Harun Yahya

Sohbetler (21 Mayıs 2016; 17:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz, Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz.Hocam, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Sevgiyi sevelim” diyelim.

İslam alemi dünya tarihinde bu kadar zorda kalmadı. Bak, Londra Belediye Başkanlığı’na homoseksüelliği savunan adamı getiriyorlar. Kanada’nın başına homoseksüelliği savunan adamı getiriyorlar. Homoseksüelliği savunmayanları hapse atıyorlar. Akıl almaz bir dehşet ortamı İslam alemini sarmış vaziyette. Şiilere diyorlar ki; Sünniler Müslüman değildir. Sünnilere diyorlar ki; Şiiler Müslüman değildir.Bazıları tabii. O onu kırıyor, o onu kırıyor.Akıl almaz bir acı ve ıstırap dünyayı sarmış vaziyette. Bir kısmı da nemelazımcı seyrediyor, umurunda bile değil. Televole kültürüyle eğlenmenin peşinde. Onun için Müslümanların kardeş olması, birbirini sevmesi hayati bir konu. Herkesin sorumluluğunu tam yerine getirmesi gerekiyor. Bak, PKK’lı kızlar dağlarda akıl almaz bir gayret içinde oluyorlar. Ama burada bazı hanım kızlara bakıyoruz daha tek laf söylenemiyor. Alınganlık, küskünlük, tedirginlik.Kimi evlenme derdinde, kimi koca bulma derdinde, kimi köşeyi dönme derdinde. Gençlerde de öyle, kızlarda da öyle birçoğunda öyle. Gençlerin birçoğu Televole kültürüyle uğraşıyor, eğlencenin peşinde. Bak, dağda PKK’lılar silah eğitimi yapıyor.Eksi bilmem kaç derecede soğukta dağda yatıyorlar. Bütün ömürlerini komünizmi hakim etmek için veriyorlar. Adamlar, lakayt bazı kişiler, olayları vurdumduymaz birşekilde seyrediyorlar.Bu çok dehşet verici bir durum. Onun için uyananlar, durumu idrak edenler büyük bir kararlılıkla, büyük bir sorumluluk hissiyle gayret etmek gerekiyor. Nemelazımcılık çok yaygın çünkü. Tayyip Hoca da elinden geleni yapıyor ama ne yapsın yani İslam alemini uyarıyor.Adamlar uyuyor, birçoğu uyuyor. “Toplanıp toplanıp gitmeyelim, bir şeyler yapalım” diyor “birbirimizi destekleyelim” diyor.Adam anlamıyor, uyuyor oradaki toplantıda. “Yemek ne zaman yiyeceğiz?” diyor. Ama şuurlu insanlar birbirini çok iyi koruyup kollaması lazım. Öfkelenmeden, kızmadan, küsmeden, darılmadan birbirlerini koruyup kollamaları lazım.

ENDEN DABAN: Bir ayette Allah şöyle bildiriyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizden iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun.”

ADNAN OKTAR: İnşaAllah.

Bugün Berat Kandili biliyorsunuz. Şaban ayının on dördüncü gününü on beşinci gününe bağlayan gece Berat Gecesi. Duhan Suresi’nin bir ve dördüncü ayetlerinde şöyle buyuruyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ha mim.Apaçık Kitab'a andolsun; Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten Biz uyaranlarız. Ki onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır.” (Duhan Suresi, 1-4) Tefsirlerde Berat Gecesi olarak değerlendiriliyor bu gece.

Müslümanlar Alevi, Sünni, Vahabi, Şii hiç fark etmez hepsi kardeşler.Birbirlerini çok iyi koruyup kollamaları lazım, dost olmaları lazım. Dağa çıkan genç kızlar, delikanlılar bakıyoruz çocuk yaştalar. Akıl almaz bir cesaret gösteriyorlar bir kısmı.Ama batıl, yanlış, çirkin bir yol için, cinayet için, ahlaksızlık için, zulüm için. Bilmiyorlar niye gittiklerini, orada şeytanın talanına uğruyorlar. Şeytan hepsini mahvediyor. Dağa götürüp orada imha ediyor şeytan onları. Onun için bunları seyretmeyelim, elimizi çabuk tutalım.

Dağda taşta yatan PKK’lının resimleri var mı sende?

KARTAL GÖKTAN: Var.

ADNAN OKTAR: Bir göstersene.Baksana bir genç kız, PKK’lı, dağda yatıyor. Bizim insanlarımızda da en az buradakinin kat kat fazlası cesaret ve fedakarlık olması lazım.Dağlarda yatıyorlar. Ne gelecek düşünüyorlar, ne anası ne dedi, babası ne dedi, kim ne der, araba mı alacağım, ev mi alacağım, köşe mi döneceğim, evlenecek miyim? Bunların hiçbirinin derdine düşmüyorlar. Müslümanların da onlardan çok çok daha cesur ve kararlı olması lazım. Siyasi şuur olması lazım, dava şuuru olması lazım.Televole kültürüne boğulmamak lazım. İşte yarışmalar ne oldu, kim kimi geçti? Kardeşim memleket elden gidiyor yarışmayla uğraşacak vakit var mı?

GÖKALP BARLAN: Milli şuur dersinin konulmasını söylüyorsunuz Adnan Bey, milli şuurun gençlere verilmesini söylüyorsunuz ama hiç kimse…

ADNAN OKTAR: Evet onu hükümet bir an önce yapması lazım. Darwinizm tehlikesine karşı hükümet tavrını koyması lazım. PKK’lılar diyor ki, “bizim yolumuz doğru” diyor. “Niye?” diyoruz. “Biz materyalizmi savunuyoruz, dinin doğru olmadığını savunuyoruz, dinin olmadığını savunuyoruz. Hükümet ne yapıyor?” diyor, “devlet ne yapıyor?” Onlar da Darwinizm’i savunuyor, onlar da materyalizmi savunuyor, Allah’ın olmadığını anlatıyor onlar da” diyor. “Tesadüfler sonucu kainatın yaratıldığını söylüyor” diyor. Darwinistlerin anlatımı o.Tesadüf sonucu, mutasyonların tesadüf sonucunda olduğunu söylüyor. Herşeyin tesadüf sonucu olduğunu söylüyor. “Dolayısıyla bizim ateist, materyalist olmamıza niye şaşırıyorsunuz?” diyor adam. “Devlet zaten materyalizmi savunuyor” diyor, “hükümet savunuyor” diyor. “Ama onlar samimiyetsiz davranıyor, biz samimi davranıyoruz” diyor. “Biz komünistliği, materyalizmi açık açık savunuyoruz” diyor. “Ama onlar Darwinizm’i savunmalarına rağmen dini anlatıyorlar” diyor, “din dersi koyuyorlar” diyor. “Onların samimiyetsizliğine karşı biz mücadele veriyoruz” diyorlar. Bu duruma getirmeyin bizi. Memleket bu duruma gelmesin. Komünizme karşı, ateizme karşı kesin tavrını devletin belirlemesi lazım, hükümetin belirlemesi lazım. O durumda felaket adım adım ilerliyor.Bütün üniversitelerde yavaş yavaş PKK ve komünizm hakim olmaya başladı. Bir an önce buna bir çare bulmamız lazım.

“Resulullah (s.a.v.)’in yüzü, mübarek yüzü ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı. Burnu gayet güzel idi. Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi. Ağzı geniş, dişleri inci gibi parlaktı. Boynu sanki bir gümüş gibi parlak ve bembeyaz güzel görünüyordu” diyor. İki omuzu arası geniş, omuz kemik başları kalındı” Resulullah (s.a.v.)’in. Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in boyu orta boydan biraz daha yüksek, orta boydan biraz daha uzun. Teni de pembemsi beyaz. Saçları dalgalı ama kıvırcık değil fakat dalgalı. Beyaz yüzlü, güzel, mutedil, her konuyu halimliklehalleden nezih bir insan.

“Mehdi bana fizik olarak benzemez” diyor, Resulullah (s.a.v.). “Ama huyu benzer” diyor, “kişiliği benzer” diyor Resulullah (s.a.v.). Hz. Mehdi (a.s) da orta boyludur, orta boylu bir insan. Kaşları kavisli, siyah saçı sakalı. Omuzunda yani sırtında Resulullah (s.a.v.)’in mührü gibi bir ben var. Bak, silsile Abdulkadir Geylani’de de var. Silsile olarak devam ediyor bu, hayret edilecek bir şey. Hz. İbrahim (a.s)’da da var, silsile olarak devam etmiş. Ondan ona, ondan ona, ondan ona Allah’ın hikmeti bak. İştehateme veli, son onda bitiyor, Hz. Mehdi (a.s)’da.  Hz. Mehdi (a.s)’ın çocuğu olmayacak. O nübüvvet mührü de onunla bitiyor. Peygamber (s.a.v.)’den gelen o nübüvvet mührüne benzeyen o ben onunla bitiyor. Hz. Mehdi (a.s) boydan boya geniş, her yeri geniş yani. Uylukları da geniş, karnı da geniş, sırtı da geniş, omuzu da geniş boydan boya, alnı da geniş. Büyük kafalı Hz. Mehdi (a.s), hadislerde belirtilmiş, geniş alınlı. Resulullah (s.a.v.)’in de başı büyük, büyükçeydi başı. Peygamberlerde öyle oluyor genellikle.

OKTAR BABUNA:“Beni İsrail görünümündedir” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. “Heybetli, Ben-i İsrail görünümündedir” diyor.

Gençlerimizi hep böyle PKK ile kıyaslayarak şevklendirelim. PKK’nın fedakarlık anlayışı, azmi, cesareti, kararlılığı; yanlış, batıl, çirkin, iğrenç bir dava için bak bunu yapıyor. Bizim davamız yüksek bir dava. Asil ve güzel bir dava. Onun için biz onlardan daha fedakar daha cesur ve daha kararlı olmamız lazım. Bak, o genç kız dağda yatıyor. Bizim genç kızlarımızın bazılarına bakıyoruz koca derdinde, kocası da varsa daha zenginini bulayım, daha iyi araba bulayım, daha iyi yiyecek bulayım. Televole yarışmalarında kim kimi geçti, kim ne yaptı, dedikodular, şunlar bunlar. Bunlarla vakit geçiriyorlar. Bir kısmı için söylüyorum. Ve felaket de adım adım ilerliyor. Müslümanları denizde boğuyorlar, pazar yerlerine bomba atılıyor, perişan ediyorlar.Hastanelerde çocukların tedavi olduğu yerlere bomba atılıyor, perişan ediyorlar, mahvediyorlar hepsini. Buna rağmen aileler, insanlar daha da hırsla kendi içlerine kapanıp bazı aileler, bazı gençler gelecek kaygısıyla bu konularla hiç ilgilenmiyorlar. Ta ki bela kapısına gelip dayanıncaya kadar. Bak, Suriye’de de böyleydi, lakayttılar, bela geldi sonunda kapılarına dayandı. Irak’ta da öyleydiler, keyif zevk içinde eğleniyorlardı, bela kapılarına dayandı. Afganistan’da da öyleydi. Libya’da da öyleydi. Bu felaketi beklemeyelim, hemen atağa geçelim.

Abdulkadir Geylani’nin de başı büyüktür, velilerde de olur o. Mesela Hz. Mehdi (a.s) da velidir, onun da başı büyüktür.

YASİN GÖKER: Adnan Bey, Allah bir ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız, birbirinize yardım edip dost olmazsanız, yeryüzünde büyük bir fitne ve bozgunculuk oluşur.”

ADNAN OKTAR: Evet. Şu anda da oluyor o. Müminlerin birbirlerini çok iyi koruyup kollamaları lazım.

Ahmet Hakan’ın kedilerinin resimleri var mı sende?

KARTAL GÖKTAN: Var evet.

ADNAN OKTAR: Bayağı şekermiş. Ekip dehşet. Bayağı güzeller.Hepsi birbirinden güzel.

Gençlerimizin beslenmesine, spor yapmasına çok özen gösterelim. Nesil küçülüyor gittikçe. Eski Osmanlı’ya bakıyoruz çok iriyarı insanlar, Yeniçeriler falan çok yapılılar. Şimdiki nesile bakıyorum genellikle ufak tefekler, bakımsızlar. D vitamini eksikliği çok yaygın. Güneş pek görmüyorlar, kalsiyum eksikliği oluyor. İşte bu hazır yiyeceklerle sürekli kilo alıyorlar, deforme oluyorlar. Halbuki kadınsı çok güzel bir görünüm alabilir bayanlar. Erkekler de delikanlı görünümünde ve atletik olabilirler. Devletin de bu konuya eğilmesi, hükümetin bu konuya eğilmesi gerekiyor. Ufak tefek olmak suç değil nihayetinde hepimiz ahirete ölüp gideceğiz. Çünkü akıl önemlidir, iman önemlidir.Bedenin ne şekilde olduğu önemli değil. Oturup onu kompleks yapmalarına gerek yok kimsenin. Uzun da vefat ediyor, kısa olan da vefat ediyor.Herkes ahirete gidiyor. Onun kemikleri biraz daha uzun olmuş oluyor mezarda, öbürünün kemikleri daha kısa olmuş oluyor. Ki onlar da kıyamette paramparça olup dağılıyorlar. Asıl olan tabii iman, takva, akıl, derinlik, Allah’ın emirlerini yerine getirmek, Kuran’a hizmetçi olmak, İslam’a hizmetçi olmak. Ama sebebe sarılmak varken de bunu yapmamak olmaz.

PKK’lılar kış geldiğinde mağaralara giriyorlar, kayanın içinde, mağaranın içinde üç-dört ay kalıyorlar. Bir genç kızı bir evde lüks olmazsa tutmak, mesela kocasına kafa tutuyor. “Böyle evde ben yaşamam” diyor. Evleneceği vakit bin bir türlü lüksün içinde oluyor. Veyahut beyler de öyle, hep böyle lüks arayışı içerisinde, şöyle olmazsa böyle olur, böyle olmazsa şöyle olur. Bütün hayatını buna vakfediyor. Ama mesela PKK’nın böyle bir derdi yok. Müslüman gençlerin de, inananların da, vatanını milletini sevenlerin de onlardan çok çok daha fedakar olmaları lazım. Mesela PKK’lılar ölümden hiç çekinmiyor ama bizim gençlerin bir kısmının canı çok tatlı. Ufacık bir şeyden çekiniyor. Hapse düşmek falan cinnet geçiriyor, acayip korkuyor. Tabii ki insan istemez de hapse düşmeyi, hiç kimse istememesi lazım. Ama onlar hiç çekinmiyorlar. Hapse girmek, müebbet hapis ver, hapis ver hiç umurlarında bile değil. Ailem ne der, çevrem ne der hiçbir şekilde bunun derdinde değiller. Şimdi Müslüman bir genç Müslümanlığı yaşayacaksa önce ailesinin tasdikini alıyor, dayısının, babasının bir kişi itiraz ettiğinde giremiyor İslam’a yaşayamıyor. Bazıları için diyorum bazı insanlar için diyorum. Mesela bir genç kızın namaza başlaması, amcası, dayısı, babası, hepsinin tasdik etmesi gerekiyor. Müslümanlarla görüşmesi için hepsinin tasdik etmesi gerekiyor. Bir kişi muhalif olduğunda hiçbir şey yapamıyorlar. Ama PKK’nın öyle bir derdi yok. Bütün sülale karşı olsa gidip dağa çıkıp PKK’lı oluyor. Müslümanların da aynı şekilde dava şuuruyla hakkı hakikati savunmaları lazım. Mesela PKK’lıların çoğu üniversite öğrencisi, okulunu bırakıyor. Tıp öğrencisi oluyor, mühendislik öğrencisi oluyor.Okulu dördüncü sınıfta, üçüncü sınıfta bırakıp dağa çıkıyor. Adam okul için neredeyse kendini yerlere atacak bazı tipler, geleceği için. Müslüman da aynı şekilde fedakar olacak.

BÜLENT SEZGİN: Yaşadıkları yerlerin fotoğrafları vardı PKK’lıların.

ADNAN OKTAR: Göster bakayım. İşte gece gündüz bombardıman değil de, gece gündüz eğitmekle, Darwinizm’in geçersizliğini anlatmakla olur. Kuran hakikatlerini anlatmakla olur. İşte F104’lerimiz kalktı, halka kur bombala şurayı bombala… Yıllardan beri biz bunları duyarız, otuz yıldan beri duyarız. Her onların saldırdığında işte; “bütün tesislerini vurduk, her yeri hallaç pamuğuna çevirdik, yıktık attık, uçaklar bilmem kaç sorti yaptı.” Kardeşim hadi bina olduğunu düşünelim, un ufak olması lazım otuz sene içerisinde, geceli gündüzlü bombalandığına göre. Bu nedir de tükenmiyor bu bombalana bombalana? Bu nasıl bir tesismiş ki bitmiyor otuz yıldan beri? Adamlar zaten tesisi yok dağ taştalar işte mağaraların içinde yaşıyorlar. “Bütün tesisleri bombaladık” diyorlar, “yerle bir oldular” diyor. Bununla vakit kaybetmeyelim Darwinizm’in geçersizliğini anlatalım, materyalizmin geçersizliğini anlatalım. Devlet de materyalizmi anlatıyor, PKK da materyalizmi anlatıyor. Devlet de Darwinizm’i anlatıyor, PKK da Darwinizm’i anlatıyor. Onlar diyor ki; “biz samimiyiz arkadaş, materyalist Darwinistiz ve o yüzden de komünistiz biz” diyor. “Aileyi de, devleti de, ahlakı da reddediyoruz.Çünkü din kaynaklı bunlar” diyor. “Devlet dinin olmadığını zaten Darwinizm’i anlatarak anlatıyor bize” diyor. “Çünkü tesadüflerle oluştu kainat. Hükümetin anlattığı, devletin anlattığı bu, okullarda, kitaplarda anlattığı bu” diyor. “Bir güç, bir akıl, üstün bir akıl bunu yapıyor” demiyor devletin anlattıklarında, hükümetin anlattıklarında. “Tesadüfler sonucu oldu” diyor, “mutasyonlar sonucu oldu” diyor. “Dolayısıyla onlar Allah’ı reddediyorlar” diyor, “biz de reddediyoruz bunda şaşılacak ne var? Ama onlar samimiyetsiz biz samimiyiz” diyor PKK’lılar. “Biz komünizmi açık açık savunuyoruz, onlar bunu söyleyemiyor” diyor. Bu olmaz, bunu dedirtmesin devlet kendine, hükümet de bunu dedirtmesin. Biz aklın yolunu, doğruluğun yolunu seçelim. Darwinizm’in geçersiz olduğunu hükümet de biliyor devlet de biliyor. Uydurma, hurafe olduğunu biliyor, bunu anlatsın devlet. Ortaokulda, lisede, üniversitede hemen hemen bütün derslerde Darwinizm anlatılıyor, kainatın tesadüfen yaratıldığı anlatılıyor. Allah yaratmadı deniyor. Buna karşılık suskun kalmasınlar. Bu büyük felaket getirir. Mahvoluruz Allah esirgesin. Allah’ın zoruna gider bu. Sözümü dinlesinler.

Mezmurlar 37. bölüm, 8. sözde Tevrat’ta; “Kızmaktan kaçın” diyor. “Bırak öfkeyi” diyor. “Üzülme, yalnız kötülüğe sürükler bunlar seni” diyor.Görüyor musun? 3500 yıllık kitap Tevrat.

Mesela aylarca banyo yapmadan dağlarda yaşıyor bu genç kızlar, delikanlılar. Her an ölüm korkusu içinde yaşıyorlar. Korku değil, korkmuyorlar zaten de. Ölüm tehlikesi içinde yaşıyorlar. Bizim gençliğimizin onlardan kat kat daha cesur, daha fedakar, daha azimli, vatan, millet, bayrak, din, iman, Allah, Kitap için bütün azimleriyle, kararlılıklarıyla mücadele etmeleri lazım. Boşa zaman harcanıyor. Vakit kaybetmeyelim.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi verelim mi Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Suudi Arabistan'ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan'ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arab News Gazetesi ve internet sitesinde "Avrupa Birliği PKK Konusunda Türkiye'ye Adil Davranmıyor" başlıklı makaleniz yayınlandı. Vize muafiyetinin gerçekleşmesi için Türkiye'ye şart koşulan kriterlerin arasına sürpriz bir şekilde eklenen "Terörle mücadele yasasının Avrupa Birliği normlarına göre düzenlenmesi" yani hafifletilmesi şartı üzerinde duruyorsunuz yazıda.

1845'ten beri yayınlanan Malezya'nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında gelen New Straith Times gazetesinde "Protestolar ve Ayaklanma Arasındaki Kırmızı Çizgi" başlıklı makaleniz yayınlandı. Masum gençler tarafından insani amaçlarla demokratik hak olarak başlatılan sıradan protesto gösterilerinin kimi zaman hükümetleri devirecek hale dönüştüğünü anlatıyor ve buna karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtiyorsunuz.

Merkezi Belçika'da bulunan aylık ziyaret sayısı dört milyonu bulan Sasa Port haber sitesinde "Terör En Büyük Kozunu Oynamaya Başladı: İntihar Saldırıları" başlıklı makaleniz Arapça olarak yayınlandı. Bu yazınız aynı zamanda Tunus'un önde gelen günlük Arapça gazetesi Dhamir'de Arapça olarak yine yayınlandı.

Her ay beş yüz bin kişiye ulaşan, farklı kesimlerden okuyucu kitlesine sahip İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve İsveççe yayın yapan MBC Times sitesinde laiklik kavramı üzerinde durduğunuz, "Türkiye'de Yeni Anayasa Tartışmaları" başlıklı yazınız yayınlandı.

Bosna merkezli haber sitesi cazin.net'te, Allah'ın kadın ve erkeği eşit yarattığını erkeğin ise kadına hak ettiği şekilde sevgi saygı göstermekle ve korumakla yükümlü olduğunu anlattığınız makaleniz yayınlandı. Bu yazınız aynı zamanda İngilizce ve Boşnakça yayın yapan Bosna'nın çok takip edilen haber sitesi, The Bosnia Times'ta da Boşnakça olarak yayınlandı.

Son olarak Kırgızistan'ın çok okunan haber sitesi Barakelge'de de evrimin geçersizliğini anlattığınız; hayvanların gözleri, tohumdaki sırlar, tohumların yapısı ve oluşumu ve tohumdaki tasarımı anlattığınız beş ayrı makaleniz yayınlandı. MaşaAllah. 

ADNAN OKTAR: PKK batıl olduğu halde mücadelesi, zulüm pislik ahlaksızlık olduğu halde ne kadar fedakarane hareket ediyorlar. Bizim gençliğimizin de onların çok çok üstünde kararlı, azimli, cesur ve fedakar olması lazım. Hükümet onun için milli şuur dersini mutlaka okutsun ortaokul, lise ve üniversitede. Ve Darwinizm'e karşı dünyada tek tavır koyan ülke olarak deccalin ilk defa başını ezen biz olalım. Ve darmadağın olurlar o zaman, mahvolurlar. Hükümet bu konuda çok cesur ve kararlı olsun. Yabancı bilim adamları da getirelim, yerli profesörlerimiz de devreye girsin. Bu Darwinizm belasından gençliğimizi, milletimizi, vatanımızı kurtaralım. Çünkü bir aldatmaca ve oyun bu. Bu oyuna son verelim. "Tesadüfen insanlar, bitkiler, hayvanlar, meyveler, her şey tesadüfen oldu." diyor Darwinizm. Bundan mutlaka kurtulmamız lazım. İlimle irfanla, akılla fikirle. Bizim gençlerin ellerinde telefonlar; kulağında bağıra bağıra konuşuyor, eliyle koluyla hareket ederek de böyle gidiyor. Bu felaket nasıl görülmez, nasıl fark edilmez? Haberleri bile yok Güneydoğu'daki çatışmalardan, olaylardan. Vatan millet elden gidecek, helikopterimiz düşüyor; adamın haberi bile yok. Adam, hiç umurunda bile değil, sayıyor kökçe tak basıyor düğmeye, helikopterimizi bir vuruşta indiriyor. İçindeki mürettebat, herkes bir anda yere düşüyor. Rusya bedava verdi o uçaksavarları. Amerika da verdi bedava. Bir roketle düşüyor helikopterimiz. Adamların umurunda bile değil birçok kişinin, bazı kişilerin.

Şimdi o Ed Hüseyin'lerin olayını anlatan filmi izleyelim. Sonra devam edeceğiz. 

BÜLENT SEZGİN: Evet, videodan sonra devam ediyoruz. 

-VTR-

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, Fikret dinliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır Dürümlü’de katliam yapan PKK’nın sözde sorumlularının telsiz konuşmaları basına yansıdı. Vatansever bir köy olduğu için saldırdıklarını söyleyen teröristler; “O köyde daha işimiz bitmedi, hesabını soracağız” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte hesap soracak adamlar Türkiye’nin içinde fink atıyorlar adeta. Halbuki kökten hepsinin kazınması lazım ve hepsinin hapse doldurulmaları gerekiyor. Daha hala millet huzur bekliyor.Yüz binlerce, milyonlarca askerimiz var, müthiş bir silahlı gücümüz var daha hala bekleniyor. Ben anlamıyorum. Biran önce bu işin bitmesi lazım. Biz bunlarla böyle iç içe yaşamaya mecbur değiliz. Bunlarla fikri mücadele en etkili yöntem, en sağlıklı mücadele budur. Darwinizm’i bunların başına geçirdin mi bunların morali sıfıra gider. Çünkü tam düzenbaz, yalancı oldukları ortaya çıkacak. Ama şimdi devlet de destekleyince Darwinizm’i adamlar diyor, “Biz bilimle konuşuyoruz. Marksizm bilimdir, Leninizm bilimdir” diyor. “Devlet de zaten bilimi destekliyor görüyorsunuz” diyor, “Darwinizm’i okullarda okutuyor” diyor. “Dolayısıyla bizim anlattıklarımız doğru” diyor. “Bir diyalektik felsefe vardır” diyor, “diyalektik felsefe Marksizm’in açıklaması” diyor. Kainat, her şey tesadüfler sonucu, çelişkinin karşılıklı etkileşimi sonucu meydana gelmiştir. Dolayısıyla Allah yoktur, din yoktur. Bunların hepsi uydurma ve hurafedir” diyor. Adam dağda gidip kayaların içerisinde uyuyorsa eksi on beş derecede, bir inançtır bu. Yani Marksizm, Marksist düşünce, Leninizm bir inançtır, felsefedir. Bu inancı adam Darwinizm’le elde ediyor. Darwinizm’i de devlet okutuyor. Bu açmaz nasıl görülmez kardeşim? Akıl almaz bir açmaz var, akıl almaz bir skandal var, bu görülemiyor. PKK son derece emin kendinden; “Bizim felsefemizi devlet tasdik ediyor zaten” diyor. “Diyalektik felsefeyi devlet okutuyor zaten” diyor. “Darwinizm’i devlet okutuyor, devletin resmi felsefesi bu” diyor. “Bütün devletlerin resmi felsefesi, biz de diyalektiğin meşru dayanağı olan, meşru devamı olan, makul devamı olan Marksizm’i savunuyoruz” diyor. “Marksist, Leninist düşünceyi savunuyoruz” diyor.“Bunda şaşılacak ne var?” diyor. “Modern bilimin yansımasıdır” diyor,“Marksizm, Leninizm.Devlet de modern bilimi savunuyor zaten Darwinizm’i savunuyor” diyor. Burada akıl almaz bir çelişki var. Bu nasıl görülmez? İnanılır gibi değil, gece gündüz anlatıyorum anlaşılmıyor. Darwinizm eşittir Marksizm’dir. Darwinizm olmadan Marksizm olmaz. Marksizm olmadan Leninizm, Stalinizm olmaz, dolayısıyla PKK olmaz. Adam tıp fakültesinde okuyor, dördüncü sınıfı bırakıp dağa çıkıyor. Bu felsefe ve inançtan kaynaklanıyor bu. Darwinist felsefeden kaynaklanıyor. “Halkı kandırıyorlar. Din, iman yok, Allah, Kitap yok” diyor haşa adamlar. “Devlet de bunun farkında onun için Darwinizm’i okutuyor” diyor. “Onun için buna kökten bir çözüm bulalım. Marksist, Leninist düşünce dünyaya hakim olsun” diyor. Obama da gençliğinde Marksist eğitimi çok kapsamlı almış bir insan. Avrupa’da komünist partiler en güçlü partilerden. Liberaller, demokratlar, şunlar bunlar falan biraz kökenine baktığımızda yine Marksizm’e dayandıklarını görüyoruz. Dünyada büyük bir bela var, bunu görmek gerekiyor.

Mesela evlerde mevlit okutuluyor, Kuranlar okunuyor. Tamam da senin çocuğunun kitabında tesadüfen yaratıldığı anlatılıyor. Sen okula çocuğunu gönderdiğinde Allah’ın olmadığını öğretiyor ona, bu bilim diyor. Suudi Arabistan’da öyle, İran’da öyle bütün Arap ülkelerinde öyle, bütün İslam ülkelerinde öyle. Müthiş bir felaket dünyayı sarmış, insanlar görmezden geliyor. Camiiler dolup taşıyor şuan ama cayır cayır oraya giden insanlara Darwinizm öğretiliyor, Allah’ın olmadığı öğretiliyor. Dolayısıyla zayıf iman yayılıyor. Zayıf iman sonucunda da Müslümanlar birbirini kırıp geçiriyorlar. Darwinizm’in meydana getirdiği bir uğursuzluktur bu, şu dünyadaki rezalet, tek sebebi budur. Münafıklar da bu ortamda cirit atıyor tabii. Çünkü münafıklar için muazzam bir ortam meydana getirmiş oldu.

İslam zekayla, kültürle hakim olmaz. İslam derin, samimi imanla hakim olur. Samimi Allah’tan korkmakla hakim olur. Sen istediğin kadar kültürlü ol, istediğin kadar Kuran’ı ezberden bil, bütün eserleri, yabancı eserleri su gibi oku, bütün romanları oku hiçbir faydası olmaz. Derin, candan, samimi iman, Allah korkusu, gerçek Allah korkusu gerekir.

DANIELLE HANIM: Allah Kuran’da, kitap yüklü eşekler diye bildiriyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii onu yanlış anlıyorlar. Genel kültür olursa, modern de olursa böyle bilmişlik de yaparsa, karşısına halk dizilir, dinler herkes de iman eder.Öyle bir şey olmaz. Samimi iman olmadan adam senden etkilenmez. Hastalığını ona da bulaştırırsın. O da kültürlü olur, o da bir süre sonra züppeleşir, o da bilmiş olur, o da başına bela olur. Her yer münafık kaynar. Genel kültürle olmaz. İman, samimi iman, samimi Allah korkusu, buna dayalı güzel ahlak, halimlik, yumuşak başlılık, halimlik, itaatkar olmak Allah’a, Kitap’a, Resul’e. Yoksa asi ruhlu olursan, azgın olursan, dik başlı olursan, anarşist ruhlu olursan ki gençlere öğretiyorlar, büyük bölümüne onu öğretiyorlar ve anarşist ruhlu olmak, bir kısmına züppe olmak öğretiliyor, bir kısmına çakal olmak öğretiliyor, bir kısmına isyankarlık öğretiliyor, bir kısmı da ortalı bir eğitim alıyor. Bunun sonucunda nesil şiddetle bozuluyor büyük bölümü. Buna bir çözüm olması gerekiyor. En büyük tokadı Türkiye’den yesin dünyada Darwinizm. İlk büyük tokadı buradan yesin. Hükümet bu konuda tereddüt etmesin. Güvensin Allah’a, dayansın Allah’a, vursun Darwinizm’in beline ilimle, irfanla. Çökertsin, hiçbir şey diyemezler, gıkları çıkmaz. Bak homoseksüellikten korkuyorlardı kimse ağzını açamıyordu. Dümdüz gittim homoseksüellere her şeyi söyledim, eleştirdim, uyardım, nasihat ettim. Bak gıkları çıkmıyor. Korkmaya gerek yok. Dünya hükümetleri hemen hemen hepsi korkuyor homoseksüellerden. Ne diyorsunuz diyor? Adam iki büklüm kabul ediyor homoseksüel ne derse. Kardeşim git adamı boğ, döv, ez, öldür demiyorum. Onlar da zavallı insanlar. Kurtarmak esastır, kurtarmak esastır. Git ağzını burnunu kır, gördüğün yerde kurşunla o anlamda değil. İlimle, irfanla uyarıp cehennemden kurtulmalarına gayret etmek lazım. Herkes için; kimi oradan bakmıştır, kimi başka yerden bakmış olabilir, herkesin uyarılması lazım. Bütün dünya hükümetleri homoseksüellere şirin görünmeye çalışıyor dikkat ederseniz. İlk defa bak Cumhurbaşkanı homoseksüellere karşı bir söz etti ilk defa, Cumhuriyet tarihinde ilk defa, ben konuştuktan sonra. Kimse gıkını çıkaramıyordu.       

Bugün birkaç çarşıya gittim. MaşaAllah insanların teveccühü çok güzel. Genç kızlar çok coşkulu, sevgi dolu yaklaşıyorlar. Kalabalıkça gelip resim çektiriyorlar. Biraz daha aşağı iniyorum orada yine gelip resim çektiriyorlar. Böyle evli karı-koca olanlar oluyorlar çocuklarıyla beraber, onlar da gelip resim çektiriyorlar. Bir mağazadan çıkacaktım, baktım gazeteciler kapıya doluşmuş. Çıkayım mı, çıkmayayım mı? İçeride biraz dolandım böyle bir hani çıkmasak mı acaba falan dedik. Bu sefer halk da çoğalınca mecburen en iyisi çıkayım da bu iş kapansın dedik.

Benim milletim çok şekerdir, çok güzeldir. Sevgiyle yaklaşmak lazım. İki ateş arasında bıraktılar; "Ya komünist PKK'lı olacaksınız ya Cübbeli Ahmet tarzında olacaksınız." Dehşete düştü insanlar. Yani bir orta yol, makul bir Müslümanlık anlayışı yok gibi gösterdiler. Bizim anlattığımız İslam yolunu da görünce insanlar, coşkun bir sevgiyle içlerinde İslam'ı kabul ettiler. Tabii bunun tam zahir olması daha vakit alır. Üç-beş yıla kadar daha iyice netleşir. Hep beraber göreceğiz. Genç kızlar Müslüman olunca giyinemeyeceklerini zannediyorlar. Dedik, mayoyla bile girebilirsiniz denize. Kuran'ın hükmü açık. Eğlenirsiniz, dans da edersiniz, şık da giyinirsiniz. İslam'da, Kuran'da böyle bir yasaklama yok dedik. Ayetlerle ispat ettim. "Ne güzelmiş Müslümanlık. Elhamdulillah." dediler. Namaz kolaydır, herşey kolaydır İslam'da. Öyle bir karmaşa yok.

"Gözbebeğimiz, hakikatin aydınlatıcısı, sevgi, şefkat, merhamet ve adaletin temsilcisi Hocamız’ı sevgiyle dinliyorum. Ruhum, bir tanem, sevgisine inandığım tek insan, seni çok seviyorum." Seray Nur.

"Cennette imtihan ortamı olmuyor. Peki aklın ihtiyarı kalkmıyor mu? Mesela cennetteki köşkleri Yüce Rabbim birdenbire mi yaratacak yoksa müminler köşkleri dünyada olduğu gibi aşama aşama yapılırken mi görecekler?" Aklın ihtiyarı tabii ki kalkıyor cennette. Ölümden dirilmişsin, Allah tecelli ediyor; aklın ihtiyarı kalkıyor tabii ki. Cennette imtihan olmuyorsun ki aklın ihtiyarı olsun, havada uçuyorsun. Ama yine de iman gerekir cennette. Allah korkusu ve Allah sevgisi, Allah'a iman gerekir. İmansız devam edemez adam cennette. Sonsuza kadar imanlı olarak yaşıyor ve Allah korkusu devam ediyor cennette. 

CAN DAĞTEKİN: Siz söylemiştiniz Hocam, "Cehennemlik olan bir insan cennette duramaz." demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, sıkılır.

"Zevkin mükemmel, hayatıma ışık gibi doğdun. Günümüzü gecemizi aydınlattın. Senin ruhuna, güzel yüzüne, derin gözlerine hayranım" diyor, Fidan.

"Allah'ın kullarından asil bir kula aşık oldum. Onun her gün vicdanlı, samimi çağrıları göklere yükseliyor. Ona bu mektubu yazıyorum ama hissettiğim Allah aşkını anlatmaya kelimelerim yetmiyor. Kalbim onun gözü önünde açılsa da üzerinde isminin yazıldığı görülse. Onu Allah aşkıyla sevdiğimi nasıl anlatabilirim?" diyor. Allah'tan yardım dilemiş. Hislerin samimim, inanıyorum senin sevgine.

Berat Gecesi’nde Bediüzzaman; Asâ-yı Musa diye onun bir kitabı var, onunla ilgilenirken bir güvercin geliyor. Hiç ürkmemiş, o kitabın üstüne çıkmış, üç saat oturmuş kitabın üstünde. "Ekmek, pirinç verdim, yemedi. Akşama kadar kaldı. Sonra gitti. Tekrar geldi, sabaha kadar yanımda kaldı. Ben yatarken başıma geldi. Allah'a ısmarladık nev'inden başımı okşadı sonra uçtu gitti. İkinci gün ben teessüf ederken yine geldi. Bir gece daha kaldı. Demek ki bu mübarek kuş hem Asâ-yı Musa'yı hem beratımızı tebrik etmek istedi." diyor. Büyük bir ihtimalle bir melek, gelen. Tebrik için gelmiş ama güvercin şeklinde geliyor. O, Mehdi (a.s)'a da o şekilde geleceği belirtiliyor. Cebrail (a.s) güvercin şeklinde geliyor yanına, omzuna konuyor.

Bazı hoca efendiler bilmişliğin İslam'a çok faydalı olacağını düşünüyorlar. Çıkacak televizyona, ukalalık yapacak, milletle didişecek, genel kültürünü gösterecek. Nasıl Arapça bildiğini, nasıl Farsça, İngilizce bildiğini, ne kadar çok kitap okuduğunu... Ama yüzünde meymenet yok. Aranan samimiyettir, derin imandır, derin Allah korkusudur. En etkilisi odur. Züppelik, bilmişlik, enaniyet, büyüklük hissi, rekabet kafası; bunlar öfke ve nefret meydana getirir insanlarda, rahatsızlık meydana getirir. Tam tersi etki yapar birçoğunda. Ama bazı insanlar hal ehlidir, onun faydalı kısımlarını alır onun zararlı kısımlarını kenara koyar.

Dünya genelinde kiliseler süratle kapanıyor. Her hafta, her ay kiliseler kapanıyor. Havralar kapanıyor. O yüzden Müslümanlara çok büyük görev düşüyor, aklı başında Müslümanlara. "Ben kenardan seyredeyim. Ben kim oluyorum? Kimim ki? Benim özelliğim nedir ki?" falan demeyecek Müslüman. Her Müslüman değerlidir.

İzlanda'da tek bir tane Allah'a inanan yok. Koca ülkede, İzlanda'da tek bir tane Allah'a inanan yok.

Her yerde mağazalarda resimlerden bir tanesi. Göster bir tane Fikret.

KARTAL GÖKTAN: İsteyeyim.

ADNAN OKTAR: “Hocam’ı alışverişte yakaladık” diyor. Mesela bu gençlerin hiçbirini tanımıyorum ben. Ama onlar beni seviyor, tanıyor, biliyor. Ben onları tanımıyorum. Genç kızlar geldi, ortaokullu, liseli çok fazla. Hiçbirini tanımıyorum. Ama çok coşkulular acayip sevgi dolular. Bu, cam eşya satan bir mağaza.

KARTAL GÖKTAN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göster.

KARTAL GÖKTAN: “Hocam’ı alışverişte yakaladık inşaAllah.”

ADNAN OKTAR: Tabii bunlar aydınlık ruhlu gençler. Yani sen bunlara Cübbeli Ahmet kafasıyla yaklaşırsan onu mahvedersin, PKK kafasıyla yaklaşırsan yine mahvedersin. Doğru yol ne? Benim anlattığım. Benim anlattığım ne? Kuran'ın saf yaşantısı, halis, kusursuz Kuran yaşantısı. Sevgi, şefkat, merhametin hakim olduğu bir hayat. Dürüst samimi Müslümanlık yani. İlave de yok çıkartma da yok. Bir eksiltme yok, ilave de yok; neyse İslam o.

"Allahperestlik” Allah sevme yani Allah'ı sevme.“Nefisperestliğe çevrildikten sonra” Şuan şöyle oldu. Allah'ı seveceğine nefsini sever hale geldiler. “İmam Mehdi (a.s) gelecek ve nefisperestliği Allahperestliğe çevirecek” Allah sevgisine çevirecek.“Kuran, görüş ve düşüncelere uydurulduktan sonra Hazreti Mehdi (a.s) gelip görüş ve düşünceleri Kuran'a uyduracak." Bak, önce nasıl olacak diyor? "Kuran, görüş ve düşüncelere uydurulacak. Önce adamın Kuran'dan önce görüş ve düşüncesi oluyor. Onu Kuran'a uydurmaya çalışıyor. Ama sonra Hazreti Mehdi (a.s) gelip görüş ve düşünceleri Kuran'a uyduracak. Asıl olan Kuran'dır. Kuran'da ne diyorsa o olacak. (Nehcül Belağa, Feyz'ul İslam Baskısı, Sayfa 424-425)

Bütün dünyada dinsizlik çığ gibi yayılıyor deccaliyetin etkisiyle. Ama Türkiye imanın kalesi oldu elhamdulillah. Yoğun çalışmalarımızla şuan Darwinizm'e inananların sayısı, eskiye oranla baktığımızda mesela 1970'lerde yüzde 80 Darwinizm'e inanıyordu şuan yüzde 80 Darwinizm'e inanmıyor. Yabancılar geliyor, profesörler geliyor falan anlatıyorlar. Istırabın kökeninde biz çıkıyoruz. "Adnan Oktar isminde biri çıktı 1986'da, konuyu bitirdi." diyor. Onun bir filmi vardı, var mı bizde? Anlatıyor nasıl ıstırap çektiklerini, neler olduğunu. Yayınlasana.

VTR: Boğaziçi Üniversitesi, III. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumunda Darwinistler İdeolojilerine Karşı Tek Etkili Çalışmanın Adnan Oktar'ın Kültürel Faaliyetleri Olduğunu İfade Ettiler. 

ADNAN OKTAR: Önü sonu yok, önü sonu yok. 

HÜSNA HANIM: İnternette evrimle ilgili bir şey arattığımızda ilk sizin isminiz çıkıyor. İlk sayfada, tamamında sizin siteleriniz çıkıyor. 

ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Ali Demirsoy, "Motive edecek kimseyi bulamıyorum." diyor. 

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle. 

OKTAR BABUNA: Ali Demirsoy, Türkiye'nin en ünlü evrimcisi; "Artık motive edecek kimseyi bulamıyorum." diyor, evrim konusunda. 

ADNAN OKTAR: Bazıları diyor ki, "Kandıracak adam bulamıyorum." Bazıları da işte, "Aldatacak adam bulamıyorum." diyor. Hoca da, "Motive edecek adam bulamıyorum." demiş. 

OKTAR BABUNA: Fransa da; "Tarihin en büyük felaketi. Bütün sistemimizi değiştirdi Adnan Oktar." diyordu Fransa. Atom bombası gibi gökten inşaAllah güzellik yağıyor. MaşaAllah. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

HDP'li İdris Baluken; "Karayılan ve Cemil Bayık'ı Ankara'da misafir etmek isteyen AKP'lileri açıklayacağız." demiş. Demişse kafalamışlardır. Enayiliklerine doymasınlar. Ankara'da misafirlik; kokmuş bitli adamları niye Ankara'da misafir etsinler? Bütün Ankara'yı bit basar. Mikrop gibi herifler. İki senede bir yıkanıyor bu hıyarlar. Ankara'da ne işleri var? Önce onları böyle kireçli suya batırmak lazım ondan sonra bir de çamaşır suyuna batırmak lazım. Ondan sonra olabilir idi. Ankara'ya gelemez öyle adamlar. Dediyse enayiliklerine doymasın. Kafalanmışlar demek ki. Demiş de olabilirler, önemi yok ki. Bu vatanı böldürmeyiz. Bu kadar basit. Diyor ki, "Savaş çıkarırız. Olay çıkarırız." Allah Allah. Kardeşim, elinden geleni ardına koyma. Çanakkale’de iki yüz bin şehit verdik. Sizin için de iki milyon şehit veririz. Dert değil. İstediğiniz şehit olsun. Ama bir karış toprak vermeyiz. İsterseniz deneyin. Yok ya yapmazlar diyor. Bir kere yaparız, "keşke denemeseydim” dersin, “keşke yapmasaydım." dersin. Kanunla hukukla yapmadığımız kalmaz. Aklını başına alacaksın. Müsaade etmeyiz. Allah Allah, vatan gittikten sonra hayatın bir anlamı yok ki. Din iman gittikten sonra hayatın bir anlamı yok. Buna müsaade etmeyeceğimizi zannediyorum görüyorlardır son zamanlarda. Eşek gibi eşek de değil o çok şirin bir varlık, mahlukat gibi direnmelerine gerek yok. Bu vatanda bu işleri yapamazlar. Gitsinler dışarıya.

Nurullah Durukan; "Bütün İslam aleminde dert bitti de Londra'da eşcinsellerin desteklenmesi mi kalmış?" diyor adam için. Doğru söylüyorsun. Bu bir rezalet. Bunu durduracağız. İslam aleminde bu kadar kan akarken, bu kadar dehşet ve şiddet varken homoseksüellerin birbirinin pisliğini karıştırmasının derdine düşüyorsa adam, onların birbirinin pisliğini karıştırması için özel gayret ediyorsa bu bir rezalettir. Bu bir korkunçluk kim yaparsa yapsın.

Amerika, çevresindeki bütün ülkeler, Güney Amerika ülkelerinde hep sol iktidar oluyor biliyorsunuz. Şiddetle Amerika onlara karşı mücadele veriyor. Darbeler yaptırıyor, komplolar yapıyor, askeri operasyon yapıyor. Solu iktidar yaptırmıyor, komünistleri. Türkiye'nin de burnunun dibinde komünist devlet kurulması için var gücüyle çalışıyor. Obama hükümeti yapıyor yalnız bunu. Obama gençliğinde falan komünistlerle hep iç içe, komünizme hizmet etmiş. Diyalektik felsefeyi savunuyor, Darwinizm'i savunuyor.

Homoseksüel olan bu kendilerince uydurma evlilikler var ya, bu evliliklerde normal çocuk edinmelerinin kat kat fazlası dört kat fazlası homoseksüellerde oluyor. Ve onlara en fazla çocuk verme olayı Amerika'da. Dokuz-on-on iki çocuk birden veriyorlar. On dört milyona ulaşmış şuan homoseksüel ailelere verilen çocuk sayısı, on dört milyon. Dehşet verici bu. İki milyon homoseksüel de çocuk edinmek için sıraya girmiş şuan, iki milyon. Amerika Birleşik Devletleri çapındaki çocukların tamamının yüzde 4’ü şuan homoseksüellerin eline verilmiş durumda. Yani bu sahte suni evliliklerle. Erkek erkeğe evlilik mi olur? Sırf Kaliforniya'da on altı binden fazla evlatlık çocuk, homoseksüel anne-babayla yaşıyor. Hangisi anne, hangisi baba? İkisi de erkek, nasıl oluyor? Ben bunu da anlamıyorum. Lafa bak, biri anne biri baba olmuş oluyor. Ve dünya korktuğu için çıtını çıkartmıyor ve bunları destekleyen muazzam bir lobi var; İngiliz derin devleti. İngiliz derin devleti, bütün gücüyle destekliyor bunları. Homoseksüel evliliği yapmayan papazlara, rahiplere bir yıl hapis cezası veriliyor. Adam bir yıl hapiste yatıyor kabul etmezse. Adamların evine dayandı görüyor musun homoseksüellik. Bazen bu homoseksüellere baskın yapılıyor, çok nadir. Mesela bir cinayet soruşturması bir şeyde falan. O zaman çocukların ifadelerini alıyorlar, çocukları hep böyle sapık homoseksüel partilere götürüyorlarmış, homoseksüel porno filmler seyredip çocukların ırzına geçiyorlarmış. Çocuklar çok nadir şikayet edebiliyorlar bazen.

"Hocam bu cümleyi açar mısınız? Gençlik boş ve vasıfsız ama dağa çıkanlar daha bir azimli mi?" Daha azimli, daha şevkli, daha gayretli, daha sabırlı, daha cesur, daha davasına bağlı. Ama davası; alçaklık, ahlaksızlık, sapıklık, pislik, itlik, köpeklik, canilik, homoseksüellik dağın tepesinde ahlaksızlık. Başka bir şey yok. Bizim gençliğimizin vasıflarının bunlardan kat kat çok olması lazım. Sabır, cesaret, metanet, dayanıklılık, her yönden dava adamlığı... Onların sapık davasına karşı biz haklı davayla ortaya çıkmamız lazım. Gençliğimizin büyük bir bölümü Televole kültürüyle eğitiliyor. Ve mahvediliyor gençliğimiz. Bunu durduralım. Gençlik, sabırlı, cesur, atak, fedakar, delikanlı, kabadayı olarak yetişsin. Allah için, vatan için gözünü kırpmadan ölecek halde olması lazım. Tabii kanuna hukuka uygun olarak. Gelecek korkusu da olmayacak. PKK'lılarda bir gelecek korkusu yok adamlarda. Hapse at istersen, istersen müebbet ver. Bizim kardeşlerimizde müthiş bir gelecek korkusu oluyor. Bizim de vatan millet sevdamız uçsuz bucaksız olması lazım. 

GÜLEN BATURALP: Bir de milli şuur dersi diyorsunuz hep.

ADNAN OKTAR: Tabii. "Sonumuz ne olacak?" demeden bu kör davaya kendilerini atıyorlar. Müslüman gençler, aydın gençler, Atatürkçü gençler vatanına, milletine, devletine, bayrağına büyük bir coşkuyla, kararlılıkla sahip çıkmaları lazım. PKK'lıdan daha cesur, PKK'lıdan daha sabırlı, PKK'lıdan daha çok geleceğini düşünmeyen, Allah'a tevekkül eden olması lazım. Ne olacak benim geleceğim? Senin vatanın milletin elden gittikten sonra senin geleceğin ne demek? Geleceğin kalıyor mu? Bittin sen zaten.

2000'li yılların başında Televole programlarının yaptığı tahribat konusunu -bilmem ne yarışması bilmem ne işte şu bu falan boş şeyler- bunun tehlikesini MİT, basını da çağırarak ilgili devlet görevlilerini de çağırarak uzun uzun saatlerce anlattı. "Bu vatanı batırır, milleti batırır. Büyük bir tehlike bu" dedi, "Televole kültürü." Ama dinlemediler. Halen cayır cayır devam ediyor. Mesela bugün Obama hükümetinden üst düzey ismi saklanan biri, yine Suriye'ye PKK'lılarla görüşmeye gidiyor. Rusya; Rus komünistleri zaten bağlantıda, Amerikan komünistleri bağlantıda. Tehlike büyük. Televole kültürüyle vakit kaybedecek bir durum yok. Cesur, kararlı, vasıflı bir dik duruşla, vatan millet savunmasında gençlerin yerini alması lazım. Bölünmeye karşı çok şiddetli tavır koymaları lazım. PKK'ya kimse dilini uzatamıyordu, ben adamlara düz gittim. Her türlü hakareti ettim. Ondan sonra birçok insanın dili açıldı. Neredeyse beyefendi diyeceklerdi PKK'lılara. Sayınlar havalarda uçuşuyordu. Neyini sayacağız adamın? Kaç taneler belli zaten. Kavun mu sayacağız?

İşte iyi bir evlilik yapsın, iyi bir araba alsın, köşeyi dönsün, arkadaşlarını gezsin, Televole programlarına katılsın, yesin içsin yatsın bazı tipler. Öyle olmaz. Önce vatan, millet, bayrak, din, iman, Allah, Kitap, önce manevi değerlerimiz, önce Türkiye'nin bölünmemesi, vatanın bütünlüğü.

"Cazibe denince bazı insanların aklına fazla dekolte giyinmek ve erkeklere yakın davranmak geliyor." Hatice Özgür. Kadında da erkekte de cazibe olur. Akılla olur cazibe, derinlikle olur, imanla olur. Yoksa adamın eti kemiği olabilir. Kasapta da et var, sığırın eti daha da fazla. Hiçbir şey çıkmaz oradan. Sığırın yağı daha da fazla. Akıl, iman, derinlik, Allah korkusu; tutkuyu, derinliği, cazibeyi sağlayan budur.

"Mezhepler olmasaydı Kuran nasıl anlaşılacaktı? Halkın anlaması mümkün olmazdı." Simge Atarlı. Aslında çok kolay anlardılar. Sahabe zamanında nasıl anladılar? Dağdaki çoban bile anlıyordu Kuran okundu mu. Sahabeler üniversite mezunu değildi. Birçok ülkeden insan geliyordu, hemen anlıyorlardı. Her okuyan anlıyordu. Dolayısıyla Kuran'ı anlamak zor değil. Fakat bu dönemde şimdi fitne çıkar. Mehdi (a.s) zahir olmadan mezhepleri kaldırmak olmaz. Şuan Hanefi Hanefi, Maliki Maliki, Şafi Şafi, Hanbeli Hanbeli. Kendi mezheplerinde kalsınlar. Çok müthiş çelişki olur, insanlar kendi kafalarına göre uydururlar. Karmaşa olur. Mezheplerde fazlalık vardır, eksiklik yoktur. Yani fazla ibadet vardır. Eksik bir şey yoktur.

“Selamun Aleyküm, değerli nurlu Hocam. Binali Yıldırım’ın eşine karşı çok çirkin sözler oluyor sosyal medyada. İşte ‘Türkiye’nin First Lady’si’ diye alaycı yaklaşıyorlar. Siz görmüş müydünüz bu bayanı? Sizce Türkiye’ye yakışan örnek gösterilecek bir bayan mıdır? Açıkçası pek ben örnek olarak bulmuyorum. Ama bu yakıştırmaları tasvip etmiyorum. Hayırlı programlar dilerim.” Kemal Cansu, İstanbul. Anadolu kadını, o oturup yani kendini beğendirmek durumunda değil ki. Temiz, kendi halinde, mazlum bir Anadolu annesi, Anadolu kadını. First Lady olmaya da meraklı değil kadıncağız. Öyle bir şey de demedi. Yazık günah, ayıptır yani. Allah’ın yarattığına kusur bulunmaz. O da Allah’ın bir kulu, değil mi? Hepimiz ölüp gideceğiz. Yani onu mesele haline getirmenin âlemi yok. Binali Yıldırım da sevecen bir insan ve neşeli, güzel huylu bir insan.

“Düşük profilli başbakan diye söyleniyor.” Yok değil. Bayağı yamandır yani. Çok akıllı, her türlü sosyal bilgiye sahip, genel kültürü geniş bir insandır. Yani bir şey yok. Şamata yapılacak bir şey yok. Binali Hoca bayağı sevgi dolu. Biliyorsunuz mesela basket oynayan voleybolcu kızlarla falan resim çektiriyor. Hoş bir insan. Yani yazık günah, ayıp yapıyorlar. Kafaya takacak bir şey yok. Türkiye’nin işleri tıkır tıkır gider, bir şey olmaz.

“Canım Hocam, Hollanda’da milletvekillerinin çoğu eşcinsel.” İşte bu kafayla böyle olur tabii. İşte kadın karşıtlığı, bakımlı olduğunda kadına olmadık laf söylüyorlar. Güzel oldu mu olmadık laf söylüyorlar. Çirkin oldu mu rahatlıyorlar, çıtları çıkmıyor. Sokağa çıkıyorum genç kızların yani yüzde 80’i, 90’ı bakımsız çocukların. Canlarım benim hep böyle zayıf da kalmışlar. Çünkü kendine bakmaya gerek duymuyor ki çocuk. Güzel olsa olmadık laf söyleyecekler. O da çirkin olmayı tercih ediyor bir kısmı, bir kısmı bakımsız olmayı tercih ediyor. Bir kısmı vücudu çelimsiz de olsa zayıf da olsa onu ilgilendirmiyor. Bir kısmı çok fazla kilo almış, o da onu ilgilendirmiyor. Bu kadar baskı yaparsan, eziyet edersen böyle korkunç veyahut çok istenmeyen veyahut acı sonuçlar olur işte böyle. Sonucunda da homoseksüel oluyor bir kısmı. Çünkü güzel kadın olmayınca adam kadına karşı sevgi olmayınca, kadına karşı içinde özlem olmayınca tertemiz yol varken iğrenç yollara, çirkin yollara giriyorlar. Kuran’a göre bu yollar iğrenç ve çirkindir. Ben de Müslüman’ım. Fakat tabii iyi olan, Allah’a çok şükür müdahale ediyoruz. Mesela bak homoseksüelliğe Cumhuriyet tarihinde kimse ses çıkaramamıştır. Gümbür gümbür dünyaya başlarına yıkıyoruz. İnanç olarak yanlış olduklarını anlatıyoruz. Gidip ezelim, başlarını dağıtalım, asalım, keselim bunu demiyoruz. Zulüm yapılsın demiyoruz. Uyaralım ilimle, irfanla, kanunla, hukukla ne gerekiyorsa yapalım.

Ben PKK hakkında konuşana kadar eskiden Öcalan’ı göklere çıkarıyorlardı. Filozof, âlim, şöyle mükemmel… Ben oluk gibi üstlerine esince, ağzıma geleni söyleyince, aşağılayınca bunları, birçok kişinin dili çözüldü. Ondan sonra PKK’ya karşı karşı hareket başladı bazı kişilerde. Yoksa öve öve göklere çıkarıyorlardı. Bir kısmı masaya oturalım, bir kısmı masanın üstüne çıkaralım. Bin bir türlü laf ediyorlardı. Sonra PKK’yı aldık masanın altına soktuk ilimle, irfanla.

Diyor ki Abdullah Öcalan; “Bir gün yatağımın ucunda bulduğum Sosyalizmin Alfabesi kitabını bitirince…” diyor. Yani komünizmin alfabesi.“…adeta şöyle mırıldandığı mı hatırlıyorum. Muhammed kaybetti, Marks kazandı.” Bilakis Marks kaybetti, Hz. Muhammed (s.a.v.) kazandı inşaAllah. “Ailenin tüm önemli kurallarına zıt kesilmiştim.” Yani aileyi kabul etmiyordum diyor. Çünkü din kalmayınca aile de kalmıyor tabii. “Geleneklerine, namus anlayışlarına kuşkuyla bakmam ve çiğnemem giderek artacaktı” diyor. PKK’ya hâkim olan da o işte.  

İmam Mehdi’nin hakkında bir program yapılacakmış. Yahya Kemal Beyatlı Gösteri Merkezi’nde, Halkalı’da. 21 Mayıs Cumartesi, saat 21.00’da. Cem TV’de canlı yayınla veriyorlarmış bu konuyu.

“İngiltere derin devletinin varmak istediği nihai sonuç nedir Hocam? Bu kadar plan program neye ulaşmak için yapılıyor?” Harun Ozan. İngiliz derin devletinin başında bak, çok şaşıracaksınız ama iblis vardır. Dünya derin devletinin başında iblis vardır. Yani toplantı yapıyorlar. Şeytan geliyor. Transa geçiyorlar, onunla bağlantıya geçip aldıkları bilgiyi uyguluyorlar. Dünyanın homoseksüel olmasını istemek ne anlama gelir? Bütün dünyada kan akmasını istemek ne anlama gelir? İslam’ın yok olmasını istemek ne anlama gelir? Deccaliyet işte. Klasik şeytanın eylemi. Adama “niye yapıyorsun?” dersen, “şeytan öyle diyor” diyor. Ne diyecek sana?

Milletvekili dokunulmazlıkları kaldırıldı mı? Ne oldu o?

KARTAL GÖKTAN: Kaldırıldı.

ADNAN OKTAR: Kaldırılma oldu, yargılanacaklar. Kanun, hukuk ne dediyse o olur.

“Adnan Bey, yirmi yıldır eğitimciyim. Sizin kadar isabetli karakterleri yorumlayan kimseyi tanımadım” Sami Kurt. İşin doğrusu bak ben bu konuda mütevazı davranamayacağım. Hakikaten öyle, çok iyi analiz yaparım inşaAllah, Allah’ın dilemesiyle.

“Adnan Bey, Mehdi gelsin tamam ama bunun bize ne faydası var?” Yasin İmren. Şeytan geliyor rahatsız olmuyorsun da Hz. Mehdi (a.s) gelince niye rahatsız oluyorsun? Şeytan geldi bak, dünyayı birbirine kattı. Kan deryasına boğdu. Homoseksüelliği yaydı. Dinsizliği yaydı. Müslümanlığı yok etmek üzereydi. Hz. Mehdi (a.s) da gelip bütün bu anormallikleri, çirkinlikleri, yanlışlıkları ortadan kaldıracak ve kaldırıyor. İstesen de istemesen de.

Karl Marks Musevi asıllı, dedesi de, babası da hahamdır. Haham aileden geliyor. Kendisi de hahamdır Karl Marks’ın, haham kültürü vardır. Yani Tevrat’ı su gibi bilir Marks. Ve Allah’a inanan bir insandır. Ama insanları şeytanın eline vermek için insanlara bir oyun oynadı. Ve o oyunun içine de insanlar düştüler. Darwin de yüksek dereceli masondur. O da Allah’a inanıyor. Ama bu oyunu insanlığa hazırladı ve bu oyunun içine onları düşürdü.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki Resulullah; “Ümmetim içinde korktuğum şeylerin en korkuncu, en tiksindiricisi homoseksüelliktir” diyor. Yani “Lut kavminin işidir” diyor. En korkunç ve en tiksindiricisi diyor. İbn-i Mace, Hudûd 12’de.

Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki; “Lut Kavmi’nin” Yani homoseksüellerin. “İğrenç fiilini işleyen kimse melundur” Yani lanetlenmiştir diyor. (Kütüb-i Sitte Hadis numarası 1604, Ravi: Ebu Hureyre, Kaynak: Rezin)

Ben ateistlere karşı bayağı saygılıyım, sevecenim. Bugün de benim ateist arkadaşım vardı, bahçedeydi. Gezdirdik, yedirdik, içirdik. Buraya geliyorlar. Ben bütün ateistleri davet de ediyorum. Kız olsun erkek olsun onlar benim arkadaşım, dostum. Benim onlarla bir alıp veremediğim yok. Samimi olarak, ben inanmıyorum diyor. Şu, şu, şu nedenlerden inanmıyorum. Ben dine savaş açtım demiyor. Müslümanlara tuzak kuracağım, onları asacağım, keseceğim demiyor. “İnanamıyorum” diyor. İnanamayabilir. Anlatayım işte gelsin, sohbet edelim. Dürüstçe söylüyor. Oyun da oynamıyor. Kuran’da ateistlerle ilgili hüküm yok. Kafirlerle ilgili hüküm vardır. Münafıklarla ilgili hüküm var. Ateistlerle ilgili hiç hüküm olmaz. İnanmıyorsa inanmıyordur zaten. Peygamberimiz (s.a.v.) hep ateistlerle uğraştı. Onlara gitti İslam’ı anlattı. İnanmayabilir. Eğitirsin, anlar, kavrar, inanır. Dürüstçe arıyor o. Yani düşmanlığından, kininden değil. Anlamadığı için ateist oluyor.

Esen Buba; “Helal başkan helal” diyor. Ben başkan değilim.

Bak, Cenab-ı Allah diyor ki Şuara Suresi, 165-168. “Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz? Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz.” Kadınları bırakıyorsunuz diyor. “Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz.” Homoseksüeller, “Dediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (buradan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın. Dedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım.” Nefret ediyorum yaptıklarınızdan diyor. Hani Lut da kavmine şöyle demişti: "Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz? Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz. Kavminin cevabı: "Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları,” Bak, homoseksüel reaksiyonunu görüyor musun, azgınlığı o devirde? “…Sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!” (Araf Suresi, 80-82) Bak, temiz olmayı suç görüyor. Sen pislik yapıyorsun. Birbirinizin pisliğini karıştırıyorsunuz.

Neml Suresi, 55-57. Şeytandan Allah’a sığınırım. Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?” Kadın sevgisini yüceltmek lazım. Kadın sevgisini yok edersen homoseksüellik işte böyle bela olarak karşına çıkar. Kadınlara bakım yaptırmıyorsun, güzel olmalarını istemiyorsun, cazibeli olmalarını istemiyorsun. Ondan sonra işte erkek çocuklara, delikanlılara, erkeklere yöneliyor adamlar. “Kavminin cevabı: "Lut ailesini şehrinizden sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış" demekten başka olmadı. Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç;” Karısı da homoseksüellere ortam hazırlayan, homoseksüelleri davet eden bir kadın. Onların destekçisi, homoseksüel destekçisi. “…onu geride (azap içinde kalanlar arasında) takdir ettik.” Tuz sütunu oldu diyor. Yani bütün organik maddeleri eriyor. Atom bombası gibi bir şey patlıyor şehirde. Kadının sadece mineral olan kısmı kalıyor. Her yeri tuz olarak kaldı diyor. Tuz kısmı kaldı. Kül oluyor, sadece külü kalıyor. Allahualem bir nükleer serpinti oluyor, nükleer patlama. Aynı ona benziyor açıklama çünkü. Işık etkisi var, ses etkisi var ve yıkma etkisi var. Atom bombasında olan özellikler bunlar. Işık, ses ve yakma etkisi.

“Gözlerin görüp görebileceği en yakışıklı, en etkileyici, en cazibeli, en nurlu, en heybetli insansın. Aslanım maşaAllah. Hocam Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) vefat ettikten sonra bozulma başlayacak demiştiniz. Peki, geride kalan iman edenlerde bozulmanın şiddetinden etkilenen olabilir mi?” Tabii ki. Yavaş yavaş imanı zayıflıyor. Teknoloji de biraz ilerleyecek. Hücre yaparız, insan yaparız. Kaş yaparız, göz yaparız demeye başlayacaklar. Biz de insan yaparız demeye başlayacaklar. Sonra da zaten Allah biziz diyecekler Allahualem. Ondan sonra felaket geliyor. İlk bela faşizm, Mehdi (a.s)’ın vefatından sonra. Dünyaya bir faşist saldırı olacak. Yecüc ve Mecüc saldırısı. Bu faşist saldırıdır. Sonra arkasından komünist karşı hareket olacak. Sonra kıyamet.

“Hocamız Ahmet Davutoğlu’nun Mehdiyet dönemine kadar başta olacağını söylemişti. Maalesef Ahmet Davutoğlu istifa etti. Hocamız’ın yorumunu alabilir miyiz? Sizleri çok seviyoruz. Selamlar.” Başta olmak demek, başımızın üstünde gezecek anlamında değil. Şuan AK Parti içerisinde fikriyle, görüşüyle, düşüncesiyle hizmet ediyor. Daha önce de hizmet ediyordu, şu anda da. Dışişleri bakanıyken de hizmet ediyordu. Her zaman başta olacaktır. Cumhurbaşkanı da başta olacaktır. İlgili bakanlar da başta olacaklardır. Yani başta olmak demek, davanın başında anlamına gelir. Mehdiyet davasının başında.

Flemenkçe homoseksüelliği ve Rumiliği eleştiren Facebook sayfası bir hafta önce açılmış. 13,964 kişi paylaşım yapmış. Bak, bununla ilgili filmimiz 30 milyonun üstünde kişi tarafından geçen hafta izlenmişti, 30 milyonun üstünde. Şuan sayıyı daha tespit etmedik.

Mehdiyet dönemine kadar başta, Mehdiyet’ten sonra baştan gidecek öyle bir şey yok. Ahmet Davutoğlu başta olarak, Tayyip Hocam da başta olarak diğer ilgili bakanlar da başta olarak Mehdiyet devri içerisinde sürekli hizmetlerine devam edecekler. Yani emeklilikleri yok bu şahısların. Anlamı bu. Sağlıkları elverdiği müddetçe hep hizmet edecekler.

“Hz. İsa (a.s), Mehdi (a.s)’ın karşılaştıkları yer Mescid-i Aksa’da mı olacak yoksa daha önce görüşecekler mi?“ Yok, benim kanaatim ilk orada görüşecekler, İsrail’de. Mescid-i Aksa’da değil de o aşağıdaki alanda yani o kapıyla alan arasında. Yani o duvarla Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayının duvarı var ya, o duvarla Tapınak Tepesi arasında. O alan dolacak, orada görüşecekler.

DANIELLA HANIM: Ama önceden birbirlerinden haberdar olacaklar değil mi?

ADNAN OKTAR: Şuanda da haberdarlar da. Haberdar olmak neyi sağlar?

DANIELLA HANIM: Konuşup belki.

ADNAN OKTAR: Hayır hayır öyle bir şey yok. İlk yüzünü orada görecek. Yani ilk defa simasını, yüzünü orada görecek. Mehdi (a.s)’ı da o ilk defa orada görecek. Resmini cismini görür tabii de. Mehdi (a.s) için çekinecek bir şey yok. Zaten Bediüzzaman hepsini Mehdi (a.s) yapacak diyor. İsa (a.s)’ın yapacağı bir şey yok. İsa (a.s) sadece Mehdi (a.s)’a biat ediyor, bağlanıyor o kadar. Siyaset cihetinde etkili olacak diyor, Bediüzzaman İsa Mesih için.  Muhtemelen işte Masonlar.

“Oğlumuz olacak ismini ne koyalım?” Mehdi ismi de güzeldir. Muhammed Mehdi koyun. Muhammed Mehdi evet. Ama annesi de bir isim,bir göbek adı koysun.

Lut (a.s) meleklerin emriyle ve kılavuzuyla; çünkü orada bir atom bombası patlatıldı. Onu nasıl yaptıklarını bilmiyoruz meleklerin. Yani gizli bir derin devlet gibi geldiler melekler ve orada atom bombası patlattılar. Söylediler zaten yıkılacağını oranın. Ona benzer bir şey yaptılar. Sabah vakti gelmeden kavmini terk etti biliyorsunuz Hz. Lut (a.s) ailesiyle beraber. Havzan’ın doğusundaki dağlar engeli aştılar.O günkü Ürdün’ün içlerine doğru gitmeye başladılar. Ancak arkasından gönülsüzce giden Lut (a.s)’ın karısı dağın üzerine çıktı. Tepeden dönüp kavminin helakına bakarak; “kavmimin helakına ağlıyorum” dedi. Tam o anda işte atom bombasının etkisi Allahualem. Çünkü çok uzakta kalmıştı. O yakma ve yıkma etkisi oluştu. Patlama var, onu görüyor. Ama ışık yakma ve yıkma etkisi biliyorsunuz atom olmasında ayrı bir şey. Yani radyoaktif etki, yakıcı etki. Yakıcı etki gelince buhar oluyor. İlk patlama anını görüyor. Helak oldular diye üzülürken kendi de yanıyor. Çok kısa an tabii birkaç saniyelik an bu.

Salih Yaprak, “Sayın Hocam seni çok seviyorum. Van’dan yazıyorum Kürt kardeşin olarak” diyor. “İstediğim evde giymediğin elbiseleri takım olarak istiyorum” diyor. MaşaAllah, benim elbiselere talip çok.

“Adnan Başkan süpersin ya” diyor. Oğuz Er.

“Hocam çok karizmatiksiniz. İnsanların sizi anlamaması beni hayrete düşürüyor.” Özcan Akyasa. Öyle değil. Ben gençlere baktım bugün. Mesela her yere gidiyorum, geziyorum. Bayağı sevdiklerini görüyorum yani fikirlerimizi, görüşlerimizi çok beğeniyorlar. Öyle bir şey yok. Çok yaygın Türkiye’de hakim bir düşünce. Aydın gençler arasında ama bağnazlarda değil. Aydın, aklı başında, tutarlı olanlarda. Ama bağnazlığın, tutuculuğun pençesine düşmüş adam zaten hür fikirli olamıyor ki. Çevresinin etkisinde oluyor.

“Hocam siz benim canımsınız sonsuz tutkuyla seviyorum sizi” diyor, Mary. “Dünyamın kahramanısınız, aslanımsınız, Allah tez zamanda sizinle görüşmeyi nasip etsin, o müthiş yeşil gözlerini çok seviyorum“ diyor.

“Rab, Sodom ve Gomorra üzerine göklerden kükürt ve ateş yağdırdı” diyor. İşte o atom bombası etkisiyle yerdeki kükürt eriyor, göğe kükürt dumanı olarak çıkıyor. Muazzam bir kükürt kokusu oldu ve ateş yağıyor her yere. “Ve o şehirleri ve bütün havzayı, şehirlerde oturanların hepsini ve toprağın nebatatını altüst etti" Bu atom bombasında olabilir ancak. “Fakat Lut (a.s)’ın karısı, onun arkasından geriye baktı ve bir tuz direği oldu.” Yani kül oldu diyor sadece. Külü kaldı diyor. Atom bombasında öyle oluyor. Yani çünkü ısı çok yüksek oluyor. Karbon şu bu falan hiçbir şey kalmıyor. Hepsi yanıyor, hidrojen, karbon yanıyor. Sadece mineraller kalıyor.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Videolarımızdan sonra devam edeceğiz programımıza.

Masaüstü Görünümü