Harun Yahya

Sohbetler (5 Haziran 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz, Adnan Oktar'la Sohbetler başlıyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tarih Bölümü son sınıf öğrencisiyim. Sizin, "Komünist Kürdistan Tehlikesi" ve "Yeni Masonik Düzen" adlı kitaplarınızı okudum, çok etkilendim. Benim sorum şu: Gidişat, bir Kürdistan kurulması yolunda; Biz Müslüman Türk gençlerine ne nasihat edersiniz?" Kardeşim, Türkiye sınırları içerisinde bir ameliyata müsaade etmeyiz. Bundan bütün dünya etkilenir. Türkiye'ye yapılan bir hareketten bütün dünya etkilenir. Yani Türkiye'yi bölmeye kalkarlarsa dünya ortadan bölünür, ortadan bölünür. Ay bölünür, güneş bölünür, her yer bölünür. Yani paramparça olur. Yani canlı hiçbir şey kalmaz. Virüs bile kalmaz. Mikrop bile  kalmaz. Böcekler, hayvanlar, insanlar; hiç kimse kalmaz. Kıyamet kopar. Hiç tavsiye etmem. Bir kere denerler, bir daha da geri dönüşü olmaz. Birçok psikopatlığına bunların -İngiliz derin devletinin- ses çıkarmamışlar şuana kadar. İtlik çakallık yapmışlar, ahlaksızlık yapmışlar, oraya buraya ajanlar göndermişler. Pislik için, dünyayı mahvetmek için, gençleri homoseksüel yapmak için, Allahsız, Kitapsız yapmak için, Darwinist yapmak için, Rumi yapmak için bayağı bir uğraşmışlar. Ama olaya el koyduk Allah'ın izniyle, ilimle irfanla bir de kanunla hukukla da; o da sırada yani inşaAllah. Dolayısıyla kimseye itlik yaptırmayız, Türkiye'yi de böldürtmeyiz. "Çaktırmadan bölerim" diyen olursa biz de çaktırmadan kolunu tutar kanunla hukukla kırarız. Allah boynunu koparır onun. Boynunu kırar Allah. Aklını başına alacak, kim yaparsa yapsın. Çaktırmadan diye bir şey olmaz. Çünkü gözümüzün önünde bütün olaylar gelişiyor. Yerin yetmiş kat altına girse yine girip buluruz onu. Kanunla hukukla da gereğini yaparız. Kimse böyle yalakalık, üçkağıtçılık, sahtekarlık yapmaya kalkmasın. Büyük bir dikkatle izliyoruz.

Münafıklar aynı zamanda hırsızdır. Mesela Hazreti Musa (a.s) zamanında Mısır'da çok miktarda altını çalmış Samiri, oradan buradan. Onun kendi ekibi de böyle hırsız olan ekibi, onlar da çalmışlar. Süs eşyaları hep çalıntı. Müslümanlara ait olanlar da var ama münafıklarınki hep çalıntı. Hırsızlığa çok yatkındır münafık. Onun için o yönde de münafığa karşı tedbir alınması lazım, hırsızlığına karşı da. Çünkü o, onu kılıfına uydurmak ister. Mesela Samiri'ye sorulduğunda "Benim." diyor, "Ben biriktirdim." falan. Nereden biriktiriyorsun o kadar altını? Artık bir buzağı meydana gelecek kadar çok altın yani ton hesabıyla. Hayvanlara yüklemiş almış getirmiş. Belli ki bir gasp ve hırsızlık var. Kim bilir kimlerden, nerelerden çaldı? Münafığın da ruhunda bu vardır; gasp, hırsızlık ve onu meşru gösterme eğilimi. Zaten nereye gitse ruhunda bu vardır. Küfürde de hırsızlığa yatkındır, Müslümanların içinde de hırsızlığa yatkındır. Vazgeçilmez vasıflarından bir tanesidir.

Bir sevgi etiketi yapalım; "Sevgi Adaletlidir" diyelim.

Twitter'da kullanıcıların paylaşımlarından yaklaşık dörtte birinin mutsuzluk yorumları içerdiği tespit edilmiş, dörtte bir. Genellikle hep böyle Facebook'ta Twitter'da hep çok mutsuzlar.

Resulullah (s.a.v.) diyor ki "Allahu Teala, bizim bereketimizle şirk ve putperestlik döneminin düşmanlıklarından sonra kalplerini birleştirip onları dinde kardeş kıldığı gibi fitne döneminin düşmanlıklarını da kalplerinden silecektir." Mesela şimdi Şii-Sünni birbirlerini kırıp geçiriyorlar. Acayip kindar oluyorlar birbirlerine bazıları. Ama hayret edilecek şekilde de kardeş olacaklar daha sonra. Vahabiler de öyle çok coşkulu kardeş olacak, IŞİD, El Kaide, Taliban; bunların hepsi bir anda kardeş olacaklar. Hristiyanlara çok şefkatli olacaklar, Musevilere çok şefkatli olacaklar. Sistem tamamen değişecek.

Resulullah (s.a.v.) diyor ki "Bu ümmetin Mehdi'si bizdendir -bendendir- Benden sonra onlara sarılan şüphesiz ki Allah'ın kopmaz ipine sarılmıştır. Onları terk eden ise Allah'ı terk etmiş sayılır." Mehdi (a.s)'ye bağlılığın ne kadar önemli olduğunu buradan anlıyoruz. (İspat-ul Hüdat Cilt 2, Sayfa 526)

Mü'min Suresi 19'da “(Allah,) Gözlerin hainliklerini ve göğüslerin sakladıklarını bilir.” (Mü'min Suresi, 19) Münafığın gözünde bir hain kirli bir uygulama vardır. İstediğinde ağlar, istediğinde bön bön bakar, istediğinde rahatsız olduğunu belirtmek için ölüm baygınlığı geçiriyor gibi hayvanda bile olmayan iğrenç bir bakışla etrafına bakar. Bu Kuran'da geçen bir hüküm olduğu için mümin bunu görecek demektir, küfrü de görecek münafığı da görecek demektir. Nasıl biz ayı ve yıldızları görüyoruz. Aydan bahsediyor Allah, görüyoruz. Yıldızlardan bahsediyor, görüyoruz. Münafıktan bahsediyor, münafığı da göreceğiz. Kafirden bahsediyor, kafiri de göreceğiz. Veliden bahsediyor, veliyi de göreceğiz. Kuran'da bahsedilenlerin hepsini göreceğiz inşaAllah.

Şeytandan Allah'a sığınırım, "baygınlık çökmüş kimseler gibi" diyor. Ama "ölümden dolayı" Münafık ölüdür zaten yani akıl hastasıdır. "Ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek" Yani gözlerini akıtarak ve ölüyü andırır tarzda pis, bön ve boş bir bakışla bakmakta olduklarını görürsün. Müminin bakışlarında nur vardır, ışık vardır, güzellik vardır, sevgi vardır. Diyor ya, "gözleriyle neredeyse seni devirecekler" O gözlerindeki nefrete işaret ediyor ayet.

Ve münafıktaki bozuk konuşma;  münafıktaki bozuk konuşma ve bozuk yüz ifadesi, bozuk bakışlar Kuran'da Peygamberimiz (s.a.v.)'e bildirilen bir husus. "Sen onları Biz istersek bozuk konuşmalarından ve yüzündeki ifadeden anlarsın." diyor. İşte bakış derken o, yüzündeki o nursuzluk, pislik, itlik ve çakallık. Yüzündeki o bozuğun oluşması çok mebzuldür münafığın. Bir kere çok yalancıdır. Alenen ve haysiyetsizce yalan söyler. Demagojiye çok açıktır münafık, lafı evirir çevirir. "Kuran'dan sanasınız diye" diyor ya ayette de. Dillerini eğip büker. Cümleleri bozmada, mantığı bozmada şeytani bir maharete sahiptir. "Dillerini eğip bükerler." diyor. Senin söylediğin doğru bir cümleyi eğip büküp çok acayip bir hale getirebilir münafık. Sen ona gönlünü alacak bir söz söylesen münafık onu bambaşka şekle çevirebilir, bozar. Yani bozuk konuşma vardır. "Sivri dilleriyle sizi incitmeye çalışırlar." diyor Allah ayette. Dilinin sivriliği; sivri nedir? Yıkıcı, yırtıcı bir şey için söylenir. Buna gayret ediyor münafık, bunun için uğraşıyor. Dili müminde hayır içindir; münafıkta şer içindir, pislik içindir. Ama mümine yapılan her şey hayırdır. Münafığın kendine hayır zannettiği her şey de ona şerdir. Yani ne yapsa onun aleyhine olur. "Dillerini eğip bükerler." Lafı değiştirmede şeytani bir maharetten bahsediyor Kuran, sözü değiştirmede. Mesela Müslüman normal makul bir şeyi anlattığında münafığa veyahut bir hatasını, bir eksiğini anlattığında münafık onu akıl almaz çarpıtır, akıl almaz değiştirir. Kelimenin başını sona alır, sonu başa alır, bambaşka ona da biraz yalan da ekler veya çok fazla yalan ekler ve bambaşka hale getirir. İşte dilini eğip bükmeden kasıt budur. Kuran'ın hükmünü de değiştirmeye kalkar. Ve içindeki kin ve öfke, şeytani öfke gitmez münafıkta. Ama fırsat kollar, uygun bir fırsat. Onun için o fırsat kollama da müminin uyanık olmasını sağlıyor. Güçlü olmasını sağlar. Yoksa müthiş bir meskenet ve ilgisizlik bazı Müslümanları sarabilir. Münafık çok keskin bir dikkate vesile olur. Müslüman’ın tedbirci olmasına vesile olur, tedbirli olmasına vesile olur, şuurunu açmasına vesile olur, sevabının çok artmasına vesile olur münafık müminin. Daha önce de söylemiştim mesela bir alacaksa bin alır, sevap; bin alacaksa milyon alır. Münafığın olduğu ortamda bereket gelir mümine, münafık vesilesiyle. Münafık vesilesiyle mesela zenginlik gelir müminlere, güç gelir. Çünkü münafığa ıstırap verir zenginlik, acı verdiği için Allah mümine zenginlik verir sırf münafığın canını yakmak için. Münafığın canını yakmak için mümine sağlık sıhhat verir. Münafık çünkü ölümden çok korkar. Kuran ayetlerinde bu çok açık şekilde belirtiliyor. Hep o ölümden korktukları için yaptıkları yalanlar, sahtekarlıklar, oyunlar; hep ondan kaynaklanır. 

CAN DAĞTEKİN: "Münafık, Müslümanın cennetini genişletir." dediniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Uluslararası Af Örgütü, "PYD ve askeri kanadı YPG'nin Suriye'nin kuzeyinde Arap ve Türkmen sivillerinin yaşadığı bölgeleri kullanılamaz hale getirdiğini bölge sakinlerini zorla yerlerinden ederek insan haklarını ihlal ettiği ve savaş suçu işlediğini belirtti." diyor. PYD ve YPG'nin Tel Abyad’da yirmi sekiz köyü zorla boşalttığı Birleşmiş Milletler raporu ile de sabit. Ama işte Obama; Marksist eğitim aldığı için ve Marksistlerle kucak kucağa olduğu için orada komünist Stalinist olan YPG'yi, PYD'yi destekliyor. Ve Amerikan askerlerini de onların kafasında olması için teşvik ediyor. Büyük bir felaket oldu Obama'nın Amerika'nın başına geçmesi. Amerikan halkı hem ekonomik yönden çöktü hem manen çöktü hem Hristiyanlığa da çok büyük zarar verdi. Hristiyanlığın aldığı zarar tarihinde hiç görülmemiş derecede Amerika'da. Obama'nın gelişiyle helak oldu adeta Amerika. İngiliz derin devletinin başa getirdiği bir adam Obama. Yani onlar desteklediler.

Casiye Suresi 7'de münafıkların bu özelliği anlatılıyor; “Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha düşkün olan herkesin vay haline.” (Casiye Suresi, 7) Gerçeği sürekli ters yüz eden kişi, Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha düşkün. Çünkü her hareketinde günah var ve gerçeği ters yüz etmek. Mesela çok güzel bir şeyi çok çirkin gösterebilir, çok çirkin bir şeyi çok güzel gösterebilir. Hainlik yapanları, casusluk yapanları, vatan millet düşmanlarını çok iyi gösterebilir. En iyi, en güzel insanları da çok kötü gösterebilir. Münafığın vasfı gerçeği ters yüz eden diyor. Tamamen tersine çevirir.  Mümin muttaki tertemiz insanı da çok kötü gösterir ama alçakları, homoseksüellik yapan derin devlet mensuplarını, katilleri, pislik adamları da çok iyiymiş gibi gösterir. Ters yüz etme ile bu kastediliyor. Yani yanlış yolda olanları, çirkinlik yapanları, harama girenleri çok güzelmiş gibi gösterir. 

CAN DAĞTEKİN: Bir hadiste de "Öyle bir zaman gelir ki o zamanda ispiyonculuk yapanlar değerli olur." diyor.

ADNAN OKTAR: Evet, yani "Casusluk yapanlar daha değerli olur" diyor, insanlar katında. Ama insandan kastettiği işte derin devlet mensupları katında. Münafıklar için Allah diyor ki Bakara Suresi 204'te "..kalplerindekine rağmen" diyor "Allah'ı şahit getirerek konuşurlar." Bak ".. kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır."( Bakara Suresi, 204) diyor. "..kalplerindekine rağmen" kalbinde çünkü kin ve nefret var. "Allah'ı şehit getirir" İslam'a Kuran'a uygunmuş gibi anlatır, konuşur. Müslümanlara fayda yapan bir insanmış gibi, Müslümanları sevenmiş gibi konuşur. "Oysa o azılı bir düşmandır" diyor Allah, normal bir düşman değil. Azılı bir düşmandır. Bakara Suresi, 204.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey "Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen" bir tavrı olduğunu söylüyor Yüce Rabbimiz.

ADNAN OKTAR: Evet. Münafığın vasfı alabildiğine ayıplayıp kötüleyen. Onu kötüler, bunu kötüler ama işine gelmeyenleri kötüler. Ama kendisi gibi pislik olanları, kendi ekibinde olanları, münafık veyahut işte küfür veyahut işte pislik yapanlar, harama girenler, ahlaksızlık yapanlar, oyun oynayanlar, homoseksüeller, casusluk yapanlar, Müslümanların aleyhine oyun oynayıp işte Darwinizmle milleti dinsiz imansız yapmaya çalışanlar onlara muazzam destek olur münafık. Sorulduğunda da bak kendilerine “Yeryüzünde” dünyada “fesat çıkartmayın, fitne çıkartmayın” Müslümanları mahvetmeye çalışmayın. Derin devletle yapılıyor zaten bu adilik değil mi? Karaktersizlik yapmayın dendiğinde "Biz sadece ıslah ediciyiz, düzelticiyiz" fayda yapmak için, iyilik yapmak için ortaya çıkıyoruz derler diyor Allah ayette. Bakara Suresi, 11.

Münafıklar mesela, Mümin Suresi 29'da diyor ki Müslümanlara "Ben sizi doğru yoldan başkasına yöneltmiyorum" diyor. Halbuki pislik yapıyor, ahlaksızlık yapıyor, lafı evirip çeviriyor, sözü değiştiriyor her şeyi altüst ediyor ama bu şeytanlıkları yaptıktan sonra diyor ki "Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum." (Mümin Suresi, 29)  diyor. Ve diyor ki Münafıklar 62-63 Nisa Suresi  "Kuşkusuz," diyor  "..biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik"  diyor. İyilik ve uzlaşma. Güzellik istiyoruz diyor. "Ve Allah'a yemin ederler" diyor. Çok çok tehlikeli bir mahluk olduğu için müminlerin çok uyanık ve çok dikkatli olmasına vesile olur münafık.

İsrail ordusunun toplanma yerlerinde topluca mesela üç-beş alay eğer mümkünse bir tümen topluca Mehdi (a.s)’ın gelmesi için o Moşiyah'la ilgili duayı, yaptıkları duayı çok büyük kalabalıkta yapsalar çok güzel olur. Çükü nihayet asker, güvenlik yönünden de bir sorun yok. Askeri bölgede yapacaklar. Onu bir söyleyelim haham tanıdıklarımıza. İsrail'de çölde falan da oluyorlar onlar mesela beş bin kişilik askere söyletebilirler. Beş bin kişi iyi. En az beş bin kişi. İran ordusu da öyle mesela yüz bin kişi toplanıp Mehdi (a.s)’yle ilgili dua edebilir. Mehdi (a.s)’nin gelişiyle ilgili yahut yürüyüş yapabilirler Hz. Mehdi (a.s)’nin ismini anarak. Bir safta yirmi asker olacak şekilde, en az yirmi asker olacak şekilde. Boyu da ne kadar olabilir? İki yüz metre boyunda bir kıta şeklinde, kıtalar şeklinde peş peşe kıtalar şeklinde Hz. Mehdi (a.s)’yle ilgili hem dua mahiyetinde hem Hz. Mehdi (a.s)’nin ismini anarak geçit yapabilirler, resmigeçit yapabilirler. Bir onu söyleyelim.

İmam Caferi Sadık'a soruldu: “Kaim Mehdi doğdu mu?” diyorlar. Doğmuş mudur yani hayatta mıdır? "Dedi ki: Hayır. Onun (Mehdi’nin) zamanında doğmuş olsaydım hayatımın her gününü Mehdi’ye hizmet ederek geçirirdim" diyor. "Ve yanından hiç ayrılmazdım" diyor. (Nech-ül Belağa sayfa 155)

Fikret Bey bana bir şey anlatmak istiyor musunuz?

KARTAL GÖKTAN: İstiyorum Hocam. Gümüşhane'de jandarma aracına yönelik terör saldırısında iki askerimiz ağır yaralandı. Ağır yaralı askerlerden biri hastanede şehit düştü. Saldırı sonrasında operasyon başlatıldı. Şehidimizin resmini gösterebilirim. Uzman Çavuş Özgür Tok.

ADNAN OKTAR: Aslanlar aslanı sen ne güzel insanmışsın ki Allah seni sevmiş seni şehitler makamına almış. Allah nurunu artırsın aslan gibisin. MaşaAllah sana imreniyoruz. Allah anana babana uzun ömür versin. Hayır bereket versin, sabır-ı cemil nasip etsin. Allah şehadetini makbul etsin. Allah şehadetini kabul etsin. Ne mutlu sana. Allah bizlere de nasip etsin. Senin o güzel makamını maşaAllah. Hepsi aslan. Gerçek kabadayı bunlar işte, gerçek delikanlı. Kabadayıya ağlanmaz, delikanlıya ağlanmaz. Şehide ağlanmaz. Çok yakışıksız ve çok yanlış bir hareket olur. Sakın ha! Şanına yakışmaz kabadayının, yiğidin, delikanlının, şehidin şanına yakışmaz sakın ha!

Türkiye’de İsrail karşıtlığını bir kere tamamen hükümet ortadan kaldırsın. Ermeni karşıtı, Ermeni aleyhtarı propaganda tamamen kalksın. Ermeni sevgisi, Yahudi sevgisi, Rum sevgisi bütün Türkiye’de hakim olsun. Onlar bizim kendi evlatlarımız, daha yeni bizden ayırdılar onları ve suni bir ayrılma bu, Ermeni bizim kardeşimizdir, Rum bizim kardeşimizdir, Selanik bizim şehrimizde ya, bizim kardeşlerimiz, suni bir ayrılık oldu. Yunanistan’la da birleşelim, Ermenistan’la da birleşelim,  Türkiye devletleriyle de birleşelim, İslam alemiyle de birleşelim müthiş bir kardeşlik olsun.

Lokman Suresi 7, Münafığın ayetler okunduğunda sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak müstekbirce sırtını çevirdiğini söylüyor Allah. Dinlemek istemez diyor. Allah’ın hükümlerini, Kuran’ın hükmünü duymak istemez, ondan çok rahatsız olur diyor, münafığın bir vasfı da bu. Bak Lokman Suresi 7 Şeytandan Allaha sığınırım. “Ona ayetlerimiz okunduğunda” herhangi bir kişi okuduğunda bir mümin “sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak” enaniyet yaparak “(müstekbirce) sırtını çevirir” uzaklaşır dinlemek istemez diyor. “Artık sen ona acı bir azap ile müjde ver.”

Kalem Suresi 51’de, “O inkar edenler zikri (Kuran’ı) işittikleri zaman” öyle bir nefret meydana geliyor ki, “seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi” diyor Allah.  Çünkü onların ahlaksızlığını, zulmünü Allah çok kapsamlı anlattığı için münafığın teşhisini Cenab-ı Allah mükemmel anlatıp gösterdiği için akıl almaz kinleniyorlar ve müthiş bir nefret meydana geliyor bunun sonucunda bak diyor “seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi.” Elinden bir şey gelmediği için gözüyle devirmeye çalışıyor kendince, ayetin ifadesi de çok manidar.

İsra Suresi 46’da “Sen Kuran’da sadece Rabbini bir ve tek ilah olarak andığın zaman” Münafık şirk ister, hep şirke göredir bütün sistemi, derin devlet onun için Allah gibidir haşa, bu dünyanın büyük güçleri onun için Allah gibidir. Güçlü gördüğü kişileri ayrı ayrı put edinir kendine, onlara sığınır. “Sen Rabbini” diyor bak “Sen Kuran’da sadece Rabbini” Şeytandan Allaha sığınırım. “Bir ve tek ilah olarak andığın zaman nefretle kaçar vaziyette” bak normal bir kaçma değil nefretle yani herhangi bir kaçma değil zaten kaçması normal bir kaçma olmaz da Allah affetsin. “Nefretle kaçar vaziyette gerisin geriye giderler” diyor dinlemek istemez uzaklaşır diyor. Kuran’dan rahatsız olma münafıkta çok şiddetlidir.

Nur Hilal, “Bir tanem, canım Hocam size çok derin sevgi ve saygı duyuyorum. Nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Sadece Allah için çok seviyorum Elhamdülillah” diyor.

İmam Bakır (a.s), İmam Mehdi (a.s) hakkında şöyle buyurdu: “Resulullah’tan işittim” diyor. “Yeryüzü Mehdi (a.s) için dönecektir.” Yeryüzünde dünyanın var olma sebebi, devam etme sebebi Mehdi (a.s)’dır” diyor. “Yoksa kıyamet kopar” diyor. Mehdi (a.s)’ın yüzü suyu hürmetine Cenab-ı Allah dünyanın devamına müsaade ediyor diyor. Ama hakikaten şimdi Cenab-ı Allah böyle bir şeyde zaten hemen kıyameti kopartır. Bütün dünya Darwinist olmuş yani yüzde doksan dokuzu “tesadüfen yaratıldı” diyorlar.  Allah o zaman tesadüf öyle olmaz böyle olur der, tesadüfün görüntüsü böyle olur der ve mahveder, dayanılmaz, onulmaz acılar verir ama yapmıyor Cenab-ı Allah. Mehdi’sini gönderdiği için, Cenab-ı Allah sabırlı olduğu için önce gücünü gösterip sonra kıyameti koparacak. Önce İslamiyet’i şirk sisteminden çıkaracak çünkü büyük bölümü müşrik oldu Müslümanların. Hristiyanlığı da büyük bir bölümü müşrik olduğu için o şirk sisteminden çıkaracak, tevhid dinini La ilahe illaAllah’ı dünyaya hakim ettikten sonra Mehdi (a.s)’dan ve İsa Mesih’in vefatından sonra insanlar bozuluyor, ondan sonra kıyamet kopacak ama çok yakın, bayağı yakın bu olaylar çok süratli gelişecek olaylar.

“Cayır cayır yanıyorsunuz farkındasınız değil mi? Hocam” diyor.  Allah, Allah ne varmış normal bir kumaş.

İngiliz milletiyle alıp veremediğimiz yok. İngiliz devletiyle de alıp veremediğimiz yok. İngiliz derin devletiyle alıp veremediğimiz var. Ben İngilizleri severim. Amerikalıları severim. Allah hepsine sağlık sıhhat versin, güzellik versin, devletlerini güçlendirsin. Ama derin devletlerine Allah hidayet versin. Hidayet vermezse Allah helak etsin.

Penguenler hayatları boyunca tek eşli oluyorlarmış. Hatta eşi ölen penguenlerin bazıları kalp krizi geçirip ölebiliyormuş, üzüntüden. Çok şekerler. Bir erkek penguen, eş olarak seçtiği dişi penguene kendini beğendirmek için, tüm sahil boyunca bulabildiği en parlak ve en güzel taşı hediye ediyormuş. Götürüp bırakıyormuş önüne. Eğer dişi bu taşı kabul ederse, bu evlenme teklifini kabul anlamına geliyormuş. Yani bayağı komik, şekerler. Sisteme bak.

“Nurlu Hocam, Almanya Türkiye’nin soykırım yaptığını söyledi. Biz de Almanların Yahudi soykırımına uğrattıklarını, meclisimizde oylayıp kabul etsek nasıl olur?” Ama Almanya zaten kabul etti soykırım yaptığını. Alman meclisi kabul etti. Bütün dünya çapında kabul edildi. Almanya’nın öyle bir sorunu yok. Fakat Ermeni soykırımı iddiası bilimsel, teknik bir konudur. Yani bunu bilim adamları halledebilirler. Araştırıp tarihçiler, hukukçular bir masa kurarlar, bir araştırma ekibi kurarlar. Onun kararına göre olur bu. Yoksa Alman meclisi toplandı, soykırım var. Neye göre? Eniştemden duydum. Senin enişten kaynak olmaz. Öbürüne soruyorsun; babaannem anlattı diyor. Babaannenin anlattığıyla olmaz. Belgelerle olur. Osmanlı arşivi ortada, Ermenilerin arşivi de ortada, İngiliz arşivleri de ortada, İran’ın arşivleri de ortada. Hepsi serbest, aç bak. Türkiye’de gel, kazı çalışmaları yap, bak, araştır, incele. Netice neyse gel onu söyle. Ama yanaşmıyorlar. Çünkü böyle bir şeyde büyük bir Osmanlı katliamı yapıldığı ortaya çıkacak. Büyük bir Osmanlı soykırımı yapıldığı ortaya çıkacak. Onun için buna yanaşmıyorlar. Ama bak buna biz soykırım demiyoruz. Savaş oldu bölgede. Savaş çağıydı, savaş zamanıydı. Savaş neticesinde karşılıklı kıtal oldu. Tabii ki çok acı bir olay bu. Ermeni de bizim insanımız, Osmanlı’daki Türkler de, Kürtler de, Lazlar, Çerkezler de. Hepsi bizim insanımız. Hepsinden mutazarrırız biz. Biz oh oldu demiyoruz Ermeniler için. Ama Türk kardeşlerimiz için de onlar oh oldu demez. Bir felaket çağıydı, helaket çağıydı, zulüm çağıydı. Darwinizm’in hakim olduğu, ırkçılığın yükseldiği bir çağdı. Böyle bir felaketten geçti dünya. Dolayısıyla şimdi durup durup eniştem böyle dedi dersen olmaz. Bilimsel netice olması lazım.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan araştırmalara göre homoseksüeller Amerika’da nüfusun yüzde 2’sini oluşturdukları halde, AIDS taşıyanların yüzde 72’si homoseksüellerden çıkıyor. Bak bu yüzde 2’lik kısmın içerisinde yüzde 72 AIDS’li homoseksüellerden çıkıyor. Devletlerin tedbir alması ne kadar isabetli, görülmüyor mu? Yüzde 72’i ne demek? Akıl almaz bir oran. Tabii ki tedbir alacak hükümetler, devletler.

Biz bir film seyredelim. Mehdi (a.s)’la ilgili o çocuğun filmi yani başka Mehdiyet’le ilgili şarkılar, onları izleyelim.

KARTAL GÖKTAN: Videolarımızla devam ediyoruz.

-VTR-

ASLI HANIM: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Hadiye, ben de seni çok seviyorum. Allah sana güzellik, sağlık, sıhhat versin.

Resulullah (s.a.v.) diyor ki; “Mehdi’nin zuhurunda Allah o gün dağınık ve perişan olan Müslümanların kalpleri arasında birlik ve dostluğu sağlayacaktır.” Şii, Vahabi, Sünni; bunların üçü de Müslümanlığı mükemmel uygulayan adamlardan bahsediyorsun sen. Bak fazlası vardır, eksiği yoktur hiçbirinin. Şii’nin de, Sünni’nin de, Vahabi’nin de en fazla fazlası vardır. Eksiği yoktur.

“Hocam 2019’da Mehdi (a.s) çıkacak, 2023’te İslam Birliği kurulacak. 2019-2023 arası savaş mı olacak? Neler olacak inşaAllah?” Diyor. Hadislerde anlatım çok açık, sarih oluyor. Fakat Bediüzzaman diyor ki; “Ahir zaman hadisleri müteşabihata Kuran’iye gibi kapalı ve tevile açıktır” diyor. “Ancak vukuundan sonra ilimde rasi olanlar Allahualem ve bil sevap diyerek bu gizli hazineleri açarlar” diyor. Tahakkuk etmeden anlatmak olmuyor.

Ramazanda ramazan geleneği varmış. Bakkallarda veresiye defterleri oluyor biliyorsunuz. Fakir halk oraya yazdırıyor. Aybaşı gelince ödüyorlar. Osmanlı döneminde zenginler girermiş. Defteri açtırırmış. Herhangi bir sayfayı eliyle alıp yırtarmış. Yine herhangi bir sayfayı alıp yırtıyormuş. Yani buruşturup atıyormuş. Bütün borçları silindi diyormuş. Allah kabul etsin deyip çıkıyormuş, parasını veriyormuş. Yani sayfayı yırtıp önüne koyuyor. Bütün oradaki yekun göründüğü için, hepsinin parasını ödeyip, Allah kabul etsin deyip… Bilmiyormuş adam kim, gelen kim, nasıl yapıyor bilinmiyormuş. Osmanlı’daki ahlakın güzelliğine bak.

İşte fıtır sadakası diyorlar, bilmem ne kadar kuruş. Milimine, santimine kadar hesap ediyorsun. Öyle hasis bir görüntü vermenin alemi ne? Bolca ver. Ne yapıyorsun sen? Yok bilmem kaç kuruşluk buğday karşılığı falan diyor. Adam ne yapsın onla garibim? Zekat veriyorsun, adam gibi ver zekatını, bolca ver. Sana verse o parayı ne yaparsın sen onunla? Buradan tükürüp oradan yalıyor havası derler ya aynen öyle. Elleri ceplerine otuz kilometre yol. Allah, ihtiyaçtan arta kalanı diyor. Fakire, fukaraya bolca verilir, dağıtılır. Ama tabii bu İslam hakim olunca ancak olabilecek bir şey. Biz istediğimiz kadar diyelim bu pek olmaz Allahualem.

Davul mesela güzel bir gelenek. Ama takılıp kalmaması lazım tabii davulcuların. Çalarak ilerlemeleri lazım.

Osmanlı’da zenginler sofra kurduklarında, her sofraya sure ismi veriyorlar. Bakara sofrası, Yasin sofrası diye. Sofraların hem tanınmasını sağlıyor. Bir de zengin fakir yan yana oturtturuluyordu Osmanlı geleneklerinde. Mesela Osmanlı paşası, farz edelim korgeneral hükmünde, onun yanına bir fakir işçi, onun yanına mesela çöpçü bir kardeşimiz, onun yerine bir genel müdür. Artık tabii kimse ona bakan. Ama tabii o devirde serasker gibi isimleri vardı. Öyle karışık oturtturuluyormuş. Hepsi mümin, muttaki. Saflarda da öyle, camide de öyle, karışık saf yapılıyor. Mesela en mazlum, gariban, fakir bir insanın yanına, yüksek siyasette görev yapan birisi, o şekilde. Osmanlı’nın güzel ahlakı. Her kaşığın üstüne sofranın ismi yazılıyor kaşıklara. Misafir girerken o kaşık kabı uzatılıyor. O kabın içinden alıyor. Orada okuyor. Hangi sofraya oturacağı belli oluyor. Mesela Yasin sofrasıysa paşa da geldiğinde elini sokuyor veyahut sadrazam kimse artık oradan alıyor. Mesela ona da Yasin’le ilgili sofranın kaşığı geldiyse halkla iç içe olmuş oluyorlar böylece. Öyle bir yöntem kullanmış Osmanlı. Kaşıkta kimin ismi çıkarsa onun yanına. Tabii o zaman mecburen o şekilde bir karışma meydana geliyor. Kaşıkların üzerinde sure isimleri yazdığı için tahta kaşık, kaşıklar atılmıyor. Ama nakşedilmiş böyle şey değil, süslü yazılmış. Yemekten sonra kaşıklar itinayla yakılıyor. Külleri bahçedeki gül ağaçlarının diplerine dökülüyor. Osmanlı’da adet. O yüzden Allah âli yaptı. Ama sonra Darwinist olduktan sonra Osmanlı Allah helak etti, yerle bir etti. Abdülhamit döneminde Osmanlı’da Darwinizm bütün okullarda, her yerde okutuluyordu, bütün imparatorlukta. Ta Yemen’e kadar gitmişti Darwinizm. Mısır’da falan her yerde. Zaten İngiliz derin devletinin en hassas olduğu konu buydu, Darwinizm’di. Oradan bellerini kırdığımız için acayip hopladılar. Ama güçleri de yetmiyor.

Osmanlı döneminde pencerenin önüne eğer sarı çiçek konursa bu evde hasta var anlamına geliyormuş. Kimse orada gürültü, patırtı yapmıyormuş. Yani çocuk bağırtısı, satıcı bağırtısı olmuyormuş. Sarı çiçeği gördüklerinde hasta var diye geçiyorlarmış.

Kapıların üzerinde iki tokmak oluyormuş. Biri kalın tokmak, biri ince tokmak. Gelen bayansa kapıyı ince tokmakla vuruyormuş. Anlaşılıyormuş ki gelen kadın. Evin hanımı kapıyı ev haliyle bile açıyormuş böyle bir şeyde. Erkekse kalın tokmakla kapıya vuruyormuş. Evin hanımı kapıyı ya örtünüp açıyormuş ya kocası vesaire açıyormuş.

“Hocam münafıklar müminleri münafıklıkla suçlar mı vesvese verdirmek için? Bu yolla neler yapılabilir?” Aslıhan Tandoğan. Münafıklıkla suçluyorsa ne güzel işte mümin memnun olur. Sende münafık alameti var derse, hay Allah razı olsun dersin. Elini, ayağını öpersin. Hemen düzelteyim dersin. Niye rahatsız olsun mümin? Gönlü açılır, kafası açılır, ferahlar. Münafık hoplar münafık alametinde. Uyuz köpek gibi kaçar. Dinlemek de istemez. Mümine sen “Sende münafık alameti var” en büyük ikram. Ne güzel, kendini düzeltmesi için, ahiretini parlatması için, cenneti için. “Hay Allah razı olsun, ben kendimin farkında değildim. Ne güzel sen iman gözüyle bakmışsın. Derhal kendimi toparlayayım” der. “Yedi ceddine rahmet olsun, Allah razı olsun” der. Sevinir.

KARTAL GÖKTAN: Videolarla devam ediyor yayınımız.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü