Harun Yahya

Sohbetler (27 Mayıs 2016; 19:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Rusya’yla arayı düzeltelim. İran’la sıkı dost olalım. Türkiye çok modern bir ülke olsun, ultra modern olsun. Ortadoğu’nun Paris’i olalım bütün Türkiye. Her yer modern çok bakımlı olsun. Kalite ve sanat bakanlığı, hükümet kaliteye çok önem versin. Bir bakanlık kursun arkası gelir. Yani nasıl yapacağız nasıl edeceğiz demesinler Allah yardım eder. Kalite ve sanat bakanlığı. Bir de milli şuur dersi bu çok önemli.

Bir sevgi etiketi yapalım. Sevginin saygıyla bağlantısını kuralım “Sevgi saygılıdır” diyelim.

Muhacirler Medine’ye gelince hastalanıp zayıflıyorlar. Tabii çok uzun kilometrelerce yollardan geliyorlar. Yiyecek yok içecek yok çok zor bir şey. Sıcak havada gergin bir ortam. Ayakta namaz kılmaya dahi güç yetiremiyorlar o kadar perişan olmuşlar. Münafıklar bunu fırsat bilerek diyorlar ki “Yesrib’in humması onları perişan etti.” Bak, bu sefer de onlara vesvese vermeye çalışıyorlar. Münafık ahlaksızlığını görüyor musun? Münafıkların bu dedikoduları yüzünden bazı kişilerin inanç zayıflığı ortaya çıktı. Buna da inanan Müslümanlar oluyor, kalbinde hastalık olduğu için. Münafık provoke ediyor, o da oyuna geliyor. Onun için münafığın mutlaka deşifre edilip tabii Kuran’la etkisiz hale getirilmesi lazım, ilimle.

Bir kısmı geri dönmek istiyor o yüzden sahabelerden. “Siz niye dönüyorsunuz?” diyorlar sahabeler “Resulullah sizin için güzel bir örnek değil mi?” “O da insan” diyorlar, “hastalanacaksa o da hastalanır” diyorlar. Ama bir kısmı sebat ediyor gitmiyorlar. Çok zor Peygamber (s.a.v.)’in yaşadığı ortam çok çok zor. Resulullah (s.a.v.) diyor ki “Medine demirci körüğü gibidir” diyor “temizi kor barındırır, kiri-pası dışarıya atar” diyor. “Ahir zamanda da öyle olacak” diyor. “Medine münafıklarını atacak” diyor “temiz olanları barındıracak” diyor Hz. Mehdi (a.s) zamanında. Bak, kendi de karşılaşıyor o zorluklarla, ahir zamanda da var.

Hatıp bin Ümmiye’nin oğlu Yezid Uhud Savaşı’nda yaralanınca Müslümanlar onu cennetle müjdelerken, münafık olan babası ahlaksızlık yapıyor haysiyetsiz herif, “onu” diyor “bir takım otlardan oluşan cennetle mi müjdeliyorsunuz?” ahmağı görüyor musun? Sevgi anlayışına bak. Cenneti ot olarak görüyor ahmağa bak. Orada Allah’ın cemali var, Allah’ın rızası var. Allah sevgisi olmayınca işte böyle vahşi oluyor. Ot diyor, cennete de gitse işte nasıl rahatsız olacakları, cennetin de onlara cehennem etkisi yapacağı anlaşılıyor. İllaki imanla güzel oluyor cennet. Cennette Cenab-ı Allah sayılamayacak kadar çok tecelli ediyor. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, eşyalar, süsler milyonlarca, milyarlarca çeşit süs, eşya ve malzeme var. Arabalar, uçan atlar, kendinden giden her türlü vasıta. Denizde giden, suyun altında giden, suyun üstünde giden her türlü vasıtalar, her türlü eğlence yeri, her türlü yiyecek. Ve hepsinin üstünde Allah’ın rızası var. Adamı görüyor musun? Ot diyor. İşte Cenab-ı Allah onun için onlara cehenneme otu yedirecek ahirette, cehennem otu zehirli, ıstırap veren cehennem otu.

“Medine şiddetle sallanır” diyor yani İstanbul. “Sonra münafık erkekler ve münafık kadınlar deccalın yanına giderler” diyor. İşte İngiliz derin devleti. Onun için deccalını ezersek kanunla hukukla gidecek yer de bulamaz, inşaAllah. Ahmet bin Hanbel Müsned’inde geçiyor bu hadis. Hz. Mehdi (a.s) devrini anlatıyor.

Peygamber (s.a.v.)’i hep adaletsiz gösterme, münafıkların yöntemi hep adaletsiz gösterme ve köşeye sıkıştırma hep görüyor musunuz? Mesela oraya geliyorlar, zayıflıyorlar “Bak Peygamber sizi buraya getirdi de ondan böyle oldunuz” diyor. Bir mal dağıtımı var işte “Bize adaletli davranmadın, onlara para verdin bize vermedin bize dağıtmadın.” Münafığın ruhunda böyle hep isyan ruhu vardır. Şeytani bir kafası. Ama mümini işte mümin yapan güçlendiren de münafıklardır. Cennete makamı yükselmiyor yoksa müminin. Yani münafığın densizlikleri, oyunları, kurnazlıkları, kahpelikleri, kalleşlikleri olmasa müminin makamı belli bir derecede yükselebilir. Yani kafirle pek o kadar yükselmiyor, münafıkla çok yükselir. Kafirle bir yükseliyorsa münafıkla milyon yükselir mümin. Münafık çünkü çok eşeddir daha eşeddir. Mesela cehennemde de onların makamı en derinde yani Gayya Kuyusu’nun en dibi. Münafığa öyle bir ceza veriyor Cenab-ı Allah.

GÖKALP BARLAN: “Münafık aklına ilk geleni söyler” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, çok patavatsız olur münafık. Nezaket bilmez, adap-edep bilmez, langur-lungur yani öküz gibidir. Öküz üstündür ondan. Bak, dikkat ederseniz aklına gelen ilk şeyi söylüyorlar. Yani şeytanın ilk fısıltısını söylüyor münafık. Küttür, odun kafalıdır. Ama hep böyle vicdan adına, dürüstlük adına çıkar. Sorduğunda “işte ben içi-dışı bir adamım, içimden geçeni söylüyorum” falan. Ahlaksız; odun gibisin, kütük gibisin, nezaket denen bir şey vardır adap-edep öyle değil. Yaptığın zaten ahlaksızlıktır, Allah’a sığınılır. Pislik açıklanır mı? İçindeki o pislik. O pislikten sen Allah’a sığın imanla o pisliğinden kurtul. Pisliğini dışarı dökünce “Bu dürüstçe söylediğim bir söz” diyor. Sen sadece pisletiyorsun ortalığı ve pisliksin. İçinden, ağzından pislik akıyor başka bir şey değilsin. Münafığın özelliği budur. Langur-lungur çok densizdir münafık. Patavatsız, münasebetsiz küt bir ruha sahiptir.

BÜLENT SEZGİN: “Allah’ın Resulü yanında öne geçmeye çalışmayın, sesinizi yükseltmeyin” diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Evet. Ama en çok makam yükselten de münafıktır. Çünkü eşed olmasından kaynaklanıyor. Kafirin eşedliği daha düşüktür. Müminler çok çok daha zayıf sevap kazanılır. Cihat, en azim cihat münafıkla yapılan cihattır. En şiddetli cihat odur münafıkla yapılan cihat. İkinci derecede kafirle yapılandır. Üçüncü derece nefisle yapılandır. Nefisle yapılan birinci diyorlar doğru değil o. Nefis zayıftır ne dersen onu yapar. Nefis senin emrinde. Kafiri kontrol zordur ama münafığın çok çok daha zordur. Münafık yarı deli gibidir yani aklı gitmiş bir mahluktur. Nefsine teslim olmuş bir hayvan gibidir. Patavatsız, münasebetsiz, dangalaktır yani. Ve kendini çok zeki akıllı zanneder. Zaten hadislerde mebzul miktarda bu konunun üstünde duruluyor. Çok kültürlü ve çok akıllı olduğunu iddia eder. Halbuki hiçbir aklı olmaz. Mesela Firavun da dikkat ettiğimizde çok akıllı, çok görgülü, çok kaliteli olduğunu iddia ediyor Hz. Musa (a.s)’a karşı. Ama tam öküz. Güya da alay ediyor “Duyuyor musunuz?” diyor. Ulan dangalak, “Duyuyor musunuz?” herkesin içinde söylenen söz nasıl duyulmaz? Herkes duymuş oluyor. Sen sağırsan ayrı mesele. Sağırsan da zaten bir suç değildir sağır olmak. “Duyuyor musunuz?” sırf züppelik olsun. İşte o anda aptal akıl edemiyor, kendince oyun yapacak, mahcup edecek. Laf bulamayınca dangalakça bir laf ediyor. Münafıklar böyledir, küfür böyledir. Yani Müslümanları mahcup etmek için çok aptalca şeyler ortaya atar. Mesela -ben o gazeteyi tenzih ediyorum adamları da- farz edelim diyor ki mesela “Sekse düşkün” diyor. Düşkünse bu nimet güzel. Sen kendince oradan onu mahcup edeceğini mi zannediyorsun? Helaliyle oluyorsa güzel hem de çok güzel. İşte akılsız o anda onu bulduğunu zannediyor. Yani ben o gazeteyi adamları tenzih ediyorum genel mantık olarak söylüyorum.

GÖKALP BARLAN: Şeytandan Allah’a sığınırım: “Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu.” (Tevbe Suresi, 74) diyor. 

ADNAN OKTAR: Tabii, zenginlik batıyor onlara yani gözüne batıyor, kafasına batıyor, refah, rahatlık batıyor belasını arıyor münafık. Halbuki huzur içinde güzel yaşatıyor Resulullah (s.a.v.), çok zengin yaşatıyor. “Sana düşman olmalarının nedeni senin onları zengin etmen” diyor. Çünkü daha da azıyor kuduruyor, daha hırs yaptığı için daha fazlasına tamah ediyor. Bu sefer hepsini kaybediyor, Allah başına belayı veriyor her şeyi kaybediyor.

GÖKALP BARLAN: Firavun da elçiden öğreniyor Hocam,  bütün onun vesilesiyle öğrendiği şeyi ona karşı kullanıyor.

ADNAN OKTAR: Firavun’un bilgisi vardı. Firavun çok büyük alimdi. Etrafındaki alimler Mısır’ın en ünlü alimleriydi. Kuran’da zaten söylüyor her yere gönderiyor. Çok ünlü alimler. Şeytan hepsinden daha alimdir. Ama şeytan çok münafık, dangalak ve münasebetsiz dikkat ederseniz. Aklına gelen her şeyi söyleyen bir ahmak, dessası ahmak. Halbuki onu düşünüp “Ben çok pis şeyler düşünüyorum, yanlış şeyler düşünüyorum, Allah’a sığınırım” demesi gerekirken, o ahmakça desiselerini, ahmakça vesveselerini o dangalak üslubuyla fahş ediyor yani pisliğini içinden döküyor. Ve onu da dürüstlük gibi gösteriyor. “Ben Allah’ı seviyorum” diyor. Allah’ı sen sevmiyorsun ahlaksızlık yapıyorsun sadece. “Benim kıymetimi anlayacak Allah” diyor. Senin kıymetin cehennemde işte, cehennemin dibini buluyorsun orada senin kıymetin. Allah’la haşa kendince zıtlaşacak, kafası o şeytanın. Diyor ki “Bak onların hepsi kötü.” Münafığın özelliğidir etrafındakileri kötüler kendini yüceltir. Herkesi kötüleme özelliği vardır. Diyor ki “Müminler hep kötü ama ben çok iyiyim, ama sana bunu göstereceğim” diyor. “Onların çok kötü olduğunu göstereceğim” diyor. Sen kötüsün zaten pisliksin, sana uyanlar da pislik zaten. Cehennemin dibine gidiyorsun. Sevmen de yalan, ahlaksızlık yapıyorsun. Seviyor olsan seni Allah cehennemin dibine kor mu? Sevmeyi sen orada silah olarak kullanıyorsun, yöntem olarak kullanıyorsun ahlaksızlık yapıyorsun. Hem şeytanlık yapacaksın hem Allah’ı sevdiğini söyleyeceksin. Allah’a savaş açmışsın sen ahlaksızsın. Değil mi? Nerenin sevgisi? Sevgi öyle mi olur? Sevgi; sevdiğine tam tabi olursun, Allah’a secde edersin. Allah’a kul olursun, her yaptığında bir hikmet görürsün, her yaptığında bir hayır görürsün. Kalbinde zerre burkuntu duymazsın. Değil mi? O zaman olur. Her şeye isyan ediyorsun, azgınca tam şeytanlığına uygun olarak, küstah bir üslup kullanıyorsun ve “Diğer insanları da batıracağım” diyorsun “Hepsinden üstünüm” diyorsun” onları kötülüyorsun kendini yüceltiyorsun. Bu tam şeytan eğilimi. Cehennemde sonsuza kadar kalmana rağmen ahlaksızlığın diz boyu olarak devam ediyor. Diz boyu değil de yani çok çok fazla olarak.

CAN DAĞTEKİN: Çok dengesizler Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ben alemlerin Rabbinden korkarım” (Haşr Suresi, 16) diyor her şeyi yaptıktan sonra.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Hocamız Adnan Oktar’ın da katılımıyla sohbetimiz yayınımız devam ediyor. Hocam, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, herkes hoş geldi.

Hayret, insanlarda akıl eksik olabiliyor ama zeka çok olabiliyor. Kültür bilgi çok oluyor, çevresi çok oluyor, imkanları çok oluyor. Ama Allah’ı anlama ve Allah’a saygı duyma, Allah’ı sevme gücü yüksek vicdanlılarda olabiliyor. Allahsız olmayı çok uyanıklık zannediyorlar yani zekice bir çıkış zannediyorlar böyle akıllıca bir çıkış. Halbuki Allah’ı anlamak akıllılıktır. Akıllı insan o karmaşık gibi görünen olayların içinden Allah’ı hemen görür. Öbürleri o pusun içinden Allah’ı göremiyor ve çok büyük hata yapıyorlar. Allah yanlılarını Allah sezdirmeden korur. Allah düşmanlarını da Allah sezdirmeden ezer. O sezdirmeme müthiş bir sanattır. O sezdirmemeden dolayı imtihanın sistemi zaten oturuyor. Sezdirmemek o kadar güç bir sanattır ki, yani en usta akıl bile göremiyor, zeka diyelim akıl değil, göremiyor. Allah hiç sezdirmeden ezer, sezdirmeden de sevip-destekler. Kuran’da onu çok vurguluyor Allah. “Hiç ummadıkları yerden onlara rızık veririm” diyor “onları desteklerim” diyor. “Hiç ummadıkları yerden de küfrü ezerim” diyor. Yavaş yavaş” diyor Allah “yavaş yavaş, safha safha.” Mesela bu Allah’ın gizli bir sanatıdır, fazla üstünde durulmuyor bunun. Bu olağanüstü zor bir şeydir. Mesela gölgenin yaratılması çok zordur. Yani kromozomdan falan hücreden daha da karışık bir şeydir gölgenin yaratılması. Mesela sezdirmeden küfrü ezmek, sezdirmeden Müslüman’ı desteklemek de çok zordur. Bu da muazzam bir sanattır, Allah’ın gizli sanatlarındandır. Bilinmeyen bir sanattır bu. Yani iyi düşünülürse müthiş bir olaydır.

Ben, Allah’ın küfrü nasıl ezdiğini anlatırım ama bir kısmının da gizli kalması gerekiyor o yüzden anlatmıyorum. Haberleri bile yok Allah’ın nasıl ezdiğinden. Ama tedbir alsalar da kurtulamazlar. Yani anlatsam da kurtulamazlar.

Müminlere de alenen yardım ediyor. Yani eğer dikkatlice bakılırsa müthiş bir sanatla ve ama muazzam bir destekle gerçek müminlere yardım ettiği görülüyor ama muazzam bir destek. Çok şaşırtıcı hayret verici bir destekle.

Mesela ışığı, rengi bilen sadece insan. Hayvan ışığı ve rengi fotoselül tarzında teknik biliyor. Robotun bilmesi gibi biliyor. Şuurla bilen sadece insandır. Işık yani bu parlak aydınlık ışığı şuurla bilen insan vardır. Hayvan teknik olarak bilir. Bir aletin bilmesi gibi. Bir makinenin bilmesi gibidir.

Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Şehitlerimiz vardı onları tanıtmak istiyorum Adnan Bey. Resimleri de var Astsubay Üst Çavuş Salih Yıldırım, Mardin Midyat’ta şehit oldu. Bomba yüklü araçta düzenlenen saldırıda karakol komutan yardımcısıydı.

ADNAN OKTAR: Hay benim nurlum, hay benim aslanım. Şahadetini tebrik ediyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mardin Nusaybin’de bir askerimiz şehit düştü. Polis memuru Uğur Yıldız. Şehit Uzman Çavuş Caner Erdem ve Şehit Uzman Çavuş Şükrü Öngün. Ve köy korucuları Tahsin Demir ve Şehmuz Boru.

ADNAN OKTAR: Allah nurlarını artırsın. Cennet güzeli olmuşlar cennet. Allah şahadetlerini kabul etsin makbul etsin. Allah annelerine, babalarına, sevdiklerine uzun ömür sabrı cemil nasip etsin. Helal olsun efelere. Şahadetlerine imreniyoruz. Dua etsinler bizler de gelelim. Ne güzel makam. Ne güzel makam. Allah makamlarını daha da güzelleştirsin. Evet.

CAN DAĞTEKİN: Allah “büyük kurtuluş ve mutluluk budur” diyor şeytandan Allah’a sığınırım.

ADNAN OKTAR: Tabii Allah vermesin yatakta değil delikanlı şahadetle. Şahadetle Rabbinin huzuruna gidecek makbul olan odur. Allah yatak vefatı vermesin. Şahadet nasip etsin. O da bir yoldur ama şahadet en güzelidir.

Evet, Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Fransa’da yeni çalışma yasa tasarısını protesto etmek isteyenler bir kez daha sokaklara döküldü. Fransa’nın en büyük işçi konfederasyonu CGT’nin çağırısıyla ülke çapında yapılan eylemlerde üç yüz bin kişi yürüdü.  Gezi olaylarında göstericilere polis müdahalesini sık sık eleştiren Fransa’da şuan polisler eylemcilere çok daha sert müdahalelerde bulunuyorlar. Fotoğraflar da var.

ADNAN OKTAR: Fransa’da tabii şefkat, merhamet, sevgi Darwinizm’le tahrip edildi. Gerçi entelektüel ekip içerisinde Darwinizm’i yerle bir ettik ama halk içerisindeki tahribat devam ediyor tabii.

Alevi-Sünni kardeşliği. Alevi demek Hz. Ali (r.a)’yi seven gönül dostları demektir. Alevi demek sevgi insanı demek. İnsanı, hayvanları, bitkileri seven yüce insan demektir. Alevi-Sünni tabii ki kardeştir. Aleviler candır.

Dünyayı artık akıl yönetecek. Akılsızların yönetmesi duracak. Akılsızlardan oluşan İngiliz derin devletinin felaketi gidecek, akıllılardan oluşan Mehdiyet’in gönül bağlıları gelecek.

Evet, şimdi kısa bir ara vereceğiz. Sonra sazlı sözlü eğlenceyle devam edeceğiz.

KARTAL GÖKTAN: Kısa videolarla devam ediyoruz yayınımıza.

Masaüstü Görünümü