Harun Yahya

Sohbetler (4 Haziran 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

SİBEL YILMAZTÜRK: Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza başlıyoruz. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

Bir sevgi etiketi yapalım. “Sevgi yol gösterir” diyelim.

Evet, bir şey anlat Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Nusaybin’de operasyonlar bitti. Mehmetçik Türk bayrağını tek tek öperek göndere tekbirlerle çekti. Ardından da havaya silah sıkarak kutlama yaptı. Kısa bir video var.

ADNAN OKTAR: Bakayım aslanlarıma. Hepsi nur, hepsi aslan, ahiretin cennetin nurlu varlıkları.

“Türkiye sele teslim oldu yine” Nasıl sele teslim oldu? “Yağmura teslim olduk.” Bir de bu laf çıktı. Başka kelime bulamıyor adamlar, inanılır gibi değil. Sürekli “Türkiye sele teslim, yağmura teslim.” Türkçe’de başka kelime yok mu? En az 20-30 kelimeyle cümleyle bu ifade edilebilir.

Fikret, anlat seni dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan, Ermeni soykırımı iddiası hakkında; “Biz bütün arşivlerimizi açtık, gelin varsa siz de açın. Buna göre karar verelim. Ama sizin buna yüreğiniz yetmez” dedi. Avrupa’ya seslenerek; “Ya gündemimizdeki meseleleri hakkaniyetle çözüme kavuştururuz ya da sizi kendi dertlerinizle baş başa bırakırız. Doğduğum büyüdüğüm Kasımpaşa’da dedikleri gibi ‘delikanlı olun ciğerimi yiyin’” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’a helal olsun. Yani delikanlılığı, kabadayılığı tescillenmiş oldu. Güzel, üslup mükemmel olmuş. Tayyip Hocam bizden, aslan o. Tayyip Hocam’a laf yok. Bizim kendi insanımız, millidir Tayyip Hocam. Kendilerince oyuna getirmeye çalıştılar. Bayağı bir şeyler yaptılar falan, maşaAllah hepsini alt etti. Ama tabii ona yardımcı olup destekleyenler çok hayati. O oyunların bozulmasına vesile olanlar da çok hayati, maşaAllah. İyi güzel. İçişleri Bakanı da ayrıca delikanlılığıyla, kabadayılığıyla nam salmış bir yiğit, Efkan Baba. Onu da tebrik ediyoruz. Bak Güneydoğu’yu nasıl temizledi? Dedik ki, “Sizi hamur teknesinden kazır gibi kazıyacağız” dedik, değil mi? Bakın arşivlere. Atıyorlardı, şöyle yaparız, böyle yaparız. Hepinizi kazıyacağız dedik, kanunla hukukla. Kazıdık mı kazımadık mı? Kazıdık. Ama Efkan Baba’nın delikanlılığının tabii orada çok büyük sebep olarak önemi var. Ama her zaman diyorum, ben onun tarihe geçecek bir delikanlılığını biliyorum. O kısmı çok hayati.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dün vefat eden ünlü boksör Muhammed Ali, ismi Hollywood’da yerde yazmayan tek ünlü Adnan Bey. Diğer bütün ünlülerin yerde yıldız üzerinde isimleri yazıyor. Ancak Muhammed Ali; “Peygamberimiz (s.a.v.)’in adını ayaklar altına koydurmam” deyince, Hollywood tarihinde ilk defa Muhammed Ali’nin yıldızını Kodak Tiyatrosu’nun duvarına astılar. Ayrıca Muhammed Ali’nin İstanbul ziyaretinden Erbakan Hocamız’la birlikte fotoğrafları var, gösterebilirim.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Erbakan Hocamız çok şeker, rahmetli. Erbakan Hocamız ne tatlı insan rahmetli, ne şeker insan. Nasıl şevkliydi İttihad-ı İslam için, Mehdiyet’in zuhuru için nasıl candan faaliyet gösterdi.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Erzurum’un Aşkale İlçesi’ne bağlı Merdiven Mahallesi’nde düzenlenen bir düğünde halay çeken damat ve yakınlarının üzerine geleneksel ceza diye çamurlu su ile motor yağı döküldü.

ADNAN OKTAR: Mesela bu bizim kültürümüz açısından, Avrupa’ya ve bütün dünyaya verdiğimiz imaj açısından çok ürkütücü korkunç, çok çok korkunç. Çok çok çok çirkin, estetikten uzak, sevgiden uzak, kaliteden uzak, mantıktan uzak çok çok yakışıksız bir eylem. Bu Avrupa’da, orada burada duyulduğunda Türk halkı hakkında bir kanaat oluşuyor, bu ve buna benzer olaylar. Ondan sonra ne Avrupa Birliği’ne almak istiyorlar ne başka birliklere. Ve Türkiye aleyhtarı, Tük aleyhtarı mantık gittikçe dünyada yayılıyor. Tük deyince işte kalitesizdir, bilgisizdir, saldırgandır imajı vermek istiyorlar. Sakın ha, bizim necip milletimize, asil milletimize yakışır tavırlar olması lazım. Son derece kaliteli, son derece görgülü, güzel, estetik, klas hareketler sergilememiz lazım bütün dünyaya örnek olmamız lazım. Böyle şeyleri haber yapmaları da çok korkunç, itici, çok riskli. Yani zarar vereceği belli. Ve teşvik var bunun içinde de ayrıca. Böyle şeylere hiç yanaşmasınlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK’ya yönelik sürdürülen operasyonlar nedeniyle Yüksekova’da ilan edilen sokağa çıkma yasağının kaldırılmasıyla ilk Cuma namazı da kılındı. Yasağın kısmen kaldırılması ve giriş-çıkışların açılmasıyla binlerce kişi ilçeye dönerken vatandaşlar ilk defa 82 gün sonra yeniden Cuma namazında saf tutmanın neşesini yaşadılar. Bir fotoğraf da var Cuma namazını gösteren.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Allah cumalarını kabul etsin. Çok güzel olmuş, ferahlık güzellik gelmiş.

Meyvelerin güzelliği çok çok göz alıcı hepsi iman hakikati. Kalpte ferahlık meydana getiren Allah’ın ihtişamını az da olsa yansıtan çünkü Cenab-ı Allah’ın tam yansıtması cennette. Kısmi yansıtması ki bu bizim için nefes kesici oluyor.

Dinliyorum Fikret Efendi.

KATRAL GÖKTAN: Hollanda Başbakan Yardımcısı Lodewijk Asscher, ülkesinin 1915 olayları için soykırım tanımını kullanmayacağını söyledi. “Soykırım ya da değil buna uluslararası hukuk çerçevesinde hakimler karar vermeli. Hukuki tartışma başkalarının işi biz muhatap değiliz. Ve bu konuda adım atmayacağız” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii ki çok akılcı güzel cevap vermiş. Bu teknik bir konu ve hukuk tekniğini ilgilendiren bir konu. Adamlar toplanıp “hayda hadi kabul ettik.” Neye göre kabul ettin ne biliyorsun? Hiçbir şey bilmiyorsun. Hiçbir bilgileri yok. Sadece kulaklarına gelen, oradan buradan gelen haberler. Böyle oradan buradan duyduğu haberlerle böyle bir konuda kesin hüküm vermek ne hukukla bağdaşır, ne akılla, ne vicdanla. Galiz hata, yani kim yapıyorsa galiz hata yapıyor. Bu teknik bir konu böyle olmaz, hukuk tekniğiyle halledilir.

“Sabah 4:30’da ben sıçrayarak uyanıyorum” diyor. “Çünkü ezan odanın ortasında okunuyor” diyor. Taraf Gazetesi Yazarı Namık Çınar. Ezan okunmasından rahatsız olduğunu belirten bir paylaşımından. “Sabah 4:30’da ben sıçrayarak uyanıyorum. Çünkü ezan odanın ortasında okunuyor.” Bir din bu kadar…” İşte böyle olamaz diyor. “Dünya boşuna İslam’a karşı çıkmıyor” diyor. Ama nereden nereye bağlantı kurmuş. Ne alakası var? Adamların karşı çıkmasının nedeni gelenekçi İslam’ın ortaya koyduğu acımasız hükümler. Buradaki olayda da, eğer sıçrayarak uyanacağın şekilde hoparlör çok yüksekse zaten bu yanlış. İslam’da böyle bir şey yok. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında böyle çok yüksek sesle ezan okunma yoktu. İnsan sesiyle normal sesle okunuyordu ezan. Bu bidattir zaten. Dolayısıyla mahalle arasında tabii ki milleti birden ayaklandıracak şekilde hoparlörü sonuna kadar açmak olmaz. Makul bir ses olması lazım. Ama bunun anlatımı böyle olmaz. Yani bu kadar öfkeli bir üsluba gerek yok. Hoparlörün ses ayarı kısılırsa normal makul bir hale gelir. Ezan çok güzeldir kalbi açar ferahlatır. Ama çok yüksek ses zaten bidattir, zaten yanlış olan bir şey. Asıl olan doğrudan insan sesidir.

“Adnan Bey, münafıklar neden müminlere gizli ve sinsi bir öfke içinde oluyorlar? Beğenmiyorlarsa bu kadar nefret doluysalar gitsinler o karanlık ruhlarıyla yaşasınlar. Allah müminleri korusun.” Sevilay Serter. Münafık yancıdır. Önce yancılık olarak yanaşır, çıkar için, şöhret için yanaşır. Kendini tanıtmak, öne geçmek, üstün olmak için yaklaşır. Müminlerin bulunduğu topluluğu böyle çıkar amaçlı kullanabileceğini düşünür. Ama uzun aylar yıllar içerisinde yerini daha iyi oturtabilmek için de o oyunlarına o düzenlerine devam eder. O karanlık ruhlarıyla zaten müminlerin içinde yaşıyorlar ama müminlerin gücünü artıran çok önemli bir figürdür münafık. Çok önemlidir yani münafık mümine müthiş heyecan verir, müthiş şevk verir, azmini artırır, gücünü artırır, güce olan talep daha da çoğalır. Mesela müminin zenginliği daha artar, gücü daha artar. Çünkü madem münafığı kızdırıyor, değil mi? Mümin o zaman onu kızdırmak için ve Allah’ın rızasını kazanmak için daha güçlü ataklar yapmaya başlar. Yani monotonluk kalkar, meskenet kalkar, mümini uyandıran, şevklendiren en mühim nedenlerden biridir. Yani münafığın etki gücü kadar hiçbir güç yoktur, Allah’ın verdiği güç olarak. En çok münafık Müslüman’ı heyecanlandırır, şevklendirir. Mesela ne bileyim, kitaplar yapılmasına vesile olur, daha zenginliğe vesile olur, daha gösterişli faaliyetlere vesile olur, atağın hızlanmasına vesile olur. Daha teknik ve akılcı düşünmelerine sebep olur. Meskenet ve ataleti tamamen siler münafık. Öbür türlü çünkü küfür kendini açıkça belli ettiği için ve etkisi de zayıf olduğu için müminin küfürle mücadelesi daha sakin ve daha zayıf olabilir. Ama münafık olduğunda gücü tavan yapmış oluyor yani akıl almaz atağa geçer. Çünkü çok vahim bir bela yani, değil mi? Böyle grip gibi nezle gibi değil kanser gibi bir illet olduğu için vücut bünye muazzam bir atağa geçer. Ve bütün imkanlarıyla o pisliği, o korkunç karanlığı delecek her türlü tedbiri alır. O tedbiri alırken de sevabı çok yüksek olur. Münafığın mümine sevap verme gücü, vesile olma gücü çok çok yüksektir. Mesela küfrün birse münafığın milyondur öyle düşünün. Bazen bu oranlar çok çok artar duruma göre, münafığın atağına göre çok artar.

Münafık tabii ki bir şeytanı dessastır. Şeytanla iç içe olmuş şeytanın vücudunu kapladığı bir mahluktur ve ruhu sürekli anarşi içindedir. Kendini tanıtmak, kendini ünlü yapmak, güç sahibi yapmak münafığın en büyük hedeflerindendir. O yüzden münafık Müslümanları hep ekarte etmek ister, öne geçmek ister. O yüzden de hep peygamberi hedef alır. Tarih içinde hep münafıklar birinci derecede peygamberi hedef aldıklarını görüyoruz. Sonra müminleri hedef alır. Yani önemli görmediği kişileri hedef almaz münafık. Onun seçtiği bir liste vardır. En başta peygamber, sonra sahabelerin ileri gelenleri. Ama bir veliyse, mesela o veli olan kişi ve veli olan kişiye en yakın olan kişiler, en güvendiği kişiler onları doğrudan hedef alır münafık. Yani önemsiz gördüğü kişileri hedef almaz münafık. Münafığın bir seçme yeteneği vardır yani saldırma yeteneği. Nasıl hayvan kendince böyle bir şeye düşkünlük gösterir, münafık da saldırıda düşkünlük gösterdiği kişiler güçlü gördüğü kişilerdir.

Münafıklar gözle görünür güce çok önem verirler. Nerede güç görürse o tarafa döner. Mesela Samiri neye kafayı takmış? Mısır firavunun gücüne ama en çok dikkatini çeken ne biliyor musun? Onun altınları, altın gücü. Onun için oradan Mısırlılardan topladıkları altınlar, yani orada işte satın aldıkları altınlar Müslümanların yanındaydı. Onların hepsini getirttirdi Samiri kocaman dev bir buzağı heykeli yaptı altından. O, altına olan hayranlığından düşkünlüğünden, mala olan düşkünlüğünden. Sonra da markaya olan düşkünlüğü yani o sükse onun için çok hayati oluyor. Yani o firavunun meydana getirdiği stil, o kültür yani o kültür markası onun için çok önemliydi. Yoksa onun buzağıyla işi olduğundan değil, buzağıya hiçbir şekilde önem vermez o güler-geçer. Fakat buzağının temsil ettiği küfür ahlakı, zulüm ahlakı onun için çok önemliydi.

Şimdi stüdyoya gidelim, stüdyoda devam edelim.

ADNAN OKTAR: Selam.

BÜLENT SEZGİN: Aleyküm Selam Hocam.

ADNAN OKTAR: Münafıklığın üstünde durma sebebimiz; eğer münafıklık hallolursa ki hallolacak, müminlerde bütün dünya çapında bir ferahlama olur. Ama muazzam bir ferahlama. Yani yüzyıllardan beri, binlerce yıldan beri müminleri kemiren mahveden bir sistemdir. Ama zayıf olanları mahvediyor, güçlü olanları güçlendirir. Çünkü şeytana uyma eğiliminde olanları hakikaten tahrip eder. Çünkü şeytana diyor ya: “Sana imanı zayıf olanlar teslim olacak.” Cenab-ı Allah ayette söylüyor şeytan için. “Ama güçlü mümin kullarıma senin etkin yoktur” diyor. Bu aynı zamanda tam anlamıyla münafıklara hitap eden bir ifadedir. Ki münafıkla şeytan ayrı varlık değildir ikisi de aynı.

Avrupa’nın PKK’yı desteklemesinin nedeni PKK’nın kadın haklarını savunuyor olması, özgürlüğü savunuyor olması. “Kadınlar istediği gibi giyinsin, istediği gibi gezsin, yesin, içsin karışmayalım” diyor ve “kadınlar daha çok siyasette görev alsın” diyor. Bunu Türkiye’nin demesi gerekiyor. Türk aydınlarının bu konuda çok aktif bir tavır göstermesi gerekiyor. Bunu PKK’ya kaptırıyorlar ve o yüzden de Avrupa PKK’yı destekliyor.

İsmail Baki’nin şu şarjla ilgili var mı filmi?

KARTAL GÖKTAN: Evet var.

ADNAN OKTAR: Göster bakalım.

VTR: İsmail Baki

ADNAN OKTAR: Bu çocuk çok yetenekliydi, bunun kıymetini pek bilmediler. Bayağı yetenekli bir sanatçı. Böyle sanatçılara bir kere devlet maaş bağlaması lazım, fazla değil üç bin lira, dört bin lira bile vermiş olsalar ayakta durmasını sağlar onun. Şimdi bu çocuk nerede gidecek de kendisine iş bulacak, bilmem ne yapacak falan. Çünkü bir iş bulduğunda bu konularla ilgilenemez, sanatla ilgilenemez. Bulur gider bir yerde çalışır ayrı mesele de ama yeteneğini geliştirmesi için hayatiyetini devam ettirecek kadar bir imkanı olması gerekiyor. Böyle yetenekli sanatçılara devlet, mutlaka destek olması lazım. Bak yok şuan ortada. Bu iyi bir şey değil.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Almanya ve Fransa başta olmak üzere Avrupa’da şiddetli yağışlar sonucu oluşan sellerde ölenlerin sayısı on bire yükseldi. Dünyanın en çok ziyaret edilen müzesi olan Paris’teki Louvre Müzesi Fransa'yı etkileyen şiddetli sel nedeniyle dün kapatıldı.

ADNAN OKTAR: Müzenin kapatılmasından ziyade tedbir alınması lazım, müzede bir tahribat olmaması için.

BÜLENT SEZGİN: Cizre'de yapılan arama çalışmalarında ele geçirilen mühimmatlar arasında bulunan iki el bombasının Rus yapımı olduğu ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: Rusya elindeki bütün hurda bombaları onlara vermiş anladığım kadarıyla. O helikopterin vurulmasındaki konu da aynı şekilde Rusya bağlantılı. Burada zaten gösterdiler o uçaksavar roketi. Bütün Türkiye’ye göstererek geçirdiler. Rus derin devletinin bir uygulaması. Helikopterin vuruluşu, videoya alınıyor zaten, kamuoyunda yayınlandı. Aynı şekilde Rus derin devletine de servis edildiği anlaşılıyor. Bir nevi intikam gibi görünüyor. Çok yakışıksız şeyler bunlar. Vicdana uygun olmayan, merhamete, şefkate uygun olmayan şeyler. Tayyip Hoca zaten söyledi “bir pilotun hatası” diyor, hiçbir şekilde de memnun olmadı böyle bir şeyden. Rahatsız olduğunu, mutazarrır olduğunu da söyledi ama Rusya'yla tabii dostluğun bağlantının hemen sağlanması lazım. Hiç vakit kaybettirmeden her türlü tedbirin alınması, yani üst perdeden hiçbir açıklama yapılmadan mütevaziliğimize yakışan, sevecenliğimize yakışan, şefkat anlayışımıza yakışan bir üslupla dostluğun tesisi ama süratle. Aynı şekilde Mısır’la da İsrail'le de yani küskün olduğumuz dargın olduğumuz hiçbir ülke olmaması lazım. Çünkü bizim ülkelerle alıp veremediğimiz yok, ülke halkları ile alıp veremediğimiz yok. Bizim derin devletlerle alıp veremediğimiz oluyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan Terörizm 2015 Ülkeler raporunda terör örgütü PKK'nın Suriye kolu PYD ve YPG terör örgütü olarak değerlendirilmedi. Raporun Türkiye hakkındaki bölümünde Türkiye'de faaliyet gösteren PKK, TAK, DHKPC ve MLKP terör örgütleri sıralandı.

ADNAN OKTAR: Onların demesi gibi olmaz. Bundan ıstırap duyan, bunda mağdur olan kimse ona sormaları lazım. Tamamı PKK'lılardan oluşuyor. Adam burada cinayet işliyor Irak’a gidiyor bir anda temiz oluyor, Suriye'ye gidiyor bir anda temiz oluyor, böyle mantık var mı? Hepsi PKK'lı terör örgütüyle bağlı olduklarına göre,“şuan” diyor “burada adam öldürdüklerini görmedik” zaten senin gözünün önünde adam öldürecek durumu yok. Gelip Türkiye'de eylem yapıyor ondan sonra oraya gidiyorlar.

Müslüman’ın tatili olmaz. Suriye’de Irak’ta Müslümanlar böyle boğazlanırken, Afganistan’da Müslümanlar mahvedilirken, Mısır’da Müslümanlar perişanken, İslam âlemi dehşet içinde yaşarken bizim istirahata ayıracak vaktimiz olmaz. Hatta konuları anlatırken bile öncelik sırasının en acil konulara vermek gerekiyor.

Bütün ülkeler birbirleri ile barış içindeler. Biz de aynı şekilde her ülkeyle barış içinde olalım. Yani savaştığımız, kavga ettiğimiz, küstüğümüz, darıldığımız bir ülke olmaması lazım. Ülke halkları masumdur. O yüzden her ülkeyle dost ve kardeş olmamız gerekir.

Tayyip Hocam bugün yaptığı bir konuşmada ilk, orta ve lisedeki eğitimle ilgili açıklamalarda bulunmuş. Müfredatın gözden geçirilmesi gerektiğini ve kültüre uygun yeni müfredatın uygulanmasını belirtmiş. Yani Darwinizm’i ortadan kaldırın, Darwinist materyalist eğitimi durdurun Kuran mucizelerine, iman hakikatlerine dayalı, akla dayalı bir eğitim olsun demek istiyor anladığım kadarıyla. Tayyip Hocam demiş ki “Size aktarılan her bilgiyi kayıtsız şartsız kabul etmeyecek sorgulayacaksınız. Nakille birlikte aklı da kullanacaksınız. Kuran-ı Kerim’de sık sık “Akıl etmez misiniz?” İfadesi geçer” diyor. Böylece ne olacak hurafeden Müslüman uzak duracak. Kuran’daki saf vahyin, temiz aklın, temiz açıklamaların uygulamasını yapacak.

“İmam Mehdi birlikte dost olunan can kardeşidir. Çocuklarına “kardeşlerine” karşı şefkatli iyi bir baba gibidir. Büyük musibetlerde insanlara sığınaktır.” Diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Çocuklarına karşı şefkatli iyi bir baba gibidir.” Diyor talebelerine karşı. “Büyük musibetlerde insanlara sığınaktır.” Allah öyle vesile etmiş. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, “Yüce Allah Kaim Mehdi vasıtasıyla karanlıklara boğulmuş yeryüzünü aydınlatacaktır. Yeryüzünü zulümle dolduktan sonra adaletle dolduracaktır. İnsanlar cahilleştikten sonra” işte Darwinist, materyalist düşünceye düşen, yanlış yollara giren yahut yanlış felsefelere, putperest inançlara giren insanlara karşı bak “İnsanlar cahilleştikten sonra bütün dünyayı ilim ve bilgisinden faydalandıracaktır.” Bütün dünyayı. Bu nasıl olur? Ancak televizyon, radyo olursa olur, internet olursa olur. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözleri çok manidar. “Allah-u Teala Kaim Mehdi’nin ömrünü uzatacak. Sonra kendi kudreti olarak yaşlı olduğu halde onu kırk yaşından daha genç görünümlü olarak aşikar edecektir. Ve bu Allah’ın her şey kadir olduğunun bilinmesi içindir.” Diyor.

Resulullah (s.a.v.) diyor ki; “Mehdi insanların en hayırlısı ve yaratılmışların en sevimlisidir.” Bak, “Mehdi insanların en hayırlısı ve yaratılmışların en sevimlisidir.” Biharul Envar’da var. Cilt 52, sayfa 352.

Resulullah (s.a.v.) diyor ki; “Kaim Mehdi çıktığında yeni bir yöntem, yeni prensipler, yeni bir sünnet ve yeni düşüncelerle hükmedecektir.” Demek ki gelenekçi bir kafa değil. Onun için Sungur Ağabey “bambaşka olacak” dediği o.

Kim olduğunu bilmiyoruz Mehdi (a.s)’nin. Ama bütün alametlerin çıktığını biliyoruz. İstanbul’da olduğunu biliyoruz. Ama kim olduğunu bilmiyoruz.

“Ümmetimin Mehdi’nin zuhurundan ümit kesmesinin ardından” bak ümmetimin diyor, yani ne demek? Çoğunluk Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışından ümit kesecek, İslam ümmeti. “Ümmetimden” diyor. Yani ekariyetle, çoğunlukla ümidi kesecekler. “Bu ümit kesmenin ardından, o, Mehdi güneş gibi ortaya çıkacak. Mehdi’nin görülmesiyle yer ve gök ahalisi sevinçle coşacaktır. Mehdi’nin zuhurunun ardından hidayet, iman ve ihtişam gelecektir.” Bihar-ul Envar’da geçiyor İngilizce tercümesi, Cilt 13’te.

“Mehdi, münafıklara, küfre ve kafir cinlere galip gelecek.” Cinlere de galip geliyor. “Ve hiçbir yeri ekilmemiş bırakmayacak” her yer yeşillenecek, ağaçlar, meyve ağaçları her yer. “Onun (Mehdi’nin) zamanına ulaşanlara ve Mehdi’ye katılıp onun günlerini görenlere ne mutlu” diyor Resulullah (s.a.v.), ne mutlu diyor.”

Mehdi (a.s) ile ilgili o küçük çocuğun söylediği güzel besteyi bir dinleyelim.

Görüyorsunuz, bütün dünya Mehdi (a.s)'yi Moşiyah'ı bekliyor. Terör örgütleri de bekliyor; El Kaide, Taliban... yeri göğü sallıyorlar, Hizbullah... Tabii biz bunların terör ve şiddet yönlerine karşıyız. Terör ve şiddet yönünü asla kabul etmiyoruz. Ama Müslüman yönlerini takdir ediyoruz, mümin yönlerini takdir ediyoruz. Şiddet ve dehşete, teröre her zaman karşıyız.

"Hazreti Yusuf (a.s) hakkında davrandığı gibi Cenab-ı Allah Mehdi (a.s)'ye davranacak." diyor. "Zuhur izni verilinceye kadar tanınmayacak bir şekilde pazarlarda, çarşılarda ve sergilerde gezecek." diyor, "Mehdi (a.s), pazarlarda çarşılarda ve sergilerde gezecek. Yusuf (a.s) hakkında davrandığı gibi davranacak" diyor, "Cenab-ı Allah." Yusuf (a.s)'u da tanıyamadılar ya. "Ama o tanınmama döneminde çarşı, pazar ve sergilerde gezecek." diyor. Demek ki sokağa da çıkacak Mehdi (a.s). "Ama bilmeyecekler." diyor.

"Senin bu müridlerin arasında namaz bilen var mı?" Namaz bilen var mı; 'Namaz eda eden var mı?' diyebilirsin. En titiz namaz kılan kişiler, benim arkadaşlarım diyebilirim. Yıllardan beri tek bir kere sabah namazını kılmayan kişi yok. Öğle namazı, ilkindi, akşam, yatsı, vitir; en ufak bir aksama olmamıştır. Çünkü hepsi birbirini uyarıyorlar. Hiçbir şekilde namazı erteleme olayı olmamıştır. Öyle gafletle namazın geçmesi diye bir olay yok. Halbuki gelenekçi İslam anlayışında olan kişilerin büyük bölümü bir kere, sabah namazını kılmazlar. Namazlar sürekli kazaya kalır, o da nasıl oluyorsa. Namazın kazaya kalması diye bir şey olmaz. 

EBRU ALTAN: Allah ayette, şeytandan Allah'a sığınırım "Namaz belirlenmiş vakitlerdedir." diye bildiriyor. 

ADNAN OKTAR: Tabii. Namaz vakti geldi mi kılacaksın. Geçiriyorsan çok büyük bir hatadır. Erdal, namazla da pek alakan olmadığı üslubundan anlaşılıyor.

Bozkurt Musti, “Dışarıda veya sosyal medyada size kötü söz ettiklerinde çok sıkılıyorum, üzülüyorum. Müslüman kişilerden de size kötü söz söyleyenler var.” Bir kere dışarıda ve sosyal medyada kötü söz söyleyen varsa bu bizim doğru yolda olduğumuzu gösterir. Çünkü kötüler çok olduğuna göre, biz de iyileri temsil ettiğimize göre, iyilerin içinde olduğumuza göre, eğer biz iyiysek kötünün bize kötü söz söylemesi lazım. Kötü eğer bize kötü söz söylemiyorsa biz iyi değilizdir zaten. Bizim iyi olduğumuzu kötünün kötü söz söylemesinden anlarız. Onun delilidir o, belgesidir. “Çok sıkılıyorum, üzülüyorum” Bir kere bu Müslüman’da olmaz. Sıkılma, üzülme haramdır. Onu yaratan da Allah’tır. Hayırla, hikmetle müminin makamını yükseltmek için verir Allah. “Müslüman kişilerden de size kötü söz söyleyenler var” diyor. “Müslümanların içinde münafık yok” anlamına gelir. Yahut “gafil yok” anlamına gelir. Yahut “cahil yok” anlamına gelir bu sözün. Gafil olan da, cahil olan da, münafık olan da Müslüman’a kötü söz söyler. Müslüman’ın makamını artıran en mühim nedenlerden biri de budur. Biz doğru yolda olduğumuz müddetçe bize kötü söz söyleyen her zaman insan olur. Yani bu bizim doğru yolda olduğumuzun belgesi olur. Ama kervan yürür tabii, kervan yürür. “İt ürür, kervan yürür” derler. “Zenginin malı züğürdün çenesini yorar” derler. Zenginlik, ihtişam, güç, güzellik, sağlık, sıhhat, iman, başarı, kalite, bunu elde edemeyen insanlarda ıstırap meydana getirir. Onlar da o zaman işte dedikoduyla kendini rahatlatmaya çalışır. Ama dedikodu yaptıkça geriye doğru gider. Biz sürekli ileriye doğru gideriz. O kaybeder, biz kazanırız.

Al-i İmran Suresi, 118’de. “Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor” diyor. Allah. Kime? Müminlere. Kim? Münafıklar. “ve size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar.” Müslümanların huzurunu kaçırmak, neşesini kaçırmak, keyfini kaçırmak münafığın bir numaralı hedefidir. “Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur” “Zırvalarlar” diyor. Sürekli o ahlaksız, çirkef ağızlarıyla, ağızlarından adeta lağım akıtırlar. “sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür.”(Al-i İmran Suresi, 118) Yani içlerindeki kin akıl almaz boyutta. “Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz.”Diyor Allah. Müminler buradan tabii hikmet çıkarıyorlar. Derinlik olduğu için buradaki derinliği görüp hayata uyguluyorlar. 

GÜLEN BATURALP: Başka ayette de şeytandan Allah’a sığınırım. “…şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir.” (Al-i İmran Suresi, 186) diye bildiriliyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Münafık en ufak fırsatı değerlendirir. En ufak yani sıradan bir şey. En azından otursa, bir Müslüman’ın kıyafetini beğenmediği söyler, konuşmasını beğenmediğini söyler. Münafık hep bilmişliğini vurgulamaya çalışır, üstünlüğünü, yüceliğini. Toplum içinde de bunlar kendilerini gösterirler. Hep böyle ukalalık, züppelik onların ağzında olur. Müslüman konuşurken sürekli müdahale eder. Susturmaya çalışır. Kendini, üstünlüğünü vurgulamaya çalışır.

Şuara Suresi, 221-223’te, şeytandan Allah’a sığınırım. Münafıkların konumunu Allah, o metafizik yönlerini de açıklıyor. “Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi?” Yani böyle hulul eder şeytan. Ama “ kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi?”  diyor Cenab-ı Allah. “Onlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler.” Münafık ne yapar? Her şeyi terse çevirmeye çalışır. Her şeyi, mesela neşeyi hüzne çevirmeye çalışır. Başarıyı, başarısızlığa çevirmeye çalışır. Faydayı faydasızlığa, her şeyi tersine çevirmeye çalışır münafık. “Günaha düşkün” çünkü her yaptığı ahlaksızlık günah olmuş oluyor. “Günaha düşkün” yani yağmur gibi günaha giren anlamında. Çok fazla günaha düşkün. Bu yalancılara Allah, “iner” diyor. Onlara nüzul eder. “Bunlar (şeytanlara) kulak verirler” Yani şeytan kulaklarına fısıldadığında dinleyip, gereğini yapıyorlar. Yani çok ahmaktır. Müslüman’ın Kuran’la anlattıklarına tabi olmaz ama şeytan söylediğinde hemen mesela bir ahlaksızlık fısıldadı, hemen yapar. Bir karaktersizlik fısıldadı, hemen yapar. Hiç tereddüt etmez münafık. Yani hayret edecek bir reflekse sahiptir. Şeytanın söylediğini dakikasında, saniyesinde yerine getirir. Ama Allah’ın dediğini yapmaz. Kuran’ın dediğini yapmaz. Peygamber (s.a.v.)’in dediğini yapmaz. Asidir çünkü. Şeytana karşı boyun eğicidir münafık. Ona karşı saygılıdır şeytana karşı, ona teslim olmuştur. Ona karşı hürmetlidir. Yani dediği bir şeyi iki kere söyletmez, hemen yerine getirir. Ama Kuran’ın hükümlerine, Peygamber (s.a.v.)’in hükmüne şiddetle karşıdır. “ve çoğu yalan söylemektedirler.” Diyor. Münafığın delilik derecesinde yalan söyleme özelliği vardır. Sürekli atar, dikkatlice dinlerseniz bilmediği bir konu yoktur münafığın, hemen atar. Yani durur durur atar, durur durur atar. Yani sürekli yalancıdır. Bariz vasıflarından bir tanesi. Yani çok elle tutulur bir şey bu. Adam durduk yere yalan söylüyor. Yani hiç bilmediği bir konuyu bile bildiğini söyler. Hemen yalan, hemen yalan.

Mücadele Suresi, 18’de, “Onların tümünü Allah'ın dirilteceği gün, sizlere yemin ettikleri gibi O'na (Allah’a) da yemin edeceklerdir” diyor münafıklar. Allah’ı kandırmaya çalışıyorlar hâşâ yemin ederek. “ve kendilerinin bir şey üzerine olduklarını sanacaklardır.” Yani “bayağı İslam’a hizmet eden, Müslümanların haklarını savunan, İslam’a faydalı kişiler olarak anlatacaklar” diyor. “Dikkat edin;” diyor Cenab-ı Allah, “gerçekten onlar, yalan söyleyenlerin ta kendileridir.” Münafığın ünlü özelliğidir. Bakın, dikkatlice izleyin, bayağı yalan söyler münafık. Hayret edersin. Yani gözünün içine baka baka yalan söyler. Kurani bir şeye şiddetli tavır gösterir ama şeytan fısıldadığında hayret edecek şekilde zor olduğu halde ahlaksızlık ve alçaklığı hemen yapar. Bu sefer laf sokma, terbiyesizlik yapma, küstahlık yapma, isyankârlık, nezaketsizlik, densizlik münafığın ana özelliklerindendir.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: “Yüz şekilleriyle de ifade ederler” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: İşte beden dili ayrıdır, dilinin sivriliği ayrıdır. Beden dilini Kuran çok açık anlatıyor. “Ölü gibidir” diyor bakışları. Yani böyle bir mumyanın bakışı gibi donuk, anlamsız ve ölü gibi münafığın özelliği. Ama çok bariz değil mi? Elle tutulur bir şey. Bak, “ölüm baygınlığı çökmüş olanların bakışı gibi” (Muhammed Suresi, 20) diyor. Çünkü orada bir zaruret var, çünkü canı alınmış. Ama canı alınmadığı halde bu ölüm hali var gözünde. “Ölü gibi anlamsız mat ve donuk bakışlıdır” diyor Kuran. Çok bariz bir delil. Ve mimikleri, surat asması. Kuran ona dikkat çekiyor. Ve “müminlerden uzaklaşır” diyor. Yalnız kalır. Yüzündeki nefret ifadesini söylüyor Allah. “kaşlarını çattı” Diyor. “ve yüzünü ekşitti.” (Müddessir Suresi, 22) diyor. Yüzünde kin ve nefret ifadesi oluyor münafığın. Bunu hemen uygular şeytan ona söylediğinde. Mesela “yüzünü ekşit” diyor. “Yüzüne o donuk ifadeyi ver, pislik bir yüz oluştur” diyor. “Lanet bir surat oluştur.” Hemen münafık yapar. Normalde bir insan utanır, bir Müslüman, değil mi? Yüzünde çirkin bir ifadeden çekinir. Allah’a sığınır. Münafık bunu seve seve yapar, hemen yapar.

KARTAL GÖKTAN: Şeytandan Allah’a sığınırım. “…Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın…” (Muhammed Suresi, 30) diye buyuruyor Allah ayetinde.

ADNAN OKTAR: Evet, konuşma tarzları çok bozuk oluyor. Ve zırva, züppelik, münasebetsizlik, densizlik. Bak, “Şayet korku gelecek olsa” yani çıkarlarıyla çatışan bir durum olsa. “ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek” yani böyle akık ve ölü bir bakışla “sana bakmakta olduklarını görürsün.” Bak, ne kadar somut bir delil. Çok net yani. Yalancı, sahtekar ve dolandırıcı bir üsluba sahip oluyor münafık. “Korku gidince” diyor. Yani çıkarlarıyla ilgili durum değişince “hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek” yani yine bir şeyler umarak, çıkar sağlamaya çalışarak “sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar.” (Ahzab Suresi, 19) Keskin yani diliyle Müslümanları böyle sürekli eleştiren, inciten, akıl veren, onların yanlış yolda olduğunu vurgulayan bir üslupları oluyor. Böyle olduğundan değil. Sırf pislik olsun diye. Yani kelimelerin yerlerini değiştirerek bunu elde ediyor. Müslüman diyor ki; “ben seni seviyorum” diyor. “Bu nereden çıktı şimdi?” diyor. Tam bir münafık cevabı. Yahut “beni sevdiğine inanmıyorum” diyor. Hâlbuki müminin sözüne inanması lazım. Kendi yalancı ya, karşısındakini de yalancı zanneder münafık. Onun için hep yalan dolandır münafığın vasfı. Kuran’da defalarca yalancı olduklarını belirtiyor. Yani yalana müptela haline gelmiş.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim, yine devam edelim.

KARTAL GÖKTAN: Kısa videolarla yayınımız devam ediyor.

VTR: Hz. İsa (a.s)’ın Yeryüzüne Dönüşü ve Hz. Mehdi (a.s)’ın Çıkışı Dört Mezhepte de Haktır

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü