Harun Yahya

Sohbetler (6 Haziran 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş gediniz.

Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Sevgi öfkeyi yener” diyelim. Evet, sevgiyle bakan öfkelenmez.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suudi Arabistan’ın girişimiyle geçtiğimiz Mart ayında ortak tatbikat yapan, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 34 Müslüman ülkenin ordularının şimdi de ortak bir koordinasyon merkeziyle işbirliğini genişletmesi hedefleniyor. Yabancı ajansların haberine göre, ortak koordinasyon merkezinin Ramazan ayında kurulması bekleniyor.

ADNAN OKTAR: En büyük tehlike PKK’dır. Ortak koordinasyon merkezi PKK’ya karşı kurulması lazım. Allahsız, Kitapsız ve komünistlerden oluşan büyük bir Stalinist, anarşist, terörist yapılanma bölgeye oturdu. Ve onlara büyük bir devlet kurdurmayı şu an amaçlıyorlar. Ve bunlara karşı da hiçbir direnç unsuru olsun istemiyorlar. Dolayısıyla Türkiye için IŞİD bir tehlike değildir. Türkiye için tehlike PKK’dır. Bunu herkes bilir, çok açık sarih tartışılmayacak acı bir gerçek. PKK’yı hedeflemek varken IŞİD’i hedeflemek hedeften sapmak olur. Bütün ağırlığımızı, dikkatimizi içte ve dışta PKK’ya vermek durumundayız. Dünyanın en büyük terörist yapılanması şu an PKK. Türkiye’nin Güneydoğu sınırlarında da boydan boya komünist, Stalinist, Allahsız, Kitapsız homoseksüellerden oluşan bir çete oluşturdular. En büyük tehlike bu. Bütün dikkatimizi buna vermemiz lazım. Avrupa, Amerika bizim dikkatimizi dağıtmaması lazım. Koalisyon gücüne de gereken bilgiyi vermek lazım, Avrupa’ya gereken bilgiyi vermek lazım, doğru hareket etmek lazım. IŞİD, ikna edilerek çok rahat durdurulabilecek bir güç. Yani Kuran’la, İslam’la onlara anlatıldığında onlardan netice alınır. Ama bunlar Allahsız Kitapsız, homoseksüelliğin içine batmış kendini satan alçak aşağılık ahlaksız adamlar PKK’lılar. Dolayısıyla bu mühim tehlikeyi yok hükmünde görüp adeta, bizim hedefimiz IŞİD’dir demek akıllı bir siyaset olmaz. İsabetli bir siyaset olmaz. Yani görmezlikten gelmiş oluyorsun. Bizim zaten belirli bir gücümüz var. Bütün dikkatimizi, irademizi, aklımızı, askeri gücümüzü, polisiye gücümüzü, demokratik güçlerimizi IŞİD’in değil PKK’nın yok olması için harcamamız lazım. IŞİD gayet kolay, adamlar diyor zaten “Mehdi çıktı mı biz ona tabi olacağız” diyor. Türkiye’yle de bir alıp-veremedikleri yok.

Münafıklar Müslümanlara musallat olur. Müslümanlardan azami istifade etmeye çalışırlar, azami. Bir vasıfları da hırsız olmalarıdır. Yani Müslüman’ın malında onların gözü olur. Bir şekilde çalmak veya gasp etmek için fırsat kollar münafık. Münafık hırsız olduğu için mümin çok çok dikkatli olması gerekir, çok özenli olması gerekir. Mesela Resulullah (s.a.v.) zamanında Tume bin Ubeyrik hakkında bir ayet iniyor, Nisa Suresi 105-107’de. “Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitab’ı hak olarak indirdik.” Şeytandan Allah’a sığınırım, “(Sakın) Hainlerin savunucusu olma.” (Nisa Suresi 105) Yani münafıkların pislik alçak insanların savunucusu olma. Çok dikkatli ol, itinayla takip et, pislik yapmalarına karşı müminleri uyar. “Ve Allah'tan bağışlanma dile. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nisa Suresi 106) “Kendi nefislerine ihanet edenleri savunma.”(kendi nefislerinden yana ihanet edenlerle mücadeleye girişme)” Yani onları koruma. Çünkü ihanet etmiş Allah’a, kendine, İslam’a, Müslümanlara karşı hain. Münafık haindir. “Hiç şüphesiz Allah, ihanette ilerlemiş günahkarı sevmez.” (Nisa Suresi 107) Çünkü sürekli ahlaksızlık yapar. Bu, Tume bin Ubeyrik hakkında inen bir ayet Allahualem. Yani tefsirciler öyle açıklıyorlar. Bu, Müslümanlardan bir mal çalıyor ve kaçıyor. Sonra, Müslümanlar da boş bulunuyorlar bilmeden bunu savunuyorlar, şahitlik de ediyorlar. Halbuki adam hem münafık hem hırsız. Bu ayet inince teslim olup tövbekar olacağına, değil mi? Kendini düzelteceği yerde, düzelse tamam, Mekke’ye kaçıyor. Yani münafığın bir vasfıdır o kaçmak. Hemen, münafık alametlerini görüyor musun peş peşe gelişiyor. Mekke’ye kaçıyor ve dinden dönüyor, Müslümanlara cephe alıyor. Münafığın ilk yapacağı şeydir o kaçtı mı hemen Müslümanlara cephe alır, İslam’a cephe alır yani küfrün adamı haline gelir. Zaten aklında, bilinçaltında olan alçaklık odur onun. Hep yanar-tutuşur, bir gün Müslümanlara saldırma heyecanıyla. Halbuki ahmak, onu da Allah yaratıyor. Ne yapacağı ne edeceği hep bellidir, kaçacağı gün de bellidir, hepsi yani bütün yapacakları bellidir. O kendini bağımsız zanneder.

Önce Sülefa binti Saad, Saad’ın kızı Sülefa, bu hanımın yanına iniyor. Sonra Selimoğulları’ndan Hacet bin Allat adında birinin yanına gidiyor, orada da hırsızlık yapıyor. Münafık pislik ahlaksızdır bak, sürekli adiliğini yapar. Yani küfrün içinde de yapar, münafıkların içinde de, kendi ekibinin içinde de yapar hırsız ahlaksız işte hasta ya. Orada da hırsızlık yapıyor kovuluyor. Daha sonra yine hırsızlık için bir evin duvarını delerken duvar yıkılıp altında kalıyor. Bak görüyor musun, Allah nasıl belaların içine sokuyor? Münafık akıl almaz ahmaktır, şizofren manyaktır böyle. Aklı gitmiştir ölüdür. Bak görüyor musun hayvani bir manyaklık içinde, bu sefer de evin duvarını deliyor. Yani böyle maceradan, psikopatlıktan manyaklıktan çekinmez münafık, her türlü deliliğin içine gider. Bununla da ölmüyor orada, Mekke’den çıkarılıyor, kovuyorlar bunu ahlaksızlık pislik yaptığı için. Araplardan bir tüccar kafilesine karışıyor bu sefer. Kendini onlara şirin gösterip aralarına karışıyor. Münafık ya, kendini hissettirmiyor. Bunlardan da mal çalıyor. Bak dikkat edin, bizden ayrılan münafıklarda da hep hırsızlık ana tema oluyor, değil mi? Çok şaşırtıcı bu hiç şaşmıyor yani. Ama hırsızlık hep başlarına bela oluyor. Allah o hırsızlıklarıyla onları rezil rüsva ediyor. Evet, bak burada da aynı şeyi görüyoruz. Yani Allah onlara hayır ettirmiyor onu, hep belaya çeviriyor hep fitneye döner. Çaldıkları mal ömür boyunca onlara belaya dönüşür. Ve sonsuza kadar başlarına belaya döner. Cehennemde de başlarına beladır dünyada da başlarına bela olur, hayır getirmez onlara. Bunlardan da bir mal çalmış kaçmış fakat tutmuşlar, yakalamışlar. Tabii bunlar da cahil adamlar bunu feci şekilde öldürmüşler. Yani parçalayarak öldürmüşler. Onu öldüren kim? Allah. Münafığın sonu hep felakettir dünyada da ahirette de.

CAN DAĞTEKİN: Şeytan’dan Allah’a sığınırım: “Şu halde münafıklar konusunda ikiye ayrılmanız ne diye? Oysa Allah onları kazandıkları dolayısıyla tepetaklak getirmiştir” (Nisa Suresi 88) diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Evet.

Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde münafıklar Mekke zamanında değil de Medine zamanında ortaya çıkmaya başlıyorlar. Yani zenginliğin arttığı dönemde, çok manidar bu. Çünkü Medine’ye hicret ettikten sonra oradaki inkarcı, zengin bazı Yahudilerle farklı çevrelerle bağlantı kurma imkanı elde ediyorlar. Yani derin devlet yanlısı , o Bizans taraftarı olan, böyle derin devlet hayranı olan alçak karaktersiz inanlarla, Müslüman düşmanlarıyla, Hristiyanlardan irtidat etmiş böyle ahlaksızlığa düşmüş, Müslümanlardan irtidat etmiş ahlaksızlığa düşmüş tipleri orada bulmaya başlıyorlar. Mekke’deyken fakirler pek çevreleri de yok. Yani pislik ahlaksızlık yapacak halleri yok. Bakın, münafığın çıkış şeklini görüyor musun? Münafık, Müslümanların zenginleştiği, güçlendiği, onlardan bir şey alabileceğini düşündüğü dönemde çıktığı gibi, ayrıca çevre edindiği dönemde asıl tavrını ortaya çıkartıyor yani çevre edinebileceği dönemde. Derin devletle bağlantı kurabileceği, mesela o zaman Bizans’la bağlantı kuruyorlar. Ve imansız dinsiz Hristiyan ve imansız Musevilerle

 Yahudilerle bağlantı kuruyor. Ve imansız Müslümanlarla bağlantı kuruyorlar geniş çevre ediniyorlar. Yani yaşam alanını orada daha rahat buluyor. Mekke döneminde böyle bir şeyleri yok. Onun için, zemin bulduğunda çevre bulduğunda münafık atağa geçer.

Münafık becerebildiği kadar yanaştığı Müslümanlardan istifade etmeye çalışır bir hastalık olarak. Mesela onlara iş yaptırmak ister kendi işlerini. Mesela en ufak bir işi bile olsa onlara yaptırmak ister. Onu kar olarak görür. Müslüman’ın işini yapmayı da büyük bir zarar olarak görür çok ızdırap çeker. Mesela bir mümin için, İslam’ın yayılması için herhangi bir şey yapmak, Kuran’ın bir ayetini birisine duyurmak münafığa akıl almaz ızdırap verir. Usulen gösteriş olarak yapar ama en şiddetli acıyı duyması ondan olur. İslam’a en ufak bir şey kazandırmak çok ızdırap verir münafığa. “Onu bir cereme sayarlar” diyor ya Allah ayette, cereme yani ceza gibi görüyor. En ufak bir katkısının olmasını istemez. Yani bir şeyin mesela herhangi bir sandalyenin yerini değiştirmek bile veyahut yere düşen herhangi bir şeyi kaldırmak bile münafığa çok ağır gelir. Onu orada bırakır ki onu Müslümanlar kaldırsın o da hizmet etmemiş olsun. Münafığın vasfıdır bu karakteridir. Yani en ufak bir faydayı Müslümanlara göndermek vermek, Müslüman’ın iyi olmasını istemek münafık için büyük bir azap vesilesidir. Ne zaman bir pislik yapsa, ne zaman rahatsızlık verdiğini düşünse bir parça ondan şeytani keyif alır. Ama o ızdırap dolu bir keyif, bizim bildiğimiz keyif değil, şeytani bir zevk alır ama şeytani zevk ızdırap dolu bir zevktir. Yani ona zevk diyemiyoruz, onun dilinde biz onu diyebiliyoruz. Şeytani ızdıraba o zevk der münafık. Bütün ömrü sürünmekle geçer münafığın. Hep şeytanlık düşünmek, ahlaksızlık düşünmek, Müslümanlara zarar vermeye çalışmak, onlara işte bir parça da olsa zarar verebileceğini düşünmek. Halbuki Müslüman kendi işini yaptığında Müslüman daha sağlıklı olur. O, Müslüman’ın işini yapmadığında kendisinin daha sağlığı bozulur, daha beter olur. Müslüman’a mesela bir katkısı olmadığında oradan elde ettiği mal ona zarar verir. O malın gelmemesi de mümine katkı olur fayda olur. Allah’ın öyle gizli bir sistemi vardır. Münafık Müslüman’ı dinçleştirir, gençleştirir, sağlık ve sıhhat kazandırır. Kendini çökertir hastalandırır. Allah böyle gizli bir sistem kurmuştur. Müminin cenneti genişler, münafığın cehennemi genişler. Böyle bir bereketli sistem kurmuştur Allah. Mesela küfürle mücadele mümine bereket, güç-kuvvet veriyor. Mesela bak, Hz. Ali (k.v) akıl almaz bir kuvvete erişiyor cihat anında, bereket geliyor. Ama cihat gidince kuvveti de gidiyor. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in ilk yılları, Müslümanlar çok az oldukları halde büyük bir kalabalığa galip geliyorlar. Sonra vakit ilerliyor biraz ihlasta azalma oluyor hemen güç kaybı oluyor hemen. Münafıkların en şiddetli atak yaptığı dönem Müslümanların en güçlü olduğu dönem, çok manidar bu. Münafık gücü azaldığında müminlerin de gücü azalmış oluyor, yani münafık saldırısı kırıldığında. Onun için münafıkta büyük bereket vardır müminlere. Mesela Resulullah (s.a.v.)’ın münafıkları çok azgındı, Resulullah (s.a.v.)’ a acayip bir güç gelmişti. Hz. Ali (k.v)’ye, bütün sahabelere akıl almaz güç geldi. Münafıklar çekildikten sonra güç azaldı. Tarihe bakın bunu görürsünüz.

Münafık kelimesi Arapça’da, iki tarafı açık dehliz, tünel anlamına gelen “ennefaku” köstebek deliği anlamına gelen, ki “ennefikatü” kelimesinden geliyor. Hani casus köstebek diyorlar ya casus, oradan geliyor kökeni. Yani iki tarafı açık, küfre de her an gidebiliyor, Müslümanların içine de girebiliyor, iki tarafı açık dehliz tünel anlamında. “Ennefaku” veya köstebek deliği anlamındaki “ennefikatü” kelimesinden geliyor. Mesela tünelin bir tarafından girilip bir tarafından çıkılıyor, değil mi? Köstebek de yuvasının bir tarafından girip diğer tarafından çıkması gibi münafık da Müslümanlığa bir taraftan giriyor bir taraftan çıkıyor. Yani güya giriyor gibi yapıyor ama çıkıyor. Yani münafığın oynaklığını vurgulamak için. Bir ucu küfürde, küfre de girmiş, kafasını oraya da sokmuş. Bir tünel oraya gidiyor bir tüneli küfrün içinde, bir tüneli de Müslümanların içerisinde. O köstebek gibi oynar işte münafık, bir oraya gider bir oraya gider, bir oraya gider bir oraya gider. Çıkarına göre, şekline göre. 

Yeşeya, 41 / 25’te: “İsrail’in kuzeyinden” İsrail’in kuzeyi yani Türkiye tarafı oluyor, “kuzeyden birini harekete geçirdim geliyor” diyor, 3500 yıl önce. “Gün doğusundan beni adımla çağıran biri” yani Allah adıyla dua eden birisi. Bak, “gün doğusundan” yani sabah namazında, “gün doğusunda beni adımla çağıran biri” dua eden biri. “Çömlekçinin balçığı çiğnediği gibi önderleri çamur gibi çiğneyecek ayağıyla” diyor. Yani biz diyoruz ya hani “ezim ezim eziyoruz” diyoruz, değil mi? Efendim, “ceviz gibi dağıtıyoruz” diyoruz, “ilimle irfanla” diyoruz. O da ilimle irfanla “çömlekçinin balçığı çiğnediği gibi ayaklarıyla önderleri çamur gibi çiğneyecek ayağıyla” diyor. Yani küfrün önderlerini yerle bir edecek diyor ilimle irfanla. Ne zaman diyor bunu? Osmanlıca kitaplarda da bu konu geçer, asıl Tevrat’ta, orijinal kaynağı Tevrat’tadır.

Köstebeği de sıkıştırırsan ne yapar, değil mi? Nereye kaçacağını şaşırır. Münafığı da sıkıştırırsan nereye kaçacağını şaşırır. İşte onun için mümin ferasetini basiretini kullanacak. Ama buna rağmen o yine de o deliğinin içinde oynamaya devam eder kendince. Çok iyi izlenmesi ve çok dikkat edilmesi gerekir münafığa. Münafık yere düşen herhangi bir şeyi bile kaldırmak istemez. Yere mesela farz edelim bir kalem düştü onu dahi kaldırmak istemez. Çünkü Müslümanlara faydalı olacak diye, Müslüman’a onu kaldırtmak ister. Halbuki Müslüman onu kaldırdığında sağlık kazanır, kendisi kaldırmadığında sağlığını kaybeder. Ama o, onu uyanıklık zanneder. Kendi kaldırdığında çok ızdırap çeker manen çöker. Yani kaldırır ama çok ızdırap çeker. Onun için münafık çok homurdanmacıdır. Kuran’da bu çok bariz geçer, her şeyden şikayetçidir münafık. Hep keyfi ve çıkarının peşindedir. Mesela diyor ya “hava sıcak” bak hep keyfi. Halbuki İslam’ın menfaati çok daha büyük, kıyas olmaz. Orada çocuklar öldürülüyor, kadınlar öldürülüyor şehit ediliyorlar, evler yakılıyor-yıkılıyor, sen, sıcak ne kelime? Müslümanların evleri kundaklanıyor. Ama kendini çok akıllı ve vicdanlı gösterir münafık. Diyor ki “Bak Peygamber akıl edemedi” diyor haşa “ben akıl ettim havanın sıcak olduğunu keşfettim” diyor, münafık ahmaklığı. Herkes görüyor zaten havanın sıcak olduğunu. Tehlike büyük, tehlike büyük olduğu için. Hep böyle homurdanmacıdır münafık, hep şikayetçidir. Hiçbir şekilde memnun olmaz, mutlu olmaz. Ve şikayetleriyle de Müslümanları zor durumda bırakmak, suçlamak, onları yanlış yolda göstermek kendini doğru yolda ve adil göstermek ister. Halbuki en aşağılık, en karaktersiz, en haysiyetsiz kendisidir. Onu anlamazdan gelir. Mesela diyor ki “savaşmayı bilseydik gelirdik.” Öyle iyi biliyorsun ki, öyle iyi biliyorsun ki çıkarınla çatışıyor. Sana mesela beş bin altın verilse orada en iyi savaşmayı bilen olarak ortaya çıkarsın. Ahlaksızlık yapacak ya, homurdanarak şikayetçi bir üslupla “savaşmayı bilsem gelirdim” diyor. Peki ne olacak o çocuklar o insanlar, yaşlılar? O evler, Müslümanların hayatı, mescitler ne olacak? Ama “bilmiyorum ki” diyor. Yalan söylüyor, münafığın vasfıdır. Ahlaksızca ve alçakça yalan söylüyor. Bilmediğinden değil gayet iyi biliyor. Nasıl bilmez? Hiç bilmese dahi yine doğal refleksle mücadele edebilir, değil mi? Yani hiç hiç bilmediğini düşünsek sıfır olduğunu yine doğal refleksle en azından ufak da olsa bir şey yapabilir, bir faydası olur. Nasıl faydası olmaz yani? Ama savaştan kaçınmak için alçakça ve ahlaksızca yalan söylüyor mücadelenin içine girmemek için. Müslümanları öne sürmek istiyor “siz gidin savaşın” diyor. “Sen ve Rabbin gidin savaşın” mantığında, “ben istemiyorum” diyor. “Kısa bir yol,” yani orta bir yol olsa, çabuk netice alınacak bir şey olsa “hemen gelirlerdi” diyor “ama yol onlara uzun geldi” diyor. Münafığın vasfında, ne geleceğe inanır, ne de kadere inanır, ne de cennete cehenneme inanır. Ancak öldüğünde anlıyor. Öldüğünde de aynı şirretliği aynı ahlaksızlığı yine yapıyor. Allah diyor ki “sonsuza kadar düzelmezler” diyor. “Kalpleri parçalanmadıkça” dediği o Cenab-ı Allah’ın.

GÖKALP BARLAN: “Müslüman oldular diye sana minnet etmektedirler” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. “Biz Müslüman olduk bunun ücreti öde” diyor. “Bak senin yüzünden Müslüman olduk” diyor “bunu öde bize” diyor. “Biz zora girdik senin yüzünden” diyor. “Sen dedin diye Müslüman olduk” diyor, “bunu bize ödemen lazım” diyor. “Yiyecekle parayla her türlü bize ödemen lazım” diyor. Çünkü fedakarlık yaptığı kanaatinde Peygamber (s.a.v.)’e karşı, Allah için yaptığı kanaatinde değil.

İBRAHİM AKMUGAN: Hz. Musa (a.s)’a da “Sen bize gelmeden önce de geldikten sonra da eziyete uğradık” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Bak işte münafık üslubu görüyor musun? Sürekli homurdanır hiç mutlu olmaz, hiç razı olmaz. Sürekli Müslümanları suçlayan, sürekli onların aleyhine konuşan bir şeytanı dessastır münafık. Sürekli ahlaksızlık yapar. Ağzından hayır kelime çıkmaz hep şerdir onun için. Ama Müslümanlara hep hayır olur kendine hep şer olur.

ENDER DABAN: “Bizimle beraber olsalardı öldürülmezlerdi” diye söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Mesela bak bu da münafık fitnesi görüyor musun? Halbuki nereye gitse sonunda vefat edecek ölecek. Ama orda şerefle şanla şehit olmuş oluyor. Orada sen köpek gibi ölmüş oluyorsun ve cehenneme gitmiş oluyorsun. Oradaki şan şeref güzellik nerede, senin köpek gibi ölüp cehennem gitmen nerede? Ki köpekle de kıyaslanmaz köpek ondan kat kat üstün.

CİHAT DÜNDOĞDU: “Beni fitneye katma” diye istekte bulunuyorlar.

ADNAN OKTAR: “Beni fitneye katma” diye bak hep homurdanma hep şikayetçi. Münafığın takdir eden hiçbir tavrı olmaz sürekli şikayetçidir.

GÖKALP BARLAN: “Allah ve Resulü bize boş bir aldanıştan başka bir şey vaat etmedi” derler.

ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun? Hep homurdanma “boş bir aldanış” diyor. İnanmıyor yani ne ahirete inanıyor, ne cennete inanıyor, ne cehenneme, ne İslam’ın başarısına inanıyor. Ama bu ahmaklıkları içinde sürüne sürüne ölüp-gidiyorlar. Müslümanlar da hem başarı kazanıyor dünyada, hem bereket kazanıyor, hem de sonunda cennete gidip sonsuza kadar cennette kalıyorlar. Ama ona sorsan çok akıllı.

Şeytandan Allah’a sığınırım, Ahzap Suresi 18’de: “Gerçekten Allah, içinizden alıkoyanları” münafıkları, yani Müslümanları alıkoyuyor azmini, kararlılığını, mücadelesini kırmaya çalışıyor “ve kardeşlerine:” yani oradan buradan elde ettiği derin devletin it-kopuk ahlaksız münafık takımına “'Bize gelin' diyenleri bilir.” Yani birleşme eğilimi oluyor münafıkların. Bak “bize gelin” diyor. Halbuki münafık her yere gidebilir, değil mi? Ama “bize gelin” diyor. Onun için münafıklar hep klan halinde yaşarlar. Mesela bir Hristiyan içinde yaşayamaz. Küfrün içinde yaşayamaz. Klan halinde bir arada yaşıyor münafıklar. 

“Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır.” Yani Müslümanlara şevk ve heyecan vermekten ziyade Müslümanların hareketliliğini ve canlılığını kırmak, yavaş hareketi sağlamak. Yavaşı bile kar biliyorlar bak görüyor musun? Tamamen durduramıyorsam hiç olmazsa yavaşlatayım der münafık. “Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: 'Doğrusu Allah, bana nimet verdi,” bak kendini uyanık zannediyor, “çünkü onlarla birlikte olmadım' der.” (Nisa Suresi 72) Diyor. Halbuki mümine gelen musibet onun cennetini genişletiyor, velayet makamı veriyor, ona sağlık-sıhhat, güzellik verir veyahut şehadetle doğrudan cennete gitmesini sağlar. Ama onun cehennemini genişletiyor, dünyada da hem belaya sebep oluyor, ahirette de sonsuz belaya sebep oluyor.

“…onlardan servet (rahatlık) sahibi olanlar, senden izin isteyip: 'Bizi bırak, oturanlarla birlikte olalım' dediler.” (Tevbe Suresi 86) Otur, bak münafık hareket etmek istemez. Müslüman’a hizmet etmek istemez. Bak görüyor musun açık ifade? “Oturanlarla birlikte.” Halbuki o oturma ona felaket getirir. Mümin de hareket ettiği için, İslam’a hizmet ettiği için ona bereket getirir.

ERDEM ERTÜZÜN: Hz. Musa (a.s)’a yanındakiler de “Sen ve Rabbin gidin ikiniz savaşın” diyorlar.

ADNAN OKTAR: İşte onlar oturmak istiyorlar. Halbuki Hz. Musa bak (a.s) 120 yaşına kadar yaşadı sağlık-sıhhatle. Cennetin aslanlarından, en sevilen insanlardan. Ama o devrin münafıkları mahvoldular. Güya kendilerince Mısır derin devletiyle işbirliği yaptılar ama Firavun’la birlikte hep beraber cehennemdeler şu an. Hz. Musa (a.s) da müminlerle beraber cennette, şu an cennette el an yani şu an cennette.

Bak münafık karakteri için diyor ki: “Andolsun yurtlarından çıkarılacak olurlarsa onlarla birlikte çıkmazlar. Onlara karşı savaşırlarsa da kendilerine yardımda bulunmazlar.” Tam münafık karakteri görüyor musun? “Yardım etseler bile arkalarını dönüp kaçarlar.” (Haşr Suresi 12) Sürekli böyle hayvani bir içgüdüyle hep çıkarının peşindedir ahmakça ve aptalca.

Bak diyor ki Allah ayette Ali İmran Suresi 167,  bu olaylar “Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi” diyor Allah. Kendilerinin de şahit olması münafıkların, bunu görmesi. Müminlerin görmesi hem de kendilerinin görmesi. “Onlara: 'Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın' denildiğinde,” bak savunma da kabul ediliyor “'Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik' dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar.” Yani imanı mesela elliye elliyse küfür tarafına geçmiş. “Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı.” İnanmadığı bir şeyi söylüyor diyor. Yani münafığın yalancı karakterinin her yerde görüldüğünü Kuran ayetlerinde belirliyoruz, görüyor biliyoruz. “Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.” Hep böyle gizlilik, sinsilik münafığın vasfı. Samimiyetsizlik, alçaklık vasfıdır. Neye yönelik oluyor bu? Müminlerin güçlenmesi,  bereket bulması, sağlık bulması, sıhhat bulması, atak olmaları, dava azmini iyi kavramaları, tedbirli olmalarını en yüksek boyuta çıkarmaları ve Allah’ın rızasını en çok kazanmaları için çok iyi bir nimete kavuşmaları. Evet.

ERDEM ERTÜZÜN: Hz. Musa (a.s)’ın yanındakiler yemekten de memnun olmuyorlar. “Rabbine adımıza yalvar da bize sarımsak acur versin” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Bak sürekli şikayetçiler. Kuran’a bakın, münafıklar sürekli homurdanırlar hiçbir şeyden memnun olmazlar. “Allah’a şükür hamdolsun” demez, nimete şükretmez. Sürekli Müslümanların aleyhine homurtu halindedir. Yani böyle bir domuz gibi homurdanır.

Tabii bunları anlatıyoruz ama müminleri etkiler bu anlattıklarımız. Münafık böyle akıl hastası domuz gibi bir mahluktur anlamaz. O köstebek gibi yine karanlık deliğinin içinde gezer. Kördür gözü görmez yani manen gözü kördür. O karanlık tünelinde köstebek gibi bir aşağı bir yukarı gezinir. Oralarda bir şeyler arar. Yani kökeninin köstebek yuvasından kaynaklanması, köstebekten kaynaklanması da çok manidar münafık kelimesinin.

GÖKALP BARLAN: “Arada bocalayıp dururlar, ne onlarla ne bunlarla” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet, ayette çok açık söylüyor Cenab-ı Allah. “Ne sizdendirler ne onlardandırlar, iki grup arasında sürekli bocalarlar” diyor. Tam köstebek karakteri yani.

Hendek Savaşı sırasında Müslümanlar çok uzun hendek kazdıkları için, sonra da gündüz savaşıp geceleri hendekte nöbet tutukları ve muhasaranın çok uzun sürmesi nedeniyle münafıklar çok fitne çıkarıyorlardı. Hemen devreye girmişlerdi. Savaş sırasında Müslümanlarla olacağını vaad eden Yahudilerden bir kısmı da anlaşmayı bozuyor ve müşrikler tarafına geçiyorlar. Müslümanlar her tarafından kuşatılıyor. Şehir muhasara altında olduğu için yiyecek içecek girişi olmuyor. Şartlar gittikçe zorlaşıyor. Bu şartlar altında, halbuki Müslüman velayet makamının en üstlerine çıkıyor bunu aleyhte zannediyor münafık. Halbuki Allah özel meydana getiriyor velayeti gelişsin yükselsin diye.

Bak, sahabeler hep yalvarıyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’e “Bize sizinle savaşıp şehit olma sevabından ne olur mahrum kılma” diye Peygamberimiz (s.a.v.)’e yalvarıyorlar, maşaAllah.

Şartlar ne kadar zor olursa mümin o kadar çok sevap kazanır. En sıkıştırıldığı dönem müminin en çok sevap kazandığı dönemdir. İşte orada münafıklar devreye giriyor “tutunacak yeriniz kalmadı, dağıldınız bittiniz.” Halbuki münafıklardan o sözü duyduğunda Müslüman velayet makamının kapısının açıldığını bilecek. Ve hiçbir şey olmaz Müslüman’a hiç. Münafık da çok akılsız imansız olduğu için Müslümanların aleyhine çok büyük bir şey olacak zanneder. En sıkıştı gibi görünen dönem Müslüman’ın en yükseldiği dönemdir, en iyi olduğu dönemdir.

İBRAHİM AKMUGAN: Ayette, savaşın kızıştığı zamanlarda müminlerin sabır ve tutumlarını iyilik olarak Allah tarif ediyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. En sıkıştığı en zor dönem. Mesela üç sevap alıyor, on sevap alıyor, sıkıştığı dönemde milyona çıkıyor sevap. Bak üç nerede milyon nerede? Mesela sıkıştığı dönem bir gün sürüyor, üç gün sürüyor, otuz yılda alınacak sevabın otuz mislini üç günde alıyor. Tabii bak, ömrü boyunca aldığı sevabın otuz mislini üç günde almış oluyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi verebiliriz Adnan Bey. Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arab News Gazetesi’nde “Avrupa’da vahim tablo” başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda, kiliselerin büyük oranda kapanması veya özel mülklere dönüştürülmesinin vahameti üzerinde duruyorsunuz. Avrupa’nın ortaya çıkan bu vahim tabloyu ciddiye alması gerektiğini ifade ediyorsunuz. Ve maneviyatın gelişmesini sağlayacak sağlam akılcı bilimsel tedbirler alınması gerektiğinin öneminden bahsediyorsunuz. Yazınız gazetenin internet sitesinde de ayrıca yayınlandı.

Uluslararası basında yakından takip edilen ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip Rusya’nın en köklü internet gazetelerinden Pravda’da, Türkiye ve Rusya’nın ileriye bakmasının zamanının geldiğini anlattığınız makaleniz yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Türkiye’nin Rusya’yla dost olması, kardeş olması hayati bir konu. Bu konuda biz yani benim yazılarım defalarca Pravda’da çıktı. Rusya’nın bütün politikası ondan sonra çok köklü şekilde değişmeye başladı, maşaAllah. Vesile olmak, sebep olmak, az veya çok sebep olmak vesile olmak boynumuzun borcu.

Evet, Oktar konuş sen.

OKTAR BABUNA: Putin’in bir açıklaması olmuştu çok yakınlarda Hocam, siz uyardıktan sonra; “Müslümanlar bize güvensinler” diye bir açıklaması oldu, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. “Müslümanlar bize güvensinler. Global büyük güçlere karşı biz Müslümanların yanındayız” dedi. Ve “Suriye eğer bölünürse Türkiye de bölünür, biz bundan şiddetle rahatsız oluyoruz. Türkiye’nin bölünmesini istemiyoruz” dedi Putin. Evet. Pravda ki, Rusya’nın en ünlü gazetesi. Pravda en başından beri en büyük, en ünlü, en etkili gazetesidir Avrupa ve dünya çapında. Evet. 

KARTAL GÖKTAN: Uluslararası basında yakından takip edilen ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip Rusya’nın en köklü internet gazetelerinden Pravda’da, Türkiye ve Rusya’nın ileriye bakmasının zamanının geldiğini anlattığınız makaleniz yayınlandı. Yazınızda hem canlı yayın programlarınızda hem Pravda’daki köşenizde hem de diğer gazetelerin köşelerinde bu konudaki çabalarınızdan ve bunların dünya çağındaki etkisinden bahsediyorsunuz. Bu çalışmalarınıza, ilişkiler normalleştikten sonra da sürekli olarak devam edeceğinizden, Rus ve Türk halkının daha fazla zarar görmemesi gerektiğinden bahsediyorsunuz.

Lübnan’ın 1952 yılında kurulmuş olan The Daily Star Gazetesi, bugün Ortadoğu’nun en önde gelen İngilizce gazetesi unvanına sahip. Ayrıca web sitesi de Ortadoğu’nun en büyük haber kaynağı olarak kabul ediliyor. Daily Star’ın hem web sitesi hem de gazetesinde “Türkiye için yeni bir başlangıç, dış siyasetin geliştirilmesinin aciliyeti” üzerine bir makaleniz yayınlandı.

Birleşik Arap Emirlikleri'nde yayınlanan ve ülkenin en büyük gazetelerinden biri olan The Gulf Today'de, Allah'ın rızasını kazanmak için var gücümüzle gayret etmemiz gerektiğini anlattığınız yazınız yayınlandı.

Son olarak, İsrail'in önde gelen günlük gazetesi Jerusalem Post'ta "Yanlış Bilinen Siyonizm Korkusu" başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Siyonizm’in Musevilerin sadece kutsal topraklarda komşularıyla barış içinde yaşama hakkı olduğu, İslam dünyasında bilmeden gereksiz bir korku yaşandığı ve Kuran'da Allah'ın o topraklarda yaşayacaklarını bildirdiğini anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Hakikaten "Siyonist" diyor. "Nedir?" diyorum. Bilmiyor. Çeşit çeşit yorum yapıyor, her biri ayrı yorum yapıyor. "Siyonizm şudur" dersin, ondan sonra konuşursun delillendirerek. 

OKTAR BABUNA: İran'da Hocam, Ahmedinejat'ın bir açıklaması olmuştu; "İsrail'i haritadan kazıyacağız." diye. Siz, "Orada kitap ehli yaşıyor, bu haram olur. Atom bombası kullanmak da haram olur." demiştiniz. Hamaney'in daha sonra açıklaması oldu; "Atom bombası haramdır." diye. Ahmedinejat'la Birleşmiş Milletler’de konuşma yaptı. "Orada kitap ehli yaşıyor diye onlar orada bulunacaklar." diye inşaAllah. 

ADNAN OKTAR: O üslubun değişmesine vesile olan benim inşaAllah.

Münafıkla ilgili kitaplarımız Risaleler olarak çıkacak. Bütün dünyaya münafıklığı çok iyi anlatacağız. Ve böylece dünyadan bu münafık sistemi inşaAllah sileceğiz. Çünkü İslam aleminin mahvolmasına sebep olan münafıklık. Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Irak, Suriye... Her yerde münafıklar İslam aleminin başına bela olmuşlar hep. Yüzde sekseni-doksanında İslam aleminde münafıklar başta. Ve Müslümanları ezim ezim ezdiriyorlar ve ezilmesine vesile oluyorlar. Münafık karakterini Müslümanlar yüzeysel biliyorlardı, şuan çok kapsamlı öğreniyorlar. Ve bunu tabii kitaplaştırdığımızda, CD'lerle filmlerle anlattığımızda münafık gün gibi ortaya çıkacaktır. Ve Müslüman da çok rahat tanıyıp bilip ona göre hareket edecektir.

Münafığın Müslümanlara fayda vermek istememesi onun bir hastalığıdır. Yani faydalı oluyor gibi gösterir ama olmaz. Çeşitli bahanelerle, çeşitli vesilelerle hiç hizmet etmek istemez münafık. Akşama kadar boş boş oturur. "Oturun oturanlarla beraber" var ya ayette, "Bizi bırak, oturalım." diyorlar. Hep boş oturmanın peşindedir münafık. İslam'a hizmet etmekten şiddetle kaçınır. Ama bunu çok şeytani bir ustalıkla yapar münafık. Mesela "Niye yapmıyorsun?" deyince; "Çalışmayı bilmiyorum. Yapmayı bilmiyorum. Beceremiyorum, becersem yapabilirim." Kuran'da hep buna dikkat çekiliyor. Aslında münafığın çıkarı olsa yapar. İyi bir çıkarı olmuş olsa delice gayret eder. Çünkü derin devletlere olan gayreti mesela Firavun'a olan hizmetleri akıl almaz zor şartlarda oluyor ama yapıyorlar. Mesela sırf acur, sarımsak, şu bu yiyebilmek için adamlara kendilerini kamçılatıyorlar; yüzlerce tonluk kayaları sürükleyerek götürüyorlar. Her türlü aşağılanmayı göze alıyorlar ama yeter ki o Firavun'un diktiği altın buzağıları görebilsinler, orada acur sarımsak mercimek yiyebilsin. Bir de Allah anılmasın, asıl istediği o, Allah'tan dinden bahsedilmesin. Bunun için nasıl çileye ve acıya katlanıyor münafık. Münafığın öyle bir zoru yoktur. Münafık aslında her türlü becerisi olan, her şeyi yapabilecek güçtedir ama şeytanın etkisinde olduğu için Müslümanlara hiçbir şekilde fayda vermek istemez. Bunun için de çok çeşitli ahlaksızca ve alçakça bahaneler geliştirir. Kuran'da hep bunu görürüz. Mesela diyor ki, "Evlerimiz açıkta." Bir bahane. "Savaşmayı bilsek sizinle gelirdik." Bir bahane. Alçakça söylenmiş yalanlar. Ama ona cevap versen münafık hemen bir akıl daha geliştirir ona bir şey daha söyler. Akıl demeyeyim de bir zeka, şeytani bir zekayla bir şey daha söyler. Münafığın ağzı sürekli yalana alışıktır. Boş oturma münafığın vasfıdır. İslam'a hizmet etmek ona çok çok ızdırap verir. İki kelime bile hizmet etmek, iki adım bile hizmet etmek çok ızdırap verir. Onun şeytani yönüdür bu. Onu kar bilir halbuki tarihine geçen müthiş bir alçaklık silsilesi olarak ona o, oturmuş oluyor. Müslümanlar da ona şahit oluyor. Ahmak olduğu için, Allah'ın onu gördüğünü bilmediği için, meleklerin onu gördüğünü bilmediği için, Müslümanların buna şahit olduğunu görmediği için onu kar olarak görür. İslam’a dine hizmet etmemeyi kar olarak görür. Halbuki o, yazıcılar tarafından yazılıyor, Müslümanlar tarafından görülüyor. Hepsinin üstünde Allah tarafından görülüyor, biliniyor. Ama tarihinin pislik, katran bir kara leke haline geldiğini münafık anlamaz. Çaktırmadan yaptığını zanneder. Ve hepsi cehenneme dolduruluyor. Onun için müminler Müslümanlar münafık vasfından şiddetle kaçınacaklar. Bu, tabii hepimize hitap eden bir şey. Bütün Müslümanlar bunu üstlenecekler. Hani "Bu münafığa hitap ediyor" değil de, "Biz, Allah esirgesin, böyle bir vasfın içine girebiliriz. Böyle bir hataya girebiliriz" diye Müslüman, bu ayetlerden etkilenecek. Münafık zaten hiç ilgilenmez, inanmaz. 

CAN DAĞTEKİN: Siz söylediniz Hocam, "Münafıklar, münafık alametlerini dinlemek istemez; Müminler de bunu bir fırsat olarak görür." demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

CAN DAĞTEKİN: "Münafıklar münafık alametlerini duymak istemezler, kaçarlar. Müminler de bunu bir fırsat olarak bilirler." demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Neden mümin fırsat olarak biliyor? 

CAN DAĞTEKİN: Çünkü orada kendini arındıracak. Allah'ın beğenmediği ahlak özelliklerini kendinde gördüğü için hemen Allah'a sığınıp, tevbe edip onlardan arınıyor. 

ADNAN OKTAR: Tabii, mümin için odur. Münafık; münafık alametlerini duymak en ızdırap aldıkları konudur. Çok şiddetli ızdırap duyarlar münafık alametlerini duymaktan. Onu duymak istemez, kaçar. Bir şekilde, ya gürültü yapar ya şamata yapar ya elini kulaklarına tıkar -Kuran'ın ayetiyle- ya yüzünü döner kaçar. Münafık duymak istemez münafık alametlerini. Mümin çok önemli bir bilgi olduğu için bunu heyecanla dinler. 

KARTAL GÖKTAN: Münafıkların kendi aleyhlerinde bir sure indirilmesinden çekindiklerini Allah haber veriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Kuran ayetinden çok çok rahatsız olurlar. Duyduğunda dehşete kapılır münafık yani karizmasının, o olmayan karizmasının, olmayan itibarının gideceğini düşündüğü için. Ahmaktır. Kendi duymadığında meselenin hallolacağını düşünür. Bütün müminlerin, dünyanın duyması onun için önemli değildir. Kendinin duymamasının önemli olduğunu düşünür. Ne kadar ahmak ve akılsız olduğunu buradan anla münafığın. Bütün Müslümanlar, dünya biliyor ama kendi bilmemiş olacak. Ki o, onun ahmaklığının bir yolu olmakla beraber Allah'ın belaya onu ne kadar yaklaştırdığını da gösteren bir durum. 

OKTAR BABUNA: Allah, "Her çağrıyı kendi aleyhlerinde zannederler." diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Her sözü, her kelimeyi. Halbuki mümin, varsa yanlışı düzeltir. Münafık alameti varsa düzeltir. Ama münafık, düzeltmeye niyeti olmadığı için onu duymak istemez.

Hazreti Ali Keremullahi Veche diyor ki, "Münafık yalnız olduğunda tembelleşir. Hiç hareket etmez, hizmet etmek istemez. Halk arasında olduğunda mesela geniş kitleler duyacağı vakit, şöhret olacağını düşündüğünde, itibarının artacağını düşündüğünde pek faal olur diyor. Yani çok canlı, cevval, hazır cevap oluyor. "Övüldüğünde fazla ibadet eder." Yani birileri, insanlar falan onu överse, bir şeyler yaparsa o konuşkanlığı artıyor. 'Çok şahane konuştun, muazzam konuştun. Etkilisin. Dikkat çekiyorsun. Sen işte Müslümanların en ileride olanı olduğun anlaşıldı.' gibisinden münafıkların yardımcıları onu övdüğünde, çevresinden övüldüğünde. Münafıklar çünkü münafığı överler. Övdüğünde daha faal hale geliyor, daha aktif hale geliyor. "Kötülendiği zaman ibadeti azaltır." İbadeti derken namaz niyaz sadece bu değildir, her türlü faaliyet. Eleştirildiğinde felç olur münafık. Azgınlaşır, tersleşir, bütün yapıp ettiklerini de bırakır. Psikopat bir karakteri olduğu için tam tersine hareket etmeye başlar. Çünkü ibadet burada yanlış anlaşılıyor olabilir, ibadeti bırakır deyince halk arasında bolca namaz kılar falan anlamında öyle değil. İslam için yaptığı bir hizmet, herhangi bir hizmet. Bunu azaltır. Veyahut hiç yapmaz.

Muhyiddin Arabi'nin İbni Arabi var Futuhat-ı Mekkiye’sinde "Münafık" diyor "çok konuşur ağzı çok laf yapar ama ağzı çok iş yapar." İş yapmak istemez diyor.  Bak Muhyiddin Arabi zamanında kendisi de görmüş münafıkları, hadisle olayları görmüş bilmiş, fiiliyatla görmüş bilmiş ve rivayete dayalı olarak bu konuyu böyle güzel veciz açıklıyor.

Münafığı iyice belirlemek işte İslam'ın Mehdiyet devrindeki hakimiyetinde bütün münafıkların kapılarını kapatacaktır. Biz şimdi onun hazırlığını yapıyoruz. Münafığın rezil kepaze edilmesi, iyice tanıtılması, dünyada adeta yaşayamayacak hale getirilmesi Hz. Mehdi (a.s) devrinde oluyor. O yüzden her münafık o münafık alametlerinden, nifaktan mecburen vazgeçmiş oluyor. O yüzden hiç nifak alameti görülmeyecek Mehdi (a.s) devrinde. Yoksa hiç münafık olmayacak diye bir şey yok Hz. Mehdi (a.s) devrinde  ama alametini göremeyeceğiz. Çünkü öyle gün gibi belirlenecek ki münafık baktı mı adam hemen anlayacak. Anlaşılma korkusundan dolayı da münafık felç olacak. Ama şu dönemde tabii kulağını tıkayabilir, gözünü kapayabilir şu olur, bu olabilir. Ama İslam bütün dünyaya hakim olduğunda gözünü kapayacak, kulağını kapayacak hali kalmayacak münafığın. O yüzden biz onun zeminini şimdiden hazırlıyoruz Hz. Mehdi (a.s)'a yardımcı olmak için. Hz. Mehdi (a.s)'ın karşısında münafık kalmasın diye hazırlık yapıyoruz. Bediüzzaman ne diyor? "Mehdi o cereyanı münafıkaneyi öldürüp dağıtacak" diyor. Asıl yapacağı budur cereyanı münafıkane. Bunun için de çok kapsamlı bir hazırlık gerekiyor. İşte kitaplar, CD'ler, yazılar ve bunu sürekli gündemde tutmak tekrarlamak. Çünkü münafık nereye giderse münafık alametleriyle karşılaşacaktır. Mesela interneti açtığında münafık alametleriyle karşılaşacak, radyoyu açtığında münafık alametlerini duyacak, televizyonu açtığında münafık alametlerini kaçıp göçecek hiçbir yeri kalmayacak. Bir sohbet alanına geldiğinde orada bunu duyacak ve böylece bu pislik mahlukatlar temizlenmiş olacak. Yani Müslümanlara hiç zarar veremeyecek hale gelecekler. Ahir zamandaki olay budur. Yoksa münafık olmayacak anlamında değil. Şu an münafık tam tarif edilmediği için, Kuran'da var ama hayata geçişini bilmiyor insanlar o yüzden de münafıklar İslam aleminde elini kolunu sallayarak iş yapıyorlar. Mesela büyük alim diyor halbuki adam münafık. Büyük müçtehit diyor halbuki münafık fark edemiyorlar. Etrafında halka oluyorlar, deli gibi savunuyorlar. Halbuki azılı münafık. Ama münafığı böyle gün gibi tarif edersen, herkes de su gibi ezberlerse münafığın bu dünyada yaşama alanı kalmamış olur. Yani köstebeğe iki taraftan suyu veriyorsun köstebek o suyun içinde boğulmuş oluyor. Değil mi? Köstebeklere onu yapıyorlar köylerde, tarlalarda su veriliyor köstebek deliğine hayvan orada boğuluyor. Tabii ben acırım hayvana köstebek çünkü sevimli bir hayvan münafık ondan çok çok kıyaslanmayacak şekilde aşağılık bir mahluktur.  Münafık o imanın nuru içinde boğulacaktır. Kaçıp göçecek hali kalmayacaktır, bilinecek hale gelecektir münafık. Onun için münafık alametlerini sürekli gece gündüz gündemde tutmak, ezberletmek, anlatmak dünyada münafığın hayat sahasını yok etmek anlamına geliyor. O zaman Müslümanlar münafık faaliyeti olmayan bir dünyada yaşamış olacaklar. Ve o da onlara müthiş bir lüks, rahatlık, bereket ve güç meydana getirecektir. Ama şu an tabii kör köstebekler gibi, yani manevi kör, kör olmak makbul bir şeydir Kuran'da da övülmüştür kör, âmâ övülmüştür. Değil mi? Bir üstünlüktür. Bak "Yapmadıkları şeyler nedeniyle övülmekten hoşlananları kazançlı sayma" münafığın bir özelliği yapmadığı şeylerle ilgili övülmek ister. Ve hiçbir şey yapmak istemez münafık hep bahaneler bulur.

VTR: Hz. Mehdi (a.s)’ın Bulunduğu Yerde Çok Sayıda Bayrak Olacaktır

GÜLEN BATURALP: Programımıza devam ediyoruz. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Münafık dünyanın her yerinde görev yapar. Mesela bir hükümet içinde görev yapabilir. Bir holding içinde görev yapabilir çünkü orada da mutlaka Müslümanlar vardır. Müslüman’a musallat olur münafık. Küçük beş kişi bile olsa beş kişiye bile musallat olabilir, bir hastalıktır bu. Mesela camide namaz kılar, caminin hocası da münafık çıkabilir yahut cemaatinden birisi de münafık çıkar. Ben mesela hatırlıyorum bir münafık camide ihbarda bulunmuştu imam, müezzin adamların başı bayağı belaya girmişti, iftira atmış musallat olmuştu adamlara akıl hastası manyak, yerini de söylerim ama şimdi bilinir o yüzden söylemiyorum. Mesela cemaatte başarılı bir çalışma varsa camide haset edip onu engellemeye çalışanlar oluyor yahut Müslümanların orada imanını zedelemeye çalışanlar oluyor çok yaygındır, üç kişiye bile musallat olur, tek kişiye bile musallat olabilir münafık tek bir Müslüman’a. İmanlı olduğunu anlar, mahallesindedir gider ona musallat olur.

İtalyanları tebrik ediyorum çok şeker millet, çok güzel insanlar. Sanatta, estetikte mükemmeller, Allah onları öyle klas yaratmış sanat konusunda, yetenekli yaratmış, dünya iyisi onlar, resimde, heykelde her şeyde ve giyim sanayinde çok klaslar. Evleri güzel, ortamları güzel, İtalyanların ahlakı da çok güzel üslupları, var içlerinde bozuk olanlar ama genellikle güzel. Anadolu ahlakını andırıyor onların ahlakı mesela İtalyanlar da Türkler gibi kabadayıdır. O bir Türklere müthiş benzerlikleri tipleri de benzer, sıcakkanlılıkları, candanlıkları mesela o ekmek yapma şekilleri falan o zeytinyağa olan sevgileri, mütevazi olmaları, neşeleri, konuşkanlıkları her şeyi benzer.

Fikret anlat bir şeyler dinleyelim.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Nusaybin PKK’lı teröristlerden temizlendi. Operasyonlar sonrası askerler kenti Türk bayraklarıyla süsledi. Ancak Cumhuriyet Gazetesi PKK’ya tek bir eleştiri getirmezken binalara bayrak asan askerleri eleştiren bir üslup kullandı. “Nusaybin yerle bir; savaş manzaralı ilçede yıkılan evlerin duvarlarına Türk bayrağı asıldı, ancak vatandaşlar herhangi bir düşman devletten toprak alınmış gibi bayrakların asılmasının toplumu rahatsız ettiğini söylüyorlar” diyerek haber yapmış.

ADNAN OKTAR: Kardeşim ne alaka? Türk bayrağının asılması demek burada ahlaksız, haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz, pislik PKK’lı itler, lağım temizlendi diyor. Türk bayrağıyla da nurlandırıyor. Oradaki vatandaşların duyacağı sevinci bir düşün? Ne kadar güzel, pislik gitmiş, lağım gitmiş tertemiz nur gibi Türk bayrağı da oraya asılmış. Türk bayrağının asılması artık buraya pislik giremeyecek anlamına geliyor, pislikten temizlendi anlamına geliyor. Hay! MaşaAllah. Hay! MaşaAllah. Göğsünüzü gere gere gezindi anlamına geliyor. Oraları düzeltmek bizim için iş mi? Cennet gibi yaparız Allah’ın izniyle. Biz kardeşlerimizin huzurlu ve güzel yaşaması için, iyi yaşamaları için, imanlarıyla, sevinçleriyle, Kuran’a bağlı yaşamaları için hayatımızı ortaya koyuyoruz. Böyle bir şeyde ne kadar kararlı olduğumuzu zamanla görecekler, oraları biz cennete çevireceğiz, o güzeller güzeli Kürt kardeşlerimiz, aslanlarımız orda huzur içinde, neşe sevinç içinde yaşayacaklar. Alt yapıyı da mükemmel yapacağız, evleri de mükemmel yapacağız. Daha önceki evleri fakir evlerdi, alt yapısı yok, eski evler, yıkık dökük zor yaşadıkları yerlerdi. Şimdi onlara cennet gibi evler yapacağız. Huzur içinde yaşatacağız Allah’ın izniyle. Devlet oraya oluk oluk yiyecek malzemesi göndersin kardeşlerimize, giyecek malzemesi göndersin acil olan, hemen kalacakları barınaklar hazırlayalım geçici yerler ve evlerini süratle tamir edip düzeltip, güzelleştirip o doğal dokuya uygun, oranın kültürüne uygun sanatsal hoş evler yapıp canlarımızı oralara yerleştireceğiz. PKK’da bir daha oraya adım atamayacak, her adım attıklarında karşılığını bulacaklar anlamına geliyor. Askerimizi, polisimizi tebrik ediyorum ellerine sağlık Allah razı olsun. Allah yedi cetlerinden razı olsun. Onlar cennet kuzusu şehit olanlar, gaziler de aslan, çok büyük hizmet ettiler. Kurtuluş savaşı gibi bu da tarihe geçecek. Bu yiğitlikleri, kabadayılıkları, delikanlılıkları asla unutulmayacak hep baş tacı olacaklar. Zaman gelecek hepsine madalya da verilecek, gazi olarak ta anılacaklar, onlar bizim aslanımız, koçyiğitlerimiz çok büyük hizmet ettiler Allah onlardan gani gani razı olsun. Ne kadar güzel orda pislik kalmaması, eskiden lağım var diye adım atamıyorduk şimdi lağım yok tertemiz ne güzel. Düğünde bile bayrak asarız değil mi, cenazemizde bayrak asarız, bir yer kurtulduğunda pislikten kurtulduğunda bayrak asarız. Bayrak bizim sevincimizdir. Artık oraya devletin, milletin hakimiyeti oluşmuş anlamına geliyor.

Şırnak çevresindeki Kürt kardeşlerimize böyle otağ gibi daha geniş rahat çadırlar verelim, yaz olduğu için çadırda rahat edebilirler. Yiyecek konusuna çok titiz davranalım, zibil gibi yiyecek gönderelim, kıyafet gönderelim, şuan havalar iyi evlerini de süratle yapmaya başlayalım inşaAllah. Onlar yaylanın insanları inşaAllah ama birde mağduriyetlerinden dolayı para da verelim ki, hem bir şeyler alırlar, hem de işte o eski evleri olmadığı için belki yeni ihtiyaçları da olabilir o tahribattan kaynaklanan o sağlanabilir. Sabit bir gelir, çocuğu çalışsa dahi, sabit gelir. Ya Allah, Allah biz vereceğiz parasını biz vereceğiz. Devlet dağıtsın, hükümet versin ne gerekiyorsa yapsın biz kardeşlerimizi zengin ve refah içinde görelim. Kürt kardeşlerimizin bir tatlılığı vardır, güzelliği vardır, yiğitlerdir burnu yere düşse almaz, tenezzül etmez söylemez, açlıktan öleceğini bilse ben açım demez. Donacağını bilse ben donuyorum demez. Onlar çok mert insanlardır. Onun için onlar söylemeden biz gizlice dağıtımı yapalım. Her eve, her şeye kapılarının önlerine koyalım, yiyecek, giyecek onların bir ızdırap olmasın. Çadırlarını da çok kaliteli güzel hale getirelim, sahra çadır kuralım yani ordu çadırı, asker de yapabilir bunu, Kızılay da yapabilir. Büyük çadırlar ferah ferah çocukların oynar iyi işte güneşlik falan daha açık geniş alanlara doğru böyle yeşillik alanlara doğru kaydırarak yapalım. Evlerini de süratle tamir edip hazırlayalım. Tamir değil de yıkalım, yıkılsın yeniden güzel villa tipi güzel, tertemiz evler yapalım. Canlarımız, onları devletin ne kadar sevdiğini, millet olarak Kürt kardeşlerimizi ne kadar sevdiğimizi, hepimizin aynı milletin fertleri olduğumuzu böylece göstermiş olalım. Çok acı çektiler, onların öncelikle hakkı o, öncelik hakkı, bize olmasın ama önce onlara olsun. Biz bir alt yapı, üst yapı bir şey istemiyoruz. Hele onlar bir rahatlasın, bir huzura kavuşsunlar bir görelim onun verdiği keyif bize yeter.       

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 2012 yılından itibaren Suriyeli muhaliflerin kontrolünde olan Haseke, Deir Ez-Zor ve Raqqah bölgeleri 2015 yılında PYD’nin eline geçti. Amerikan destekli operasyonlarda IŞİD’den alınan Haseke ve Raqqah bölgelerindeki petrol kuyuları da PYD’nin eline geçti. Böylelikle PYD Suriye’deki petrol kuyularının üçte ikisini kontrol eder hale geldi. 

ADNAN OKTAR: Paraları da onlara verecekler herhalde anladığım kadarıyla yani komünist, Stalinist bir devletin zeminini hazırlıyorlar ama sonu çok büyük bir felaketle sonuçlanır onu söyleyeyim. Helaket ve felaket bekliyor komünist, Stalinist, PKK’lıları. Tarihin görmediği bir felaketle karşılaşabilirler, akıllarını başlarına alsınlar.

Şehirler yıkıldıysa Nusaybin’de, Şırnak’ta o bir nimet çünkü yerine alt yapısı, üst yapısı her şeyi mükemmel yaşamak için en hoş, en estetik güzel evler gelecek ve kardeşlerimiz şanlarına yakışır, güzelliklerine yakışır evlerde oturacaklar çocuklarıyla, ailesiyle birlikte huzurlu ve mutlu yaşayacaklar. Çile çekiyorlardı o evlerde, her şeyde bir hayır var, yıkılmasında da hayır oldu. Yıkılmasaydı yenisi yapılamayacaktı, güzeli yapılamayacaktı hayır oldu. Hem lağım gitti, hem yeni eve kavuşmuş olacaklar.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Binali Yıldırım bugün memleketi Erzincan’da kendisine “Refahiye seninle gurur duyuyor” diye seslendiler o da “hükümetin güzel kızları biz sizlerle gurur duyuyoruz” karşılığını verdi. Gençlerin yolların kralı sloganı atması üzerine Başbakan Yıldırım “Yolların kralı olmaz, yolların kuralı olur, yolları böldük milleti birleştirdik, yolları böldüysek gönülleri birleştirdik, sevenleri birleştirdik bu güzel ülkeyi bölmeyi hiç kimsenin gücü yetmez, yetmedi, yetmeyecek” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Nüktedan bayağı güzel konuşuyor maşaAllah.

Bir kere elektrik de bedava olsun Şırnak’ta o terörü olan bölgede her yerde bedava olsun elektrik biz öderiz, bize gelsin faturası.

Tarihi ağaçlara çok dikkat etmek lazım yol yapılırken o yollar mutlaka o ağaçlara dokunmayacak şekilde yapılması lazım. Mesela bin yıllık ağaçlar, beş yüz yıllık ağaçlar veyahut iki bin yıllık ağaçlar anıt hükmünde olduğu için çok çok titiz olmak lazım. Türkiye’nin her yerinde nerede olursa olsun mesela bak burada da ara yollarda var eski ağaçlar yollar ona göre ayarlanmış, yolun ortası boş bırakılmış ağaca dokunulmamış, ağaçlara dokunmamak çok önemli her nerede olursa olsun. Eğer illa alınacaksa ağaç için özel yurt dışından da alet edevat getirerek ağaç mesela ne bileyim on metrelik kökü bile varsa hepsine dikkat edip ona göre söküm yapılıp götürülmesi lazım.      

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü