Harun Yahya

Sohbetler (1 Haziran 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

SİBEL YILMAZTÜRK: Hocamız’la canlı yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Tabii bu şehir özel Allah tarafından süslendi, hazırlandı ve Osmanlı’ya sunuldu. Hz. Mehdi (a.s)'ın gelişi için. Mümkün değil İstanbul'u vermezlerdi. Yani Avrupa, Hristiyan alemi imkansız vermezdi. Ne Rusya verir, ne İngiltere verir, ne Avrupa hiçbiri vermezdi. Ama Hz. Mehdi (a.s)'ın gelişi mevzubahis olunca Allah kaderi ona göre yönlendiriyor. Basiretler bağlanıyor, ferasetler bağlanıyor, akıllar durduruluyor. Ve Allah'ın dediği oluyor.

İyilerle kötülerin savaşı ta Hz. Adem (a.s)'den itibaren başlamıştır. Kıyamete kadar devam edecek. Hz. Adem (a.s) devrinde başladı, Hz. İbrahim (a.s) devrinde Nemrut ve İbrahim (a.s), Hz. Musa (a.s) devrinde Firavun Hz. Musa (a.s), ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s) ve deccal. Deccaliyeti İngiliz derin devleti temsil ediyor. Ve onlara bağlı münafıklar, münafık ordusu. Deccalın en mühim kuvveti münafıklardır. Küfürden o kadar çok istifade edemez. Ama asıl münafık ve müşriklerden istifade eder. Deccalın iki mühim gücü.

İyilerle kötülerin mücadelesinde şeytan görünmez bir güç. Onun için şeytanla mücadele o kadar kolay değildir. İman ehli son derece dikkatli olması gerekiyor. Münafık şeytandan daha eşeddir, daha şiddetlidir. Çünkü insan görünümündedir, Şeytan sadece fısıldar o konuşur. Yani alenen konuşur. Her yerde konuşur. Ve şeytanlığını gece gündüz yapmaya gayret eder. Bukalemun gibidir münafık. Her yerin şeklini alır. Her ortamın şeklini alır. Nereye gitse uyum sağlar. Derin devletlerle bağlantı kurdu mu onların adamı olur, Müslümanlara geldi mi Müslüman gibi görünür. Başka bir türü görse onların şeklini alır her şekli alabilir.

DANIELA HANIM: Şeytanlar münafıklarla mı konuşuyorlar?

ADNAN OKTAR: Evet ins ve cins. Münafık insi şeytandır. "Şeytanı dessastır" diyor Bediüzzaman. Vahim bir varlıktır. Müslümanların makamını yükseltir. Manevi makamını, cennetteki makamını yükseltir. En şiddetli yükselimler orada olur. Münafığın etkisiyle olur.

Yaşar Nuri Öztürk Hoca’yla ilgili vefat haberleri falan bunlar ayıp, vicdansızlık. Böyle şeyler yapmasınlar. Kaç defa yaptılar böyle. Allah uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin. Öyle denir mi? Durup durup öyle haber çıkarıyorlar. Çok ayıp, samimiyetsiz bir tavır.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Sevgi fedakardır” diyeceğiz. Çünkü sevginin vasfı o; fedakar.

Dünya ülkeleri Türkiye'de kalitenin düşmesinden çok rahatsızlar. Onu direkt de söyleyemiyor. Mesela bizi Avrupa Birliği’ne almamalarının nedeni kalitenin ciddi şekilde düşmesidir. Ve gelenekçi anlayışın süratle yayılmasıdır. Kadın düşmanlığı, Musevi karşıtlığı, sevgisizlik, kabalık, şiddete eğilim ruhu adamlar bunu görüyor gözlemliyorlar. Bizi niye Avrupa Birliği’ne almıyorlar diye insanların merak etmesi lazım. Kalitenin düşmesiyle ilgili bu. Kalite yükselmiş olsa, biz Avrupai bir devlet olsak, Avrupai bir millet olsak Türkiye'nin her yeri; var tabii kaliteli insanımız var ama genele oranla bu şu an düşük. Daha yükseltmemiz gerekiyor. Bizim en az Avrupa ayarında, onun üstünde ultramodern bir ülke olmamız lazım. O zaman bizim karşımızda ne PKK olur ne şu olur ne bu olur. PKK kalitenin düşük olduğu ortamlarda gelişir. Komünizm de öyle ortamlarda gelişir. Kaliteli bir ortamda böyle fikirler hiçbir şekilde gelişmez, ne faşizm gelişir ne komünizm gelişir. Mesela Avrupa, insanların Türkiye’de mutsuz olduğuna inanıyor. Doğru; birçok insan mutsuz, huzurlu değiller, rahat değiller. Yani ekonomik yönden Allah’a çok şükür rahatlar ama manevi yönden rahat değiller. Kendilerini baskı altında hissediyorlar. Tabii bu özgür deyince sokağa çıkıp bağırma falan değil. Ama gelenekçi sistem, gelenekçi anlayış gittikçe kafasını, mantığını hakim etmeye başladı. Cehaletin de zeminde buluşmasıyla bu sistem gelişiyor. Aydınımız çok çok şükür, kaliteli insanımız da çok ama yeterli değiller. Bundan dolayı da Avrupa da, Amerika da, Rusya da şiddetle Türkiye’ye tavır alıyor. Türkiye tamamen yalnız bırakıldı. İşte “Osmanlı’nın evlatları coştu, artık büyük devlet olma yolunda.” Öyle bir şey yok, bütün İslam alemi tarafından dışlandı. Rusya da dışladı, Amerika da dışladı, Avrupa da dışladı dünyada yalnız kaldık. Kalitenin olmamasından kaynaklanıyor bu. Yeniden böyle modern, kaliteli, seçkin bir politika izlenirse, klas olma yolunda adım atarsak bütün dünya hayran kalır bize. Herkes bizi ister. Mesela Irak’a duydukları nefretin sebebi kalite düşüklüğüdür. Suriye’ye duydukları nefretin sebebi kalite düşüklüğüdür. Afganistan’daki nefretin sebebi kalite düşüklüğüdür. Kaliteli hiçbir ülkeye hiç kimse müdahale etmiyor yani kalitenin yüksek olduğu ülkelere. Bunu görmezden gelip sırf köprü yapmak, yol yapmak bununla netice alınmaz. Tayyip Hocam maşaAllah bunun derdine düştü şu an. Aylar, yıllardan beri söylüyorduk bunu artık anlatmaya başladı. Dedi ki; “Bina yapmakla olmuyor, cami yapmakla olmuyor, okul yapmakla olmuyor içini doldurmamız lazım. O aklın, o şuurun, o kalitenin, o üstünlüğün hakim olması lazım” dedi. “Bu da bilgiyle, şuurla, derinlikle olur” diyor, özetle diyorum. Ama çok acele etmemiz lazım. Hiç vakit kaybetmemek gerekiyor. İran bile Türkiye’ye karşı tavır aldı. Herkes tavır aldı. Ve Türkiye yalnız kaldı. Habire işte “Osmanlı’nın evlatlarıyız, Osmanlı’nın eski nizamına doğru gidiyoruz.” Kardeşim öyle bir şey olduğu yok, çepeçevre kuşatılıyoruz. Böyle bir kafayla olmaz bu, sevgi anlayışıyla olur, merhametle olur, gelenekçi İslam anlayışıyla, Abdülhamit döneminin kafasıyla yapamayız. Onunla eziliriz. Abdülhamit döneminde zaten yıkıldı Osmanlı. Yıkılan dönemin özentisi içinde olursak bir daha yıkılırız Allah esirgesin. Yeni bir anlayış, yeni bir mantık, yeni bir kafa gerekiyor. Son derece modern, dışa dönük, kaliteli, klaslığa önem veren, sevgiyle dolu, merhametle dolu, anlayışlı ama bu bütün ülkelere karşı böyle. Biz kabadayıca hiçbir ülkeye yanaşmayız. Her ülkeye şefkatle yaklaşırız, hepsine merhametle yaklaşırız her kavme. İsrail’den nefret akıl almaz boyutlarda, yüzde seksen falan. Yunanistan’dan nefret ediyor adam, İran’dan nefret ediyor, Rusya’dan nefret ediyor, Suriye’den Irak’tan nefret ediyor. Bu büyük bir felaket. Siyasetçiler buna ön ayak olup bu kötü gidişi durdurmaları lazım. Birkaç kişinin sözüyle bu olmaz. Kadınlara karşı muhalefet de çok şiddetli, kadın karşıtlığı çok şiddetli. Bak, adamlar kadınları öldürmeye başladı, kimi yaralıyor, kimi dövüyor. Kadın nefreti gittikçe yayılıyor ve kadınlar müthiş aşağılanıyor birçok yerde. Gelenekçi inanç, gelenekçi düşünce, gelenekçi felsefe bunu veriyor. Ve hepsi ittifak ettiler Türkiye’yi çembere aldılar. Bu çemberin kalkması için yeniden bizim modern, akılcı, bilimsel düşünceye önem veren, hurafelerden arınmış, Darwinizm’e materyalizme karşı tavır alan kaliteli bir gençlik yetiştirme politikamız olması lazım. Yoksa bu bela gittikçe tırmanır Allah esirgesin. Mesela PKK gençliği çok politize, acayip politize edilmiş yani müthiş bir siyasi bilgiye sahipler, PKK’nın gençleri tamamı. Bizim gençliğimiz siyasi şuurla yetiştirilmiyor, politize edilmiyor. Halbuki milli şuurla yetiştirilip muazzam bir güce sahip olmaları gerekiyor, ruh gücüne. Bölücülüğe karşı, Türkiye’nin bölünmesine karşı, komünizme karşı, Stalinizm’e karşı, şiddete teröre karşı çok ciddi tavır almaları gerekiyor. Haberleri bile yok Türkiye’nin el altından kaydığının. Memleket elden gidiyor adamların haberi bile yok. Türkiye’nin Güneydoğu’suna dünyanın en büyük erkek genelevini kurdu PKK. Ne kadar sapık varsa getiriyorlar. Adamların askeri gücü yetmiş bin kişiye çıkmış ve Amerikan silahlarıyla donatılıyor, uçaksavar roketler, ağır silahlar her türlü malzeme veriliyor. Bizim gençlerin birçoğunun umurunda dahi değil, haberleri bile yok, boş işlerde, yok evlenebilsin, yok koca bulsun, yok köşeyi dönsün. Hatta dizilerde de milletin birbirleriyle nasıl uğraşması gerektiği anlatılıyor. Kızlar birbirine laf sokuyor, çirkin laflar ediyorlar, hakaret ediyorlar. Erkekler birbirine hakaret ediyor o ona silah çekiyor, o ona işte mafya metotlarıyla tehdit mesajları gönderiyor. Akşama kadar bununla dolu televizyonların birçoğu. Ve gençliğimiz bu kafayla şiddetli şekilde bozuluyor, birçoğu. Ama birçoğu da tabii çok şuurlu, aklı başındalar maşaAllah.

Ortadoğu’da öyle bir ortam oluşturdular ki PKK Türkiye’den kat kat kat modern, kat kat kat ilerici, çok çok ileride kadınlara saygılı, modern, klas bir yapılanma olarak görülüyor. Yani Avrupa’nın bir bölümü gibi görüyorlar adeta. Bunu PKK’ya niye veriyorsunuz kardeşim? Gelenekçi bataklıkta gittikçe batmaya gidiyorsunuz, PKK da ilerici aydın görünümüyle, -kendince tabii yaptığı oyunla- Avrupa’nın gözünü boyuyor. O zaman diyorlar ki “Biz bunları batıralım, Anadolu’yu mahvedelim, bunları da yüceltelim, Anadolu’yu da PKK’ya verelim. Bunlar adam olmaz” diyorlar bizim için, Türkiye için, “Bunlar adam olur, bizim eğitimimiz altında söz dinliyorlar” diyor “Aydın bunlar” diyorlar. Bu imajı vermek çok korkunç, çok yakışıksız, vicdana uymayan bir hareket. Allah rızası için bunu yapmasınlar. Dünyanın en kaliteli memleketi biz olalım, en kaliteli insanları bizim içimizde olsun. Her şeyimiz kaliteli olsun, evlerimiz, sokaklarımız, kıyafetimiz, yememiz, içmemiz, bütün tavırlarımız kaliteli olsun. Avrupa’yı kat kat geçelim. Ve kadın haklarında en ileri olalım. Kadınlarımız istediği gibi giyinsin. Başı açık kadınlara ters gözle bakılıyor birçok yerde. Dekolte giyinemiyor kadınlar. Plaja gitmek adeta suç haline geliyor. Bu iyi bir gidişat değil, bunun durdurulması lazım. İsrail düşmanlığı hat safhada. Hristiyan düşmanlığı hat safhada. Bırak Hristiyanlar özgürce gitsin kiliselerde ibadet etsin, Museviler gitsinler özgürce sinagogda ibadet etsin. Hanımlar istediği gibi giyinsin, isteyen çarşaf giyinsin, isteyen mini etek giyinsin karışma, baskı altına alma milleti. Bizim en kısa zamanda bütün Avrupa’yı kucaklayan, modern, dışa dönük, aydın, kaliteli, klas, sevgi dolu bir yapıya bürünmemiz gerekiyor. Bağnazlık körükleniyor, bu başımızı belaya sokar. Mafya da bir yandan siyasete yandan dokundurmaya başladı. Onların da etkisiyle şiddetle karışık çirkin bir siyaset anlayışı bazı yerlerde uygulanmaya başladı. Hükmet buna karşı çok ciddi tavır alması lazım. Modernliği her ne pahasına olursa olsun muhafaza edip koruması lazım. Yani “uydum kalabalığa” gidemezler.

Mesela Fransa’da billboarda falan PKK’lı kadınların özgür olduğu YPG’lı kadınların özgür olduğuna dair binlerce yüz binlerce afiş var Fransa’da.  Ama Türkiye’de kadınlara özgür denmiyor. Türkiye’de de kadınların özgür olduğu vurgulansın. İstediği gibi giyinsin, istedikleri gibi gezinsinler. Çarşaflıya da laf edilmesin mini etekliye de laf edilmesin. İnternette adeta lağım akıyor bazı insanların ağızından. Yüz binlerce gencin ağızından adeta lağım akıyor. Akıl almaz hakaretler. Akıl almaz laflar sözler. Başbakana, cumhurbaşkanına karısına kızına herkese adeta, müthiş bir sevgisizlik furyası etrafa yayılıyor. Buna karşı tedbir alınması lazım. Üç-beş kişi öncü olmuş olsa çok güzel netice alırız.

Bizi Afganistan modeline doğru yavaş yavaş yaklaştırıyorlar benim gördüğüm. Bütün Türkiye’yi adım adım, ondan sonra helak etmeyi düşünüyorlar. Bu çok büyük bir tehlike. Bağnazlar da hiçbir risk görmüyorlar, seviniyor adam. Bağnazlığa kaydıkça seviniyor daha da iyi oluyorzannediyor. Halbuki felakete bir adım daha gitmiş oluyoruz. Süper tehlikeli olur bağnazlık. Bizim Avrupa ile birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Modern olmamız gerekiyor. Son derece riskli bir şey aksi.

EBRU ALTAN: Siz daha önce örnek vermiştiniz. Modernliğe karşı olanlar da en çok sizin modern olarak örnek verdiğiniz ülkelere gitmek istiyor, şehirlere gitmek istiyor diye.

NADYA HANIM: Çocuklarını orada okutmak istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela çocuğunu Fransa’ya gönderiyor. İtalya’ya gönderiyor. Norveç’e, İsveç’e gönderiyor. Amerika’ya gönderiyor. Ama şiddetle de kültürlerine karşı. Göndersene Suudi Arabistan’a işte. Mısır’a gönder. Değil mi? Niye göndermiyorsun? Pakistan’a gönder. Tam istediğin gibi orada muazzam üniversiteler var. Göndermiyor beğenmiyor çünkü oradaki kalitesizliği.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin ortaya koyduğunuz imandan kaynaklanan kalite anlayışı Adnan Bey, Paris’ten İtalya’dan çok çok yüksek. Onu da görüyordur herkes zaten inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii ki ben kafalarında canlandırmaları için Paris diyorum. Tabii ki Paris bizim hedefimiz değil. Paris çürümüş durumda, Londra da çürümüş durumda. İnsanların büyük bir bölümü çürümüş durumda. Binaların büyük bölümü çürümüş durumda. Biz zinde aydın çok klas bir yapıyı kastediyoruz. Ama kafalarında canlandırmaları için bir örnek vermemiz gerekir tabii.

İsrail’le barışmak için bak yıllardan beri uğraşıyorum. Musevileri buraya çağırıyorum biz oraya gidiyoruz onlar buraya geliyorlar. Bak en sonunda hükümete kabul ettirdim. İsrail’le barışmayı ve dost olmayı. Bak şimdi bağnazlar kudurdular. Bir kısmı için söylüyorum. Siyonistlerle iş birliği yapıyor hükümet diye, hükümet en doğru hareketi yapıyor. Ona düşman ol buna düşman ol. Kardeşim deli misin sen? Sevdiğin hiç kimse yok. Türkiye, İsrail, Rusya ittifak etse PKK yani köpek gibi sinerdi gıkını çıkaramazdı. Ama felaketi daha yeni anladı hükümet. Ve apar topar, bak Rusya’yla da barışalım dedim. Israrla uğraştım. Pravda Gazetesi’nde sürekli yazılarım çıktı. Bak yeni yeni oraya doğru da yanaşmaya başladılar. Rusya ile net dost olmamız lazım. İsrail’le de net dost olmamız lazım. Türkiye’de İsrail karşıtlığı sıfır olması lazım. PKK itleri o zaman tamamen tırsarlar.

Mesela bütün gelenekçilerin çocukları modern olmak istiyorlar. Hepsi modern ülkelere gitmek istiyorlar. Niye bizi batağın içine çekmeye çalıyorsunuz o zaman.

Türkiye’de herkesin sorumluluk alması lazım. Siyasetin, sokaktaki insanın o zaman bize hiçbir kimsenin gücü yetmez. Ama mesela PKK’yı ordu halleder, asker halleder diyor, adam Televole kültürü içinde. Sen de kültürel yönden mücadele et. İnternette mücadele et. Kitap yaz veyahut yazılan kitapları oku. Yahut kitap dağıt. Konuya komşuya anlat tehlikeyi izah et. Umurunda bile değil. Konuşsana etrafına anlatsana tehlikeyi. Komünist tehlikeyi anlat Stalinist tehlikeyi anlat. Tedbir al bir şeyler yap. Umurunda bile değil. Haset adamlar da oturuyor birbirleriyle uğraşıyorlar. Mesela Şiilerle uğraşıyor. Şii nur gibi Müslümandır. Kuran’a uyuyor mu uymuyor mu? Uyuyor sana ne ondan gerisi seni ilgilendirmezsin. Tarih bilgisiyle birbirlerine öfke duyuyorlar tarih. Kuran’la hareket etsene kardeşim tarihle ne olup bittiğini sen nereden biliyorsun. Bırak tarihi coğrafyayı. Sen Kuran’a uy Kuran’a göre o senin kardeşin. Bitti ondan gerisi. Kuran’a göre kardeşin mi değil mi? Kardeşin.  Falanca tarihte falanca oldu. Sen bırak öyle bir şey yok. Kuran, sen tarihe göre hareket edin demiyor. Neye göre hareket edeceğiz? Kuran’a göre hareket edeceğiz. Dolayısıyla Şii-Sünni tam anlamı ile kardeştir. Bizim İran’la etle kemik gibi hiç birbirimizden ayrılmamamız lazım. Zorla bir kusur bulmaya çalışıyorlar.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in dünyalar güzeli Peygamberimiz (s.a.v.)’in Tebük Gazzesi’nde münafıklar hakkında bazı ayetler indi Cülas bin Süveyd diyor ki “Muhammet’in dedikleri doğru ise biz eşekten beter durumdayız.” Bunun üzerine Umeyr diyor ki “Ben Resullullah’ın doğru söylediğine senin de eşekten beter olduğuna şahitlik ederim” diye karşılık vermiş. Bunun üzerine Resullullah (s.a.v.) Cülas’ı çağırıp olayın iç yüzünü sormuş. Fakat Cülas söylediklerini inkar etmiş. Yok demedim öyle bir şey demiş. Zor durumda kalan Umeyr kendisinin doğru söylediğini tekrarlayınca ayet indi. Birden Peygamberimiz (s.a.v.)’in üstüne vahiy iniyor. Rengi soluyor, tülbentle örtüyorlar. “Allah’a and ediyorlar ki” şeytandan Allah’a sığınırım “(o inkar sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar o inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ”. Bak “İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Eğer tövbe ederlerse kendileri için hayırlı olur.” Bak Cenab-ı Allah şefkatini görüyor musun? “Eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da ahirette de acı bir azapla azaplandırır” (Tevbe Suresi, 74) Bak dünyada da diyor. Bu mucizedir. Dünyada gözü ile görecek diyor ahirette de acı bir azapla azaplandırır. Tevbe Suresi, 74. Cülas bu ayeti duyunca hemen tövbe etmiş. Ben samimi bir Müslüman’ım demiş. Elhamdülillah demiş. Bak işte münafıklık böyle illa takılı bir şey değil bir insana, isterse dönebilir. Mesela bak tövbe edip dönüyor. Münafık karakteri gösteriyor ama dönüyor. Münafıkların bir vücut dili vardır. Vücut dili. Bir söz dili vardır birde vücut dili vardır. Bunlar bukalemun gibidir. Her yere uyar bir kere münafık. Her türlü yalan dolanla, her türlü üç kağıtçılıkla şeytani zekaya sahip oldukları için sürekli uyum gösterirler. O yüzden müminlerin onları yakalaması ve onlarla ilmi mücadelesi çok zor olur. Özel yetenek Mehdiyet yeteneği gerekir. Onun için Cenab-ı Allah Mehdi (a.s)’yi gönderiyor. Münafıksavardır Mehdi (a.s).  Bediüzzaman diyor o cereyanı münafıkaneyi öldürüp dağıtacak diyor.

Vücut dili nasıldır? Hadislerde diyor mesela gözyaşı ve ağlamayı çok iyi kullanır münafık. Nerede ağlayacağını bilir. Nerede susacağını bilir. Yüzündeki ifadeyi pis hale getirmeyi münafık çok iyi bilir. Münafığın özelliğidir. Yüzünü istediği şekle sokar. İsterse insancıl bir ifadeye sokar isterse şeytan görümüne sokar. Müthiş bir mimik kontrolü vardır münafıkta. Yüzünü ekşitir asar, Kuran ayetleri ile bu açıkça belirtilmiştir.

OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadiste Hocam, “Sen onları yüzlerinden tanırsın” ayetinin Mehdi (a.s) için indiğini söylüyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Mehdi (a.s) onları yüzlerinden tanıyacak inşaAllah.

Sesini yükselterek yaygara koparmak münafığın özelliğidir. Kuran’da belirtilmiştir. Bak diyor ki Cenab-ı Allah İsra Suresi, 64 şeytandan Allah’a sığınıyorum, "Onlardan güç yetirdiklerini” güç yetiremediklerini demiyor. Güç yetirmesi için zayıf, kişiliksiz, iblis ruhlu olması lazım. “sesinle sarsıntıya uğrat”, yani onları etkilemeye çalış. Küfre çekmeye çalış, ahlaksızlığa çek. Zulme çek, isyana, tuğyana, delalete çek, samimiyetsizliğe, sahtekarlığa, yalancılığa çek. Ve her türlü kötülüğü yapmaya doğru hareket et. O anlama geliyor. “atlıların ve yayalarınla” yani mekanize, arabalarla şunlarla bunlar da olabilir. Yayalar, yürüyenlerle de olabilir. “onların üstüne yaygarayı kopar”(İsra Suresi, 64) Topluca bağırıyorlar ya bazen topluca, yaygaradan kasıt da o. İsra Suresi, 64. Bazen de arabalarla falan topluca yaygara yapabiliyor. Veyahut bir araya gelip yaygara yapabiliyorlar. Ama ahirette Allah diyor ki onların sesini kısacağım, burada bağıranların orada ahirette sesini kısacağım diyor. “O gün kendisinden sapma imkânı olmayan çağırıcıya uyacaklar, Rahman (olan Allah)’a karşı sesler artık kısılmıştır. Hırıltıdan başka bir şey işitemezsin”(Taha Suresi, 108) diyor. O zor şartlarda ancak hırıltı ile nefes alabiliyorlar. Yani çok zor bir ortam meydana getiriyor Allah onlara.“O yalanlamıştı ve yüz çevirmişti” (Kıyamet Suresi,32) . Bak yüz çevirme münafığın özelliği. Müslüman mesela yüzüne bakmaz tavrına kendince bir çirkinlik ekleyerek Müslüman’ı rahatsız etmek ister. “Sonra çalım satarak yakınlarına gitmişti”(Kıyamet Suresi,33) Böyle enaniyetle, kibirle, büyüklük hissi ile züppelikle yakınlarına gitmişti. "Sen buna müstahaksın dahasına da müstahaksın." diyor Allah. Sen bu belaya müstahaksın daha da büyük belalara müstahaksın. Kıyamet Suresi 32-35. 

“...kalplerinde hastalık olanların, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarını gördün... [Muhammed Suresi, 20] Yani akık ölü anlamsız ve mat bir bakışla; ölüm baygınlığı. Çünkü komaya giren baygın adam, anlamsızdır artık ruhu gittiği için. Ruhsuz, sana ölü gibi bakarlar diyor. Münafığın mükemmel bir tarifini yapıyor Cenab-ı Allah. Bakışlarında ölülük, bitkinlik ve baygınlık; o şekilde bakıyor. "Korku gidince," üstlerinden münafığın korktuğu olay gidince "hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek" yani bir çıkar için, bir eğlence için, bir menfaat için oldukça düşkünlük. Oldukça nasıl? Israr ederek yani hırs göstererek, düşkünlük göstererek. "sizi keskin dilleriyle eleştirip inciterek karşılar.” Yani pis, ahlaksızca konuşmalarla laf sokarak, adilik yaparak, büyüklük taslayarak, iğrenç cümleler kullanarak, fitneye fücura yönelik, Müslümanların manevi gücünü kırmaya yönelik alçakça üslup kullanır diyor Allah. “Onlar” diyor Allah, “işte onlar iman etmemişlerdir.” Yani bu ahlaksızlığın sebebi bu oluyor. Hayret edilecek şey, bu mucize. İman eden de olmuyor, iman etmeyen, böyle hasta olanda da bu oluyor. “…böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.” (Ahzab Suresi, 19) Bütün yaptıkları boşa gidiyor münafığın. Mesela uğraşır, didinir, münafıklarla bir şey organize etmek ister. Allah başına geçirir. Bir malı elde etmeye kalkar, Allah onun başını belaya çevirir. Bir yiyecek elde etmeye çalışır. Allah o yiyeceği onun başına bela eder. Ne yapsa Allah ayağına dolandırır. Ama münafığın en mühim vasfı müminin manevi makamını çok yükseltir. Yani cennetini alabildiğine yükseltir. “Bu Allah’a göre pek kolaydır” diyor. Şimdi neden söylüyor biliyor musunuz? Münafığı bazı Müslümanlar çok güçlü zanneder, yani bayağı bir şey yapabilecek zanneder. Hâlbuki münafık köpek gibi, kuduz köpek gibi tamamen ne yapacağı belli olan bir varlıktır. Yani tamamı Allah’ın kontrolündedir. Yani onun özgür hareket ettiğini zannetmek şirk olur. Münafığın en ufak bir hareketi, kıl kadar bir hareketi bile Allah katında belirlidir. Onun için “Bu Allah’a göre pek kolaydır” diyor Allah. “Belasını vermek, ezmek her an Benim için çok kolay” diyor Allah.

Resulullah (s.a.v.)’in yanına geldiklerinde münafıklar hep böyle pislik ve lanet bir ruhla geliyorlar. Yani ruhundaki o isyan, anarşi ruhu, o azgınlık, pislik, sevgisizlik bir türlü dinmiyor.  Bak, diyor ki “Peygamber'e isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun?” (Mücadele Suresi, 8) Ahlaksıza bak. Bütün derdi budur münafığın, pislik yapsın. Ama Peygamber (s.a.v.)’e kafası takılıyor. Münafık başkalarına değil, Peygamber (s.a.v.)’e. “Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamlamadığı biçimde selamlıyorlar.” Yani Müslüman gibi görünürler. “Ve kendi kendilerine olduklarında: “Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya.” derler.” Diyor. “Madem Allah bize azap edecek” diyor. İşte münafıklık yaptığını da görüyor. “Azap etmiyor” diyor. “Demek ki” -hâşâ- “Allah yok” diyor. “Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir.” Allah, “Ben acele etmem” diyor. “Yani dünyada verilecek ceza onlar için çok hafif” diyor. Ne olur mesela? Farz edelim yanarak ölse, o, onun için kurtuluş olur. Allah, “öyle yapmayacağım” diyor. “Onlara cehennem yeter” Çünkü cehennem sonsuz. Karşılığı dehşet verici ve ne kadar? Cehennemin en dibine kadar gidiyor. “Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir.” (Mücadele Suresi, 8) diyor bak. “Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir.” Çünkü o biraz bekliyor ya üç-beş sene onu çok önemli bir şey zannediyor. Hâlbuki göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor o süre.

Bediüzzaman diyor ki; “Nifak perdesi altında, münafıklık perdesi altında Risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr edecek” -hâşâ- “süfyan namında müthiş bir şahıs ehl-i nifakın başına geçecek.” Yani küfrün başına geçecek. Nifak nedir? Münafık. Münafıkların başına geçecek. Organize ediyor. Yani İngiliz derin devletinin başı olarak düşünün. Onların İslam âlemindeki casusu olarak düşünün. “Şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır.” Ne yapacak? Müslümanlara homoseksüelliği öğretecek. Rumilik adı altında sapkın bir din anlayışı meydana getirecek. Darwinizm’i öğretecek. Allahsız Kitapsızlarla dost olacak Allahsızlığın propagandasını yapacak. “Şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı, Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan” yani “Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyuna silsileyle bağlanan.” Demek ki Hz. Mehdi (a.s)’ın silsilesi belli olacak. Çünkü bak, “silsileyle bağlanan.” “silsile-i nuranîsine bağlanan” “Silsile” diyor. Lafla değil, silsileyle. “bağlanan ehl-i velâyet” veli “ve ehl-i kemâlin başına geçecek” Yani âlimlerin, ulemanın ve kâmil insanların. Ehl-i kemal ayrı bir şeydir. Kemalat. Bak, “ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin” diyor. Ehl-i velayeti ayırıyor. Birde “ehl-i kemâlin başına geçecek” diyor. “Âl-i Beytten” Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan. Bak, ismini de veriyor. “Muhammed Mehdî isminde” şahıs, şahsı manevi değil. Bak, “ismini veriyorum” diyor. “Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî” zat, insan. Şahs-ı manevi değil. “zat-ı nurani, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan” Şahs-ı maneviyi kabul ediyor. Süfyan, şahs-ı manevi olacak. Ama “Mehdi şahıs olarak gelecek” diyor. “o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan” demek ki süfyan ölmüş olacak Hz. Mehdi (a.s) devrinde. Bak, şimdi “o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi” münafıklık cereyanını “etkisiz hale getirip, dağıtacaktır.” Altıncı İşaret Mektubat, s. 56-5’de Bediüzzaman söylüyor. Şu an bu yapılıyor işte. Münafıklar her yede kıstırılıyor.

Münafıkların her yeri oynar. Kaşı, gözü, ağzı, burnu falan böyle sinsidirler. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Doğrusu, 'suç ve günah işleyenler,' kimi iman edenlere gülüp geçerlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 29) Sinsice alay ediyorlar. “Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kaş göz ederlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 39) Yani işaretle konuşuyorlar. Mesela Rumiliğin işaretlerini kullanıyorlar. Veyahut resim sembolleriyle mesela açık kapı oradan kaç anlamına geliyor. Açık kapı Müslümanlıktan çık anlamına geliyor. Münafıklık olarak kendi aralarında öyle haberleşme dilleri var. Bak, “Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kaş göz ederlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 30) Yani işaretlerle konuşurlardı. “Kendi yakınlarına döndükleri zaman neşeyle dönerlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 31)  Yani münafık yanar döner. Mesela birden neşelenir, birden suratı lağım gibi olur. Birden neşelenir açılır, birden yüzü lağım gibi olur Kuran ona işaret ediyor. Bak, “Kendi yakınlarına döndükleri zaman” ani bir değişiklik var. Dikkat ediyor musunuz? “neşeyle dönerlerdi.” Diyor. Bir anda neşeleniyor. “Onları gördükleri zaman ise:” Bak, Müslümanlar için diyor. “Bunlar elbette şaşkın-sapıklardır" derlerdi. (Mutaffifin Suresi, 32) Yani kafası çalışmayan, zekâsı olmayan, şaşkın, şaşırmış, sapık olarak görüyor. “Artık bugün, iman edenler, kafir olanlara gülmektedirler.” (Mutaffifin Suresi, 34) diyor Allah cennette. Çünkü her seferinde kaçmaya çalışıyorlar. Kendilerini zeki zannettikleri için. Mesela ya merdivenden düşüp oralara devriliyorlar. Ya toz duman içinde kalıyorlar. Ya ayakları burkulup tepetaklak gidiyorlar. Müminlerde onların haline gülüyor. Onlara ekrandan gösteriyorlar onların aptallığını. Yani hayvanlar oluyor ya bazen böyle komik oluyor durumları komik duran. Onları da Allah öyle komik durumlara düşürüyor. Yani hayvan akılsızlığıyla kendilerini rezil ediyorlar. “Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmek suretiyle.” (Mutaffifin Suresi, 35) “onlara gülüyordu müminler” diyor. Onların aptallığına. Mutaffifin Suresi, 29 ve 35.

Münafık çok düşünür. Çok ölçü kullanır. Ölçüye çok önem verir yani. Her şeyi hep ölçüyle yapmak ister münafık. Yani planlıdır. İnce ince planları vardır. Yani biri bir şey yapacak mesela önce onun alt yapısını hazırlar. Sonra onun yan delillerini koyar. Münafığın oyunu çok büyüktür. “Çünkü o, düşündü” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “ve bir ölçü tespit etti.” (Müddessir Suresi, 18) Yani nasıl mücadele edeceğini tespit ediyor. “Kahrolası” diyor. Kahrolası dedi mi Allah münafıkların hepsini kahredecek demektir. “nasıl bir ölçü koydu?” (Müddessir Suresi, 19) Şeytani bir ölçü koyuyor çünkü. Alışılmış bir ölçü değil. “Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu? (Müddessir Suresi, 20) Yani çok şaşırtıcı bir zekâ gösteriyor. Şeytanın zekâsına sahip olduğu için. Onun için Allah iki kere vurguluyor. “Sonra bir baktı.” (Müddessir Suresi, 21) Yani onlar kendince kurnaz olduğunu ve karşı tarafı da uyardığını düşünerek işaret yoluyla öyle bir bakış atıyor. “Sonra kaşlarını çattı…”  Ani değişiklik yapıyor görüyor musun? Münafığın özelliğidir. Birden mesela sinirlenmiş yapar, birden üzülmüş, birden morali bozulmuş hale geçebilir. Bir anda yapar bunu. “ve yüzünü ekşitti.”  (Müddessir Suresi, 22) Bir anda yüzü pislik bir hale dönüşüyor. Kuran’ın bir mucizesi bu. Ani değişiklik münafığın özelliğidir. “Sonra da sırt çevirdi” yani kimseye bakmıyor hayvanlaşıyor, vahşileşiyor. “ve büyüklük tasladı (istikbar). (Müddessir Suresi, 23) Enaniyetle, büyüklük hissiyle yoluna devam ediyor. Müddessir Suresi 18, 23. “Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti. Sonra çalım satarak yakınlarına gitmişti.” (Kıyamet Suresi 32,33) Bak, önce yalanlıyor. Müminleri hep yalanlar münafık. Her fırsatta yalanlamaya çalışır. Ya lafını değiştirmeye çalışır, ya sözünü değiştirmeye çalışır. Ya onun doğru söylemediğini söyler. Yalanlama münafığın müthiş bir özelliğidir. Bak, “o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.” Müslümanlardan kalbi kafası hep çevrilmiştir münafığın. “Sonra çalım satarak” o züppece sükse yaparak kendince “yakınlarına gitmişti.” Yakınına gitmek ille yürüyerek olmaz. Şu an asrımızda telefonla olur, internetle olur, e posta, hepsiyle olur. Cenab-ı Allah diyor ki; “Sen buna müstahaksın, dahasına müstahaksın. Yine müstahaksın, dahasına da müstahaksın.” (Kıyamet Suresi 34-35) “Defalarca belanı vereceğim” diyor Allah. Yani müthiş alçak bir mahlûk olduğu için münafık. Kıyamet Suresi 32-35.  Bak, “Onlara: "Gelin Allah'ın Resûlü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin," denildiği zaman başlarını yana çevirdiler.” Çünkü saygı duymuyorlar Peygamber’e. Hâşâ kendince önem vermiyor. Münafık böyle bir üst kabul etmez. Yani kendini Allah’tan büyük görür. Bak, “Onlara: "Gelin Allah'ın Resûlü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin," denildiği zaman başlarını yana çevirdiler. Sen, onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün.” (Münafikun Suresi, 5) Yani Müslüman’a bakmadan geçmek, farkında değilmiş gibi hareketler yapmak münafığın özelliği. Münafikun Suresi, 5.

Mesela şu hayret edecek ayet, Bak, “Ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün.” (Ahzab Suresi, 19) Bak, ölümden dolayı. Ölümden ne demek? Öldüğündeki anlamsız ruh, donuk, anlamsız manyak bir surat. Münafığın özelliği. Bak, Allah çok belirginleştirmiş. Ve “keskin dilleriyle” Keskin yani kılıç gibi kullanır dilini. Pisliktir. Yani şeytani bir dili vardır. Çok iyi refleks gerekir. Yani münafık konuşurken çok tetikte olmak lazım. Dostane konuşurken birden aradan o keskin diliyle bir şey atabilir. Yani müminin son derece şuurunun, dikkatinin açık olması lazım. Mesela yirmi konuşma yapar bir tanesinde o keskin diliyle pislik yapabilir. Mesela yahut on konuşma yapar birinde pislik yapabilir. Tabii münafık hepsinde yapmaz. Çünkü mesela Kuran’da “Selam vererek gelir” diyor. “Sen Allah’ın Resülüsün” diyorlar. Müslüman görünümü veriyor, onda ustadır. Ama aralarda o pisliğini sergiler. O keskin dili. Dile niye benzetiyor? Dil ağız kapalı olduğunda görünmez. Ara ara konuşurken görünür. “O keskin dilini arada sırada çıkarır” diyor. Kuran’da anlatım üslubunun nefisliği. “Zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi.” (Kalem Suresi, 51) Kuran’dan münafık nefret eder. Modadan bahset, yiyecekten bahset, içecekten. Bayılır. Allah’tan, dinden, imandan bahsedildiğinde de afakanlar basar.

Münafıklar Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarına olan ilişkisini akıl almaz kıskanıyorlardı. Kadınlara olan sevgisini. Hz. Hasan (r.a)’ı, Hüseyin (r.a)’i şehit etmelerinin altlarında hep bu vardı. Hz Ali (r.a)’yi şehit etmelerinin nedeni de budur. Onların özgür, rahat ve neşeli ve kadınları sevmesidir ve modern İslam anlayışını savunmalarıdır. Akıl almaz öfke duyuyorlardı. Bak, Dırar mescidini yaptılar. Dediler ki; “Buraya hiç kadın gelmez. Sadece erkekler gelir. Burası takva meclisi” diyorlar. Takva camisi. Resulullah (s.a.v.) da onlara iyi niyetli olabilir diye bir şey demedi önce sonra vahiy geldi. “Orası” dedi Cebrail (a.s)  “münafıkların kalesi yerle bir edeceksin orayı.” Sonra Peygamberimiz (s.a.v.)’e suikast için oraya silah sakladıkları, hazırlık yaptıkları ortaya çıktı. Tamamen yakıldı yıkıldı o mescitleri münafıkların. En öfkelendikleri şey de Peygamberimiz (s.a.v.)’in kadınlara olan sevgisi. El altından sürekli onu yayıyorlardı. Onların ahlaksızlık yapması üstüne Cenab-ı Allah Ahzab Suresi’nin 50. Ayetini indirdi. Münafıkların ciğerine otursun diye. “Ey Peygamber, gerçekten Biz sana” şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Ey Peygamber, gerçekten Biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını” amcasının bir kızını değil hepsini. “halanın kızlarını” tamamını. “dayının kızlarını” tamamını, ne kadar dayısı varsa kızlarını “ve teyzenin kızlarını” tamamını sana “helal kıldık” diyor Allah. Bu ayet münafıkların ciğerine oturdu. Akılları gitti. “bir de, kendisini peygambere hibe eden” kadın diyor ki; “ben sana kendimi verdim” diyor Peygamber (s.a.v.)’e. “İster al, ister alma. Ömür boyu ben seninim” diyor. “Helalinim” diyor. “hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği mü'min bir kadını da, -mü'minler için olmaksızın” çünkü teyzesinin kızlarını, halasının kızlarını alamaz bir insan. Bir tane alabilir. Çünkü iki kardeşi bir arada alamıyor Müslüman. Peygamberimiz (s.a.v.)’e helal. Yani bütün kardeşleri alabiliyor. Bak, “mü'minler için olmaksızın, yalnızca sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık).” Dırar mescidinin beyni patladı bunu duyunca. En korktukları şeydi. “Biz, kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size bildirdik).” Diyor Allah. “Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın.” Ya Muhammed diyor Allah. “hiçbir güçlük olmasın” Münafıklar bu ayet inince zınk diye sustular. Daha önce ne diyorlardı? Azdı diyorlardı haşa. Delirdi ve azdı diyorlardı. “Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Ahzab Suresi, 50) Hep hanımlarla beraber olmasını engellemeye çalışıyorlardı Peygamberimiz (s.a.v.)’in fitne çıkarmaya çalışıyorlardı. Hanımlarına haber götürüyorlardı, onu ona düşürmeye çalışıyor, onu ona düşürmeye çalışıyor bir şekilde Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarından uzak durması için uğraşıyorlardı. Allah diyor ki Maide Suresi, 13’te şeytandan Allah’a sığınırım. “İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun.” İhanet nedir? Hainlik. Kim yapar bunu? Münafık yapar. “Yine de onları affet, aldırış etme” diyor Allah. Onları affet, aldırış etme, Ben yaratıyorum diyor Allah. Peygamber (s.a.v.) zaten gülüp geçiyor, mahlukat cinsinden bir şey olarak görüyor münafığı, önem vermez münafığa. Mümin de münafığa önem vermeyecek. Münafığı gözde büyütmek çok yanlıştır. Münafık tamamen Allah’ın kontrolünde olan zavallı bir mahluktur, aciz, ahmak bir mahluktur, bir şeytanı dessastır. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.)’e münafıklar öyle baskı yaptılar ki, Tahrim Suresi indi. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey Peygamber eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek” bak hanımlarına da fitne soktular. “Allah’ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun?” Hanımlarınla istediğin gibi beraber ol diyor Cenab-ı Allah.  Çünkü darıldı Peygamberimiz (s.a.v.) hanımlarının bir kısmına, meşrutada kalmaya başladı, beraber olmuyordu. Münafıklar acayip baskı yaptılar, azdı işte deli falan diyen haşa, işte kadınlara çok düşkün diye baskı yaptılar. O zaman da Resulullah (s.a.v.) çekildi, kendi evlerinin meşrutasında kalmaya başladı. “Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” Peygamber (s.a.v.)’e sahabeleri müthiş sahip çıktılar o dönemde. Münafıkların oyunları tamamen izale edildi. Çünkü dertleri Peygamber (s.a.v.)’in hanımlarını sevmemesi ve uzak durmasıydı, fitne çıkaracaklardı akılları sıra.

MaşaAllah dedem böyle geniş omuzlu, gözlerinde hafif kırmızılık vardı kudret alameti ama bembeyaz gözleri hafif kırmızıydılar, gözler simsiyah bakamıyorlar gözlerine, simsiyah böyle iri siyah. Kirpikler kıvırcık parlak, saçları da öyle simsiyah, upuzun saçları omuzundan böyle iki beliği dökülüyor örülmüş saçları, annemiz örüyordu Hz. Ayşe iki taraftan örülmüş, mis gibi kokuyor yüz metreden falan belli oluyordu kokusu gelirken. Omuzları iri geniş, omuz başları da iriydi Resulullah (s.a.v.)’ın pehlivandı. Pehlivan derken güreşçiydi bildiğin pehlivan. O devrin başpehlivanını alıp adamı iki kere vurdu yere. Adam dedi ki geldi Peygamberimiz (s.a.v.)’e o devrin başpehlivanı, “Ya Resulullah, eğer sen beni yenersen ben iman edeceğim” dedi. “Eğer kendine güveniyorsan gel” dedi. Resulullah (s.a.v.) “tamam buyur” dedi. Böyle alana geçtiler, açık alana, Resulullah (s.a.v.) bunu aldığıyla sırt üstü vurdu ama çok ani, “Ben boş bulundum, böyle ani oldu, olmadı” dedi. Tamam dedi Peygamberimiz (s.a.v.) bir daha yapalım. Hani derler ya yenilen pehlivan güreşe doymaz diye. Resulullah (s.a.v.) bir daha aldı, bir daha vurdu. “Ya Resulullah hakikaten peygambersin” dedi. Çünkü bu olağanüstü bir şey. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’den çok iri bu, ağır sıklet güreşçisi o. Resulullah (s.a.v.) ortadan bir parça daha uzundu. Mehdi (a.s) orta boyludur, o orta boyludur yani klasik orta boylu. Resulullah (s.a.v.) ortadan biraz daha uzundur. Çünkü her gelenin yanında daha uzun görünüyordu, oradan anlaşılıyor, kim yanına gelirse daha uzun görünüyordu, heybetliydi maşaAllah. Kolları kalın, kemik başları falan kalın, elleri de büyük Resulullah (s.a.v.)’ın, göğsünün şu bölgesinde tüy var sadece, şu bölgesinde. Hz. Ali (r.a)’nin tamamı, onun için Hz. Ali (r.a) gibi derler göğsünün tamamı tüylü boğazına kadar Hz. Ali maşaAllah. Haydari kerrar döne döne dövüşen aslan kabadayının da piri olur Resulullah (s.a.v.)’tan alıyor tabii o güzelliği, bütün bu şeyler mesele oğuz Türkleri falan Alevi Türkler deli gibi severler Hz. Ali (r.a)’yi. Onun o kabadayılığını da acayip beğenirler. Onun için gelenek olarak hep gelmiştir şu ana kadar bak kaç bin yıllık gelenek. Kaç yüz yıllık gelenek hiç şaşmamıştır Ankara, Karaşar, Bala falan hep silme kabadayıdır. Kırıkkale ondan sonra Polatlı, Çankırı hep oralar kabadayı Anadolu, her yer Türkiye’nin tamamı öyledir. Kabadayılık demek, küçük şeye tenezzül etmeyen, asil, Hak’tan yana tavır koyan birde çakallık vardır o ayrı mesele. Kabadayıyım diyor ama çakal öyle değil, kabadayı çok merhametlidir, adil adaletlidir, küçük şeye tenezzül etmez, hiç tenezzül etmez çok soyludur.

Resulullah diyor ki, “Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki” diyor kalabalığa “O Allah’ı ve Resulü’nü sever, Allah ve Resulü de onu sever, döne döne vuruşur” diyor bak dedemin kabadayılığını, yiğitliğini nasıl vurguluyor görüyor musun? Haydari kerrar döne döne dövüşür. “Asla düşmana sırt çevirip kaçmaz.” Hz. Ali (r.a) de hiç yok, “Allah onun yolunu açar, Cebrail sağında, Mikail de solunda olur.” Gün ağarınca Peygamberimiz (s.a.v.) ayağa kalkıyor ve bayrağın getirilmesini istiyor bu Topkapı’daki bayrak. Şimdi Mehdi (a.s) açacak onu inşaAllah. “İnsanlar merakla kim olduğunu bekliyorlardı.” Sonra “ya Ali gel” diyor. Kalabalığın içinde o maşaAllah pehlivandı biliyorsunuz Hz. Ali (r.a) de pehlivandı. O ara bunlar dedi ki “Ya Resulullah gözleri ağrıyor” Hz. Ali (r.a)’nin, o yeşil gözleri canım benim herhalde konjonktivite tarzı bir şey güneşten de çöl ortamı olduğu için o tozdan, o zaman alerji ilaçları yok, şunlar bunlar yok, gözü ağrıyor alerjiden rahatsız oluyor, “Buyurdu ki; Onu çağırın” göz ağrıması önemli değil diyor Resulullah (s.a.v.). “Seleme Bin Evka gitti ve gözleri ağrıdığı için yürümekte güçlük çeken Alinin elinden tutup onu Peygamber (s.a.v.)’in yanına getirdi” canıma bak maşaAllah. O kadar şiddetli ıstırap duyuyor maşaAllah. “Peygamber (s.a.v.)’in yanına getirdi. Ali gözlerini sargıyla bağlamıştı” bak imtihana bak. “Resulullah (s.a.v.) elini” Hz. Ali (r.a)’nin elini tutuyor başını getirip kucağına koyuyor Hz. Ali (r.a)’yi gel benim kucağıma yat diyor sonra elini gözlerine sürüyor, bir elini bir gözüne sürüyor sağ eliyle, bir gözüne bir sürüyor mest ediyor şöyle üsten birde öyle alıyor. O anda birden o ağrı, acı kalkıyor. Resulullah (s.a.v.)’ın elinde var o özellik mesela baş ağrısı olduğunda elini sürdüğünde ağrı gidiyor. Mesela gözünde ağrı olduğunda elini sürdüğünde gidiyor onun bir özelliği. Onun evlatlarında da oluyor mesela Abdulkadir Geylani de de var, silsile olarak gidiyor Allah’ın hikmeti bir mucize bu. Bak “O anda daha önce hiç ağrımıyor gibi sapasağlam oldu.” Ya Resulullah diyor ağrı gitti diyor. Bu doğru yalnız bu hadis bu doğru, yüzde yüz doğru bir hadis. Nerden biliyorsun? Biliyorum doğru bu hadis inşaAllah. Sonra Resulullah (s.a.v.) bizzat kendi eliyle demir zırhını ona giydiriyor kendi demir zırhını. Kendi kılıcı olan Zülfikar’ı da beline bağlıyor, sancağı da eline veriyor hadi şimdi git diyor. Biliyorsunuz on yedi yerinden yaralandı başka delikanlı olsa bir yerinden yaralansa direkt devrilir düşer kılıç yarası bu, on yedi yerinden hiçbir şey olmadı, sarığı bembeyazdı aldığı yaralardan eline, yüzüne her yerine geldi kılıç yarası şu bu falan göz yarası, kızıl oldu sarığı, kızıl başlık oradan geliyor. Adam da hakaret zannediyor. Kızılbaş olmak aslanlıktır, yiğitliktir, delikanlılıktır, kabadayılıktır. Hakaret anlıyor ya inanılır gibi değil. O anlamda hepimiz kızılbaşız hepimiz, hepimiz Hz. Ali (r.a) sevdalısıyız. Ne demek? Bembeyaz sarık kıpkızıl oluyor kandan. Öyle bir kan kaybından insan bir kere düşer bayılır. Yiğitliğe bak zaten sık sık hacamat yaptırıyor böyle kan boğuyor mübareği, Resulullah (s.a.v.) da öyleydi sık sık hacamat yaptırırdı, kan aldırıyordu çok sıhhatliydiler maşaAllah. Buğday ekmeğine arpa karıştırtıyordu Resulullah (s.a.v.), yıllar sonra bak daha yeni anlaşıldı buğdaydaki proteinler de eksiklikler var, bakın arpada o eksik proteinlerin hepsi var. İkisi birleşince et hükmünde oluyor, hayrettir bak bu vahiyle alınmış bir bilgi, mucize.

Resulullah (s.a.v.)’ı sahabe davet ediyor, çok güzel bir şeydir davet mesela et yemekleri falan davet, dedem de davet ederdi o bir Osmanlı geleneği aynı zamanda. Resulullah (s.a.v.) da yine sünnet, kuzuyu kızartmış böyle pilavın aralarına doldurmuş üstüne pilavla, butlar kuzunun kolları falan Resulullah (s.a.v.) kuzunun kolunu severdi. Bir kuzunun kolunun tamamını yemiş, bir tane de öbür pilavın arasına ikinciyi de bulmuş onu da yemiş maşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, “başka var mı?” Diyor. O da boş bulunuyor tabii biraz hata ediyor orada boş bulunmanın da üstünde tecrübesizlik. “Ya Resulullah bir koyunda kaç tane kol bulunur?” Diyor. Peygambere söylenir mi öyle? “Eğer sen pilavın içinde aramaya kalksaydın üçüncü kolu da çıkaracaktın” diyor Resulullah (s.a.v.) mucize olarak. Sana ne ya değil mi? Arabul bulacaksın biri koymuştur, birisi kor Cenab-ı Allah’ın gücü dahilinde.

Tabii büyüklerle konuşurken çok özenli olmak lazım, langur lungur konuşmamak lazım bir seçerek konuşmak lazım. Tabii ben sahabe için demiyorum tenzih ederim fakat çok acı bir olay Resulullah (s.a.v.)’a o tip. Çünkü münafıklar zaten dangalak, densizler, bir kısmı sokaktan bağırarak konuşuyor falan canım benim o da çok kibar, çok saygılı, çok nezih. “O utanıyor size söyleyemiyor” diyor Allah ayette. Ne çile çekti ya maşaAllah ama hep Allah’tan olduğunu bildiği için hep gönlü rahattı.

Hz. Ali (r.a) biliyorsunuz adrenalin geliyor üstüne mübarek o mihrabı o şekilde etkisiz hale getirdikten sonra diyelim bu kalenin kapısına dayanıyor kale kapısı kapalı acayip öfkeleniyor iki eliyle tutup kalenin kapısını söküyor; ünlü, sonra da alıp kalkan gibi kullanıyor. Sonra diyorlar Hz. Ali (r.a)’ye yeniden kaldırsana falan diyorlar yerinden bile kıpırdatamıyor. Ama o an işte o bir manevi hal geliyor üstüne artık herhalde bilimle açıklanacak gibi bir şey değil. Değil mi? Bu adrenalinle de açıklanacak gibi değil ya bir olağanüstü hal. Çünkü bak sahabe yeniden kaldır diyor yerinden kıpırdatamıyor. Öbür türlü söküyor, yerinden söküp çıkarıyor. Allah’ın işte o Cebrail (a.s) ve Mikail (a.s)’le desteklemesinin açık delili bunun şahidi en az bin kişi birden görüyor, karşı taraf da görüyor. Karşı tarafın tarihinde de yazıyor bu, Müslümanların tarihinde de yazıyor. Net olay.

Mehdi şarkısı söyleyen bir küçük çocuk var, çok şeker, onu bir dinleyelim. İşte Türkiye’de de böyle Mehdi (a.s) gündemde olsa Allah büyük bereket verir. Ne PKK kalır, ne bilmem ne kalır. İran bunu yapıyor Allah onlara bereket veriyor. Dünyanın en büyük silahlı gücü haline geldi. Askeri gücü haline geldiler adeta. PKK’ya ne istiyorsunuz lan dediler, PKK buhar oldu ya tek bir sözle buhar oldu. Allah akıl almaz bir güç veriyor, Mehdiyet, Mehdi (a.s)’nin anılması çok hayatidir, Allah’ın en beğendiği konulardan birisidir. Onun için Türkiye’de de Mehdiyet çok gündemde olması lazım İran’daki gibi.   

Masaüstü Görünümü