Harun Yahya

Sohbetler (9 Haziran 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet Fikret Bey, bekliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Mardin’in Midyat İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne teröristlerce bomba yüklü araçla yapılan saldırıda yaralanan polis memuru Ökkeş Özdemir kaldırıldığı Diyarbakır Askeri Hastanesi’nde kurtarılamayarak şehit oldu. Şehidimizin fotoğraflarını gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Hay efe Hay. Allah sana ne büyük güzellik yapmış ki seni cennetine almış. Allah şehadetini makbul etsin, şehadetini kabul etsin. Annene babana hayırlı bereketli uzun ömür ve sabrı cemil nasip etsin. Yüzüne de delikanlılık efelik oturmuş. Allah şanını sonsuza kadar güzel etsin cennette.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Görevden dönen geçici köy korucularının aracına PKK’lı teröristler tarafından otomatik silahlarla ateş açıldı. 2 korucumuz şehit oldu, 1 korucu yaralandı.

ADNAN OKTAR: Evet. Bunun kökten çözümü Darwinist-materyalist eğitimin ortadan kaldırılması. Yoksa bu tip mücadeleyle hiçbir şekilde netice alınmaz. Çünkü yoğun olarak devlet hükümet Darwinist eğitimi teşvik ediyor, destekliyor, organize ediyor, parasını veriyor, öğretmenlerini tutuyor, herkesin çocuklarını okula göndermeye teşvik ediyor. Okula gelen öğrencilere Darwinizm’in, materyalizmin eğitimi içerisinde kendini buluyor. Kainatın tesadüfen yaratıldığını, ilk patlamanın da tesadüf olduğunu, her şeyin tesadüf olduğunu, çamurlu sularda hücreler geliştiğini, canlılar oluştuğunu ve baştan sona bütün bu olayların kesintisiz tesadüf silsilesiyle oluştuğunu anlatan bir eğitim sistemi var. Onun sonucunda adamlar işte Marksist, komünist, Stalinist oluyorlar. Zaten komünizmin kökeni Darwinizm’dir. Bütün Marksist liderlerin hepsi bu konuda ittifak halindeler. Darwinizm olmayınca komünizm de olmaz. Hükümet en hayati yerden yaklaşması lazım ve iman hakikatlerinin anlatılması gerekiyor. “Yoksa bu Çin’i kısa sürede yutan bu büyük kuvvet” diyor “çirkin kuvvet Asya’nın büyük bölümünü alan, Avrupa’nın neredeyse yarısını alan bu büyük kuvvet Türkiye’yi de içine alabilir” diyor Bediüzzaman. “Bu büyük bir tehlikedir” diyor. “Ancak iman hakikatleriyle ve Darwinizm’in materyalizmin çökertilmesiyle mukabele edilebilir” diyor. Bunun yapılması gerekiyor.

BÜLENT SEZGİN: Osmanlı’da son dönemlerinde yoğun bir şekilde Darwinizm eğitim. vardı Adnan Bey söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, Abdülhamit döneminde bütün Anadolu’da ve bütün Türk-Osmanlı kontrolünde olan bütün devletlerde Darwinizm hakim edilmiş Abdülhamit döneminde. Ezher’e falan her yere hakim etmişler. Cayır cayır, mesela şimdi de İlahiyat Fakültesi hocalarına sorduğumuzda, televizyona çıkarıyorlar görüyorsunuz, “evrim tabii ki var” diyor “Kuran’da geçiyor” diyor. Kuran’da nerede geçiyor evrim? Melekler evrimle mi yaratıldı? Cinler evrimle mi yaratıldı? Şeytan evrimle mi yaratıldı? Hz. Musa (a.s)’ın asası evrimle mi yılana döndü? Hz. İsa (a.s)’ın çamurdan kuş biçiminde yaptığı o küçük heykel evrimle mi kuşa döndü? Bunlara cevap da vermiyorlar, milletin insanların bilgisizliğinden istifadeyle yanlış aktarımlar yapıp böyle durumu idare etmeye çalışıyorlar.

Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Sevgi için yaratıldın” diyelim.

BÜLENT SEZGİN: Meyve sebze resimleri vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bütün bunlara devlete ait kitaplarda tesadüflerle açıklama yaparsan o zaman komünist Stalinist düşünce gelişiyor.

Tayyip Hoca ısrarla komünist Stalinist olduğunu söylemiyor PKK’nın. Bunu söylemesi lazım ki komünizme Stalinizm’e karşı tedbir alınsın.

Öcalan’la PKK iç içe olan bir bütün. PKK’nın talepleri var, Öcalan bunun sözcüsü. PKK’nın dediği “Bize Güneydoğu’da federasyon ayrı bir devlet vereceksiniz, vermezseniz biz ne yapacağımızı biliriz” mantık bu. Yani Türkiye’nin bütününü istiyor PKK ayrıca, Ortadoğu’nun bütününü istiyor. Suriye ve Irak’ı da istiyor.

Müslüman bir anne oğlu eğer PKK’lıysa, Allahsız Kitapsızsa o onun oğlu değildir zaten. Kuran’a göre o onun evladı değildir. Hz. Nuh (a.s)’a ne diyor Cenab-ı Allah “O senin evladın değil” diyor “o senin ailenden değil” diyor. Allahsız Kitapsız din düşmanı, vatan-millet düşmanıysa, İslam’a saldırıyorsa. İslam’ın yeryüzünden kaldırılması için mücadele veriyorsa o Müslüman bir annenin evladı olamaz. Kuran’a göre olamaz, İslam’a göre olamaz. Ama bazılarına göre oluyorsa o kendi inancını bağlar bizi ilgilendirmez, biz onu tasvip etmeyiz.

Şehit cenazesine gelmiş çok güzel, namaz kılmaya gelmiş çok güzel, güzel olumlu bir adım bu. Sen onu orada teşci et, tebrik et, değil mi? Mesela bir şehit ailesi olarak git sarıl, “desteğinizi bekliyoruz efendim” dersin “bu beladan bizi kurtarın efendim” dersin. Mesela gazeteci yanındaysa “efendim, bize CHP’nin önderi olarak, lideri olarak daha çok koruyup-kollamanızı istiyoruz. PKK’ya karşı daha net tavır almanızı bekliyoruz. Sizden bu necip tavrı bütün milletimiz bekliyor” dese, “o da der ki “tabii ki gereğini yapacağız” der biter. Ama sen kafasına kurşun atmaya kalkarsan bu çok çirkin. Mesela daha önceki cenazede yumurta attılar Sayın Kılıçdaroğlu’na omzuna isabet etti. CHP’nin çelenklerini parçalıyorlar. Çelenk gönderdiyse iftihar et daha ne istiyorsun ne güzel işte? Senden yana seni destekliyor, şehitlerden yana daha ne istiyorsun? Cenazeye gelen insana niye yumurta atıyorsun, niye kafasına kurşun atıyorsun? Niye cenazeye gelmesini istemiyorsun, niye namaz kılmasını istemiyorsun?

CHP Türkiye’nin tertemiz nur gibi partisidir. Sayın Kılıçdaroğlu da seyit tertemiz mümin bir insandır. Olabilir, etrafını sarmış olabilirler. Etrafındaki insanlar baskı yapıyor olabilirler. Biz 80 milyon ona destek verirsek o aslan gibi kükrer böyle bir şey olmaz. Ama sen onu yalnız bırakır da üstüne kurşun atarsan, yumurta atarsan kendini yalnız hissederse Allah esirgesin can havliyle kendini yanlış bir çizgiye doğru çekmesi ihtimali olabilir. Buna müsaade etmeyiz. 80 milyonun kendi evladıdır Sayın Kılıçdaroğlu, nur gibi evladımız müsaade etmeyiz.

KARTAL GÖKTAN: Konferans haberi vardı Adnan Bey, okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz hafta İtalya’nın Sicilya bölgesinde “Korku ve güvensizlik arasında İslam, gerçek çözüm diyalog ve anlayışla mı elde edilir?” başlıklı bir konferans düzenlendi. İtalya’nın İslami vakıfları, önde gelen Hristiyan rahipleri ve Sicilya bölgesinden politikacıların katıldığı bu konferansta, sizin İtalyanca “İslam Terörü Lanetler” kitabınız tanıtıldı. Kitabınız konuşmacılara ve önde gelen katılımcılara da hediye edildi. Ayrıca sizin kısa bir konuşmanız da izleyicilere büyük ekrandan yayınlandı. Konferanstan bazı resimler gösterebiliriz. Müslüman vakıf yetkilileri Dr. Basam Abdellah, Muhammed Nur Dachan. Dinlerarası Diyalog Sent Egidyo Vakfı yetkilisi Emiliano Abramo ve Katanya bölgesi Episkopal kilisesi mensubu ve yazar Gaetano Zito. Dinlerarası Diyalog Fokoloni Hareketi sorumlusu bayan Cuzy Broyna, resimlerde görülen kişiler.

ADNAN OKTAR: Evet, çok çok güzel olmuş. Bu benim konuşmama ait filmi de getirtirseniz iyi olur. Çok hayırlı olmuş güzel olmuş.

Suriye’nin bölünmesi her yerin bölünmesi demektir. Amerika’nın o inadını, yani İngiliz derin devletinin, Amerika’yı kullanıyor İngiliz derin devleti, mutlaka kırmak lazım. Hiçbir ülke buna müsaade etmesin. Ve İngiliz derin devletinin acayip burnu sürter. Nasıl Kurtuluş Savaşı’nda burunları sürttü, aynı şekilde burada da burnunu sürtmek lazım İngiliz derin devletinin. Suriye’nin bölünmesine hiçbir şekilde müsaade etmemek lazım. Hiçbir şekilde ne Türkiye müsaade etsin, ne Irak müsaade etsin, ne Arap ülkeleri müsaade etsin asla müsaade etmesinler. Eğer orayı bölerseler Suudi Arabistan’ı da bölerler, Türkiye’yi de bölerler her yeri bölerler Allah esirgesin. Bunların güçsüz olduğunu bunların o şımarık suratına tokat gibi vurmak lazım.

Obama seçimlerde Hillary Clinton’ı desteklediğini açıkladı. “Dış işleri bakanıyken Hillary Clinton’dan sızan bir maili ‘İsrail’e yardım etmenin en iyi yolu Suriye’yi yok etmek.’” Bu uydurma bir mail olmaz öyle şey. Olur mu, İsrail niye Suriye’nin parçalanmasını istesin? Ne işine gelir ki?

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, 2006 Türkiye Güzeli Seda Sarıbaş AK Parti Kadın Kolları İl Başkanlığı görevine atandı.

ADNAN OKTAR: Şimdi olmuş. Tayyip Hocam doğru yolda. Çok isabet etmiş. Bak, AK Parti’ye yakışır bir tavır olmuş bu. Parlamentoda da bunu istiyoruz. Böyle güzel hanımlar, kaliteli hanımlar, bakımlı hanımlar, güler yüzlü hanımlar parlamentoda da AK Parti’yi temsil etsin. Bu bir adım, inşaAllah. Devamı gelsin. Çok iyi. Özellikle parlamentoda istiyoruz.

“Uzun süredir dans etmedin bizi mahrum bırakıyorsun” diyor Ayten Akçakale.

“Adnan Hocam, ben bir CHP’li olarak seni tebrik ediyorum. Gerçek demokrasiyi ve İslam’ı bilmek isteyenler A9 TV’yi seyretsin. Stüdyodaki kardeşlerime selam ve saygılarımı iletirim.” Mehmet Aymayan.

“Adnan Hocam, hayırlı geceler. Daha önce de size birçok kez mail attım fakat hiçbirini canlı yayında okumadınız. Umarım bu sefer okursunuz. Ben her yayınızı düzenli olarak takip etmekteyim. Sizin düşünce tarzınızı çok seviyoruz.”

“Merhaba Adnan Bey. PKK bomba patlatıyor, Cumhurbaşkanı çıkıyor ‘terörle mücadelemiz kararlılıkla devam edecek’ diyor. Kararlılık bu mudur?” İşte kararlılıkla devam ediyorlar. Söktü-attı işte Güneydoğu’dan, şehirlerden attı. Ama onlar kahpece kalleşlik yapıp orada burada bomba patlatıyorlar. Onlara da tedbir alıyor hükümet ama herhalde şu an teknik bir başarısızlık var. Teknik başarısızlığın da dışında eleman yetersizliği var gibi görünüyor bir bozukluk var. Ama bu da tamir edilmez düzelmez bir şey değil buna bir çözüm bulacaklardır. “Artık bırakmalı hükümet de Cumhurbaşkanı da. Yapamayacakları ortada.” Kim yapsın peki? Bir alternatif hükümet modeli olsa biz de kabul ederiz. Yok. Varsa söyleyin. Olsa yeni bir sağ hükümet modeli kabul ederiz. Tayyip Hoca’nın da hoşuna gider, hükümetin de hoşuna gider. Daha iyi becerebilecek, daha iyi yapacak birisi varsa seve seve devredeler. “Siz de bunları neden koruyorsunuz anlamış değilim. Siz kültürü modern İslam’ı avunuyorsunuz. Hükümet ise…” işte biraz nasıl diyelim, “gelenekçi kültürü savunuyor” diyor. Öyle bir cümle kullanmış ama onu ben kullanmayayım. “Sürekli türbanlı kadınları görmekten bıktık. Başı açık kadınları ezmelerini istemiyoruz bu hükümetin. Ayrımcılıkları çok fazla.” Ayla Kesim. “Sürekli türbanlı kadınları görmekten bıktık.” Ama daha önce de göremiyorduk ve çok eziyorlardı o insanları. Bu bir rahatlık güzellik mesela pastanelere bakıyorum türbanlı kızlar oturuyorlar seviniyorum. Mesela askeri tesislerde hastanelerde türbanlı hanımlar oluyor. Mesela geçenlerde de bir yere gitmiştik resmi bir yere. Baktım türbanlı bir kadın. Çocuk ama yine de biraz hafif bir eziklik de hissediliyor üstünde. Çok eziyorlardı. İlk defa özgür ve rahat oldular buna sevinmek lazım. Bunda rahatsız olacak bir şey yok. “Başı açık kadınları ezmelerini istemiyoruz.” Bu büyük bir tehlike tabii ama mesela AK Parti’nin şu atılımı içlerinde güzel bir düşünceyi barındırdıklarını gösteriyor. Mesela o hanım kızı önemli bir göreve getirmişler. Muhtemelen milletvekili de olacak. Çok fazla olsun AK Parti’de o. Tayyip Hoca’nın içinden geçenler bunlar ama sakallılar, çarşaflılar, başörtülüler çok ezildi zamanında, çok çok ezdiler o insanları. Onların rahatlığını görmek insana mutluluk veriyor. Tayyip Hoca o kafada bir insan değil. Başbakan da o kafada olan bir insan değil modern bir insan. Ben yanlış mı hatırlıyorum; basketçi kızlar mıydı böyle onlarla bir şeyler yapıyordu, onları destekliyordu falan. Dışa dönük bir insan.

AK Parti mesela 7 Haziran’da yenilgi aldığında ilk olarak “Ege’den neden oy alamıyoruz? Gençlere kadınlara daha çok değer vermeliyiz” diye karar almışlardı. Ama daha çok tabii muhafazakar kesimden oy aldıkları için. Biraz da herhalde seçmenini rahatlatmak için de olabilir kapalı hanımlara daha ağırlık veriyorlar. O geçmişin acısının biraz dengelenmesi için yapılan bir şey o aslında. Çünkü çok ızdırap verdiler başörtülü kızlara hatırlıyorsunuz. Çok acı çektirdiler. Her yerde hakaret ediyorlardı. Başlarını açmalar bilmem neler, ikna odaları şu bu falan. Yani o kötü günler geride kaldı imajını vermeye çalışıyor AK Parti.

Bin Ali Hoca’nın voleybol oynayan kızlarla resmi var mı bizde? Kısa şortlu kızlar falan, onlarla şakalaşıyor. Modern bir insan Bin Ali Hoca. Bak Bin Ali Hoca, helal olsun, güzel.

“Hocam, İngiliz derin devleti en son 19. yüzyılda çok etkiliydi. CIA olmasın o? ABD’den söz etmek istemiyor musunuz?” Amerika Birleşik Devletleri’ni kullanıyor, CIA’yı kullanıyor. CIA, İngiliz derin devletinin emrinde bir yapılanmadır. “19. yüzyılda etkiliydi” diyorsun, zaten konu bitiyor orada. Amerika’yı da 19. yüzyılda İngiltere kurdu ve bütün kurumlarına hakim oldu. Güneş batmayan imparatorluk deniyordu İngiltere’ye. Dünyanın her tarafında o istihbarat yapılanmasını kurdu ondan sonra çekildi, ama kolu-bacağı orada kaldı. Ve İngiliz derin devleti yaklaşık 300 yıllık geçmişi olan bir devlet yapılanmasıdır. Bütün dünyaya kök salmış bir yapılanmadır. CIA’nın elemanları gariban, yani çoğu Coni’lerden falan oluşan saftirik tipler. Nereye çeksen oraya gidiyorlar. Cin cin bakan tipler yani öyle bir özellikleri yok. Obama da garibandır, öyle bir kurt adam değildir Obama, gariban bir insan. Mesela şimdi Hillary’yi getiriyorlar, o da kendi halinde bir kadın. Ama asıl İngiliz derin devletidir bu işin başında olan, asıl yönlendiren onlardır. Mesela onu kazandırmak istiyorlarsa Amerikan kamuoyunu ona göre yönlendiriyorlar ve rahatça da kazandırıyorlar bir sorun çıkmıyor.

CHP öfkesi Müslüman’a yakışmaz, çok çirkin. Bizim eski kıdemli bir partimiz. Atatürk’ün kurduğu bir parti, taraftarları da kaliteli son derece temiz insanlar. Öfkeyle yaklaşmak çok yanlış. İkna ederek konuşarak meseleleri CHP’yle çok rahat halledebiliriz. Çünkü görgülü, kaliteli, lafını sözünü bilen makul insanlar. Yani böyle saldırgan, lafını sözünü bilmeyen, fikre, düşünceye kapalı insanlar değil. Onun için kırarak yıkarak netice almak isteyenler kendini kırar yıkar. Bu vatana en büyük kötülüğü yapmış olurlar. Çok yanlış.

“Selam Hocam.” Aleyküm Selam. “Ben sizin çok sıkı takipçinizim.”

Tayyip Hoca tabii, bizim Güneydoğu halkımız dindar olduğu için, Türkiye Müslüman dindar olduğu için “Ramazanda bu yapılır mı?” diye hatırlatıyor olabilir. O da biliyor onların Allahsız Kitapsız olduğunu ama yine de onların dinsiz olduğuna vicdansız olduğuna bir atıfta bulunuyor. Fakat PKK’yı tabii, komünist, Leninist, Darwinist yönüyle eleştirmeye yanaşmıyor hükümet. Büyük bir kitleyi karşısına almaktan çekiniyor, dünya çapında komünizmi karşısına almaktan çekiniyor. Onun için bambaşka bir üslup kullanıyorlar. Aslında bu mücadelenin kolay olacağını gösteren rapor sunabiliriz hükümete. Yani gözlerinde büyütüyorlar. Ben Darwinizm’i yerle bir etmeden önce bana da söylüyorlardı. Böyle şeylerle karşılaşıyordum. İşte sen bunları yenemezsin, edemezsin falan gayet de güzel yeniliyorlarmış. İnşaAllah.

“Ben Hatay’da askerlik yapıyorum. Yemekte dua ederken “Tanrı’mıza hamd olsun diyoruz” diyor. Ama Genel Kurmay Başkanı “Allah’a hamd olsun” dedi, her yerde bu düzeltilsin artık. “Tanrı’mıza hamd olsun” olmaz, Allah’a hamd olsun.

“Sizin sayenizde kedileri ben de sevebiliyorum artık, eskiden korkardım, hemen üstüme zıplayacak ya da tırmalayacak sanırdım, meğer çok tatlı varlıklarmış” diyor Buse Özyıldız. Tabii.

“Adnan Bey, Hz. İsa (a.s)’nın gelişi şu şekilde olabilir mi? Zamanda yolculuk ile kendi yaşadığı zamandan geleceğe yani şuana mı geldi? Gelişi zaman boyutuna bakıldığında nasıl olacak?” Bir saniye içerisinde Allah katına gider.  Bak diyor “Bir gün Allah katında bin yıl gibidir” diyor. Yahut “Sizin bin yılınız Allah katında bir gün gibidir.” Yani izafiyeti Kuran açıklıyor zaten. Yahut “sizin bir anınız göz açıp kapama anınız bütün bir hayat boyunca gibi de olur, bütün bir hayat boyunca yaşamanız bir andır” diyor. Yani zamanın olmadığını Kuran söylüyor özetle. Kuran’da Allah zamanın olmadığını çok kapsamlı anlatıyor.

“Adnan Bey, PKK işi neden bu kadar uzatılıyor? Birkaç milyon askerimizle kökünden kazınabilecekken bu tutukluk niye anlamıyorum.” Helin-Bursa. Helin, ben de söylüyorum yıllardan beri iki-üç dönem daha asker göreve çağrılsın, en az iki-üç milyon askerimiz olur. Esaslı bir yüklenme ile tamamen kökten kazıyalım dedik ama hükümet daha yavaş bir politika izlemeyi uygun görüyor. Hayırlısı.

“Suruç ilçesinde yeni açılan bir parka, canlı bomba olarak kendini patlatan kadın terörist Aylin Mirkan adı verildi” diyor. Onda bir yanlışlık vardır. Öyle bir şey olmaz.

“Mustafa Kemal Atatürk neden imam hatip lisesi açtırdı? Dosdoğru Kuran-ı Kerim öğrenelim diye. Tarikat, dergahlara gerek kalmadı.” Ama tarikatlar kalbe hitap eden yerlerdir. İmam hatipler ilim öğrenilen yerlerdir. Tarikatlar kalp ilmi, kalbe yönelmişlerdir.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Fransız Özel Kuvvetleri de Suriye’nin kuzeyine gelmişler. PKK ile birlikteler.

ADNAN OKTAR: Fransız Özel Kuvvetine bir şey dediğimiz yok da, PKK’nın orada barınmaması önemli. Bir de bu işler silahla, bombayla, tüfekle olmaz, fikirle olur. Boş yere uğraşıyorlar. Kendilerini orada helak ettirecekler. Halbuki akılla, irfanla, ilimle yaklaşsalar çok güzel netice alınır.

KARTAL GÖKTAN: Hayırlı sabahlar değerli izleyicilerimiz, Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza devam ediyoruz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Putin, Beyaz Rusya’yı ziyaret etti. Ziyaretinde Putin’i kapıda karşılayan Lukaşenko hal hatır sorarak “her şey yolunda mı?” dedi. Lukaşenko’ya yanıt veren Putin “Normal, ancak kuvvetim kalmadı, önceki gün sadece dört saat uyudum, dün ise beş saat, uykumu alamıyorum” deyince, Gazetelerde bu durum “Putin tükenmişlik sendromuna mı yakalandı?” şeklinde haber oldu. 

ADNAN OKTAR: Ne kötü bakış açıları var. Hep böyle “Ölüyor mu? Tükendi mi?” Söylüyor işte dört saat, beş saat, siz de dört-beş saat uyumazsanız, o gazeteci arkadaşlar için söylüyorum, uykusuz kalırsınız. Gereksiz. Samimi sohbette söylenilmiş samimi sözler onlar. Ama belli ki, üzüyorlar, sıkıyorlardır. Birçok sorumluluk üstünde olduğu için kolay mesele değil yani siyasetçiler, yöneticilerin daha özenli bir hayat yaşamaları, daha dinlenen bir hayat yaşamaları lazım. İşin acayibi de herkes de onlara yüklenmek, herkes suçlamak, ezmek istiyor. O garip bir ruh hali, neden olduğunu bilmiyorum. Her şeyin sorumlusu olarak onu göstermek. Mesela Tayyip Hoca’da da öyle, bütün Türkiye’deki aksilikleri ona bağlıyorlar. Kardeşim başbakan var, bakanlar var, müdürler var, genel müdürler var, ilgili memurlar var kim hata yapıyorsa git onun yakasına yapış, ne alaka?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rusya Başbakanı Dmitri Medvedev, önceki gün Kırım’da kendisinden para isteyen seksen yaşındaki emekli bir kadına “Şu anda ülkenin hiçbir yerinde para kalmadı, parayı bulduğumuz zaman bir çalışma gerçekleştirerek düzeltme yapacağız” şeklinde cevap verince bu konuşmalar ülke basınının gündemine oturdu.

ADNAN OKTAR: Canım makul bir konuşma ne var? Hakikaten ekonomik krize sürüklendi Rusya bu Suriye’deki operasyonundan sonra. Gereksiz bir sinirle ani girdiler, akıl almaz harcama yaptılar ve akıl almaz bir güç akışı oluşturdular. Rus ordusu yorgun düştü. Tamamen gereksiz ve on binlerce cana mal oldu bu. Neyi amaçlıyorlar, ne yapıyorlar belli değil? Şeytan adeta bu insanları parmağına taktı oynatıyor. Ruslar güzel insanlardır, sevgi insanlarıdır, nezaketli, hürmetli insanlardır. Bu acıyı yaşamalarının tek sebebi egoistlik, bencillik ve İngiliz derin devletinin onları bunun belanın içine sürüklemesi. Niye gittiklerini de bilmiyorlar, niye geldiklerini bilmiyorlar. Şu çekilen acıların bir anlamı da yok yani.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul ve Mardin saldırılarının ardından dün nitratlı gübre konusunda bir karar alındı. Terör örgütlerinin patlayıcı yapımında kullandığı nitratlı gübre satışı Tarım Bakanlığı tarafından durduruldu.

ADNAN OKTAR: Bakın hiç fark etmeyecek göreceksiniz. Nitratlı gübre Irak’ta, Suriye’de bütün devletlerde her yerde zibil gibi var ve asıl olan orada C4 ve TNT, bunlarla her türlü tahribatı yapacaklardır. Bir eksilme olmadığını göreceksiniz. Çözüm o değil, Darwinist-materyalist eğitimin durdurulmasıdır ve dikkatin açılmasıdır, personel sayısının arttırılması, güvenlik elamanlarının sayısının arttırılması. Olağanüstü bir dikkat, müthiş bir dikkat açıklığı gerekiyor.

“Adnan Hocam, ben maddenin aslını çok düşünüyordum. Bir keresinde namazdan sonra düşündüm, bayağı üç, dört saniye bir şey oldu bana” diyor. Ne olur? İşte maddenin olmadığını anlamışsındır en fazla. Bilindiği anlamda madde yok, gölge varlık olarak var, maddenin gerçeğini görmüşsündür. “Anlamadım bayağı korktum, ürperdim, dua ettim Allah’ım aklımı koru diye.” Aklına hiçbir şey olmaz.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Muhammed Ali’nin cenaze törenine katılmak üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan Amerika’ya gitmişti. Kentte kalacağı otele gelen Erdoğan, burada aralarında Ahıska Türklerinin de bulunduğu Türk vatandaşları tarafından sevgi gösterileriyle karşılandı. Karşılamadan ve cenaze töreninden bazı fotoğraflar var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Allah rahmet etsin ama biz Muhammed Ali’nin sporculuğunu takdir etmiyoruz. Muhammed Ali’nin Müslümanlığını takdir ediyoruz. Sporculuğu asla takdir edilecek bir olay değil boks. Bütün gücüyle birbirlerinin kafalarına vuruyorlar, onun sonucunda da zaten sakatlandı. Bayağı tehlikeli bir spor, ölmeden sağ kalıp devam etmesi inanılır gibi değil. Bunlar çok güçlü, kuvvetli adamlar, bütün gücüyle kafaya vuruyor. Normalde ölüm meydana gelir, komaya girer insan. Bir insanın kafasına vurmak ne demek? Açılıp, açılıp bütün gücüyle defalarca kafaya vurmak çok çok tehlikeli bir şey, hiç tavsiye etmem, takdir de etmem. Onun spor olmakla alakası yok. Spor güreştir, pehlivanlıktır. Türkiye’de de güreşe pek ehemmiyet verilmiyor, güreşi spor olmaktan çıkarttılar, bunu da herkes kabul etti. Pehlivanlık iyi bir spor, atletizm güzel, badi de güzel fakat anabolik kullanıyorlar yani ilaç kullanıyorlar, o zaman kendilerini sakatlıyorlar.

Cengiz Erçörekçi; “Birkaç gün önce “teröristleri ziyaret ettim” diyen birisi şehit cenazelerinde gözyaşı dökecek, bunu da aziz millet kabul edecek.” Kardeşim tamam orda bir hata yapabilir ama şehit cenazesine gelmek güzel bir şey. Namaz kılıyor, Müslümanlığını gösteriyor. Peki sen mesela farz edelim bir hata yaptın, hayırlı bir şey yapamayacak mısın ondan sonra? Güzel bir şey yapamayacak mısın? Böyle laf olur mu? Ne kadar mantıksız söz. Hatta bak Allah diyor ki; “İçkiliyken namaza yaklaşmayın.” Şimdi senin kafana göre içki içtiği için hiçbir şekilde namaza yaklaşamaz, ayıksa da yaklaşamaz çünkü daha önce içki içmiş oluyor. Ama Allah diyor ki; “Ne dediğini bilinceye kadar, şuuru iyice açılıncaya kadar beklesin ondan sonra namazını kılsın” diyor. İçkiyi yasaklıyor Kuran, Cenab-ı Allah yasaklıyor ama içki içeni Müslümanlıktan çıkarmıyor Allah. Sen hala, Kılıçdaroğlu orada tamam bir yanlışlık yapmış, şehit cenazesine gelmesinin ne mahsuru var? Gayet güzel, saygıyla karşıla. Namaz kılıyor, mümin, muttaki insan, daha ne istiyorsun? O konu halledilir, konuşulur, söylersin, ömrü boyunca bunu yapacak hali yok, bir kere yapmış. Bir de birisinin bir hatasını bulup şiddetle öfkelenmek, nefret için malzeme bulmak Türkiye’de biraz moda. Aman birinin bir hatasını bulsa da bas bas bağırsa, bir eksiğini görse ve nefret etse. Siyasetçiler için de bu bilim adamları için de böyle.  Mesela en değerli insan bile ufacık bir hatası olduğunda adamı cümleten gözden çıkarıyorlar, büyük bir kitle. Olabilir insanlık hali yapabilir. Senin hatan yok mu? Bu nasıl bir kafadır? Nasıl bir sevgisizliktir? O kadar yaygın ki, onun için gençler böyle diken üstünde oturuyorlar. Birbirlerini acayip kolay aforoz ediyorlar, bir anda. Mesela kız arkadaşı oluyor hemen ekarte ediyor. Yahut okuldan arkadaşı oluyor, çocuk mesela bir kere boş bulunuyor bir yalan söylüyor, bitti. Artık ne yüzüne bakıyor, ne konuşuyor, ne yanından geçiyor. Kardeşim bu nasıl bir öfkedir? Nasıl bir kindir? Nasıl bir nefrettir? İnsanlık hali, olabilir, mümin hata yapabilir, insan hata yapabilir. Tövbe eder, kardeşindir devam eder. Bu kadar cinnet geçirmenin alemi ne? Bu bir ahlak bozukluğu olarak bayağı yaygın, o yüzden muazzam nefret ediyorlar birbirlerinden birçok kişi. Siyasetçiler de mesela Tayyip Hoca’dan nefret eden milyonlar var. Kılıçdaroğlu’ndan nefret eden milyonlar var, bu korkunç bir şey. Ne kadar anormal bir kafa. Sayın Bahçeli’yi sevmeyen o kadar çok insan var ki. Halbuki hepsi de ayrı ayrı çok değerli insanlar, çok kıymetli insanlar. Kuran’ın ruhunda da bunu görüyoruz, hadislerde de var mesela Müslim hadisinde var. Resulullah (s.a.v.) diyor ki: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Anlaşın, ihtilafa düşmeyin. İnsanlara halim davranın, şiddet göstermeyin.” İslam’ın güzel bir özeti.  Bak, “Kolaylaştırın zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin.  Anlaşın, ihtilafa düşmeyin. İnsanlara halim davranın, Şiddet göstermeyin.”  İslam’ın özü işte.

Mehmet Şevket Eygi Hocam, çok şeker o. Mehmet Şevket Eygi Hocam hiç büyük otellerde, lüks otellerde yemeğe gelmiyor, çok şiddetli karşı. Ama ben çağırdığımda geliyor. Acayip tatlı. Allah sağlık sıhhat versin. Çok mütevazi insandır. Kimseye ihtiyacını söylemez. Zorda kalsa da söylemez. Tek başına öyle yaşıyor mübarek. Koyu Sünni’dir, ehlisünnet inancından asla taviz vermez. Güzel, Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar olabilir.

“Türkiye, Ortadoğu İslam dünyası, Türk dünyası, Balkan ülke ve devletleriyle federatif veya konfedarif bir birliğin kurulmasına öncülük etmelidir.” Yani İslam Birliği olsun diyor, İttihad-ı İslam olsun.  “Türkiye ile birleşmesi mümkün görünmeyen devletler listesinin başında Ermenistan ve Yunanistan gelir. Yıllar önce yazmıştım. Bugün de kurulabilir diyorum” diyor.  Ermenistan’la ne alaka birleşelim diyorlardı. Sözü geçen önemli bir insan, “birleşelim” diyor. “Yunanistan’la niye birleşelim?” diyor. Birleşelim. Yunanistan candır, Yunanlılar candır, tertemiz insanlar. Mahvoldular. Avrupa’nın adeta genel evi haline getirdiler Yunanistan’ın büyük bir bölümünü. Kurtaralım. Ermenistan; gariplerim orada küçük bir devletin, küçük bir toprak içerisinde yaşamanın sıkıntısı içindeler. Her yere kapalı, soğuk bir ülke. Binalar eski, hayat durgun, zorlu bir hayat var. Türkiye ile kapıları açsak cennet gibi olur onlar için dünya. Son derece rahat ederler. Zaten geliyorlar burada çalışmaya. Yok, Ermeni deyince illa “asalım keselim, görüşmeyelim, küfredelim” falan kafası var. Çok çok yanlış. Merhametsizlik ve şefkatsizlik çok çok yanlış.

Mehmet Şevket Eygi Hocamız bak ne güzel diyor; “Ermenistan’ı ele alalım” diyor. Mehmet Şevket Hoca. “Bağımsız Ermenistan devleti kalacak ve olacaktır.” Güzel, doğru. Bak, aynı dediğim gibi.  Kendi sınırları olacaktır” diye yazıp devam ederken, benim yıllardan beri anlattığım Türk İslam Birliği’nin nasıl olması gerektiğinin hemen hemen aynısını yazmış.

“Hoca, bırak Darwin’i falan, insan huzuru nasıl bulur? İç huzurum yok hiç.” Cabbar. Darwin’i bırak diyorsun. İşte Darwin seni bırakmıyor o zaman. Ve hakikaten üslubundan acı çektiğin anlaşılıyor. Darwin’i bırak olur mu? Sen önce Darwin’i bırakacaksın. Darwin’i ben bırakmayayım, Darwin’i ben ilimle irfanla ezim ezeyim. Ezeyim ki seni kurtarayım.

“Canım sevdiğim, Allah aşkıyla baktığım, güzel gözlüm, bir tanem seni çok seviyorum. Allah’ım senin yanında yaşatsın sonsuza kadar” diyor bir hanım kardeşimiz. 

Ermenistan’la sınırı kaldıracak yine Hz. Mehdi (a.s)’dır. Allah ona nasip edecek. Olmuyor. O kadar uğraştık, anlattık. Ahmet Davutoğlu Hoca’yı da anlata anlata bayağı ikna etmiştik, hükümet ikna oldu. Her şey tamamdı. Bir derin devlet müdahalesi oldu. İngiliz derin devleti dört koldan olayın içine girdi, darmadağın oldu mesele. Ama Hz. Mehdi (a.s)’ı beklediği için Allah darmadağın etti. Yoksa yine olacak, yine olacak.

Tayyip Hocam iyi bir insan, samimi bir insan.  Mesela bak, Kabe’den Kabe örtüsü götürttürmüş Muhammed Ali’nin tabutunun üstüne koymak için. Biz sonra koyarız demişler kabalık yapmışlar. Diyanet İşleri Başkanı’nı özel götürdü, Kuran-ı Kerim kıratı güzeldir Diyanet İşleri Başkanı’nın. Onu geri çevirmişler. Çok müthiş münasebetsizlik bunlar. Koskoca Türkiye’nin Diyanet işleri Başkanı ta oraya geliyor. Yani bu nezaketsizlik kabalık çok çirkin. Bir tersliktir gitmiş. Kabe örtüsü daha ne istiyorsun? İşte ne güzel, nezaket göstermiş. Sevgi için, saygısından, hürmeten o güzelliği yapmış. Sen onu takdir etmen gerekirken engel olmuşsun. Çok ayıp, kim yaptıysa.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim, devam edeceğiz.

KARTAL GÖKTAN: Kısa videolarla devam ediyor yayınımız.      

VTR: Dünyayı Ancak Sevgi Kurtarır   

Masaüstü Görünümü