Harun Yahya

Sohbetler (20 Mayıs 2016; 16:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: Bir sevgi etiketi yapalım. Sevgide koşul olmaz,  “Koşulsuz sevgi” diyelim.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Cumhurbaşkanımız’ın bir konuşması vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Ne diyor Tayyip Hocam?

BÜLENT SEZGİN: “Bazı entel danteller operasyonlarımıza laf söylemeye kalkıyor. Terör bitmeden operasyonlar bitmeyecek. Hiç endişeniz olmasın” dedi.

ADNAN OKTAR: Helal, çok güzel söylemiş.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz yayınımıza.

VTR: Hz. Mehdi (a.s)’ın Fiziksel Özellikleri

ADNAN OKTAR: Sen bir şey söyle de konuşalım.

BÜLENT SEZGİN: Ümraniye’de AK Parti binası önünde patlama meydana geldi bugün. Maddi hasara yola açan patlamanın failleri yakalanamadı.

ADNAN OKTAR: İşte bu çok acayip. Hiçbir yerde polis yok gibi. Bu nasıl oluyor? Anında burada yakalanması gerekir. Ya gönüllü bekçi olacak ya polis olacak. Ümraniye, bomboş demek ki hiç kimse yok. Mesela gazeteye adam bomba atıyor hiçbir şey olmuyor. Cumhuriyetçi Halk Partisi Genel Merkezi’ni kurşunluyor bir şey olmuyor. Böyle olmaz. Failinin yakalanması lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Antalya’dan geldiğini söyleyen genç bir kızın “Spor yapıyor musunuz, sağlık durumunuz nasıl?” sorusuna cevap verdi. “Basket var, koşu var, ağırlık çalışmaları var. Sabahları kapalı ve açık spor yapıyorum, kilomu da korumaya çalışıyorum. Boyum 1.85, kilom 95” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah iyi. Tayyip Hocam spora dikkat ediyorsa iyi. Ama ağırlık niye çalışıyor? Ağırlık çalışmasın. Ağırlık tehlikeli olur. Ağırlığa gerek yok. Normal yürüyüş olabilir, hafif sporlar olabilir, değil mi?

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı konuşmada sizin de üzerinde durduğunuz gibi, yurt dışında gitmek zorunda kalan azınlıkların geri dönmesini istediğini söyledi. Ve İsrail’le Türkiye arasında olumlu gelişmeler olduğunu anlattı. Bugün yaptığı konuşmadaysa PKK için “Onlar Kürt kardeşlerimin temsilcisi olamaz. Onlar üst bir aklın uşakları. Bu ülkeyi bölmek isteyenlere elimizin tersiyle güle güle diyeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Üst akıl İngiliz derin devleti. Direkt adres versin Tayyip Hocam. O çok çok daha etkili olur. Bir de Musevilerin, Hristiyanların geri dönmesi için Hristiyan ve Musevi düşmanlığının ortadan kaldırılması gerekiyor. O tarz üslubu Türkiye’den kazımak lazım. Yani Musevi karşıtlığını, Hristiyan karşıtlığını Türkiye’den kazımak lazım. Tabii bunda hükümetin açıklamalarının çok büyük faydası olur. İleri gelenlerin, aydınların bu yönde konuşması gerekir. Musevi dedin mi adam öldürülmesi gereken bir insan olarak düşünüyor. Olmaz öyle.

Ayetullah Şirazi, Hamaney’in Hz. Mehdi (a.s)’la irtibatlı olduğunu iddia etmiş. Jan Karon İran Haber sitesine göre, “On ikinci kere düzenlenen,” on ikinci kere düzenlenmiş Uluslararası ‘Mehdiyet doktrini’ konulu konferansta konuşan Şirazi, Hamaney’in Hz. Mehdi (a.s)’la görüştüğünü söylemiş. Ne güzel o Hz. Mehdi (a.s) sevgisi onlarda.

“Adnan Hoca canlı yayında maşaAllah. Mekan da güzel. Sözü aklıma geldi; ‘İleride daha büyük mekanlarda canlı yayın yapacağız’ demişti anlayanlara” diyor.

“Kalbinde hastalık olan insanların sonları nasıl olacak?” Kuran’la, İslam ahlakıyla kendini düzeltirse gayet güzel olur sonu. Ne olacak?

Yok yok, canlılar çok düzgün özenli yaratılmış. Evrim teknik olarak mümkün değil. Yani akıl almaz bir matematik mühendislik var. Hücrede, kromozomda, kofulda nefes kesici bir düzen var. Tesadüf böyle bir şey yapmaz. Tesadüf bozar kırar, darmadağın eder. Tesadüf şuursuzdur ki onu bile Allah yaratır. Fakat hücre hakkında bilgisi olmadığı için bazı kişilerin evrimin olabileceğini düşünüyorlar. Halbuki kofulu, mitokondriyi, golgi cisimciğini biraz incelese baksa, proteinin yapısına bir baksa teknik olarak imkansız kere imkansız olduğunu görür. Mümkün değil. Yani matematik mühendisliğin olabilecek en mükemmel yöntemleri uygulanıyor. Tesadüflerin bunu yapması teknik olarak mümkün değil. Bunu bu yönüyle de ayrıca açıklamaları mümkün bilim adamlarının. Fakat yıldırdılar adamları konuşamıyorlar. Mesela havada güneş duruyor, adamlar güneş yok diyor. Baskı var.

Hz. Mehdi (a.s) azami sabır cihetiyle manevi makamı çok yükseliyor. Çok sabırlı bir insan. Allah talebesi etsin, beni de sizleri de, inşaAllah.

Evet, bir şeyler söyleyin konuşalım.

KARTAL GÖKTAN: Bugün mecliste yapılan ikinci tur görüşmelerden sonra mecliste dosyası bulunan vekillerin dokunulmazlığı kaldırıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da yasa değişikliğini onaylamasından sonra dosyalar savcıların talepleri doğrultusunda yargıya gönderilecek. Demirtaş, bu kararla ilgili olarak sonuna kadar direneceklerini ve “fazlalık olan biz değiliz faşistler” dedi.

ADNAN OKTAR: “Faşistler fazlalık…” hiç mantıklı bir konuşma olmamış ki. Hukuki bir suç varsa ilgili kanun maddelerine göre teczi ediliyor. Burası demokratik bir ülke, hukuk devleti. Faşist de suç işliyorsa o da yargılanır, o da ilgili kanun maddelerine göre teczi edilir. Mühim olan suç işlenmesi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sırrı Süreyya Önder, bugün dokunulmazlıkların kalkması konusunda yaptığı açıklamada Sayın Erdoğan’ın kendisine “Kandil’de durumlar nasıl?” diye sorduğunu, bunun devamını mahkemede yargılanırken anlatacağını söyledi.

ADNAN OKTAR: Yani kendisi mahkemeye gidecek Kandil’deki durumu anlatacak. Bayağı mantıksız bir konuşma olmuş. Hiçbir anlamı yok. Ama tabii kanunla hukukla meselelerin halli mümkün değil bilimle halledilmesi lazım. Darwinizm felsefenin, yani Marksist felsefenin yanlış olduğunun bilimsel olarak anlatılması gerekiyor. Yoksa istediğin kadar tutukla hapse at. Atatürk de diyor “Hapse atmayla meseleler hallolmaz” diyor “Fikirle mücadele edilmesi gerekir” diyor rahmetli. Açık açık söylüyor. Herkesin mantıklı düşünmesi durumunda meydana gelecek bilgi budur.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Myanmar’ın en büyük kenti Yangon sınırları içinde bulunan bir bölgede Budistler bir İslam alimini katletti. Müslümanlara ait cami ve işyerlerin de talan edildiği Myanmar’da Müslümanlara karşı şiddet olayları devam ediyor. Ordu ve emniyet güçlerinin olaylara sessiz kaldığı ülkede Müslümanlar çetelerin saldırılarında hayatlarını kaybediyorlar.

ADNAN OKTAR: İşte Müslümanların birbirini sevmesi lazım. Birbirlerinden uzaklar. Şii, Sünni, Nakşibendi, Kadiri hiç fark etmez, hepsinin kucaklaşması lazım. Bu fevkaladeliği görüp, bu tehlikeyi görüp birbirlerine sahip çıkmaları lazım. Umursamamaları çok korkunç. Mesela İran Şii, daha ne istiyorsun, bölgenin çok güçlü eski tarihi bir devleti. Askeri yönden de güçlü, siyasi yönden de güçlü. Dost ol, kardeş ol. Şiilik nur gibi bir düşünce, nur gibi bir mezhep daha ne istiyorsun? Sünniler de öyle bayağı dindardır çok aklı başında insanlar. Vahabiler çok çok dindardır. Hepsi birbirini sevsin, kardeş olsun, birbirlerini koruyup kollasınlar, ortak karar açıklasınlar. O zaman bütün dünya sükunete erer bu fitne de ortadan kalkar.

 Yehuda Glick Likud Partisi’nden milletvekili olmuş. İyi, tebrik ediyoruz çok iyi olmuş. Çok temiz dürüst bir insan.

İslam İşbirliği Teşkilatı var. Mesela bir Müslüman şehit edildi hemen toplanabilirler yahut asılacaksa hemen toplanabilirler. Oho yani ayda yılda bir toplanıyorlar, yemek içmek yiyip çekip gidiyorlar. Öyle olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Yayına stüdyoda devam edeceğiz.

ADNAN OKTAR: Dolayısıyla kısa videolar olabilir.

VTR: PKK Kürtlerin Temsilcisi Değildir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun.

ADNAN OKTAR: Dinliyoruz buyurun.

BÜLENT SEZGİN: Geçtiğimiz yıl belediyenin onay verdiği kilise kararını Anıtlar Kurulu da onayladı. Böylece cumhuriyet tarihinde bir ilk gerçekleştirilerek sıfırdan bir kilise yapılmış olacak. Yaklaşık iki yıl içerisinde tamamlanacak olan kilise için İstanbul Yeşilköy’de yer de belirlendi.

ADNAN OKTAR: Tabii, kiliseler, sinagoglar Allah’ın korumasında, Kuran’da ayet var. Hristiyanlara, Musevilere şefkat sevgi gösterelim. Özellikle Musevi düşmanlığı çok şiddetli. Yüzde seksen falan Türkiye’de yapılan anketlerde. Yani düşmanlık derken karşıt yani İsrail karşıtlığı bunlar ürkütücü.

Evet, dinliyorum.

CAN DAĞTEKİN: Hocam, Allah bir ayette şöyle bildiriyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Yahudiler ve Hristiyanlar ve sabilerden kim Allah’a ve ahiret gününe iman ederse Allah katında ecirleri vardır.” (Bakara Suresi / 62) Diye bildiriyor Yüce Rabbimiz.

ADNAN OKTAR: Tabii, kimin cennete, kimin cehenneme belli değil, Allah katında. Sevgiyle şefkatle yaklaşmak lazım. Allah kimin kaderinde ne yazdıysa o olur.

Kısacık bir hayatta kısacık bir imtihan, dünya. Yani bütün dünya bunu bilmesi gerekir. Anlaşılmayacak bir yönü yok. Dışarıya çıkıyorum, insanlarımız o kadar sıhhatli değil. Bize bir şey yapmışlar bizim milletimize. Eskiden genç kızlar dalyan gibi olurlardı bayağı sıhhatli olurlardı. Bakıyorum da ufak tefekler ve çok zayıflar. Bir kısmı da çok çok kilolu. Nadir görüyorum ben böyle tam ideal güzellikte, ideal sağlıkta insanı nadir görüyorum. Bu genleriyle oynanmış yiyeceklerle bizim ırkımızı bozmaya kalkıyor olabilirler, bir şeyler yapıyor olabilirler. Devlet bu konuya tedbir alması lazım. Gençlerin beslenmesine dikkat edelim. Hanım kızlar rejim yapacağız diye çok garip bir hale geliyorlar, ufak tefek kalıyorlar. Kalsiyum, magnezyum almaları, D vitamini almaları gerekiyor. D vitamini bizim milletimizde genellikle çok düşük düzeyde oluyor kanlarında. Yani yapılan muayenelerde çok düşük çıkıyor. D vitaminini devlet teşvik etsin, gençlerin D vitamini almasını. Güneşe çıksınlar, güneşlensinler, spor yapmaları teşvik edilsin. Nesil sağlıklı ve güçlü olması lazım.

Atatürk ne akıllı bir insan, maşaAllah. Bak, “fikirle komünizmi yıkabiliriz” diyor fikirle “karşı fikirle” diyor. “Askerle, polisle silahla yıkmamız mümkün değil daha da gelişirler” diyor. Mükemmel teşhis. Bediüzzaman da Atatürk’ün arkadaşıydı Said Nursi, onun da aynı şekilde açıklamaları. Atatürk çok kibar bir insan, çok saygılı. Mesela Bediüzzaman’ı çağırıyor “fikirlerinden istifade edelim” diyor. Başkası olsa bambaşka bir tavır gösterir. O çok nezaketli kibar bir tavır gösteriyor.

“Dünyanın en cazibeli zümrüt yeşili gözleri, büyüleyici gözlerinin etkisinden kurtulamıyorum Allah aşkıyla sevdiğim. Havuz başı sohbet, Sarman’ın kendinden emin rahat yürüyüşü, her şey mükemmel” diyor. “Sen dünyada hiç görülmemiş bir yakışıklılığa ve cazibeye sahipsin. O muhteşem sesin insanı cezbediyor.” Handan Hanım yazmış.

Beyaz Saray’a herhalde orada bir silahlı saldırı olmuş. Obama da olay yerinde yokmuş. Evet. Maksat rahatsız etmektir, taciz edip işte tedirginlik meydana getirmek.

“Deccalın muhasarası Hz. Mehdi (a.s)’ın üstünden kalkmayacaktır” diyor “en son ana kadar.” “Bütün kederlere ve şiddetli fitnelere azami sabır gösterecektir” diyor “Hz. Mehdi (a.s).”

6 Haziran’da Ramazan başlıyor. İşte tamam, Ramazan’da çok güzel Ramazan sohbetleri yaparız havuz başında. Izgara, sıcak çorba da olur köz üstünde kaynayan. Izgara çeşitleri çok önemli.

İzmir’den yazan bir hanım kardeşimiz, “Hocam, harika bir ortam. Siz öylesine güzelsiniz ki nurunuzla, yakışıklılığınızla hayran hayran izliyorum sizi şu anda” diyor. Evet.

“Hz. Mehdi (a.s) sabrıyla Hz. Eyüp (a.s)’a benzer” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).

“Hz. Mehdi (a.s)’a en yüksek kutbiyet makamı verilecektir Allah katında” diyor. “Makamların en yükseği ve son merhalesi olan makam verilecektir” diyor.

“Hz. Mehdi (a.s)’ın içtihat yapma özelliği vardır” diyor. “Çalışıp kazanarak değil emin makamında bunu elde edeceği bildirilmektedir.” Allah tarafından veriliyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, partili cumhurbaşkanlığı sistemine ilişkin bir soru üzerine “Bu konuda cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde ‘mademki başkanlık sistemine karşısınız gelin partili başkanlık sistemi yapalım’” dediğini hatırlattı.

ADNAN OKTAR: Hayır partili başkanlık olmaz. Partili cumhurbaşkanlığı. Partili başkanlık aynısı zaten başkanlık o aynısı. Onda federasyon sonuna kadar açıktır, özerklik sonuna kadar açıktır. Partilere özerklik verilir mahvoluruz Allah esirgesin öyle olmaz. Partili cumhurbaşkanı. Anayasanın bir maddesi kaldırılacak o kadar. Yani ‘Cumhurbaşkanının siyasi görüşü olmaz’ gibi bir madde var bu kalkacak bu kadar.

“Hz. Mehdi (a.s)’a daha çocukluğundayken çokça ilim ve amel ihsan edilecek.” Evet.

İbni Kesir’deki hadise göre “İlim ve vakar Hz. Mehdi (a.s)’ın ziyneti olacak.”

“Onun uzun boylu ilim öğrenmeye ihtiyacı yoktur.” Yani üniversitede, efendim, herhangi bir yerde “ilim öğrenmeye ihtiyacı yoktur. Çünkü ahir zamanın en dehşetli döneminde alabildiğine önemli bir hizmetle muvazzaf olarak Allah tarafından gönderilecektir. Onun için de bu ilmine olağanüstü bir tarzda kavuşacaktır.” Yani mekteple medreseyle değil. Onu bir çok alim de söylüyor hadislerde de var. Cübbeli de açıklıyor.

“Allah aşkıyla sevdiğim arslan Hocam, hoş geldiniz selamlar saygılar.” Aleyküm Selam. “Gönül dolusu sevgiler. Yeni mekan müthiş. Her şeyin en iyisine layıksınız zaten. Seni çok seviyorum” diyor. Arzu Hanım yazmış.

“Her zamanki gibi karizma tavan Hocam, maşaAllah” diyor. Özkan Türcan.

“Allah affetsin, bugün gerçekten sıkılıyordum nedense. Sizi bahçede gördüm neşem keyfim yerine geldi, maşaAllah. Hocam, sanki yanınızdayım, o havayı soludum sanki canım Hocam. Gitmeyin lütfen” diyor Zeynep.

“Canım Hocam” diyor Ayşe “sevilen sen olunca şart yok” diyor. Hani sevgide kural olmaz, şart olmaz dedik ya.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir video gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Göster. Çok güzel hayvan maşaAllah, insana benziyor. İşte insana benzediği için insanın da hoşuna gidiyor. Allah onun için bütün hayvanları insana benzeyecek şekilde yaratıyor hepsini. Böyle kafa-göz konumu, vücut konumunda hep insan model alınmıştır bütün hayvanlarda. İnsanların beğenmesi hoşlanması için. Allah’ın bir lütfu o.

“Müminler için hüccet, deliller getirendir Hz. Mehdi (a.s)” diyor. “Müslümanların içinde Allah’ın emrini hayata geçirendir. Kuran’la konuşandır.”

“Hz. Musa (a.s)’ın kendisinin yerine itaati farz kıldığı Harun konumundadır” diyor Hz. Mehdi (a.s) için Peygamberimiz (s.a.v.). Bak “Musa’nın kendisinin yerine itaati farz kıldığı Harun konumundadır.”

“Kıyam ettiğinde boynunda hiç kimseye biat olmayacaktır.” Yani hiçbir tarikata bağlı değil. “İşte bundan dolayı doğumu gizli, şahsı ise gaibtir, gizlidir.”

6 Haziran’da Ramazan, ne güzel. Ramazan zevkli oluyor. Bundan sonra sahura bahçedeyiz. Yavaş yavaş yiyeceğiz acele değil. Önce çorbadan, sonra ızgaralardan hafif hafif alacağız. 

Cennet dünyanın daha mükemmeli daha düzgünüdür. Çok çok yabancı olacağımız bir yer değil. Mezarların hepsi dağılacak kıyamette. Diyor ki; “aile mezarlığı.” “Ve kabirlerin içi 'deşilip dışa atıldığı' zaman” (İnfitar Suresi, 4) diyor Allah ayette. Yani mezarlar darmadağın olacak. O, mezardan kalkacaklarını zannediyor. Öyle değil. Mezarlar dağılıyor. Sonra Allah herkesi, önce Peygamberimiz (s.a.v.)’i, Hz. İsa Mesih’i ve ondan sonra diğer insanları diriltiyor. Resulullah (s.a.v.) gümüşten yaratılmış gibi nurlu, pırıl pırıl bir insan. Saçları hafif dalgalıdır Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Yani kıvırcık değil de hafif dalgalı. Alnı açık, geniş alınlı, kaşları hilal gibi gür kaşları. Ortadan birbirine yakın ama yüksek kaşları yani gözünün daha üstünde yüksek, hilal biçiminde.

Cennette dünyadaki bütün teknik cihazların en gelişmişleri var. Bunları da aynı sistemle yaratıyor Allah. Ahirette en mükemmeli vardır. Araba, tekne, uçak, hepsi vardır. İsteyen araba yarışı da yapar, isteyen tekne yarışı yapar. Yani hoşuna giden her şey cennette mevcuttur. Çünkü giden zaten söylüyor. “Bu daha önce de rızıklandığımızdır” derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur.” (Bakara Suresi, 25) Cennetteki de aslıdır. “Benzerini görmüştük” diyorlar. Cennet yakın, Allah ayette Kaf Suresi 31’de “Cennet de, muttakiler için, uzakta değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır.” Cennetin yakın olduğunu söylüyor. İnsanlar çok uzakta zannediyorlar, hâlbuki bir adımda geçilecek gibidir cennet. Bak, “(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.” (Şuara Suresi 90). Gerçek hayat cennette başlıyor. Ankebut Suresi 64’te “Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur.” Asıl hayatın orada başladığını söylüyor Allah. Hud Suresi 23’te de “Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar', işte bunlar da cennetin halkıdırlar.” kalpleri tam samimiyetle, coşkuyla, mutmain olarak Allah’a bağlanmış olanların cennete gireceğini söylüyor Allah. Sonsuza kadar bitmeyen bir şölen yeridir cennet. Sonsuza kadar hastalık dert, sıkıntı, hiçbir şey yok. Uyku yoktur, yorgunluk yoktur. İstediğin gibi gezersin ama Allah’ı anma var tabii. Sürekli Allah’a şükretme, Allah’ı anma vardır. Namaz yok. Namaz; müminler Allah tecelli ettiğinde güzel bir insan şeklinde tecelli ediyor. Müminler hemen Allah’ı görünce tecellisini secdeye kapanıyor. Allah, “hemen kalkın secdeden” diyor. “Artık bundan sonra namaz yok” diyor. “Çünkü siz kıldınız namazı. Benim zaten size kanaatim geldi” diyor. “Bundan sonra sadece selamlaşacağız” diyor “ve sevginizi ifade edeceksiniz.” Allah müminlere, müminler de Allah’a sevgisini ifade ediyor. Allah da müminleri sevdiğini söylüyor. Müminler de Allah’ı sevdiğini söylüyorlar. Sevgi yurdudur. “Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler.” İnsan Suresi, 13’te açıklanıyor. Hep ılımandır iklimi, rahat. Para verilmiyor. Para geçmez artık cennette, para yok. Çek, senet, para bitiyor. Borçlanmak diye de bir şey yok. Hiçbir şekilde küçük düşürülmüyorlar. Kimse kimseyi küçük düşürmez cennette. Hiçbir öfke, kin de kalmaz. Yani aklının ucundan bile geçmez öfke, kin.

İBRAHİM AKMUGAN: Ayette “Onda 'boş bir söz' işitmezler” (Meryem Suresi, 62) diye bildiriliyor.

ADNAN OKTAR: Evet, hiç üzücü, sıkıcı hiçbir söz işitmiyorlar.

Cennette insanlar suya çokça kavuşuyorlar. Suyu insan çok sever. Küçük bir göl olsun, bir ırmak olsun, deniz kenarı olsun. Deniz manzaralı oldu mu ev pahalı oluyor. Göl manzaralı, nehir kenarı insanlar çok sever. Yeni evler, siteler yapıyorlar. Önüne mutlaka bir su havuzu yapıyorlar. İnsanların kalbinde suya karşı bir sevgi Allah oluşturmuş. Onun için cennette hep böyle pınarlar, havuzlar, nehirler. Nehir deyince tabii böyle rahatsız edici bir nehir değil. Böyle hoş, mevzun akan, hoş akan nehirler. Yani tertemiz nehirler. Dibi görünüyor. Kristal gibi yani, iç açıcı. Yani cennet toprağı biliyorsunuz mücevher gibidir. Bayağı kalitelidir. Yani kir yoktur. İnsana zaten kir bulaşmaz. Hiç toz ve kir cennette yok. Sonsuza kadar yoktur. Böyle fışkırarak akan pınarlar var insanların hoşuna gitsin diye. Susuzluk yok ama suya biz alıştığımız için, susuzluğa alıştığımız için su içmek istiyor. Su lezzetli geliyor. Su içmek istiyor. Hâlbuki ihtiyacı yok. Gıdaya da ihtiyacı yok. Ama alıştı ya dünyada Allah onu öyle bir alıştırıyor ki sonsuza kadar o alışkanlığı gitmiyor. Mesela kuş eti getirtiyor, kebap getirtiyor. Yemek yiyor. Yiyor da yiyor. Hâlbuki yani trilyonlarca sene yemek yemese hiçbir şey olmaz. Gıdaya ihtiyacı yok. Sırf zevk için yiyor. Hoşuna gittiği için.

CAN DAĞTEKİN: Uykuya da ihtiyacı olmadığını söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Hiç yok uyku ihtiyacı. Mesela istirahata ihtiyacı yok. Dinleniyor. “Niye dinleniyorsun?” “Dinleniyorum” diyor. Yorgun değil hâlbuki. İstese havada durur yani. Yüzlerce binlerce saat durabilir. İstediği yere istediği anda gider. Ama koltuk gördü mü hemen gidip oturuyor. İçgüdüsel alışmış. Allah dünyada onu alıştırmış. Dünyada neye alışırsa onu yapıyor. Mesela arabaya binmek istiyor. Çünkü dünyada alışmış arabaya binmeye, orada da arabaya biniyor. Mesela ata alıştığı için orada da ata binmeye çalışıyor. Ata biniyor. Yakut renginde at, böyle şeffaf kırmızı yakuttan. Bindi mi üstüne içinden geçtiği an at istediği yere götürüyor onu uçarak. Ama normalde tabii insanın ödü kopar. Şu an ata binmek öyle gökte yakuttan bir atın üstünde gitmek aklını atar insanlar, binemezler. Ama cennette korku olmadığı için, Allah’tan başka hiçbir şeyden korku olmuyor. Rahatça gidiyor. Korkuyu bilmiyor. Sevinerek. Zaten hiçbir şey olmaz. Havada üstünden düşmez. Düşse bile bir şey olmaz. Düşse havada kalır. İstediği an, yavaşça yere de inebilir. Hızlı da düşse bir şey olmaz. Yani on bin metreden düşse hiçbir şey olmaz. Cennette ölüm yok çünkü. Yaralanma da yoktur. Yani organ kopması, yaralanma hiçbir şekilde olmaz. Ama mesela istiyorsa mesela kolunu kopartır, geri yapıştırır. Anında yapışır yani. Alır yerine koyarsın yapışır. Bileğini de istese koparabilir. Gelir yeniden takar gayet sağlam, eskisinden de iyi çalışır. O anda yani hemen yapışır. Ama burada öyle değildir. Yirmi sekiz saat sürüyor ameliyat kolu koptuğunda. Eskisi gibi de pek olmuyor. İç organları yok. Kalbi var, ciğeri var. Ama bizim anladığımız anlamda değil. Kalbi de bizim anladığımız anlamda değil. Kan pompalamıyor yani. Heyecanı hissetmek için var. Nefes almak için de ciğeri var. Yani güzel kokuyu almak için ihtiyacı var. Nefese ihtiyacı yok. Ama alıştığı için dünyada hoşuna gidiyor. Güzel kokuyu mesela içine çekerek alıyor. Normalde havaya ihtiyacı yok.

Dünyada nadir olan güzellikler cennette bol oluyor. Yani elmas, yakut, pırlanta, süslü taşlar, süslü arabalar. Mesela şu an kaliteli bir arabayı bulmak ki dünya arabası cennet arabası yanında sıfırdır yani. Kaale dahi alınmaz. Akıl almaz lüks ve çok güzeldir cennet arabaları. Ama en çok hoşuna gittiği şey müminlerin Allah’ı görmek oluyor. Şiddetli haz alıyorlar Allah’ı gördüklerinde. Yani müthiş bir sevinç meydana geliyor Allah selam verdiğinde müminler kendilerini kaybediyor zevkten. Yani özel bir hale geliyorlar. Kendilerini kaybediyorlar.

Herkes güzel ahlaklı cennette. “Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır.” diyor Rahman Suresi 70’te Cenab-ı Allah. Kin, öfke hiçbir şekilde yok. Korku yok. Tedirginlik yok, üzülme yok. Dünyada özel verilmiştir onlar. Cennet bak, “Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler.” diyor Kehf Suresi 108’de. Hiçbir şekilde ayrılmak istemezler. Hiç kimsenin hizmetine ihtiyacı yok. Ama dünyada hizmet edilmek hoşuna gittiği için orada civanlara, gılmanlara hizmet ettiriyorlar. Mesela onlar getiriyor yemeği, tabağı. Hâlbuki tabağa “gel” desin gelir tabak. Suya “gel” desin, gelir. İçeceğe “gel” desin gelir. İşaret etse, içinden geçirse gelir. Ama orada hizmetçi getiriyor hoşuna gitsin diye. Yani dünyadaki kültürüyle orada devam ediyor mümin. Orada alışmış ya. Mesela döşekler var. “Of” diye hemen direkt kendini atıyor döşeğe. Hiç ihtiyacı yok normalde. Döşekte ne işi var? Döşekte yatılır. Hiç ihtiyacı yok. Yani cennetin her yeri çünkü döşek gibi. İstediği an rahatça yatabilir, uzanabilir. Ama dünyada alıştığı her şeyi orada yapıyor. Mesela ayakkabılar var. Kıyafetler var. Ayakkabıya ihtiyacı yok. Yani ayakkabıya ne ihtiyacı olacak? Cennette diken yok, çalı yok. Hiçbir şey yok. Çıplak ayakla, havada da gider istese ama ayakkabı var. Mesela gömlek giyiyor. Kıyafet giyiyor. Bütün kıyafetleri giyiyor süslü olmak için. Hoşuna gidiyor. Mesela cennet yastığı var. Kafasının ihtiyacı yok ki cennet yastığına. Ama süs olarak alışmış, istiyor. Çünkü yastık, kafası rahat etsin diye, boynu ağrımasın diye. Orada öyle bir dert yok ki. Ama süslü güzel yastıklar var özel olarak yapılmış Allah tarafından.

CAN DAĞTEKİN: “Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar).” (Saffat Suresi, 44) diye buyuruyor Allah, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, karşılıklı sohbet ediyorlar. Hepsi ayet bunların, ben kısaca söylüyorum.

Yaşlanma yok. Gidip gidip aynaya bakıp, saçı mı beyazladı, gözü mü kırıştı. Hanımlar özellikle bu konuda çok dertlidirler. Gencecik kızlarda bile görüyorum yirmi iki-yirmi üç, “Ben yaşlandım” falan.

Eşler birbirine tutkun. Hayret mesela kadınlar var. Cennet kadınları eşi, cennet yakışıklı gençlerle dolu. Hiç birisinden etkilenmiyor. Sadece eşinden etkileniyor. Allah’ın hikmeti. Yani yüz binlerce belki güzel, yakışıklı insan var. Hiç birinden cinsellik anlamında etkilenmiyor. Güzel olarak beğeniyor yani bir çiçek gibi, bir süs olarak beğeniyor ama cinsellik olarak hiç etkilenmiyor. Sadece eşinden etkileniyor Allah’ın hikmeti. Onun için de “Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır” (Rahman Suresi, 56) diyor. Yoksa diğer hurilerin hepsinin güzelliği hoşlarına gider ama çiçekten hoşlanır gibi. Onu estetik yönden beğeniyor. Ama sadece cinsel arzusu eşine oluyor. Bu da Allah’ın bir lütfu. Çünkü eşini yüzlerce çeşit şekilde görüyor, yüzlerce ayrı bedende. Kadın erkeğini öyle görüyor. Erkeği de kadınını öyle görüyor. Yüzlerce ayrı bedende görüyor. Zaten “çadırlardadır” diyor kapalı. Kimsenin görmesini istemiyor. Eşiyle çadırda olmak istiyor. Yoksa çarşıda dışarıda beraberler zaten dışarıda görmesinden rahatsız değil. Ama çıplak seviştiği için onun için kapalı çadır istiyor. Onun için ayette “Otağlar içinde korunmuş” (Rahman Suresi, 72) kapalı çadırlardadır diyor Allah. Yani çok fazla çadır oluyor kapalı çadır müminlerin. “Orada eşiyle yataklardadır” diyor. Zaten yatak ve kapalı çadır. Eşiyle orada beraber oluyorlar.

Mesela adam şimdi eşini gönderiyor ama tedirgin oluyor dışarıya çıksa ne olacak diye. Hiç tedirgin olmuyor cennette. Eşi gezerken zaten istese o da onun yanında gezer yüzlerce bedeni oluyor ama gitse bile eşi hiçbir şekilde iffetine zarar gelmesi sonsuza kadar imkânsız. Yani yüzde yüz Allah’ın garantisinde. Hiçbir kadının iffetine zarar gelmiyor. Hiçbir erkeğin iffetine zarar gelmiyor. Hiçbir erkek gayri meşru ilişkiye girmez. Hiçbir kadın gayri meşru ilişkiye girmez. Gayri meşru ilişki kalbinden de geçmiyor ne erkeğin ne kadının. Yani niyet dahi edemiyor. Kalbinden geçmiyor yok yani cennetin özelliği. Tabii Cenab-ı Allah “Eğer bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, Kendi Katımız'dan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık.” (Enbiya Suresi, 17) diyor. Yani böyle yarım burada eksik imtihan ortamı olduğu için “Ben böyle yapmam” diyor Allah “yaptığımda. Bunu özellikle yarım yaptım.” Diyor “bozuk yaptım dünyayı imtihan için. Ben yaptım mı şanıma uygun yaparım” diyor. “Oyun eğlence dilediğimde mükemmelini yaparım” diyor.

Çok fazla köşk, üst üste üst üste üst üste böyle taraçalar şeklinde cennetler, dümdüz ova şeklinde de var. Ama katmanlar şeklinde de var. Yükseklik, insanın hoşuna gidiyor ya bir şeye yüksek tepeden bakmak. Baktı mı cenneti tepeden görüyor.

Dürüst, samimi olmak iyi insan olmak yeterli Allah için. Allah diyor “Samimi olan kullarım kurtuluşa ermiştir” diyor. Samimi olmak. Sevgi en yüksek derecede oluyor imanın derecesine göre. Yani sevmek için uğraşmıyor. Zaten sevgi hazır oluyor. Gönüllerinin istediği her şey oluyor. Bak “Orada diledikleri her şey onlarındır” Kaf Suresi, 35. Ne diliyorsa. Havada uçmak istiyor mesela yahut bir ördeğin üstünde uçmak istiyorsa ördeğin üstünde uçuyor. Tek başına uçmak istiyorsa tek başına uçar. Aklında hayaline gelen ne varsa mesela ayakkabısının içine girip de uçabilir isterse. Ne istiyorsa olur. Her türlü hacmi alabilir her şekle girebilir. Mesela Hızır (a.s)’da var o. Cennette işte asıl o hâkimi olan özellikten Hızır (a.s)’a verilmiştir dünyada bir parça. İstediği eşyanın şekline giriyor. İstediği an istediği yerde oluyor. Aslında gayet kolay bir sistem asıl sistem budur. Ama dünyada Allah imtihan olarak bu sistemi uygulatmıyor. Asıl olan sistem budur.

Her meyveyi çift yaratıyor Allah nedense o da bir ilginç onu da cennette anlayacağız. Bak “ikisine de her meyveden iki çift vardır” diyor ikisinde de cennetlerin. Hurma ve narın hası. Buradaki narlar mesela ekşi oluyor, tanesi zor açmak zor. Buruktur tadı. Değil mi buruk? Özellikle yapar Allah buruk. Zaten “acı ılgınlığı” diyor “buruk meyvenin” diyor “ağaçlara dönüştürdük” diyor ya. İstese Allah onu öyle yapmazdı narı. İçi bal gibi olurdu gayet de rahat yenecek gibi olurdu. Açması da kolay olurdu. Mesela bak şeftaliyi Allah daha kolay yapıyor. Kayısıyı daha kolay yapıyor.

Tayyip Hocam bugün bayağı şık giyinmiş bakalım. Yakışmış, tabii hoş olmuş. Şevki ne kadar güzel tam mücahit bayağı hırslı. Mesela ne aslı yorgunluk, bezginlik ne çizgiden bir sapma. Azmi gayet düzgün gidiyor ama yılların çilesi kardeşim. Çok çile çektiler çok, Müslümanlar çok dolu. Bütün çocukluğunda gençliğinde o çilelerin en şiddetlisini yaşadı gördü. Şimdi Allah bir nimet verdi, imkân verdi, iktidar imkânı verdi. Tabii bütün gücüyle İslam’a Kuran’a hizmet etmek istiyor ama Darwinizm tepelenmeyince tabii ne yapılsa adım atılamıyor. Bütün ayaklar bağlandı. Darwinizm’den kurtulmak esastır. Çünkü Allah inkâr ediliyor Darwinizm’de. Şimdi devlet eliyle Allah inkâr edilmiş oluyor. Darwinizm nedir? Tesadüfü anlatıyor. “Kâinat tesadüfen oldu” diyorsun. “canlılar tesadüfen oldu” diyorsun ve Allah inkâr edilmiş oluyor. Allah esirgesin. O zaman işte bereket kalmıyor. Felaketler belalar yağmur gibi yağıyor Allah vermesin. Çile diz boyu oluyor. Hükümet dindar ama ne yaparsa yapsın o felaket durduğu müddetçe adım atamıyor. Adım atabilmesi için Darwinizm felaketinden kurtulması lazım. Daha önce bir yardımcı ders kitabı dağıtıyorlardı Vehbi Dinçerler devrinden kalma. Onu her yıl dağıtabilirler gençlere bak hiç olmasa karınca kararınca bir adım atılmış olur. Bir başlangıç olur. Bu hayati, bu.

Suudi Arabistan resmi televizyon kanalında kadınların nasıl dövülmesi gerektiği detaylarla anlatılıyormuş. Böyle büyük sopa değil keskin bir şey değil de misvak tarzı bir şeyle dövülmesi gerektiğini göstererek anlatıyorlarmış. Misvak da yani bir ağaç parçası, bununla dövebilirsiniz diyor ama çok büyük bir hata yapıyorlar. Halbuki darabe seyahattir, uzaklaşmadır. Sopa atmak değildir.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet Haberlerimiz vardı Adnan Bey okuyalım mı?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: 7 ve 19 Mayıs tarihleri arasında Balıkesir merkez ve Edremit ilçesinde toplam 800 adet broşür ve 263 adet kitabınız halkımıza hediye edilmiş. Bir kardeşimiz 23 adet kitabınızı Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne dağıtmış geçtiğimiz gün. Adapazarı’ndan kardeşlerimiz 2 ve 4 Mayıs tarihlerinde buluşup, sizin, “Müslümanca Konuşmak” ve “İhtişam Her Yerde” kitaplarınızdan bölümler okumuşlar.  İstanbul’da kardeşlerimiz Yenikapı ve İncirli semtlerinde 2000 adet A9 TV broşürü ve 25 adet kitabınızı halkımıza dağıtmışlar. 7 Mayıs’ta da ev sohbetinde bir araya gelerek Kuran-ı Kerim ve kitaplarınızdan bölümler okumuşlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel.

KARTAL GÖKTAN: Eskişehir ve Kütahya’dan kardeşlerimiz 6 Mayıs’ta bir araya gelip “Allah İçin Yaşamak” kitabınızdan okumuşlar. Evdeki maviş isimli muhabbet kuşu da sohbeti bazen omuzda bazen de koltuk üzerinde dinleyip ara sıra “öpücük öpücük” diyerek sohbete eşlik etmiş.

ADNAN OKTAR: Bayağı şeker maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca aynı gün bin adet Evrimin Geçersizliği broşürlerinden dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Nasıl kalplere ferahlık, çünkü bak bin kişiye daha İslam’ı imanı anlatmış oluyoruz, bin kişiye daha. Bizim milletimiz kitap alamıyor. Bir eve kitap girdi mi müthiş bir şeydir bu. O gecekondular o fakir evler, onlar muhabbet ve sevginin kaleleridir.

Müminler cennetleri geziyor. Cennette böyle müzik dinlenen yerler var. Orda huriler şarkı söylüyorlar. Oraya gidiyorlar, çarşılar var. Çarşı ama hadsiz çarşılar bir tane iki tane on tane değil. Yürüyen merdivenli değil. Yani istediğin an istediğin yere geçebileceğin çarşılar. Ama tabii ki orda da teknolojinin en gelişmiş güzelliklerini Allah tarafından sunuluyor. Burada nasıl Allah yaratıyorsa orada da onu Allah yaratıyor. Yani böyle çelikten merdivenler değildir orda. Her şey süslü ve güzeldir. İnsanlar sürekli birbirleriyle tanışıyorlar sürekli selamlaşıyorlar. Çünkü cennet halkı kalabalık. Hepsi birbirine hatıralarını anlatıyor. O ona gidiyor o ona gidiyor. Önü sonu yoktur cennetin.

İBRAHİM AKMUGAN: Cennettekiler cehennemdekileri görmelerine rağmen ondan tedirgin olmuyorlar, dehşet olmuyorlar.

ADNAN OKTAR: Yok gülüyorlar hallerine. Cehennem her türlü sıkıntının rahatsızlığın yaşandığı bir yerdir. Yüreklere tırmanan bir ateşten bahsediyor Allah. Manevi azap çoktur cehennemde. Yoksa her yerde kazanlar kaynıyor her yerde ateş yanıyor anlamında değildir o. Yüreklere tırmanan bir ateşten bahsediyor Cenab-ı Allah. Zaten Bak ayette de diyor: “Cehennemin yakıtı insanlar ve taşlardır” İnsan azabını oraya kendi getiriyor cehenneme. Kendini yakacak azabı oraya kendi getiriyor. O dünyadaki bütün sıkıntısı onunla beraber oraya gidiyor. O sıkılma, korkma, tedirgin olma, azap çekme özelliği var ya, o kalkmıyor işte. Allah cennette müminlere kaldırıyor onu. Küfre onu kaldırmıyor. Kendi ateşiyle oraya gidiyor. O kendi ateşiyle orda yanıyor. Mesela halbuki vücudu var ama vücudundan tiksiniyor. Mesela kadınların da cinsel organları açık, erkeklerin de açık ama sadece birbirlerini itici buluyorlar tiksiniyorlar başka bir şey yok. Sıkıntının dehşetin şiddetinden öyle bir şey aklının ucundan bile geçmiyor.

ERDEM ERTÜZÜN: “Nice kereler ölmeyi dileyeceklerdir.” Diye bildiriliyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ama tabii onu da Allah cennetin kıymetini müminlere hissettirmek için yaratıyor. Yoksa müminlere hiç göstermezdi cehennemi Allah. Müminlere haram kılardı hiçbir şekilde göstermezdi. Gayet de normal olurdu. Hepsi yanıyor cehennemde derdi Allah, size göstermeyeceğim derdi. Ama gösteriyor Allah. Cennetin kıymetini bilelim diye. Burada da sürekli cehennemden bahsediyor ki cennetin kıymetini bilelim diye. Cehennemin anlamı budur asıl mümin için.  Yani cennete girecek mümin için anlamı budur. Dünyada da müminin tabii Allah’tan korkmasını sağlıyor cehennemin varlığı.

CAN DAĞTEKİN: Cehennemin şuurlu bir varlık olduğunu anlatmıştınız Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii. Cennet de cehennemde her ikisi de şuurludur. Yani ne dersen yapar. Cehennem negatife göre kodlanmıştır. Mesela adam su isterse ona susuzluk sunacak şekilde yahut kaynar su sunacak şekilde bir durum vardır cehennemde. Mesela güzel şeyler yap ona çirkin şeyler gösterilir. Ama bu cennet ehlinin cenneti sevmesi içindir. Asıl amacı budur. Yoksa cehennem küfür için önem taşımaz. Aynı arsızlıklara aynı hayasızlıklarına devam ediyorlar. Yani küfür cehennemden etkilenmiyor o anlamda. “Pişmanlıklarını gizlerler” diyor Allah. Pişmanlığı gizlemek ne demek? Arsızlığı devam ediyor demektir. Bak “Allah’ınıza söyleyin de, Rabbinize söyleyin bize yiyecek versin size verdiklerinden” diyor. Kendisi Allah’tan istemiyor. Ağırına gidiyor. Birbirlerini koruyorlar kolluyorlar arıyorlar, dövmek için sövmek için. Orda da kavga yapıyorlar kepazelik çıkarıyorlar. Cehennemde olduğu halde sürekli birbirlerini arayıp bulup gidip dövüp, mesela kafasını gözünü kırıyor, ağzını yüzünü kırıyor, eziyet ediyorlar yani birbirlerinin başına bela oluyor cehennemde. Dünyadaki gibi. O terörist kafaları, anarşist kafaları cehennemde de devam ediyor tam bir terörist olarak cehennemde terör çıkarıyorlar. Dehşet saçıyorlar. Müminler de bunları istediğinde görüyorlar. Ama amaç tabii müminlerin cennete olan sevgisini kat kat arttırmaktır. Çünkü Hz. Adem (a.s) görmemişti cehennemi sadece cenneti görmüştü. Şeytan dedi ki “Bak burada bir meyve ağacı var” dedi. “O meyveyi yediğinde o gıda sana geçecek sonsuzluğu kazanacaksın” dedi. Halbuki ölümü sağlayan bir şey meyve. Sonlu olmayı sağlayan bir meyveydi. Hz. Adem (a.s) yedi hanımı da yedi ve sonlu oldular. Cennetten çıkarıldılar, cennet boyutundan. Dünyaya gönderildiler ve bütün bedeni ihtiyaçlarıyla geldiler. Bin pişman oldu ama oldu.

Size şıngır şıngır çaylar gelmesi lazım. Fincanda gelecek güzel çeşit çeşit fincanlar. Cennette de mesela normalde su direkt hava da gelir içer, şerbeti de içer. Hiç kaba ihtiyacı yok. Ama hep fincanda, kapta, kadehte içiyorlar. Açsa ağzını akar ağzına normalde. Ama illaki kadeh, alışmış ya.  İlla ki o fincanda, o kapta yani güzel tepsiler, tepsiye ihtiyaç yok bardak havada kendi gelir zaten ama tepsiyi de gılmanlara getirtiyor dünyada alıştığı için. Öyle hoşuna gidiyor o kültür sonsuza kadar onun ruhunda kalıyor. “Dünyaya niye geliyoruz?” diyor. Bunun için geliyoruz bunun eğitimini alıyorsun.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerine devam edelim mi?

ADNAN OKTAR: Evet devam edelim.

KARTAL GÖKTAN: Eskişehir’de 1500 adet broşür dağıtmış kardeşlerimiz hafta içinde. 10 Mayıs günü Düzce Akçakoca’da 500 adet A9 TV broşürü dağıtılmış. 14 Mayıs’ta da evde Mehdiyet ve iman hakikatleri konulu sohbeti olmuş kardeşlerimizin.

ADNAN OKTAR: Şu ufaklığı bana bir göstersene. Şekerliğe bak ne zeki bakıyor maşaAllah. Bayağı güzel olacak bu. İşte kaderinde bak ufacık çocuk doksan-seksen yaşındaki hali de belli şuan. Allah katında belli yani. Şuan görünüyor yani biz göremiyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Anneler Günü’nde kardeşlerimiz Kayseri merkezde annelerimize ve halkımıza eserlerinizden elli adet hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: O ne güzel sohbet. Anne de evliya gibi maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Osmaniye’de geçtiğimiz hafta sonu 130 adet kitabınızın dağıtımı yapılmış. Viyana’dan kardeşlerimiz evde bir araya gelmişler kitaplarınızdan okuyup sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah Viyana’da, aslan onlar aferin maşaAllah ne güzel.

KARTAL GÖKTAN: Bursa ve Eskişehir’den kardeşlerimiz 29 Nisan-8 Mayıs tarihleri arası Eskişehir Kitap Fuarı’nda kitaplarınızı sergilemişler stantta. Ayrıca Eskişehir Tepebaşı Belediye Başkanı Doktor Ahmet Ataç’a, Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Remzi Çayır’a, DGM eski savcısı Nuh Mete Yüksel’e, ses sanatçısı ve bestekâr Ahmet Şafak’a sizin çeşitli kitaplarınızdan hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: İyi çok güzel olmuş.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz günlerde kardeşlerimiz Bilecik Merkez’de iki bin beş yüz adet A9 ve PKK’ya Çözüm broşürlerinin dağıtımını yapmışlar. Faaliyetleri sonrası evde sohbet etmişler. Ankara’dan kardeşlerimiz 11 ve 16 Mayıs tarihleri arasında Hacettepe Acil önü, Opera Gençlik Parkı, Kolej ve Tunalı Hilmi caddelerinde seksen adet Harun Yahya eseri dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Ne güzel o seksen kişi, yani seksen bin kişiye bedel. O seksen kişi evine gittiğinde mutlu oluyor, ne güzel. Kalbine ferahlık veriyor. İlk defa samimi imanın, dürüst Müslümanlık anlayışının ışığını kalbinde hissediyor. Veyahut ikinci kere hissediyor.

KARTAL GÖKTAN: 14 Mayıs’ta Trabzon Merkez’de iki yüz eli adet kitabınızı dağıtmış kardeşlerimiz. Ve üniversite öğrencisi Çadlı kardeşlerimize kitap hediye edip sohbet etmişler. İzmir’den kardeşlerimiz 11-18 Mayıs tarihleri arasında Alsancak Sahil, Çay Mahalle, Karşıyaka İskelesi ve Âşık Veysel Mesire alanında dört yüz adet broşür ve yüz on adet kitabınızı hediye etmişler halkımıza. Ve son olarak geçen pazar günü de 5. Malatya Kitap Fuarı’nda çok sayıda kitabınız ve A9 TV broşürünün dağıtımı olmuş halkımıza.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel. Hepsi birbirinden güzel insanlar.

Mesela birçok spor dalı dünyada çok tehlikeli. Mesela karda kayak cennette var. Bacağın da kırılmaz, ayağın da kırılmaz. İstediğin gibi kilometrelerce, yüzlerce kilometre kayarsın. Yarışırsın, eğlenirsin. Veyahut su kayağı yapsan hemen suyun içine düşersin. Cennette öyle değildir, istediğin gibi. Mesela havada uçma, planör. Hız yapma. Hız yapıyor mesela araba devriliyor, bir yere çarpıyor. Orada öyle değildir. Yani göz alabildiğine geniş alanda istediğin gibi hız yapabilirsin. Hiçbir riski de olmaz. Yani dünyada insanın yapamadığı her şey cennette mümkündür. Su altında gezilemiyor değil mi? Tramplenden atlama büyük bir tehlike oluyor. Yüksekten suya atlama büyük bir tehlike oluyor ama cennette öyle değildir. Mesela burada değil mi uçurumlu bir vadide uçmaya kalkıyor ama büyük bir risk altına giriyor. Orada öyle bir risk yoktur. İstediğin gibi uçarsın.

Tamam, kısa ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Hz. Mehdi (a.s)’ın Fiziksel Özellikleri

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü