Harun Yahya

Sohbetler (30 Mayıs 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: Hoş geldiniz Bülent Bey.

Ne diyelim sevgi için? Şefkate bir vurgu yapabiliriz. “Sevgi merhametlidir” diyelim.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Van’ın Hacıbekir Mahallesi’nde zırhlı polis aracının geçişi sırasında PKK’lı teröristler tarafından yola döşenen el yapımı patlayıcının infilak ettirilmesi sonucu iki polis memuru şehit oldu, bir polis yaralandı. Şehitlerimizin kimlikleri henüz açıklanmadı.

ADNAN OKTAR: Allah ailelerine uzun ömür versin, aslanlarımın şahadetini Cenab-ı Allah makbul etsin. Tebrik ediyoruz. Akın akın şahadet şerbetini içerek şehitler alemine gidiyorlar. Güzel bir mekana geçiyorlar. Bizi imrendiriyorlar. MaşaAllah.

Tayyip Hocam diyormuş ki, “Müslüman ailede doğum kontrolü olmaz. Zürriyetimizi artıracağız, neslimizi çoğaltacağız. Nüfus planlamasıymış, doğum kontrolüymüş hiçbir Müslüman aile böyle bir anlayış içinde olmaz.” Tayyip Hocam’a helal olsun. Tayyip Hocam Allah’ın izniyle üç yüz milyonluk büyük Türkiye hedefliyor. Ama sığarız değil mi Türkiye’ye? Sığar mıyız? Arazi müsait mi? Ama İstanbul’a sığmıyoruz. İstanbul olmaz. Ankara da olmaz. Ama açık alanlar falan olabilir, köyler falan. Tayyip Hoca’nın demek istediği; yaşlı nüfus artıyor, genç nüfus azalıyor. O yüzden genç nüfusumuz, zinde nüfus sürekli çok olsun. Yoksa yani bir kadın yirmi kere doğursun, on beş kere doğursun falan anlamında değil kastettiği. Genç nüfusun çok olmasını istiyor, zaten ideal olan da odur. Onda mantıksız bir yön yok. Her devlet genç nüfusunun çok olmasını istemekle mükelleftir zaten. Çünkü her yönden iyi, o devletin geleceği yönünden, o milletin geleceği yönünden genç nüfus her zaman faydalıdır. Yoksa “hiç doğum kontrolü olmaz” anlamında değil. Yani nüfusu azaltmayalım anlamında diyor. Mesela yapabiliyorsa üç çocuk da yapsın, dört çocuk da yapsın. Değil mi? En az üç çocuk diyor bu çok mantıklı. Çünkü annesi babası vefat ediyor, üç çocukla hiç olmazsa bir kişi de olsa artmış oluyor, genç nüfus ilerlemiş oluyor. Makul oradaki söz yani en az üç çocuk olmasını düşünmesi, üç veya beş işte artık. Yoksa tabii bir kadının ömür boyunca doğuracak, sürekli nüfus artacak anlamında değil. Özetle cevap bu. BBC sormuş “Ne diyorsunuz?” diye. BBC’ye cevabımız bu. Mantıksız değil, mantıklı. Mesela Türkiye’de yaş ortalaması şu an kırk. Bu tehlikeli bir şey. Avrupa’da ise kırk beş. Bu da çok tehlikeli bir şey. Avrupa da tedbir almaya çalışıyor. Her taraf yaşlı olursa yaşlılara kim bakacak? Genç nüfus, zinde nüfus hayatidir. Böyle bir tehlikeyi, böyle bir riski gördüğü için Tayyip Hoca akılcı bir devlet adamı olarak akılcı bir tedbir düşünerek akılcı tavsiyede bulunuyor. Güzel yapıyor, doğru yapıyor. Tayyip Hoca’yı gözü kapalı eleştirmenin bir alemi yok. Ama tabii ki makul bir doğum kontrolü olur. İstemeyen çocuk yapmak istemiyorsa yapmaz. Ama çocuk yapmak isteyenin yolunun kapanmaması iyi olur. Devlet de teşvik ederse üç veya beş çocuk; zinde, güçlü, genç Türkiye için iyi bir hedef.

“Siz İngiliz derin devletini tek başına nasıl kanunla hukukla yok edebilirsiniz ki? Onlar zaten kendi kanunlarını kendileri yazıyor.” Celal Bozkurt. Şeytanla mücadelenin bir yolu vardır, derin devletlerle mücadelenin de bir yolu vardır. Hz. Musa (a.s), Firavun’u; kalabalığı topladı rezil kepaze etti ve Firavun sıfıra gitti. Yani acayip aşağılandı, bütün sistemi gitti. O yüzden cinayet işlemeye kalktı. Bitirdi yani. İngiliz derin devleti de deşifre olduğunda, üstündeki örtü açıldığında, pisliği göründüğünde, ne kadar rezil bir sistem olduğu ispatlanıp delillendirildiğinde gücü sıfıra gider; ilimle irfanla, bilgiyle, kültürle.

OKTAR BABUNA: Onların birde ideolojisini yok ettiniz Hocam, Darwinizm’i. Belini kırdınız maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Adamlar niye bas bas bağırıyorlar İngiltere’de. Darwinizm deyince adamların kullandığı tek kelime var; “Adnan Hoca.” Hayrettir Mehdiyet deyince de Adnan Oktar akla geliyor, Darwinizm deyince de Adnan Oktar geliyor. Girin internete hep böyledir. Darwinistler şu an utançtan başlarını yerden kaldıramıyorlar. Mehdiyet’i de dünya çapında gizlemeye kalktılar. Onlar gizledikçe biz daha aydınlattık ve şuan Mehdiyet’i dünyada bilmeyen kimse yok.

OKTAR BABUNA: Musevileri de şevklendirdiniz. Onlar da duaya çıkıyorlar artık sizin vesilenizle.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Dün yabancı herhalde bir İngiliz turist geçiyoruz, “Adnan Oktar” diyor gösteriyor böyle. Hepsi öğrenmiş baksana.

OKTAR BABUNA: İki yüz ülkede okunuyor kitaplarınız, yetmiş bel dilde. Tarihte olmayan bir şey oluyor maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

CAN DAĞTEKİN: Darwinistler, “Ne olduysa 1980 yılından sonra oldu, artık evrimi anlatamıyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Dünyanın hiçbir yerinde Darwinizm’i böyle rezil olmadan, utanmadan, gururla, rahatça, ferahça anlatan adam çok azdır. Hep başı önünde ve utanarak anlatıyorlar. Yani doğru olmayan bir şeyi anlatan bir insanın ıstırabı acısıyla. Hiçbir öğrenciyle göz göze gelemiyorlar. “Darwin böyle dedi çocuklar” falan diyor böyle bir yandan cüzdanıyla oynuyor falan. Böyle bu işler.

OKTAR BABUNA: Konferans yaptıklarında Hocam ya toplulukta Adnan Hoca’nın bir talebesi yahut talebesinin talebesi varsa diye kimlik kontrolü yapıyorlar.

ADNAN OKTAR: Taylan Aydın, “Yeryüzünde cenneti yaşayan adam; Adnan Oktar” diyor. İnşaAllah, müminin kalbi cennettir.

Deniz Toprak; Deniz gel işte tanışalım. “Hasbihal etmek istiyorum” diyor. Gel.

Resulullah (s.a.v.) çok kibar, çok saygılı bir insan. Mesela orada böyle öküzlük yapan, kabalık yapan birçok ayı var münafıklardan. O öküzlerin hiçbirine sen böyle öküzlük yapıyorsun demiyor. Çok kapalı bir üslupla nezaketiyle konuları anlatıyor. Ama münafıklar çok patavatsız, münasebetsiz. Langur lungur böyle paldır küldür öküz gibi oldukları için akıllarına ne gelirse söylüyorlar, kafasına ne gelirse. Ve züppelik ve ukalalık, bilmişlik bütün münafıkların vasfı. Tarih boyunca bakarsanız, Firavun’a bak hep ukala ve münasebetsizdir. Resulullah (s.a.v.) zamanındaki münafıklara bak hep ukala ve münasebetsiz, hiç değişmemiş. Ama bak Hz. Musa (a.s) konuşurken çok saygılı ve çok edepli, çok nezih. Mesela bak “Sen Firavunsun, sen deccalsın” demiyor ona. Hep onu kurtarmaya çalışan bir üslubu var, çok nezaketli. Münafıklar da böyle güzel insanların efendiliğini, nezaketini onların -haşa- aklının noksanlığına vermişler. O yüzden hep deli demişlerdir. Onlar da istiyor ki kendisi gibi olsun, kendisi gibi cevap versin. Öyle bir ahlakı hiçbir peygamber kabul etmez. Mesela diyor ki “O sizden utanıyor” diyor ayette “ve söyleyemiyor” diyor. Mesela Hz. Zeynep’le evlenme konusunda da değil mi “Kalbinden geçiriyordun sen bunu ama insanlardan çekinerek söyleyemiyordun” diyor. İstese söyler ama utangaç bir insan. Mesela bağırarak “Ya Muhammed” diye bağırıyorlar sanki kendi arkadaşına bağırır gibi. “Peygamber utanıyor, bunu size söyleyemiyor” diyor. Veyahut geliyorlar evine yemek yiyip orada kalıyorlar Peygamber (s.a.v.)’i lafa tutuyorlar. Sürekli konuşmak istiyorlar Peygamber (s.a.v.)’le. Onun gezmesi lazım, konuşması lazım, dinlenmesi lazım; gitmiyorlar. Yemek yemeye geliyor, karşısına geçiyor öyle bakıyor Peygamber (s.a.v.)’e. Peygamber (s.a.v.) yemek yerken onlar da yemek yiyor veyahut yemiyor ama öyle seyrediyorlar. Hep karşısında olsun, hep onu dinlesinler, hareket etmesin istiyorlardı Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Ama Allah ne diyor? “Yemeğinizi yediğinizde dağılın.” Yani gidip musallat olmayın. Vaktini almayın. Çünkü onun vakti kıymetli. Tefekkür edecek, düşünecek, İslam’a Kuran’a faydalı şeyler yapacak, strateji yapacak, küfrün saldırılarına münafıkların saldırılarına karşı yöntem geliştirecek. Sen onu orada sürekli konuşturursan, sürekli ona musallat olursan onun düşünmesine imkan vermemiş olursun. İslam’a faydalı olmasına imkan vermemiş olursun. Değil mi? Normal yaşamasına imkan vermemiş olursun. Onun için ayette “Size söyleyemiyor” diyor. “Ama yemeği yedikten sonra hemen dağılın” diyor. Ve “Sesinizi ona birbirinize hitap ettiğiniz gibi yükseltmeyin” yani münasebetsizce, böyle saygısız, densiz konuşmalar yapmayın. Çünkü Peygamber (s.a.v.)’in yanına gidiyorlar bilmişlik yapıyorlar. Üst perdeden akıl vermeye kalkıyorlar. Mesela Peygamber (s.a.v.) sıcakta cihada gidilip gidilmeyeceğini bilmez mi? Kim bilmez bunu? Herkes bilir. İşte illa züppelik yapacaklar ya, illa çakallık bilmişlik yapacak ve kendini yüceltecek ya; büyük bir buluşta bulunmuş gibi geliyor diyor ki, “Sen akıl edemedin -haşa- ben akıl ettim” kalabalığın içinde. “Bu sıcakta” diyor “Bizi cihada gönderiyorsun. Bu olmaz” diyor. “Bu sıcakta cihada gidilmez” diyor. Yani “Bizi helak mı edeceksin?” diyor “bu sıcakta başımıza güneş geçer” diyor. Ahlaksız. Bak hem münasebetsiz, hem ahlaksız, hem züppe. Orada bak kaç amacı var? Bir; Peygamber (s.a.v.)’i düşüncesiz göstermek, akıl edemiyor göstermek. İki; kendini üstün göstermek, merhametli ve Müslümanları savunuyor göstermek. Üç; cihadı engellemek, Müslümanların başını belaya sokmak. Dört; Müslümanların dağılması için zemin hazırlamak. Mesela yine aynı bu züppe takımı diyor ki, “Tamam cihada gidelim biz, tebliğe gidelim ama çoluk çocuk evde, onlar ne olacak?” diyor. “Ailemiz. Onları düşünmedin sen” diyor Peygamber (s.a.v.)’e. Ahlaksız adam, düşünmez olur mu? Kendi ailesini o da bırakıyor. Herkes kendi ailesini bırakıyor. Askere giden bir asker zaten ailesini bırakır da gider. Bu kadar aptal mısın sen? İşte münafık aptallığı. Kendini nasıl gösteriyor? İşte ailesini, çoluğunu çocuğunu savunan merhametli şefkatli adam. Peygamber (s.a.v.)’i nasıl gösteriyor -haşa-? Çoluğu çocuğu düşünmeyen, aileleri düşünmeyen, eşlerini düşünmeyen bir insan -haşa- öyle göstermeye çalışıyor. Böylece Peygamber (s.a.v.)’e bağlılığı kaldıracak, hem Peygamber (s.a.v.)’i de meşgul edecek böyle pis laflarla vaktini alacak, Müslümanların da moralini bozacak. Kalbinde hastalık olan da varsa diyecek adam “Bu münafık haklı” münafık demez de o anda onu akıllı adam olarak görür “Ben gitmeyeyim” diyecek. Bunu dediğinde küfür, “Helal olsun sen ne kadar akıllı adamsın” diyor bu ailelerini bırakmama konusunda. “Çok güzel söylüyorsun” diyor. Bütün küfür Peygamber (s.a.v.)’e karşı birleşiyorlar. “Müslüman böyle olur” diyor küfür. “Aferin çok güzel söyledin” diyor Peygamber (s.a.v.)’e karşı. Onun için münafığın patavatsızlığı, münasebetsizliği tarih içinde hiç değişmez. Hep aynı, hep aynıdır. Kelimeler değişir, yöntem değişir, teknik değişir; mantık hiç değişmez. Hz. Musa (a.s) ile Firavun’un konuşmasına bakın hep Musa (a.s)’dan daha akıllı, daha bilgili, daha kültürlü olduğunu göstermek ve laf cambazlığı yapmak. Baş edemeyince de laf sokmak. Mesela konuşuyor diyor ki, “Duyuyor musunuz?” diyor “İşitiyor musunuz?” Ahmağa bak bu kadar kalabalığın içinde adam kulağında bir arıza yoksa herkes işitir. Sırf züppelik olsun. Yani onu güya kendince kızdıracak, rahatsız edecek. Peygamberimiz (s.a.v.)’i de hep münafıklar kızdırmaya çalışıyorlardı. Yani moralini bozacaklar, şevkini bozacaklar, kızdıracaklar, vaktini alacaklar. Onu konuşturup yormak istiyor. Resulullah (s.a.v.) tabii mecburen alıyor. Mesela “Sıcakta cihada çıkılmaz” deyince Peygamber (s.a.v.) orada yarım saat bir saat konuşması gerekiyor. Cihat da gecikiyor o arada bak. Mesela o alçağın yüzünden cihat da gecikiyor. Ve orada bozduğu adamlar da oluyor onun yani münafığın pisliğinden kirlenen adamlar da oluyor. Şimdi Peygamber (s.a.v.) dese ki, “Ben sana cevap vermiyorum hadi gidiyoruz” dese “Görüyor musun?” diyecek adam. Mecburen uzun uzun Peygamber (s.a.v.) cevap veriyor ona ve vaktini alıyor. Bak kaç cihetten zarar vermeye kalkıyor görüyor musunuz? Peki Peygamber (s.a.v.) bunu yaparken onun her kelimesi bir sevap, her harfi bir sevap. Ama bu sevaplar büyük sevaplar. Milyonluk sevaplar vardır, birde birlik sevaplar vardır. Peygamber (s.a.v.)’in aldığı milyonluk sevaptır. Sabrediyor oradan sevap alıyor. Bir saat konuşuyor oradan sevap alıyor, diğer müminlerin kalbini açıyor oradan ayrı sevap alıyor. Ona tecrübe oluyor oradan bir sevap kazanıyor. Cihatta başarılı oluyorlar oradan bir sevap kazanıyor. Direkt gitse, münafık ona musallat olmadan direkt cihada gitse sevabı çok az olur. Şimdi gidiyor ya beraber Müslümanlarla, herkes uymuş hiçbir sorun yok; sevabı az olur. Milyonluk sevap için münafığın musallat olması lazım. Münafık mümin için rahmettir. Kendisi için de felakettir. Müminin cennetini genişletir, velayetini çoğaltır, makamını yükseltir münafık. En çok yükselten odur, münafık yükseltir, sonra kafirdir. Yani makam yükseltme gücü sonra kafirdedir. Sonra işte kalbinde hastalık olanlardadır. Ama en şiddetli münafıktadır. Münafık, kafir ve kalbinde hastalık olandır.

Münafığın amacı mesela diyor ki; “Sıcakta cihada gitmeyin” dediği, cihada gitmeyince ne olur? Müslümanlar yenilir, küfür üstün gelir. Değil mi? Amacı ne oluyor? Müslümanların dağılması. Münafığın nihai amacı Müslümanların dağılmasıdır. Yani en kökteki amacı odur. Ama çok amaçlı saldırır. Ama Peygamber (s.a.v.) buna yaptığı müdahaleyle hem cihadı çok mübarek olur, bereketli olur, hem Müslümanların gücü kat kat artar. Yoksa mesela Müslüman’ın aklından geçiyor da olabilir; “Bu sıcakta çıkmasak mı acaba?” diye aklından geçebilir. Ama mümin söylemez, kendi içinde halleder bazen, bazı müminler de hiç düşünmez çok isabetlidir. İşte o düşünen kalbinde hastalık olan oluyor, bak dilinde yok hastalık kalbinde, ona şifa olur o. Münafık oradan o hastalığın tedavisine vesile olur. Hem de münafık aşağılanmış olur. Belirlenmiş olur, makamını görmüş olur. Yani ne kadar ahlaksız olduğunu Allah ona dünyada ispat etmiş oluyor münafığa. Ne kadar haysiyetsiz, ne kadar pis huylu olduğunu inkar edemeyeceği şekilde Allah ispat etmiş oluyor. Ama tekrar ediyorum, şimdi biz münafık alameti anlatırken hep karşımızda biri var gibi anlatıyoruz. Münafık alameti anlatırken biz kendimize anlatıyoruz. Kendime ve hepimize anlatıyorum. Çünkü bu belaya herkes düşebilir. Tabii. Yorgunum der yapmaz, yani sıcak şart değil ki. “Acıktım” der gitmez, işte “eğlenceye gideceğim” der gitmez. Bunun çapı çok geniş.

CAN DAĞTEKİN: Allah bir ayette şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “Oysa onlar (kendilerini tümüyle Allah´a ve İslam´a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah´ın Katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Cuma Suresi 11).

ADNAN OKTAR: Mesela bak bu da münafıkane bir harekettir, Peygamber (s.a.v.)’i ayakta bırakıp gitmek. Ama bunu Müslüman da yapıyor yani, dolayısıyla karşımızda bir grup var, şahıslar var, biz bunu onlara diyoruz değil. Yani bunu yapanların birçoğu normal Müslüman. Peygamber (s.a.v.)’i ayakta bırakıp gidiyorlar, tek başına kalıyor. Ama bu bir münafık alametidir. İşte münafıklık alametini gördüğünde Müslüman hemen teberri edecek, kaçınacak, inşaAllah.

İyi, Edirne Valisi Dursun Ali Şahin 2014 yılında Sinegog’un sadece müze olarak hizmet vereceğini söylemişti. Sonra bizim bu ısrarlı uyarılarımızdan sonra tamamen üslubunu değiştirmiş şimdi. İstanbul Musevi cemaatinin 34 yaşındaki Harun Esentürk’ün  nikah töreni Vali’nin Sinegog’la ilgili yarattığı krizi toplamaya dönük bir halkla ilişkiler faaliyetine dönüşmüş. Düğünde çiftin dini nikahı kıyılırken Türkiye ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için dua da okunmuş. Duanın ardından Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan resmi nikahı kıymış. Görüyor musunuz? Daha önce başka türlü konuşuyordu. İşte Musevilere karşı güzel davranalım, devlet buna ön ayak olsun dedik, ilk neticeleri almaya başladık inşaAllah. Hristiyan cemaatlere de öyle , kapanan kiliseler varsa açtıralım, yurt dışında kapanan kiliseleri satın alalım, açalım ve onların orada ibadet etmesi için teşvik edelim.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi verebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arab News gazetesinde “Türkiye için yeni dönem” başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda Başbakan değişikliği için AK Parti olağanüstü kurultayı ve Türkiye’nin yeni dönemini değerlendiriyorsunuz.

Merkezi Belçika’da bulunan, aylık ziyaretçi sayısı 4 milyonu bulan Sasa Post haber sitesinde “Acilen İslam Birliği kurulmalı” başlıklı yazınız Arapça olarak yayınlandı.

Her ay 500 bin kişiye ulaşan farklı kesimden okuyucu kitlesine sahip İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve İsveççe yayın yapan MBC Times sitesinde Avrupa’da mültecilerin yoğun bir işsizlik sıkıntısı çektiğini anlattığınız makaleniz İspanyolca olarak yayınlandı. Malezya İslam Partisi tarafından yayınlanan Harakah günlük gazetesinde “Geçen zamanın silinmeyen izi: Yaşlılık” başlıklı makaleniz yayınlandı. Dünyanın geçiciliğini anlatıyorsunuz yazınızda.

Pakistan’ın İngilizce günlük gazetesi National Herald Tribune’de “Avrupa Birliği PKK konusunda Türkiye’ye adil davranmıyor” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Merkezi Kuveyt’te bulunan 5 dilde yayın yapan İslami internet sitesi Truth Seeker’da  çeşitli imani ve Kuran mucizelerine yer verdiğiniz yazılarınız yayınlandı. Başlıklar şu şekilde; “Allah’ı anmanın kalplerde yarattığı etki, Işık ve karanlıklar, Geri döndüren gök, Güneşin hidrojen ve helyum içeriği , Anne sütü, Çiçek özlerini nereden aldığını hatırlayan sinek kuşları, Bize güvenliği öğreten yarasalar, Sedefin hasarı azaltan özel yapısı, Şifa kaynağı bir bitki: Zeytin 1. Bölüm ve 2. Bölüm, Kuran’da Artezyen kuyularına işaretler ve Bel kemiği ile kaburgalar arasında çıkan testisler.

 Tayvan’ın önde gelen İngilizce gazetelerinden The China Post’da yayınlanan “IŞİD giderse dertler bitecek mi?” başlıklı yazınızda dünya çapında terör sorununun temeli olarak IŞİD gösterilse de asıl mücadele edilmesi gereken insanlığı tehdit eden bir zihniyet bozukluğunun varlığından bahsediyorsunuz ve bu asıl sorun olan bağnazlığın kimse tarafından dillendirilmiyor olduğunu vurguluyorsunuz. Asıl çözümün Kuran’a dayalı eğitim programları olduğunu anlatıyorsunuz.

İran nüfusunun % 95 ‘inin ziyaret ettiği Ask İran sitesi  evrenin ve canlılığın yaratılışındaki mucizeleri anlattığınız mucizeler zinciri kitabınızın tanıtımına yer verdi.

Amerika’dan yayın yapan haber portalı News Rescue’da “Acilen İslam Birliği kurulmalı” başlıklı yazınız yayınlandı ve son olarak Amerika merkezli Jefferson Comer sitesinde de “Avrupa Birliği PKK konusunda Türkiye’ye adil davranmıyor” başlıklı makaleniz yayınlandı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Bu Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan resmi nikahı kıyıyor diyor ki; “Keşke Edirne’den gitmeseydiniz” diyor Musevilere. Daha önce böyle değildi üslubu. Bak devlet politikası değişsin dedik ya hükümetin, hemen etkisini gösterdi. Musevilere söylüyor; “Edirne’den gitmeseydiniz diyeceğim ama bunu düzeltmek mümkün değil. Ama lütfen Edirne’ye daha çok daha çok gelin. Bak güzel, demek ki konuşmanın, üslubun, tebliğin faydası oluyormuş. Bak bir ay, iki ay, üç ay konu üstünde daha önce durmuştuk, yoğunlaştırdık konuyu bu şekilde güzel bir cevap.

Düğünden fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet, Musevi kardeşlerimiz rahat rahat Türkiye’de huzur içinde yaşamaları lazım.

Bu homoseksüelliğin çirkinliğini dünya çapında anlattıktan sonra İngilizce yayın olarak, Facebook’ta, internette her yerde anlattık. Televizyonda geceli gündüzlü yayınlıyoruz, Amerika’da müthiş etkisi oldu. Amerika’da tanınan birçok rahip bu çirkinliğe dair, homoseksüelliğin yanlışlığına dair açıklama yapmaya başladılar. Hepsi çekinmişti, hiç konuşamıyorlardı. Benim konuşmalarımdan sonra hepsinin üstüne cesaret geldi. Mesela çok tanınan Jim Daily oranın ünlü rahiplerden sürekli İncil’den sözlerle homoseksüelliğin çirkinliğini ve bunun Amerikan toplumuna büyük bela getireceğini anlatmaya başladı. Daha önce bak çıtlarını çıkaramıyorlardı. Bütün dünyada rahiplere Hristiyanlara bir cesaret geldi maşaAllah.

Tayip Hocam “Milli eğitim müfredatı değişecek” demiş. İnşaAllah şu Darwinizm’e bir neşter bekliyoruz. Darwinizm çünkü doğrudan Allah’ı inkarı olan bir felsefe, tesadüfler sonucu kainatın yaratıldığını söylüyor. Belanın, huzursuzluğun, uğursuzluğun kaynağı burada, Darwinizm’dedir. Bunun mutlaka düzeltilmesi lazım. Mesela diyor ki Tayyip Hoca, ben her zaman söyledim bak, sadece alt yapı yapmakla olmaz dedim, camiler yapıyorsunuz imariyetler yapıyorsunuz, yurtlar yapıyorsunuz, binayla bir şey yapamayız, insan yetiştirmemiz lazım dedim. Bunu çok söyledim. Şimdi ne diyor bak Tayyip Hoca? “Sadece alt yapıyı kurmanın yetmediğini gördük.” Bak aynı, ne dediysem o. “Buralarda yeni nesillere aşılanacak bilincin” yani iman hakikatleri, Kuran mucizeleri, Darwinizm’in geçersizliği gibi “aşılanacak bilincin, verilecek eğitimin içeriği konusunda da çok ciddi çalışma yapılması, emek verilmesi şart” diyor. Hazır emek var, sadece devlet onu düzenlesin, bir şekle getirsin ve yayınlansın. Bak Malezya’da orada burada, Singapur’da her yerde benim kitaplarım yayınlanıyor, olduğu gibi, devlet tarafından. Türkiye’de de değiştirilerek yayınlanabilir. “Bunun için” diyor bak Tayyip Hocam “Yeni dönemi okul yapmaktan ziyade” ne diyorsak o yani “Milli Eğitim Bakanı’mla da önce konuştum şimdi de Milli Eğitim Bakanı’mla da onu konuşacağım, okul müfredatının içeriğinde yoğunlaşma dönemi olarak ilan ettik” diyor. Aynısı. “Müfredatı değiştireceğiz” diyor ve “Okul kurmakla olmuyor bu” diyor. Binayla değil, içerik önemli. Bak, yıllardan beri söylediğimizi şu an hükümet hayata geçiriyor. Yıllardan beri geceli gündüzlü anlattık. Çok sık anlatmak gerekiyormuş ve sonra da hükümet bunu kabul etti, Tayyip Hocam da dahil. Bak, diyor ki Tayyip Hocam; “Maddi ve manevi eğitim konusunda çok eksiklikleri olan, rüzgarın önünde sürüklenen” yani Darwinizm, materyalizm rüzgarı önünde sürüklenen “yapraklar gibi gençler olduğunu da görüyoruz.” Yani Darwinizm’in tahribatını görüyoruz diyor. “Öz eleştiriyi de yapmaktan çekinmeyeceğiz.” Yani kendimizi eleştireceğiz diyor bu konuda, öz eleştiri yapacağız, hatamızı gördük diyor. “Bu gençlerin bir kısmını bölücü terör örgütü devşiriyor,” çünkü Darwinist olunca alıyor, materyalist olunca alıyor, “zehirliyor ve kullanıyor ve maalesef onları acı bir akıbete doğru sürüklüyor” diyor. Eğitimdeki bozukluktan kaynaklanıyor diyor, Darwinist-materyalist eğitimden. “Eğer bugün dağlara giden gençler varsa işte bu şuurdan nasibi olmadığı için gidiyor.” Darwinist eğitim aldığı için gidiyor diyor. “Onların gidişini durduracak bir birikime, alt yapıya şiddetle ihtiyaç var.” Yani Darwinizm’in materyalizmin geçersizliğini anlatacak bilgilendirmeye şiddetle ihtiyaç var. “Aynı şekilde DAEŞ gibi mukaddes dinimizi istismar eden terör örgütlerinin ağına düşen gençlerimiz var. Bunlara da bakıyorsunuz inancı olan gençler. İnancı var ama şuuru yok.” Yani Kuran şuuruyla hareket etmiyor. Hadisle, sünnetle hareket edince DAEŞ kültürünün zemini ortaya çıkmış oluyor. “O işin hazzına tam manasıyla ulaşamamış.” Yani dinin derinliğine özüne ulaşamamışlar. Ama Tayyip Hoca tabii kapalı konuşabiliyor şu an. Biz açık konuşuyoruz. Ama ne diyorsak hükümet programı oluyor, ne diyorsak.

“Adnan Bey, şeytanın cismi ile bulunduğu mekan İngiltere mi?” Alpay Olgun. Evet, cisim olarak şeytanla bağlantı kuruyorlar. Bu İngiliz derin devletinin mensupları birçoğu gizli manyak, akıl hastası, ruh hastası adamlar. Şeytanla hakikaten transa geçiyorlar ve cinnet geçiriyorlar. Şeytandan akıl almaz korkuyorlar. Bunların hayatına baktığımızda ve yüzlerine de baktığımızda şeytanla derin trans halinde olduklarını görürüz, derin bağlantıda olduklarını görürüz ve şeytanın mantıksızlığını, münasebetsizliğini, küstahlığını, o şeytanın homoseksüel ruhunu, o homoseksüel manyaklığını. Yani şeytanda vardır bu homoseksüel manyaklığı, kendine hastır, onu çıkaran odur zaten o felsefeyi, şeytandır.

Şimdi kısa bir ara verelim.

VTR: Ne Demişti Ne Oldu?

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

Mufassal bin Ömer şöyle diyor. “İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Resulullah (s.a.v.) ferman etti ki “İmam Mehdi’ye izin verildiğinde Allah onu İbranice ismiyle çağıracak.” Moşiyah diye. “Ve ashabı onun için hazırlanacak. Tıpkı sonbahar bulutları gibi dağınık, üç yüz on üç kişidirler.”Üç yüz on üç, tekrarlayan iki tane üç var. İki üç üçgenle temsil edilir. Ters ve düz üçgenler iç içe girdiğinde o Davut Yıldızı’nı oluşturuyor. Şeytan üç rakamından çok rahatsız olur. Üçe kafayı takmıştır şeytan. Mehdiyet’i temsil ettiği için çok rahatsız olur. Onu üçlemeye, teslise çevirmeye kalktılar. Halbuki orada sadece o rakam öyle. Mesela 666 şeytan için önemlidir. Üçler tekrar etmesiyle elde edilen bir yapı olarak görürler. Yani iki kere üç, iki tane üç yan yana. Şeytan çağırırken de öyle, cin çağırırken de iç içe geçmiş üçgen kullanıyorlar. İşte Hz. Mehdi (a.s)’ın ezeceği şeytan o tarz yöntemle getirilen bir şeytan.

Şeytan münafıkları delirtir. Müminin oyuncağıdır şeytan, onunla oynar adeta. Yani müminin köpeği gibidir şeytan, “hoşt” dersin gider. “Tut” dersen de tutar ama. Mesela Hz. Süleyman (a.s) onları kontrol altına almış. “Denizin dibinde inci, mercan ne bulursanız çıkarın” diyor. Dalıp getirip Hz. Süleyman (a.s)’ın önüne koyuyorlar. Kontrol altına almış. Onun yüzüğünde hapsedilmiş durumda. Yakut yüzüğü var, altın üzerine nakşedilmiş yakut, kırmızı yakut. O yakut taşının içinde binlerce cin var saklı, çıkamıyorlar onun içine hapsetmiş. Babadan oğula onun içinde kalıyorlar. Şimdi ahir zamanda o yüzük bulunacak, Hz. Süleyman (a.s)’ın yüzüğü. Hz. Mehdi (a.s)’ın eline geçecek, Hz. Mehdi (a.s) parmağına takacak, ondan sonra onun emrine girecekler. Normal bir adam görse aklını atar ama Allah işte o gücü kuvveti veriyor.

İmam Caferi Sadık aleyhisselam yine, dedem mübarek Hz. Mehdi (a.s)’a aşık. “Resulullah (s.a.v.) ferman etti. Talut’un ashabı bir nehirle imtihan olunmuş ve Allah onlar hakkında “sizleri bir nehirle deneyeceğiz” buyurmuştu. Kaim aleyhisselamın ashabı da tıpkı Talut (a.s) gibi imtihan olunacaklardır.” Talut gibi. Anlaşılıyor ki Kuran’daki kıssa alenen Hz. Mehdi (a.s)’a işaret ediyor, Talut kıssası. Çünkü o da üç yüz ön üç kişi. (Gaybeti Numani, 20. Bölüm)

Hz. Süleyman (a.s)’ın yüzüğü Hz. Mehdi (a.s)’ın sağ elinde. Sağ elinde parmağında, o küçük parmağın yanındaki parmak.

“Kaim imam Mehdi zuhur ettiğinde Resulullah (s.a.v.)’in bayrağı,” Topkapı’da, “Hz. Süleyman (a.s)’ın yüzüğü” nerede?

OKTAR BABUNA: Taberiye Gölü’nde.

ADNAN OKTAR: Arayacağız onu. Orada başka bir şey var. Bir yerde değil kutsal emanetler birçok yerde. “Hz. Musa (a.s)’ın asası.”

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Sayın Erdoğan Fransa’da polisin protestoculara uyguladığı şiddet konusunda şunları söyledi: “Paris’te yaşanan olaylardan dolayı şu anda ben de endişeliyim, kaygılıyım. Ancak üç yıl önce İstanbul’u mesken tutup neredeyse kesintisiz canlı yayın yapan medya kuruluşları bu olaylara adeta kör, sağır ve dilsiz kalmışlardır” dedi.

ADNAN OKTAR: Hakikaten hayret. Fransa’da kadınları, delikanlıları mahvediyorlar, böyle yerden yere çalıyorlar, feci şekilde dövüyorlar. Kimse ilgilenmiyor ve kimsenin sesi çıkmıyor. Şu zulme bak. Her fırsatta insan hakları için Türkiye’yi eleştiriyor batı. Mesela bu San Diego’da Trump’ı protesto eden barışçıl eylemcilere polis odunla vuruyor. Rezalet. Beysbol sopalarıyla giriyorlar, adeta beysbol sopası gibi yani.

Cenab-ı Allah Mikail (a.s) aracılığı ile bu üzerinde yakut bulunan yüzüğü ihsan ediyor Cenab-ı Allah ona, Mikail (a.s) aracılığı ile. Ama tabii o bilmez, belki bir insan olarak geldiğini zannediyor. Fakat ona bildiriliyor vahiyle.

Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bazı fotoğraflar göstermek istiyorum. Bunlar süper makro fotoğraflar. Denizlerdeki en küçük canlıların dahi görünümünü bu şekilde görebiliyoruz. Akdeniz’de Malta adalarını çevreleyen sularda böyle canlı renklere, hareketlere, ışıklara sahip canlılar var. Bu canlıların büyük bir kısmı on milimetreden daha kısa, yaklaşık iki pirinç tanesi kadar büyüklükte.

ADNAN OKTAR: Çok kaliteli sanat eserleri oluyor ya küçük, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolardan sonra programımız devam edecek. 

Masaüstü Görünümü