKMUGAN: Münafıkların bir özelliği de beceriksizlik taklidi yapmalarıdır. Kendi nefislerine ağır gelebilecek bir sorumluluğun kendisine verilmemesi için bu işi yapamıyormuş gibi yaparak o vazifenin kendisine verilmemesi için çaba harcar. Böyle bir yöntemi var, sinsi bir yöntemi var.

OKTAR BABUNA: Müslümanları korkutmaya çalışıyor münafıklar "Size karşı insanlar toplandılar artık onlardan korkun dendiğinde Allah bize yeter o ne güzel vekildir diyenlerdir"  diyor Allah Müslümanlar için inşaAllah.

GÖKALP BARLAN: Başka bir ayette yüce Rabbimiz kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım münafıkların bu tavrına "Düşmanlarıyla karşılaştıklarında Allah ve Resulü bize boş ve aldanıştan başka bir şey va’detmedi" derler diyor.

ADNAN OKTAR: Münafık ayeti o kadar çok ki Müslüman eğer “bu bana hitap etmiyor” derse bu harama girer. Her Müslüman’a hitap ediyor. Oradaki ayetler bütün Müslümanlara hitap eder münafık zaten inanmıyor ki etkilensin. Mümin etkilenecek ondan. O yüzden çok fazla olan münafık ayetlerini okurken Müslüman kendi üstüne alarak okuyacak. Öbür türlü olmaz. “Belirli bir güruha, belirli bir çevreye söylüyor beni ilgilendirmez” derse bu harama girer. “Bana hitap ediyor” diyecek kendi üstüne alarak okuyacak. Kendinin orada olduğu bir yön varsa oradan kendini temizleyecek. Oradan tedirgin olacak. Tedirgin derken yani kendini eleştirecek. “Beni ilgilendirmez” dediğinde küfür kafası oluyor olmaz.

OKTAR BABUNA: Allah "Her nefis kendine karşı basirettir kendi mazeretlerini öne sürse de " diye bildiriyor inşaAllah.

ERCÜMENT ADEMOĞLU: Münafıkların Müslümanlara karşı olan kin ve nefretini Rabbimiz belirtmek için onların parmak uçlarını ısırdığını söylüyor.

ADNAN OKTAR: Ama bak bu herkese hitap eden bir şey bu müminlerde de olabiliyor. O da öfkelenebiliyor mümin. Kendini müstağni görerek okursa anlayamaz bunu. Bu ayeti kavrayamaz. Kendini işin içinde görecek, bu konunun içinde görecek.

GÖKALP BARLAN: “Allah’ın ayetleri hatırlatılma yapıldığında o ayetler üzerinde kör ve sağırlar olarak kalmayanlardır.”

ADNAN OKTAR: Çünkü kendini müstağni görür, çok anormal bir hareket olur. “Ben bu tehlikenin içinde değilim” derse okurken buna çok dikkat etmek gerekiyor.

KARTAL GÖKTAN: Ayetlerin hep iki manalı olarak tefsir edilmesi gerektiğini söylemiştiniz. Münafıkları anlatırken oradan ters manasını düşünüp mümin kendini…

ADNAN OKTAR: Çünkü okuyanlarda ben onu dikkatimi çekiyor kendini dışında tutarak okuyor bazıları. Öyle değil kendini içinde tutarak okuyacaklar. Kendi için tehlike olduğunu bilecek.

OKTAR BABUNA: Allah " Siz insanları uyarırken kendini unutuyor musunuz?" diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

Ama dikkat edin şirk anlatırken de şirk müşrik olma tehlikesi vardır müminin. Şirk içinde yaşama tehlikesi vardır. Geniş çaplı da mümin şirke girer aslında. Peygamberler bile sürekli şirke karşı uyarılmışlardır. Onun için anlatırken uzaklardan kıyafetler giymiş müşrikler değil de doğrudan kendimizi anlatarak anlatacağız. Münafıkları da anlatırken doğrudan kendimizi anlatarak anlatacağız ki oradaki bilgileri alıp ibret alıp kendimizi düzeltebilelim. Çünkü insan gayriihtiyari ben anlatımda öyle gibi görüyorum sanki bir tarafta münafıklar var toplu bir tarafta da müşrikler var biz de Müslümanlar olarak buradayız anlatıyoruz. Öyle bir şey yok. Bu ayetlerin hepsi bize hitap ediyor. Müşrik zaten muhatap olmaz onunla. Hiç ilgilenmez müşrik. Münafık hiç hiç ilgisi olmaz. Güler münafık, alay eder. "Allah'ın ayetleriyle mi alay ediyorsunuz?" diyor ya Allah ayette. Alay eder. Mümin ondan etkilenip heyecan duyuyorsa o münafık değildir. O kendini düzeltmeye çalışan halis, has bir Müslüman’dır. Onun için birçok bize biliyorsunuz internetten yazıyorlar "ben münafık mıyım?" sen tedirgin olduysan müminsin zaten. Tedirgin olmadıysan, seni ilgilendirmiyorsa, etkilenmiyorsan münafıksın demektir. Ölçü budur.

Şirk, Müslümanların yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuzu şirkin içindedir. Bilerek veya bilmeyerek. Hepimize hitap ediyor. Onun için ibret alarak dinleyeceğiz. Doğrudan kendimizde olduğunu düşünerek anlatacağız. Bir başkasında değil de direkt kendimizde olduğunu düşünerek anlatacağız ki şifa alalım. Öbür türlü çok büyük yanlışlık olur o.  Çok büyük hata olur. Çünkü müstağni görmüş oluyorsun zaten ondan. Ben sağlamım bende hiçbir şey yok, şirk de yok, münafık alameti de yok hiçbir şey yok. Karşımda onlar ben de anlatıyorum böyle olmaz. “Ben bunun içindeyim” diyecek mümin. “Ben bunun içinde olabilirim bundan kurtulayım” diyecek. “Bu hitap alanının içindeyim, bu tehlike benim için ben bu tehlikeye karşı tedbir alayım” diyecek. Üslupta bunun oturtulması çok önemli. Yoksa hayali bir topluluk var o şekilde olmaz. Münafıklar mesela gülerek izlerler şu an alaycı bir üslupla. Hiç ilgilenmez, müşrik hiç muhatap olmaz. Ama müminin kalbinde şirk korkusu varsa ona etki ediyor onu açıyor o. Münafık alameti varsa kendini de temizliyor. Müminlerin büyük bir çoğunluğunda münafık alameti vardır. Çok çok az veya çok. Dolayısıyla Müslüman kendi üstüne alıp kendini ona göre temizleyecek. Öbür türlü çok korkunç olur. Hem kendinde görecek bu sefer görmezden gelir o zaman. Bu ayet bana ait değil halbuki var hastalık ama görmezden gelecek büyük bir tehlike. Ayetin şifa yönü ona gelmez o zaman. Çok büyük bir tehlike olur. Öyle alındığında müthiş bir ferahlık olur her ayet onu rahatlatır. Mesela baktı kendinde şirk var onu temizler, baktı münafık alameti var onu temizler kalbine ferahlık gelir. Çünkü sınır koyulmuyor ödü kopar o topluluktan. Ve alameti görse dahi kabul etmeyeceği için, çünkü münafık alameti görse dahi çünkü kabul ettiğinde münafık olduğunu düşünecek kabul etmeyince şifa bulamaz. Halbuki o ayetin kendine hitap ettiğini görüp, düşünüp şifa bulup,  o beladan kurtulacak. Her Müslüman için bu şart. Bu çok yanlış anlatılıyor ben radyoda falan "münafıklar toplanmıştı" diyor. Sen? Sana da yönelik o. "Müşrikler karşıdaydı" diyor sende de var şirk. Kendini koruyacaksın, kurtaracaksın müstağni görmenin en gelişmişi oluyor bu. “Bende şirk de yok, münafık alameti de yok, kalbimde hastalık da yok” tamam cennetliksin o zaman. Öyle olmuyor mu? Cennetlik olmuş oluyor. İmtihana gerek kalmamış oluyor cennetlik olmuş oluyor. Kalbinde hastalık olabileceğini de düşünecek, münafık olabileceğini de düşünecek, müşrik olabileceğini de düşünecek. Ayetlerin kendine baktığını düşünecek ona göre kendini tedavi edecek. Bunların hepsini şirki, hastalık, kalpte hastalık olmasını münafık alametini reddettiğinde o cennetlik Müslüman olmuş oluyor. Günahsız olmuş oluyor o üsluba göre. Öyle olmaz. Bunu her yerde oturtmak lazım, bunu iyice belletmek lazım çünkü ben bu konularla çok sık karşılaşıyorum. Bana yüzlerce öyle yazan oluyor. İşte "ben münafık mıyım?" ağabeyinden şüpheleniyor, annesinden şüpheleniyor. Almanya’daki arkadaşından şüpheleniyor. Bilmiyorum size de gelmiştir. Size de geliyor değil mi yüzlerce? Habire harıl harıl münafık arıyorlar. Sen kendinde önce arayacaksın. Sen bırak çevreyi. Sen kendini düzeltince onlar da düzeltir. Onda varsa ona da şifa olur. Ama dinlemiyorsa zaten tamam. Seni ilgilendiren kısım o, ayet seni ilgilendirir zaten. O münafığa sen istediğin kadar anlat. Biz bu ayetleri ezbere münafığa anlatsak adam keyifle dinler. Güler bize. Hiç muhatap olmaz münafık. Mümini sarsar bu ayetler. Mümini heyecanlandırır. Kendine çeki düzen vermesini sağlar. Münafık inanmıyor ki niye adam rahatsız olsun? 

Masaüstü Görünümü