Harun Yahya

Sohbetler (2 Haziran 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk Bülent Bey, siz de hoş geldiniz.

Münafıklık dev bir konudur. İslam inancında en hayati konulardandır münafıklık. Çünkü İslam’ın karşısındaki ana güç münafıklıktır. Küfür değildir. Küfür ikinci derecedendir. Mesela İslam aleminin mahvolmasının nedeni münafıklardır. Münafıklardan dolayı birleşemiyor İslam alemi şuan. Yoksa hemen birleşir. Ama münafıkların gücünü ortaya koymasından dolayı birleşemiyor ve çok uzun süre devam ediyor. Yani münafıklar engelliyor küfür engellemiyor. Küfür hiçbir şey demez. Birbirini kırıp geçirmesini de münafıklar sağlıyor. Küfürle alakası yoktur. Küfür sadece yardımcı olur o konuda o kadar. Müminlerin birbirini kırıp geçirmesinin nedeni münafıklar. Onun için karşı ana güç şeytandan daha şedit olan güç münafıklardır. Şeytan, cin şeytanlar insanın zihnine etki eder fakat fludur etkisi, münafığın ki şedittir. Eğer mümin çok akıllı değilse münafık bayağı musallat olur. Ama aklın karşısında tuzun suda eridiği gibi erir münafık. Aklın karşısında ama. Mesela İsa Mesih’in karşısında da ne diyor hadiste “Tuzun suda eridiği gibi erir” diyor. Deccaliyet münafıklığın organize olmuş gizli devletleşmiş halidir dünya çapında gizli devletleşmiş halidir. Hep derin devletle dünyadaki en büyük derin devletle şeytan iç içe olur ve en başından en altına kadar şeytan etki ederek bu dev yapıyı yönetir. Ama dümdüz edilmesi iman ve samimiyetledir. İman ve samimiyetin karşısında münafıklık duramaz. Darmadağın olur bir mucize olarak Allah’tan mucizedir. Bak mesela son yüz yıldan beri iki yüz yıldan beri son üç yüz yıldan beri münafıklık İslam alemini paramparça etti mahvetti. Mesela güvendikleri insanların münafık olduğunu bilmiyor birçok Müslüman tarih boyunca. Tarih boyunca birçok Müslüman lider, lider görünen kişi aslında münafıktı. Ve İslam aleminin parçalanmasına sebep oldular. Ezilmelerine sebep oldular, yıkılmalarına sebep oldular. Onları kahraman gibi gösterdiler. Hadiste de diyor ki “Hainler güzel gösterilecek; alimler, veliler, velayet ehliler çok kötü gösterilecek” ahir zamanda şeytanın propaganda gücüyle. Şuan bu yapıldı şu vakte kadar. Nerede değerli insan varsa kötü gösterildi, nerede pislik adam varsa nerede münafık da varsa Müslümanlara iyi gösterildi. Ve böylece Müslümanlar onların peşine takıldılar mahvoldular son üç yüz yıl içerisinde. Dünyanın her yerinde. Bazı liderler tabii daha efendiler daha makuldüler. Bazıları hakikaten veli tiyneliydi. Ama ekalliyeti büyük çoğunluğu münafıkların kontrolünde olduğu için İslam alemi mahvoldu. Ve halen de öyle İslam aleminin büyük bölümü münafıkların kontrolünde. Ve Müslümanları ezim ezim eziyor ve onları oynatıyorlar adeta böyle kukla gibi oynatıyorlar büyük bir bölümünü. Ve Müslümanların haberi bile olmuyor. Onlar münafıkane ince bir sanatla Müslümanları adeta böyle tefin üstünde oynatır gibi oynatıyorlar. Hepsini değil ama epey büyük bir kısmını öyle oynatıyorlar ve amaçlarına da ulaşıyorlar. Münafığın dil özelliklerini Kuran detaylı anlatmış. Ama şerh edilmesi açıklanması lazım.

Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Sevgide yalan olmaz” diyelim. Çünkü yalan varsa sevgi olmaz.

Müslüman alemindeki münafık yüksekliği şuan akıl almaz boyutlarda. İran, Türkiye, Pakistan’ın birleşmesini İsrail mi engelliyor? Münafıklar engelliyor. Sırf üçü bile birleşse iş biter. Sırf üçü. Mısır, Fas, Tunus, Cezayir bunları bırak. An meselesi bu, an televizyona birisi çıkacak diyecek “Arkadaş bu kepazeliği bırakalım. Bırakın. Bu rezilliği bırakın” kim yapıyorsa. “Hemen kardeş olalım. Şii, Sünni, Vahabi bunlar nur gibi Müslüman. Bir arada bir namaz kılalım, beraber yemek yiyelim. Bütün bu terör örgütlerinin liderlerini de çağırın IŞİD mişit, Taliban, Kaide. Soralım ne oluyor yani Müslümanız, kardeşiz neden bu diyelim. Konuyu hemen bugün bitirelim” demeleri lazım. Bir günün bir saatinde biter bu iş. Bediüzzaman diyor ki “Nasıl” diyor “bir fırtına ani çıkıyor ve ani duruyor” diyor. Yaz mevsiminde birden kış oluyor, kış mevsiminde birden yaz oluyor “Mehdi de” diyor Cenab-ı Allah “aniden bu zulümatı dağıtabilir ve vaat etmiş elbette yapacaktır” diyor.

Rus derin devleti Rus askerinin sırtına bir uçaksavar füze sistemi koyup boğazdan geçirdi. Gördünüz herkes gördü. Aynı uçaksavar füze sistemini PKK’lı bir katile verdiler. Dediler ki “Bununla bizim uçağımıza karşılık bir helikopter düşüreceksiniz” onlar da düşürdü. Ve Rus derin devleti kendince intikamını almış oldu. Şuanda da kafaları rahat benim gördüğüm intikam aldıkları için. Bu çok çirkin, intikam ruhuyla hareket etmek. Yani aklı başında insanın yapacağı bir şey değil.

İslam âleminde en büyük dert münafıklık. Mesela bak, İngiltere bu gerçeği Kuran’ı inceleyerek, Tevrat’ı, İncil’i inceleyerek İngiliz derin devleti fark etmiştir. “İslam âlemini nasıl kontrol altına alabiliriz?” diye düşünmüşler. Geçmiş firavunları da tecrübe olarak değerlendirip Nemrut’u, firavunları, en emin yolun, en şedit ve kısa yoldan netice almanın metodunu bulmuşlar. Nedir? Münafıkları kontrol altına almak ve gütmek. Münafıkla yaptırmayacağı bir şey yok İslam âleminde küfrün. Münafık alçak ve yalaka olduğu için, makam, mevki peşinde olduğu için, çıkar peşinde olduğu için, para peşinde olduğu için, Allah’tan korkmadığı için, büyüklük ve üstünlük, istikbar peşinde olduğu için adamlar böyle mahlûkları hemen buluyorlar İslam âleminde ve Müslümanların başına bela ediyorlar. Kimi yazarçizer takımından oluyor, kimi siyasetçi oluyor, kimi işadamı oluyor. Kimi başka bir şey oluyor. Hepsinden buluyorlar ve Müslümanların başına bela ediyorlar.

İşte insanın gönlünde “…altından ırmaklar akan cennetler…” (İbrahim Suresi, 23) diyor ya cennette. Mesela yalı neden? Büyük bir nehir gibi boğaz, o yüzden çok etkileyici oluyor. “Köşkler ve köşklerin altından sular akar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Aynı böyle boğazdaki gibi yüksek yerlerden bahsediyor Cenab-ı Allah, altından da sular akar. Suyu Allah bize bilinçaltımızda sevdirmiş. Her türlü suyu. Küçük bir pınar bile aksa insanların hoşuna gidiyor.

Münafıklığın gelişme sebebi de samimiyetsizlik, iman zafiyeti, iman hakikatlerinin bilinmemesi ve Darwinizm. Darwinizm İslam âlemini münafıklığın eline teslim etti adeta. Müslüman âleminin büyük bir bölümü münafıkların elinde şu an. Her şeylerini kontrol altına almış haldeler. Mesela İngiliz derin devleti, Pakistan’ı kontrol altına almak için Pakistan’ın münafıklarını kullanıyor. Hindistan’ı kontrol altına almak için Hindistan’ın münafıkları kullanılıyor. Bangladeş için Bangladeş’in münafıkları kullanılıyor. Mısır’da Mısır’ın münafıklarını kullanıyorlar. Irak ve Suriye’de oranın münafıkları kullanılıyor ve tereyağından kıl çeker gibi oluyor. Hiç masraf etmeden, hiç kendilerini yormadan ve üstüne de para alarak. Bombalarının paralarını alıyorlar. “Biz bu kadar bomba attık, paralarını verin dolar olarak” diyorlar. Cayır cayır paraları ödeniyor. Gece gündüz Müslüman katliamı yapıyorlar. “Biz şu kadar ton bomba attık.” Diyorlar. “Masrafını karşılayın.” Kuruşu kuruşuna fazlasıyla paralarını da alıyorlar ve Müslümanlara bombalatıyorlar. Müslüman’ı Müslüman’a bombalatıyor. Müslüman’ı Müslüman’a kırdırıyor. Birini Darwinist yapıyor, materyalist yapıyor. Birini terörist haline getiriyor. Terörist Müslüman haline getiriyor. Onu ona kırdırıyor, onu ona kırdırıyor. Adamlar viskisini yudumluyor, purosunu içiyor. O zehirle gün geçirirken, onlar da birbirini kırmaya devam ediyorlar.

GÖKALP BARLAN: Arabistan, Amerika’dan beş sene içinde elli milyar dolarlık silah almış Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

GÖKALP BARLAN: Arabistan, Amerika’dan beş sene içinde elli milyar dolarlık silah satın almış.

ADNAN OKTAR: Elli milyar dolar, elli milyar dolarla bütün Afrika’nın açları, bütün dünyanın açları doyar. Suriye, Irak hepsi ihya olur. Elli milyar dolar. Yani akıl almaz bir rakam.

SERAL İBRAHİM KÖPRÜLÜ: Siz söylemiştiniz daha önceden. O silahları da hep Müslümanlara doğru kullanıyorlar.

ADNAN OKTAR: Sadece Müslüman’a kullanılıyor. Yani İslam ülkelerine verilen silahların tamamı sadece Müslümanlara kullanılıyor.

İnsanların ruhunda büyüklük, enaniyet hissi oluyor. Yenme hırsı oluyor. İnsanlara baş olma hırsı oluyor. Zekâ yönünden, her yönden insanlardan üstün olmaya karşı bir hırs. İngiliz derin devleti böyle enayileri, avanakları tek tek sinek gibi yakalıyor. Bunlara bir parça şeker veriyor. Onlar da, sinekler gelip o şekere konuyorlar. Ve onları istediği gibi kullanıyor İslam âlemi için. Böyle kibirli, züppe, bilmiş bir gençlik geliştirmek istiyorlar. İsyankâr, asi, laf abesi, lafa laf en üstte, küstah, küfre hayran, küfrün bütün özelliklerini yapan, uygulayan. Bakıyorum mesela genç kızları asi olmaya itiyorlar, genç delikanlıları asi olmaya. Huysuz, iddialaşan, çirkef bir kişiliğe onları itiyorlar. Ve terörist ruha doğru onları itiyorlar. Ve bunu teşvik ediyorlar, takdir ediyorlar. Böyle uysal, saygılı, efendi, nezaketli insanları da anormal gibi göstermeye çalışıyorlar. Mesela Pakistan’da seçtikleri tiplere bakıyorum İngiliz derin devletinin hep züppe ve asi, isyankâr, çakal, laf ebesi, homoseksüelliğe sonuna kadar kapıyı açan, Darwinist, materyalist ruhta, Allah’ı inkâr etmiş, Allah’ı inkâr edenlere karşı derin sevgi duyan bir yapıda olduklarını görüyoruz. Tabii benim bildiğim bazı kişiler. Ben ismi geçen kişileri bu işin içine dâhil etmiyorum.

Dünya fabrikalarında üretilen silahlar sadece Müslüman öldürmek için kullanılıyor. Yani çok uzun süreden beri, son otuz yıldan beri, son otuz-kırk yıldan beri sadece dünya Müslümanlarını öldürmek için kullanılıyor. Şehit etmek için kullanılıyor. Yani bütün silah sanayi buna kullanılıyor şu an. Son on yıldan beri özellikle en yoğun şekilde sadece Müslümanlara yani yüz binlerce ton bomba, silah, roket, tank, top Müslümanlar için kullanılıyor. Arap ülkelerine verilen silahlar da Müslümanlar için kullanılıyor. Mesela Cezayir’e silah verdiler. Cezayir’de Müslümanları katlettiler kitle halinde. Suudi Arabistan’a veriliyor. Suudi Arabistan yine aynı şekilde kullanıyor. Yani hangi İslam ülkesine verilse hemen hemen tamamı Müslümanları öldürmek için kullanıyor silahı.

Son teknoloji olan silahlar, füzeler, bombalar, silah fabrikaları tarafından ilgili ülkelere dağıtıldıktan sonra denenmek üzere kullanılıyor. Yani bombanın etkisini tecrübe ediyorlar. Roketin etkisini tecrübe ediyorlar ama Müslümanların üstüne atarak. Yahut demode olan eskiyen, paslanan silahları da bombaları da bir an önce tüketmek için Müslümanların üstüne yağmur gibi yağdırıyorlar. Envanterden böylece düşüyor. Yani açık arazide patlatmıyorlar. Müslümanların üstüne dökerek patlatıyorlar. Mesela farz edelim, Amerika’nın eski yirmi yıllık, otuz yıllık bombaları var. Artık küflenmiş, paslanmaya yatkın, onların hepsini verdi. Müslüman ülkelere veriyor, kendi kullanıyor. İşte bu ittifak güçlerine veriyor. Ve havadan yağmur gibi Müslümanların üstüne yağdırılıyor. Demode olan bombaların hepsini şu an tüketmek üzereler. Parasını da son kuruşuna kadar alıyorlar. Mesela stoklarda birikmiş otuz yıllık bomba, artık paslanmaya başlamış. Yani nem alıyor, paslanıyor falan. Hemen elden çıkarıyorlar. Müslüman ülkelere hemen gönderiliyor. Satılıyor. Hemen paralarını peşin alıyorlar. Ve Müslümanların başına hemen yağmur gibi yağdırması talebi geldiği için o talebi hemen yerine getiriyorlar. Mesela altmış-yetmiş ülke birden şu an Müslümanları bombalıyor. O altmış-yetmiş ülkeye bu silahlar satılıyor. Münafıklar da ahmakça ve ahlaksızca ve alçakça bu oyunun içinde alet oluyorlar. Bu pis gidişata direnen sadece Türkiye var. Ama onu da işte ekarte etmek için bin bir türlü yol denemeye çalışıyorlar. Ve Türkiye’yi de hatalı yolların içine çekiyorlar. Yanlış yolların içine çekiyorlar. Yanlış uygulamalar yaptırtıyorlar, görüyorsunuz.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey siz “İsrail düşmanlığı yayıyorlar” dediniz. Hâlbuki İsrail’in savaş sırasında şehit ettiği Müslüman sayısı otuz beş bin iken, Müslümanların Müslümanları öldürmesini on bir milyon diye açıklamıştınız.

ADNAN OKTAR: Tabii, bir daha söyle.

GÖKALP BARLAN: İsrail’in savaş sırasında kendisine saldırıldığında şehit ettiği Müslüman sayısı otuz beş bin iken, Müslümanların Müslümanları öldürme sayısı on bir milyondu, inşaAllah. Onu açıklamıştınız.

ADNAN OKTAR: Bak, otuz beş bin İsrail’in şehit ettiği Müslüman sayısı, on bir milyon Müslüman’ın Müslüman’ı şehit etmesi. On bir milyon. Rusya bütün paslı silahlarını tüketti, Amerika da stoklarını aşağı yukarı tamamen tüketmek üzere. Fabrikalar şu an cayır cayır çalışıyor. Dolar yağmur gibi yağıyor Amerikan ve Rus silah fabrikalarına, İngiliz silah fabrikalarına. Yani gıcır gıcır dolarlar sürekli gidiyor Arap ülkelerinden. Yani onların kendi tabiriyle söylüyorum. Hatta bu verilen bombalar Katyuşa roketleri falan yani kırk yıllık falan. Ta Stalin devrinden kalma silahları bile verdiler. Onları da Kilis’e atıyorlar dikkat ederseniz bir kısmını, Katyuşa roketlerini. Bir kısmı atılıyor. Patlamıyor, duruyor. Paslanmış artık.

İngiltere Suriye’yi bombalıyordu Irak’ta, “Müslümanları bombala” dediler. “Para vermezseniz bombalamam” dedi. “Para peşin” dedi. “Parayı verin, ondan sonra bombalayacağım” dedi. Parayı verince bombalıyor. “Peşin para istiyorum” diyor. Ekonomik kriz oluşmuştu Amerika’da, birçok ülkede de, Avrupa’da da, bu silah fabrikalarına şimdi trilyonlarca lira para akınca bellerini doğrultmaya başladılar. Ekonomik kriz şu an çok hafifledi Amerika’da. Avrupa’da da hafifledi. Rusya’da da hafifledi. Para artık oluk oluk akmaya başladı Arap ülkelerinden. Kendi vatandaşını bombalatıyor, kendi kardeşlerini mezara gönderiyor. Onlardan topladığı parayı da Amerika’ya, Rusya’ya, derin devletlere hibe ediyor, veriyor. Yani silah fabrikalarına, Amerikan, Rus, Avrupalı silah fabrikalarına cayır cayır o paraları veriyor. Ve hepsi belini doğrulttu şu an. Ve ellerindeki o eski batmış, paslanmış silahları da tüketmek üzereler şu an. Aşağı yukarı bitti. Rusya stoklarını tüketti. Tükettikten sonra zaten “artık ben bombalama yapmayacağım, çekileceğim” dedi. Çünkü tükettiler. Yani on binlerce ton bomba atıldı, Yüz binlerce ton bomba atıldı. Bitti. Roketler falan. Paslı demode hiçbir şey bırakmadılar. Şimdi fabrika stokları boşaldığı için fabrikalar o stokları şu an doldurmaya başladılar, yeniden. Dolduğunda yine bir kepazelik çıkarıp yine Müslümanları şehit ederek, yine Müslüman âleminin petrolden şuradan buradan gelen paralarıyla onları onlara ödetecekler. Ve avanak münafıkların yüzünden de bu pis açmaz, bu pis oyun devam ediyor.

Kalitesizlik İslam âlemini sardı. Müthiş teşvik ediyor İngiliz derin devleti kalitesizliği, sıradanlığı, böyle kaba basit ve akılsız bir nesil istiyorlar. Görgüsüz, kültürsüz, sanattan uzak, milli şuurdan uzak bir nesil istiyorlar. Ve bunun için Televole kültürünü alabildiğine yayıyorlar. İslam âlemi uyuşmuş vaziyette, büyük bölümü. Sünni-Şii düşmanlığı akıl almaz kolay oluyor. Hocalara biraz para veriyorlar gelenekçi âlimlere, münafıklara. Onu ona kırdırıyorlar, onu ona kırdırıyorlar. Onlar da habire fetva veriyorlar. “Gidin şu Müslüman’ı öldürün, şöyle asın, böyle kesin” diye, bir kısmı da cahilliğinden yapıyor bunu, bilgisizliğinden yapıyor. Yani yanlış eğitildiği için yapıyor. Bir kısmı da münafıklığından yapıyor.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi verebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet, yazıları dinleyelim.

KARTAL GÖKTAN: İran’ın en büyük İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times’ta ve ayrıca gazetenin internet sitesinde siyasilerin sadece tarihten ders alarak hataya düştüğünü, ancak tarihin tekerrürden ibaret olmadığını anlatıyorsunuz. Politikacıların geçmişteki hatalarını tekrarlamayı bırakıp, başarının sadece iman, birlik ve beraberlikle geleceğini görmeleri gerektiğini vurguluyorsunuz.

1845’ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinin başına gelen New Straits Times gazetesinde ve sitesinde “Daha kaliteli bir siyaset için daha çok kadın” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, sayıca daha çok kadının bulunduğu siyaset hayatının çok daha nezih ve zengin olacağını anlatıyorsunuz.

Katar’ın ek İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’ta “Türkiye’de partili cumhurbaşkanlığı ve siyasette yeni dönem” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden El Raya’da, bağnazlığa karşı ilim ve akılla mücadele edilebileceğini anlattığınız “Müslüman’ın Müslüman’ı öldürmesi” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Pakistan’dan yayın yapan Pakistan Observer gazetesinde “Türkiye için yeni dönem” başlıklı yazınız yayınlandı. Bu yazınız aynı zamanda Pakistan’ın İngilizce günlük gazetesi National Herald Tribune’de, Pakistan’ın Urdu dilinde yayın yapan kaynak olarak kabul edilen Daily Nai Baat gazetesinde ve Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke Newspaper’da da yayınlandı.

Son olarak Azerbaycan’ın çok okunan haber sitelerinde “Yeryüzünden kalkması gereken bir merhametsizlik: İdam cezası” başlıklı yazınız yayınlandı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Güzel.

Yani ben münafıklar derken tabii adı geçen burada bahsettiğimiz kişiler, daha evvel bahsettiğimiz kişilerin hepsini tenzih ediyorum. Onlar değil. Münafığı zaten biz bilemeyiz. Münafık Allah katında bilinen bir şey. Ama bir kısmı bilgisizlikten, bir kısmı yanlış eğitildiklerinden, bir kısmı münafıklıktan bunu yapıyorlar. Ama ben yani “Şu kişidir, bu kişidir yahut ismi geçen kişilerdir” demiyorum. Ben onlarla ilgili bir iddiada bulunmam mümkün değil zaten. Çünkü herkesin durumunu Allah bilir.

GÖKALP BARLAN: Siz önce zaten “Biz üstümüze alıyoruz” diyorsunuz her zaman.

ADNAN OKTAR: Tabii biz buradaki anlatımlarımızı doğrudan kendi üstümüze alıyoruz. Kendimizi hedefleyerek anlatıyoruz. Yani “şu şahıstır, bu şahıstır karşımızdaki şu kişilerdir” demiyoruz. Adam bilgisizdir veyahut yeterli kadar delile ulaşamamıştır. Hatalı bir teşhis koyabilir. Biz onları bu olayın içerisinde değerlendirmiyoruz.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim. Akşam namazından sonra devam edelim, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Televizyonda İzlediğiniz Birçok Olayı Peygamberimiz (s.a.v.)’in 1400 Yıl Önce Haber Verdiğini Biliyor Muydunuz?

SİBEL YILMAZTÜRK: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: İstanbul mübarek bir belde. Allah özenle süslemiş İstanbul’u. Yedi tane tepe yapmış Allah İstanbul’a. Birde güzel bir boğaz yapmış. Camilerle süslemiş. Ağaçlarla süslemiş. Sahabe mezarlarıyla süslemiş. Niye süslüyor? Cenneti düşünelim diye. Bak, Allah ışık yaratmış, beynimizde oluyor o ışık. Dışarıda ışık yok. Normalde zifiri karanlık bir İstanbul var. Simsiyah karanlık. Ama Allah beynimizde pırıl pırıl ışıklı bir İstanbul gösteriyor. Normalde çıt yok ama beynimizin içinde sesler duyuyoruz. Denizin içini de süslemiş Allah küçük küçük balıklar, yengeçler, büyük balıklar, planktonlar, gözle görülmeyenler, görülenler, her yer süslü. Mesela bu çiçekler de böyle Allah tarafından tek tek süslenmiş. Şu şekerliğe bak. Hepsi birbirine eş, acayip tatlılar. Bakayım içinde ne var? Çok şeker, ikinci katı var. Bak ikinci katı da şu, orada da çiçek tozları var ve akıl almaz temiz. Milyonlarca seneden beri babadan oğula bu çiçeği yapmaya devam etmişler. Bunun dedesi var. Dedesinin dedesi var. Yani üç milyon sene önce, dört milyon sene önce dedeleri var. Yine dünyayı süslüyorlar.

Domates biber yetişmesi önemli, oralarda öyle büyük saksılarda bu güzellik oluşsun. Biz manavdan gidip domates almayalım, biber almayalım, patlıcan almayalım. Dereotu, şu, bu, limon falan hepsi buradan temin edilecek. Bahçeden de aynı şekilde. Bak, öbür tarafta meyve zibil, burada da öyle olması lazım. Hatta biz manava gönderdik limonları o kadar çoktu ki zayi olmasın diye manava gönderdik. Yani bir kasa falan çıktı limon.

Jandarma Özel Harekât Komutanı Binbaşı Necmettin Tetik, koçyiğit aslanımız, el yapımı patlayıcı nedeniyle sol gözünden yaralanmış. GATA’da operasyondaymış. Kardeşlerimiz dua etsin. Cenab-ı Allah gözüne sağlık, sıhhat, afiyet versin. Gözüne nur versin. Aslan o, aslan.

Alman parlamentosunda oylanan 1915 olaylarını soykırım olarak niteleyen tasarı oy çokluğuyla kabul edilmiş. Tasarı 1915 olaylarını soykırım olarak tanınmasını, bunun ortaöğretim ve üniversite eğitiminde ders olarak okutulmasını, sivil toplum çalışmalarına ve yayın alanına yansıtılmasını içeriyor. Kararın hukuki bağlayıcılığı bulunmuyor. Türkiye, Almanya büyükelçisini geri çağırmış. Bir bozuşmadığımız Almanya kalmıştı, onlarla da bozuşursak artık kimse kalmamış oluyor.

Türkiye ultra modern olması lazım, ultra modern. Son derece kaliteye önem vermesi gerekir. Türkiye’nin şehirleri Paris’ten, Londra’dan çok daha kaliteli olması lazım. Şehirlerimiz yine Norveç’in, İsveç’in şehirlerinden çok çok daha güzel olması lazım. Kasabalarımız yine aynı şekilde, köylerimiz aynı şekilde, yollarımız. İnsanlarımız çok güzel giyinmeli, güzel konuşmalı, güzel yemeli, güzel içmeli. Her yere kalite hakim olması lazım. Kalitesiz her ülke yıkılıyor. Kalitesiz her toplum yıkılıyor. Kalitenin düşmesi bizim için milli bir tehlikedir. Tabii ki kaliteli insanlarımız var, kaliteli yerlerimiz çok ama her yere hakim olması lazım. Sevginin her yere hakim olması gerekiyor. Gençlerimiz Twitter’da orada burada yazarlarken hep sevgiyi ön plana alması lazım. Dünyanın sevgi merkezi olması lazım Türkiye, sevgi öğretmenlerinin okulu olması lazım. Bütün sevgi öğretmenleri Türkiye’de toplanması lazım. Merhameti, şefkati, sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, iyiliği, güzelliği, temizliği dünyaya bizim anlatmamız lazım. Gelenekçi İslam anlayışına karşı Kuran’ın yeterliliğini herkese anlatmamız gerekiyor. Aksi halde Afganistan gibi, Suriye gibi, Irak gibi olmamız işten bile değil, Allah esirgesin. Bu konuda vakit kaybetmek çok tehlikeli. Osmanlı’yı yıkan İslam felsefesiyle yeniden dirilmek mümkün değil. Sadece yıkım getiriyor görüyorsunuz, adım adım geriye doğru gidiyor sistem. Buna çok dikkat etmek gerekiyor.

Hande; “Ve Allah İstanbul’u seninle süslemiş” diyor. Sizlerle de süslüyor, tabii ki müminlerle de süslüyor.

“Canım, ruhum bulunduğunuz her ortam cennet, aklınız, kalite anlayışınız kıyas olmaz kimseyle. Canım, nurum Hocam geceyi nurunuzla aydınlatıyorsunuz.” Rana.

“MaşaAllah canım Hocam, harika görünüyor elhamdülillah. Seni çok seviyoruz. Nur ala nursunuz.”

“Aslan Hocam, yeni mekanınıza yanınıza demir atıp sizi canlı izleyebiliyor muyuz? Hocam kabul deyin yoksa gece gece yüzerek geleceğiz.” Cemal İzci.

Aynur; “Canım Hocam, şahane bir boğaz manzarası eşliğinde A9 TV seyrediyoruz” diyor.

Kalite, kalite, kalite, kaliteye çok önem vereceğiz. Kaliteli ülkeleri bütün dünya destekliyor, kaliteli insanları bütün ülkeler destekliyor. Kaliteli bir ülkenin bir tane insanı öldüğünde yer yerinden oynuyor. Ama kalitesiz gördükleri bir ülkede 100 bin kişi ölse adamlar seviniyor. Hiçbir şekilde etkilenmiyorlar. Kalite hayati bir konu. Devlet bu konuyu bir numaralı mesele haline getirmesi lazım. Gelenekçi, tutucu İslam anlayışı bizi mahveder. Adamların gözü dönmüş, kendini de mahveder bizi de mahveder. En sonunda intihar bombacısı oluyorlar.

“Ayasofya Cami’sinde Ramazan ayı boyunca Kuran-ı Kerim okunacak. TRT bu Kuran tilavetini Ramazan ayı boyunca canlı olarak yayınlayacak.” Ama şimdi halk Arapça’sını bilmez. Kuran Arapça okunuyor ama halk bilmiyor, hiçbir şey bilmiyor. Sadece Kuran’ın lafzını duyacak. Halbuki Kuran’ın manasının bilinmesi lazım. Kuran’ın manasını anlatsın TRT. Ayet ayet manasını anlatmaları lazım.

Ama Türkiye içerisinde tabii Tayyip Hoca becerikli, çok güzel atılımlar yaptı. Yollar, köprüler, barajlar falan hakikaten bir ferahlık oldu. Güneydoğu’da da asayişi bayağı sağladı gibi görünüyor. PKK’yı kazımaya başladılar, çok az bir noktada kaldılar. O yönlerden çok başarılı, güzel. Tayyip Hoca artı hükümet, askerimiz, polisimiz hepsi yani bir kişinin başarısı değil bu tabii. Ama başta olan o olduğu için tabii ki onu da takdir ediyoruz. Ekonomik yönden de Türkiye huzurlu, zam falan bir şey gelmiyor. Eskiden sabah kalkardık zam, akşam kalkardık zam. Şimdi hastaneler falan da düzgün hale geldi. Alt geçitler, üst geçitler her şey iyi.

“Nurum, göz bebeğim, canım üstadım eşimle beraber seni izliyoruz. Allah senden razı olsun, bizi derin bilgiyle aydınlatıyorsunuz. İftara ziyaretinize geliyoruz inşaAllah.” Bekliyorum.

“Çok şükür Allah’a, yine yayında bizimle eski konseptine dönmüşsün, süper olmuş. Çok yakışıklısın, çok karizmasın. Bütün kahve toplandık elli kişi seni izliyoruz” diyor. Hay maşaAllah. “Senden bir ricamız var dans bekliyoruz” diyor, Aslı Bal. MaşaAllah.

MHP’de tartışılıyormuş öyle mi kongre günü? Ne fark eder? Niçin acaba orada bir tartışma oluyor? Ama orada herhalde ağırlığını koymak açısından, “benim dediğim olsun” gibi. Hepsi değerli insanlar, Bahçeli de değerli insan, diğerleri de hepsi dava adamı. Allah hayırlı olanı yapar, Allah’a bırakmak lazım.

MHP merkez; “Biz mahkeme kararına uyduk, tarihi belirledik. Bu tarihe uygun gelin, istediğiniz eleştiriyi yapın kongrede” diyor. “Muhalefet bizim istediğimiz tarihte olsun” diyor. Muhalifler 19 Haziran istiyormuş, partinin mevcut yönetimi 10 Temmuz’u istiyormuş. Kaç gün kalıyor aralarında?

Kayısı şahane bir meyve, Allah ne güzel şeyler yaratıyor. Bir de içinde de çekirdeği de hediyesi. Onu toprağa koyuyorsun bir kayısı ağacı daha. O yıl ki kayısıların nasıl olacağı belli, bir yıl sonra, iki yıl sonra, üç yıl sonra, beş yıl sonra ne kadar kayısı olacağı çünkü her yıl daha artıyor, hepsi kodlu. İçindeki mineral, vitamin, kalsiyum hepsi belirli, şeker oranı, karbonhidrat oranı, kokusu, kıvamı. Tesadüf demek çok büyük zulüm. Kara toprakta böyle şey tesadüfen olmaz. Allah’a karşı ne kadar büyük suç işleniyor, insanlar ne kadar büyük suç işliyorlar. Cenab-ı Allah ne kadar sabırlı. Normalde taş taş üstünde bırakmaz Allah, helak eder. Ama İslam’ın hakimiyeti için, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru için bekletiyor. Bak mesela muz alenen belli yani nimet olarak yaratıldığı. Açılış şekli son derece kolay ve güzel, çok güzel muhafaza içinde. Nefis bir koku, nefis bir kıvam. Protein çeşitlerinin hemen hemen hepsi var, mineral çeşitlerinin hepsi var, yağ var içinde, bütün vitaminler var aşağı yukarı yani vitamin deposu. Sırf insanı beslemek için olduğu belli. İçinde toksik maddeler, zararlı maddeler de olabilirdi. Hep faydalı şeyler. Bak mesela şeftali öyle. Her birinin tadı ayrı güzel. Bir de pırıl pırıl hepsinin ambalajı. Görünümleri çok iç açıcı.  Allah’a karşı çok büyük suç işliyor insanlar, çok. Allah’ın yaratması açıkça ortadayken tesadüfen yaratıldı demek o kadar çirkin bir iftira ki. Hayret edilecek şekilde insanlara kötü bir cesaret geldi, çok kötü bir cesaret.

Mustafa Reis; “Adnan Hoca, Müslümanları Mehdi’yle, koruyucu büyüsüyle atalete sevk ediyorsunuz. Lütfen tembelliğe teşvik etmeyiniz.” Bak, Museviler 3500 yıldan beri Moşiyah Mehdi beklerler, dünyanın en çalışkan milletidir. Hiçbir şekilde de tembelliğe onları itmemiştir. Bilakis şevklendirmiş, başarılı ve atak olmalarını sağlamıştır. En heyecanlı, en atak milletlerden biridir Musevi milleti. Demek ki atalete sevk ettirmiyormuş. İran bak, Mehdiyet düşüncesi, Mehdiyet üslubu onlarda çok coşkundur ve dünyanın en çalışkan milletlerinden birisidir İranlılar, Persler. Ve Allah onları askeri yönden de, siyasi yönden her yönden başarılı kılıyor şuan. Her yerin çekindiği mesela PKK’nın ödü kopuyor, PKK’nın oraya yaklaşması tahayyül dahi edilemiyor.

Mehdiyet riskli, kötü bir şey, yanlış bir şey olsa Peygamberimiz (s.a.v.) müjdeler miydi? Bütün ahir zamanı Mehdiyet’e göre Allah planlamış, sen diyorsun ki “Mehdiyet yok. “Büyü” yok “hipnoz” falan. Bunu sana kim söyletiyor bil bakalım? Bunu sana söyletenden Allah’a sığın. Hz. Mehdi (a.s) için Peygamberimiz (s.a.v.) yüzlerce, binlerce hadis söylemiş. 3500 yıl öncesinden geleceği belli. Ve Allah İstanbul’u onun için hazırlamış. Ulu-l azim peygamber olan Hz. İsa Mesih’i gökten indiriyor onun yanına hususi, ona yardımcı olması için. Ve hateme veli, gelmiş geçmiş en büyük veli. Resulullah (s.a.v.) onu Miraç’ta görüyor Hz. Mehdi (a.s)’ı, “Ya Rabbi ben bir ışık görüyorum” diyor, “diğer evlatlarımın arasında, çok parlak. Bu nedir?” diyor. “O Mehdi’dir” diyor Cenab-ı Allah. “Ben onu çok seviyorum, sen de onu sev. Onu sevmeyenleri de sen de sevme” diyor.  Dolayısıyla Mehdiyet ahir zamanın en hayati konusudur. Şu an Irak’ta, Suriye’deki olayların tek sebebi Mehdiyet’tir. İslam alemindeki şu anki heyecan, kargaşanın tek sebebi Mehdiyet’tir. Mehdiyet’le ilgili bir ufak, güzel çocuğun şarkısı vardı. Onu bir dinlet bu koçyiğide, Mustafa Reis’e, bir içi açılsın. Mehdiyet’in önemini görsün. İran’da yer gök inliyor Mehdiyet diye. İsrail’de yer gök inliyor Mehdi diye. Dünyanın her yerinde Mehdiyet yeri göğü inletiyor. Senin haberin bile yok. Mesela bu IŞİD, Mehdiyet üstüne kurulmuştur. Taliban, El-Kaide hepsi Mehdiyet üstünedir. Suriye rejimi de Mehdiyet’i savunur. Irak rejimi de Mehdiyet’i savunur. Her yer Mehdi diye inliyor. Ama tabii terör örgütü olduğu için IŞİD, Taliban, El-Kaide bunlara karşıyız.

Göreyim.

-VTR-

Bak görüyorsunuz el kadar çocuklar bile büyük bir coşkuyla Mehdi (a.s)’ı bekliyorlar. Bütün Irak yıkılıyor Mehdi (a.s) diye, bütün Suriye yıkılıyor. Amerika’daki bütün Think Tank’ler, büyük fikir kuruluşları hepsi Mehdi (a.s)’ı bekliyorlar. Ama bir ehlisünnet inancı içinde bazı kişiler bütün güçleriyle Mehdiyet’e tavır alıyorlar. Bunu yaptıkça Allah esirgesin kaybederler, çok büyük kayıplara uğrarlar. Mehdiyet’i hiç kimse durduramaz. Allah’ın bu kararı, Allah’ın kaderi, durduramazsın. Çırpındıkça Allah’a karşı yakışıksız bir tavır uygulanmış olur, sergilenmiş olur. Birde işte Musevi amcaların Mehdi (a.s)’ı beklemesi vardı, Musevi dindarların bir de onu göster. Bak Mehdi (a.s) diye nasıl İsrail yıkılıyor? İsrail ordusu da aynı şekilde bak bu İran ordusu, bir de İran ordusunun Mehdi (a.s)’la ilgili geçişi vardı gösteri yürüyüşü vardı, her adımda Mehdi (a.s) diyorlar onu da göster. Olayın büyüklüğünü anlamıyor bu arkadaşlar. Yani vaziyetin muhteşemliğini fark edememişler.

-VTR-

Mehdiyet dünyayı inletiyor bizim vatandaşların birçoğunun haberi bile yok, bambaşka bir alemde. Mesela Kuzey Veziristan’da sürekli Amerika Birleşik Devletleri’nin dronları havadan bombalama yapıyor. Veziristan 10 bin milyar dolar bunun için Amerika’ya ödeme yapıyor, bombalama yapın diye. Kendi alt yapılarını, köprülerini, yollarını Amerika sürekli vuruyor, yeri göğü inletiyor. Adamlar da oluk oluk onlara para veriyor. Bak yıllardan beri bellerini doğrultamadılar. Akıl almaz bir kör açmaz var. İşte bunların hepsini ortadan kaldıracak olan Mehdiyet’tir, Mehdi (a.s)’dır. Suni Mehdiyet de olmaz, kafalamayla falan Mehdi (a.s) olunmaz, Allah’ın Mehdi (a.s) olarak yaratması lazım.

“Miraç gecesi Allah Azze ve Celle bana şöyle vahyetti” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). “Ey Muhammed onları görmek ister misin?” diyor. ‘İsterim Ya Rabbim’ dedim. Cenab-ı Allah şöyle buyurdu: ‘Öyleyse biraz ilerle.’ Biraz ilerleyince Ali Bin Ebu Talibi gördüm, sonra Hasan, Hüseyin, Ali Bin Hüseyin, Muhammed Bin Ali Cafer, Cafer Bin Muhammed, Musa Bin Cafer, Ali Bin Musa…” Hep Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunları bunlar. “Muhammed Bin Ali, Ali Bin Muhammed, Hasan Bin Ali ve Hüccet İmam kaim Muhammed Mehdi’yi gördüm. Mehdi (a.s) onların içinde parlayan bir yıldız gibiydi. Dedim ki: “Ey Rabbim kimdir bunlar?” Şöyle buyurdu, “Onlar imamlardır. Bu da kıyam edici, Kaim Muhammed Mehdi’dir. Helalimi helal edecek, haramımı ise haram edecektir. Düşmanlarımdan da intikam alacaktır.” Düşmanı kim? Deccaliyet, ilimle. “Ey Muhammed Mehdi (a.s)’ı sev.” Bak Peygamberimiz (s.a.v.)’e söylüyor. “Çünkü ben Mehdi’yi seviyorum. Onu seveni de seviyorum.” O yüzden Mehdiyet’i her savunan ülke ihya oluyor.

“Adnan Bey, TV programlarında sadece sizin kanal kadını değerli görüyor. Diğer kanallarda kadını hep ezilen taraf olarak gösteriyorlar. Bir de yetmezmiş gibi çok çirkin, sinsi, dedikoducu, kavgacı oluyor bazı kadınlar” diyor. “Bu durum düzeltilsin. Çocuklarımız etkileniyor.” Hatice Karaalp. Tabii her kanal değil ama bazı kanallar hakikaten kadınlara karşı bir üslup kullanıyorlar. Ama kadınlara karşı saygılı kanallar da vardır tabii ki. Ama genellikle işte hakikaten kadınları böyle kavgacı, hırçın, saldırgan, küfreden, güvenilmez, ağzı bozuk, sinirli böyle cazgır gibi gösteriyorlar. Bu çok ürkütücü. Kadınlara karşı öfkeyi artırmayı amaçlıyor gibi görüyorum ben bu tip programları. Halbuki kadın dünyanın en güzel süsüdür.

Tayyip Hoca 18 bin kilometre bölünmüş yol yapmış, 18 bin. Yani bu insana böyle mi karşılık verilmesi gerekiyordu? Bu bizim kendi evladımız Tayyip Hoca. Burada doğmuş, büyümüş, bizim içimizde büyümüş bir kardeşimiz. Gençliğini, her şeyini biliyoruz. Erbakan Hocamız’ın seçkin bir talebesi. Bir kere Erbakan Hocam yetiştirdiyse bir adam sağlamdır zaten. Onun dizinin dibinde ders aldıysa sağlamdır. Şu diktatör lafları falan ayıp. Diktatör olsa biz böyle burada oturamazdık. Doksan yılda yapılanı, doksan yılda yapılanın üç katını yaptı Tayyip Hoca. Böyle bir memleket evladına bu muamele çok ayıp, ayıp ve günah, yakışmıyor. Ben bakıyorum bayağı mazlum yüzü var, gayet terbiyeli. Gidiyor dedelere sarılıyor, annelere sarılıyor. Taksi şoförü aslan kardeşlerimin dizinin dibine oturuyor, beraber çay kahve içiyorlar. Bizim kendi evladımız yapmayın, etmeyin, çok ayıp. Ama tabii hükümet kaliteye önem veremiyor şuan imkanı olmadığı için, sanata önem veremiyor. Onları da biz yapalım. Darwinizm’i yıkma görevini biz yapalım, hükümet yapamaz bunları. Kalite bakanlığı aslında yapsalar, ya bir adı konsa iyi olur. Kalite sanat bakanlığı yapsın. Belki halledemeyiz diye düşünüyorlar, gider o hiçbir şey olmaz. Yabancı sanatçılar getirsinler, heykel sergisi açılsın. Yabancı sanatçılar getirsinler, resim sergisi açsınlar. Gider arkası gelir onun bir şey olmaz. Müzik festivali düzenler bakanlık, yabancı müzisyenler gelir İstanbul yıkılır. Hükümeti daha çok severler, güzel olur. Ucu bucağı yok, her yer gıcır gıcır. Bir de asayiş de güzel, PKK’yı da kazıdılar maşaAllah iyi gidiyor. Ellemesinler, hizmete devam etsin hükümet. Ben bir acayiplik olsa bütün gücümle tavır alırım, öyle bir şey yok. Mesela başkanlık sistemi asla olmaz. Bu Tayyip Hoca’yı yıpratır bu olmaz. İkiye bölünüyor mesela Başbakan’a gidiyor dikkatler, bir kısmı Cumhurbaşkanı’na gidiyor. Üstüne yüklenme olmuyor. Böyle kendi de rahat eder. Bir de Başbakan yaman yeni gelen dehşet, hem şakacı falan birde kafası çok iyi çalışıyor. Öbür Başbakan da çok iyiydi Davutoğlu Hocam.

Mehdilik iddia eden küfre gider. Ben Mehdi’yim derse küfre gider veyahut falanca kişi Mehdi derseniz o kişi küfre gider. Aman ha. Ne demek? Çünkü Mehdi (a.s) cennetlik. Nerden biliyorsun, vahiy mi aldın? Yok. Allah adına hüküm verdi, “Allah adına hüküm verenden daha zalim kim vardır?” (Hud Suresi 18) diyor Allah, sakın ha! Mesela hüccet diyebilirsin, imam diyebilirsin. Ama Mehdi denmez. Masumdur denmez yani günahsız falan. Mehdi (a.s) olduğunu biz kalben hissederiz, Allahualem deriz. Ne zaman? İslam dünyaya hakim olur, başına geçer İslam aleminin, İsa Mesih olarak umduğumuz kişiyle namaz kılar o zaman Allahualem Mehdi (a.s)’dır diyeceğiz, herhalde, içten. Yoksa yüzüne karşı Mehdi (a.s) denmez. Dolayısıyla hiç kimse hiçbir zaman için Mehdilik iddia etmeyecektir ama hissi kalbel vukuyla hissederiz.

Binali Yıldırım kendine has üslubuyla ve gayet sakin ve hoş bir üslubu var onun biliyorsunuz. “Çözüm, terör örgütünün milletle devlet arasından defolup gitmesidir” diyormuş. Güzel, çok güzel demiş.

“Ne zaman AKP’yi eleştirdin?” diyor. Kardeşim televizyon izlemezsen duyamazsın. Benim kitaplarımı okumazsan duyamazsın. Yazılarımı okumazsan nerden bileceksin? Gece gündüz başkanlık sisteminde AK Parti’yi eleştiriyorum, kalite konusunda eleştiriyorum, sanat konusunda eşleştiriyorum, Darwinizm konusunda eleştiriyorum. Darwinizm’in devlet tarafından etkisiz hale getirilmesi lazım. Milli eğitimde esaslı bir atak olması gerekir. Bunu her zaman söylüyorum. Birde cümleyi de yanlış yazmışsın. 2002’de PKK silinmişti ama şuanda da siliniyor çok köklü bir şekilde.

“Mehdi (a.s)’a peygamber olarak mı bakacağız?” İlknur. Canım olur mu? Hateme velidir. Kuran'da açık ifade var. Peygamber son Peygamber (s.a.v.)’dir. Nereden çıkarıyorsunuz? Hateme veli. Yani o hissi kalbel vukuyla anlaşılır. Nasıl insan birini kalben seviyor, hissediyor değil mi? Mesela sevdiğini hissediyor. Hz. Mehdi (a.s)'ı da biz kalben, imanla hissederiz. Yoksa açık açık söyleme olmaz.

Bediüzzaman’ın üslubu ne güzel. Ne kadar güzel samimi imanı var. Kainatı okuma gücü çok güzel. Tefekkür gücü çok güzel. Bak diyor ki; "Bir zerreye hakiki Rab olmak için bütün yıldızlara sahip olmak lazım gelir. Semavatın (göklerin) halk ve tesviyesinde (düzenlenmesinde) muktedir olmayan beşerin simasındaki teşahusu (şahıslanmayı) yapamaz." Yüzündeki en ufak ifadeyi bile Allah yaratır diyor. "Demek bütün semavatın Rabbi olmayan bir tek insanın simasındaki alameti farika (ayırt edici işaret) olan nakşi semaviyi (yüzdeki nakşi) yapamaz. İşte kainat kadar büyük bir pencere ki onunla bakılsa Allah her şeyin yaratıcısıdır. O her şeyin üzerine vekildir. Göklerin yerin anahtarları onundur. Allah'ın ayetlerine karşı inkar edenler ise işte onlar hüsrana uğrayanlardır." Bu da ayet.

"Hayatını yaşıyorsun he helal olsun Adnan Hoca" diyor. Tabii ki şu an yaşıyorum. Ölü gibi mi görünüyorum? Niye öyle dedi acaba?

Mavi Ay; "Başkanlık sistemi liberal ve güzel bir sistemdir. Doğru uygulandığında eyalete gerek yok." Ama eyalet oluyor işte tehlike orada. Eyalet, federasyon olma tehlikesi var. Bu daha açıklığa çıkarılmadı.

Emre Bektaş, "Bir Müslüman’ın Mehdi (a.s)’dan ne gibi bir umudu ya da beklentisi olabilir ki? Mehdi (a.s) gelip Müslüman’a ne diyecek? Din tamamlanmıştır." Din tamamlandı Hz. Musa (a.s) zamanında tamamlanmadı mı? Tamamlandı. Ama ne diyor Hz. Musa (a.s)? Moşiyah gelecek, Davutoğlu gelecek. Yani Hz. Mehdi (a.s) gelecek diyor. O müjdeyi Allah veriyor. Sen de diyorsun ki ne gerek var? Mesela Kuran'da buna ayet örnekler de var. Müslüman diyor ki; "Ya Rabbi bize bir lider, bir önder gönder" diyorlar. Allah melik olarak onlara önder gönderiyor. Talut'u değil mi? Bu önderlerle ilgili Kuran'da çok fazla ayet var. Ve gelip insanlara imkan ve umut ışığı haline geliyorlar. Onlara öncülük yapıyorlar. Allah zaman zaman böyle veliler, peygamberler, yol göstericiler göndermiştir. Ahir zamanda da Resulullah (s.a.v.)’den 1400 sene sonra bütün ümmeti yeniden toparlayacak bir Mehdi gönderiyor. Bu Tevrat'ta var. Hz. İbrahim (a.s) devrinde müjdelenmiş, Hz. Nuh (a.s) müjdelemiş, bütün peygamberler müjdelemiş Mehdi (a.s)’ı. İncil'de var, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde var. Kuran'da mebzul miktarda işaret ediliyor, çok miktarda işaret ediliyor.

"Acizler Mehdi bekliyor. Hatta Osmanlı Birinci Dünya Savaşı’nda yenileceğini anlayınca Mehdi gelecek dedi" diyor. Şimdi Allah zaten ayette acz içinde olacak insanlar diyor. Acze düşüreceğim, acz içinde olanlar Mehdi (a.s)’ı bekleyecek diyor. Doğru söylüyorsun, Allah söylüyor bunu. Abdülhamit diyor ki; "gelen ordunun başında, hareket ordusunun başında Hz. Hızır (a.s)’ı gördüm" diyor. “Onun için müdahale etmedim” diyor. Çünkü hilafetin yıkılması gerekiyordu. Hz. Mehdi (a.s)'ın çıkması için hilafetin yıkılması gerekiyordu. Yıkılması derken kaldırılması. Büyük Millet Meclisi’nin şahsı manevisine bırakılmıştır Mehdiyet yani halifelik.

Torafor; "Bu kadar geciktiğine göre beklenen değil artık beklenmeyen Mehdi (a.s)’ın zuhuruna hazır olmak lazım."  İncil'de ve özellikle Tevrat'ta "Bekleyeceksiniz, ümidinizi keseceksiniz, o devirde o gelecek" diyor. Bak, "bekleyeceksiniz, bekleyeceksiniz, ümidinizi keseceksiniz" Bak, "ümidinizi keseceksiniz ondan sonra zuhur edecek" diyor. Sen de ümidini kesmişsin. Bir alamet daha, bak Tevrat'taki alamet oluşmuş.

Allah diyor ki ayette, mustazaflar, ezilmişler, guraba, garipler, onların yüzü suyu hürmetine bir beklenen bir kurtarıcıdan bahsediyor Allah ayette. "Neden onları kurtarmak için atağa geçmiyorsunuz?" diyor. Ve "Ya Rabbi" diyorlar "bize beklediğimiz kurtarıcıyı gönder." Kuran'da ayet. Kurtarıcı bak peygamber demiyor. Kurtarıcı gönder, bir lider gönder diyor. Kuran'a vakıf olmadıkları için şaşırıyorlar. Allah Kuran'da Mehdiler gönderdiğini söylüyor. Muhtedun diyor. Çeşitli Mehdiler gönderdim diyor. Bak, "Tebliğlerine karşı (tebliğ, İslam'ı tebliğine karşı) sizden ücret istemeyen bu kişilere tabi olun. Ve onlar (bu kişiler) mehdilerdir (muhtedun)." (Yasin Suresi, 21) Ne güzel Kuran'ın üslubu. Hep böyle müzikli, muhteşem bir üslubu vardır.

"Allah kuluna kafi değil mi?" diyor Allah Zümer Suresi, 36. ayette. "Ve seni ondan başkalarıyla mı” Başka ilahlarla, başka putlarla. “…korkutuyorlar." diyor. Mehdiyet’e işaret eden bir ayettir bu. "Allah kim dalalette bırakırsa" yani deccaliyet içinde bırakırsa. "…o zaman onun için bir hidayetci Mehdi yoktur." Allah ona Mehdi nasip etmez diyor. Hadi; Mehdi, hidayetçi.

1990 -2011 yılları arasında Almanya çapında 82 kilise yıkılmış. İki yüzden fazla Protestan kilisesi el değiştirmiş. Meyhaneye, diskoya falan çeviriyorlar. Bu kiliseler ya özel mülk haline getirildi ya da restoran, disko, pizzacı, heykel atölyesi haline getirilmiş. Bu çok korkunç bir şey. Geçen yıl İsveç kilisesinden ayrılanların sayısı 67 bin kişiyi bulmuş.

Aslı Deniz, "Hocam Allah keyfinizi artırsın. Ağustos’ta tatil yapmaya geleceğim yanınıza sevgilerimle" diyor. Kimdi bu Aslı Deniz? Tanıyor musunuz siz? Herhalde yeni tanışacağız.

Şu kiliselerin kapanması olayı büyük bir felaket. Sinagog kapanması büyük bir felaket. Buna önlem alınması lazım. Ne güzel olsa tek İlah şu teslisi kaldırsalar. Kiliselere biz de gitsek ne güzel olur.

Ahmet; "Allah (c.c) diyor ki; “Ayrılıp, dağılmayın, Kuran-ı Kerim’e bağlı kalıp yaşayın.” Mehdi (a.s) diye bir şey yok. Tek kurtarıcı Kuran-ı Kerim." Doğru tek kurtarıcı Kuran-ı Kerim. Peygamberimiz (s.a.v.) Kuran'ı getirdi vahiyle, masanın üstüne koyardı Kuran'ı çeker giderdi. Ne olurdu? İslam hakim olur muydu? Olmazdı. Öncü olacak, örnek olacak. İnsanları Allah tarih boyunca yaratmıştır. Hz. Musa (a.s)'a da Tevrat geldi. Tevrat'ı koyardı bırakırdı çeker giderdi. Taş üstüne yazıldı Tevrat. Bırakır, ben Allah'ın kitabını getirdim size, hadi bana müsaade derdi. Ama başında durdu, bizzat müdahaleye katıldı. Kuran'da da peki bu arkadaşlar bunu nasıl anlamıyorlar? "Ya Rabbi" diyor, bak "bize katından bir yardım eden, bir komutan, bir öncü yolla diyen" diyor, “garibanlar, gureba, ezilmişler, mustazaflar uğruna neden mücadele etmiyorsunuz?" diyor. Bu mustazaflar, bu ezilenler neden Allah'tan bir kurtarıcı istiyorlar o zaman Kuran'da? Senin bu sözünü Kuran-ı Kerim ortadan kaldırıyor. Bir de Mehdi (a.s)’dan niye bu kadar rahatsız oldun? Bu kadar rahatsız olman normal mi gecenin bu vaktinde? Bu da Hz. Mehdi (a.s)'ın geliş alameti. İşte bak siz gelmeyecek dedikçe Allah onun geleceğini daha iyi vurgulamış oluyor. Ve daha iyi anlatmış oluyoruz siz böyle dedikçe. Hz. Mehdi (a.s) zaten Kuran'a davet edecek Müslümanları. Evinde Kuran var, niye kurtulamıyorsun? Niye Müslümanlar ezim ezim eziliyor? Dünyada en az bir milyar Kuran var. Ama Müslümanlar mahvolmuş vaziyette. Demek ki Kuran'ı uygulayacak insan gerekiyor. Onu hayata geçirecek insan gerekiyor. İşte ona Kuran'ın birçok ayeti işaret ediyor. Mehdiler gönderdiğini söylüyor Allah ve Müslümanlar da zaten bir öncü istiyorlar Allah'tan. Bir lider başlarına istiyorlar. Bu işaret edilen kişi de Hz. Mehdi (a.s)’dır. Tevrat'ta 3500 yıl öncesinden belirtilmiş. Peygamberimiz (s.a.v.) de yüzlerce hadisle belirtmiştir. Kuran'da Kehf Suresi’nde anlatılan Mehdi (a.s) grubudur. Yusuf Suresi, Süleyman kıssası hepsi Mehdiyet’i anlatır.

Nisa Suresi 75'te anlatılıyor bu konu. Bak "Size ne oluyor ki" diyor, Allah eleştiriyor insanları. Yani böyle bu tarz insanları. "Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar," Mesela Suriye'den çıkmak istiyorlar, Irak'tan çıkmak istiyorlar. "ve bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder,Sahibi zaman, bir Mehdi gönder. "bize Katından bir yardım eden yolla diyen.." İnsan yolla diyor Allah’a. "diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar" Mustazaf, mazlumlar "adına savaşmıyorsunuz?" (Nisa Suresi, 75) diyor Allah. İşte burada Mehdiyet anlatılıyor. Ayet, Kuran ayeti.

Bak İsrail Hz. Mehdi (a.s)'ı bekliyor, dünyanın en güçlü devletlerinden birisi. Bütün dünya onlara karşı ama onlar bütün dünyaya meydan okuyor. Kimsenin gücü yetmiyor. İran bak Hz. Mehdi (a.s)'ı bekliyor en bereketli devletlerden, hükümetlerden bir tanesi, milletlerden bir tanesi. Aslında hükümetin politikası da Mehdiyet politikası. Ama tabii her biri ayrı bir yoldan gidiyorlar.

Resulullah (s.a.v.) diyor ki; "İnsanların ümitsiz olduğu" Bu arkadaşlar da ümitsiz. "Ve hiç Mehdi falan yokmuş dediği bir sırada" Diyorlar değil mi? Mehdi (a.s) yok diyorlar. "Allah imam Mehdi’yi gönderir." Kim söylüyor? Resulullah (s.a.v.) söylüyor. (Ali bin Hüsameddin el Müttaki Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman. Sayfa 55)

Davud bin Kesir-i El Rıkki der ki: İmam Ebu Abdullah aleyhisselam'a şöyle arz ettim: "...Bu emir (yani kıyam) (Hz. Mehdi (as))’ın çıkışı çok uzadı öyle ki, kalplerimiz daraldı” diyor. Ne kadar bu? 1300 sene önce söylüyor bunu. “ve derin hüzünden dolayı ölüyoruz. Buyurdu ki: "Bu zuhur,” Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru. “daha ümitsiz ve hüznün ve acının daha çok olduğu bir zamanda vuku bulacaktır.” İşte zamanımız. (Şeyh Muhammed bin İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, sayfa 208)

Yine Resulullah (s.a.v.) diyor ki "Mehdi’nin zuhuru ümitsizlik ve yeis esnasındadır. Onun (Mehdi’nin) çıkışı ancak sizin umudunuzu kestiğiniz ve yeis içinde olduğunuz zamandır" diyor.

Resulullah (s.a.v.) diyor ki;  "İmam Mehdi paktır" diyor. Temiz. "ve razı olunandır." Allah'ın rıza makamına ulaşmıştır diyor. "Hidayet edendir ve seçkindir kıyam etmesi ümitle beklenendir. Allah onu bunun için seçmiş ve onu ruh aleminde ve ceset aleminde yaratırken en iyi şekilde yaratmıştır. O yaratılmadan önce Allah'ın arşının sağ tarafında gölge şeklindeydi” (Mehdi) diyor. "Ve Allah'ın gayb ilminde ona hikmet verilmişti. Allah onu Kendi ilmi ile ismeti için seçti."

"Hocam arkadaki taşın üstünde ne yazıyor?" Kafayı taktığı şeye bak. Ne bileyim işte onunla artık sen ilgilen. Herhalde İspanyolca bir şeyler yazıyor. Bazen öyle sorular soruyorlar ki insanın aklı duruyor. “Hocam, domates çekirdeğinden yağ elde edip fabrikalarda satmak mümkün mü?” falan.

"İmam Mehdi Hz. Adem'in hatırasıdır" diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Bak ta Hz. Adem (a.s) tarafından müjdelenmiş. Hz. Adem (a.s) bak düşünün, ilk Hz. Adem (a.s) müjdeliyor. "Nuh'un neslinin seçkinidir." Hz. Nuh (a.s) da müjdeliyor. "En seçkininiz odur" diyor Hz. Nuh (a.s) inşaAllah.

“Mehdi (a.s)’ı tarif eder misiniz? Kaşı, gözü, boyu nasıl olacak?” Var bizim internet sitesinde. Yok mu? Var. Oradan baksınlar.

“Hocam geçen gün ateist biriyle tartıştım. Adam Allah’a inanmıyor. Fakat bana Mevlana’yı savundu, şok oldum” diyor. “Allah’a inanmıyor ama Mevlana’yı savunuyor. ‘O çok yüce bir amaç’ diyor. Bu insanlara nasıl aşılamışlar bu Mevlevi aşkını” diyor Can Buğra. İşte onu inceleyeceksiniz.

“Adnan Bey Mevlana’nın kitaplarından Kuran’a aykırı yerler çıkarsa o zaman Mevlevilikle uğraşmayı bırakacak mısınız?” Cengiz Soyalp. Kuran’a, İslam’a aykırıysa tabii ki müdahale etmemiz gerekir. Farz bu. Ama Kuran’a aykırı yerler çıkarsa, İslam’a uygun bir düşünce haline gelirse herkes beğenir. Ben de beğenirim, Allah da beğenir. En başta Allah beğenir. Allah da beğenir demeyeyim de Allah affetsin. Bunu sormaya gerek var mı? Süt içine kirli bir şey düşerse onu alırsın, sütü kaynatırsın, süt kullanılır. Faydalı hale gelecektir tabii ki o zaman.

“Hocam Rumi olan İngiliz derin devletinin vatandaşlarına en azılı münafıklar diyebilir miyiz? Çünkü yaptıkları İslam’ı çok tahrip etmiş.” Murat Gül. Tabii şuan dünyadaki en azılı münafık sistemi İngiliz derin devleti tarafından uygulanıyor ve hayata geçiriliyor. En azılı münafıklar onlara bağlı.

“Rumiler aynı zamanda Müslümanız diyor. Siz neye göre Müslüman değilsiniz diyorsunuz?” Sümeyye Kara. Adam Müslümansa Müslümandır. Ama Müslümanlığı reddeden hükümleri kabul ediyorsa Müslüman olmaz. Adam ne diyor? Bizim kitabımızda Müslümanlık yok yolumuzda diyor. Adam derse ki, bu çok güzel, doğru; zaten Müslümanlığı reddetmiş oluyor. Kendi söylüyor zaten.

Böyle asi, çakal kadın kafası var bazılarında. Anarşist ruhlu, böyle küstah olacak, ne konuşacağını tahmin edemeyeceksin, ne yapacağı belli olmayacak, bayağı itici. Böyle namussuzluğa eğilimli, kalleşliğe eğilimli, nereye gideceğini, ne yapacağını hiç tahmin edemeyeceğin, kestiremeyeceğin, problemli manyak kadın modelini savunuyor bazıları. Bu çok yanlış. Böyle bir insanla insan rahat edemez, rahat da yaşayamaz. Ne kadar yayıldı böyle insan modeli dünyaya. Ne kadar ürkütücü.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü