Harun Yahya

Sohbetler (11 Haziran 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ERDEM ERTÜZÜN: Hayırlı akşamlar sayın izleyenlerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Sayın Hocam hoş gediniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

İftar ne kadar kalabalıkmış aman Allah’ım, maşaAllah. Sevenlerimiz iftar yaptılar ben oraya gittim. Tanışma yapalım dedik Allah’ım bitmiyor bitmiyor, maşaAllah. Çok çok uzun süre görüşmeler olduğu halde bir türlü bitmedi. Her yer doluydu maşaAllah yer gök.

SEMİH MERİÇ: Size olan sevgileri çok fazla Hocam, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok kaliteli güzel insanlar, maşaAllah, çok değerli insanlar. Muazzam kalabalık vardı.

EREL AKSOY: Bir kısmı sizinle görüşememiş selamları vardı Hocam.

ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam. Uzaktan görmek yakından görmek yeterli. Görüşmeden kastımız o. 800 kişinin üstündeydi bayağı kalabalıktı, maşaAllah. 

“Müslümanlar birbirlerini niye öldürüyor?” diyor. Özer İzmirli. Müslümanların birbirini öldürmesi Allah’tan bir bela. Şirk içinde olduğu için Müslüman alemi Allah birbirine musallat ediyor. Ayette diyor “kiminizi kiminize kırdırma” diyor ayette var. Allah’ı severse insanlar, Allah’tan korkarsa kimse kimseyi öldürmez. Allah’tan korkmayınca o onu öldürüyor, o onu öldürüyor. Allah sevgisi olması lazım. Allah sevgisinden kaynaklanan insan sevgisi olması lazım. Yani öldürülmeleri için hiçbir neden yok. Şii olmak bir güzelliktir, Sünni olmak da bir güzellik, Vahabi olmak da bir güzellik çok takva insanlar her üçü de. Ama ahir zaman olduğu için imtihan ortamı olduğu için Allah felaketi de insanlara göstererek lakaytlıklarını kırmaya yönelik bir yaratışta bulunuyor. Çünkü insanlar ancak felaketle açılıyorlar. Büyük olaylarla açılıyorlar. Büyük olaylar olmadan büyük değişmeler olmuyor. Uyuşuyor insanlar donuyorlar, Allah’tan uzaklaşıyorlar sadece yaşamaya gayret ediyorlar. İşte evlenmek, iyi bir iş sahibi olmak, işine gücüne bakmak. Allah “Ben bunun için yaratmadım sizi” diyor “Ben sizi Bana kul olmanız için yarattım” diyor. “Eğer oyun eğlence dilemiş olsaydık mükemmelini yapardım” diyor Allah. Dolayısıyla Allah Kendine dikkat çekmek için kainatın yaratılışından itibaren sürekli olaylar yaratıyor. Şimdi yine Kendisi’ne dikkat çekmek istiyor. 1. Dünya Harbi’nde de, 2. Dünya Harbi’nde de Kendine dikkat çekmek istedi. Çok az insan Allah’ın üzerine teksif olabiliyor. Öyle olduğunda da Allah helaket meydana getiriyor, felaket meydana getiriyor, ekonomik kriz meydana getiriyor. Yoksa bayağı rahat huzurlu yaşar insanlar.

Bir sevgi etiketi yapalım “Sevgi bağışlayıcıdır” diyelim. Değil mi? Çünkü bağışlanma olmazsa, affetme olmazsa sevgi olmaz.

Hayret edecek şekilde insanlar Allah’tan uzaklar. Baktığınızda görüyorsunuz kendi aleminde, keyfinde, zevkinde, münafıklığa müthiş bir eğilim gösteriyorlar. Normal vicdanda bir insan böyle Müslümanlar ezilirken, ızdırap çekerken lakayt olması mümkün değil. Ama lakayt oluyor, o zaman Allah intikam alıyor.

İftardan resimler var birkaç tane göstersene onları. MaşaAllah, üst kat da çok doluydu. Alt kat da böyle çok doluydu, MaşaAllah. Hepsi de çok değerli insanlar. Genç kızlar, delikanlılar, çocuklar, yaşlılar, yaşlı amcalar, çarşaflı anneler, dekolte giyinmiş hanımlar herkes vardı, maşaAllah.

Düşünüyorum, şimdi biz gökyüzünde bir küre tarzında topraktan taştan oluşmuş üstünde sular olan bir cismin üzerindeyiz, dünyanın üzerinde. İçi de magma dolu ve ateş dolu, elma kabuğu gibi incecik altı fokur fokur magma. Elma kabuğu kadar ince altı doğrudan magma bunun üstündeyiz. Allah meyveler, sebzeler yaratmış, yiyecekler, insanlar, kuşlar, hayvanlar, çocuklar, birbirinden güzel insanlar dünyanın her tarafında yaratmış. Adamı ilgilendirmiyor. Allah’ın verdiği nimetler ilgilendirmiyor. Renkli olarak dünyayı görüyor, dışarıda ışık yok kendi renkli görüyor, ışıklı görüyor bu da ilgilendirmiyor. Dışarıda ses yok sesi bir tek kendi duyuyor o da ilgilendirmiyor. Beyninin içinde Allah bir dünya yaratıyor o da ilgilendirmiyor. Küfür Müslümanları mahvediyor eziyor, müşrikler Müslümanları mahvediyor o da ilgilendirmiyor. O zaman bu tabii Allah’ın zoruna gider. O zaman intikam alıyor. Yani zaten “intikam alacağım” diyor Kuran’da “göreceksiniz” diyor ve intikamını da alıyor. Konu bu. Eğer Allah’a kul olunsa, Allah’ı çok sevse insanlar dünyada anarşi katiyen olmaz. Akıl almaz zenginlik olur huzur içinde yaşarlar, hiçbir şey de olmaz. Tabii ki Allah imtihan eder ama böyle felaketler olmaz.

En’am Sure 65’te, şeytandan Allah’a sığınırım: “De ki: 'O, (Allah) size üstünüzden ya da ayaklarınızın altından azab göndermeye…” kadirdir. Üstten nedir? Uçaktan bombalama oluyor. Ayaklarının altından nasıl oluyor? Yere bomba isabet ediyor ayağının altına yahut mayın oluyor patlıyor veyahut işte bir felaket oluyor. “..veya sizi parça parça birbirinize kırdırıp..” Onu ona kırdırıyor, Şii’yi Sünni’ye, Sünni’yi Şii’ye. PKK da terör örgütleri de aynı şekilde “kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya güç yetirendir'” diyor. Asker-polis de onlara karşı tabii şiddet uyguluyor. “Bak, iyice kavrayıp-anlamaları için ayetleri nasıl çeşitli biçimlerde açıklıyoruz?” diyor Allah. Demek ki her olay, her facia, her kan akmasını Allah yaratıyor. Ama bunu özel yaptığını söylüyor Allah, kasten yaptığını söylüyor. Bu bir zamana kadar böyle devam edecek. Allah’ın istediği bizi imtihan etmek, Kendisi’ni sevdirmek, Kendisi’ne dikkat çekmek. Hz. Mehdi (a.s)’ı çıkartmasının sebebi de o. Allah sevilmek istiyor. Hz. Mehdi (a.s) sevgi insanıdır. Onu ortaya çıkartmak için dünyayı kan gölüne çeviriyor Allah bak, sırf Hz. Mehdi (a.s)’ı çıkartmak için. Yüz binlerce insan öldürülüyor Allah tarafından sırf Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru için. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı indiriyor Allah, başka boyuta alıyor önce. Ahir zamanda indireceğini bilerek alıyor Allah. 2000 yıl önce alıyor sonra geri indiriyor. 2000 yıl sonra geri indiriyor Hz. İsa Mesih (a.s)’ı. Hz. Mehdi (a.s)’a yardımcı kılıyor. Ama insanların da ruhu duymuyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s) insanların içinde geziyor. “Çarşılarda pazarlarda gezecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “O sizi görecek ama siz onu göremeyeceksiniz” diyor. Bak “çarşılarınızda pazarlarınızda gezecek” diyor Hz. Mehdi (a.s), “o sizi görecek ama siz onu göremeyeceksiniz tanıyamayacaksınız” diyor. Şimdi öyle bir devirdeyiz. Ve hiç fark ettirmeden yapıyor Allah. Mesela münafıkları eziyor fark ettirmeden yapıyor. Küfrü eziyor fark ettirmeden yapıyor. Müşrikleri eziyor fark ettirmeden yapıyor kimse farkında değil. Doğal olaylar oluyor zannediyorlar herkes. Yani sıradan olaylar oluyor zannediyorlar. Değil.

İman edenlere çok baskı uygulandı bizim çocukluğumuzda falan çok yoğundu. Namaz kılanla alay ederlerdi. Alay ettiğinden değil de şöyle; mesela sınıfta bir çocuk namaz kılıyor, hayran oluyorlardı çok hoşlarına gidiyordu ama herkes birbirini anormal zannettiği için veyahut alaycı zannettiği için veyahut alay etmezse küçük düşeceğini düşündüğü için o çocukla alay ederlerdi. Çünkü alay etmezse saygı duyarsa itibarının gideceğini düşünürlerdi, değil mi biliyorsunuz. Herkes hayran olurdu. Ben lisedeyken falan bilirim böyle hayran olurlardı. Namaz kılanları gördüklerinde ama alay etme arzusu çok şiddetli olurdu kızlarda da erkeklerde de. Ama özünde yalnız konuşulduğunda çok beğendikleri çok takdir ettikleri hemen anlaşılırdı. Onun için, mesela ateist gençler oluyor dinsiz olduğunu söyleyen genç kızlar oluyor, bence o dindar diye kendilerini tanıtan kişilerden daha dindar oluyor onlar. Yani içte özde daha dindar oluyorlar. Sürekli çünkü Allah’ı düşünüyorlar. Meseleleri çözmeye çalışıyorlar kafalarına gelen şeytani meseleleri. Bayağı inanıyorlar. Onun için ateist dinsiz diye görüp dışlamak yanlış insanları. En şiddetli karşıt gibi görünen bile biraz konuşulduğunda bayağı dindar olduğu anlaşılıyor. Ama biz tabii Türkiye’de de dünyada da Darwinizm’i yıkmakla insanların kalbindeki o amansız tereddüdü kırdık. Şimdi nasıl oluyor; adam internette geziniyor bakıyor “evrim geçersiz” diye İngilizce bir yazı, iki satır üç satır okuyor bitiyor.

SERKAN AK: Hepsini okumasına bile gerek olmuyor.

ADNAN OKTAR: Hiç gerek yok. Bakıyor resimler de var, fosil resimleri falan var. O diyor ki “evrim geçersiz” diyor o kadar. Arkadaşı duyuyor onu “Akıllı bir arkadaşım var, o dedi evrim geçersizmiş” diyor. Halk öyle çok detaylı bilgiye ihtiyaç duymaz. Zaten evrime inananlar da öyle oluyorlardı eskiden. Mesela bir dergide evrimle ilgili bir yazı okuyor, mesela atın evrimi sıralamasını görüyor aklı gidiyor. “At alenen böyle gelişmiş baksana” diyor. Üç beş kafatası görüyor “bak adamlar ispatlamış” diyor “bir iki üç dört bitti” diyor. Biz de dedik ki “bu kafatasları sahte oyun oynadılar size” dedik. Adamlar tam tersine döndü. Zincirleme, kimden duyduğunu bile hatırlamıyordur o. O ondan duyuyor o ondan duyuyor. Bütün dünyada şu an evrimden şüphe zaten hakim ama inanmayanların sayısı da çığ gibi artıyor. Mesela Fransa kalesi. Ben, en şiddetli evrimin hakim olduğu yerden başlamıştım. Fransa’dan başladım. Allah razı olsun o zaman imkan vardı, tır hesabıyla gitti Fransa’ya tırla. Dağıtım iki gün falan sürdü. Önce yerleştirdiler Fransa’ya sonra aniden dağıttılar. Bekle bekle çıt yok Fransa’dan. Alanlar da teşekkür ediyordu kitabı alanlar. “Evrimle ilgili nefis bir kitap” diyor yani evrim teorisini anlatan. Farkına da varmıyorlar orada fosiller olduğu için. İçine bakıyor falan tekrar tekrar teşekkür ediyor. Üçüncü gün ben böyle feryat görmedim, göklere çıkıyordu feryat. Diyor ki “Fransız tarihinin” diyor “gelmiş geçmiş en büyük felaketi” diyor, gazete başlık atmış. “Böyle bir felaket görülmedi, gökten felaket yağıyor” diyor “atom bombası etkisi” diyor. Gazete başlıkları bunlar, maşaAllah.

TARKAN YAVAŞ: Gazeteciler gelmişti hemen Fransa’dan.

ADNAN OKTAR: Evet, Fransa’dan, nefes almadan aynı soruyu soruyor cevap veriyorum sinirleri bozulmuş. Ben sakin sakin kuruyemiş falan yiyorum yatta geziyoruz. Allahualem eli ayağı boşalmış sinirleri boşalmış durup durup aynı soruyu soruyor. Cevaplıyorum gayet sakin. Yani yol boyunca en az on kere aynı soruyu sordu. Kelimeleri değiştiriyor cümleyi değiştiriyor bir daha soruyor, yine cevabını veriyorum sakin sakin. Yani çektikleri ızdırabı tarif edemem. Bir tane iki tane değil bütün gazeteciler gelmişti o devirde. Gayet sakin. Dedim ki “evrimi ispat eden bir tane delil getirin size 10 trilyon vereceğim” dedim. Zınk diye kaldılar. Mesela o devre kadar düşünmemiş. Halbuki şak diye “delil olmaz olur mu al sana delil” demesi lazım. Sen evrimi bütün ömrün boyunca savunuyorsan muazzam delillerin olması lazım. Bir de baktık ki bir facia var. O facia ne? Hiç delili yokmuş. İlk defa onu söyleyince anladılar. “10 trilyon vereceğim” dedim. O rahatlığımdan da anladılar ayrıca yani mümkün olmadığını. Hakikaten araştırıyor araştırıyor yok, hiçbir yerde delil yok. “Ama evrimi ispat eden ben size 600 milyon delil vereceğim” dedim. Gıkını çıkaramadılar yabancı gazeteciler.

İftarda balkondan çekilmiş resimler de var onlardan var mı? Balkon da öyle çaka çaka doluydu. O da sadece iftara icabet edebilenler. Asıl gelmek isteyenler bunun kat kat fazlası.

BÜLENT SEZGİN: Almanya’nın en önemli dergilerinden Stern’de 2007’de bir haber çıktı “Gök gürültüsü gibi patlayan bir kitap, bakar bakmaz anlaşılıyor. Bu kitap bambaşka.”

ADNAN OKTAR: Yani, maşaAllah.

Böyle imani çalışma yapıldığında insanlar o imanın nereden geldiğini anlamıyorlar sebep olarak. Ama bütün insanlar imanlı mesela hiçbir üniversite öğrencisi, lise öğrencileri cin gibiler, hiçbiri evrime inanmıyor. Neden kaynaklandığını sorsan bilmez de. Bizden kaynaklandığını bilmez. Ama biraz onu incelediğinde izi takip ettiğinde bize dayandığı anlaşılıyor olayın. Hemen anlaşılıyor.

3. Havalimanına “Recep Tayyip Erdoğan Havalimanı” denecekmiş. Olur, Tayip Hocam’a yakışır. Çok emeği geçti, değil mi? Hiçbir yerde ismi yok, bir yerde olsun ismi olması lazım. Süleyman Demirel’in var, herkesin var, Turgut Özal’ın var Tayyip Hoca’nın da olması lazım.

Mesela bak, “Sosyalizmin Alfabesi” kitabını okumuş Öcalan. “Muhammed kaybetti” demiş haşa “Marks kazandı” kitabı okuyunca. Psikolojik olarak etkileniyor. Ama mesela Yaratılış Atlası eline geçiyor, bir anda “elhamdülillah Müslümanım” diyor. Yani emin kesin bilgi, samimi anlatım meseleyi tamamen değiştirir.

“Bu hükümetin iktidara gelmesinin sebebi Adnan Oktar ve arkadaşlarının Anadolu’da yaptığı çalışmadır” dedi. “Felsefi zemin hazırladılar onlar da iktidar oldu” dedi. Doğru söylüyor.

1939 yılında Sen Luis isimli bir gemi, Avrupa soykırımından kaçan binlerce Musevi çocuğu bu gemiye koydular Museviler kurtulsun çocukları diye. Önce çocuklar kurtulsun diye. Bu Musevi çocuklarla dolu gemi Amerika’ya vardı 1939’da. Amerika bu çocukları almadı, geri Avrupa’ya gönderdi Nazilerin eline teslim ettiler. Çocukların hepsi katledildi şehit edildi. Mazlum ufacık küçük çocuklar yani masum çocuk.

Vietnam Savaşı sırasında anne-babalarını çocukların öldürdüler, çocuklar yetim kaldılar. O çocukları Amerika Birleşik Devletleri’ne kutuların içine koyup 1975’te taşıdılar çocukları. Göstersene. Görüyor musun köfte gibi doldurmuşlar. Sonra bu çocukları Ebu Garip Hapishanesi’nde işkenceci olarak kullandılar. Bak felakete bak. Annesini babasını öldürüyor, sonra bu çocukları asker yaptılar işkenceci olarak Irak’ta Müslümanlara işkencede kullandılar. Şu kepazeliğe bak.

Mesela Bediüzzaman Hazretleri, -iman zafiyeti müthişti Türkiye’de- Nurcular dediler ki “Bediüzzaman Kuran’ın sırlarını açıklıyor Allah’ın varlığını ispat ediyor ama çok net ispat ediyor” dediler. Bu kulaktan kulağa yayıldı ve bir iman direnci meydana geldi Türkiye’de. Ortada somut bilgi olarak Risale-i Nur var. Ama onların çok şey bildiğini düşünerek insanlar çok derin iman ettiler. Yani samimi iman ettiler. Ben lisedeydim Kurtuluş Lisesi’nde bir arkadaşım geldi “Allah yok” diyorlardı, böyle kendi aralarında konuşuyorlardı. Ondan sonra, Allah’ın varlığı çok açık gerçektir söyledim. O çocuk da dedi ki “Bediüzzaman Said Nursi’nin kitapları var” dedi “orada Allah ispat ediliyor” dedi. Çocuklar dondu kaldı. Bak “ispat ediliyor” dedi o kadar. Çünkü öyle hiç kitap yok, eser yok yani acayip etkilenmişlerdi herkes. Mesela o bir şahsı manevi oluşturuyor, ondan ona, ondan ona yayılıyor. Nurcuların bir de samimiyeti çok etkiledi insanları. Çünkü hapse düşüyor vazgeçmiyor, dövülüyor sövülüyor vazgeçmiyor. Bediüzzaman gibi bir insan hapishanede eksi 20 derecede duruyor vazgeçmiyor oradan da çok etkilendi insanlar. Normalde sol Türkiye’de çok rahat hakim olması gerekirken sol ezildi Türkiye’de. Ama bizim çıkışımızdan sonra sol diye bir şey kalmadı. Zaten kendileri söylüyor solcular “sol bitti” dediler. Ama bütün Avrupa’da da bitti aynı anda sol diye bir şey kalmadı. Gerçek anlamda sol vardı eskiden, felsefesiyle, ideolojisiyle etkili olan bir sol vardı. Bizim kitaplardan sonra, Yaratılış Atlası’ndan sonra ve diğer evrimi çürüten yok eden kitaplardan sonra Avrupa’nın hiçbir yerinde gerçek sol parti kalmadı. Yok şu an. Rusya’da da yok hiçbir yerde yok.

Böyle şeyler çok etkiler insanları.

SERKAN AK: Hocam, sizin senelerdir mücadeleniz samimiyetiniz sadece kitabın ismi bile yetiyor. “Evrim Aldatmacası” deyince sizin olduğunuzu herkes anlıyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. “Evrim Aldatmacası” bitti. Koca kitap, adam okumaz onu.

SERKAN AK: 10 milyondan fazla ücretsiz dağıtıldı, her eve girdi, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Okumaz. Çünkü iki sayfa üç sayfa bakar bitti. “Evrim yok” diyor. Çünkü çok kapsamlı anlatılmış, bu kadar kapsamlı anlatıldığına göre yazan adam okka gibi cevabı oturtturmuş demektir. Çünkü böyle bir kitap eğer gerçekten delil yoksa yazılamaz. Adam orada enerjiyi nereden bulsun, o açıklamayı nereden bulsun? İçi de çaka çaka resimlerle dolu, “demek ki konu bitmiş” diyor adam.

ERDEM ERTÜZÜN: Bediüzzaman Hazretleri “Biz küfrün belini kırdık, Hz. Mehdi (a.s) da materyalizm ve Darwinizmi darmadağın edecek” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

“İftara gelemedik” hayır vardır “dört kardeşiz, seni çok seviyoruz” diyor Rukiye Yüksel.

Mesela “Darwin’i yıkan kafatasları” diyoruz kitap. Adam bunu duydu mu biter. Sen oraya nasıl yalan resim koyasın? Nasıl yapacaksın? Mesela “Evrimciler Neleri Düşünmezler?” diye kitap var. Adam onu gördü mü biter psikolojik olarak konuyu bitiriyor zaten. Mesela “DNA Evrimi Yalanlıyor” diye kitap var, adam kendine güvenmese o kitabı yazar mı? O kafataslarının sahte olduğuna inanmasa o resimleri koyabilir mi? Büyük bir oyuna geldiğini hemen anlıyor. Mesela gazetelerde haber çıkıyor biliyorsunuz bazen şok haber, ufacık internet sitesinde bir yerde “yalanmış bu” diyor “yalan habermiş” diyor bütün Türkiye’de konu bitiyor. Küçük bir internet sitesindeki yazı hepsini bitiriyor. Yüzlerce büyük internet sitesinde çıkan yazıyı o bitiriyor. Zincirleme bilgi dağılıyor.

ERDEM ERTÜZÜN: “50 Maddede Evrim Teorisinin Çöküşü” eseriniz var Adnan Bey. Rakamlar da çok etkili oluyor.

ADNAN OKTAR: Bunu okuyan adam ne düşünür? Oraya boş bilgi koyabilir misin sen? Emin olmasan koyabilir misin? Yaratılış Atlası, kardeşim bir sayfa iki sayfa olur, 700-800 sayfa 900 sayfa, 900 sayfa yalan söylenir mi, yanlış söylenir mi? Fotoğraflar, fotoğraf yalan olur mu? 4 cilt. Yüzlerce fotoğraf var, fotoğraf yalan olur mu? Koymuşsun cayır cayır, birde üç boyutlu görüntü var neredeyse. Bayağı net. Demek ki net.

GÖKALP BARLAN: “On trilyon vereceğim” diyorsunuz.

ADNAN OKTAR: On trilyon vereceğim diyorum. Sırf onu duymak bile bitirir.

Birinci Dünya Savaşı’nda Fas ve Tunus gibi ülkelere sığınmıştı Avrupalılar, bu Nazi zulmünden kurtulmak için. Onun resmi var göstersene. Böyle gemilerle Fas ve Tunus’a sığınıyorlardı. Ama Fas ve Tunus onları kabul ediyordu. Böyle Suriyelilere yapıldığı gibi ezme, aşağılama, hakaret falan olmuyordu. Rahat rahat gidebiliyorlardı.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Kılıçdaroğlu, PKK’ya destek verdiği yönündeki eleştirilere cevaben şunları söyledi Adnan Bey. “Ben oturduğum koltuğun ne kadar önemli olduğunu biliyorum. O koltukta oturan genel başkanlar bölücülere asla prim vermedi. Bütün genel başkanlar ülkenin birliği ve bütünlüğü için mücadele ettiler. Aynı şekilde ülkenin birliği ve bütünlüğü için mücadele edeceğim. Bu bizim kaderimiz olmanın ötesinde bu bizim bu millete namus borcumuzdur.”

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. Bayağı fasih, açık, sarih açıklama. Değerli bir insan Kılıçdaroğlu. Oturup onun bölücülere destek olacağını zannetmek çok yakışıksız. Kalıp gibi cevap, mükemmel.

“Fosiller ‘Biz Evrim Geçirmedik’ diyor” diye kitabım var. Adam o kitabı okuduğu için ne yapsın? Daha kapağını okusa biter.

Sedat Akar; “İftar daveti dediklerine bakma sen, özel iftar daveti bunlar. Öyle halkın içinden sıradan kişileri almazlar.” Ne alakası var? Göstersene resimleri. Hep halktan insanlar. Halktan insanlar, orta halli insanlar. Çok fakir de vardır içinde, orta halli de var. Zengin de vardır ayrı mesele de fakat orada bir iman kardeşliği var. Bir dava kardeşliği var. Dolayısıyla o ön yargı yanlış. Bingöl’den, Diyarbakır’dan, Mardin’den her yerden geldi kardeşlerimiz. Urfa’dan, Siirt’ten, Bolu’dan, Bursa’dan, Ankara’dan.

EREL AKSOY: Avrupa’dan da var. Fransa, İsviçre.

ADNAN OKTAR: Evet, Avrupa’dan çok fazla gelen vardı. Başörtülü baş örtüsüz, dekolte, çarşaflı, çarşafsız. Çok çok fazla kalabalıktı. Üst kat da doluydu. Baktım ben, bitecek gibi değil misafirler, artık yarıda kestim en sonunda. Çok kalabalık gruplar halinde görüştüğüm halde bitmedi. Sırf hoş geldiniz demeye bile imkan olmuyor. Çok çok kalabalık.

BÜLENT SEZGİN: Bir resim var gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Hep halktan insanlar. Çocuklar var, herkes var. Başörtülü anneler var, başı açık anneler var.

Xyz. Benim arkadaşlarım namazlarına çok titizdirler, beş vakit namazlarına. Ve titizlik şöyle; tek bir namaz kaçmıyor. Yani sabah namazına kalkmayan hiçbir kimse yoktur bizde, arkadaş grubumuzda, hiç, yıllardan beri. Olmaz mı, insanlık hali oluyor insanda, benim arkadaşlarımda olmaz. Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı, teravih hepsi. 

Şu leylekler var ya beyaz leylekler. Çok şeker, onların ufak çocukları oluyor köfte gibi annelerini bekliyor. Yazın onlar sıcaktan rahatsız olmasın diye yazık bütün güçleri ile kanatlarını açıyorlar, saatlerce o güneşin alnında o çocuklara güneş gelmesin diye bekliyorlar. Hayret edecek şey. Kendi tepesine güneş geçiyor onun için önemli olmuyor, çocuklara gelmesin diye saatlerce bekliyor. Sonra da gidiyor, oradan buradan yosun parçaları falan buluyor, onu suya batırıyor. Suyu emecek şeyler buluyor. Mesela sünger parçası gibi yahut bez gibi ona benzer parçalar buluyor. Hiç bulamazsa yosun buluyor. Götürüyor onu suda ıslatıyor, getiriyor yavruların tepesine gagasıyla basıyor, su şarıl şarıl tepelerinden akıyor çocukların, hepsi duş yapıyorlar. Böyle şeker bir hayvan. Yani çok fedakar.

BÜLENT SEZGİN: İftara gelenlerin birkaç fotoğrafı daha vardı.

ADNAN OKTAR: Evet bak, maşaAllah. Otobüslerle, minibüslerle gelmişler her yerden, maşaAllah. Çoğu kapalı, çoğu açık.

Ahtapotları da aklım almıyor. Kardeşim saniyesinde nereye gitseler hemen renk değiştiriyorlar. Ahtapotun gözü görmüyor yani renk körü, ayırt edemiyor renkleri ama nereye gitse o rengin halini alıyor. Yeşilse, yeşilin halini alıyor, maviyse mavinin halini alıyor anında, gelir gelmez. Rengi tespit edecek durumu yok.

Stalin, Darwin’in “Türleri Kökeni”ni okuduğunda imanını kaybettiğini söylüyor. Stalin, bak Türlerin Kökeni kitabı. Bir kere bakmış, okumuş, hemen imanını kaybetmiş. Şimdi bizim kitapları görmüş olsa bambaşka olurlar. Öcalan’a da biz Yaratılış Atlası’nı gönderdik, ağabeyine falan da verdik. Gençler bizim kitaplarımızı ne zaman okusalar, az bir şey bile okumuş olsalar hemen evrimin olmayacağına samimi inanıyorlar, hemen.

İslam Birliği Teşkilatı toplantısı yapılıyor. Konu Filistin, Filistin temsilcisi uyuyor. Televizyonda gösterdi, hayret edilecek şey. Tayyip Hoca da ne yapsın işte onları eleştiriyor “Canlanın, biraz ruhaniyet alın” diyor. Ama Mehdiyet’in dışında bir çözüm olmadığını Allah gösteriyor. Binalar tamam, yemekler tamam, oteller tamam ama ruh yok, mana yok.

“Mehdi’nin hakkı gasp edilecek ve inkar edilecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Hakkı gasp edilecek ve inkar edilecek. Mazlum imam, masum imam, gaybetin sahibi Mehdi,” diyor “insanların arasında dolaşır, pazarlarda gezer, insanların bastığı yerlerden geçer ama onlar Mehdi’yi tanımazlar ama Mehdi onları tanır” diyor. “Tıpkı Hz. Yusuf (a.s)’da olduğu gibi” diyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Kılıçdaroğlu’nun Ahmet Hakan’ın programında, terör örgütü mensuplarını hapishanede ziyaret ettikleri ile ilgili açıklamasının ardından, Melih Gökçek Twitter hesabında “Ahmet sana teşekkür ediyorum. Kılıçdaroğlu’nun teröristleri ziyaret ettiğini itiraf ettirdin” deyip, ardından da Sayın Kılıçdaroğlu’na hakaretamiz bir ifadede bulunmuştu. Programın ardından aynı gece her yer Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bilboardlarıyla, Sayın Kılıçdaroğlu’nun teröre destek verdiği yönündeki afişlerle donatıldı. Bilboardlarda bu organizasyonu yapan kuruluş olarak Türkiye Gaziler Vakfı’nın imzası var.

ADNAN OKTAR: Bunlar yöntem değil, böyle bir stil olmaz. Kılıçdaroğlu’nun PKK’ya karşı olacağı açık, Atatürk’ün partisi, bayağı aydın aklı başında insanlar ve milyonlarca taraftarı var, hiç mantıklı değil.  Böyle bir neticeye varmaları için de bir delil değil bu. Öcalan’ı da ziyarete gidiyorlar, AK Parti hükümeti bunu organize etti, adamlar gittiler görüştüler. Mit gitti görüştü. Bu samimi, iyi niyetle yapılan, belki bir çözüm buluruz mantığıdır, yoksa PKK’ya destek mantığı değil. Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları da yeterli, böyle keskin bir üslup yakışık kalmaz. O tarafa doğru itmeye kalkan bir üslup da hiç doğru değil. Biz kardeşiz, birlik ve bütünlük içindeyiz. CHP’liler de, AK Partililer de, MHP’liler de tek bir bütünüz, görüş ayrılığımız yok. Bunu herkes bilmesi lazım.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Sayın Kılıçdaroğlu’na kurşun atılan cenazede ilk kargaşayı çıkaranların Osmanlı Ocakları üyesi olduğu iddia ediliyor. Bu grubun yuhalamasının ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun çelenginin parçalanmasının ardından üzerine mermi atılıyor.

ADNAN OKTAR: Çok kötü yöntemler, çok yanlış yöntemler. CHP’li gençler de mukabele etmesinler, bu kâle alınacak bir hareket değil. AK Parti, MHP, CHP, Saadet aynı görüşteyiz, böyle bir mantık olmaz. Parti rekabeti için böyle çirkin bir çizgiye gelmek PKK’nın işine yarar, sakın ha! Böyle kurşun atmak bilmem ne yapmak Sayın Kılıçdaroğlu’nun şanını daha artırır, namını daha artırır, ona duyulan saygıyı daha da geliştirir. Böyle şeylerle provokatif hareketlerle netice alınmaz, yanlış. CHP daima Türkiye’nin birliğini bütünlüğünü savunmuştur. AK Parti de öyle, MHP de öyle, Saadet de öyle, Büyük Birlik de öyle. Tek parça bütünüz, böyle bir şey yok. Oyuna gelmeyiz.

İngilizler, Birinci Dünya Savaşı sonunda kurmayı planladıkları bir yapılanma vardı, Osmanlı kolonisi olarak. Kendi kontrollerinde, kendi hakimiyetlerinde bir Osmanlı topluluğu düşünüyorlardı. Onun bayrağını da hazırlamışlardı. Görebiliyor muyuz? Bak görüyor musun? Hilal var, ay var, o İngiliz bayrağıyla da iç içe geçirmişler olayı. Kendilerince böyle bir netice alacaklarını düşündüler. Olmaz.

“Hocam, hangi kitabınızı okusak imanımız artıyor, imanımız samimileşiyor” diyor. Tuğba Erin.

Böyle “İnin annenizin sıcak çorbasını yudumlayın” işte “babanıza gidip sarılın, aileniz sizi özledi” komünizme karşı böyle bir mücadele olmaz. Komünist, Stalinist düşünceye karşı bilimle, felsefeyle, imanla, Kuran’la mücadele olur, Darwinizm’in geçersizliğini anlatarak olur. Komünistler, PKK buna güler. Bu ne demek? “Annenin sıcak çorbasını iç, git babana sarıl.” Adam ölümü göze almış, kendini öldürtüyor ve öldürmeye ve öldürülmeye kendini kodlamış. Marksizm’e adeta adam iman etmiş. Marksizm’in, Leninizm’in geçersizliğinin bilimsel olarak anlatılmasıdır çözüm. Darwinizm’in geçersizliğinin anlatılmasıdır çözüm. Böyle bir üslup onlara çok sıradan gelir.

GÖKALP BARLAN: Hocam, söylemiştiniz “otuz beş senedir bitmedi silah yoluyla, bu yöntemi denemeleri gerekir” dediniz.

ADNAN OKTAR: Tabii.   

Karıncalar bir enfeksiyon hastalığına yakalandıklarında süratle yuvadan uzaklaşıyorlarmış, bulaşıcı bir hastalığa yakalandıklarında, diğerlerine bulaşmasın diye. Kim varsa bulaşan süratle uzaklaşıyormuş yuvadan. Görüyor musun? Hayvan aklı diyorlar ama birçok insan bile bunu akıl edemez. Hastalığın ne olduğunu biliyor hayvan, bulaşıcı olduğunu biliyor. Çok acayip bir şey.

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hayvanlarda sizin için dersler, ibretler vardır” diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Kucur 32; “Adnan Hoca, tam hayal ettiğim hayatı yaşıyorsun, kıskanıyorum seni” diyor.

Mesela bak, PKK’lı kızlara soruyorlar, Dilan; “gidip evlerimizde oturmayacağız” diyor, “ev de kurmayacağız” diyor. “Yaşadığımız sürece, nefes aldığımız sürece hep biz devrimcilik yapacağız” diyor. Bir fikir var ortada, fikir varken oturup “sen git babanın çorbasını iç, annenin çorbasını iç” dersen adam buna güler.

Yakın zamanda insanlar hem Hz. Mehdi (a.s)’ı, hem İsa Mesih’i görecekler. İslam’ın hakimiyetini görecekler. Ama bu ne siyasetle mümkün, ne de organize olup işler yapmakla. İllaki kaderde Hz. Mehdi (a.s) olacak, yoksa olmaz. Güçle, kuvvetle olacak bir şey değil.

Adam Komünist-Marksist, Marksist-Leninist düşünceyi savunuyor, onunla ilgili yüzlerce kitap okumuş. “Git babanın, ananın çorbasını iç, git babana sarıl” dersen adamı sadece gıcık edersin. Başka bir şey olmaz. Felsefi bir akım varsa ona karşı bilimsel, akılcı bir karşılık verilmesi lazım. Darwinizm’in, materyalizmin, Marksizm’in geçersizliğinin anlatılması lazım. O, kafalama üslubu olur ve ona da hiç kimse itibar etmez. İtibar etmedikleri için bu olay gittikçe gelişerek, şiddetini artırarak devam ediyor. Devlet, hükümet bunu sağlayabilir, bilimsel mücadelenin zeminini oturtabilir. Geç kalmış da değiller, rahatça yapabilirler. Yapmazsa hükümet biz yapalım. Destek olabiliriz, yardımcı olabiliriz her şeyi yapabiliriz. Nerde görülmüş böyle bir şey? Bir akım olacak, felsefi akım, “git babanın çorbasını iç” diyeceksin, “ananın çorbasını iç” yahut “git babana bir sarıl.” Adam zaten aileyi kabul etmiyor, anneyi, babayı kabul etmiyor, ölümüne mücadeleye girmiş, adam öldürmeye azmetmiş, kendini öldürtmeye azmetmiş adam. Din, iman kabul etmiyor, aile kabul etmiyor, devlet kabul etmiyor bir şey kabul etmiyor. Önce felsefi yönden eğitilmesi gerekiyor. Bilimsel mücadele yapılması gerektiği çok aşikar.     

CAN DAĞTEKİN: Resimlerini daha önce göstermiştiniz Hocam, davaları uğruna kayaların üstünde dağlarda yaşıyorlar. 

ADNAN OKTAR: Tabii canım, o bilmez mi babasının, anasının çorbasını içmeyi? Böyle bir mantık olur mu? Gece gündüz aynı şeyi söylüyorlar, durup durup “git babana sarıl, ananın çorbasını iç.” Buna inanmaz, bundan hiçbir şekilde etkilenmez sadece öfkelenirler.

KARTAL GÖKTAN: Dağdaki PKK’lıların birkaç resmini gösterebilirim.

ADNAN OKTAR: Evet. Adam böyle dağlarda yatıyor elinde silahla, şunla bunla, Marksizm’in, Leninizm’in geçerliliğine inanmış. Sen bu adama “git babana sarıl, anana sarıl, çorba iç” dersen, sadece illet olur başka bir şey olmaz. Devletin imkanı var, üniversiteleri var, okulları var, profesörleri doçentleri var. Hükümet organize edip bilimsel mücadeleye en köklü şekilde karar verebilir, köklü bir mücadele başlatabilir. Mesela halk trafik kurallarını bilmiyor, trafik kuralları öğretiliyor. Mesela çocuk bir şey bilmiyor, ailesi ona öğretiyor, “oğlum” diyor “şunu şöyle yap, bunu böyle yap” her şeyi öğretiyorlar. Devletin bunlara doğru yolu öğretmesi gerekiyor. Doğru olan hayatı, doğru düşünme şeklini öğretmesi lazım. Öğretmezsen adam kendi kendini işte o zaman sapıtıyor.

İnançlarının ortadan kaldırılması gerekiyor. Yeni yeni elemanları sürekli dağa gönderiyorlar, sürekli eğitiyorlar. Şuan tamam bazı şehirlerden PKK’lıları söktüler yiğitlerimiz, aslanlarımız ama bu tabii çok pahalıya mal oldu.  Muazzam asker kaybımız, polis kaybımız oldu, binalar yerle bir oldu. Bu da PKK’nın ilk denemesiydi, şehirleri işgal etme denemesi. Küçük bir kuvvetle bunu yaptılar, küçük bir kuvvetle. Ama muazzam bir zarar verdiler. Şimdi bu adamlar yeniden bu şehirleri işgal etmek için hazırlık yapacaklar. Yeniden sızacaklar. Bunun belki on misliyle yine karşımıza çıkacaklar. Bir dahaki sefere yüz misliyle karşımıza çıkacaklar. Onun için eğitilmeleri, yanlış yoldan dönmeleri için bilimsel mücadeleyle doğru yola çağrılmaları önemli. Mesela uyuşturucu kullananlar var, götürüyor devlet eğitiyor, zararlarını anlatıyor, yanlışlarını anlatıyor. PKK düşüncesinin de, Marksist-Leninist düşüncenin de yanlış olduğunu bilimsel metotlarla devlet anlatması lazım, hükümet anlatması lazım. En makul olan budur. Bundan ısrarla kaçınıldığında adam derki “benim fikrim kuvvetli, güçlü, karşıma çıkamıyorlar” der, aklına o gelir. Halbuki Marksizm çok çürük bir felsefe, bozuk bir felsefe. Rahatça bilimsel metotlarla, kitaplarla, filmlerle, konferanslarla devletin her türlü çalışmasıyla, hükümetin her türlü çalışmasıyla kökünden hallolabilir ve hallolur.       

GÖKALP BARLAN: Hep söylüyorsunuz Adnan Bey, “imkanlarını da boşa kullanıyorlar, yarışma programları, değişik eğlence programları” diye.                    

ADNAN OKTAR: Tabii mesela Kürtçe yayın yapan programlar kanal var, sadece halaylar çekiliyor. Boş konuşmalar çoğu, dini konuları tenzih ederim. Marksist, Leninist, Darwinist olan PKK düşüncesiyle mücadele yok, ısrarla kaçınıyor. Bir başlayın sonu gelir. Israrla çocuklara diyor ki, cahil gençlerimiz okusunlar, okusun adam olsunlar. Okuduğunda işte Marksist-Leninist oluyor, epey bir bölümü öyle oluyor. Çünkü Darwinist eğitim var. Milli Eğitim’in çok büyük bir hata yaptığını gördüğünü düşünüyorum. Ama çözüm bulamıyor. Darwinizm’in cevabını hükümet rahatça verebilir. Onlar yapamıyorsa biz yapalım. Ama biz onu sokakta kitap dağıtarak halledemeyiz. Biz buradan yaparken okullarda da Darwinizm oluk gibi kitaplarla hem anlatılıyor, hem de diğer yayın organları da bunu destekliyor. Yeni Akit Gazetesi bile güya muhafazakar, dindar bir gazete, o bile evrim propagandası yapıyor. Türkiye Gazetesi’nde evrim propagandası yapılıyor. Zaman Gazetesi’ni defalarca uyarmıştık, onlar da evrim propagandası yapıyorlar. Ortaokul, lisede, üniversitede geceli gündüzlü evrim propagandası yapılıyor. Bunun durdurulması lazım. Marksizm’in kökeni Darwinizm’dir. Darwinizm’i hükümet gece gündüz okullarda öğretiyor. O zaman on yıl sonra bunun belki yüz misli bir Marksist kitleyle karşılaşırız. Allah esirgesin. Mesela bak, Güzel Sanatlar Akademisi, Fındıklı, her yerde PKK’nın propagandası var, okulda gördünüz resimlerini. Öbür üniversitelere gidiyoruz orada da PKK propagandası var, komünist propaganda var. Buna karşı hükümetin hiçbir çalışması yok. Bir an önce bunun olması lazım.

GÖKALP BARLAN: İmam hatipler ve ilahiyatlarda da çoğu insanın inanmadığını, ateist çok insan var diyorlar.

ADNAN OKTAR: İmam hatip hocalarının büyük bölümü Darwinist. İlahiyat hocalarının büyük bölümü Darwinist. Ezher Üniversitesi’ne gitsen hemen hemen tamamına yakını Darwinist. Fas, Tunus, Cezayir, ta Abdülhamit devrinde Darwinizm’in pençesine düşmüşler.

TRT kanalında, Kürtçe kanalda ilk defa bu sene bir tane iman hakikati anlattılar, bir tane. Bak, üç yüz altmış beş gün geçti bir tane, tek, iman hakikati anlatıldı. O kadar. Darwinizm’in geçersizliği zaten hiç anlatılmıyor. Amerika da öyle. İnanılır gibi değil, yüzbinlerce ton bomba yağdırıyor, fakat bilimsel mücadeleye hiç yaklaşmıyor. IŞİD’le de ilgili aynı kanaatte, komünistlerle de ilgili aynı kanaatte. Bilimsel yaklaşmıyorlar. İkna etmeyi düşünmüyorlar.

“Ümmetimden Mehdi’nin zuhurundan ümit kesilmesinin ardından, Mehdi güneş gibi ortaya çıktığında, Mehdi’nin görülmesiyle yer ve gök ahalisi sevinçle coşacaktır. Ve zuhurunun ardından hidayet, iman ve ihtişam gelecektir.” B(eklenen Mehdi, Biharul Envar, İngilizce tercümesi, 13. Cilt. 50-51-52)

Hz. İbrahim (a.s) çok zengindi, Kuran’da zenginliği anlatılır. Hz. Yakup (a.s) da çok zengindir, Hz. İsrail (a.s). Yaratılış bölümü 30/43’de geçer onun zenginliği, anlatıyor. “Yakup alabildiğine zenginleşti” diyor o dönemde. Acayip misafir ağırlıyorlar. Hz. İbrahim (a.s) da öyle. Resulullah (s.a.v.) de zengindi.

“Hocam, açıkladığınız münafık karakterini fark eden ve özel olarak müminlerin arasına girmiş münafıkların bu özellikleri bilerek kendilerini daha iyi gizlemelerine neden olabilir mi? Ve bu müminlerle onları tanımada zorluk yaratabilir mi?” Zaten orada amaç o. Münafığın bütün alametlerden vazgeçmesi mecbur hale geliyor. Çünkü güneş gibi belli oluyor öbür türlü. Bütün alametlerinden vazgeçerek Mehdiyet döneminde yaşayacaklar zaten.  Uyuz köpek kuzuya dönecek. Şekil değiştirecek, bukalemun gibi. O yeterli. Ahirette onun hesabı görülecek. Ama dünyadaki zararı kalkmış oluyor.

Hz. İshak (a.s) da çok zengindi maşaAllah. Yaratılış’ta 26-12 ve 13’de geçer. Çok fazla sürüleri olduğu, davar, sığır. Hatta Filistililer onu kıskanmaya başlamışlar.” Ülkemizden git çünkü gücün bizim güzümüzü aştı” demişler. Ama sonra da geri çağırdılar bu sefer, onun iyiliğini, samimiyetini, güzelliğini görünce.

“İnsanlar belirlenen yeni bir yöntemle” bak, yeni bir yöntemle “yeni prensiplerle ve yeni kurallarla hükmetmesi için Mehdi’ye bağlanacaklar.” Yani stili tamamen değişik Hz. Mehdi (a.s)’ın, her şeyi değişik. Bak, belirlenen yeni bir yöntem, yeni prensipler, yeni kurallarla Kuran’a göre güzel bir yapılanma meydana getiriyor Hz. Mehdi (a.s).

“Mehdi’nin orduları hiçbiri ölene kadar bozguna uğratılamaz” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “hiçbiri” diyor.

Dinliyorum Fikret.

KARTAL GÖKTAN:  Makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyoruz Adnan Bey. Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arap News gazetesinde ve onun internet sitesinde “Savaşma arzusu nasıl dizginlenir?” başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda, dünya kendi içinde bir ayrılık ve egoistlik içinde olsa da İslam camiası olarak bunun tam tersini gerçekleştirebileceğimizi anlatıyorsunuz. Ramazan ayının birlik ve beraberliklerin ayı olduğunu hatırlatıyor ve şu günlerin bu birlikteliğin başlangıç tarihi olması temennilerinizle yazınızı sonlandırıyorsunuz.

İran’ın en büyük İngilizce gazetelerinden Tehran Times’da “İran, Türkiye, Ramazan ayı” başlıklı makaleniz yayınlandı. Tehran Times gazetesi makalelerinizi muntazam olarak ana sayfadan tanıtıyor. Yazınızda Hz. Mehdi (a.s)’ın hem İran, hem de Türkiye için önemli ve kutlu bir şahıs olduğunu ve bu ortak yönümüzün her zaman kol kola hareket etmemiz için tek başına yeterli olduğunu vurguluyorsunuz. Rabbimiz’in yakın bir vakitte şahit olacağımız güzel günleri müjdeleyeceğini söylüyorsunuz. Ve müjdenin İslam camiasında yaygınlaşmasının öneminden bahsediyorsunuz.

Birleşik Arap Emirlikleri’nde yayınlanan ve ülkenin en büyük gazetelerinden biri olan The Gulf Today’de “Müslüman nefsine mağlup olmamaya çalışır” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Müslüman’ın dikkatini, ruhunu her zaman güçlü, her zaman kontrollü tutmak için harcaması gerektiğini anlatıyorsunuz. Dolayısıyla Müslüman’ın iradesini de Kuran’a uygun şekilde hareket etmek için kullanması gerektiğini vurguluyorsunuz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel.

Eskiden gençler öyle pek bilmezlerdi badi falan. Son senelerde maşaAllah iyi. Boylu boslu gençler bakıyorum, dikkat ediyorlar. Ama işte bu kahvehaneler, şunlar bunlar, hareketsizlik, böyle olmaz. Bir de bilgisayar başında çok hareketsiz kalıyorlar. Hareketli olmaları lazım.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN:  AK Parti İstanbul İl Teşkilatı, Diyarbakır Sur’da iftar organizasyonu yapmış vatandaşlara Adnan Bey. Siz hep söylüyorsunuz oradaki Kürt kardeşlerimize sevgi şefkat kardeşlik gösterilmesi gerektiğini.

ADNAN OKTAR: Olmuş, hem de çok güzel olmuş.

Diyor ki “Hiçbir arkadaşın yüzünde” diyor “sert, abus bir ifade yok” diyor. Mümin temizliği var.

Hadisle uygulama yapıldığında, işte IŞİD ortaya çıkıyor, Taliban ortaya çıkıyor, El Kaide çıkıyor veyahut birbirleriyle şiddetli çelişen mezhepler ortaya çıkıyor. Ama Kuran’la hareket ettiğinde tek din oluyor, başka bir şey olmuyor. Herkes her şeyde ittifak halinde oluyor, ikinci bir ihtimal olmuyor. Ama öbüründe dört ayrı hadis var, dördü birbirinden çelişik, her hadisi bir mezhep alıyor. Hanefi’nin aldığı mezheple Hanbeli’nin aldığı mezhep arasında, Maliki’nin aldığı mezhep farklılıkları çok şiddetli oluyor. Aldıkları hadislerde muazzam farklılıklar var. Onun aldığı hadise bakıyoruz, onun aldığı hadise mesela dört ayrı hadis, dördü birbirinden hiç alakası yok. Tam zıddını söylüyorlar birbirlerinin.

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: Adnan Bey, Allah ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz bu Kitap’ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Mesela IŞİD, Suudi Arabistanlı bir bilim adamı diyor ki “biz” diyor “IŞİD’in ideolojisinin aynısını savunuyoruz kitaplarımızda” diyor, “IŞİD’in neyini eleştiriyoruz biz?” diyor. Çünkü IŞİD’le tartıştıklarında aynı kaynaklara müracaat ediyorlar. IŞİD bir açıklama yapıyor, adam “haklıymışsınız” diyor. Hadisle açıklıyor çünkü. O zaman Kuran’ın yeterliliği açık, alenen görülüyor. O zaman ne mezhepler olur, ne tartışma olur, ne şu olur ne bu olur.

Bak ayette diyor ki Cenab-ı Allah, Enam Suresi, 114; “Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, size kitabı açıklanmış olarak indirmiştir.” (Enam Suresi 114) Bitti. Bu kadar sarih açıklama.

Enam Suresi 38’de, Cenab-ı Allah; “… Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık.” (Enam suresi 38) Sen ne diyorsun? Yok diyorsun acayip noksanlıklar var. Allah “noksan bırakmadık” diyor, sen noksan var diyorsun, noksanı hadislerle tamamlayayım diyorsun.

Bak diyor ki Rum Suresi, 58’de Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, Allah yemin ediyor; “Andolsun, Biz bu Kur'an'da” Kuran’da, hadis kitaplarında demiyor “insanlar için her örneği gösterdik.” (Rum Suresi 58) Daha sarih nasıl bir açıklama olur?

SEMİH MERİÇ: “Siz ondan sorulacaksınız” diyor başka bir ayette de.

ADNAN OKTAR: Tabii. “Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o inkar edenler, mutlaka: “Siz ancak muptil” iptal eden, bozanlardan “olanlardan başkası değilsiniz.” derler.” (Rum Suresi 58) diyor. Şimdi biz de Kuran’la gelince adam küfrümüze hüküm veriyor. Ayetle konuşuyoruz. Allah “müşrikler böyle söyleyecek size” diyor “siz Kuran’la onlara geldiğinizde. Siz “iptal edenlersiniz, dini yok edenlersiniz” diyecekler” diyor. Açık ayet.  “Şu halde, sana vahyedilene sımsıkı-tutun; çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin.” (Zuhruf Suresi 43) diyor Cenab-ı Allah.   

YASİN GÖKER: Ali İmran Suresi’nde de, şeytandan Allah’a sığınırım. “Beşerden hiç kimsenin, Allah kendisine kitabı, hükmü ve peygamberliği verdikten, sonra insanlara: “Allah'ı bırakıp bana kulluk edin” deme (hakkı ve yetki)si yoktur” diyor. Devamında da “Fakat o, "Öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz kitaba göre Rabbaniler olunuz" (deme görevindedir.)”

ADNAN OKTAR: Tabii yani sadece Kuran’la hareket edilecek. Şimdi oraya doğru gidiyoruz ama tabii bu biraz vakit alacak gibi görünüyor.

OKTAR BABUNA: Hadiste de demiştiniz Hocam, durumu engellemek için “ilerde, koltuğunda oturan bir genç çıkıp size Kuran yeterli dediğinde de onu öldürün” diye hüküm koymuşlar Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii. Diyor ki; “Onu ve topluluğunu yok edin” diyor. Şimdi öyle sağlama almışlar ki adamlar. Kuran’ın yeterliliğini anlatan, Kuran’a tabi olmasını anlatan insanlar çıkacaktır. Şimdi “Bunu nasıl engelleyelim?” diyorlar, mezhepleri ortaya atıp Müslümanları ayrı ayrı gruplara ayıranlar. “Bir kere” diyorlar “ihtilafta rahmet vardır” diyelim” diyorlar. “Kim dedi diyelim?” “Peygamber dedi” diyelim.” Peygamber “ihtilafta rahmet vardır” der mi? Kuran’da Allah ihtilafı haram kılmış. Nasıl rahmet olur ihtilafta? İhtilaf parçalara bölünme demektir, Müslüman alemi paramparça olur, nasıl rahmet olur? İhtilafta felaket vardır, rahmet değil.

MEHMET YILDIRIM: Allah bir ayette “Dağılıp ayrılmayın gücünüz gider” diye emrediyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bak, “Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır.” (Enam Suresi 115).

CAN DAĞTEKİN: Peygamberimiz (s.a.v.) “Ben bana vahyedilene uyarım” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım.

ADNAN OKTAR:  Tabii, “ancak bana vahyedilene uyarım” diyor. Peygamber (s.a.v.) söylüyor bunu. Yani Kuran.

Avrupalı Hahamlar Konfederasyonu örgütündeki hahamlar, Berlin’de soykırımı anma günü “Mesih’in gelişine inanıyorum” şarkısını söylüyorlar. MaşaAllah bak, gece gündüz Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişini bekledikleri için Allah onlara bereket veriyor millet olarak.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Binali Yıldırım, Sayın Kılıçdaroğlu’na kurşun atılmasını şu sözlerle eleştirdi. “Kemal Kılıçdaroğlu’na şehit cenazesinde mermi atan şahsı, şehit yakını diye benimle tanıştırdılar. O sırada da fotoğraf çekilmiş. Sayın Kılıçdaroğlu’na yönelik böyle bir tehdidi hoş karşılamamız asla mümkün değil. Konu adli yönden inceleniyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Canım tabii ki oturup o teşvik ediyor değil. Binali Hoca öyle münasebetsiz işlerin içine girmez. Ama böyle şehit cenazelerinde, cenaze evlerinde falan bu tip tatsız olaylar çok olabiliyor. Yani büyük olaylarda mesela depremde, şunda, bunda bazen insanlar galeyana gelebiliyorlar. Hâlbuki bir cenaze terbiyesi, cenaze olgunluğu olması gerekiyor. Orada onu haklı göreceğimizi zannediyorlar insanlar. Böyle bir şey olmaz. Çok ayıp. Cenazeye gelen insana saygılı davranılır.

Musevilerin yine Hz. Mehdi (a.s)’ı beklemesiyle ilgili o filmler vardı. Onlardan yine örnekler göreyim. Bereket getiriyor o millete işte Hz. Mehdi (a.s)’ı beklemek. Allah öyle istiyor. İşte böyle bir millet yenilmez. Diyorlar ki; “Mehdi beklemek tembellik meydana getirir.” Dünyanın en çalışkan milleti Museviler. 3500 yıldan beri Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyorlar, Hz. Moşiyah’ı bekliyorlar. Ve onların tarihine göre o 7000 yıllık süre bitti. Hz. Mehdi (a.s)’ın bu yüz yılda mutlaka gelmesi gerekiyor Musevi kaynaklarına göre. Yani hepsi ittifak halinde, bütün Museviler. Başka vakit yok. Onların 7000 yıllık tarihi doldu. “Mutlaka gelmesi gerekir” diyorlar. Ve “İsrail’den gelmeyecek” diyorlar “Kuzeyden gelecek. Onu Roma’nın kapılarında arayın” diyor. Yani İstanbul’un kapılarında arayın. Çok fazla Tevrat hükmü var. Hahamların bütün açıklamaları öyle. Onu hep “Roma’nın kapılarında arayın.” diyorlar. “Roma’da bulacaksınız onu” diyorlar, İstanbul’da. “Kudüs’te bulamazsınız” diyor. “Dışarıdan gelecek o bize” diyorlar.

OKTAR BABUNA: Size gelen Haham Abrahamson, “Moşiyah burada İstanbul’da. Herkesin görmesi lazım” demişti Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Ben dedim ki “ben kokusunu alıyorum” dedim “Moşiyah’ın, Hz. Mehdi (a.s)’ın” dedim. “Benim burnum pek koku almaz” dedi. “Ama görüyorum ve duyuyorum” dedi. O “burnum benim pek koku almaz” demem, O Moşiyah’ın bir açıklamasıymış. Ben onu hiç bilmiyorum. Yani Tevrat kaynaklarında geçen, Hz. Moşiyah’la karşılaşınca Hz. Moşiyah’ın ilk sözü o olacakmış. Yani “benim burnum koku almaz.” Demesiymiş. Allah’ın hikmeti ben onu bilmeden söyledim öyle. Onlar da acayip şaşırdı ona. Yani bilinen bir şey değil. Hiç kimsenin bilmediği bir hüküm. Demek ki biz de Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olarak benzerlikler oluyor.

OKTAR BABUNA: Size son geldiğinde de çıkarken Hocam, canlı yayında sizi mesh etmişti.

ADNAN OKTAR: Evet, çok hüsnü zannı var, çok seviyor, onun için. MaşaAllah.

İran bak, Hz. Mehdi (a.s)’ı bekler, dünyanın en çalışkan milleti İran. Sanayisi güçlü, askeri gücü güçlü. PKK’yı havuç tohumu gibi ezdi, darmadağın etti. Onlarda PKK sorunu yok. Bir kere PKK başkaldırdı. Akıl almaz güçlüydü PJAK orada yani Türkiye’deki PKK’dan on misli daha güçlüydü. Çünkü çok yaygın Kürt nüfus vardı, onun içinde örgütlenmişti PKK, TUDEH’in de desteğiyle. Yani müthiş bir komünist yapılanma oldu. İran ordusu bunlara bir uyarı yaptı önce. Bunlar anlamadı. Bunları İran dağlarına çaktılar adeta ondan sonra. Yani bütün dağlarını, İran dağlarını cayır cayır yaktı İran ordusu. Yani bakteri bile bırakmadı. Cayır cayır yaktı. “Eğer” dedi, “bir daha bu tip bir faaliyet yaparsanız, herhangi bir İran vatandaşını, tek bir vatandaşı PKK’ya kaydettirirseniz hepinizi yok ederiz” dediler. Ödleri kopuyor, köpek gibi korkuyorlar. Ayaklarına kapandılar. Akıl almaz saygılılar. PKK’nın açıklaması var. “İran’da sakın sakın bir faaliyet yapmayın” diyorlar “sakın.” Bir kere yaptı, İran bitirdi işi. Ben şiddet yanlısı değilim. Yani ben böyle bir şeyi tasvip ediyor değilim. Ama böyle bir durum var. PKK’nın anlayacağı dilden konuştular.

Hz. Musa (a.s) diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s)” diyor “Moşiyah, size gerçeğin kokusunu aldığını söyleyecek. Buradan onu anlayacaksınız” diyor. Museviler sözlü geleneklerinde Moşiyah’tan “hikmetle gerçeğin kokusunu alabilen kimse, koku duyusu gelişmiş kimse” olarak bahsediyorlar. “Hikmet kokusu vardır onda” diyorlar. Mesela ben onu hiç bilmiyordum. Bu yazıyı biz çok sonra öğrendik. Allah’ın hikmeti bak, kaderde Allah söyletiyor. Hatta birisi kendisinin Moşiyah olduğunu iddia etmiş. Hahamlar demişler ki; “söyle bakalım olacakların kokusunu alabiliyor musun?” demişler. O da; “ben pek koku almam” demiş. Onu deyince tabii adamı idam etmişler. Güzel bir şey değil bu da. Genellikle çok iyi bilinen bir konu bu. Ama biz bunu çok sonra öğrendik.

Eskiden biraz dalgacı oluyorlardı gençler gelenler. Merak ettiği için geliyordu, macera için falan geliyorlardı bazıları, hepsi için demiyorum da. Ama bunlar maşaAllah iyi çıktılar. Macera için de gelse yine gelir. Çünkü aklında olumlu şeyler, güzel şeyler kalır.

Moşiyah Mehdi Tevrat kaynaklarında şöyle geçiyor. Halkla karşılaştığında onlara diyor ki; “Allah sizinle yaptığı hangi anlaşmada bu dünyada rahat edeceğinizi söyledi ki? Şu anda başınıza gelen tüm belalar dünyada rahatlık peşinde olmanızdan kaynaklanıyor” diyecek” diyor. Hz. Süleyman (a.s)’a soruyorlar. “Moşiyah Mehdi mizaç olarak sana benzer mi?” Çünkü benzeyecek diyor kaynaklarda, Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor. “Hz. Süleyman (a.s) dedi ki; “Moşiyah da benim gibi şakacı olacak. Ama mizaç olarak en çok Hz. Musa (a.s)’a benzer” diyor. Yani mizacı Hz. Musa (a.s)’ı çok andırır diyor. Onun için “Moşiyah” diyorlar. Moşe’den geliyor bak, Moşeyah.

Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Binali Yıldırım, yedi tepeli İstanbul’a AK Parti döneminde yedi büyük hizmet yapıldığını belirtti. Bunlar şöyle; Marmaray, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü; dünyanın en geniş köprüsü oluyor. İstanbul-İzmir otoyolu ve Osmangazi Köprüsü; bu da dünyanın en büyük dördüncü büyük köprüsü. İstanbul-Ankara hızlı treni. Üçüncü havalimanı; dünyanın en büyük havalimanı oluyor. Ve Kanal İstanbul.

ADNAN OKTAR: İyi, çok güzel.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerikan desteğiyle Münbiç’i kuşatan terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı PYD, şehirde özerklik ilanına hazırlanıyor. Terör örgütü şehrin adını da Kürtçe’de “ölümsüz gelin” anlamına gelen Mabuk olarak değiştirdi.

ADNAN OKTAR: Özetle bombalar da patlayacak, kan akacak, olaylar olacak, kargaşa olur, şu olur, bu olur. 2021’lerde biz buradayız inşaAllah. Ne demek istediğimi göreceksiniz. 2023’ü hükümet kendisi söylüyor. Bir şey bilmese Tayyip Hoca söylemez. 2023 durduk yere söylenmiş bir söz değil yani.

Museviler kollarına bir bant sarıyorlar biliyorsunuz. O kol bandı Hz. İbrahim (a.s)’da da var. O ateşe atıldığında o kol bandının altına işlenen bir kumaş. Hz. İshak (a.s)’da da var. Hz. Yusuf (a.s)’da da var. O kol bandını Hz. Yusuf (a.s) çözüp babasına gönderiyor, Hz. Yakup (a.s)’a gönderiyor. O kol bandında o koku var. Bu kol bandı silsile olarak Hz. Mehdi (a.s)’a kadar ulaşıyor. Hz. Mehdi (a.s) da koluna bağlayacak o bandı. Kol bandı. Bak, kaç peygamberin silsilesinden geçmiş. O gömleğe de işleyen, o bantta da olan bir koku bu. O kutsal emanetler içerisinde bu da. Biliyorsunuz değil mi onu, Museviler kollarına sarıyorlar? O bandın iç kısmına eklenen bir kumaştan elde edilmiş. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in sancağı duruyor ama sancak bir kumaşın üstüne monte edilmiş durumda. Yani sancak durmuyor aslında o anlamda. Yani ikinci bir atlas sancak var, o sancağın üstüne o orijinal olan bayrak ilave ediliyor. Yani Sancak-ı Şerif, o açılan da odur. Zaman zaman açılmıştır büyük ayaklanmalarda falan. Topkapı’dan Sancak-ı Şerif açıldığında hemen yatışıyordu ayaklanma. “Topkapı’dan sancak çıkarıldı” diyorlardı, halk akıl almaz heyecanlanıyordu. Hemen olay bitiyordu, yatışıyordu. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışında da çıkarılacak Sancak-ı Şerif. Çok büyük olaydır Osmanlı’da. Çok hayati olaylarda çıkarılmıştır. Biliyorsunuz yine saklanıyor ceylan derisi bir şeyin içerisinde, muhafaza içinde saklanıyor. Resulullah (s.a.v.)’in kılıcını kuşanacak Hz. Mehdi (a.s) teberrüken. Resulullah (s.a.v.)’in bak gömleği de, hırkası da hazırlandı. Sağlam hale getirildi. Normalde giyilecek gibi değildi. Çok nazikti kumaş, dağılacak gibiydi. Şu an çok sağlam hale getirildi. Giyilecek hale getirildi. Hz. Mehdi (a.s)’ın üstüne giydirecekler onu. Resulullah (s.a.v.)’in gömleğini, kılıcını kuşanacak. Zaten onun için getirildi kutsal emanetler İstanbul’a, Hz. Mehdi (a.s)’ın giymesi için. Topkapı’dan da sancağı çıkaracak. Sağ elinde olacak sancak, sol tarafına da kılıcı bağlayacak. Ama teberrüken. Hırka-i Şerif’i giyecek Hz. Mehdi (a.s) zuhurunda, zahir olduğunda.

KARTAL GÖKTAN: Musevilerin kullandığı kol bandının resmi vardı.

ADNAN OKTAR: Evet, şu bant. O kutsal emanet olarak gelmiş, o bandı Hz. Mehdi (a.s) da giyecek, takacak koluna. Tevrat kaynaklarına göre, Tevrat’a göre.

Evet, dinliyorum Fikret.

BÜLENT SEZGİN: Haberdar Sitesi’nin yazarı olan Celal Başlangıç, AK Parti’nin sıkıştıkça ve uyguladığı iç ve dış politikada başarısız oldukça kendi dışındaki herkesi terör örgütü destekçisi olmakla suçladığını iddia etti. CHP’ye son günlerde yapılanların da bu kapsamda yapıldığını iddia ediyor.

ADNAN OKTAR: Söylüyorsa haklı olabilir. Kaynağı oluyor.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Petra’daki gizli anıt uydudan keşfedildi. Ünlü Petra antik kentinde gün ışığına çıkarılan yapıda kaldırım taşları ve kolonlarla döşenmiş, içinde merdivenlerin de bulunduğu elli altı metreye kırk dokuz metre büyüklüğünde bir platform var. Bölgede çalışan bilim insanları iki bin yüz elli yıllık tarihin, gizli anıtın keşfedilmesinin şaşkınlığını yaşıyor. Yakın döneme kadar sadece göçebe Arapların bildiği Petra, 1800’lü yıllarda yeniden keşfedildi.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Oralara gidelim bir bakalım. Ne var ne yok, ne çok.

Evet, Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Irak Müftüsü Rafi er-Rifai, Felluce'yi IŞİD'den geri alma operasyonuna katılan Şii milislerden oluşan Haşdi Şabi'nin sivillere yönelik ihlallerde bulunmasıyla Sünnilerin ülkede bitirilmek istendiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Evet Sünniler mümindir, Şiiler de mümindir. Alimler bir araya gelip yatıştırsınlar. Biz de söylüyoruz ama tabii büyük alimlerin, hoca efendilerin bir araya gelmesi, bir Şii-Sünni dostluğu ortaya konması hayati. Hiç beklemeden bunu yapmaları lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin talebelerinden Abdullah Yeğin Ağabey, İstanbul’da hastanede tedavi görüyor. Durumunun ağır olduğuna dair iddialar üzerine Havadisi Nuriye sitesinde yapılan açıklama şu şekilde; “Abdullah Yeğin Ağabey’in durumu iyi. Telaş edilecek bir durum yok.”

ADNAN OKTAR: O aslandır, aslan. Sungur Ağabey dedi; “Ben Hz. Mehdi (a.s)’ı göremem de” dedi “ama o görür” dedi “Abdullah Yeğin” dedi. “Gerçi bizim yaşımız daha küçük ama o çok sağlıklı” dedi. “Biz göremeyiz” dedi “biz aramızda konuştuk öyle de” dedi. “Ama o görecek benim kanaatim” dedi. Talebelerinin yanında söyledi. Öyle konuşmaların tabii banda alınması lazım ama banttan da tedirgin olur diye öyle bir şeye yanaşmadım. Ama konuşmalarını tabii bir banda alsak iyi olurdu. Ama bütün talebeleri duydu zaten, kalabalıktı.

BÜLENT SEZGİN: Süslü deniz kabuklarının resimleri vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bir de sertlikleri çok şaşırtıcı, granit gibi porselen gibi, yani aynı porselen.

BEYZA BAYRAKTAR: İnsanlar bin derecede seramik elde edebiliyorlar, onlar dört derecede, Allah yaratıyor.

ADNAN OKTAR: Dört derecede seramik elde ediyor. Bildiğin seramik.

MaşaAllah, bizim milletin güzelliğine bak. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde anket yapılmış, çok geniş kapsamlı. Anket sonuçlarına göre Kürt kardeşlerimiz yüzde doksan bir özerklik veya federasyon istemiyor. Yüzde doksan bir, hiçbiri istemiyor anlamına geliyor. Ancak yüzde beş özerklik isteyenler. O da tehditle falan. Korkutulanlar yani.  Kardeşim niye istesin? Mardin’den uçağa biniyor geliyor İstanbul’a, akşam burada yemek yiyip gidiyor. Ne zoru? Niye Türkiye’ye pasaportla gelsin kendi vatanına? Olur mu öyle şey, çok mantıksız. Zaten coğrafi şartları çok sert Güneydoğu’nun. Orada kısılıp kalacaklar, komünist sistem olacak, Marksist, Stalinist bir sistem, hepsi askere alınacak. Bütün İslam ülkelerine kan kusturacaklar. Benim Kürt kardeşim de onu kabul edecek. Olacak iş değil bu. Bunu unutsunlar.

İmam Caferi Sadık’a soruluyor, diyorlar ki; “Hz. Ali’nin kıyafetleri dört dirhem falandı” diyorlar. “Ama sen çok pahalı kıyafetler giyiyorsun” diyorlar, “kaliteli güzel şeyler giyiyorsun.” “Hz. Ali de iyi kıyafet giyerdi” diyor “yanlış biliyorsun” diyor. “O da pahalı kıyafetler giyerdi” diyor. “İmamlar” diyor “tarih boyunca imamlar kendi dönemlerinde en iyi kıyafetleri giyerler” diyor. “Ama en iyi kıyafeti de İmam Mehdi kendi devrinde giyecek” diyor “kendi devrinin en iyi kıyafetlerini giyecek” diyor. Bak “İmam Mehdi (a.s.) da kendi devrinin en iyi giysilerini giyecek. Fakat” diyor “giysileri bizimkilere benzemeyecek” diyor. Bak, bu da mucize. Halbuki o normal gelenek olarak gidecek zannetmesi lazım. Öyle değil “giysileri bize hiç benzemeyecek” diyor. Alakası olmayacak diyor bu elbiselerle. (El Kafi 6/444 Bihar’ul Envar 41. bölüm 159. Sayfa)

Justinia’nın J’si; “Bilimsel çalışmalarınızda Harun Yahya kod adı neden Hocam? Allah’ın izniyle cevabınızı bekliyorum inşaAllah.” Şimdi şu sorunun neresinden baksan soruya benzemiyor. Kod adı. Nerenin kod adı? Harun Yahya. Bütün yazarlar hepsi müstear isim kullanırlar. Ne güzel. Sen Ahmet, Mehmet, Mustafa, Harun, Yahya hiç duymadığın isim mi? Sanki ilk defa duyuyor? Harun ismi, Türkiye’de yüzbinlerce Harun vardır, yüzbinlerce de Yahya vardır. Şu laf mı? Sanki orijinal bir isim olmuş gibi. Yahut müstear isim ilk defa oluyormuş gibi. Bütün yazarlarda var müstear isim. Kendince de biraz İslami bir üslup kullanıyor gibi yapmış ama güya o üslubu beğenmiyormuş gibi bir imaj vermeye çalışmış. İnşaAllah’sız iş yaparsan batarsın. İnşaAllah’sız iş yapan sürünür. Adım atamaz. Elindekini kaybeder. Kuran buna açıkça işaret ediyor, “ocağınız dağılır” diyor. İnşaAllah diyen,  maşaAllah diyenler dünyaya hakim olacaklar. Kuran’ın işareti bu. Onda bir sır saklı. Hani diyor ya bazen, İnşaAllah MaşaAllah böyle laf olsun diye söylüyor. Peki İnşaAllah maşaAllah demiyorsun ama sürünüyorsun. Acı içinde yaşıyorsun. İnşaAllah maşaAllah diyenlere akşama kadar hayranlık içinde bakıyorsun. Zenginin malı züğürdün çenesini yorar derler. Değil mi? Izdırap içinde yaşıyorsun. Mutlu olmuyorsun. İnşaAllah maşaAllah demeyenlerin hepsi ızdırap içindeler. Sürünüyorlar adeta. İnşaAllah maşaAllah’ın sırrını bilenlere Allah zenginlik veriyor, bereket veriyor, sağlık sıhhat veriyor, afiyet veriyor, güzellik, hâkimiyet veriyor. Her yönden başarı veriyor. Kuran’da bunu açıkça Allah ifade ediyor. Adam İnşaAllah demediği için Allah helak ediyor. MaşaAllah demediği için malını mülkünü elinden alıyor. Allah’ın tehdidi var. Allah’ın aksi durumda azap vereceğini söylüyor yani İnşaAllah MaşaAllah demediğinde. Ama “İnşaAllah maşaAllah dendiğinde bereket, bolluk ve ferahlık vereceğim” diyor. Bunu da görüyoruz. Elle tutulur şekilde görülüyor. Birbirlerinden etkileniyorlar. İnşaAllah maşaAllah demeyi bir eksiklik yahut bir gariplik gibi görüyorlar. Bu sefer onun gönlünü yapacağım diye bütün bereketini, sağlığını sıhhatini, mutluluğunu her şeyini kaybediyor. Üç beş kişiyi mutlu edeceğim diye İnşaAllah maşaAllah demiyor. Onlara karşı itibarı açısından, cahiliye itibarı, gururu açısından, onlar ayıplar, onlar ona güler veyahut işte istihaze eder, şaka yaparlar, gülerler diye İnşaAllah, maşaAllah demiyor. Bu sefer Allah felaketlerin en sunturlusunu veriyor. Ekonomik yönlerinden çökertiyor, maddi yönden de çökertiyor, ruhen çökertiyor maneviyatını alt üst ediyor Allah. Dünyasını alt üst ediyor. Mesela namazla alay ediyor, sürünüyor, mahvoluyor. Kardeşim alay ettin, görmüyor musun nasıl perişan haldesin? Bak, elle tutulur bir netice meydana geliyor. İnşaAllah, maşaAllah demiyorsun, iflas ediyorsun, batıyorsun. Allah ayağına dolandırıyor. Görmüyor musun ne hallere geldiğini? İnşaAllah, maşaAllah diyenlerdeki berekete, sağlığa, sıhhate bir bak. Bir de kendi haline bak. Üç kişiyi eğlendireceğim diye kendini mahvediyorsun, güya eğlendireceğim diye.

“Canımın içi Hocam bugünkü iftarda şahaneydin maşaAllah. Güzelliğine, heybetine bakmaya doyamadım. İki saniye bana bakışın bir ömre bedel. Şimdiden bir dahaki sefer ki iftarı bekliyorum. Seni çok seviyorum” diyor Yağmur Kaya. MaşaAllah ne kadar kalabalık. Bu sene daha da kalabalık olmuş. Akıl almaz sevgi dolular.

BEYZA BAYRAKTAR: Herkes çok güzel maşaAllah ama sizin güzelliğiniz o kadar farklı ve o kadar olağanüstü ki çok uzaktan bile seçiliyorsunuz o kadar kişinin arasından.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

Kehf Suresi 23, 24’te; “Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme.” (Kehf Suresi 23)  diyor Allah. Hiçbir şey hakkında. “Ancak: "Allah dilerse" (inşaAllah yapacağım de).” (Kehf Suresi 23)  İnsan bunun aksini yaptığında felaketin kapısı açılır. Betin bereketin gider. Sağlığını sıhhatini kaybedersin.

“Adnan Bey, Ramazan gelince bütün kanallarda bir değişiklik muhafazakarlaşma görüyorum, siz yılın hiçbir gününde çizginizden şaşmıyorsunuz.”  Benim çizgiden şaşmamam 1979 yıllından beri devam ediyor. Benden sonra ne partiler kapatıldı, ne dernekler kapatıldı. O kadar çok gruplar vardı, tarikatlar vardı, cemaatler vardı hepsi gitti kayboldu. Ama dimdik ben ayaktayım elhamdülillah. Mesela İskender Paşa Cemaati harıl harıl faaliyet yapardı. Yok. Türkiye Gazetesi Cemaati harıl harıl faaliyet yapardı. Yok. Say say bitmez. Mesela Akıncılar vardı eskiden, kapandı. Tabii ki boş durmuyordur o insanlar ama eski heyecan ve şevkleri yok. Ama benim ne heyecanımda, ne şevkimde, ne azmimde, ne hedeflerimde en ufak bir sarsılma olmadı. Ve gittikçe katlanarak arttı, 1979’dan beri. Bak, 2019’da kırkıncı yılımıza gireceğiz inşaAllah. 2019 manidar, manidar. “Deccalin ömrü kırk yıldır” diyor hadis. 2019’da çok manidar bir yıl. Mesela Milli Görüş’ün eskiden Anadolu’da muazzam faaliyetleri vardı, şimdi yok, çok zayıf. Tabii inşaAllah eski günlerine dönerler, çok isteriz.

BEYZA BAYRAKTAR: Solcu gazetelerde sizin yazılarınız yayınlanıyor, daha önce hiç duyulmamış bir şey. En son Pravda’da Ramazan ile ilgili yazınız vardı. Hiçbir zaman solcu gazetede Ramazan ile oruç ile ilgili bir yazı olmadı.

ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Şu an geniş çaplı her yerde yazılarımız yayınlanmaya başladı.

Bugünkü iftara hayret ettim. Aman Allah’ım üst dolu, alt taraf dolu kaynıyor her yer. Yetmiş yaşında, yetmiş beş yaşında anneanneler, yaşlı amcalar, çarşaflı hanımlar, dekolte hanımlar herkes var, halk kesiminin herkesten gelenler vardı maşaAllah. Ama şimdi iftar görüşmelerine devam etsek ne yayına yetişebileceğiz, ne de konuları anlatabileceğiz. Daha geniş kitlelere ulaşalım diye hemen koşarak geldim. Çünkü orada eğer sohbete vakit ayırırsak, onlarla konuşmaya vakit ayırırsak gece ferah üçü bulur ki yine bitmez, çok kalabalıktı. Yayın yoluyla onlara ulaşmak daha kolay olduğu için hemen geri döndüm.

Bütün cemaatler eskisi gibi atak, güçlü faydalı olurlar inşaAllah. Dua ediyoruz.

BEYZA BAYRAKTAR: Siz çok samimi olduğunuz için tebliğiniz de çok samimi bütün dünyada etkisi oluyor maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Bir kişinin bütün sözlerinde inşaAllah demesi onun imanının kemalindendir“ diyor. Her sözünde, mesela yarın olacak bir şey, öbür gün yapacağı bir şey için bu tarz sözlerinde inşaAllah demesi onun imanının kemalindendir.

Yine Peygamberimiz Resulullah (s.a.v.) diyor ki: “İnsanlar için inşaAllah demekten daha faziletli itaat edicilik yoktur.” Bak, “insanlar için inşaAllah demekten daha faziletli itaat edicilik yoktur.” En faziletli itaat ediciliktir diyor inşaAllah demek.

Resulullah (s.a.v.) diyor ki: “Ahir zamanda Mehdi talebeleri, onlardan“ diyor “Mehdi talebelerinden biri bir iş yapmak istediği zaman inşaAllah bu işi yaparım der“ diye buyuruyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bak 1400 yıl öncesinden onları görmüş, “onlar konuşurken sürekli inşaAllah derler“ diyor Peygamberimiz (s.a.v.), bir iş yapacakları vakit. Biz de Mehdi öncüsü olduğumuza göre inşaAllah’ı çok diyeceğiz. İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s) talebeleriyle karşılaşırız, inşaAllah Hz. Mehdi (a.s) ile karşılaşırız.

“İnşaAllah” Hz. İsa (a.s)’ın İ’si ile başlıyor. “MaşaAllah” da Mehdi’nin M’si ile başlıyor. İnşaAllah, maşaAllah bir araya gelince dünya hakimiyeti oluyor. MaşaAllah. Bu İncil’de de aynı şekilde geçer inşaAllah maşaAlllah konusu. “Dinleyin şimdi” diyor bakın İncil’de, Yakup bölümü, 4. bölüm, 13-15 “Bugün ya da yarın falan kente gideceğiz, orada bir yıl kalıp ticaret yapacağız veya para kazanacağız diyen sizler, yarın ne olacağını bilmiyorsunuz. Bunun yerine, “Rab dilerse yaşayacağız, şunu şunu yapacağız” demelisiniz.” Görüyor musunuz? 2000 yıl önceden aynı yine. Hz İsa (a.s)’nın öğretisi .

Hz. Mehdi (a.s ) talebeleri için diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.): “Yaptıkları işi sağlam yapan kimselerdir“ diyor Hz. Mehdi (a.s ) talebeleri için. “Onlardan biri bir iş yapmak istediği zaman “inşaAllah bu işi yaparım” der“ diyor. Bak sadece Hz. Mehdi (a.s ) talebeleri için inşaAllah’ı çok kullandıklarını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bu çok hayret verici bir şey. Daha önceki dönemde birileri yapacak demiyor bak, “Ahir zamanda en çok inşaAllah’ı kullanacak olanlar Hz. Mehdi (a.s ) talebeleridir” diyor. Bak, kaç tane hadis var, bir tane iki tane değil.

“Sayın Hocam dünkü saldırıda Mardin’de iki tane bayan polisimiz şehit oldu. Karakolun önünde en ön safta bayan polislerin olması sizce uygun mudur?” Musa Samet. Kabadayının, delikanlının kadını erkeği olmaz. Bizim bayanlarımız hanımlarımız da kabadayı delikanlıdır. Onlar da şehadet sevabını kazanmış oldular. Ne güzel, sonsuza kadar cennetteler. Allah bize de nasip etsin şehadeti. Yani bir kadın polise desen ki “sen kadınsın geri safta dur” o kadın polise böyle bir söz olmaz. Kadın askere de böyle denilmez. Çünkü şehadet gelecekse evde de gelir. Karakolun önünde olup olmama bir şey değiştirmez. Allah onun canını alacaksa alır. Şehit yapacaksa şehit eder. Yani tedbir bir şeyi değiştirmez, takdiri değiştirmez. Kadın polis oluyor, zaten PKK’nın hedefi olmuş oluyor, polis olması yeterli. Sokakta geziyor olması yeterli. Yani sokak da polis için güvenli bir yer değil. Karakol önünde yine eline otomatik silah veriyorlar. Karakollar yine en güvenli yerler. Karakolun içindeki de şehit oluyor bomba patladığında. Karakolun içinde durmak bir şey değiştirmiyor.

“Canım Hocam, ceketinizin kumaşı çok kaliteli görünüyor ve saçlarınız mükemmel maşaAllah“ diyor. Ayten Akçakale.  

“Adnan Bey, Güneydoğu’daki duruma bir bakıyorum, bir de Nişantaşı’ndaki hayata. Bu iki uç aynı bayrağın altında. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?” Kıvanç Karar. Canım İstanbul semtlerinin arasında da çok büyük fark var. O bir açıklama değil ki. Bizim milletimiz genel olarak fakir bir millet. Mehdi devrinde zengin olacağız. Güneydoğu fakir de Karadeniz fakir değil mi? Git bir bak Karadeniz nasıl fakir? İç Anadolu nasıl fakir git gör. Çorum’un, Turhal’ın, Tokat’ın köylerine git bir bak, bayağı fakirler. Dolayısıyla Allah bize Mehdiyet’le zenginlik nasip etsin.

“Hocam, sizdeki güzel vicdan ve merhamet sanıyorum başkasında yok. Çok akıllı, vicdanlı, merhametli ve çok güzel bir insansınız maşaAllah” diyor. Mervenur. Güzel vicdanlı çok fazla insanlar oluyor. Ben göz önünde olduğum için Allah razı olsun hüsnü zan ediyorsunuz. Merhametli çok güzel insanlar var. Veliler çoktur Türkiye’de, akıllı insanımız çoktur. Ama sevdiği için insan tabii sevdiğine böyle güzel sözler eder.

BEYZA BAYRAKTAR: Bizim gördüğümüz Kuran’a en çok uyan insansınız.   

ADNAN OKTAR: İşte o, sevgiden kaynaklanan bir şey ama çok fazla güzel ahlaklı insan var Türkiye’de, İslam aleminde.

“Size bir sorum olacak. Bu TV programından çıkan sözde Müslüman…” Sözde Müslüman demeyelim, o adamlar da, insanlar da İslam için kendilerince hizmet ediyor. Samimiler bence onlar, şey değil onlar sahtekar hoca, üçkağıtçı Müslüman değiller, ne biliyorsa onu öğretiyor. İmanlarına her halükarda insanların vesile oluyorlardır. Maaş alıyorlarsa adamlar da vermesin o kadar maaş. Onlar veriyorsa onlar da alıyorlardır, ne diyelim? Ama olmaz. İslam’da, tebliğde maaş, para alınmaz. Ama şöyle diyebilir; “Bana para verin, kitap dağıtalım ben de size sohbete geleyim. Nur ala nur olsun ama yapmasanız da yine gelirim” demesi lazım. Ama mesela “on bin kitap dağıtırsanız ben de sizin kanalınıza gelirim yoksa başka kanala gideceğim” diyebilir, bu mümkün. Çünkü başka kanalda da anlatır ama “para vermezseniz kanalınıza çıkmam” diyorsa bu çok korkunç.

“Türkiye’nin politikası Suriye’nin bölünmemesi yönünde olmalıdır” sözüme karşılık, Egeli; “Önüne gelen dinci örgüte kimyasal dahil her türlü silahı vermeden düşünecekti bazı kişiler bunu” diyor. Herhalde bu IŞİD’i kastediyor onlara silah falan verildiğini kimyasal, böyle bir şey yok. Türkiye’nin silahlarında hepsinde Makine Kimya Endüstrisi damgası vardır. IŞİD’in kullandığı silahların hiçbirinde Makine Kimya damgalı silah yok. Hep ya Alman malı, ya İngiliz malı, ya Amerikan malı, Çin malı ve Rus malı. Bu yeterli delildir. Daha hala Türkiye’nin üstünde durmak, Türkiye’ye iftira atmak yakışık kalmaz. Teknik ispatı var bunun, bakıyoruz Çin malı, Rus malı açık görülüyor, Amerikan malı. Nerde görülmüş Türk malı, herhangi bir bomba, silah, malzeme nerde görülmüş?

Aslında tabii çok yüksek para alıyorlar. Ne kadar güzel, bir televizyon kanalı tebliğ için imkan veriyorsa Müslüman üstüne para verir, maaşından para verir. Biz mesela Allah rızası için anlatıyoruz, üstüne para veriyoruz insanlara faydalı olsun diye. Para alınması inanılır gibi değil.

Masaüstü Görünümü