Harun Yahya

Sohbetler (25 Mayıs 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi.

Bir sevgi etiketi yapalım. “Sevgiyi yaşayalım” diyelim.

Şimdi, arkadaşlar da düşünüyordur birçok kişi düşünür. Mesela bir topluluk, biz arkadaş topluluğu olarak çok küçük bir topluluğuz. En fazla 200, 300 kişi falan birbirini tanıyan. Bu kadar adam gayret ediyor ama İslam nasıl hakim olacak? Öyle değil. Allah’ın gizli bir kanunu var bilinmeyen. Mesela bazı cemaatler bol çalışma, bol gayretle, işte okullar açarak şey yaparak, işte konferanslar vererek İslam’ın hakim olacağını zannediyor. Kardeşim, o dünya çapında o kadar mükemmel yapılıyor ki dünyada ot bile kıpırdamıyor bu sebeple. Müslümanlar birbirine girmiş vaziyetteler. Bak, Tevrat diyor ki “11 kişi iman etsin, imanlı 11 kişi dünyaya hakim edeceğim İslam’ı” diyor. İnsanlar çoğunluğa bakmaz, çok konuşmaya da bakmaz. “Biz İslam’ı iyi anlatamıyoruz.” Nasıl anlatamıyorsun? Radyolardan, televizyonlardan geceli gündüzlü anlatılıyor. İnternet sitelerinde binlerce site İslam’ı anlatıyor. Ve mükemmel anlatıyorlar ama ihlas yok, samimiyet yok, derinlik yok, derin iman yok, derin Allah korkusu, derin Allah sevgisi yok. Allah iman eden biri olduğunda o ülkede onu hemen görür Allah. Çünkü kendi yaratıyor. Ve olaylar hep o insanın çevresinde ona göre gelişir. Allah’ın en önem verdiği derin imandır. Çok fazla çalışma değil. Hz. Yakup (a.s), yani Hz. İsrail (a.s) çadırda kendi halinde yaşayan bir insan ama derin Allah aşkı var. Saçı-başı bembeyaz olmuş, gözleri görmüyor. Oğlu vefat ediyor tevekkül ediyor. Vefat ettiğini söylüyorlar bilmiyor vefat etti zannediyor. Veyahut şüpheli. Hz. Yusuf (a.s) en sevdiği evladı, Bünyamin. Mesela evlatlarını kaybetmiş görünüyor. Ama Allah’ın orada beğendiği ne? Onun derin imanı, derinliği. Allah’a olan derin aşkı. Ondan sonra olayları ona göre geliştiriyor Allah. Bak, onun nesli, Hz. İsrail (a.s)’ın nesli en sonunda dünya hakimi olacak. Yani İmam Mehdi (a.s) ve talebeleri. Ve Hz. İsa Mesih (a.s). Onun için, böyle modern tesislerimiz olsa, böyle amfi tiyatrolar gibi yerler olsa sinema faaliyetleri yapabilsek, binlerce kişiyi toplasak, işte partilerde falan her yerde anlatsak. Hiçbir şey olmaz. Yaprak dahi kıpırdamaz söyleyeyim. Ama derin imanlı çok az bir topluluk olsun İslam dünyaya hemen hakim olur. Bütün mesele derin imandadır. İnsanların gayretine bağlamıyor Allah, insanların imanına samimiyetine bağlıyor.

Müslüman son derece halim olacak. Sabırlı, çileye sabreden, zorluklara sabreden, acıya sabreden. Hz Eyüp (a.s) nasıldı? Çıtını çıkartmadı. Ta ki Allah’ı zikredemeyecek hale gelince “Ya Rabbi Seni zikredemiyorum bana şifa ver” dedi “zikredebilmem için Seni.” Bütün peygamberlerde olur, mesela Hz. Nuh (a.s) tek başına. Hep deli dediler haşa, karısı falan alay ediyordu, çocukları falan. 950 sene yaşadı, 950 senenin mesela hadi gençliği 20 yıl sürdü diyelim 15-20 yıl, bütün ömrü çileyle geçti. “Gizli gizli, açık açık onlara anlattım” diyor. Ama Allah’ın yardımı bir geliyor bütün dünyaya İslam hakim oluyor kısa sürede. Zaten orada az insan oluyor o devirde 40 bin kişi, 50 bin kişi yani bütün dünyanın o kadar oluyor toplamı.

İslam’ın hakim olmasını isteyen çok derin imanlı olacak, başka yapacak bir şey yok. Çok ihlaslı ve çok samimi olacak, müthiş derinleşecek. Allah’ın onu izlediğini bilecek. Allah’ın olayları nasıl geliştirdiğini de seyredecek.

“Ahid Sandığı tam olarak ne zaman çıkarılacak Hocam?” Mesela bu yeri-göğü sarsacak bir şey. Ama derin iman oluşmadan Allah o sandığı çıkarmaz. Zannediyorlar ki, böyle adamlar ellerinde böyle kazma-kürekle ararlar. Bir yandan şarap içer, bir yandan sigara içer “Aa bak sandığı bulduk” derler. Sandık tesadüfen bulundu zannediyorlar. Böyle bir şey yok. Derin iman şartı vardır, derin iman. Derin Allah’a bağlılık şartı vardır. Sandığın bulunma şartı budur. Derin takva, derin samimiyet, derin Allah aşkı, o zaman o sandık hemen onun karşısına gelir. Yani bulunur, Allah buldurtur.

Ben mesela Ankara’daydım, normalde İstanbul’a gelmeyi hiç düşünmüyordum. Akademide, imtihanda okulda yirmi bin kişi falan girdi, Türkiye çapında bir imtihandı, üçüncü oldum. Kader öyle çünkü İstanbul’a geleceğiz. İstanbul’da küçük bir evimiz vardı Ortaköy’de, Allah orayı hazırladı geldik. Hiçbir güç bizi durduramadı. Darwinizm’i hayret edecek şekilde yendik.

Bak İngiliz derin devleti şu an Türkiye’ye yakalık yapmaya başladı. “Yaşasın Çanakkale Zaferi” diyor. “Kahrolsun PKK” diyor. Ne oldu? Uçaklarla gidip oraya bomba sevkiyatı yapıyordunuz, havadan paraşütle bomba indiriyordunuz adamlara, silah indiriyordunuz ne oldu birdenbire?

Samimiyet çok hayati. Yoksa biz sabahlara kadar da anlatırız, hiçbir şey olmaz. İhlasla anlatılan on dakikalık bir anlatım bütün dünyayı sarsar on dakikalık.

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Bir tanemle yayınımıza devam ediyoruz.

Evet, dinliyorum seni.

KARTAL GÖKTAN: HDP dokunulmazlıkların kaldırılmasına itiraz konusuna CHP’den destek istemişti. Sayın Kılıçdaroğlu bu talebe şöyle bir cevap verdi. “Yüz on milletvekilinin imzası lazım. HDP, CHP’den imza versinler diye bir çağrı yaptı. Biz anayasa mahkemesine gitmeyi siyaseten doğru bulmuyoruz. Dokunulmazlık kalkacaksa başbakan, bakan, milletvekilleri hepsinin dokunulmazlığı kalkmalı. Biz bireysel başvuru yapacağız. HDP’liler de bireysel başvuru yapsın” dedi.

ADNAN OKTAR: Peki nasıl bu şuan dokunulmazlığın kalkmasının şekli nasıl?

KARTAL GÖKTAN: Şuanda dosyalar yargıya gönderildi.

AYLİN KOCAMAN: Milletvekilleri için.

ADNAN OKTAR: Milletvekilleri için yani Bakanlar olmuyor mu? Benim bildiğim hepsine değil mi?

KARTAL GÖKTAN: Dosyası olanlar için geçerliydi.

ADNAN OKTAR: Dosyası olmayanlar nasıl olacak ki zaten?

EBRU ALTAN: Bakanlar da var dosyası olan.

ADNAN OKTAR: O konuyu bilen biri varsa bana yazsın. Hepsi olmalı. Benim bildiğim hepsine, o şekilde değil mi?

“Her zaman bakımlı ve dinçsiniz nasıl başarıyorsunuz? Bize bir tavsiyede bulunabilir misiniz? Büşra Kartal. Bugün de gitmediğim yer kalmadı ayrıca. Telefonum herhalde onu sayıyormuş Milli İstihbarat Teşkilatı bile böyle bir şey yapamaz maşaAllah şaşırtıcı, kaç kat çıktım ne yaptım, ne ettim, yakında yediğim yemekleri falan da söyler.

Dosyası olan herkes için kalktığına göre tamamdır işte, CHP’nin demek istediği nedir?

AYLİN KOCAMAN: Herhalde herkesi kapsayacak onu demek istiyor.

ADNAN OKTAR: Herkes kardeşim suç olmayanı da kapsarsa biraz acayip olur.  Daha Türkçesi ne demek istediklerini bana bir araştırın.   

Şarkılar böyle garibanlık, acı, ıstırap üstüne olunca insanların hoşuna gidiyor. Rahatım, huzurluyum diye bir şarkı yok. Yanıyorum, tutuşuyorum, bittim, battım, kavruldum o tarz, neşeli, güzel şarkılar Mehdiyet döneminde inşaAllah. Şimdi acıların çocuğuyum tarzı.

Fikret dinliyorum.  

KARTAL GÖKTAN: Aralarında çoğu sol görüşlü akademisyen, sanatçı, gazeteci ve yazarların bulunduğu seksen beş isim CHP’li vekillere dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin anayasa değişikliğinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru çağrısı yaptı.

ADNAN OKTAR: Niçin tedirgin oluyorlar? Suç varsa zaten… Vatandaş suç işlediğinde yargılanmıyor mu? Milletvekilleri suç işlediğinde yargılanıyor ne var bunda?

KARTAL GÖKTAN: Yalnızca CHP’lilerin, dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin başvuru yapmışlar. Partiler değil sadece CHP.

ADNAN OKTAR: CHP’lilerin dokunulmazlıkları…

KARTAL GÖKTAN: CHP’lilerin kaldırılmasına itiraz etmişler.

ADNAN OKTAR: Öbürleri olsun diyor. Ama bu çok samimiyetsiz değil mi? Biraz komik durmuyor mu? Yapmasınlar bu kadar komik oluyorlar.

Aynur Özkaya. Annen, “Beni sakın burada unutmayın” diyor. “Kızım kalsın kalabildiği kadar kalsın”diyor.

Allah her şeyi yaparken çok tutarlı, çok ciddi, çok mantıklı yapar. Hızır (a.s)’a da görev verirken çok mantıklı, çok tutarlı görev verir.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Genel Kurmay Nusaybin’de teslim olan PKK’lı yirmi beş teröristin görüntülerini paylaştı. Görüntülerde gruplar halinde teslim olan PKK’lıların çok bitkin oldukları görünüyor. Bu nedenle askerler spor salonuna alınan PKK’lılara tek tek dolaşarak su, meyve suyu ve yiyecek vermiş. Fotoğraflar var.

ADNAN OKTAR: Yazık kızlara falan o çocuklara. İyi yapmışlar kaçmakla aferin, suçu yoksa zaten bırakılır. Suçu varsa da gider yatar ama Türk devletine teslim olmak en akılcı hareket, en temiz hareket, devletimiz de gereken şefkati gösteriyor, ilgiyi alakayı gösteriyor zaten konu böylece kökten hallolmuş olur. Bir daha bu haberi oku.

KARTAL GÖKTAN: Genel Kurmay Nusaybin’de teslim olan PKK’lı yirmi beş teröristin görüntülerini paylaştı. Görüntülerde gruplar halinde teslim olan PKK’lıların bitkin oldukları görünüyor. Bu nedenle askerler spor salonuna alınan PKK’lılara tek tek dolaşarak su, meyve suyu ve yiyecek vermişler.

ADNAN OKTAR: PKK’lı demesin artık, PKK olmaktan vazgeçmiş, eski PKK’lı. Vazgeçmiş, tövbe etmiş suçu da yoksa bırakırlar zaten, varsa da yatar işte ne kadarsa, kurtulmuş, kurtulmuşlar.

Ekvator iklimi iyi, ekvator iklimi Fas, Tunus, Cezayir o yönden iyiler; sıcak hava iyi, soğuk zor oluyor. Grip, nezle falan işte dünyanın aczi o da mesela cennette o yok sürekli bahar havası var, ılıman iklim vardır cennette.

“Kuran’da oruç konusunu detaylı anlatabilir misiniz?” Sağlığı, sıhhati yerinde olan oruç tutacak bu kadar açık, yemeyecek içmeyecek sabahtan akşama kadar.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki Resulullah: “Şüphesiz İblis'in tahtı denizin üzerindedir.” Bir adadadır diyor. Denizin üzerinde bir adadadır. "Bölük bölük askerlerini oradan gönderir ve insanları çeşit çeşit fitnelere düşürür." Bin dört yüz yıl öncesinden söylüyor, İngiltere'nin derin devletini. "Askerlerinin kendisi katında en büyüğü, fitnesi en büyük olandır." İşte deccal yani. Sahih-i Müslim'de geçiyor. Bin dört yüz yıllık hadis, Sahih-i Müslim. "Adada" diyor, "Kuzeyde" diyor. “Kuzeyde” diyor. Yerini de söylüyor.

"Şüphesiz ki denizde hapsedilmiş -adada diyor- kendilerini Süleyman Aleyhisselam'a bağlamış olduğu,” bak “Süleyman Aleyhisselam'a bağlamış olduğu bir takım şeytanlar vardır." diyor. Ki Masonluk Hazreti Süleyman (a.s) devrinde var. "Onların çıkması ve insanlara karşı Kuran'ı değiştirerek açıklaması yakın." diyor. Değiştirerek; homoseksüelliği serbest bırakıyor, Rumilik şeklinde ortaya çıkıyorlar.

"Ma kuntu lehum" diyor, şeytandan Allah'a sığınırım, Hazreti İsa Mesih, "İlla ma emertini bihi eniğ büdü Allahe erabbi ve rabbe kum ve kuntu aleyhim şahiden ma dumtu fihim felemma teveffeyteni: Sen beni vefat ettirdin -yani uyur vaziyette yanına aldın- Kuntu ente e Rabbike aleyhim: Onları gözetendin Ya Rabbi" diyor, "Ve ente ala küllü şeyin şahidun: Her şeye şahit olan sensin." diyor. Bu, Hristiyanların o dönemki durumunu söylüyor İsa Mesih. "Ben onlara öyle bir şey demedim." diyor, "Ama beni katına aldın." "Mevte" demiyor,  "Mevte" demiyor hiçbir şekilde. Mevt ayrıdır. "Teveffeni: vefat ettirdin." diyor. Uykuda da aynı şekilde insan vefat eder. Her gün vefat eder. 

“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Ali İmran Suresi, 139) Mehdiyet’in özetidir bu ayet. Ali İmran Suresi, 139: “Gevşemeyin, üzülmeyin.” Mehdiyet işte bu sırrı bilen topluluktur. “...eğer (gerçekten) iman etmişseniz...” En hayati noktayı açıklıyor Allah. "İman etmişseniz" demiyor, “(gerçekten) iman etmişseniz.” En üstün olmak ne demektir? Mehdiyet’tir, dünya hakimiyeti. "Sizsiniz" diyor o zaman. "Yeter ki Bana kesin gerçek olarak, Hakk-ul yakin iman edin." diyor Allah. O zaman zaten gevşeme ve üzülme olmaz. Gevşeme ve üzülme Hakk-ul yakin imanda olmaz. “...(gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” Dünya hakimisiniz. En üstün demenin anlamı dünya hakimliği demektir. Mehdiyet’in özeti.

PKK ve YPG'yi Rakka Operasyonu adı altında Amerika, meşru hale getirmeye çalışıyor. Bu büyük bir fitne. Buna karşı bütün Türk aydınları yekvücut olması lazım. Paris'te 23 Mayıs'ta açılan PYD Temsilciliği'nin duvarındaki haritada Türkiye sınırları tamamen PKK’nın sınırları içinde görünüyor. Yani PKK kontrolünde gösteriliyor Türkiye'nin Doğu sınırları, Doğu illeri. Ve Suriye'nin kuzeyi de komple onların kontrolünde yani bütün Suriye'yi almışlar gibi. Öyle gösteriyorlar. Açılışa PYD ve Fransa'dan yetkililer katıldı. Kurdeleler falan kesiyorlar. Bu işin içinde olan Fransızların çoğu homoseksüel, PKK'lılar da homoseksüel; bunlar bir homoseksüel klanı oluşturmuşlar. O onu destekliyor, o onu destekliyor. Gösterebiliyor musun haritayı ve o olayı?

KARTAL GÖKTAN: Gösterebilirim. Suriye'nin kuzeyini tamamen PYD'ye ait gibi göstermişler. 

ADNAN OKTAR: Suriye'yi yutmuşlar, yani hepsi onların kontrolünde. 

KARTAL GÖKTAN: Kurdeleyi kesmelerini gösteren video da var. 

ADNAN OKTAR: Bakayım. Berbat bir İngilizce. Bu haritayla ilgili olarak Fransa'ya nota versin Dışişleri Bakanlığı. Protesto etsin. Bir basın toplantısı yapılsın. Bunu telafi etsinler, bu münasebetsizliği.

Fikret, dinliyorum seni.

KARTAL GÖKTAN: Mehmet Şevket Eygi Hocamız, yazısında "Son Zafer İslam'ın Olacaktır" başlığını kullanmış. Şöyle diyor, "Bu hep böyle sürecek midir? Sürmeyecektir. Resulullah (s.a.v.)'ın soyundan Mehdi (a.s) zuhur edecek, İsa Aleyhisselam nüzul edecek, akıl almaz büyük savaşlar yapılacak, büyük yıkımlar ve vefiyat olacak ve İslam galebe çalacaktır. 'Çok emin konuşuyorsun.' Evet, emin konuşuyorum. Mehdi (a.s)'nin zuhuru ve Hazreti İsa Aleyhisselam'ın nüzulü konusunda Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’den bize ulaşan sahih haberler mütevatir ve manen mütevatir hadisler vardır." 

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Gerçi Cübbeli ve birçok alim kapatmaya çalışıyorlar ama Mehmet Şevket Eygi Hoca, bir tek Allah'tan korkar. O samimi olarak anlatıyor.

Osmanlı'nın sanatı çok nefis, dinlendirici, bayağı güzel. 

BEYZA BAYRAKTAR: Siz sanatı çok güzel takdir ediyorsunuz ve çok güzel anlatıyorsunuz maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

YPG-PYD, orada sırtlan gibi, aç sırtlan gibi Amerika'nın bombaladığı yerlerde gidip gasp ve hırsızlık yapan, homoseksüellerden oluşan bir katil ordusu. Yani bir özellikleri yok. Kahramanmış gibi göstermeleri çok çirkin.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Son Kurultay’da AK Parti, MKYK'ya giremeyen Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, Vahdet Gazetesi’ndeki köşesinde "Gücün tek elde toplanması her şeyin çözümü olsa bugün Suriye'de, Irak'ta, Libya'da olanların hiçbiri yaşanmazdı." ifadelerini kullandı. Özdağ, "Gittikçe siyasetin, siyasetçinin profili düşüyor. Şahsi yeteneklerin yerini bütün yeteneklerden vazgeçmek alıyor." dedi. 

ADNAN OKTAR: Şikayet etmeyle bir yere varılmaz. Yapıcı konuşması lazım. Çözüm sunması lazım. Ağlanacak şeyi insanlar görüyor. İnsanları güldürecek, yolunu açacak, kalplerini ferahlatacak kurtuluş yollarını göstermek lazım. Kurtuluş yolu; onu Resulullah (s.a.v.) göstermiş, bize uygulamak kalıyor. Selçuk Özdağ, efendi bir insandır, aklı başında bir insan. Fakat çözümü söylese daha mutlu oluruz, daha güzel olur. Yoksa çok aklı başında bir delikanlı, sevdiğimiz bir insan.

Yeni açılan çarşılar vardı, onlar gariban kalmış. Yeni açılan, onlardan sonra açılan çarşılar daha modernler. Daha güzel ve daha geniş ne kadar çok çarşı açılmış. Bayağı da güzel, temizler. Ama milletin alım gücü pek yok. İnsanlar geziniyor ama nasıl geçiniyor o mağazalar, ben hayret ediyorum. Tabii çok yoğun alışveriş olması lazım ki onlar kira paralarını, şunu bunu falan çıkarabilsinler. Çok adam çalıştırıyorlar yanlarında. Nadir mağazalar çok hareketli. Ama çok kaliteli, güzel şeyler gelmiş. MaşaAllah bayağı güzel.

"Dünya'da kıskandığım bir adam varsa ah o da bu Adnan Hoca." diyor. Helal olsun sana. "Gıpta" de, "gıpta" öyle diyelim.

"Hocam, İsa Mesih, Tapınak Şövalyeleri'nin içinde mi yaşıyordur?" Zannetmiyorum. Ben baktım, Tapınak Şövalyeleri'ne. Onlar reenkarnasyona falan inanıyorlar. O kafada, olmaz. Zaten çok gergindirler. Söylemezler yani imkansız söylemeleri. Çünkü Amerikan polisi falan çok acımasız, çok şiddet yanlısılar. Mecburen gizlerler. Kimliği yok; bitti. Aldığı yerde hapse götürmeye kalkarlar yani işkence etmeye kalkarlar. Onun için hiçbir şekilde söyleyemezler.

"İnsanlara Mehdi (a.s)'yi beklediğimi söyleyince, 'Beklemene gerek yok. Sen kendine bak. O zaten gelecekse gelir.' diyorlar." diyor Tuğba Uysal. "Gelecekse gelir." Doğru. "Sen kendine bak" Kendini yetiştir; o da doğru. "Beklemene gerek yok." demeleri yanlış. Beklemene gerek yok olur mu? Bekleyeceksin. Beklenmesi, bir sevgi ifadesidir. Zaten o tip adamların konuşmaları falan bir şeyi değiştirmez. Onları Allah garnitür olarak yaratıyor. O kadar üstünde durmana gerek yok. Hiçbir güçleri olmaz. Cehennemi de dolduruyor Allah. Koskoca cehennem, çaka çaka doluyor; Allah katında hiçbir önemi yok. Allah müminlere önem veriyor.

"Mehdiyet dünyaya kaç yıl hakim olacak?" Şimdi dünya biraz daha yaşlanacak. Siz acele ediyorsunuz. Bu şerirler, birer birer gidecekler. Dünya gittikçe temizlenecek. Şerirler, dikkat ederseniz sürekli gidiyorlar. Biz bize kalacağız. Mehdi (a.s), İsa Mesih (a.s), Hızır (a.s), Müslümanlar, iyi insanlar, sevenler, samimi Hristiyanlar, samimi Museviler, samimi ateistler de. Samimi çünkü. Bilmiyor, öğrenmek istiyor. Dünyada iyiler kalacak. Biz bize kalacağız. O zaman hemen adını koyacağız, hemen adını koyacağız. Yehova şahitlerine de iyi davranmak lazım. Onlarla görüşmek lazım. Gerçi Hristiyanlar sevmiyor onları ama bayağı candan insanlar. Mormonlarla görüşmek lazım. Üniteryen Kilisesi mensuplarıyla görüşmek lazım. Bunlarla ayrı ayrı görüşelim. Siz bağlantı kurun. 

Kardeşim hiç öyle karışık bir şey yok. İngiliz derin devleti falan Allah katında kül kadar kıymeti yok. Amerika, Rusya falan orduları falan Allah katında sıfırdır hiç güçleri yok. En büyük güç çok samimi imandır. Çok samimi imanın olduğu yer asla yenilmez, hepsine hakim olur ezer geçer. Biraz beklerseniz ne demek istediğimi göreceksiniz. Bu kadar korkmalarının nedeni de o. Mesela Yakup (a.s) çok içine kapalı sakin bir insan, çölde çadır var orada oturuyor dua ediyor ama müthiş imanlı, müthiş imanlı vahiy alacak kadar müthiş bir imana sahip, Allah, peygamber kılmış Allah onun yüzü suyu hürmetine İslam’ı hakim ediyor. Bütün dedikleri oluyor, bütün istedikleri oluyor. Yusuf (a.s) normalde mahvolmuş görünüyor değil mi? Yok. Allah Mısır’a sultan yapıyor. İman, derin iman bütün mesele budur, yoksa bilmişlik yapmak mesela çok kültürlü olmak, sekiz dil bilmek efendim bütün entel dantel kültürünü su gibi ezberden okumak, anlatmak sıfırdır hatta itici gelir insanlara o kızdırır. Bir adam derse ben sekiz dil biliyorum, çok kültürlüyüm, her şeyi bilirim, konuşurum adam sıkılır, bunalırlar. Öyle tiplerin bir kısmı çok ukala oluyor millet de onları dinlemek istemiyor, çok sıkıcı insanlardır, bunalır insanlar öyle tiplerden. Hikmet insanlarını insanlar sever, derinlik insanlarını sever, derin imanlı samimi insanları severler yoksa ukalalık yapacak, züppelik yapacak, millete tepeden bakacak, bilimsel kelimeler kullanacak işte ben sekiz, dokuz dil bilirim, istersen yirmi beş dil bil hiçbir kıymeti yok Allah katında. Derin imana bakar Allah, Allah Kendisi’ni çok seviyor mu? Sevmiyor mu? Derin imanla iman ediyor mu? Etmiyor mu? Sadece ona bakar o varsa tamam başka bir şeye gerek yok. Bilgelik çok önemlidir arif olmak, bilge olmak insanlar büyülenmiş gibi dinler öyle insanı öbür türlü sıkıntı verir mesela alimler, hocalar çıkıyor televizyona sabahtan akşama kadar konuşuyorlar, Cübbeli mesela çıkıyor altı saat “ben konuşurum ya sabaha kadar da konuşurum” diyor. Gına geliyor insanlara adeta, boş dini konuları, Kurani konuları tenzih ederim hep boş. Hz. Musa (a.s)’ın mesela bir eğitimi yok, üniversite eğitimi almış birisi değil sadece Tevrat’ı biliyor. Firavun’un sarayında yetişmiş ama boş bilgiler onlar, Firavun’un sarayında olan bilgiler boş bilgiler. Onun öğrendiği bilgi Tevrat’taki öğrendiği asıl hikmet bilgisi o zaman öğrendi, ondan önceki bilginin hiçbir kıymeti yok ondan istifade edemez, hikmet bilgisi önemlidir, derinlik bilgisi, iman bilgisi önemlidir onunla başarılı oldu yoksa Firavun’un yanında aldığı bilgiyle hiçbir şey yapamazdı, hiçbir şey olmaz, öyle olsa Firavun yapar, Firavun’un adamları yapardı. Onlar daha alim, daha bilgililer Firavun’un hocaları daha bilgili ama mahvoldular. Musa (a.s)’ı yücelten Tevrat bilgisiydi, hikmetti, derinlikti, Allah’tan korkusu ve Allah’a sevgisiydi yoksa o devirde vardı züppe adamlar mesela yedi, sekiz dil biliyor. Mısır Firavun’un emrinde adamlar, ukala bilmediği yok kendine göre ama boş bilgi, hikmet bilgisi önemlidir. Boş bilginin hiçbir kıymeti yoktur Allah katında, ona alim denmez, iman bilgisine alimlik denir, boş bilgiye alimlik denmez. İmanla bağlantılı bilgiye alimlik denir inşaAllah. Mesela şeytan da alim ama boş alim, öyle ilim olmaz, Kuran’a bağlı ilim olması lazım.

Gevrek sesli böyle çingene kardeşlerimiz acayip güzel söylüyorlar. Çingeneler çok değerli insanlardır, kalpleri sevgiyle dolu, böyle aşkla dolu, çok mütevazı sanat insanları, güzellik insanlarıdır. Kardeşim çingene şimdi sen Roman dersin, Roman’ı da aşağılayıcı bir şeye getirttirirler o zaman. Çingene olmak şereftir. Ben çingeneyim de korkma, onurla söyle. Çıkan müziği o çingene kelimesinden gelir, iftihar edeceğin bir şey, sen sanatçı bir kavimsin, güzel insansın, mütevazi insansın, dünyayı güzelleştiren insansın. Niye çekiniyorsun? Seni beğenmeyen zaten senin ayağının altında olan adamdır. Sen ona niye önem veriyorsun?

Cenab-ı Allah boş bilgi için kitap yükü taşıyan eşeğe benzetiyor Allah. Mesela Musa (a.s) devrindeki ilim Tevrat’tan aldığı ilim, ilimdir. Firavun’dan öğrendiği ilim, ilim değildir o alimlik değil o, boş ilim o, Tevrat’ı aldıktan sonra, Tevrat vahyinden sonraki ilim, ilimdir, o alimlik, alimliktir yoksa geçersiz o. Öyle olsa Firavun en büyük alim olur. Firavun’un adamları en büyük alim olur öyle bir şey yok.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Allah Hz. Davud (a.s) için şeytandan Allah’a sığınırım. “Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığı vermiştik.” (Sad Suresi 20) diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, tabii kutsal kitaba dayalı olması lazım, imana dayalı olması lazım yoksa o züppeliktir, şeytan da büyük bir alimdir ama dünyanın en büyük züppesi odur, ondan bir şey çıkmaz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerikalı General Joseph Votel’ın Rojava’da birçok yeri ziyaret ettiği bu ziyaretler arasında iki üst düzey PKK yöneticisiyle de görüştüğü ileri sürüldü. Söz konusu görüşme iddiası Amerikalı üst düzey bir generalin PKK yöneticileri ile aracısız olarak gerçekleştirdiği tespit edilen ilk görüşme. 

ADNAN OKTAR: Çok büyük hata yapıyorlar. Vietnam Kamboçya modelini unutuyorlar, başlarına çok büyük bela olur, dünyanın her yerinde bela olur. PKK’yı besliyor, besle kargayı oysun gözünü derler ya sonra vay yandıma deşecekler. Daha önce de öyle teröristleri desteklemişlerdi hep başlarına bela oldular. Her yerde öyle teröristleri önce destekliyorlar sonra başlarına bela oluyor sonra da onlarla yıllarca savaşmak durumunda kalıyorlar.

Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir video göstermek istiyorum tohumla ilgili.

ADNAN OKTAR: Hayret verecek bir bitki, şahane bu.

Mesela münafıklar da çok alim oluyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Ümmetimdeki münafıkların çoğunu okuyanlar teşkil eder.” Alim ama cahiliye alimi, iman alimi değil, Kuran alimi değil, küfür alimi yani, küfür alimi olmaz, onun bir etkisi olmaz. Mesela Resulullah (s.a.v.)’a Cenab-ı Allah diyor ki ayette; “Seni dalalet içinde bulup hidayet vermedim mi?” Dalalet halindeki izahlar geçerli olmaz. O ilim değildir ne anlatırsa anlatsın ilimle olmaz o, hidayet verdikten sonrası ilimdir, geçerli olan ilim odur. Açıkça Allah diyor “dalalet içinde buldum seni” diyor. Dalle diyor.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in döneminde bir züppece böyle bilmiş misaller getiriyorlar Peygamber (s.a.v.)’e, Peygamber (s.a.v.) bunları ayetle mat diyor, Kuran’a dayalı mantıkla mat ediyor, o devrin münafık züppeleri bayağı bilmiştiler çok fazla yabancı biliyorlar, Tevrat’a da hakimler her şeyi biliyorlar bütün yabancı dilleri biliyorlar. Romalıların kullandığı dili de biliyor, İran dilini de biliyor her şeyi biliyor akıl almaz züppe üst derecedenler böyle üst perdedenler o Müddesir Suresi’nde belirtilen o küfür alimi o devrin en büyük alimi müthiş bir alim ama züppe, fitneci, ahlaksız ve alçak bütün mantığını Peygamber (s.a.v.)’i mahcup etmek, onu açmaza sokmak, onu geçersiz kılmak için kullanmaya çalışıyor, Kuran’ın geçersiz olduğunu anlatmaya çalışıyor kendince. Allah diyor: Onu ve meclisini hepsini, arkadaşlarını, grubunu bütün ekabir takımını o derin devlet mensuplarını da diyor hepsini cehenneme atacağım ve başlarına diyor on dokuz melek göndereceğim acı çeksinler diye diyor. “Sana nasıl misal vererek saptıklarına bir bak” diyor. O misal verenler boş adam değil, cahiliye alimi, küfür alimi müthiş bilgililer. Peygamber (s.a.v.)’i bilgiyle mat etmeye çalışıyorlar ona züppelik yapıyorlar. Biz de diyor Cenab-ı Allah öyle güzel açıklamalar yaptık ki diyor onların açıklamalarına karşı onları mat ettik diyor Cenab-ı Allah ayette mealen.

Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, biz ona karşı sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım.” (Furkan Suresi 33) Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Bu örnek getirenler bunlar alim ama şeytan tarzı alim, cahiliye alimi, küfür alimi, küfür alimiyle olmaz, iman alimi olacaksın, Kuran alimi olacaksın. Tevrat devrinde Tevrat alimi olacaksın.

Firavun’un ekibi ilk Musa (a.s)’la karşılaştıklarında onu kendileri yetiştirdikleri için ona diyorlar ki; bilgin bir büyücü diyorlar. Ama Tevrat alimi demiyor. O geçerli olmaz. Orada alınan bilgi değil. Tevrat’tan sonraki bilgisi geçerlidir. Daha önceki bilgisi geçerli olmaz. Tevrat’a dayalı olan bilgisi geçerlidir. Odur ilim olan. Kuran’da makbul olan ilim odur. Mesela manna yapımı, ahit sandığındaki elektrik ilmi hepsi Tevrat kaynaklıdır. Onu Firavun’dan öğrenmedi. Onu bazı cahili kafalar diyorlar ki, Firavun’dan öğrendi. Firavun’dan öğrense böyle perişan olmazdı. Bütün ilmi öğrenen Hz. Musa (a.s)’dır. Vahiyle öğrenmiştir ve Tevrat kaynaklıdır.

“Hocam, Ahmet Adnan Ağabeyini çok seviyor, onu görmeyi çok istiyormuş.” İsmini ben vermiştim bu sevimlinin. Göster bakayım. Çok da yakışıklı olmuş. Ağabeyinin canı. Nasıl? Nur, nur maşaAllah.

Hz. Musa (a.s) beraberindekilerle beraber Mısır’dan çıktıktan sonra Mısır’ın bütün zenginliği bitti. Helak oldular, mahvoldular. Madem öyle alimmiş, kurtarsaydı bir Mısır’ı da görseydik. Perişan oldular. Hz. Musa (a.s)’daki ilim vahiyle gelen ilimdir. Manna ilmi de vahiyle gelmiştir. Ahit sandığıyla ilgili ilim de vahiydir. Birçok kişi bunu yanlış değerlendiriyor. Firavun’dan öğrendi diyor; Firavun düz yolda yürümekten aciz. Nerede onu bilecek yani? Firavun azılı züppeydi ve çokbilmişti. Adamları da azılı züppe, bilmişler. Laf cambazı böyle. Biliyorsunuz, gördünüz Kuran’da, demagoji, züppelik. Hz. Musa (a.s)’a musallat oldu. Azılı züppe, onu mahcup etmek için, onu kendince haşa açmaza sokmak için yapmadığını bırakmadı. Ama her seferinde rezil kepaze oldu. O aptal kafasıyla kendini çok akıllı zannediyordu.

Mesela Bakara Suresi, 247’de, Allah Talut’u melik olarak seçiyor. O devrin mehdisi. “Onlar: "Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler.” Adamlar; daha alim, daha bilgili bizim adamımız diyorlar. Daha zengin, daha çevresi var, daha tanınan, birçok yabancı dil biliyor diyor. Kendine göre artık sayıyor. Allah diyor ki; "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı.” Bilgiyi kim veriyor? Allah veriyor. Kuran’a, imana dayalı bilgi. Yani o devrin hak kitabına dayalı olan bilgi geçerli olur. Onun dışında bilgi geçerli olmaz. “Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir."

Kamer Suresi’nde de, şeytandan Allah’a sığınırım. “(Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmettir.” Diyor Allah. “Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor.” Diyor. (Kamer Suresi, 5)

“O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.” (Necm Suresi, 4) Diyor, Peygamber (s.a.v.)’in. İlmi vahye dayalıdır Peygamber (s.a.v.)’in.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN:  Rıdvan Dilmen’e lenf kanseri teşhisi kondu. “Dualarınızla iyi olacağımı biliyorum. Her şey Allah’tan. Sizlerin desteğiyle biz de çalışacağız, güçlü olacağız. Herkese sevgiler, sağlıklı günler” diye mesaj paylaşmış.

ADNAN OKTAR: Rıdvan Dilmen, Allah şifa versin, sağlık sıhhat versin. Zaten şuan o konuda tıp bayağı ileri. Kan kanseri konusunda, diğer kanser çeşitleri konusunda bayağı ileri bir tıp tekniği uygulanıyor. İnşaAllah şifayab olur.

Mesela Firavun Hz. Musa (a.s)’la konuşurken züppeliğin doruğunda. “Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir?” Halbuki biliyor. Sırf züppelik olsun, pislik olsun. “Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir).” Bak, “Çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz?” (Şuara Suresi, 23-25) Bak züppeliğin, alçaklığın, ahlaksızlığın bir uygulaması. Sırf pislik, ahlaksızlık olsun. Laf cambazlığı yapıyor. Tam bir alçak. Tam bir münafık karakterli züppe. "İşitiyor musunuz?” Neyi işitiyor? Zaten duyuluyor yani. Süper ahmaktır münafık. Çünkü neden münafık? Bu İslam’ı duydu, İslam ona anlatıldı. Ona rağmen bu küfrünü muhafaza etti. Münafık ahlaksızlığı. Çünkü sürekli, ben iman ettim diyor, önce Firavun. Allah’a şükür, elhamdülillah mümin oldum diyor. Bela kesiliyor. Sonra yine münafıklığa dönüyor. Yine iman ettim diyor, yeniden bu sefer münafıklığa dönüyor. Yine bela geliyor, defalarca. En sonunda Allah helak etti. Çünkü Allah çok uyardı.

Şeytandan Allah’a sığınırım. “(Musa) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir.” (Şuara Suresi, 26) Çünkü, “geçmiştekiler ne olacak?” diyor.

“(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir.” (Şuara Suresi, 27) İşte münafıkların yaptığı budur. Hep böyle imamları, peygamberleri kendince küçük düşürmeye çalışır. Ve ahmak aklı olduğu için asıl kendi aşağılanarak kendi küçük düşer. Hep münafıkların yaptığı budur yani. Peygamberlere musallat olurlar, velilere musallat olurlar, baş belası olurlar. Onları kendilerince o züppe akıllarıyla, akıl değil de züppe zekalarıyla alt etmeye çalışırlar. Akılsız göstermeye çalışır. Mesela bak delidir diyor. Neye göre delidir diyorsun. Aşağılandığın için, rezil olduğun için, aptallığın ortaya çıktığı için. Niye deli olsun? En akıllısı o. Asıl deli olan sensin. Asıl manyak olan sensin. Bak, “gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir” diyor. Tam bir züppe üslubu, tam bir çakal üslubu. Bak, defalarca iman ettim diyor. İman ettiysen Müslüman gibi yaşasana? İlla züppelik yapacak. Bütün firavunlara dikkat edin, hep imamları, peygamberleri mahcup etmeye çalışmışlardır. Demagojiyle, züppelikle, o aptal zekalarıyla, aptalca bilgileriyle alt edeceklerini zannetmişlerdir. Her seferinde rezil rüsva olup, aşağılanıp, cehennemin dibini boylamışlardır.

Resulullah (s.a.v.) diyor ki, Ramuz-ul E-Hadis numara 1104’te; “Ümmetimdeki münafıkların çoğunu okuyanlar teşkil eder.” Cahiliye alimi, küfür alimi. Kuran alimi değil. Cahiliye alimliği, bunun geçerliliği yoktur.

Küfür ve münafıklar ne diyorlar? “Bu bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi” diyorlar. Kendini alim zannediyor. O bilgisinden dolayı başarı kazandığını zannediyor münafık ve kafirler. Kuran Zümer Suresi, 49’da bu konuya işaret ediyor. “Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir. Ancak çoğu bilmiyorlar.”

Mümin ne diyor? Kuran’da mümin üslubu, Bakara Suresi, 32’de; “Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok.” Bütün ilmin Allah’tan olduğunu. Ama münafık ve kafir okuduğu kitaplardan öğrendiğini zanneder. Cahiliye kafasıyla bakan Allah’ın öğrettiğine inanmaz. Bilgiyi Allah’ın verdiğine inanmaz. Ve cahiliye ilmine esas ilim gözüyle bakar. Halbuki Müslümanları ilgilendiren asıl ilim Kuran’daki ilimdir. Bizim inancımıza göre Kuran’la mutabakat halinde olan ilimdir. Kuran’ın desteklediği ilimdir. Kuran’a zıt olan ilim Müslüman için geçerli değildir. 

Mesela Kasas, 78’de; “Dedi ki: "Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir." Yani kazandığı şeyleri bilgi dolayısıyla kazandığını zannediyor, cahiliye kafasıyla. “Bilmez mi, ki gerçekten Allah, kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü..” Derin devletler, şunlar, bunlar. “..ve insan-sayısı bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır.” Onun için İngiliz derin devleti de yıkılacaktır. Kuran’ın, ayetin işaretiyle.

Ramuz-ul E-Hadis, numara 1535’te; “Ümmetim hakkında en çok korktuğum” diyor Resulullah (s.a.v.), “güzel konuşmasını bilen…” Güzel derken böyle lafazan, kafalayıcı, sahtekar, yalancı üslupla böyle akıcı konuşan, seri konuşan, seri züppelikler yapan yanı şıp cevap. “..ve kalbi cahil olan her münafıktır.” Kalbi cahil ama zahiri, cahili ilme sahip. Kalbi ilme sahip değil, iman ilmine sahip değil.

İstediği kadar bilgi yüklü olsun bir insan, Allah nutuk vermezse kimse konuşamıyor. Allah diyor ki bir ayette, Fussilet Suresi, 21’de; “..Herşeye nutku verip-konuşturan Allah, bizi konuşturdu.” Mesela münafık züppece konuşuyorsa onu da yaratan yine Allah. Mesela o hazırcevaptır motor gibi konuşur münafıklar. Resulullah (s.a.v.) zamanında, bana getirin Kuran’ı da ben gerçek mi değil mi size karar vereceğim dedi. Müddessir Suresi’ni açtı. “Kaşlarını çattı, ekşitti” diyor. Münafıklarda böyle pislik vardır. Yüzüyle oynar. Böyle lağım torbası gibidir yüzü. Bir açılır, bir kapanır. Oynar böyle pislik akar yüzünden. O yüzündeki pisliğin bütün ifadesini Kuran açıklıyor. Yüzünü ekşitti diyor. Kaşlarını çattı diyor. Yani işine gelmediğinde münafık öyle pis bir yüz ifadesiyle, iğrenç bir ifadeyle, bir lağım gibi suratına pislik oturtturarak protestosunu gösterir. Kuran buna işaret ediyor. Onlarda yüzüne böyle lağım oturtma özelliği vardır münafıkların. Bak, yüzünü ekşitti diyor, kaşlarını çattı. Şekilden şekle giriyor, pislik yapacak ya. Sonra “Bu insanların yazdığı bir kitaptır dedi” diyor. “Bu vahiy değil” diyor. Allah onu cehennemine koyacağını ve ona destek olan ekibini de cehenneme koyağını söylüyor. Halbuki 19 Kuran’ın çok büyük bir mucizesi. Bak alçağa bak, orada ağrına gidiyor. Onu fark ediyor, görüyor, çok ağrına gidiyor. Halbuki görüyor onu, matematiksel bir mucize olduğunu görüyor. Sırf ahlaksızlık, itlik olsun, pislik olsun diye Peygamber (s.a.v.)’i kendince mat edecek ya kendi kafasına göre aptal kafasıyla, o münafık kafasıyla öyle bir oyun oynamaya kalkıyor. Halbuki orada çok büyük bir mucizenin yattığını göstermiş oluyor, o kafasıyla. Haberi bile yok. Çünkü oraya dikkat çekilince, o ayete bakılınca büyük bir mucizenin oraya saklandığını gördük Allah tarafından.

SEMİH MERİÇ: “Allah insana beyanı öğretti” diyor başka bir ayetinde Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mutaffifin Suresi, 29’da; “Doğrusu, 'suç ve günah işleyenler,'” diyor, Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Yani münafıklar, kafirler. “..kimi iman edenlere gülüp-geçerlerdi.” Alay ediyor kendince, o aptal kafasıyla. “Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kaş-göz ederlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 30) Onların yüzü sürekli oynar. Ona dikkat çekiyor. “Kendi yakınlarına döndükleri zaman neşeyle dönerlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 31) Yani kendileri gibi münafık olanlarla beraber olduklarında. “Onları gördükleri zaman ise: "Bunlar elbette şaşkın-sapıklardır" derlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 32) Müslümanları da küçük düşürmeye çalışıyorlar kendilerince. Ama Allah onları sonunda rezil rüsva ediyor tabii.

“Ben ümmetim hakkında bir mümin ya da müşrikten korkmuyorum” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). “Çünkü mümini kötülükten imanı engeller. Müşrik de küfrünü def edebilir” diyor. “Fakat asıl dilbaz münafıktan endişe etmekteyim.” Dilbaz olur münafıklar. Çok seri konuşur. Çok yalan söyler, çok oyuncudur, çok alçaktır. Müslümanları hep böyle açmaza sokmak, kitleme, yanlış yolda göstermek için hayvani bir refleksle ataklar yaparlar. “Çünkü o sizin hoşunuza gidecek şeyleri söyler.” Yalan söylediği için sürekli atar. Gerçek zannedersin. Fark edemezsin. Gerçekle yalanı sürekli karıştırır münafık. “Ama hoşunuza gitmeyecek işleri yapar.” Sonuçta eylemi pisliktir diyor. el-Mu'cemu'l-Evsat, el-Mu'ccemu's-Sağîr isimli kitaplarında, sayfa 512.

Şeytandan Allah’a sığınırım. Bakara, 13’te; “Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde:” Bütün Müslümanlar gibi sen de Müslüman ol diyor mesela. Yumuşak başlı, halim, saygılı, aklı başında. “Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler.” Kendini yüksek gördüğü için müminleri akılsız ve düşük imanlı zannediyor. Onların öyle asi olmaması, küstah olmaması, saldırgan olmaması, oyuncu veya yalancı olmaması onun acayibine gider münafığın. Kendi küstah, ahlaksız, haysiyetsiz olduğu için kendine benzememeleri onu kızdırır. Ve Müslümanlardan o yüzden nefret eder. Hep onları akılsız görür böyle geri zekalı gibi. Geri zekalı olmak suç değildir. Akılsız anlamında yani. Çünkü Allah öyle yaratır, öyledir. Hep akılsız görür, kendini müthiş akıllı görür. Şeytandan aldığı ilhamdan kaynaklanır bu.  

“Mümin yiğittir, zekidir, dikkatlidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “İtidallidir, acele etmeyendir.” Halim, selim, laf söz dinleyen, böyle yumuşak başlı. “Alimdir, takva sahibidir. Münafık ise insanları arkalarından çekiştiren, yüzlerine karşı dil uzatan” Yani patavatsızdır, münasebetsizdir münafık. Ağzına gelen söyler, küstahtır. Bak, “müminlerin yüzlerine karşı dil uzatan bir cehennem odunudur” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). “Harama riayet etmez. Tıpkı gece odun toplayan kimse gibi” Hep oduna benzetiyor Resulullah (s.a.v.).

Münafıklar, “İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler.” Biz Müslümanız elhamdülillah, samimi olarak iman ettik. “Şeytanlarıyla…” Yani münafıkların yöneticileri, destekçileri, o ekibin, o güruhun adamlarıyla. “..baş başa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz."” (Bakara Suresi, 14) Yani yanlış anlamayın mesela yazıyoruz, konuşuyoruz, anlatıyoruz. Mesela elhamdülillah Müslümanız diyoruz ama buna inanmayın diyor. Aslında ben sizle beraberim diyor. Yani o küfür güruhatıyla beraber olduğunu söylüyor. Ama mecbur olduğum için işte Müslümanım derim, İslam’a girdim diyebilirim. İslam’la ilgili yazı yazabilirim. Siz ona aldanmayın diyor. Benim kafam sizin kafanız diyor. Münafığın üslubu. Kuran bunu ihbar ediyor bize hatırlatıyor.

Mesela Ali İmran Suresi 188'de “Getirdikleriyle sevinen ve yapmadıkları şeyler nedeniyle övülmekten hoşlananlar.” Hâlbuki hiçbir şey yaptığı yok ama övünmek istiyor onunla. Yani böyle bir yalan söyleme ruhuyla övünüyor. Çok başarılı, çok yetenekli gibi gösteriyor kendini. "Onları kazançlı sayma" diyor Allah. “onları azaptan kurtulmuş olarak da sayma.” Cenab-ı Allah böyle söylüyor “onları azaptan kurtulmuş olarak da sayma. Onlar için acı bir azap vardır" diyor. “Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır." Güzel gösterişli görünürler. "Konuştukları zaman da onları dinlersin” çünkü yalan, dolan, atış, züppelik olduğu için, seri konuştukları için dinlersin. "Oysaki sanki onlar sütun gibi dayandırılmış ahşap kütük gibidirler." Bomboş, et yığını şeytanın hulul ettiği mahlûklardır. “Bu dayanıksızlıklarından dolayı da” bu anormal bünyelerinden dolayı da “her çağrıyı” her konuşmayı, her ifadeyi, Kuran'la ilgili her açıklamayı yahut Müslümanların konuştuğu her dersi, sohbeti “kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandırlar bu yüzden onlardan kaçınıp sakının” Yani çok dikkatli olun, dikkatli takip edin “Allah onları kahretsin” diyor Cenab-ı Allah. Bu ne demek demektir? Allah kahredecek demektir. "Nasıl da çevriliyorlar?” (Münafikun Suresi, 4) diyor. Sürekli döner, yanar döner. Bir öyle olur, bir böyle, bir öyle bir böyle. Münafığın özelliğidir.

Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) Kuran âlimiydi, cahiliye âlimi değildi. O anlamda neydi Peygamberimiz (s.a.v.)? Ümmiydi. Ümmiydi, okuma yazması yoktu. Bak, Araf Suresi 157 “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getiriciümmi; okuma yazması yok. “(Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor” Neyle? Kuran'la emrediyor. “münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor.Yani boş, cahiliye kuruntularını, cahiliye inançlarını, fitneleri onların üzerinden kaldırıyor. “Ona inananlar, destek olup savunanlar” bak inanacak, destek olup savunacak. Münafık ne yapar? Çelme takmaya çalışır. Savunmaz, aleyhine uğraşır. “Yardım edenler” Münafık ne yapar? Tam tersine küfre yardım eder ve münafıklara yardım eder. "onunla birlikte indirilen nuru izleyenler” Neyi? Kuran. Peygamber (s.a.v.) de Kuran'ı izliyor, o da Kuran'ı izliyor. “işte kurtuluşa erenler bunlardır.” Hangi ilimmiş? Kuran ilmiymiş. Kuran'a dayalı bilgi. Bir ilim Kuran'a dayanmıyorsa ilim değildir o, hiçbir şey değildir. Kuran tasdik etmiyorsa onu, o ilim değildir.

“Onlar kendilerinin sapmaları gibi sizin de sapmanızı istediler” (Nisa Suresi, 89) diyor Allah. Yani boş kafa, boş işlerle uğraşacaksın. Boş bilgiler, boş düşünceler, boş hedefler, münafığın hep böyledir. Boştur hep hedefi. Boş düşüncelerle, boş bilgilerle uğraşır, boş şeyleri okur, boş şeyleri takip eder, sonunda cehennemin dibine düşer. Mümin hep hikmeti, özü, gerçek bilgiyi arar. Kuran'la mutabık olan bilgiyi arar.

Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakablarla' çağırmayın.” (Hucurat Suresi, 11) İstemiyorsa o lakabı, ama mesela “deli Necmi” diyor. O hoşuna gidiyor. O kötü lakap olmaz. “Topal Osman” diyor. O hoşuna gidiyorsa, beğeniyorsa o olmaz. İstemiyorsa olmaz. “Ben rahatsız oluyorum” diyorsa, ona o şekilde lakap takamazsın. Kadınlar kadınlarla nasıl alay eder? Daha güzelse, daha sağlıklı, daha gösterişliyse, daha zenginse, daha mutluysa, daha çok sevgiyi yaşıyorsa bazen haset edenler oluyor görüyoruz. Haset neye yarar? Haset edeni çürütür. Başka bir şeye yaramaz.

O devirde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e karşı Nisa Suresi 113'de, münafıklardan bir grup bak, “onlardan bir grup seni saptırmak için tasarı kurmuştu.” Peygamber (s.a.v.)’e yanlış bilgi vererek onu başka yere saptırmaya çalışıyorlar. Yani kendi çizgisine çekmeye çalışıyorlar münafıklar. Cenab-ı Allah diyor ki Fussilet Suresi 25'te; “Biz onlara birtakım yakın-kimseleri 'kabuk gibi üzerlerine kaplattık," Mesela İngiliz derin devletinin yancısı oluyor. Kabuk gibi bağlanıyor. Adeta onunla böyle karı koca gibi oluyor. Veyahut kardeş gibi öz kardeş gibi yahut anne baba gibi oluyor. O kadar yoğun ve ciddi bir bağ oluşturuyorlar. Bak “Biz onlara birtakım yakın-kimseleri kabuk gibi üzerlerine kaplattık,' onlar da, önlerinde ve arkalarında olanları kendilerine süslü gösterdiler.“Sen büyük bir adamsın, sen çok kültürlüsün, çok zekisin, çok yamansın.” İşte “şu kadar yabancı dil biliyorsun, şu kadar üniversite bitirdin, sen dahisin. Sen dünya yöneticisi olacak insansın” Birbirini böyle münafıklar doldurur. Bak, diyor ki ayette önlerinde ve arkalarında olanları kendilerine süslü gösterdiler.Birbirlerine övme politikasıyla süslü gösteriyorlar. “Cinlerden ve insanlardan kendilerinden önce gelip-geçmiş ümmetlerde (yürürlükte tutulan azap) sözü onların üzerine hak oldu.Allah'ın onların üzerine bela vermesi hak oldu. "Çünkü onlar, hüsrana uğrayan kimselerdi.Diyor Allah. Allah hep onlara hüsran veriyor hep mağlubiyet.

Mesela Enes bin Malik (r.a) “Bizden Neccaroğulları’ndan bir kimse vardı” diyor. “Bu zat Bakara ve Al-i İmran Surelerini okumuştu” ezberden biliyor. “Allah Resulü (s.a.v.)’e de katiplik yapıyordu” çok kültürlü. Ağzı laf yapan birisi. “Derken bu adam kaçıp gitti.” Münafık krizi tutuyor kaçıp gidiyor. “Onlar, (küfür) kendisini yüksek makamlara çıkardılar.” “Ya” diyorlar “Hz. Muhammet'in yanında çalışmış, birde casusluk yapmış bir adam, pislik yapmış bir adam, biz de buna vefa gösterelim buna iyi makamlar verelim. Değer verelim” diyorlar. “Ve şu adam Muhammet'e kâtiplik yapıyor” diyerek kendisini pek beğendiler. Aradan uzun zaman geçmeden Allah onun boynunu helak etti.” Allah belasını verdi diyor. Sahihi Müslim’de 4987. Helak ediyor Allah.

Münafıklardan Abdullah bin Übeyr diyorlar ki “Senin hakkında pek şiddetli ayetler nazil oldu Resulullah Aleyhissalâtü Vesselâm’e git de senin için Allah'tan af dilesin” diyorlar. “Durumun çok vahim” diyorlar. “Benim iman etmemi emrettiniz, iman ettim” diyor. Bak, ahlaksıza bak. Çakalı görüyor musun? Züppeye bak sen. “Benim iman etmemi emrettiniz” Hâlbuki Allah emrediyor. Tam münafık ağzı. “İman ettim” diyor. “Malımın zekâtını vermemi emrettiniz” diyor. Hâlbuki onu da Allah emrediyor. “Onu da yaptım” diyor. “O emrinizi de yerine getirdim” diyor. Bak, “malımın zekâtını vermemi emrettiniz. Verdim” diyor. “Muhammet'e secde etmemden başka bir şey kalmadı” diyor hâşâ. Görüyor musun alçaktaki nefreti, münafık azgınlığını ve münafık kahpeliğini görüyor musun? Nasıl gözü dönmüş bir kahpelik kokuyor. Her tarihte böyledir münafıklar. (Teberi tefsiri cilt 28, sayfa 116.)

Suyuti’den rivayetle anlatılıyor. “Münafıklardan bir kısım insanlar Medine'den çıkıp gitmek istediler ve müminlere “Medine'de başımıza acılar geldi, buranın havası bize yaramadı” Bak, tam münafık üslubu. “Biraz dışarı çıkalım. Biz açık alanların, çöllerin insanlarıyız. Belki dışarının havası bize iyi gelir.” Sen zaten çölün ortasında Mekke Medine her yer. Zaten her yer açık hava. Sırf ahlaksızlık olsun. “Bize iyi gelir de iyileşiriz sonra yine döner geliriz.” Bak her münafığın üslubu budur. “Ben” diyor “zaten gitmek için gitmiyorum. Dönüp geleceğim ben” diyor. Kardeşim sen Peygamber (s.a.v.)’in emrine rağmen gidiyorsan zaten gidiyorsun, zaten oyun oynuyorsun. Nerenin geri gelmesi? Niye Müslümanları oynatıyorsun? Bizden giden münafıklarda da hep olurdu daha önce. “Biz öyle bir aylığına geçici olarak gidiyoruz.” Falan. Sonra azılı düşman kesilirlerdi. Gider iftira atar, oyun oynar, ihbarda bulunur, her türlü ahlaksızlığı yaparlardı. Biliyorsunuz. Hiçbir devirde değişmiyor bu. “Sonra yine döner geliriz” diyor. Sen dönüp gelmek için gider misin? Zaten nefret ediyorsun Müslümanlardan, belli azgınlığın. “Ve çıkıp gittiler.” Ama gitmesi tabii müminler için hayır, inşaAllah.

“Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyorlar” diyor Allah, münafıklar için. “Size zorlu bir sıkıntı verecek şeylerden hoşlanırlar.” Yani Müslümanları rahatsız etmek, tedirgin etmek, tehdit etmek yani onun faaliyetini bir şekilde durdurmaya çalışmak veyahut mahcup etmek veyahut güçsüz göstermek münafığın özelliğidir. Bak “ondan hoşlanırlar” diyor. “Buğz ve düşmanlıkları ağızlarından dışa vurmuştur” diyor. Yani “çok azgın, çirkef bir üslupla Müslümanlara karşı azgınlıklarını dillendirirler” diyor Allah. “Sinelerinde gizli tuttukları nefret ise çok daha büyüktür” diyor Allah. “Amansız bir nefret vardır kalplerinde” diyor Allah. Ali İmran Suresi, 118.

Münafık hayâsız olur. Hayâ müminde olur. Münafıkta hayâ olmaz. Son derece arsız ve pişkin olurlar. “Yüzünde eşek oynamış” derler ya, öyle olur. Müminde mahcubiyet duygusu vardır, hayâ vardır. Hicap vardır. Münafık amiyane tabirle kaşardır, çok çok arsız olur. Yani o gücünü kullanır zaten. İnsani hiçbir incelik ve bir ifade olmaz onlarda. Öküz gibidirler. Suratında, tavrında böyle hayvani bir ifade olur. Allah diyor ki Ali İmran 119'da “Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler.Normalde sizden onlar nefret ederler. “Siz kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında “inandık” derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar.Akıl almaz kin duyduğu için onun acısından kendi başınayken müthiş ıstırap duyuyor. Müthiş bir acı çeker. “İnandık” demesi inanmış olmuyor. Onu Müslümanlara taktik olarak yapar. “De ki: "Kin ve öfkenizle ölün.” Bu, Allah'ın onları kin ve öfkeleriyle öldüreceğine işaret oluyor, ayetin işareti. “Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.diyor.

Bakara Suresi, 14'te de “Allah gözlerin hainliklerine” Mesela gözünde böyle hain, matlaşmış, nefret dolu bir ifade olur münafığın. Ama oynar yüzüyle istediğinde ağlar, istediğinde güler. Kuran buna işaret ediyor. “Gözlerinin hainliklerini ve göğüslerinin sakladıklarını Allah bilir” diyor Mümin Suresi, 19’da. Göğüslerinde müthiş bir nefret saklıyorlar ama “o gözlerindeki o donuk nefret, o pis derin nefret görünür” diyor Allah ayette. Ama kim bilir? Allah bilir. “Ama istersem” diyor. “Bunu sana da gösterebilirim” diyor Cenab-ı Allah Peygamber (s.a.v.)’e. “Eğer biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın.” (Muhamed Suresi, 30) diyor. Ama tabii Allah'ın dilemesiyle olur. Münafıklar ve kalblerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı: 'Bunları (müslümanları) dinleri aldattı” Diyorlardı. Yani “din bunları yanlış yola sürüklemiş.” Kendi o züppe kafasının doğru olduğuna inanıyor. Onun için mesela münafıklara bakıyoruz Müslümanları Darwinist yapmaya çalışıyorlar, homoseksüel yapmaya çalışıyorlar, Rumi yapmaya çalışıyorlar. Kardeşim, Kuran bize yeter. Homoseksüellik çok iğrenç bir eylem. Kuran'ın tabiriyle, Cenab-ı Allah'ın tabiriyle iğrenç bir hayâsızlık. Müslüman’ın asla kabul etmeyeceği iğrenç bir pislik. Kuran'ın ifadesi bunlar.

O kadar alçaklar ki bak, Tevbe Suresi, 49'da “Münafıklardan kimi vardır ki “Bana izin ver ve beni fitneye düşürme” der.” diyor. Niye fitneye düşürsün ahlaksız adam? Sen İslam'ı yaşıyorsun, Kuran'ı yaşıyorsun. Nerede fitne orada? Maksat Müslümanların peygamberini mahcup etmek, Müslümanların gözünde hâşâ önemsiz göstertmek. Kendini de yüceltmek. Bak, mağdur havasında gösteriyor “bana izin ver beni fitneye düşürme” diyor. Mağdur gibi gösteriyor. Peygamber (s.a.v.)’i de mağdurluğu sağlayan, onu fitneye düşüren, ona izin vermeyen, ona baskı kuran insan gibi gösteriyor. Kendisini de masum gösteriyor. Münafığın özelliğidir.

Mesela münafıklardan birisi Resulullah (s.a.v.) zamanında diyor ki; “Muhammed güç durumda” diyor “şiddetli sıcaklarda ve çok uzak diyarlarda Beni Asfarlarla (Bizanslılarla) savaşacak” yani o devrin en büyük devleti. “Herhalde o. Beni Asfarlarla çarpışmayı oyuncak sanıyor” diyor. Bak, züppelik yapıyor görüyor musun Peygamber (s.a.v.)’e? “Vallahi onu ve ashabını bir sabah ikişer ikişer iplere bağlanmış esir olarak görür gibiyim sanki.” Müslümanları küfürle korkutmaya çalışıyor. Tam bir münafık alçaklığı. Hz. Peygamber (s.a.v.) hakkında ona yaraşmayacak şeyler söylüyorlar kendi aralarında, kendince küçük düşürmeye çalışıyorlar. İşte hâşâ aklıyla ilgili, ilmiyle ilgili, bilgisiyle ilgili, her şeyiyle ilgili aleyhinde konuşuyorlar kendi aralarında. “Böyle şeyler söylemeyin” diyorlar bak kendi aralarında da. “Sonra kulağına gider de bizim aleyhimize olur” diyorlar. Münafıkların en korktuğu Peygamber (s.a.v.)’in haber alması. En çekindikleri şeydir münafıkların. Onun için onu durdurmak için her türlü tedbiri alırlar şeytani tedbiri. O münafıklardan El Cülas İbn-i Süveyt “Muhammed işiten bir kulaktır. Ne işittiyse ona kanar, kim ne derse ona kanar” Bak, görüyor musun? Peygamber (s.a.v.)’i görüş şekline bak. Enaniyet ve kibirden, kendini çok zeki görmekten aklı gitmiş. “Burada onun hakkında istediğimizi konuşur sonra da onun yanına varır başka türlü konuşuruz. Onun yanında söylediklerimize inanır, bizi tasdik ederdi” diyor. Rahatça kandıracağı kanaatinde Peygamber (s.a.v.)’i hâşâ. “Onun yanına varınca da başka türlü konuşuruz” diyor. Onu kandırabilecek, yanlış yöne sürükleyebileceklerini düşünüyorlar.

“Münafıklar iyi görünüp Müslümanları aldatmak için öyle bir yumuşaklığa bürünürler ki” yani tiyatro oyuncusu gibi müthiş bir yeteneği vardır. “Öyle bir yumuşaklığa bürünürler ki” diyor “münafıklar koyun postu yanlarında kaba kalır.” Yani öyle gizlenirler. “Dilleri de baldan daha tatlıdır.” Böyle sesini çok tatlı hale getiriyor. Konuşmasını tatlı hale getiriyor. “Ancak kalpleri kurtlarınkinden daha vahşidir.” Tırmizi’de bu hadis Zühd bölümünde 60. “Gece odun gibi sessiz, gündüz gürültücüdürler” diyor münafıklar için.

Mülk Suresi, 21’de “Hayır; onlar,”münafıklar “bir azgınlık ve nefret içinde inatla direniyorlar.” (Mülk Suresi, 21) diyor Allah. Bak azgınlık; çok azgındır münafıklar. Yani zapdedilmeyen bir azgınlık ve nefret, -Müslümanlardan nefret ederler- içinde inatla direniyorlar. O münafık karakterde, o aşağılık kişilikte inatla direniyorlar diyor.

“Münafıklar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “Kuran’ı öğrenirler ama Kuran’ı Müslümanlarla mücadele etmek için öğrenirler” diyor. İlim ehliyle mesela peygamberle yahut velilerle mücadele etmek için. Yani biraz Kuran bilgileri oluyor. (Ramiz-ül E-Hadis sayfa 12)

Rahmetli Müslüm Baba çok değerli bir insandı. Allah gani gani rahmet etsin.

Münafıklık konusu İslam aleminin en hayati konusu olduğu için anlatıyorum. Mesela bak Suriye’deki bu helakın sebebi münafıklar. Irak’taki helakın sebebi münafıklar. Afganistan’daki helakın sebebi münafıklar. İngiliz derin devletinin başarılı olmasının -şuana kadar olmuştu- bundan sonra batma derekesinde münafıklar sayesinde elde etti gücünü. İngiliz derin devletinin bütün gücü münafıklara dayanıyor. Münafıklar olmadığında adım atamazlar.

Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) hep güzel konuşuyor. Münafıklar hep züppe karşılık veriyor. Peygamberimiz (s.a.v.) hep mütevazi davranıyor, onlar hep büyüklük peşinde. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ümmi olmasını sürekli hatırlatıyorlar. Biz diyorlar işte şu kadar dil biliyoruz, şu kadar okul okuduk, o devrin işte cahiliye eğitimini aldık falan. Kardeşim, kitap yüklü eşek gibisin.    Boş adamsın. Kafan boş, kalbin de boş. Mühim olan imana dayalı olan hikmet ilmidir, derinliktir, Allah korkusu ve Allah sevgisi. Allah seni onun için yaratıyor burada. Yoksa şeytan senden daha alim. Şeytan da övünüyor ama övünmesi boş. Cehennemin dibine gidiyor.

“Şimdi İslam’ı kimden öğreneceğiz? Hoca yok ki.” Diyor. Züleyha. İşte Kuran’dan öğreneceksin. Anlatıyoruz, hep anlattıklarımız Kuran’dan.

Ayrıca biz münafıklıkla ilgili ders yaparken kendimizi müstağni görerek anlatmıyoruz. Yani biz bu anlatımın dışında değiliz demiyoruz. Bu anlatım en çok müminleredir hitabı. Biz kendi üzerimize alarak anlatıyoruz. Yani bir münafık güruhu var karşımızda ona anlatıyor değiliz. Biz kendi kendimize anlatıyoruz. Münafık zaten hiç muhatap dahi olmaz bu ayetlerle. Bu ayetlerden etkilenen mümindir. Biz dersi müminlere yapıyoruz. Münafık zaten güler geçer. Dinlemez. Ne anlar, ne dinler münafık. Münafığa etki etmez. Mümine etki eder. Müminde dinçlik sağlar, kafa açıklığı sağlar, ataklık sağlar. Kalbindeki en ufak bir yanlışlığı anında düzeltme imkanını sağlar. Dolayısıyla dersimiz kendimize, müminlerin haslarına. Küfür içindeki zaten kabul etmiyor İslam’ı, o hiç kaale almaz. Münafık zaten Allah’ın, dinin düşmanı; hiç kabul etmez. Bunu kim kabul eder? Mümin kabul eder. Kim etkilenir? Mümin etkilenir. Dolayısıyla dersi biz kendi kendimize yapıyoruz.

"Ey Şuayb" dediler. "Senin söylediklerinin çoğunu biz 'kavrayıp anlamıyoruz'.” İşte bak münafıkların şeyi bu. Yıllarca anlatıyor, kavrayıp anlamıyoruz diyor. Alınmıyor adam üstüne. “Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz.” Çünkü onlar derin devletle bağlantılı olduğu için münafıklarla bağlantılı olduğu için onu yalnız zannediyor. Etrafındakileri de akılsız gördükleri için güçsüz zannediyorlar Peygamber (s.a.v.)’i. “Eğer yakın-çevren olmasaydı,” yani etrafındaki arkadaşların olmasaydı “gerçekten seni taşa tutar-öldürürdük.” Yani o kadar nefret ediyorlar. Görüyor musun Peygamber (s.a.v.)’e nefrete bak münafıklardaki? “Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin.” (Hud Suresi, 91) Güçlü dediği çevre, eğitim; işte yabancı dil bilmeleri, okumuş olmaları, şu bu, bağlantıda oldukları derin devlet mensupları, o devrin küfür gücü, onları kastediyor. “Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin.” O kalabalığı daha büyük zannediyor. Şuanda da mesela münafıklar kendini güçlü zannediyor idi. Ne oluyor? Dümdüz oluyorlar.

Münafık böyle bir şeyi dinlemek istemez, duymak da istemez, duysa da anlamaz, kavramaz. Ayette açıkça bak “Senin dediklerini biz anlamıyoruz” diyorlar. “Kavrayamıyoruz. Ne demek istiyorsun?” diyorlar. Dinlemez münafık.

OKTAR BABUNA: “Onun yanından çıktıklarında “O ne söyledi?” derler” şeytandan Allah’a sığınırım.

ADNAN OKTAR: Tabii. Münafıkların hep böyle bağlantıları olur onların efendileri olur hani böyle zincirleme bir bağ vardır münafıklarda.

“Ve dediler ki: “Rabbimiz, gerçekten biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik,” işte derin devlet mensuplarına, o münafıkların ileri gelenlerine “böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular.” (Ahzab Suresi, 67) Bak, Allah’ı da haşa kandırmaya çalışıyorlar kendince münafık. Ahirette de yine aynı sahtekarlığa devam ediyor.

“…İlahlarınıza karşı (bağlılıkta) kararlı olun;” yani münafıklıkta kararlı olun, sisteminizi, düşünce yapınızı, değer verdiğiniz şeyleri değiştirmeyin. Yani o cahiliye, o münafık kültürünü değiştirmeyin, gizli gizli onu içinizde yaşamaya devam edin. Çünkü bu elçi elbet bir gün yenilecek ama bu münafıkane sistem tepmez devrilmez bir şekilde hakim olacak zannediyor, düşünüyor. Ayette diyor ki  "Yürüyün, ilahlarınıza karşı (bağlılıkta) kararlı olun; çünkü asıl istenen budur" diye çekip gitti. (Sad Suresi, 6) diyor. “Yürüyün, ilahlarınıza karşı” yani ilahları kim? Derin devlet mensupları, o devrin, küfrün ileri gelenleri. Bak, “Onlara bağlılıkta kararlı olun; çünkü asıl istenen budur” diyor. Tabii bu anlattıklarımı unutmayın. Bunları tekrar tekrar dinleyin. Yani ders olarak alalım, indirelim, kardeşlere de tekrar tekrar dinletin. İngilizce’ye de çevirelim. Arapça’ya çevirelim. Tabii sadeleştirirsiniz, tekrarlar falan oluyor. Sadeleştirelim hem Arapça, hem İngilizce kitap olarak basalım. Münafıklarla ilgili daha önce de yaptığım dersleri, bunları da, onları da hepsini birleştirelim. Bunlar çünkü pratik anlatım olduğu için çok kolay kitaba çevrilebilir.

Münafıklar için Cenab-ı Allah diyor ki, Tevbe Suresi, 64’te "Alay edin. Şüphesiz, Allah kaçınmakta olduklarınızı” o gizli hallerinizi “açığa çıkarandır." (Tevbe Suresi, 64) Yani o münafıkane bütün eylemleriniz ortaya çıkacaktır diyor.

Siz kendinizden geliştirmeyin de, benim anlattıklarımla paralel anlatırsanız çok iyi olur. Benim anlattığıma paralel geliştirirseniz olur. Ama yeni bir yorum yaptığınızda bazen başka türlü bir anlam çıkarıyorsunuz. Öyle olmaz. Ama bu anlattıklarımı mutlaka İngilizce’ye çevirelim. Seri bir şekilde. İngilizce’ye çevirmek için de profesyonel eleman da kullanabiliriz. İlla İngilizce bilen birisi olacak diye bir şey yok. Aranızda paylaşabilirsiniz ama profesyonel eleman daha çabuk yapar. Arapça da çok önemli yani Arapların duyması ve kitap haline getirmek çok önemli. Münafıklıkla ilgili kitabımız var ama bunlar pratik anlatma, pratik hayatta geçişi münafıkların. Daha önce anlattıklarımız da güzel ama bunlar iyice pekiştiren, iyice anlamını ortaya koyan izahlar.

Alak Suresi, 17’de “O zaman da meclisini (yakın çevresini ve yandaşlarını) çağırsın.” (Alak Suresi, 17) diyor Allah ayette. Yani onlara güvendikleri için onları çağırmak istiyor ama yalnız kalıyor.

Nuh Suresi, 7’de "Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde,” yani İslam’a Kuran’a davet edişimde, münafıklıktan, küfürden kurtulun deyişimde “onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar,” (Nuh Suresi, 7) dinlemek istemediler. Bir kısmı gürültü yapıyor, gümbür gümbür gürültü yapıyor. Bir kısmı dinlemiyor. Yani elini kulağına tıkadı demek dinlemeyecek her türlü eylemi yapmaları. Mesela bir kısmı bağırtı çağırtı yapıyor.

“Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır.” Çok rahatsız oluyorlar Allah anıldığında. Münafığı çok rahatsız eder. “Oysa O'ndan başkaları anıldığında” mesela siyasetten, boş şeylerden falan konuşulduğunda. Siyaset derken tabii Kuran’a uygun siyaset bizim için bir anlamı var “hemen sevince kapılırlar.” (Zümer Suresi, 45) Orada neşelenirler diyor. Ama Kuran’dan, İslam’dan bahsedince sıkılır, daralırlar diyor.

Lokman Suresi, 7 “Ona ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi, büyüklük taslayarak” yani işte zekasına, aklına, kültürüne güvenerek “(müstekbirce) sırtını çevirir.” Dinlemez. Yani bu dinlememek için her türlü eylem. Bağırtı çağırtı da olabilir, gitmek de olabilir. Müslümanların olduğu kapıyı kapatmak da olabilir. “Artık sen ona acı bir azap ile müjde ver.” (Lokman Suresi, 7) diyor Allah. Yani Ben ona bela vereceğim diyor.

Nuh Suresi, 7’de "Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.' (Nuh Suresi, 7) Yani enaniyet ve dinlememe. Çok sıkılır münafık. Onun için biz dersi Müslümanlara yaptığımızı bileceğiz. Kitap haline getireceğiz. Arapça’ya çevireceğiz, İngilizce’ye çevireceğiz. Ve bilgisayarda internette küçük küçük pasajlar olarak yayınlıyorsunuz, o çok etkileyici.

Kalem Suresi, 51 “O inkar edenler,” yani küfür ve münafıklar “zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman,” yani sen İslam’dan Kuran’dan bahsettiğin zaman “seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi.” Akıl almaz bir nefretle bakıyorlar. Yani münafığın gözünde bir melanet öfkelendiğinde kinlendiğinde hemen belli olur. Yani münafığın nefretini gözünden anlayabilirsin. Normalde şirin görünmeye çalışır münafık. Ama nefret ettiğinde gözünde bir lağım ifadesi, pislik ifadesi oluştuğunu Kuran bize bildiriyor, Allah Kuran’da bildiriyor. Bak “Seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi” demek ki amaçları devirmek, yıkmak ve etkisiz hale getirmek Peygamber (s.a.v.)’i. “"O, gerçekten bir delidir" diyorlar.” (Kalem Suresi, 51) diyor. Yani anormaldir, dengesizdir haşa diyerek kendilerini yüceltiyorlar. Tabii günümüze göre de anlatmak önemli ama Resulullah (s.a.v.) devrine göre biz anlatıyoruz. Ama her devri kapsadığını da görüyoruz. Ama buradan da en çok ders çıkaracak olan müminlerdir, iman sahipleridir, bizleriz. Tekrar ediyorum; münafık hiç kaale dahi almaz haşa.

AYLİN KOCAMAN: Siz daha önce “Münafığın varlığı Müslümanlara faydalıdır” demiştiniz. Şeytandan Allah’a sığınırım, Allah şu şekilde belirtiyor; “Doğrusu uydurulmuş bir yalanla gelenler sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur. Siz onları kendiniz için şer sanmayın, aksine onlar sizin için bir hayırdır.” Diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Velayet makamını münafıklarla alıyor mümin. Mesela peygamberler peygamberlik makamında yükseliyorlar münafıklar sayesinde. Dereceleri yükselir. Zihni açar münafık, mücadele azmini arttırır, şevki arttırır, Müslüman’ın çok dikkatli ve tetikte olmasını sağlar. Yoksa Müslüman çok tedbirsiz, çok itidalsiz davranabilir bazen. Çok tetikte, dikkatli ve itinalı olmasını sağlar müminin. Ufkunu açar münafık, nasıl mücadele edeceğini daha iyi görür, riski daha iyi kavrar, İslam’ın Kuran’ın kıymetini daha iyi anlar, Müslümanlara olan sevgisi daha artar. Münafığın çeşit çeşit faydası vardır. Ama münafığın asıl acı duyacağı şey cennette normalde ona ayrılması gereken yer mümine olduğu gibi nimet olarak veriliyor. Müminin potansiyel cehenneme gitmesi durumunda çekeceği acı azap yeri de ona olduğu gibi kafasına geçiriliyor münafığın. Mümin müthiş karlı olur sevap bakımından da, akıl bakımından da, irade ve güç bakımından da. Mesela münafık güç verir mümine, İslam’a güç verir, ataklık verir, ufuk genişliği verir. Öbür türlü meskenet olur müminde, güç kırılması olur. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) zamanındaki münafıklar Müslümanların çok tetikte, çok atak, çok yaman olmalarını sağlıyorlardı, tedbir almalarını sağlıyorlardı. Yoksa meskenete kapılabilir. Mesela okçular Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında biliyorsunuz indiler büyük bir bozgun yaşandı. Halbuki iyi eğitim almış olsalardı oradan inmezlerdi, o bozgun da yaşanmazdı. Ama tabii bu bozgunu Allah sonra yine zafere çevirdi. Geçici bir bozgun gibi göründü, yine zafere çevirdi Allah.

“İnkar edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin” yani Müslümanların anlattıklarını dinlemeyin. “ve onda (okunurken) yaygaralar koparın.” Yani gürültü yapın, şamata yapın. Mesela davul çalıyordu o devirde, bağırıyor, yaygara yapıyor veyahut çeşitli engelleme metodları. “Belki üstün gelirsiniz."” (Fussilet Suresi, 26) O devrin münafıkları, o devrin küfür mantığı.

Kehf Suresi, 101’de “Ki onlar, Beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi.” Yani Allah’ı zikretme konusunda bir perde var akıllarında, kafalarında. “(Kur'an'ı) dinlemeye katlanamazlardı.” (Kehf Suresi, 101) Müthiş sıkıntı çekiyorlar Kuran’dan.

Müzik dinlemeyi münafık alameti olarak görmüşsün. Müzik dinlemek Müslümanlık alametidir. Sevgiyi çağrıştırır müzik. Nimettir. Meyve yemek nasıl münafık alameti değilse, açık havada kuşların sesini dinlemek nasıl münafık alameti değilse müzik dinlemek de bir mümin alametidir. Cennette müzik var. Cennette özel çadırlarda diyor huriler müzik icra ederler Müslümanlar dinler diyor. Cennet alametidir.

Peygamber (s.a.v.)’e hep züppelik böyle ukalalık yapıyorlar. Mesela diyor ki; “Bu sıcakta sefere çıkılır mı?” o kadar orada binlerce insan var, onlar bilmiyor da siz mi biliyorsunuz? Seksen münafığa izin veriliyor o devirde. Tamam diyorlar siz çıkmayın. Zaten sevabından mahrum kalmış oluyor ve ömrü boyunca da aşağılanmış oluyor. Bir kazancı yok. Orada maksatları Peygamber (s.a.v.)’i adaletsiz göstermek. Haşa düşünemiyor gibi göstermek, kendilerini de çok şefkatli, akıllı, ince düşünen gibi göstermek. Münafığın bu tarz bir kahpeliği vardır.

Peygamber (s.a.v.) devrinde münafıklar bayağı şiddetliler. Yani oradaki İslam ordusunun üçte biri. Müthiş bir tehlike bu. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.), çok dikkatli davrandı. Yaklaşık üç yüz kişi falan. Muazzam bir güç tabii çok tehlikeli. Yani bin kişiden üç yüz kişi. Onun için samimi müminlerin birbirini çok iyi koruyup kollaması gerekiyor, çok dikkatli olmaları gerekiyor. Yoksa münafıkların organize etmeleriyle o tip güçler tehlikeli hal alabiliyorlar her devirde. Mesela Hazreti İbrahim (a.s) devrinde de Nuh (a.s)  de. Nuh  (a.s) devrinde mesela karısı; yakınında, bitişiğinde. Her türlü istihbaratı topluyor, her türlü bilgiyi alıyor, küfre iletiyor. Mesela Lut (a.s)'un hanımı her türlü istihbaratı, her türlü bilgiyi alıyor sürekli homoseksüellere bilgi veriyor gece gündüz; "İşte sizin hakkınızda şunu konuştu bunu konuştu, şurada toplanacaklar böyle toplanacaklar..." Gece gündüz onlara destek oldu. Ama sonunda ne oldu? Helak oldu, gitti. Sonucu felaket oluyor. Başarıları olmaz. 

Kürt nurdur, PKK pisliktir. Bunu bileceğiz.

Münafıklar, Müslümanların belaya uğramasını haince bekliyorlar, sabırla beklerler, bir gün Müslümanların başına bela. O zaman vurma esastır münafıklar için. Münafıklar Müslümanların zor duruma gelmesini bekler. Güçlüyken saldırmaz. Nasıl böyle vahşi hayvanlar zayıf anı kollar saldırmak için, münafık da zayıf anı kollar ki saldırabilsin. Ona göre de ekibini de hazırlar. Tevbe Suresi, 98; “Bedevilerden öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler. Kötü felaket onları sarsın. Allah işitendir, bilendir.” (Tevbe Suresi, 98) Yani her yönden Müslümanların çökmesini beklerler.

"Allah'tan ancak mümin olan korkar ve ondan ancak münafık kendini emniyette hisseder." Cehenneme hiç zaten inanmıyor ki o korksun. Ama mümin gerçekten ahirete inandığı için korkmuyor. Onun için derslerimizde münafık dersi yaparken hep müminlere anlatıyoruz. Yani ondan alınmamak, işte o münafık alameti olur. Mümin kendi üzerine alınmazsa o münafık alameti olur. Eğer alınıyorsa o da mümin alametidir. Çünkü nefsini temize çıkartmaz Müslüman. Nefis daima kötülüğü emredicidir. Nefsi en ağır suçlarla itham etmek lazım. Münafıklıkla itham edeceksin, yanlışlıkla itham edeceksin, delaletle itham edeceksin... Yanlışlık derken yani harama girme eğilimi, "Her türlü yanlışlığı yapabilirsin." diye nefse sürekli bilgi gitmesi gerekir ki nefis azgınlaşmasın, Müslüman’ın tersine hareket etmesin. Ama nefsini temize çıkaran; "İşte ben iyiyim, ben doğruyum, ben kusursuzum, ben hatasızım." diyorsa şeytanın kucağına düşer. Kuran'ın ifadesi. "İnnel insane leyetga" diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah'a sığınırım, Alak Suresi'nde. 

SEMİH MERİÇ: "Kendini kınayıp duran nefse andolsun” diye Allah bildiriyor, şeytandan Allah'a sığınırım.

ADNAN OKTAR: Tabii. Kendini kınaması nefsin, şifadır. Nefis kendini kınamıyorsa batar, helak olur Allah esirgesin. 

MEHMET YILDIRIM: Başka bir ayetinde şeytandan Allah'a sığınırım, "İnsanlara iyiliği emrederken siz kendinizi mi unutuyorsunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız?" 

ADNAN OKTAR: Tabii. Kendi kendimize yönelik olmazsa felaket olur.

İslam aleminin ezilmesinin nedeni: Münafıklar, mazlum Müslümanları küfürle ittifak ederek eziyorlar. Mesela Müslümanların yerlerini söylüyorlar, Müslümanların bombalanmasını sağlıyorlar, Müslümanların aleyhine küfrü tahrik ediyorlar, Müslümanların aleyhine zalimleri teşvik ediyorlar, bombalanacak yerleri gösteriyorlar. O tarzda. Münafıklar her devirde Müslümanların başını belaya sokmuştur. Libya'da da Müslümanları mahvettiler küfürle iş birliği yaparak. Suriye'de ve Irak'ta da küfürle iş birliği yaparak Müslümanları mahvettiler. Halen de devam ediyorlar.

Mısır'da darbenin oluşmasını sağlayanlar; münafıklar. Müslümanları birbirine kırdıranlar yine münafıklar. Libya'daki olayların kökeninde de yine münafıklar var. Anlamı bu, o anlattığım konunun anlamı bu.

Kısa bir ara verelim, devam edelim. 

KARTAL GÖKTAN: Evet, videolarla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü