Harun Yahya

Sohbetler (3 Haziran 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: Selam.

BÜLENT SEGİN:  Aleyküm selam.

ADNAN OKTAR: Hangi konudan bahsediyorsunuz?

BÜLENT SEGİN:  En son Hocam dediğiniz gibi münafığın çok büyük tehlike olduğu, hatta şeytandan daha tehlikeli olduğunu söylemiştiniz.

OKTAR BABUNA: İngiliz derin devletinin de bunları kullandığını.

ADNAN OKTAR: Tabii münafığın şeytani bir enerjisi vardır. Böyle sonsuza açılan bir lağım gibidir münafık, sonsuza açılan bir lağım. Her gün bir pislik yapar Allah’ın hikmeti, aynı şeytan gibi. Şeytan mesela hiç kesintisiz pislik yapar. Münafığın en mühim özelliklerinden birisi hem kendi sivri dilini çok çirkin kullanır, pis kullanır yani lağımın akışı oradandır, dilindendir. Beden dili de çok pistir münafığın. Resulullah (s.a.v.) hadiste söylüyor “Gözünü çirkin şekilde kullanır” diyor “İstediği an ağlar, istediği an neşeli biri görünebilir. Ağlamayı kullanmasını Kuran zaten Yusuf Suresi’nde açıklıyor Cenab-ı Allah. Mesela kardeşini şehit etmeye götürüyorlar, Hz. Yusuf (a.s)’ı ama ağlayarak anlatıyor olayı, yaptığı ahlaksızlığı ağlayarak anlatıyor. Çok şirret ve çirkeftir münafık. Züppeliğe çok yatkındır, asilik, züppelik, çakallık, isyankarlık şeytanın ruhunda olan bu kötü yapı Kuran’da uzun uzun anlatılmıştır. Aynı zamanda da mesela Allah’ı sevdiğini söylüyor, korktuğunu söylüyor Allah’tan.  Ama -haşa- Allah’ı mat etmek kafasında şeytan. Ondan daha üstün olduğunu, daha bilgili olduğunu, daha vicdanlı olduğunu, daha doğru düşündüğünü, -haşa- Allah’ı yenecek yani kendi kafasınca. O mantıkta olur şeytan. Bunu yapamadığında da sıkılır, deliliği tutar, adeta böyle kükürt kokar artık yani böyle içine çöker. Kuran onu ölüm baygınlığı geçirmiş, ölüm anına yaklaşmış bir insan görünümü olarak belirtiyor. Gözleri akar, donuklaşır, anlamsız ve boştur. Yani böyle şeytan transa geçer. Boş boş bakmaya başlar etrafa. O boş bakış anı işte o şeytana teslim olduğu an oluyor. Şeytan onun ruhuna hulul ediyor yani en yoğunlaştığı an oluyor. Ona artık şeytan bilgi aktarmaya başlar. İşte “sen büyüksün, sen yücesin, sen en önde olmalısın, her şey senden sorulmalı, dünyayı sen idare etmelisin, sen -haşa- Allah’tan büyüksün.” Diyorlar ya bazen “Allah insanlığı cehenneme koyar mı?” diyor “ben olsam koymam cehenneme” diyor. Bu ne? Allah’tan büyüklük iddiası. Şeytan müminlerin huzuruna, başarısına çok haset eder. Çünkü onun iddiası, Allah’a karşı insanların kötü tutum içinde olacağı iddiası değil mi? Müminin başarısı münafığın aynı şeytanda olduğu gibi çok ağırına gider, müminin güzelliği, sağlığı, sıhhati, başarısı, yeteneği, ataklığı. Onun için sürekli bir şeye müdahale etmek ister yani sürekli bir yerden zarar vermek ister. Becerebildiği kadar. Diyor ya ayette, şeytan “Sağından solundan yaklaşacağım, yer yönden yaklaşacağım.” Her fırsatı kullanır münafık, ufacık bir fırsatı bile. “Nasılsın?” desen, “Bende bir anormallik mi gördün?” der mesela. “Nasıl görünüyorum ki?” der. Böyle züppece, alçakça ve ahlaksızca cevap verir. Senin iyi niyetine karşı pis bir eylem içindedir. İsyankarlık, anarşistlik, azgın ruh münafık ruhunun vazgeçilmez özelliğidir. Şeytanla aynı özdeştir, şeytan münafığın mürşididir. Ayette diyor “Onu kabuk gibi bağlar” yani üstüne bir iyon yığını şeklinde çöküyor. Bütün bedenini kaplıyor ve dolayısıyla beyninin içine de giriyor. Yani onun üstünde ikinci bir ruh olmuş oluyor. Kendi ruhu kontrolden çıkıyor, artık o şeytana ait ruh onu kontrol ediyor, o iyon yığını diyelim. İşte “kabuk gibi bağlatırız” dediği o Cenab-ı Allah’ın. O kabuk gibi bağlandığında işte o “artık” diyor “onun yakasını” bırakmaz, peşini bırakmaz.” Ne kadar bırakmaz? Hiç bırakmıyor. Ancak Kuran’a tam teslim olur, Allah’a tam teslim olursa o zaman Cenab-ı Allah’ın izniyle, Allah mümine verdiği kuvvet zaten biliniyor. O zaman müdahale ediyor Allah. Onun dışında sonsuza kadar şeytanın avanesi olarak görev yapar münafık, sonsuza kadar. Münafıklarla ilgili esaslı bir çalışma pek olmamış. Kuran özünü anlatır münafıklığın ama hayata geçişi, hayattaki uygulamalarının anlatılmasını biz yaptık kitap olarak, ben yaptım yani. Şimdi yeni hazırlıyoruz bu kitabı mesela dünyada yok öyle bir kitap, dünyanın hiçbir yerinde yok. Böyle bir münafık analizi, böyle bir şeytan analizi hiç yoktur, ilk defa oluyor.

Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Sevgi barıştır” diyelim. Sevgi barıştır.

Müslüman sürekli iyilik peşindedir, hep gönül alıcıdır, iyidir. Ama münafık mesela buraya gelsin farz edelim, sandalyeyi beğenmez, halıyı beğenmez, bahçeyi beğenmez her şeye bir kulp takar. Münafığın özelliğidir yani içindeki şeytani dürtüyle şükreden, takdir eden yönü yoktur. Ruhundaki o eşyaya karşı da anarşisttir, eşyaya karşı da öfkelidir. Kendi bedenini beğenmez, elini beğenmez, yüzünü beğenmez, eşyayı beğenmez, çiçeği beğenmez hiçbir şeyi beğenmez. Her şeye bir kusur bulur. Yani şükredici değildir. “Onları şükredici bulmayacaksın” ayetini biliyorsunuz, münafığın özelliğidir. Münafık şükretmeyi bilmez. Kanaatkar değildir. Allah ne güzel yaratmış demez. Her şeyde o pis ruhu, şeytani ruh devreye girer. Farz edelim yemek verirsin, yemeği kötü görür. Bir hediye verirsin, onu kötü görür. Bir söz söylersin, onu beğenmez. Bir insan görür, onu beğenmez. Yani o şükretmezlik Kuran’da onlara vasfı olarak belirtiliyor, münafıkların vasfı. “Onları şükredici bulmayacaksın.” Mesela Allah’a şükür” diyor mümin değil mi? Farz edelim bir yemek geliyor “Allah’a hamd olsun, ne güzel” diyor. Tadını beğenmese dahi Allah’ın rızkı olarak beğeniyor. Mesela bir eşya geliyor “ne güzel” diyor. Müminde hep “Ne güzel, Allah’a şükür, elhamdülillah” vardır, “maşaAllah” vardır, “elhamdülillah” vardır, “inşaAllah” vardır. Münafıkta hep ret vardır, hep itici bulma vardır. Her şeyi beğenmez. Bir tek kendini beğenir, gizlice kendini beğenir. Yani insanlardan nefret eder ama gizlice kendini beğenir. O karanlık dünyasında tek başına yaşamak ister. Şeytan da öyle mesela bak, trilyonlarca melek var, isterse onlara tabi olabilirdi. Ama İblis tek başına Allah’a isyan etti yalnız kalmak istedi. Bak cehennemi de göze alıyor, sonsuz cehennemi de göze alıyor sırf büyüklük azmi için, o enaniyet düşüncesi için. Allah’tan büyük olma hırsı onu o delice ve çirkin ruha sürüklüyor. Genellikle bir şizofren ruh vardır yani böyle homoseksüel ve şizofren karakteri gösterir şeytan, bazı yönleriyle, onu görüyoruz zaten Kuran’daki üslubu. Mesela Lut kavmine gelen de şeytandır. Homoseksüel olarak gelmiştir ve oradaki kavmi bozmuştur. Onlara da homoseksüelliği bulaştırmıştır. Tarihte hiçbir bilmiyorlardı o devre kadar. Lut kavmi homoseksüelliğin ne olduğunu bilmiyorlardı. İlk defa onlara öğreten şeytandır. İnsan şeklinde gelmiştir. Onları o şekilde yönlendirmiştir. Melekler gelince hatta meleklerin de üstüne gidiyorlar orada biliyorsunuz. Şeytan kışkırtıyor onları meleklere. Meleklere yönelmesi artık azgınlığın hat safhası. Cenab-ı Allah biliyorsunuz yerin altını üstüne getiriyor, helak ediyor. Oradaki suç homoseksüelliktir. Lut kavminin yerle bir edilmesinin sebebi budur, homoseksüel azgınlık. “Siz kadınları bırakıp erkeklere mi gidiyorsunuz?” “Kadınları bırakıp” ama şu an kadın düşmanlığı var birçok yerde. Kadını bırakmış, o erkeğe yönelmiş artık.

“Sevgili Hocam, işten çıkıp eve geldiğimde sizi izleme heyecanıyla sürekli evimde A9 ekranı açık beklemekteyim. Size olan hayranlığım sonsuz derecede Hocam. Ellerinizden öpüyorum. Hoş sohbetlerinize katılmak istiyorum” diyor. Buyur gel.

“Sevgili Hocam, Ebu Hureyre (r.a) “Resulullah (s.a.v.)’den öğrendiğim iki ilimden birini size anlatmadım. Anlatsaydım bu kafa giderdi” diyor. Acaba Ebu Hureyre’nin gizlediği bu ilim tam olarak ne olabilir Hocam? Bu ilim hayal vehim olabilir mi?” diyor. Evet daha önce söylemiştim. Peygamber (s.a.v.) dese ki “Ben beynimin içinde görüyorum” tamam adam yani yanlış anlarsa bir insan onun küfrüne kail olabilir. Doğru, Peygamber (s.a.v.) ‘i beyninin içinde görüyor. Peygamber (s.a.v.) de onu beyninin içinde görüyor. Ama o devirde o insanlara onu anlatmak çok zor.

Münafıklarla ilgili kitapları süratli yapmak önemli. Dünyayı şu an bu sallıyor, İslam alemini mahveden münafıklık. Hatta geçenlerde de okudum anlattım, çok defa da anlattım yıllardan beri de anlatıyoruz. Bediüzzaman Said Nursi, Mehdi (a.s) için diyor ki; “Süfyaniyet ve mesih deccal dünyayı zapt edecek. “Süfyan” diyor “İslam aleminde çıkacak” yani bir cereyanı münafıkane olarak diyor, “cereyanı münafıkane” münafıklık cereyanı olarak. “Buna karşı” diyor “Ali Beyti nebevinin silsile-i nuraniyesine bağlanan Muhammed Mehdi isminde bir zatı nurani bu süfyaniyet cereyanı nemrudanesini, münafıkanesini öldürüp dağıtacaktır” diyor. “İkinci cereyan” diyor “Allah’ı inkar ve uluhiyyet fikrini inkar düşüncesiyle ortaya çıkan deccaliyettir” diyor “Mesih deccal hareketidir” diyor. “Bu da” diyor “Hz. İsa Mesih’in mucizekar manevi kılıcıyla öldürülüp dağıtılacaktır” diyor. “O yüzden Mehdi’nin Hristiyanlarla ittifak edeceğini söylüyor. “Ayrı ayrıyken” diyor “mağlup olan İslamiyet ve İseviyet birleşip ittifak ettiğinde galip olacak istidadındayken cismi beşerisiyle” diyor “semavatta bulunan Hz. İsa (a.s) zuhur edeceğini” diyor “bir muhbiri sadık, bir Kadiri külli şeyin vadine istinad ederek vadetmiştir” diyor Cenab-ı Allah vadetmiştir. “Bir Kadiri külli şeyin vadiyle, bir muhbiri sadığın” diyor “vadiyle vadedilmiştir. Allah elbette vadini yapacaktır” diyor. “Bununla ilgili” diyor “hadis olmasa dahi” diyor İsa Mesih ile ilgili “her halükarda gelmesi gerekir zaten” diyor “ve gelecektir” diyor. Çünkü ayet açık, üç ayet var. Ki hadisler de mebzul miktarda çok var. Hz. Mehdi için aynı şekilde söylüyor Bediüzzaman. Cismi beşerisiyle” diyor “semavatta bulunan Hz. İsa (a.s)’ın, semavi nüzulü kati olmakla beraber” diyor. Bak, “cismi beşerisiyle semavatta bulunan Hz. İsa Mesih’in semavi nüzulü” gökten nüzulü, bedeni ile nüzulü “kati” kesin “olmakla beraber, geldiğinde” diyor “İsa Mesih, mukarreb ve havası onu imanın nuruyla tanır. Bedahat derecesinde herkes onu tanıyamaz” diyor. Belki” diyor “o eşhası ahir zaman imanın nuruyla tanınabilir” diyor bak, belki, Hz. Mehdi (a.s) için “geldiğinde.” “Mehdi de geldiğinde kendisi dahi kendini bilmez diyor.” Tevrat’ta da öyle geçiyor. “Kendisini bilmez” diyor “geldiğinde.” “Sonradan kendinin, çektiği çilelerden, zorluklardan bir zannı galip olacak” diyor. Bir fevkaladelik olduğunu görecek diyor. Dürüstlüğünden, yaptığı faaliyetlerden, çektiği çileden, sabrından kendisi artık kendini yavaş yavaş anlamaya başlayacak. Tevrat’ta öyle geçiyor. Ahir zaman işte, “O devirde dinsizliğin iki cereyanı kuvvetli olacak. Birisi nifak ve perdesi altında risalet-i Ahmediyyeyi inkar edecek.  Süfyan namında müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek” münafıkların başına geçecek.” Onun için biz bütün ağırlığımızı münafıklara veriyoruz. “Şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı, Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek,” bak ehli kemal “başına geçecek. Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî,” iki tane demiyor bak bir tane zat. İsmini de veriyor, “Muhammed Mehdî isminde” diyor. Ama Allah’ın ona verdiği isimdir Muhammed Mehdi, kendi ismi değil. “O Süfyan’ın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi etkisiz hale getirip dağıtacaktır.” İşte bu kitaplarla, eserlerle, yazılarla, konuşarak olacaktır. Onun için Mehdiyet’in münafıkları tabii çok eşşed ve şedit olacaklardır. Her devirde mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in devrinin münafıkları da eşşed ve şedittiler. Dokuz yüz kişiden üç yüz kişi muhalif, münafık karakterliler yani.

“İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda,” yani Darwinist-materyalist düşünce, ateist düşünce, bu homoseksüelliğin devlet kademelerine kadar yayılması. Tayyip Hocam’dan benim istirhamım, ricam devletin yüksek kademelerinde homoseksüelliği savunan hiç kimseyi barındırmasın, hiçbir kilit noktaya onları getirmesin. Bunlar çünkü dünya çapında organizeler. Çünkü homoseksüel kafada olanların büyük bir bölümü kendi aralarında özel bir dil, özel bir üslupla ve Rumiliği de içine katarak, Darwinizm’i de içine katarak müthiş bir yapılanmaya gitmişler, gizli bir yapılanmaya. Mutlaka bu yapının içinde oluyorlar büyük bir bölümü, o yüzden devletin kilit noktalarına aman sakın, homoseksüel savunucusu kişileri hiçbir şekilde koymasınlar. Milli İstihbarat da tespit edebilir bunu, emniyet de tespit edebilir son derece tehlikeli olur. Özellikle bu İngiliz derin devletiyle bağlantılı olan kişilere karşı devletimiz son derece titiz olması lazım.

“İşte böyle bir sırada o pek kuvvetli göründüğü bir zamanda Hz. İsa (a.s)’ın şahsiyeti maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek yani Rahmeti İlahiye’nin semavasında nüzul edecek. Halihazırda Hristiyanlık dini o hakikate karşı tesaffi edecek, hurafattan, tahribattan sıyrılacak, hakayik İslamiyeyle birleşecek, manen Hristiyanlık bir nevi İslamiyet’i inkılap edecektir ve Kuran’ı iktida ederek o İsevilik şahsı manevisi tabi İslamiyet matbu makamında kalacak, din-i Hak bu ittifak neticesinde iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır” Hristiyanlarla, Müslümanlar birleştiğinde. “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlup olan İsevilik ve İslamiyet İttihad neticesinde dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken” işte bu istidadı bu aşamaya kadar Mehdi (a.s) getiriyor vesile oluyor. “Alemi semavatta cismi beşerisiyle bulunan” yani beşeri cismiyle orijinal haliyle etiyle, kemiğiyle bulunan, nerde? Semavatta. Bak alemi semavatta cismi beşerisiyle, beşeri cismi etiyle, kemiğiyle, ruhuyla “semavatta bulunan” yani Allah’ın katında bulunan “şahsı İsa (a.s)”, İsa (a.s)’ın bizzat şahsı kendi “o din-i Hak cereyanının başına geçeceğini” bak “o din-i Hak cereyanının başına geçeceğini” Hristiyanlığın Müslümanlığa dönüşmüş halinin başına geçeceğini, lideri olacağını “bir muhbiri sadık” kim? Resulullah (s.a.v.), “bir Kadiri külli şeyin” yani Cenab-ı Allah’ın” Kurandaki vadine istinat ederek haber vermiştir. Madem haber vermiştir haktır, madem Kadiri külli şeyi vadetmiş elbette yapacaktır. Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen bazı vakit de insan suretinde vaaz eden Hz. Cibril’in Dıhye suretine girmesi gibi evliyaların çoklarının ervahlarının cesedi misaliyle dünyaya gönderen bir hakimi Zülcelal Hz. İsa (a.s)’ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsnü hatemesi için”, güzel neticesi için çünkü şirk içinde ya şuan, “hüsnü hatemesi için değil semai dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan” bak semai dünyada cesediyle bulunuyor ve hayatta diyor bedeni duruyor diyor ve hayatta diyor İsa Mesih için. “Hayatta olan Hz. İsa (a.s) belki ahiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi yine şöyle bir neticeyi azime için ona yeniden ceset giydirip dünyaya göndermek o hakimin hikmetine uzak değil.” Öyle bile deseniz diyor var ya hani İsa (a.s) öldü diyenler öyle de olsa gelecek diyor. Öldü deseniz bile diyor o şekilde de yeniden ona ceset giydirip yine gönderir diyor, illaki gelecek diyor ama öyle bir şey yok diyor zaten bulunuyor gökte diyor kendi bedeniyle bulunuyor diyor. Muhalif tarafın teziyle yok ediyor Bediüzzaman, öyle deseniz de gelecek diyor. Bedenin aynısını verir Allah diyor, aynı bedeni verir yine gönderir diyor çünkü vadetmiştir. Hani diyor ya adam öldü mezarda çürüdü gitti diyor. Tamam, farz edelim öyle diyor yok öyle bir şey ama buna rağmen diyor aynı bedenini yaratıp ona yine ruh verip dünyaya yine gönderecek diyor. Madem öyle diyorsunuz diyor ama öyle bir şey yok diyor. “Gökte ve cesediyle, bedeniyle, ruhuyla semavatta şuan” diyor. Çünkü ayet, hadise göre öyle. Bak “Yeniden ceset giydirip dünyaya göndermek o hakimin hikmetinden uzak değil, belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için”, öyle gerektiği için vadetmiş bak “belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için vadetmiş”, göndereceğim demiş. “Ve vadettiği için elbette gönderecek” diyor İsa Mesih’i.

Homoseksüeller destek yürüyüşünde İzmir Valiliğine de yasak getirilmiş. Hükümeti tebrik ediyoruz, İçişleri Bakanı kabadayıdır, delikanlıdır, aslandır, efedir. Allah ömrünü uzun etsin. Değer verdiğimiz, kıymetli gördüğümüz mühim bir insandır. Allah ömrüne bereket versin. Efkan Baba onu ilerde tarih yazacak birçok İçişleri Bakanı geçti bak hiçbirine demedim ama ona diyorum. Tarih yazacak onu efeliğini, delikanlılığını yazacak göreceksiniz inşaAllah. Türkiye’de homoseksüel propagandaya asla izin verilmesin ve yüksek devlet memurlarından homoseksüellerle bağlantılı olanlar mutlaka görevden alınsın. Homoseksüel olduğu açıkça bilinen tipler, propagandasını yapan tipler ve eylemi yapan tipler yüksek devlet görevlerine özellikle getirmek son derece tehlikeli olur. Alt kademede tespiti kolay olmaz ama üst kademede tespiti çok kolay, sakın ha sakın, sakın ha sakın. Çünkü İngiliz derin devleti bu tiplere hasta hemen bağlantıya geçiyorlar ve kontrolleri altına alıyorlar. Kendine has yöntemleri var zaten belli olay nasıl yapacakları, nasıl kontrol altına alacakları yani tamamen onların emrine giriyorlar birçoğu, çok nadirdir yakasını kurtaran. Kızını kurtarsa bile bu belanın, pisliğin içine düşmüş oluyor, o ayrı bir bela, o ayrı bir bela. Bizim inancımıza göre, Kuran’a göre konuşuyorum ben. Biz inancımızı açıklıyoruz, inancımızın gereğini. Avrupa İnsan Hakları Bildirgesi’nin 9. Maddesi’nin ilk paragrafına göre herkes inancını açıklama özgürlüğüne sahip, tabii İnsan Hakları Bildirgesi bildirmese de biz bunu anlatırız ayrı mesele de ama bütün dünyanın kabul ettiği bir gerçek bu.

Yazar ve düşünür Cemil Meriç var biliyorsunuz Cemil Meriç tanıyorsunuz. 1987’de vefat etti Allah rahmet etsin. Güçlü bir milliyetçi çizgisi vardı, çok sevilen sağcı bir yazardı. Cemil Meriç diyor ki, yazısında, “Şeytan insan için neyse” bak “şeytan insan için neyse İngiliz derin devleti de dünya için odur” diyor. İngiltere diyor ama İngiliz derin devletini kastediyor.  

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz vardı Adnan Bey.    

ADNAN OKTAR: Evet, bakayım.

KARTAL GÖKTAN: İzmir’den kardeşlerimiz 25 Mayıs, 2 Haziran tarihleri arası Karşıyaka Sevgi Yolu, Balçova, Güzelbahçe Alaçatı, Mersin’de ve Konak sahilde iki yüz doksan adet belgesel CD’si ve iki yüz adet kitabınızı halkımıza hediye etmişler. Önceki gün kardeşlerimiz Avusturya’da ev sohbetinde bir aradalarmış. Bursa’dan kardeşlerimiz bir araya gelmişler, sohbet etmişler evde, sonraki günlerde toplam yüz seksen adet kitabınızı dağıtmışlar. Ayrıca 27-28 ve 29 Mayıs tarihlerinde bir alışveriş merkezinde fosil sergisi düzenleyip halkımıza bilgi vermişler fosiller hakkında.

ADNAN OKTAR: Ne kadar güzel faaliyetler.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul’un çeşitli semtlerinde farklı kardeşlerimizce kitap ve broşür dağıtımları yapılmış geçtiğimiz hafta içinde. Ataşehir’de yedi yüz adet gerçekleşen ahir zaman hadisleriyle ilgili broşür, 26 Mayıs’ta Eyüp Sultan’da sekiz yüz Yaratılış Atlası broşürü ve seksen adet kitap. Cumhurbaşkanımız’ın mitinginde elli adet kitap ve bin adet Hz. Mehdi ile ilgili broşür. Sultangazi’de kırk üç adet kitap ve bin beş yüz adet broşür dağıtımı yapılmış. Gaziantep’te üç bin adet Evrim Aldatmacası ve Yaratılış Gerçeği broşürü dağıtılmış. Diyarbakır’da kardeşlerimiz çok sayıda eserinizi hediye etmişler halkımıza. 21 Mayıs günü Sakarya’nın Sapanca ilçesinde kardeşlerimiz halkımıza sahilde ve piknik alanlarında üç yüz on üç adet kitabınızı ve bin adet Mehdiyet’le ilgili broşür hediye etmişler. 17-20 Mayıs tarihleri arasında da ev sohbetinde bir araya gelip Kuran-ı Kerim ve ‘Gerçeği Düşündünüz mü?’ Kitabınızdan bölümler okumuşlar. Bursa’dan bazı kardeşlerimiz 22 Mayıs’ta Akhisar Mahallesi’nde bin iki yüz adet broşür dağıtmışlar. Ertesi gün de bir araya gelerek kitabınızdan ve Bediüzzaman’ın eserlerinden bölümler okumuşlar. Uşak’ta kitaplarınızdan yüz yirmi adet halkımıza hediye edilmiş. Alanya’da kardeşimiz eşiyle birlikte 26 Mayıs akşamı yüz adet kitabınızı dağıtmış. Geçtiğimiz Pazar günü Kayseri Kılıçaslan Mahallesi’nde yüz adet kitabınızın dağıtımı yapılmış. Yine Pazar günü Balıkesir’den bazı kardeşlerimiz Erdek’te yüz elli adet kitabınızı dağıtmışlar. Başka kardeşlerimiz de 26 Mayıs günü evde buluşup beraber yemek yiyip sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Afiyet şeker olsun.

KARTAL GÖKTAN: Osmaniye’de Çamlıkevler sitesinde kırk adet kitap, beş yüz adet broşür dağıtılmış. İnegöl’den kardeşlerimiz 25 Mayıs’ta bin altı yüz adet PKK’ya Çözüm broşürü dağıtmışlar. 20 Mayıs ve 1 Haziran tarihleri arasında Ankara Keçiören Gazino, Pursaklar, Milli Kütüphane çevresi, Saime Kadın, çeşitli alışveriş merkezleri, Dışkapı SSK Hastanesi önü ve Güneşevler’de yüz elli beş adet Harun Yahya eseri ve iki bin beş yüz elli adet A9 ve Evrim yoktur broşürleri dağıtılmış. Son olarak Danimarka’da da geçen hafta beş yüzer adet Evrim Aldatmacası broşürü dağıtılmış. Ayrıca fosil ve kitap sergisi düzenlemiş kardeşlerimiz iki kez. Oradaki bir kardeşimizin kızı var. İsmi Kamile’ymiş, sizi çok seviyormuş. Türkçe çok az bilmesine rağmen sizi çok dikkatle dinliyormuş. 

ADNAN OKTAR: Çok şekermiş o, bayağı güzelmiş maşaAllah. Türkçe öğrensinler. Türkçe, yurt dışında olan kardeşlerimiz ana dilleri oluyor Türkçe mutlaka öğrensinler. Kendi aralarında toplandıklarında zaten Türkçe konuşsunlar geliştirsinler. Almanya’daysa Almanca tamam ama sırf Almanca bilmek çok garip bir şey olur.

Hayrettir mesela İngiliz derin devleti milyonlarca elemanı var, yancıları var, casusları var, üç yüz yıllık falan bir sistem çok köklü bir sistem yüz yıllardan beri bunun zemini hazırlanmış, birçok gizli cemiyet bunlara yardım ediyor ama bak bizim karşımızda çok zavallı hale düştüler, üflemeyle sönüyorlar.

İran, tarihinde hiç yapmadığı bir açıklama yaptı bizim açıklamamızdan sonra, İngiltere’yi şeytan ilan etmiş. Eskiden Amerika’ya diyordu böyle büyük şeytan diyordu biliyorsunuz. Hiç, İngiltere tarihinde hiç dememiştir. Şimdi İngiltere’yi şeytan ilan etmiş ama yanlış demiş İngiliz derin devleti demesi lazım. İngiliz derin devleti çünkü İngiliz devletinin içinde samimi, saf, iyi niyetli çok fazla insan oluyor ama İngiliz derin devleti şeytani bir yapılanmadır.

“Kardeşim ben Güneydoğu’da askeri personelim. Bildiğiniz üzere jandarma karakollarındaki envanterlerinde holografik nişan aleti bulunmakta ve kırk-elli yıllık G3’ler kullanılmaktadır.” Karakollardaki envanterinde holografik nişan aleti bulunmamakta yok diyor karakollarda ve “kırk-elli yıllık G3’ler kullanılmaktadır, biz karakol personeli olarak yurt dışından holografik nişan aleti sipariş ettik ama gümrükte sorun çıkmış alamamışlar.” Bir kere kırk-elli yıllık G3’lerin tamamı kaldırılsın. Onlar erimeye gönderilsin, öyle silah olmasın. Ve askere en gelişmiş, polise en kaliteli silahlar dağıtılması lazım, ne ise parası verelim, en hayati konu o, en hayati konulardan birisi bu, dolayısıyla kendilerini korumaları için ne gerekiyorsa yapılsın. Mesela bu holografik nişan aleti denen cihaz da mutlaka askere dağıtılması lazım. Daha önce de göstermiştik hem menzili çok uzun, etki gücü yüksek, asla tutukluk yapmayan işte holografik nişan aleti de dahil holografik nişan aletinin daha da iyileri varsa onlar da olabilir askerimize dağıtılsın. Ve asker kendini rahatça koruyabilecek hale gelsin. Şimdi kırk elli yıllık G3’le askeri silahlandırmak çok büyük bir hata olur. Dört yüz metre falan menzille, adam bin beş yüz metre menzilli silahla atış ediyor karşıdan dört yüz metrelik silahla yani çok zor durumda kalacağı belli askerin, caydırıcı yönü olmaz onun. Holografik nişan aleti ve daha gelişmiş cihazlar da askerimizde olması lazım ki, PKK’yı caydırsın ve yıldırsın bu. Allah diyor “silahlarınızı, emtialarınızı en güzeliyle bulundurun. Karşınızdaki düşmanlar sizden cayar o zaman” diyor. Caydırıcı, müthiş bir silah gücüne sahip olmamız lazım. Kırk, elli yıllık silah kullanılmaz. Onlar hep erimeye gönderilmesi lazım. Çelik sanayinde kullanılmak üzere eritmeye gönderilsin. Öyle silah olmaz. Çok gelişmiş, teknolojik yönden her yönden üstün silah.

Birbirinizin hep hidayetine vesile olun. Yeni gelenler özellikle birbirinize hep imani, Kuran-i güzel faydalı şeyler anlatın. Şeytani anlatımdan kaçının. Birbirinizi şeytanın etkisine çekecek şeylerden beri tutmanız lazım. Mesela bir söz duyduğunuzda baktınız şeytani hemen Allah’a sığının. Hemen onu Kuran’la halledin. Kalplerinize vesvese verecek şeytani anlatımlardan uzak durup, imanı kuvvetli, inancı kuvvetli, ahlakı düzgün, iyi insanlarla beraber olmaya çalışın. Dünyadaki bozukluğu görüyorsunuz. Gittikçe de şeytanın etkisiyle daha da bir garip hale geliyor. O yüzden müminler birbirlerine çok güçlü şekilde destek olmalı, birbirlerini savunmalı, birbirinin velisi olması gerekiyor. Cenab-ı Allah ayette bunu açıkça söylüyor. Veli ne demek? Her şeyinden sorumlu. Ama özellikle imanından. Çünkü Allah ayette diyor ki bak; “Yakınlarınızı cehennem ateşinden koruyun.” Nasıl olur? Münafıkane tavırlardan kaçındırarak, imanını zayıflatacak, aklını zayıflatacak, kalbine vesvese verecek kötü ve yanlış fikirlerden uzak tutarak. Müminler hakkında daima hüsnü zan ederek, hayırlı düşünerek değil mi? Kuran’ın üslubu o. Mesela diyor ki; “Bir söz işittiğinizde bu bir iftiradır. Biz Allah’a sığınırız demeniz gerekmez miydi?” Bir fasıktan bir haber geldiğinde mümin onu araştırıp, soruşturacak, doğrusu nedir diye. Körü körüne inanmayacak. Velev ki varsa bir yanlışlık onu da yine Kuran’la, İslam’la izale edecek. Kuran hakikatleriyle izale edecek. Mesela Müslüman hakkında bir haber duydun. Tamam, doğruysa ayetle söylersin, düzeltir. Ama Müslüman’a karşı böyle suizan yahut şeytandan gelen bilgiye inanmak mümini tahrip eder ve adım adım İslam’dan uzaklaştırır. Allah esirgesin cehenneme doğru yaklaştırır. Çünkü şeytan ne diyor? “Önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara yaklaşacağım ve onlara fısıldayacağım” diyor. O fısıldama bize olmaz demeyin. Size de şeytan fısıldar. Herkese, hepimize fısıldar. O fısıldamayı duyduğunuzda Allah’a sığınacaksınız. Baktınız ki bir şeytan fısıltısı, kalbinizde bir karartı yaptıysa, kalbinizde bir rahatsızlık yaptıysa belli ki şeytandandır. Neşenizi kaçırdıysa, şevkinizi, heyecanınızı kaçırdıysa bil ki şeytandandır. Hemen Allah’a sığınacaksınız. Ve Kuran’la onu tamir edeceksiniz.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim. Hanım arkadaşlarımız gelsinler. Siz biraz dinlenin. Hadi bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

Evet, yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Resulullah diyor ki (s.a.v.); “Ümmetimin akibeti hususunda en çok korktuğum kimseler dili ile bilgili edebiyatçı münafıklardır.” Böyle laf yapacak, çok konuşan, geveze, bilmiş, böyle ukala, züppe, herkese akıl veren, hiçbir şeyi beğenmeyen. Kuran gösteriliyor, Kuran’ı beğenmiyor. Ama sırf ahlaksızlık olsun diye. Ölçüyor, biçiyor en sonunda Kuran’ın insan yapısı olduğunu iddia ediyor, 19 mucizesiyle karşılaşmasına rağmen. Hasedinden, kıskançlığından ve ahlaksızlığından. O devrin işte edebiyatçı, bilmiş, ukala ve züppesi o. Müddesir Suresi’nde belirtilen adam. Hiç kimseyi beğenmez onlar. Hiçbir şeyi beğenmez. Ne eşyayı ne canlıyı hiçbir şeyi. Böyle hani dobra adam mantığında konuşur ama densiz, münasebetsiz, langır lungur böyle öküz gibi adamlardır. Ağzına ne gelirse söyler. Yani mahsur mu olur, yanlış mı olur, ayıp mı olur, çirkin mi olur? Yahut doğru söylüyor mu, doğru söylemiyor mu? Münafık için hiç önemli değil. Münafık nefsine ters gelen bir şey oldu mu hayvan gibi hemen pisliğini dökmeye başlar. Onun çıkarlarıyla çatışması yeterli. Yani kendi o şeytani ruhuyla çatışması yeterli. Hemen pisliğini dökmeye başlar. Mümin öyle değildir. Her şeyde hayır arar, her şeye hayır gözüyle bakar, hayırla değerlendirir.

Bak Müddesir Suresi, 74/11 “Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak;” diyor Allah. Haberi yok kendisinin yalnız yaratıldığından. Münafık onu bilmez. Maddenin hakikatini de bilmez. “Ki Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal' (servet) verdim.” (Müddesir Suresi, 12) Yani her türlü imkanı verdim diyor. Nimetler, rahatlık kolaylık, göz önünde hazır çocuklar, çevre, arkadaşlar yahut kendisine evlatlar.  “Ve sayısız imkan ve fırsatlar önüne serdim.” (Müddesir Suresi, 14)  Yani her türlü dünyevi imkan ve fırsat. Kendini düzeltmesi için, aklını artırması için, doğru yola girmesi için. Yaşaması için her türlü imkan. “Sonra, daha arttırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur).” (Müddesir Suresi, 15) Münafığın özelliği budur. Sürekli bir şey ister. Onu halledersin bir tane daha ister. Gözü doymaz, aklı da doymaz. “Hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı 'kesin bir inatçıdır." (Müddesir Suresi, 16) Ama bak inatçıdır demiyor Allah, kesin inatçı yani manyak. Güzel ahlaka, güzel tavra karşı inatçı, ne yaparsan yap. “Onu alabildiğine sarp bir yokuşa süreceğim.” (Müddesir Suresi, 17) “Çünkü o, düşündü ve bir ölçü tespit etti.” (Müddesir Suresi, 18) Münafık hep böyle kara kara düşünür. Ve sürekli bir ölçü, bir sistem tespit etmeye çalışır. Sürekli plan peşindedir. Münafığın boş durduğu anlar hep plan yaptığı anlardır. Ama pislik planları yapar. Allah diyor ki; “Kahrolası nasıl bir ölçü koydu?” (Müddesir Suresi, 19) Münafıkların kahrolacağına dair ayettir bu. “Nasıl bir ölçü koydu?” Çok pis, aptalca, berbat bir mantık ortaya koyuyor. “Yine kahrolası nasıl bir ölçü koydu?” (Müddesir Suresi, 20) diyor Allah. Ama bak, “Kahrolası nasıl bir ölçü koydu?” 19’da. Onu Cenab-ı Allah özellikle. İki kere tekrar ediyor. Bak yine kahrolası diyor. Bu kahrolacağının kesin ayeti münafıkların. “Sonra bir baktı.” (Müddesir Suresi, 21) Bön bön, pis bakışlarına Kuran dikkat çekiyor. Ölüm baygınlığı geçirir gibi diyor. “Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.” (Müddesir Suresi, 22) Bunlarda beden dili çok pistir münafıklarda. Donukluk böyle lakaytlık, ölü görüntü veyahut rahatsız görüntüsü, öfkeli görüntü, kavgacı görüntü, inatçı görüntü. Her türlü pisliğin tiyatrosunu oynar adeta münafık. “Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.” Şeytani bir tiyatrocu anlayışı vardır şeytanlığından kaynaklanan münafıklarda. Bak mesela bakmaya emek veriyor, kaşlarını çatmaya emek veriyor. Sırf ahlaksızlık, pislik olsun, etrafı rahatsız etmek için. Yüzünü en pis şekle sokuyor. Yüzünü ekşitti, yine bak en pis şekle sokuyor. Yüzünü iğrenç şekle sokmak münafığın alametidir. Allah ona o imkanı vermiyor, şeytanın emriyle bunu yapar. Mesela normalde müminin yüzü nurlu ve güzel olur. Ama Allah ona o imkanı vermiyor. “Sonra bir baktı. Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.” Görüyor musun? Yani pis bir tiyatro sergiliyor. “Sonra da sırt çevirdi” Kendini tecrit ediyor, ayrılıyor. Müslümanlardan ayrı tutuyor. Ayrı bir yerde tutuyor kendini. “Ve büyüklük tasladı (istikbar)” (Müddesir Suresi, 23) Kendinin çok akıllı olduğunu ve değerinin bilinmediğini düşünüyor. Her şeyde önde olması gerektiğini, her şeyde başta olması gerektiğine inanıyor. “Böylece: "Bu, yalnızca 'aktarılarak öğrenilen' bir büyüdür" dedi.” (Müddesir Suresi, 24) Kuran’a inanmıyor, İslam’a güvenmiyor ama züppece ve alçakça bir üslupla konuşuyor. Bak; “yalnızca aktarılarak öğrenilen” Yani kendince aptalca projelerle de bunu açıklıyor. Olayın mantığını kendince aptal bir projeyle, aptal bir planla vurgulamaya çalışıyor. “yalnızca 'aktarılarak öğrenilen' bir büyüdür" Bak büyüdür demiyor, aktarılarak öğrenilen. Kendince orada bir makul mantık koymuş oluyor kendi aptal kafasıyla. “Bir büyüdür dedi” diyor. "Bu, bir beşer sözünden başkası değildir." (Müddesir Suresi, 25) Peygamber (s.a.v.)’e öyle söylüyor. Vahiy olduğunu gördüğü ve bildiği halde. Allah diyor ki; “Onu Ben, cehenneme sürükleyip-atacağım.” (Müddesir Suresi, 26) Kahrolası diyor ya ayette işte bunun karşılığı bu. Cehenneme bak sürükleyip, normal bir yürüme de değil, sürüklenerek. Sürükleyen kim? Melekler. O cehennem zebanileri, on dokuz cehennem zebanisi, güçlü kuvvetlidir. “Cehennem (sakar) nedir, sen bilir misin? Ne alıkoyar, ne bırakır.” (Müddesir Suresi, 27-28) İsterse kaçabilir ama kaçamıyor. Bırakma da yok. “Beşere delicesine susamıştır.” (Müddesir Suresi, 29) Normal bir şey değil. Yani şiddetle yakmak ve ezmek, rahatsız etmek istiyor. Bir acıma hissi olmayan bir varlıktır cehennem. Şuurludur, tamamı şuurludur. Bir ruh vardır cehennemde. Konuşur, bütün eli kolu gibidir her yer cehennemin. Bütün bir organizmadır cehennem. Böyle dünya toprağı, taşı gibi değil. Mesela cehennemin demiri, taşı, suyu, bitkisi her şeyi cehennemin bedenini oluşturur. Onun kolu gibidir, eli gibidir, burnu gibidir. Onunla ezer cehennem ehlini. Her yerde o tek varlık cehennem hareket eder. Yani aklı ve şuuru vardır cehennemin. İçindekilerin kim olduğunu bilir, ne yaptığını bilir, hepsini bilir. Müthiş bir akla sahiptir cehennem.

“Bana dua etmeni istiyorum, içinden gelen bir dua” diyor. Ben dua ederken kendime dua ederken zaten müminleri dahil ederek ediyorum. Zaten öyle dua edilir. “Ya Rabbi bana ve bütün Müslüman kardeşlerime” diye dua edilir. Yalnız dua olmaz çünkü velayetin gereğidir. Velayette bütün müminleri kurtarmak, cehennemden kurtarmak için gayret etmek farz. Ehlinizi, çevrenizi, sevdiklerinizi cehennem ateşinden koruyun diyor Allah. Korumaya gayret edin. Bu dua ile olur. Dua edecek mümin ve sebebe sarılacak. Onları eğitecek, emri bil maruf nehyi anil münker yapacak.

Münafık her çağrıyı, her sesi, her konuşmayı aleyhine sanır. Çünkü ahlaksız olduğunu bildiği için biri mesela bir şey konuşsun kendiyle ilgili konuştuğunu zanneder. Ne yaparsa yapsın kendisiyle ilgili zanneder. Dışardaki bir hareketi de kendisiyle ilgili zanneder.  Her çağrıyı kendi aleyhinde sanmayı Allah onlara bir hastalık olarak verdiğini Kuran’da belirtiyor. Mesela Müslüman’ın normal bir tavrını, onu da kendi aleyhine zanneder. Onu da Müslüman’ın aleyhine kullanmaya çalışır münafık.

19 melek var, 19’u da cehennemde son derece mutlular. Cennette gibiler. Allah’ın gücüne bak sen. Görüyor musun? Durumunun çok zor olması gerekir normalde. Bütün ömrü cehennemde geçiyor, sonsuza kadar. Ama sanki Firdevs cennetinde gibi. Ona öyle geliyor. Yani cehennem meleğine öyle gelir. Cehennemin içindeyken öyle bir his olur. Allah’ın varlığıyla kendinden geçmiş halde oluyor melek adeta. Son derece mutludur. Cennet sevinci içindedir hep cehennemde. İşte imanın etkisi. İman olunca cehennem öyle etki yapıyor. Çok yüksek imana sahip melekler. Cehennemdeki melekler cehenneme yardım ediyor. Ama cehennem zaten tek başına çok şuurlu. Yani müthiş bir aklı vardır cehennemin. Oraya giren her insanı ismiyle, cismiyle, her şeyiyle bilir. Hafızası vardır. Bütün ne yapıp ettiklerini, hepsini bilir. Bütün yaptıkları pislikleri bilir. Ona nasıl eziyet edeceğini bilir, nasıl azap yapacağını bilir. Mesela aniden yakalama. Farz edelim kaçmaya kalkarken, duvarı üstüne yıkar cehennem onun. Birden duvar üstüne yıkılır, altında kalır. Şuurlu olduğu için cehennem. Cehennem melekleri de sürükleme işinde görev alıyorlar. Çünkü bunlar bazen gelmek istemiyor, gitmek istemiyorlar. İstese cehennem de onu getirir de, fakat Allah meleklere görev veriyor o konuda. Çok güçlüler yani Allah akıl almaz bir güç veriyor. Zaten görünümleriyle de öyleler. Ama küfür ehline çok korkunç görünürler cehennem melekleri. Yani güzel görünmezler. Ama müminlere çok güzel görünür cehennem melekleri. Yani iki türlü görme vardır. Müminlere çok güzel, ama dışarıdan baktığında mümin. Zaten cehennemin içine girmiyor mümin. Arazisine kadar bir kere sokuluyorlar. Sonra hepsi çıkarılıyor. Tanımaları için, bir kereliğine mahsus. Sonra biliyorsunuz cehennemi televizyon gibi bir yerden seyrediyorlar. Yani üç boyutlu bir görüntü meydana getiren bir yerde seyrediyorlar.

“Adnan Bey, münafık müminlerin içindedir, değil mi? Giden zaten gitmiştir, kendini belli etmiştir. Mühim olan henüz gitmemiş olan münafıktır değil mi? Yani asıl tedbir alınması gereken” diyor. Evet doğru. Çünkü öbürleri dışardan sizin haberlerinizi sorarlar diyor. Ama o içerde istihbaratla görevlidir. Münafığın en çok üstünde durduğu şey istihbarattır. İngiliz derin devletinin de en çok üstünde durduğu şey de casusluk ve istihbarattır. Elemanlarının neredeyse yüzde 99’u casus ve muhbirdir.

Münafıklar elçiye, imama sadece kendi çıkarları gerektiğinde değer verirler. Değer veriyor taklidi yaparlar. Saygılı gibi görünürler, seviyor gibi görünürler. Ama kendi çıkarı için onu yönlendirebileceğini düşündüğü için. Mesela bak Araf Suresi, 134’te; “Başlarına iğrenç bir azap çökünce, dediler ki: "Ey Musa, Rabbine -sana verdiği ahid adına- bizim için dua et.” Sıkıştığında elçiye sığınır münafık yoksa nefret eder elçiden. Çünkü o büyüklük hissi içinde olduğu için bayağı kinlidir. Ama zor bir durumda ondan menfaat sağlayacağını düşündüğü için ona seviyor taklidi yapar. Geçici olarak yoksa normalde en çok kinlendiği imamdır zaten, birinci hedefi odur. Münafıkların birinci hedefi Resulullah (s.a.v.)’di. Musa (a.s) devrinde Hz. Musa (a.s)’dı münafıkların birinci hedefi.

“Adnan Bey münafıklar müminlerin arasına nifak sokmak için uğraşırlar. Başarılı olurlar mı? Müminlerden bazıları arasına soğukluk sokabilirler mi? Allah’ın dilemesiyle.” Ferit Sert. Olabilir. Zayıf akıllılara yapabilirler etki. Müminlerin birbirini sevmesi çok rahatsız eder münafığı. Münafık tek başına bir varlıktır. Müminlerden uzak olmak ister genellikle. Çünkü büyük olduğunu düşündüğü için müminlere kendini layık görmez. Çok büyük görür o kendini. Mesela Samiri çok büyük görüyordu. Müminlerin içinde olmuyordu yalnız, ayrıdır Samiri. Onun için Allah ona ceza olarak diyor ki, Hz. Musa (a.s)’ın diliyle Kuran’da öyle geçiyor; “Ey Samiri sen bundan sonra bana dokunmayın diyeceksin” diyor, “ve tek başına yaşayacaksın” diyor. Samiri ömrünün sonuna kadar tek yaşamıştır. Münafıklarda o bir hayat şeklidir. Müminleri sevmezler. Beğenmezler, kendilerini çok büyük görür. O yüzden müminlerle konuşmak, onlarla bir arada olmak da istemezler. Yalnız yaşamak isterler. Çünkü mütevazi yaşasa müminle yaşar. Ama büyük olduğu için müminlerle yaşayamıyor, kendine göre büyük olduğu için. İstikbar içinde olduğu için Kuran’da istikbar diyor Cenab-ı Allah. Ama müminlerin başarılı çalışmaları falan onu rahatsız eder tabii münafığı. Müminlerin arasının bozulmasını ister, uğraşır. Ama bu işte Müslümanlara dirilik veriyor. Münafık olmasa müminlerde bitkinlik ve meskenet olur. Münafık heyecan meydana getirir. Güçlü bir savunma mekanizması meydana getirttirir.

Zuhruf Suresi, 77-78. Bak münafık züppeliğine bak; “Ey Melik (bekçi),” diyor, oradaki cehennem zebanilerine. “Rabbin” diyor bak Rabbim demiyor. “Rabbin bizim işimizi bitirsin" diyor. Bizi öldürsün, bitsin diyor. Biz böyle yaşamaktan bıktık artık diyor cehennemde. “diye haykırdılar.” Bağırıyorlar, züppe yani deli deli orada o manyak ruhuyla bağırıyor. “Cehennem meliki,” orada ki zebani ben gerçeği söylüyorum diyor.  “Gerçek şu ki siz, (burada) kalacaksınız” diyor. Gayet sakin. Hiçbir yere de gitmeyeceksiniz diyor ve ölmeyeceksiniz de diyor.

CAN DAĞTEKİN: “Nice kereler ölmeyi dileyecekler” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet, defalarca istiyorlar. Hiçbir şekilde mümkün değil. Mesela kendileri ateşin içine giriyorlar yanıp ölmek için. Yüzlerinin derisi dökülür, etleri dökülür, kafatası ortaya çıkar diyor. Ama yeniden Allah ona et giydirir. Yeniden normal hale geliyor, sağlıklı hale geliyor. Kurtulması mümkün değil.

“Adnan Bey gün be gün yakışıklılığınızla beraber insanların üzerindeki etkiniz de artıyor, maşaAllah. Samimiyetinize binaen Allah sizi bedenen  ruhen hem güzelleştiriyor hem etkinizi çokça arttırıyor, harikasınız” diyor, Lale. Başka sözler de söylemiş de onu söylemiyorum. Yani iltifatlar, güzel iltifatlar.

“Adnan Bey münafıklar Kuran’a madem inanmıyor neden Kuran adına çıkıyor? Kabul etmediklerini neden açıkça söylemiyorlar?” Özel bir vaka olduğu için. Normalde hiç gelmemesi lazım Müslümanların yanına. Geliyor, orada entrikalar yapıyor, pislikler yapıyor, Müslümanları rahatsız etmek istiyor. Ve kendince de aklına gelen her türlü pisliği yapıyor. Ama Müslüman’ın sevabını çok artırıyor, gücünü artırıyor. Gençliğini, sıhhatini artırır, azmini artırır, aklını artırır. Çünkü münafıkla mücadele akıl gerektiren bir şeydir. Akıl daha da gelişir.

İstanbul’da belediye otobüslerinde ücretsiz internet varmış. Bu internette İslami, Kuran-i birçok site yasakmış. Çok uzun bir liste var yasak. Engelleme olmayan, serbest olan siteler Abdullah Öcalan’la ilgili siteler var. LBGT homoseksüellerle ilgili siteler serbest. Ama dini birçok site kapalıymış yasakmış. Bunu hem Tayyip Hoca’ya da bir dilekçeyle bildirin. Başbakan’a da bildirin. Bakanlara da bildirelim. Demek ki burada bayağı birileri var. Çok acayip adamlar gelmiş buraya. Bunun mantığı nedir, sebebi nedir? Bir araştırmak lazım. Homoseksüellikle ilgili siteler açıkmış. Abdullah Öcalan’la ilgili siteler açık. Ama İslam’la, Kuran’la ilgili siteler kapalı, birçoğu. Bak, göz göre göre bunu yapıyor adamlar.

“Hocam sizi eleştirenler bu saatlerde uyurken siz dimdik ayaktasınız ve yayına çıkıp tebliğ yapıyorsunuz.” Sabahtan beri de faaliyet halindeyiz maşaAllah. Tabii. 

İngiltere’de ateistlerin oranı yani Allah’a inanmayanların oranı yüzde 48, Hristiyanlar yüzde 43’müş. Şuan ateistlerin sayısı ilerlemiş. Bu deccalin atakta olduğunu gösteriyor.

Münafıklar, hep kendi lehlerine olmasını ister her şeyin. Kendi çıkarına yani. O zaman huysuzluk, pislik, ahlaksızlık yapmazlar. Nur Suresi, 49’da; “Eğer hak lehlerinde ise, ona boyun eğerek gelirler” diyor. Mutlu olarak gelirler. Neşelenir o zaman. Ama kendi çıkarının tersine ise itleşiyor, çirkefleşiyor, yırtıcı oluyor, ahlaksızlaşır münafık.

Münafıklar elçiyi de kendince saptırmak ister. Kendi o pis felsefeleri, pis inançları o pis yolları için, o ahlaksız düşünceleri için, o gaddar ruhlarının geliştirdiği pis siyaset için peygamberleri, imamları da yönlendirmek istemişler. Kuran’ın açıkladığı mühim bir hakikat bu. Mesela diyor ki Nisa Suresi, 113’te; “Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı,” Allah seni korumuş olmasaydı. “onlardan bir grup,” Münafıklardan bir grup. “seni de saptırmak için tasarı kurmuştu.” Yani o pis yollarına çekmek için tasarı kurmuşlardı diyor.

Mesela münafıklar dünyanın birçok yerini gezerler. Herkes gezer de münafıklar da gezerler. Onla sükse yapar. Mesela; ben New York’a gitti. Fransa’nın şu şehrine gittim. Şu kahvehanede oturdum. Şu sokaktan, şu köşeden döndüm. Bununla züppelik yaparlar. Çok önemli bir şey yapmış gibi. Nihayet onu gezdiren Allah orada. O görüntüyü ona veren de Allah. Haberi yok ama onun. Kendi gezdiğini zanneder o. Bakın diyor ki, Müminun Suresi, 4; onların şehirlerde dönüp dolaşması seni aldatmasın.” Şeytandan Allah’a sığınırım. onların şehirlerde” Bir o şehre gider, bir bu şehre gider. “dönüp dolaşması seni aldatmasın.” Münafıkların böyle bir safhası da oluyor. Mümin de gider, mümin de gezer de fakat bunu o pis enaniyeti için kullanır. Yani Müslümanları beğenmemek için, kendini yüceltmek için kullanır. İşte ben şuraya gittim, sen buraya gittin mi? Ben şunu gördüm, sen onu gördün mü? Yani akla ve hikmete önem vermez münafık. Bilgi yüklü eşek gibidir Kuran’ın ifadesiyle. Ne bulursa öğrenir. Ama hikmeti ve gerçek ilmi öğrenmez. Marifet ilmini öğrenmez.

Münafıklar hak olan, güzel olan şeyi çirkin ve yanlış görürler. Kendi pis yollarını doğru olarak görürler. Cenab-ı Allah diyor ki Kuran’da, şeytandan Allah’a sığınırım. "Andolsun, size hakkı getirdik,” Hak; Kuran’daki düzgün, doğru olan bilgi. “fakat sizin birçoğunuz hakkı çirkin görüp-tiksinenlerdiniz." (Zuhruf Suresi, 78) Hak olan bir şey ama tiksiniyor, çirkin görüyor. Mesela Kuran’da böyle hükümler var Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatıyla ilgili. Adam onu çok çirkin görüyor, çok yanlış görüyor. Münafıklar da çok utanırlar böyle Peygamber (s.a.v.)’in hayatıyla ilgili konuların birçoğunu anlatamazlar. Kendi pis mantıklarıyla.

Münafık bir şey yaptığında gösteriş için yapar. Mesela bir hizmetini gösteriş için yapar, desinler diye. Başarılı olmak ister yani duyulmasını ister. Mesela ne bileyim, bir yerde bir su kuyusu açılacak. O yapmak ister ki, adı duyulsun, sükse yapsın. Allah için yapmaz onu, sükse için yapar. Yani bir işe yarıyor havası vermek için. Veyahut mesela birisi başarılı bir faaliyet yaptıysa o daha da iyisini, daha başarılısını yapmak ister. Ama amacı Allah’a hizmet değil. Onu geçmek için yapar. Çünkü onun başarısı onu çok kıskandırır, müminin başarısı. Müminin yaptığı güzel bir şey onu çok kıskandırır. O daha fazla bir şey yaparak onu geçmek ister. Ama burada amacı büyüklük ve istikbardır. Kuran’da hep istikbar olarak geçiyor. Yani azamet ve büyüklük. Firavunlarda, Nemrutlarda olan duygu. O büyüklüğünün insanlar tarafından görülmesini ister. Kendine göre tabii kendini büyük görüyor ama mümin onun bir hiç olduğunu, hayvan gibi bir mahluk olduğunu bilir yani. Ama o anlamaz onu. Bak diyor ki ayette, Enfal Suresi, 47; “Bir de yurtlarından refahtan şımarıp-azıtarak,” Şımarıyor ve azıyor. Münafığın iki özelliği. Bak, bir, şımarma. Acayip şımarır. Bir de azar. Nimet arttıkça azar, kudurur. Ama daha önce mesela köpek gibi olur, ezik olur. Ama nimet arttıkça şımarıp, azıp, kudurur. “İnsanlara gösteriş yaparak çıkanlar” İşte gösteriş yani illaki o kendince çirkin süksesini, pis gösterişini yapacak. Müminlerin de onu gözünde büyüttüğünü zannediyor o zaman. Halbuki onun ne kadar pislik olduğunu Müslümanlar görür. Onun büyüklük amacıyla onu yaptığını zaten görür zaten onu vurgular. Yani amacının büyüklük olduğu açıkça görülür münafık bir şey yaptığında.

Münafık istihbaratçıdır. Yani casustur ruhu. Mesela diyor ki ayette, Ahzab Suresi, 60; “şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar” Kışkırtıcılık, müminlere karşı küfrü kışkırtıyor. Onu müminlere, müminleri onlara karşı. Herkesi birbirine karşı kışkırtır. Huzursuzluk yapar münafık. “şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar” Bak yalan haber, istihbaratçı ya, yalan haber yayıyor. “(bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler.” (Ahzab Suresi, 60) Diyor ki Allah; “Çölde Bedeviler arasında sizin haberlerinizi beklerler, uzaktan. İstihbaratçı olduğu için o haberi alacak başka yere yayacak. Ama köpek gibi korkak da olduğu için müminlerin içinden değil, dışarıdan haber alıyor. Çeşitli istihbarat yöntemleri var münafıkların. İkincisi de uzaktan haber almadır. Onun için münafık bir yere ulaşamazsa çok sıkılır. Yani mutlaka her yerde bulunup istihbarat elde etmek ister. Mesela Resulullah (s.a.v.)’in yanına özellikle geliyorlar, vahiy katibi olarak geliyorlar. İstihbarat amacı. Çünkü uzakta olsa haber alamayacak. Ama orada olursa konuşmaları falan dinleyecek. İstihbarat alıp, götürüp onu küfre verecek.

İnsan kalplerine sinsice vesvese ve şüphe vermekle uğraşır münafıklar. Zaten Nas Suresi, 4-5’te Cenab-ı Allah söylüyor. “'Sinsice, kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran' vesvesecinin şerrinden. Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar).” Mesela müminleri birbirine düşürmek, birbirinden soğutmaya çalışmak, müminlere dışarısı hakkında olumsuz bilgiler vermek. İşte Müslümanları korkutacak bilgiler yaymaya kalkmak. “Sizi onlarla mı korkutuyorlar?” diyor. “Ama o onların imanlarını arttırır” diyor. “Size karşı insanlar toplandı, saldıracak dediklerinde müminlerin şevki daha artar” diyor. “Bu Allah’ın bize yazdığıdır derler ve korkmazlar” diyor. Münafık özellikle o tip haberler getirir, müminleri rahatsız etmek için. Ama müminin şevki artıyor ve “Allah’ın bize bu yazdığıdır derler” diyor.

Bunların zaten istihbaratçı olduğunu Allah Tevbe Suresi, 47’de belirtiyor. Diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım. “İçinizde onlara 'haber taşıyanlar'” İstihbaratçılar. “vardır. Allah, zulmedenleri bilir.” Bak, “içinizde onlara 'haber taşıyanlar'” Muhbirler, istihbaratçılar. “vardır. Allah, zulmedenleri bilir.” Münafıkların özelliği olarak.

Maide Suresi, 41’de yine Cenab-ı Allah, “Onlar, yalana kulak tutanlar,” Yalan haber yayıyor. “sana gelmeyen diğer topluluk adına” Mesela Müslümanlara gelemiyor ama istihbaratta bekliyor. Bak, “sana gelmeyen diğer topluluk adına” Onlar adına casusluk yapan, “kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır.” Muhbirlerdir diyor.

“Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz,” Bilerek veya bilmeyerek Müslümanlar münafıkları bazen seviyorlar. “oysa onlar sizi sevmezler.” Gerçeğinde sizi sevmezler. Sever gibi görünür, ama sevmezler. “Siz kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar.” Yani akıl almaz bir nefret duyuyorlar. Normalde mesela bir münafık şarabı kendine helal sayar. Her türlü ahlaksızlığı helal sayar. Öyle bir şeyi olmaz. Ama müminin yanında ona inanıyor gibi gösterir kendini. “De ki: "Kin ve öfkenizle ölün." İşte bu da Allah’ın onları helak edeceğinin işareti. Ayet bak, kin ve öfke. Kin ve öfkenin onları öldüreceğini yani yıpratacağını, çökerteceğini söylüyor Allah. “Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.” (Al-i İmran Suresi, 119) Kin ve öfkeyi o kendi lehine bir eylem gibi düşünüyor, Müslümanların aleyhine olmayı. Onlara kin ve öfke duymayı faydalı bir şey zannediyor. Halbuki o kin ve öfke onu yaşlandırıp, çökertip, hastalandırıp, helak eden bir sistem. O öfkeyle yaşayınca karlı olduğunu zannediyor. Halbuki öfke sadece onun aleyhine çalışır. Öfke müminleri dinçleştirir, gençleştirir onun öfkesi, yine kendi öfkesi kendini çökertip hastalandırıp helak eder. Kuran’ın mebzul ayetleri buna işaret ediyor.

“Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin aleyhlerinde indirilmesinden çekiniyorlar.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: "Alay edin. Şüphesiz, Allah kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır."” (Tevbe Suresi, 64) Bak, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek olan, yani pislik ve ahlaksızlık içerisinde oldukları için. Kalplerinde gizli oluyor onların, dilinde olmuyor, kalbinde oluyor. Ama bir surenin aleyhlerinde indirilmesinden çok çekiniyorlar. Çünkü o zaman bütün itibarları gidecek. Münafıklar da itibarlarının sarsılmasından çok korkarlar. Deşifre edilmekten çok korkarlar. "Alay edin. Şüphesiz, Allah kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır." Münafığın silahı zaten hep alaydır. Müslümanlarla alay eder, onla alay eder. Kendini hep büyük görür. Kendini hep yüceltir.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim, devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla programımıza devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü