Harun Yahya

Sohbetler (24 Mayıs 2016; 17:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Sevgiyle ilgili bir etiket yapalım. Sevgi kalp temizliğidir, güzelliktir. “Sevgi temizdir” diyelim. En temiz manevi güzelliklerden birisidir iman gibi.

Keman, darbuka, def, kanun o telleri titreştiren Allah. Dışarda müzik yok, kemanın teli titriyor havada titreşim oluyor, sadece sessiz bir titreşim çıt yok. Beynimize geliyor kulağa işte zarına geliyor, örs, çekiç, üzengi şu bu falan, bu sefer elektrik akımı olarak geliyor o titreşim elektrik akımı olarak, elektrik akımını kulak ama hangi kulak? Kulağı olmayan kulak, görünmeyen kulak ruhun kulağı dinliyor ve ne diye olarak dinliyor? Müzik olarak dinliyor. Elektrik akımını müzik olarak dinliyor ve hoşnut oluyor. Mesela ruh dehşete kapılabilir o sesten değil mi mesela böceklere bazı sesler dinletiyorlar hayvanlar deli gibi kaçıyor ama bu seste insan mest oluyor. Şimdi bak güneş doğdu, dünya pırıl pırıl aydınlık. Gerçeğinde öyle mi? Yok, güneş de fotonlardan oluşan bir dalga, dışarısı simsiyah koyu zifiri karanlık, gözümüze o fotonlar geliyor ışık ışınları mercekten geçiyor işte ters dönüyor, düz dönüyor falan kimyasal enerjiye dönüşüyor, sonra da elektriğe dönüşüyor beyne gidiyor, beyinde gözü olmayan göz ruhun gözü.  Gözü olmuyor bak gözü yok bunun gözü olmayan göz, ruhun gözü o elektrik akımını pırıl pırıl renkli,  ışıklı, düzgün, güzel bir dünya olarak görüyor. Dışarda öyle bir şey yok. Zifiri karanlık simsiyah karanlık, hiçbir ışık yok, çıt da yok ama beynimizin içindeki dünyayı bunu anlamazdan geliyorlar. Daha hala Darwin’in bilmem neyini araştırmakla meşguller, o ondan çekiniyor, o ondan çekiniyor, görüntüde Allah onlara insanlar gösteriyor, Allah’ın rızasının yerine, insanların rızasını esas alıp Allah’a tavır alıyorlar. O insanların da beyninde gösterildiğinden haberi yok. Anasının, babasının, arkadaşlarının, Facebook arkadaşlarının, internetteki her türlü arkadaşının beyninde ona görüntü olarak gösterildiğinin haberi yok, uçuyor dünyanın farkına varmıyor, farkına varsa çöker kalır.

Ebu Abdullah İmamı Caferi Sadık, Dedi ki: “Ey Hişam Kaç duyun var?" Diyor. İmam Caferi Sadık, dedem… Dedi ki, “beş duyum var.” Buyurdu ki, “bunlardan hangisi daha küçüktür.” Dedi ki, “görme duyusu”. Buyurdu ki, “peki görme duyusunun çapı ne kadardır?” Dedi ki, “bir mercimek kadar veya ondan daha küçüktür” beyindeki yeri. Buyurdu ki, “ey Hişam, ön tarafına ve üst tarafına bak, ne gördüğünü bana anlat.”  Dedi ki, “göğü, yeri, evler, saraylar,” saraylar derken güzel süslü büyük evleri kastediyor. “Kara parçaları, dağlar, nehirler görüyorum.” Dedi ki, “senin gördüğün bunca varlıkları bir mercimeğin veya ondan daha küçük bir şeyin içine sığdırmaya güç yetiren Allah dünyayı küçültmeden yumurtayı da büyültmeden bütün bu dünyayı yumurtanın içine sokabilir.” Bak dünyayı küçültmeden yumurtayı da büyültmeden bütün bu dünyayı yumurtanın içine sokabilir. Hişam derhal imama sarıldı ellerini, başını ve ayaklarını öpmeye başladı şöyle dedi: “Bu kadarı bana yeter ey Resulullah (s.a.v.)’in oğlu” diyor. İlmi almış oluyor.

GÖKALP BARLAN: Siz yıllar önce mercimek kadar yerde görüyoruz diye ifadeniz vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet aynısı.

Dün Irak’ta Fellüce’de IŞİD’e karşı Şiiler, Amerika ve Irak ordusu ortak operasyon başlatmışlar, çok fazla sivil var Sünniler orada yoğun biliyorsunuz, Twitter’den yardım çağrısı yapıyorlar, “Bizi yok ediyorlar, imha ediyorlar bizi kurtarın” diye. Şuan yoğun olarak o yardım çağrısı devam ediyor. Havadan ve karadan Fellüce’de ne kadar Müslüman varsa şehit ediyorlar şuan hepsine serbest bombardıman, halı bombardımanı yapılıyor. Fellüce’de sadece IŞİD yok, Sünni aşiretler de var, ABD’nin işgal dönemlerinde buradaki Sünni aşiretlere yapılan katliamlar hep görmezden gelindi şuana kadar, aşiretler Bağdat hükümetini ve bu tutumundan dolayı başkaldırdılar. Bağdat hükümetine karşılar çünkü çok ezdi Bağdat hükümeti onları, bu tutumdan dolayı onlara ceza olarak kendilerince yoğun bombardımanla karşılık veriyorlar şuan. Hep gariban Sünni aşiretler bunlar. Eşzamanlı Suriye’de de Rakka’ya operasyon başladı. Amerika Birleşik Devletleri PKK’lıları öne sürmüş durumda burada da, PKK’lılar Müslüman katliamı yapıyor. Daha hala Sünni-Şii ayrımı yapıyorlar, daha hala İslam aleminin birleşmesi konusunda tereddüt ediyorlar. Daha hala İttihad-ı İslam’ı ağızlarına almak dahi istemiyorlar. Bu ülkeler bu operasyon kafasından vazgeçmeli eğitimle, ilimle, irfanla oraya alimler, hocalar göndererek, televizyondan, havadan kitap, dergi, yazı atarak bu kişileri eğitmeleri lazım. Bu vahşet Amerika’ya uğursuzluk getirir. Rusya’ya uğursuzluk getirir. Amerika’yı, Rusya’yı yıkar bunlar.  Devletleri yıkılır çok korkunç büyük bir azap seli üstlerine gelir, bu çok yanlış, sevgiyle, ilimle, irfanla halletmeleri lazım, birlikle, kardeşlikle. Şuan Irak’ta, Suriye akıl almaz bir katliam başladı. Halı bombardımanı yapılıyor, on binlerce Müslüman’ı katletmeye yönelik bir operasyon bu.

Bediüzzaman diyor ki: “Dehşetli tahrip edicilere karşı.” İşte bu İngiliz derin devletinin çetesine. “Ancak ve ancak hakikati Kuran’iye etrafında İttihad-ı İslam dayanabilir” diyor. Müslümanların tamamen ittifak etmesi dayanabilir diyor. Öbür türlü dayanamazsınız tek tek hepinizi ezer yok ederler diyor. “Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmaya vesile olduğu gibi bu vatan istilayı ecanipten” yabancı Avrupalıların işte Amerikalıların işgalinden “ve bu milleti anarşiden kurtaracak” yani PKK fitnesinden kurtaracak yalnız İttihad-ı İslam’dır” diyor. Kuran’a dayanan diyor ama bak hakikati Kuran’iye etrafında; sünnet demiyor. Sünnet demiyor, hadis demiyor. Hakikati Kuran’iye etrafında İttihad-ı İslam dayanabilir diyor. İslam Birliği yani Kuran’a dayalı ve İslam Birliği’nin dışında dayanacak yoktur diyor. Ama bak hadise ve Kuran’a dayalı anlatıyorlar değil mi gelenekçiler? O öyle demiyor Bediüzzaman. Hadisi çıkarıyor, sünneti çıkarıyor sadece hakikati Kuran’iye etrafında diyor İttihad-ı İslam dayanabilir diyor. (Emirdağ Lahikası mektup numarası 239, sayfa 527)

Tüm dünya bir oldu adeta dünyanın büyük bir bölümü yüzde yetmiş, sekseni Suriye’de, Irak’ta Müslüman bombalıyorlar şuan yoğun olarak. Devlet terörü şeklinde, bu radikallerin şiddetinin bin misli, on bin misli. Radikal terör örgütleri diyor ya o örgütlerin bin misli masum kanı akıtıyorlar şuan. Şuan ki kıyım bak bütün dünya seyrediyor Müslümanlara büyü yaptı şeytan, uyuştu Müslümanlar feryat, figan göklere çıkıyor şimdi on binlerce Müslüman şehit edilecek, büyük bir operasyon yapılıyor şuan, dünya çapında bir katliam yapılıyor kimse ilgilenmiyor dikkat ederseniz. Müslümanların büyük bir bölümü deccalın hipnozu altında, büyü yapıldığı için o büyüden çıkamıyorlar. Birleşme, karşı koyma, hamiyeti İslamiye’nin feveranı gibi yüce duygular oluşmuyor. Allah şeytanın büyüsünü kaldırsın. Deccalın büyüsünü kaldırsın. Allah deccalı kahrı perişan etsin. Müslümanları dünya çapında muzaffer etsin. Müslümanlara büyü yapanlara da Allah hidayet versin. Hidayet yapmayanları da Allah helak etsin.   

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Bölünmek Yok Olmak Demektir

PİRAYE YÜCE: Dünyalar güzelimizle sohbetimize başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Şehit olan Eskişehirli Piyade Astsubay Kıdemli Çavuş Anıl Gül’ün baba ocağına yaklaşık yüz elli araçtan oluşan taziye konvoyu düzenlendi. Atatürk Bulvarı üzerinde toplanan yüz elli araçlık grup şehidimizin evine kadar polislerle birlikte ve araçlarda asılan Türk bayrakları eşliğinde “Şehitler ölmez, vatan bölünmez.” “Kahrolsun PKK.” “Her şey vatan için.” sloganları atarak gittiler. Resimler de vardı.

ADNAN OKTAR: Ama işte bu bugünle bitmez. Şimdi şehidi uğurluyorlar. Ertesi gün anne baba yalnız evde oturuyor. Olmaz. Her gün ziyaret etmek lazım. Bir gün yiyecek alıp götürmek lazım. Bir gün işte “anne ver ben ödeyeyim.” Öbürü diyecek ki mesela “elektrik parasını ben götürüp ödeyeyim.” Onları o mahalle adeta havada götürecek böyle. Her gün “sebze yemeği yaptım. Onu getirdim.” Yahut bir sohbet, dinden, imandan, İslam’dan sohbet, güzel. Kendileri çaylarını falan yaparak. Şimdi bir evladı var zaten. Anne baba yaşlı oluyorlar. Ev bomboş oluyor ıssız. Karı, koca karşılıklı oturuyorlar. Öyle olmaz. Evleri ihya edelim. Komşuluk tabii çok güzel ama ahir zaman olduğu için komşuluk çok geriledi.

“Şu bilinmelidir ki AK Parti’nin başkanlık sistemi önerisi üniter yapıyı esas almaktadır.” Tamam, güzel. Fakat partili cumhurbaşkanlığıyla bunun ne farkı var? Ben onu anlamadım. Bir de bir yerden delinecek gibi olması çok büyük bir tehlike. Yani bu konuya çok dikkat etmek lazım. Çünkü Binali Hoca bizim tedirginliğimizi anlamış. Allah razı olsun açıklama yapmış ama bu sistemler çok riskli oluyor bazen. Bir yerinde büyük bir açık oluyor, hukuki açık. O açıktan soğuk gelir Allah esirgesin. Birleşmiş Milletler’e falan kimseye laf anlatamayız sonra. Tamamen kilitli olması lazım. Yoksa üniter yapı net olduktan sonra ister başkanlık sistemi gelsin, ister cumhurbaşkanlığı olsun. Ne fark eder? Biz bela gördüğümüz de federasyona açık olması. Biz sorunu orada görüyoruz.

Binali Yıldırım’ın hanımıyla alay etmek çok günah yazık. Tipik bir Anadolu annesi yani nur gibi Müslüman. Yazık günah olur, çok ayıp. Mesela yerel yönetimlere geniş yetkiye açıksa bu iş bitti. Zaten bizim en çekindiğimiz cenah yani tehlikenin geleceği cenah belediyelerdir. Belediyelere yerel yönetim hakkı verilirse geniş yetki verilirse felaket geldi demektir. Devlet üniter olur güya ama belediyelerden olay batar Allah esirgesin, çökebilir. Çünkü daha önce AK Parti’nin uygulamasında gördük belediyelere daha geniş yetki verme eğilimindeler. Bu konuyu asıl halletsin Hoca. Yani biz muhterem Başbakanımız’dan, “Başbakan” diyelim ki olay yerine otursun önce, bunu rica ediyoruz. Bu konuya açıklık getirecek. Belediyelerde bak Türkiye mahvoluyordu. Yani şu an bile daha denge kurulamadı. Fesat ve fitne belediyelerden girme ihtimali var. Oradan kapıyı kapatmaları lazım. Adam diyor ki “belediye polis de bağlansın. Eğitim bağlansın, iç işleri bağlansın.” Bu ne? Ayrı devlet. Dış işleri, dış işleriyle zaten adamın işi yok ki dış işlerde hiç dinlemezler zaten. İç işte dinlemeyen dış işte dinler mi? Tehlike kapıda. Onun için Binali Hoca çok dikkatli olması lazım.

Efkan Baba’ya da selamlar söylüyoruz buradan. Efkan Baba bir yiğitlik yaptı. Ben o yiğitliğini hiç unutmam. Benim ölçüm o. Tayyip Hoca’ya o güruhat saldırdığında esaslı bir Osmanlı kabadayılığı yaptı ama yani tarihi bir kabadayılık, alayını püskürttü. Helal olsun. Yakışanı yaptı.

Efelere bak, Van Çaldıran ilçesinde PKK üyelerinin yola döşediği patlayıcı, zırhlı askeri aracın geçişi sırasında infilak ettirilmiş. Aralarında bir binbaşının da bulunduğu altı asker şehit düşmüş, üç asker yaralanmış. PKK mensupları aynı bölgede sabah saatlerinde durdurdukları altı tırı ateşe verdikten sonra kaçmıştı. Yalnız bu adamların yani bu kadar ferah hareket etmesine müsaade edilmemesi lazım. Yani infilak ettiriyor. Kaçıyor bilmem ne yapıyor. Hava destekli aranıyorlar falan. Yani bir iki tertip daha asker göreve alınıp dağın, taşın askerle doldurulması lazım. Bunlara nefes aldırmamak lazım. Bir de teknik donanımın daha güçlü olması gerekiyor. Yani bomba tespiti yapılması, yolların bombayla doldurulduğunu anlıyoruz. Görüyoruz. Tabii belediyeler döneminde yapıldı bunlar. Bir kere yollar şöyle bir greyderlerle tertemiz bir açılması lazım. Ondan sonra ve asker sevkiyatı daha çok helikopterle yapılabilinir. Şaşırtmaca yapılabilinir. Ve normal asfalt değil de başka tali yollar hiç ummadık yollar kullanılabilir. Yani tek yol kullanmaya gerek yok. Yani çünkü belli bir güzergâh olur ve PKK’nın geçeceği güzergâhlar da onlara böyle karşılama yapılacak şekilde hazırlanabilir. Mesela PKK’nın geçeceği dar geçitler oluyor, yerler oluyor, yollar oluyor. Karakolların karşı cepheleri oluyor. Onların mevzilenecekleri yerler oluyor. Oralar hep boş bırakılıyor. Hâlbuki oralar onların gelişinde onları böyle karşılayacak şekilde hazır tutulması lazım. Yani rahat yakalanmalarını sağlayacak şekilde oralarda tedbir alınması gerekiyor. Dar boğazlarda, geçitlerde onların mevzileneceği yerler, çünkü mevzileneceği yer belli. Teknik olarak mecburen orada mevzilenecek. O mevzileneceği yerin onların yakalanacağı şekilde hazırlanması lazım önceden. Bunlar öyle çok pahalıya mal olan şeyler değil.

“Türkiye şehitlerine ağlıyor” diye etiket olmaz. “Türkiye şehitleriyle gurur duyuyor” denilir. Öyle etiket olmaz. Bakayım etikete. Şehadetlerini tebrik ediyoruz aslanlarımızın. Allah şehadetlerini kabul etsin. Neye ağlayacağız? Kim yaptı acaba bu etiketi bunu araştırmak lazım. PKK’nın istediği o zaten. Ağlamak, üzülmek, ümitsizlik, yeis. Böylece diyecek ki adam “Görüyorsunuz. Baş edemiyorsunuz.” “Ne yapalım?” “Verelim gitsin.” Konu bu. Böyle olmaz.

Osmanlı aydınları bir avuçtu. Onların da hepsini Darwinist yapmışlardı. Okuma yazma bilenler çok azdı o zaman. Sayısı çok çok azdı. Onların da alayını Darwinist yapmışlardı. Ve onun için çok kolay oldu Osmanlı’yı yıkmaları.

KARTAL GÖKTAN: Etiketi gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Göster. Yok kardeşim, böyle bir etiket olmaz. Kim yaptıysa araştırmak lazım. Şehitlere ağlanmaz. Sen kendi haline ağla. Kendi haline ağla. Şehitlik yüksek bir makamdır, övünç vesilesidir. Delikanlılıktır, kabadayılıktır. Lafa bak. Ağlamak; neyine ağlayacaksın? Şehadet nimettir, yüksekliktir, büyüklüktür, güzelliktir. Allah peygamberlere nasip eder, velilere nasip eder şehadeti. Allah şehadetlerini makbul etsin. Allah şehadetlerini kabul etsin.

Bir de her şeyin o kadar düzgün olması gerekmiyor ki. PKK’yla mücadelenin niye o kadar cetvel gibi düzgün olması gerekiyor? Ben bunu anlayabilmiş değilim. Yani cetvelle çizeceğimize elimizle çizeriz kardeşim. Yani milimetrik düzgün mü olması gerekiyor her şeyin? Biraz usulüne uygun bir şeyler yapsınlar. Ben mi öğreteceğim, anlatacağım yani? Adamın kaçması ne demek? Nereye kaçacak? Nasıl kaçar yani? Bir gariplik var, bir acayiplik var. Bazen böyle emekli subaylarla falan görüşüyorum. Bazıları ümitsiz ümitsiz bir üslup kullanıyor. İşte “Türkiye’yi bölecekler,” bilmem ne. Ekmek mi bölüyor, kavun mu bölüyor? Nereye bölüyor yani? Bölmeye kalkanı böleriz. Böyle bir şey olmaz. Adam der ki; 80 milyonu ben şehit edeceğim. Türkiye’yi alacağım. Alıyorsan al. Helal olsun 80 milyonu şehit ederek yapıyorsun. Helal olsun derken yani yapamazsın anlamında diyorum.

Ülkücüler aslandır. Beş bin şehit vermişlerdir. Şehitlerine de hiçbir zaman için ağlamamışlardır. Biz Çaldıran’da, bütün savaşlarımızda, Çanakkale’de binlerce, yüz binlerce şehit verdik. Hiçbirine biz ağlamadık. Bizim geleneğimizde, örfümüzde böyle bir şey yok. Peygamberimiz (s.a.v.) de bize bunu yasaklamıştır. Kuran da bunu yasaklamıştır. Müslüman’ın tevekkül anlayışına zıttır, haramdır. Böyle bir şey olmaz.

Kısa bir ara verelim.

VTR: Peygamberimiz (s.a.v.) 1400 Yıl Önce Hz. Mehdi (a.s)’ın Zuhuru Öncesinde Yaşanacak Mülteci Sorununu Bildirmiştir

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Güzeller güzelimle devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Bak bir daha söylüyorum, şehide ağlama muhabbeti; bunu kessinler. Böyle bir şey Türkiye’de kesinlikle olmasın. Ağlamak, çökmek, perişan olmak, nedir bunlar? “Yüreklere ateş düştü, evine ateş düştü.” Şehadet kutsaldır, şehadet yüksekliktir. Şehadet asalettir, ibadettir, büyük bir değerdir. Ateş düşmesi değildir. Nur gelmesidir eve. Böyle söz olmaz.

Al-i İmran Suresi, 170’de, şeytandan Allah’a sığınırım. Şehitler için Allah diyor ki; Şehitler, “Allah'ın Kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler.” Sen? Burada ağlıyorum diyorsun. Onlar sevinç içinde. Onlar gülüyor, sen ağlıyorsun. Bu nasıl oluyor? Allah, sevinç içindeler diyor. Onlar sevinç içindeyse sen de sevinç içinde olacaksın. Onun sevincine katılacaksın. Allah söylüyor. “Onlara arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki,” Yani, siz de geldiğinizde burada mutlu olacaksınız diye müjdelemek isterler diyor. Ağlayın demiyor. “…onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir. Korku da yok. Mahzun, bak mahzun ne demek? Ağlayan değildirler diyor. Sen ağlıyorsun. Onlar mahzun değil diyor ama sen mahzun oluyorsun, ağlıyorsun. Bu İslam’a, Kuran’a uygun bir şey değil. Şehitlerin ağlamaya ihtiyacı yok. Böyle şey olmaz. “Türkiye şehitleriyle gurur duyuyor” diye etiket yapalım. Şimdi etiket yapalım. Biz gurur duyarız şehitlerimizle.

“Deccal ancak kendisini kızdıran bir şey sebebiyle çıkar.” Onu kim kızdırır? Mehdi (a.s) kızdırır. Başka kim kızdıracak? Özellikle kızdırıyorum ki hırlasınlar diye. Çünkü tepelenmeleri için hırlamaları gerekiyor. Zaten hırlamaya da başladılar dikkat ederseniz. Tepeleme ilimle, irfanla, kanunla, hukukla. “Deccali insanların üzerine gönderen ilk sebep onu gazaba getirecek bir kızgınlıktır.” O gazaba getirecek kızgınlığı kim sağlıyor? Mehdi (a.s) sağlıyor. Nerede geçiyor? Sahih-i Müslim’de. 2932/98,99.

“Ey Allah’ın Resulü, deccal yeryüzünde ne kadar kalır? Diye sorduk” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e “Ey Allah’ın Resulü, deccal yeryüzünde ne kadar kalır? Diye sorduk” PKK Hareketi. “Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Kırk gün kalır. Bir günü bir sene gibidir.” Yani kırk sene. Şu an o kırk seneye doğru gidiyoruz. Çok az kaldı. Bu, Müslim’de geçiyor, Tırmizi’de geçiyor.

“Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Kim deccali duyarsa ondan uzak dursun. Allah’a yemin olsun ki bir adam ona kendisinin mümin olduğunu sanarak gider.” Mesela Rumiliği de öyle gösteriyorlar. Rumi oluyor, bir de bakıyor ki dinsiz, imansız olmuş. “Onun attığı şüphelerden ona tabi olur.” Rumilikte ne diyor? Biz de Müslümanlık yok diyor. Adam, Allah’a çok şükür Rumi’yim diyor. Müslümanlığı kabul etmiyor adam? Mevlana kabul ediyor olabilir. Bilmiyorum. Biz kitapta yazanı söylüyoruz, Mesnevi’de yazan. Nerede geçiyor bu hadis? Ebu Davud, 4319. Bak diyor ki, o zaman bile Osmanlı hakkında tarih yazanlar; haremlik selamlık uygulaması homoseksüelliğin gelişmesinde ana nedendir diyor. Kadınlar sakallı bıyıklı, kilolu, bakımsız ve hiçbir şekilde bağlantı kurulamıyor. Sadece emret denen tüysüz oğlan çocukları ortada. Onların ırzına geçiyorlar. Çok yaygın Osmanlı’da. Tabii namuslu dürüst insanları da var ama oğlancılık acayip yaygın.

Bir de şehitlerimizi kaldırırken yeri göğü yıkalım, tekbirlerle, temhitlerle. Çok kalabalık olsun. Şehitlere şehri gezdirelim, o mübarek bedenlerini gezdirelim. Tekbirlerle kaldırın dedik, Allah’a çok şükür bu yayıldı. Şimdi her yerde tekbirlerle kaldırılıyor. O bando, mızıka takımı bilmem ne kardeşim ne yapıyorsunuz? Cenaze marşı, ölüm marşı çalıyor. Ne kadar ürkütücü bir şey. Ne ıstırap verici bir şey. Olur mu öyle şey?

DANIELLA HANIM: Bir de siz, kendi kıyafetiyle olsun demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Aslı öyledir. Açacaksın, düz yani sedye gibi açık bir şey olacak. Çukur değil de daha açık, düz. Ahşaptan da olabilir. Al kanlar içinde olacak koç yiğit, delikanlı, kabadayılar. O şekilde gezdireceksin şehri. Yani usul odur. Kıyafetiyle, yıkanmadan, o şekilde defnedilir şehit. Yıkanmaz, özelliği odur. Kanından alır boynuna sürersin. Usulü budur.

Ben hayretler içinde kalıyorum. Gidiyor adam, CHP Genel Merkezi’ni kurşunluyor. Sigarasını tüttürerek adam çekip gidiyor. Gidemez, orada durması, kalması lazım adamın. Yani bir santim ilerleyememesi lazım. Bu nasıl iştir? Nasıl oluyor bu iş?

19. Söz, Risalet-i Ahmediye’ye dair; “Ben sözlerimle Muhammed’i övmüş, güzel göstermiş olmadım. Aksine Muhammed aleyhisselatu vesselam’dan bahsetmekle kendi sözlerimi güzelleştirmiş oldum” diyor.

Figo, faaliyetlerden anlat biraz, dinleyelim.

KARTAL GÖKTAN: Tabii Hocam. İzmir’den kardeşlerimiz 21 Mayıs’ta Menemen’de yüz adet kitabınızı ve iki yüz adet belgesel CD’sini, 23 Mayıs’ta da Torbalı’da yüz adet kitabınızı, iki yüz adet broşür ve üç yüz adet belgesel CD’sinin dağıtımını yapmışlar. Antalya Kepez’de bir kardeşimiz eşiyle birlikte yüz elli adet kitabınızı ve çok sayıda broşür dağıtmış. Zonguldak’tan kardeşlerimiz 16 ve 20 Mayıs’ta toplam bin iki yüz adet A9 broşürü dağıtmışlar. Cumartesi günü de imani konular üzerine sohbet etmişler. Bursa'dan kardeşlerimiz 10 ve 16 Mayıs’ta evde bir araya gelip sizin kitabınızdan bölümler okuyup sohbet etmişler. Ayrıca 13, 15 ve 19 Mayıs tarihlerinde Barış, Üçevler ve Çalım mahallelerinde toplam beş bin dört yüz adet broşür dağıtımı gerçekleştirmişler. Geçtiğimiz hafta Üsküdar civarında çok sayıda broşür ve kitaplarınızdan dağıtılmış. Kardeşlerimiz bir araya gelerek Kuran-ı Kerim’den ayetler ve kitabınızdan bölümler okumuşlar.

ADNAN OKTAR: Oradaki annelerin nuraniyetini görüyor musun? Çocukların güzelliği, annelerin Rahmani görünüşü. MaşaAllah. Allah nurlarını artırsın. Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Danimarka'nın Kopenhag şehrinde bu hafta içinde birçok faaliyet gerçekleştirilmiş. Farklı günlerde bin yüz otuz adet broşür dağıtılmış. Sokakta fosil ve kitap sergisi yapılmış. Ayrıca 22 Mayıs’taki maraton koşusuna da “Yaratılış Atlası ve 500 milyon fosil evrimi nasıl yalanlıyor?” basılı tişörtle çıkmış bir kardeşimiz. Ve 500 adet verim yalanı broşürü dağıtmış.

ADNAN OKTAR: Aferin aslanlara.

KARTAL GÖKTAN: İnegöl'deki kardeşlerimiz Hamidiye Mahallesi’nde bin beş yüz adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. 13 Mayıs’ta da buluşup kitabınızdan okuyarak oradaki konulardan konuşmuşlar. 19 Mayıs günü Cezayir'in ikinci büyük şehri Oran'daki Muhammet ben Ahmet Üniversitesinin Biyoloji Fakültesi amfisinde rektör yardımcısı dekan ve öğrencilerin ilgiyle izlediği Evrim Teorisinin Çöküşü adlı bir konferans vermiş kardeşlerimiz. Bir kardeşimiz Gaziantep'te kendi lisesinde ders sırasında teknoloji doğayı taklit ediyor ve evrim teorisinin geçersizliğiyle ilgili sunum yapmış. İngilizce ve Türkçe sunum gerçekleştirmiş.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Ardında da iki bin adet A9 TV broşürü dağıtılmış. Geçtiğimiz hafta içinde İstanbul'dan birçok farklı kardeşimiz çeşitli tarihlerde kitap ve broşür dağıtımı yapmışlar. Yapılan dağıtımlar şöyle. Bakırköy'de bin adet A9 TV broşürü, 14-15 Mayıs tarihlerinde Beşiktaş ve Üsküdar semtlerinde altmış iki adet kitabınız ve üç bin beş yüz adet A9 TV broşürü. 20 Mayıs’ta İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi kütüphanesine Yaratılış Atlası hediye edilmesi. 21 Mayıs’ta Kadıköy'de iki bin beş yüz adet A9 TV broşürü ve otuz adet kitabınızın dağıtılması. Acıbadem'de otuz adet kitabınızın dağıtılması. Ve iki bin adet Mehdiyet’le ilgili broşür. 22 Mayıs’ta Üsküdar da iki yüz adet kitabınız dağıtılmış. 23 Mayıs’ta bir kardeşimiz beraber çalıştığı Suriyeli arkadaşlarına Arapça kitaplarınızdan hediye etmiş. Geçtiğimiz perşembe günü Kayseri İnönü Parkı ve çevresinde çoğunluğu gençler olmak üzere halkımıza sizin yüz adet eseriniz hediye edilmiş. Konya'da yirmi beş adet dağıtım yapılmış kitap dağıtımı geçen hafta. Belçika'dan kardeşlerimiz bu hafta toplanmışlar çeşitli konularda sohbet etmişler. Antalya'nın Finike ilçesinde yüz elli adet kitap dağıtımı gerçekleştirilmiş. Son olarak bir kardeşimiz de iş arkadaşıyla beraber çalıştığı tünelde imani konular ve Hz. Mehdi (a.s)’nin gelişi üzerine sohbet etmiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne güzel.

Bu Richard Dawkins ünlü Darwinist yaptığı son açıklamada "İnsanların dinlerine saldırılması lazım" diyor. "Dine saldırmak lazım insanların. Bence dine her fırsatta saldırarak konuşmak gerekir. İslam'ı eleştirirken ırkçılıkla suçlanmak çok saçma" demiş. "Ülkeye alınacak Suriye ve Iraklı mültecileri seçerken İslam'a olan inançlarını yitirmiş olanlara öncelik tanıyalım" demiş. Bak Müslümanların gafleti adamlara nasıl cesaret veriyor görüyor musun? Olayın boyutu nerelere doğru gidiyor? Hoca da diyor ki "bir şey yok" diyor " bize saygı duyuyorlar dünyanın her yeri çok rahat" diyor "hiç bir şey yok" diyor.

"Gül dikenler arasında büyür çünkü bu dikenler vesilesiyle korunur ve gelişebilir" diyor. Zohar'da. Güçlü müminlere de en azılı münafıklar musallat oluyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’e en dehşetli münafıklar musallat olmuştur biliyorsunuz. Münafık müminin makamını yükseltir.

Hz. Musa (a.s)’nın sandığı olsun, kutsal emanetler olsun, deccaliyetin tepelenmesi için Allah belirli bir vakit tayin etti. O vakit gelmeden ne deccaliyet durur ne de o sandık ortaya çıkar. Ama onun vaktine doğru süratle yaklaşıyoruz. Beş bin yıldan beri masonluk Hz. Mehdi (a.s)’nin çıkışına hazırlanıyor. Beş bin yıldan beri. Ta Hz. İbrahim (a.s) devrinden beri. Tevrat'ta da uzun uzun geçen bir bahis biliyorsunuz. Tapınak şövalyeleri de Hz. Mehdi (a.s)’nin çıkışına hazırlanıyor. Dünya liderleri de öyle. Ama vakit gelmeden böyle bir şey olmaz. Hz. Mehdi (a.s)'ın gücü tahminlerin çok çok üstündedir. Yani Hızır (a.s) bir zemin hazırlar Hz. Mehdi (a.s) de gelir o sistemin başına geçer. Şeytan da Allah'ın dediğinin dışına çıkamaz. Cinler de Allah'ın dediğinin dışına çıkamaz. Hızır (a.s) da çıkamaz. Her şey planlandığı gibi gidiyor şu an. Şehitler aynı şekilde kaderde olduğu için bu şekilde gelişiyor. Hiçbir şey öyle tesadüfen oluşuyor değil.

Hz. Musa (a.s)'nın çevresinde kızlardan ve erkeklerden oluşan gizli bir ekibi vardı özel. Bu Tevrat'ta geçmez. Gizli ekibi genç kızlardan ve delikanlılardan oluşan. Kendine sadık. Vefat ettiğinde onu gizli bir yere gömdüler Hz. Musa (a.s)'yı o talebeleri kız ve erkek birlikte gömdüler. Hz. Musa (a.s) özellikle Tevrat'a yazılmasını istemedi bunun. Bu husus zaten geçiyor Tevrat'ta.

Sabahları dinç uyanman için şeker yemeyeceksin, şeker bitkinlik meydana getiriyor. Onlar şekerle açılacaklarını zannediyor şeker daha da bitkinlik verir. Yoğurt, süt, peynir öyle şeyler yesinler.

Bizim üç şehidimiz var benim arkadaş çevremde kardeşlerimden üç şehidimiz var. Yedi gazimiz vardı şimdi de sekizinci gazimiz oldu bir gazi daha oldu. Bak bu ortalıkta gezen bu sevimli Jandarma Özel Harekat’tandır gazi o da.

Amerikan ordusunda günde, günde bak günde en az yirmi beş, otuz kişi intihar ediyor. Asker yirmi beş otuz kişi nerede görülmüş böyle bir şey? Çatışmada savaşta olur böyle bir şey. Mesela Türkiye Güneydoğu’da bazen iki bazen üç, bazen beş şehit veriliyor. Yirmi beş, otuz asker her gün kendini öldürüyor. İntihar ediyor Amerika'da kesintisiz. Yıllardan beri devam ediyor bu. Büyük bir felaket. Onlara yapılan işte şeytani büyünün etkisi bu. Akılları gitti çocukların.

Bak Richard Dawkins’in yaptığı açıklama çok hayati "İnsanların dinlerine saldırılmalı" diyor. "Her fırsatta saldırarak konuşmak gerekir dine. İslam'ı eleştirirken ırkçılıkla suçlanmak çok saçma" diyor. "Suriye ve Iraklı mültecileri seçerken İslam'a olan inançlarını kaybetmiş, İslam’ı kabul etmeyenleri alalım" diyor. Eskiden savaşırken bunlar Afganistan'da bir Amerikan askeri vurulurdu olay olurdu iki üç. Bak günde yirmi beş otuz kişi yıllardan beri intihar ediyor. Bir gün bak bir gün sabahtan akşama kadar otuz kişi. Muntazam intihar ediyor. Savaşta olsa olmaz böyle bir şey. Cinnet geçirdi çocuklar, delirttiler çocukları. İngiliz derin devletinin yaptığı zulüm işte ahlaksızlık.

Çin ordusu da çok güçlü ama çok korkak. Hiçbir işe karışmıyor. Bunların hiçbirinden bir şey çıkmaz. İmanla, akılla önde olan hakim olur. Atıp tutuyorlar atom bombası falan hiçbiri atom bombası kullanamaz. Mümkün değil sıkar o.

2002'de PKK aşağı yukarı bitirilmişti. O devirdeki aslanlar, o kadrolar yeniden devreye girsinler. PKK'ya gereken yapılsın. Cetvel kullanma yöntemi de kalksın artık. Elle çizilsin elle dümdüz böyle çektin mi. Konuyu uzatmaya gerek yok. Kimseye de hesap verecek durumumuz yok. Kanunla hukukla fakat elle.

Merve annen yazıyor, "Canım, kıymetlim, ruhum seni Allah aşkıyla çok seviyorum. Rabbimiz’e hamdolsun seni iyi ki bana buldurdu çok sevdirdi. İki alemde beni senden ayırmasın dünyada en çok güvendiğim, en çok sevdiğimsin hayır dualarını bekliyorum. Benim dualarım seninle" diyor.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi verebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet. 

KARTAL GÖKTAN: Merkezi Londra'da bulunan ve Irak'ın günlük Arapça gazetesi olan Ez Zaman'da ilk defa yazılarınız yayımlanmaya başladı Adnan Bey. Ez Zaman eş zamanlı olarak Londra, Bağdat ve Beyrut'ta basılıyor. Irak'ın en çok okunan günlük gazetesi ve önde gelen haber kaynağı olarak kabul ediliyor. 1997 yılında basımına başlanan gazetenin aynı zamanda İngilizce yayını da bulunuyor. Bugün yayınlanan yazınızın başlığı "Zalim savaşların masum ruhları: Çocuklar."

Katar'ın en büyük Arapça gazetelerinden El Raya’da  "Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin acil reformlara ihtiyacı var" başlıklı makaleniz yayınlandı. Katar'ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times'de İslam dünyasının birlik olmasının aciliyeti üzerine bir yazı kaleme aldınız.

İngilizce ve Urduca yayın yapan Diplomacy Pakistan sitesinde "Suriye'de mülteciler için bir şehir" başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu makalenizde mülteciler için güvenli bir bölge oluşturulması gerektiğinden bahsediyorsunuz.

Amerika'da yayın yapan haber portalı News Rescue'da "Müslümanlara dayatılmaya çalışılan yeni tehlike: Homoseksüellik" başlıklı makaleniz yayımlandı. Kuran'ın açık hükümleriyle homoseksüelliğin haram olduğunu, halkın bu konuda bilinçlenmesi gerektiğini, bunun bazı kişilerin iddialarının aksine kesinlikle bir özgürlük ve modernlik değil Müslümanlara dayatılmak istenen yeni bir oyun olduğunu belirtiyorsunuz.

Dünya gündeminde yer alan haberleri Hindistan'daki okuyucularıyla buluşturan The Hans India haber sitesinde  "Yeryüzünden kalkması gereken merhametsizlik: İdam cezası" başlıklı makaleniz yayınlandı.

Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde, eş cinselliğin topluma yanlış tanıtılması konusundaki yazınız yayınlandı.

El Salvador'da 2004 yılında kurulan Şii İslam Kültür Derneği’nin yayını İslam Kültür Dergisi ve aynı zamanda Latin Amerika'nın İlk İslam dergisi Revista Cultural Biblioteca İslamica’da çeşitli makaleleriniz yayınlandı. Makalelerinizin başlıkları şu şekilde, “Savaşların sebebi din midir?”, “Avrupa mülteci sınavından geçecek mi?”, “Kaçak göçmenler Avrupa'da sadece bir istatistik mi?” ve “Yeni bir medeniyet inşası.”

Her ay beş yüz bin kişiye ulaşan, farklı kesimden okuyucu kitlesine sahip İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve İsveç’çe yayın yapan MBC Times haber sitesinde iki İspanyolca makaleniz yayınlandı. Bunlar şu şekilde başlıkları, “Rusya Müslümanlarından dostluk açılımları” ve” Türkiye'de yeni anayasa tartışmaları.”

Son olarak Azerbaycan'ın çok okunan haber siteleri Movqe.Az, Arena Tv.Az, Halk Haber Tv, Haber info.com sitelerinde, "Açlığın, savaşların, ahlaki çöküntünün ortasında büyüyen gelecek nesiller" başlıklı makaleniz yayınlandı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel Allah böyle bir imkan veriyor. Bak Şii gazetelerde yazımız çıkıyor, İran'da çıkıyor. Hindistan'da çıkıyor, Amerika'da çıkıyor, Irak'ta çıkıyor, Rusya'da çıkıyor ve büyük gazeteler bunlar ve başyazı tarzında. En çok okunanlarda evet.

Amerika Birleşik Devletleri Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Rusya'da komünistlere destek veriyor, Bolşeviklere bir milyon dolar para veriyorlar Amerika. Böyle garip bir yapılanma ama bu talimat işte İngiliz derin devletinden geliyor. Para da gariban Amerikalılardan çıkıyor.

Masaüstü Görünümü