Harun Yahya

Sohbetler (13 Haziran 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: İrem Türkmen, “Mazlum imanlı Kürt anneleri çocukların terörist olmasını asla istemezler” diyor. Doğru söylüyorsun.

Sosyal bir bela. S. Serbaz, “Cizre, Silopi, Şırnak’ta konu Kürtler olunca..” diyor. Kardeşim, bir kere Kürt konusu yok. Devlet Güneydoğu’da Kürtlerle çatışmıyor. Kürtler baş tacı bizim canımızdır. Kürtler nurdur. Allahsız Kitapsız, Marksist, Leninist, komünist, Stalinist PKK’lı teröristlerle çatışıyor bizim aslanlarımız. Dolayısıyla bir savunma mücadelesi var. Bu farzdır zaten ve bütün devletlerin hukukunda bu vardır. Sen oraya teröristi anarşisti gönderirsen -herhangi bir kişi için diyorum- devlet de kendini savunur, millet de kendini kanunla hukukla savunur bunda şaşacak bir şey yok.

Adil, Adilimsi, “Şimdi yargılamak bana düşmez ama Hocam, çevrene bakıyor musun çok şatafatlı ve güzel kadınlar, yakışıklı delikanlılar” diyor. Evet görüyorum. Yani ne demek istiyorsun tam anlamadım. Görüyorum Allah’a şükür. O şatafatı ihtişamı Cenab-ı Allah Hz. Süleyman (a.s)’a da vermişti. “Evlatlarımdan Cenab-ı Allah Mehdi’ye de nasip edecek” diyor. Biz de Hz. Mehdi (a.s) talebesi olduğumuza göre, gül bahçesine giren gül kokar. Çünkü Bediüzzaman da diyor “diyanet ve saltanat aleminde” diyor. Çok ihtişamlı olacak Mehdiyet dönemi. Hz. Mehdi (a.s) için Bediüzzaman “sanatın hakiki üstadı” diyor. Ben de talebesi olduğuma göre bizde de o koku olur, o güzellik olur. Bak, “sanatın hakiki üstadı” diyor “medeniyetin mehasinlerini, güzelliklerini” diyor “modernlikleri birleştirerek” diyor “tecrübesiyle de mezcederek” diyor “mükemmel bir mücadele verecek” diyor Hz. Mehdi (a.s) için. “Gittikçe taassup da kalkacak ahir zamanda” diyor, dedikleri de oluyor. “Hristiyanların ve Müslümanların taassubu kalkacak” diyor “taassuptan arınacaklar” diyor. Dedikleri bir bir çıkıyor.

İmam-ı Sadık (r.a) diyor ki, Resulullah (s.a.v.)’dan rivayet: “Hiçbir göz” diyor Resulullah (s.a.v.) Mehdi’yi bütün gözler görmedikçe göremez.” Bak. “Hiçbir göz Mehdi’yi bütün gözler görmedikçe göremez.” Ne demek istiyor? Yani internetten, televizyondan bütün gözler Hz. Mehdi (a.s)’ı görecek. “Kastedilen görme de budur” diyor “herkes görecek” diyor.  Bak, “bütün gözler görmedikçe” diyor “göremez.” Yani “toplu bir görüş olacak” diyor Hz. Mehdi (a.s)’ı görmede. Bu bir mucize, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesi. Çünkü hiçbir dönem hakkında böyle bir açıklama yok. Zaten hiç kimse de buna inanmaz ama sadece ahir zaman için söyleniyor bu. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanında dese mucize olarak olması gerekir. Ama ahir zamanda yani bilimsel açıdan aksine inanmazlar. Ama şu an herkes buna inanıyor. Çünkü televizyonlardan, internetten Hz. Mehdi (a.s)’ı herkes her an görebilir zuhur ettiğinde, zahir olduğunda, inşaAllah.

“Bütün gözler gördüğünde Mehdi’yi göreceksiniz” diyor. Bütün gözler gördüğünde. Demek ki ahir zamanda televizyonlardan, internetten Hz. Mehdi (a.s)’ı zahir olacak, bütün gözler görecek, biz de görmüş olacağız.  

İmam Muhammed El-Bakır (r.a), Resulullah (s.a.v.)’den naklediyor: “Bu meselenin görevlisi Kaim Mehdi zuhur ettiğinde” bu mesele demek ne demek? Yani İslam’ın o zor acı günlerinde, Müslümanların köşeye sıkıştırıldığı dönemde, deccalın zuhur ettiği dönemde “bu meselenin görevlisi” yani bunu çözecek görevli “Kaim Mehdi zuhur ettiğinde o Mehdi Peygamberin uğradığı kötülüklerden çok daha fazlasına maruz kalacak.” Yani çok çileli zorlu bir ortamda olacak diyor.

İmam Cafer-i Sadık (r.a) Resulullah (s.a.v.)’den rivayet ediyor diyor ki: “Kaim Mehdi’nin yardımcıları onun için saklanmıştır. “Allah tarafından. “Herkes gitse de Allah onun (Mehdi’nin) yardımcılarını ona (Mehdi’ye) getirecektir.” Kaderleri öyle illaki geliyor. “Allah’ın şu ayette bildirdikleri onlardır (Mehdi’dir)” diyor. Ayet tefsiri yapıyor Resulullah (s.a.v.). Şeytandan Allah’a sığınırım:  “Eğer bunları tanımayıp küfre sapıyorlarsa andolsun biz buna karşı” yani deccaliyete karşı “inkara sapmaya bir topluluğu vekil kıldık” (En’am Suresi / 89) diyor Allah. “İşte bu Hz. Mehdi (a.s) talebeleridir” diyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Tunceli’de bugün bomba yüklü bir aracın adliye lojmanları önünde infilak ettirilmesi sonucu ikisi polis, ikisi sivil toplam dokuz kişi yaralandı. Yaralılardan üçünün ağır olduğu belirtildi.

ADNAN OKTAR: İşte deccal gece-gündüz saldırıyor. Mehdiyet’in olduğu yer olduğu için Türkiye, Mehdiyet’in aslanları askerimiz polisimiz onlara karşı kahramanca mücadele veriyorlar. Deccal kan dökücüdür zaten, Hz. Mehdi (a.s) da kan durdurucudur. “Mehdiyül dem” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) yani kan durduran Mehdi. Şu an deccal kan dökmeye devam ediyor. Kısa bir süre sonra bu dökülen kanlar tamamen duracak. Bunun vesilesi de “İmam Mehdi’dir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bunu hep beraber göreceğiz.

Mahmut Hocamız bir zatın kendisiyle ilgili gördüğü rüyayı, bak bir zat kendisi Mahmut Hoca’yla ilgili bir rüya görüyor bir zat, bunu açıklarken bu rüyayı tefsir ediyor, “Bu sevincim Hz. Mehdi (a.s)’a biat etmeden ölmeyeceğimin müjdesidir” şeklinde açıklıyor. Bu ne demek? Yaşlı bir insan olduğuna göre “çok kısa bir süre sonra Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğim” diyor. Bunu Mahmut Hoca diyor.

Geçenlerde hastaneye kaldırılmıştı Mahmut Hocamız, o esnada bir rüya görmüşler. Rüyada Hz. Nebiyullah (s.a.v.) Efendimiz gelmiş. Bir matara su getirip o Allah dostuna içirmiş. Hastaneden bir gün sonra “sağlığı çok iyi” açıklaması yapılmış. “Bu Allah dostunun fazla vekili yoktur, henüz halifesi de yoktur. Sünnete en çok riayet eden bir camia olmaları hasebiyle herkesçe çok kolay bilinecek bir gruptur. Neyse, Efendi Hazretleri’ne hastanede benim de bulunduğum ortamda bu rüyayı anlattılar.” Mahmut Hoca’ya. “Ve kendileri dediler ki: ‘Artık bu suyu gaybi alemde içmiş olmamla birlikte sağlığım çok iyi oldu, direncim arttı çok şükür. Allah beni sevindirdi. Bu sevincim Hz. Mehdi (a.s)’a biat etmeden ölmeyeceğimin müjdesidir’” diyor. Mahmut Hoca bunu söylüyor.

Obama, Orlando kentinde bir gece kulübünde 49 kişiyi öldüren saldırganın Irak-Şam İslam Devleti IŞİD örgütüyle ile bağlantılı hareket ettiğine dair bir delil olmadığını söylemiş. En başta söyledim ben. “Homoseksüelleri korumak için, onları mazlum göstermek için yine homoseksüel bazı kişilerin yaptığı bir eylem olduğunu düşünüyorum” dedim. Büyük bir ihtimalle benim dediğim gibi çıkacak.

Biz, homoseksüellerin dövülmesi, sövülmesi, öldürülmesi yönünde bir talebimiz yok. Biz, kan ve teröre, şiddete şiddetle karşıyız. İnsanların burnunun kanamasını dahi istemiyoruz. Damla kan akmasını istemiyoruz. Fakat çirkin iğrenç bir fiil olduğunda kendi inancımıza göre bunu açıklamakla mükellefiz. Kuran’da Kuran’ı Kerim’de Allah’ın gönderdiği Kitap’ta homoseksüellik iğrenç bir fiil olarak belirleniyor. Biz de Müslüman olarak bunu iğrenç bir fiil olarak görüyoruz bunu anlatıyoruz biz. Yoksa adamların ezilmesi, dövülmesi, sövülmesi, şiddet görmesi tarzında bir talebimiz olmaz. Yapanları da şiddetle kınıyoruz.

Evet, dinliyorum Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Anketi yapan şirket, bölgedeki eğitim kurumlarının PKK’ya verdikleri destek konusunda şoka uğradıklarını açıkladı. Açıklamaları şu şekilde: “Yaptığımız araştırma sırasında maalesef devlet okulunda derste Molotof yapmayı öğreten öğretmenlere, askere polise kurşun sıkarken ya da canlı bomba olarak ölen eşkıyaya şehit diyen imamlara rastladık ve şok olduk. Okullarda çocuklara gerillacılık öğreten öğretmenler var. ‘Derslere neden geliyorsunuz? Arkadaşlarınız dağda sizin için savaşırken siz burada ne arıyorsunuz?’ Diyorlar” demişler.

ADNAN OKTAR: Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Sevgiyle bak” diyelim.

Sen o haberi bir daha oku.

KARTAL GÖKTAN: PKK ile ilgili, özerklikle ilgili anketi yapan şirket, bölgedeki eğitim kurumlarının PKK’ya verdikleri destek konusunda şoka uğradıklarını açıkladı. Açıklamaları şu şekilde: “Yaptığımız araştırma sırasında maalesef devlet okulunda derste Molotof yapmayı öğreten öğretmenlere, askere polise kurşun sıkarken ya da canlı bomba olarak ölen eşkıyaya şehit diyen imamlara rastladık ve şok olduk. Okullarda çocuklara gerillacılık öğreten öğretmenler var.

ADNAN OKTAR: Materyalist düşünceyi okutuyorlar okullarda. Nasıl öğretiyorlar? Ortaokul, lise ve üniversitede. Felsefe, sosyoloji, psikoloji, tarih, coğrafya derslerinde hemen hemen bütün derslerde, strüktür dersinde insanların evrimle hayat bulduğunu, tesadüfler sonucu bütün canlıların oluştuğunu, kainatın da tesadüfler sonucu oluştuğunu anlatıyorlar. Ve “Allah yarattı” demiyorlar. Sen buna niye şaşırmıyorsun? Materyalist eğitim var işte, Darwinist-materyalist eğitim var. Diyor ki orada “ben buna şaşırdım” diyor. Tamam şaşır doğru, ama asıl şaşıracaksan buna da şaşırman lazım, değil mi? Müslüman bir ülkede insanların çamurlu sulardan tesadüfler sonucu oluştuğu inancı aşılanıyor gençlere, Darwinizm anlatılıyor ve Allah inkar ediliyor. Din inkar edilmiş oluyor. Çünkü hem din dersi var, mesela çocuk sosyoloji dersine giriyor “Allah yok” deniyor. Tarih dersine giriyor “Allah yok” deniyor. Hemen hemen bütün derslerde “Allah yok” diyorsun. Din dersine geldi mi Uhud Savaşı, efendim, Hendek Savaşı, Peygamber (s.a.v.)’in yaptığı savaşlar, “gelin size sure ezberletelim” diyorlar. Güzel, sure ezberletmek güzel, Resulullah (s.a.v.)’ın nasıl yaşadığını anlatmak da güzel. Zaten hayatı savaşlardan ibaret değil, hep savaşlardan başka bir şey anlatmıyorlar. Peki o derslerde anlattığınız ne oldu? Mesela 70 saatlik ders programı varsa, 70 saatin 65 saatinde Darwinizm’i anlatıyorsun, insanların tesadüfen yaratıldığını, Allah’ın olmadığını anlatıyorsun, 5 saatinde de dinden bahsediyorsun. Bu şaşılacak birşey işte bu. Asıl şaşılacak şey bu. Bak yıllardan beri söylüyorum kimsenin çıtı çıkmıyor. Kimsenin derken bazı kişilerin.

Mesela rivayet var: “‘Allah gökleri ve yerleri altı günde yaratmıştır. Rabbimin yanında bir gün sizin dünya hayatında saydığınız bin yıl gibidir.’ Ve dünyanın eceli 6 gündür, 7. günde kıyamet kopacaktır. 6 gün gitmiştir ve siz 7. gündesiniz.” Ama işte burada şimdi doğru vermişler: “Yine aynı eserde yer alan ve Hanbeli mezhebinin kurucusu Mezhep İmamı İbni Hanbel’in İlel adlı eserinden nakledilen başka bir hadis.” Bak, İmam-ı Hanbel. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Bu 7 bin yıllık ömürden kendisine kadar 5600 yıl geçtiğini” söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). 7 bin yıllık ömürden Resulullah dönemine kadar 5600 yıl geçti diyor Peygamberimiz (s.a.v.). İmam-ı Hanbel’in naklettiği hadis. Zaten bab olarak yani büyük bir bölüm bu, o bab içerisinde bir hadis. 7 bin yıldan 5600 çıkarsa ne kalıyor geriye? 1400. Peygamber (s.a.v.) “1400 ile 1500 arasında bitecek ümmetin ömrü” diyor. Şu an hicri kaçtayız? 1437. Düşünün artık “hicri 1500’e kadar “diyor Peygamberimiz (s.a.v.) ümmetin ömrü.” Suyuti’nin eseri çok eski bir eser. Dünyanın ömrünün 7 bin yıl olduğu. İbni Esakir diyor ki: Ebu Said Ahmet bin Muhammed Bağdadi aradaki ravi silsilesi ile rivayet etti. Enes bin Malik (r.a)’tan rivayet. O dedi ki: “Resulullah (s.a.v.) buyurdu” kulağımla duydum diyor sahabe söylüyor bunu “kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse Allah’u Teala onun için gündüzleri oruçla geceleri de ibadetle geçirmişçesine şu dünyanın 7 bin yıllık ömrü müddetince sevap yazar.” Peki hadiste ne diyor? “5600 yılı geçti” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “5600 yılı geçti.” 1400 ile 1500 arasında hepsi bitiyor. 1500’den sonra bozulma başlayacak” diyor Bediüzzaman. O zaman vakit tamam. Çünkü şu an hicri 1500’e doğru gidiyoruz. Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın zuhuru, hakimiyet hepsi bu devir içerisinde, ondan sonra bitiyor.  

Mesela yine İbni Adiy diyor. Ebu İshak İbrahim bin Abdullah el-Müvelled, aradaki ravi silsilesiyle rivayet etti. Enes bin Malik (r.a)’tan. O dedi ki: Resulullah (s.a.v.) buyurdu: ‘Dünyanın ömrü ahiret günlerinden 7 gündür. Allah’ü Teala buyurdu ki ‘Senin Rabbinin yanındaki bir gün sizin saydığınız bin yıl gibidir. Ne anlama geliyor? 7 bin yıl çok net. Bunu kim söylüyor? Resulullah (s.a.v.) söylüyor. “5600 yılı geçti” dediğine göre. 5600 yılı geçti diyor. Kim? Hem de İmam-ı Hanbel, bak Hanbeli mezhebinin kurucusu o naklediyor hadisi ve Suyuti’nin eserinde bunlar. Bir tane iki tane üç tane hadis değil çok fazla hadis var.

Ahmet ibni Hanbel İlel’inde nakletti. İsmail bin Abdülkerim Abdüssamed’den, o da Vehb’ten rivayet etti ki Resulullah (s.a.v.) ferman etti: “Dünyadan 5600 yıl geçmiştir. Hangi kitap bu? Ali bin Hüsamettin El-Muttaki, Kitabül Burhan Fi Alametil Mehdi Ahir Zaman, sayfa 89.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır Bağlar’da üç gün arayla ikinci kez 600 polisle dev bir operasyon daha yapıldı. Bağlar İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde toplanan ekipler zırhlı araçlarla ilerleyerek operasyonu başlattılar. Fotoğraflar da vardı operasyondan.

ADNAN OKTAR: Bakayım. İşte operasyonlar tamam halk da güzel fakat bilimsel bir operasyon yapılması lazım. Darwinist-materyalist düşüncenin kaldırılması lazım. Bunun yerine yaratılış gerçeği anlatılması lazım. Paleontolojik delillerle, moleküler yapıda bilimsel deliller ortaya serdedilerek konunun açıklanması gerekiyor.

Hamit Karzai, “Orlando saldırısını yapan kişinin New York’ta doğduğunu ve büyüdüğünü, Afgan toplumuyla radikal İslamcılarla alakasının olmadığını, onu bu şekilde saldırgan yapanın içinde yetiştiği Amerikan toplumu olduğunu söyledi” diyor. Doğru söylüyor.

Görgü tanıklarının bildirdiğine göre, Orlando’da bu cinayeti işleyen kişi bir kere değil defalarca homoseksüel barına geldiği ve orada eğlendiği görülmüş bir kişi. Benim dediğimle tam mutabık çıkıyor. Ben dedim ya “bu da homoseksüeldir” dedim. “Homoseksüelleri mazlum göstermek için yapılmış bir homoseksüel eylemidir bu” dedim. Bütün dediklerim doğru çıkmaya başladı. IŞİD’le hiçbir alakası yok, Obama açıkladı. Cinayeti işleyen de homoseksüel ve homoseksüelleri dünya çapında Kuran’la uyardığımız için, bu yanlışlığa bütün dünyanın dikkatini çektiğimiz için kendilerince çirkin bir eylem yaparak homoseksüellerle ilgili eleştirilerimizi durduracaklarını zannediyorlar. Biz eleştirmeye devam edeceğiz. Ama yapılan eylem benim tam tahmin ettiğim gibi çıktı görüyorsunuz. Defalarca homoseksüel barında görülmüş bir kişi, bir kere iki kere değil, çok fazla görgü şahidi var. Ve Amerikan toplumunda eğitilmiş bir adam, Amerikan kültüründe eğitilmiş bir adam. Gece-gündüz Amerikan ordusu zaten intihar ediyor. Ya adam öldürülüyor ya intiharlar var. Homoseksüeller arasında çok daha yüksek oranda bu, yani hem intihar hem cinayet çok yüksek oranda. Dolayısıyla bir homoseksüelin yaptığı anlaşılıyor bu olayı. Başında koyduğum teşhis aynısıyla doğru çıkıyor görüyorsunuz.

Şu iki sayfayı göster. Sayfa sayfa tek tek hadisleri göster. Alt kısma da in. O, “Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında, Hz. Adem (a.s)’dan beri 5600 yıl geçmiş oldu” diyor ya Ahmet ibni Hanbel onu okuyacak şekilde göster. Bakın “dünyadan 5600 yıl geçmiştir.” Bunu kim söylüyor? Resulullah (s.a.v.) söylüyor. Bak ne diyor: “Bu hadis-i şerifte gösteriyor ki, Ümmet-i Muhammed’in ömrü en az 1400 yıl olacaktır. Yani 1400 ile 1500 arasında.

Şimdi, Orlando saldırısını gerçekleştiren Ömer Matin’in evi. Göster resmini. Kullandığı odası, makyaj masasını falan görüyorsunuz değil mi? Renklerden falan olayı anlıyorsunuz, evet. Dolayısıyla cinayeti kimin işlediği, kimlerin işlettiği bütün açıklığıyla ortaya çıkıyor. Anlaşılmayacak gibi değil. En başta teşhisi koyduk aynen dediğimiz gibi çıkıyor.

Dünyanın her tarafında terör oluyor. Amerika’da terör olduğunda “biz Amerika’ya gitmeyiz Amerika tehlikeli” demiyoruz. Şu an Müslümanlar istediği gibi Orlando’ya gidiyor. Çünkü önemi yok. İstanbul’da da mesela herhangi bir yerde patlama oluyor veyahut Diyarbakır’da oluyor milyonlarca kilometre alanda bir yerde bir olay olduğunda sadece orada olmuştur her yerde anlamına gelmez bu. Biz mesela burada huzur içinde yaşıyoruz. Ben istediğim gibi her yerde gidip geziyorum. Çarşıya pazara her yere gidiyorum. Ee, “falanca yerde falanca patlama oldu.” Rusya’da da oluyor, o zaman Rusya’ya gidemezsin. Amerika’da oldu Amerika‘ya da gitme. Kaç sene gitmeyeceksin ayrıca? Yüz sene, iki yüz sene gitmez adam o zaman bir kere patlama oldu diye. Onun bir anlamı yok. Bu, bütün dünyayı felç edecek bir sistem olur bu mantıkla bakılırsa. Tevekkülle bakıp gayet rahat olmak lazım. Çünkü anarşistlerin teröristlerin derdi zaten insanların huzur içinde yaşamasını engellemek yani bir kargaşa. Sen onun dediğinin aksini yaparsan onun bütün eylemi boşa çıkar. Korkmanın hiçbir anlamı yok, istediğimiz gibi istediğimiz yere gider-gezeriz. İstediğimizi de konuşuruz hiçbir şey de olmaz. Mesela bak Lisa Rusya’dan geldi hiçbir şey olmuyor. İstediği gibi yaşıyor. Günlerden beri aramızda huzur içinde gayet güzel bir evde güzel bir ortamda dostlarla yaşıyor. İstediği gibi dışarı da çıkıyor, istediği gibi geziyor da, hiç kimseden bir zarar görmedi. Yanında ne bomba patlıyor ne kurşunlanıyor. Dolayısıyla böyle korkular içerisinde yaşamanın bir anlamı yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş, İrlanda gazetesine yaptığı açıklamada, Türk-Kürt arasındaki gerilimin etnik savaşa dönüşebileceğini söyledi. “Suriye’deki savaş Türkiye’deki iç çatışmalarla alakalıdır. Çünkü Türk hükümeti Suriye ve Türkiye’deki Kürtleri bir görüyor. Erdoğan’la bir araya gelmem; sorunları çözecekse bunu yaparım. Avrupa’daki hükümetler mülteci krizi nedeniyle Erdoğan’la iyi ilişkiler içindeler. Bu büyük bir yanlışlık.”

ADNAN OKTAR: Bir kere Türk-Kürt savaşı yok. PKK’lı teröristlerle askerin polisin kendini savunması mücadelesi var. Türk-Kürt savaşı nerede? Kürt baş tacı. Biz Kürt kardeşlerimizi PKK’nın elinden alıp kurtardık. Burada Güneydoğu’da çadır kent yaptık orada büyük bir titizlikle, en güzel ilgiyle, en güzel alakayla, hürmetle, nimet olarak görerek sahip çıkıyoruz ve çok güzel bakıyoruz onlara. Bu ifadesi bir kere çok yanlış. Taksit taksit anlat.

BÜLENT SEZGİN: “Suriye’deki savaş Türkiye’deki iç çatışmalarla alakalıdır.”

ADNAN OKTAR: Hiçbir alakası yok. Suriye’yi bölmeye çalışıyorlar. PKK da aç köpek gibi Amerika’nın bombaladığı, yakıp-yıktığı yerlerden hırsızlık yaparak geçimini salıyor.

BÜLENT SEZGİN: “Avrupa’daki hükümetler mülteci krizi nedeniyle Erdoğan’la iyi ilişkiler içindeler. Bu büyük bir yanlışlık.”

ADNAN OKTAR: Doğru. Yani tabii ki iyi ilişki içerisinde olacaklar. Çünkü en insancıl en sevecen yaklaşan Türkiye. Milyonlarca kardeşimize biz burada bakıyoruz. Hiçbir ülke bunu yapmıyor. Avrupa bundan kaçınıyor. Biz cömertçe, sevecenlikle, dostlukla, şefkatle yaklaşarak bakıyoruz, Avrupa da buna hayran kalıyor tabii ki. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Erdoğan’la bir araya gelmem; sorunları çözecekse bunu yaparım.”

ADNAN OKTAR: Türkiye’de milyonlar Tayyip Hoca’yı destekliyor. Çünkü içimizden birisi, milli bir delikanlı, milli bir insan, milli manevi değerlerimize önem veriyor samimiyetle ilerliyor. Hataları oluyor, eksikleri oluyor, yanlışları oluyor uyarıyoruz. Geç de olsa düzeltiyor, mesele yok. Dolayısıyla sözlerindeki yanlışlıkları zannediyorum anlamıştır.

IŞİD, Ebu Bekir El-Bağdadi’nin koalisyon uçaklarının saldırısında öldüğünü duyurmuş. Resmi sitelerinde yayınlamışlar. Amak isimli internet sitesinden yayınlanan açıklamada halife olarak adlandırdıkları Bağdadi’nin öldürüldüğü bildirilmiş.

Liselerde son günlerde yayınlanan bildiriler ve protestolarla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle bir açıklama yaptı: “Yaşanan bunca hadiseden ders almayan bir takım güçlerin üniversiteleri, liseleri tahrik ettiğini görüyoruz. Buyursun çakallara meydan okuyanlar dağlara çıksınlar çakalları kovalasınlar. Türkiye artık yeni gezilere, yeni paralellere değil büyümeye kalkınmaya ihtiyacı var. Çevremizde sırtlanlar, üzerimizde akbabalar dolaşırken bizim suskun kalmamız mümkün değil” diyor Tayyip Hocam. Liselerde gençler ne yapıyor nasıl bir şey bu? Liselilerle ilgili ne var haber? Biliyor musunuz böyle bir şeyi? Canım, lisede olabilir mesela solcu gençler olabilir. Veya solcu değil de, mesela beş tane solcu elli kişiyi hareketlendirebilir. “Arkadaşlar şöyle yapacağız” der adam yaptırtır. Okullarda öyleydi eskiden. Mesela bir okulda on tane solcu olurdu yüz kişiyi mecburen yönlendirirlerdi. Tehdit ederek baskı yaparak yönlendirirlerdi. “Boykot yapıyoruz” derlerdi dediklerini yaptırırlardı. Mesela herkese “sırtını dönün” derlerdi adama sırtlarını dönerlerdi. Yahut “şöyle bağıracağız” derlerdi herkesi bağırttırırlardı. Dolayısıyla o tip şeyler oluyor olabilir.

Rusya Suriye’nin parçalanmasını istemiyor. O yönüyle çok hayati. Rusya’yla aranın düzelmesi için ne gerekiyorsa, özür dilemek gerekiyorsa, insan yanlışlıkla birinin ayağına bassa bile özür diliyor “özür dilerim” diyorsun, değil mi? Ben İsraillilere öyle demiştim. Dedim “yolda yürürken bile bir insan birine çarpsa özür diliyor. Özür dilemek bir erdemdir” dedim. “Özür dileyin bir şey olmaz” dedim. Rusya’dan da gerekirse özür dilenir. Çünkü bir insan öldürülmüş, uçak düşmüş, değil mi, hatta bir toplulukta insan mesela bir bardağı bir yere sertçe koyuyor, bir şey sertçe çarpıyor veyahut bir kelimeyi yanlış söylüyor “özür dilerim” diyor. Hatta öksürüyor öksürmesinden bile “özür dilerim” diyor. Özür dilemekte bir şey yok nezakettir bu. Zaten diyor Tayyip Hoca “ben üzüldüm” diyor “müteessir oldum rahatsız oldum” diyor. Türkiye’den de özür dilenir. Bu karşılıklı ülkelerin yapması gereken bir nezaket. Kaybedecek bir şey yok bunda.

Birçok lisede tabii Darwinist materyalist eğitimin sonucunda sol güç buluyor. Ben hükümeti defalarca uyardım. Bütün liselerde Darwinist materyalist eğitim var. Gençlere imani eğitim de verilmiyor. Bunun sonucunda ateist, Darwinist, materyalist gençlik gelişir dedim. Sözümü dinlemiyorlar. Habire yol, köprü… Tamam, çok güzel, faydalı ama onunla Türkiye’nin manevi kalkınması olmaz. Türkiye felakete doğru gider Allah esirgesin. Mesela liselerde de bin kişilik lisede elli solcu oluyor bütün liseyi kontrol altına alabiliyorlar. Çünkü çocuk karşısındaki ona zıt olan çocuklar organize olamıyorlar. Ama o elli kişi organize olmuş oluyor. Organize olduğu için organize olmayan bir güce rahatça hakim olabiliyorlar o zaman. İstedikleri gibi yönlendirebiliyorlar.

Rusya’da yapılan Soçi kış olimpiyatlarının hemen öncesinde Rusya bir homoseksüel yürüyüşüne izin vermedi o zamanlar ve homoseksüellerin evlenmelerine de müsade etmedi. Bunun üzerine homoseksüellerin hakkını korumak iddiasıyla Amerika, Norveç, Güney Amerika başta olmak üzere birçok Avrupalı ülkenin sporcuları bireysel olarak boykotu geliştirdiler ve gitmediler homoseksüelleri koruyacağız diye. Rusya o yünüyle mükemmel. Homoseksüelliğe de tavır alıyor. Maneviyatın yıkılmasına da müsaade etmiyor. Suriye’nin de bölünmesini hiç kabul etmiyor. Türkiye’nin bölünmesini de kabul etmiyor. O yünüyle Rusya’nın tavrını desteklemek ve onunla bağlantıyı daha da artırmak gerekiyor.

“Yüreğimiz Mehmetçikle birlikte çarpıyor” demişler, bu güzel.

Benim gördüğüm sosyalistler, Marksistler liselerde yapılanmışlar. Örgütlenmişler de benim anladığım kadarıyla. Şimdi örgütlü olmayan gençlere karşı tabii hâkim konuma geliyorlar. Burada hükümetin manevi kalkınmaya çok önem vermesi gerekiyor. Darwinist, materyalist eğitimin doğrusunun anlatılması, aşikâr hiç beklenmemesi gerekiyor.

İBRAHİM AKMUGAN: Adnan Bey, dört ya da beş yıl öncesinde TKP’li gençler liselerde TLB birliğini kurdular, yani Türkiye Liseler Birliği diye. Bunlar yine komünist telkinlerle bu gençler yetiştiriliyor bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Benim anladığım evet, böyle Maocu, aydınlıkçı gençleri de yönlendiriyorlar. O Maocu aydınlıkçı gençler, mesela on kişi bile olmuş olsa çok müthiş bir siyasi bilinç ve politize olmuş bir ruh içinde oldukları için diğer gençler onlardan çekiniyorlar. Bir şey dediklerinde yapmak durumunda kalıyorlar. Mesela bizim fosil sergimize de saldırmışlardı onlar. Sonra gözaltına alındılar. Mahkemede hüküm giydiler. Ceza aldılar. Fosilleri kırdılar. Fosil kırılınca daha da bilimsel ve daha da net bir durum ortaya çıktı. Fosilin içi de görüldü çünkü. Fosilin gerçek olduğu, delilin de mükemmel delil olduğu daha da aşikârlaştı. Ve o saldırıdan sonra elli bin kitap dağıtıldı aynı yerde. Yaptıklarına yapacaklarına pişman oldular. Verilen bilimsel cevap yaptıkları eylemi yok ettiği gibi çok daha lehimize gelişmiş oldu.

Sahur yapalım, sahurdan sonra sohbete devam ederiz.

VTR: Sayın Adnan Oktar Ne Demişti, Ne Oldu?

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bu YPG’nin sözde komutanlarından Polat Can açıklama yapmış. “Orlando saldırısını kınıyoruz, bu teröristleri durdurmak için birlikte savaşmalıyız” diyor. Bunlar hani bir hırsızı yakalarsın “Ağabey” der “hırsız kaçıyor, beraber yakalayalım” falan der. Bunlar da böyle, inanılmaz sahtekârlar. Sen eli kanlı katilsin, çoluk çocuk demeden herkesi havaya uçuruyorsunuz, bombalıyorsunuz. Askeri, polisi şehit ediyorsun. Ondan sonra oturmuş, “teröristleri durdurmak için birlikte savaşmalıyız” Bunu da yiyor bazı Avrupalılar bunların sahtekârlığını. Haysiyetsiz herifler Türkiye’de de bayağı siyasetçiyi kandırmışlardı. Onları da uyara, uyara, uyara bu beladan kurtardık Allah’a çok şükür.

Kardeşim dünya işte birçok zorlukla süslenmiş. O zorluklarla süslenmesi güçlü bir imanın gelişmesi için gerekiyor ve Allah’a sevginin iyi gösterilmesi için gerekiyor. Müslüman da tabii insan özelliklerini taşıdığı için hep bunlardan kurtulmaya çalışıyor ama o bereket olarak geliyor Müslüman’a. Müslüman onu bir yanlışlık, kötülük gibi görüyor ama ne kadar zorluk çok olursa ve ne kadar şiddetli olursa o kadar makbul. Onun için mesela Cenab-ı Allah şahadeti çok makbul görüyor çünkü zor olduğu için. Mesela gaziliği çok makbul görüyor. Mesela sakatlık çok makbuldür. Körlük, âmâlık yani amalar çok rahat velayet derecesine çıkabilir. Mesela sağırlık zordur. Rahatça velayet derecesine çıkabilir. Yahut topal olması veyahut ayaklarının tamamen felç olması muazzam sevap kazanmasına sebep olur. Adam “ben” diyor “şimdi iki ayağım yok” Bazen kolu da olmuyor. “Ne yapacağım ben?” diyor. Bazen isyankâr bir üslup kullanıyor. Kardeşim tamam da iki ayağı olan, iki eli olan binlerce nesil gelip geçmedi mi senden önce? Tay gibi delikanlılar, tay gibi genç kızlar hepsi gelip geçmiş. Senin vaktinde olan, senin zamanında olan ve imrendiğin herkes de kolunu bacağını değil de bütün vücudunu kaybediyor. Telaşın niye? O vakti iyi değerlendirip Allah’a sürekli şükretmen lazım. O nimetin kıymetini iyi bilmek lazım, zorluk. Mesela bak, Hz. Musa (a.s) da Cenab-ı Allah, ona söyletiyor Hz. Musa (a.s)’a diyor ki, “göğsüm sıkışıyor” Yani kalbinde muhtemelen sıkışma oluyor. Bir ihtimal de tansiyonu da yükseliyor ve kalbinde sıkışma, kalbinde rahatsızlık var. Allah vermesin güçtür. Belli ki de sık oluyor. Çünkü çok nadir olan bir şey olsa onu söylemez o. Değil mi? Öyle ayda, yılda olan bir şey olsa söylemez. Demek ki sürekli olan bir şey, kalp onu sıkıştırıyor. Hiç istemeden durduk yere cinayet işlemiş oluyor. Öyle korkunç bir şey ki. Durduk yere sabahın köründe adam mesela birisine çatıyor bir insan ve kazara katil oluyor, cinayet işliyor. Ne kadar korkunç bir şey Allah vermesin. Allah durduk yere yaratıyor. Normal hayatı giderken yaratıyor Allah, cinayet. Bu sefer cinayetten, bak, cinayetin vicdan azabı ayrı, onun verdiği rahatsızlık ayrı, birde cinayetten aranıyor. Cezası idam zaten ve Firavun arıyor. Firavun da laf, söz dinlemeyecek bir adam. Kanun yok, hukuk yok, mahkeme yok, avukat yok. Hiç kimseye şikâyet edemezsin. Çok zor bir hayat. Tek başına yüzlerce kilometre gidiyor. Tanımadığı, bilmediği yerlerden geçiyor. Bilmem işte çobanlar var, insanlar var. Oradan geçiyor, oradan oraya geçiyor. Her yer tehlike dolu. Tek başına bir insanın başına ne gelmez? Ne kadar zor ya düşün yani. Yiyecek bulması gerekiyor yolda. Yatacak yer bulması gerekiyor. Yiyecek nereden bulsun? Yatacak yer nereden bulsun? Ne kadar zor bir ortam. Bir duyulsa hemen yakalarlar zaten. Firavun’un aradığını duysalar hemen, en azından Firavun’a yaranmak için yakalarlar. Bak, bu arada da kalbi de sıkıştırıyor. “Göğsüm darlanıyor” diyor. “Dilim dolanıyor” diyor. Muhtemelen o beyinde damarlar da kasıldığı için o sıkıntıdan, konuşması da bozuluyor. Yani konuşma güçlüğü çekiyor, konuşamıyor. “Dili peltekti” diyor. Peltek değil. Ne peltek? Peltek olur mu? Öyle bir şey yok, doğrudan konuşamıyor sıkıntıdan dolayı. Heyecanlandığında konuşamadığı anlaşılıyor. Her günü bereket, her günü güzellik. Allah onu o haliyle çok seviyor. Onlar olmasa o sevgi oluşmaz. İllaki o zorluk olacak. Mesela kavmine gidiyor. Bir avuç Müslümansın, çok rahat edeceğini düşünür insan. Cenab-ı Allah’la görüşmek, konuşmak için dağa çıkıyor. Yani vahiy gelmesi için. Alt tarafta o ahlaksız buzağı yapmış, altından buzağı. Bak, sezdirmeden yapıyor görüyor musun? O da çok manidar yani. Altınları getirmesini de sezdirmeden yapıyor münafık özelliği olduğu için. Münafık sinsiliğine bak. O kadar altını getirttiriyor. Ona ocak kuruyor. Bunların hiçbirinde fark edilmiyor. Gizliyor yani, sonra da onu yapıyor. Hz. Musa (a.s) döndüğünde mesela vahiy almış. Sevinçle dönüyor rahat. “Ne güzel İslam’ı yayacağım” diye. Bir geliyor, münafık ekibi ve münafık başı akıl almaz bir kepazelik yapmış. Kardeşinin de onlara gücü yetmemiş. O kadar vahim bir durum ki, çok zor. Sevabı muazzam yükseliyor o münafığın sayesinde. O münafık olmasa sevabı çok azalır, bayağı azalır. Ve o münafık onun mesela müthiş heyecanlanmasına sebep oluyor. O heyecanla işte kardeşinin sakalından tutuyor, saçından tutuyor. Muazzam bir mücadele azmi geliyor üstüne. Müthiş bir heyecan geliyor. Yoksa sakin olur.

Mesela iman eden cemaatinde pek adam yok gençlerden başka. Bir avuç genç, o da ayrı bir felaket. Adamlar laf söz dinlemiyor cahil adamlar. İmanı ya çok zayıf yahut imanı yok, hasta adam. “Ya Rabbi” diyor “ben kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum.” Ne kadar çetin bir durum tahmin ediyor musunuz? Ama işte onun bir nimet keyfi var onu yakalamak lazım. Orada herkes iman da eder mesela o münafık ortaya çıkmayabilir. Hiçbir sorun da olmaz. Kenan iline de yerleşebilirler. Kenan iline biliyorsunuz yerleşemediler. Kenan ili ona uzaktan Ürdün dağlarına çıktı, yüksek. Oradan baktı o kilo metrelerce Allah ona gösterdi vaat edilen toprakları. Ama vaat edilen topraklar Hz. Mehdi (a.s)’a vaat ediliyor. Şiloh yani Moşiyah yani Mesih Mehdi aynı zamanda Mesih’tir biliyorsun Hz. Mehdi (a.s). Bir lakabı da odur Mesih. İki Mesih gelecek biliyorsunuz biri Hz. İsa Mesih’tir, biri de Mesih olan Moşiyah’tır. Mesh edilmiş anlamına geliyor yani her ikisi de Mesih’tir, İsa Mesih de, Hz. Mehdi (a.s) da. Yalnız o Hz. İsa’ya hâkimiyet yani dünya hâkimiyeti vaat edilmemiş. Moşiyah’a vaat edilmiştir. Hz. Mehdi (a.s)’a tabi oluyor Mesih geldiğinde.

Zemheri. “Ne o? Yahudiler gibi hala kurtarıcı mı bekliyorsunuz? Sizin 1400 yıl öncesinde olanlardan haberiniz mi yok?” Hz. İbrahim (a.s) devrinde bekleniyor. Sen diyorsun ki “Yahudiler mi bekliyor?” diyorsun. Yahudi zaten bekler Musevi kaynaklarda, Tevrat’ta olduğu için bekler. Hz. İbrahim (a.s) da bekliyordu, Nuh (a.s) da bekliyordu. Bakın, çok hayret verici Hz. Adem (a.s) da bekliyor. Hz. Adem (a.s)’dan itibaren beklenmeye başlanmıştır Moşiyah Mehdi. Kaç bin yıl geçmiş artık düşünün? Resulullah (s.a.v.) çok seviyor Hz. Mehdi (a.s)’ı. O yüzden ondan çok fazla bahsediyor. “Mehdi, Mehdi, Mehdi” sürekli bahsediyor. Sahabe çok seviyor. Hz. Ali (r.a) çok seviyor kendi neslinden evlatlarından olduğu için. Ama münafıklar acayip kinleniyorlar. Kendi aralarında teşkilat kuruyorlar. Şia işte o devirde içten içe o zulme karşı akıl almaz şekilde bilenmiş Müslümanların silsilesi olarak devam etti. Sünniler de tabii çok cefa çektiler, çok acılar çektiler, çok ıstıraplar çektiler. Ama onlar Mehdiyet’i makul bir beklemeyle beklediler, yani daha sakin, daha makul. Ama Şiiler çok büyük bir heyecanla beklerler. Vahabiler de bekler ama makul bir bekleyiştir. Ama Şia da imani bir konudur Hz. Mehdi (a.s).

Ali Cengiz, “Osmanlı’nın neden yıkıldığını, her şeyi İngilizlere bağlamaya gerek yok. Osmanlı çok mu iyiydi, çok mu düzgündü sanki?” İşte Osmanlı’yı bozdular. Darwinizm’le bozdular. İngiliz derin devleti Darwinizm’le bozdu. Yani sağlam işleyen bir sistemi Darwinizm’le mahvettiler. Abdülhamit döneminde Darwinizm her yere hâkim oldu.

Handan, “Allah’ın selamı üzerine olsun.” Aleykümselam. “Dünyanın en yakışıklı, cazibeli, akıllı, vicdanlı ve şefkatli sevdiğim. Biliyor musun günün hemen her anında aklıma geliyorsun, içimi mutluluk kaplıyor” diyor Handan.

“Selam sevgili Adnan Ağabeyciğim.” Ahmet Varışlı. “Benim bu denilen Mehdi kişi insanlara ne faydası olabilir? Bizlere Kuran-ı Kerim’e samimi olursak yetmez mi?” Tabii ki yeter ama Kuran’ın yetmesi için Kuran’ın tamamına uyman gerekiyor. Kuran’ın tamamında Cenab-ı Allah ne diyor? “Ben size Mehdiler göndereceğim.” Muhtedun, Mehdiler. Sen diyorsun ki bana “Kuran yeter, Kuran’a uymayacağım.” “Mehdilere uyun” diyor işte Kuran. “Muhtedun” diyor. Kuran’a uyuyorsan Hz. Mehdi (a.s)’a da uyacaksın. Ve ezilmiş mustazaflar “bize Allah bir kurtarıcı göndersin” derler diyor. “Onlar uğruna niye mücadele etmiyorsunuz?” Diyor. Bir kurtarıcı, bir veli, yardım eden bir baş, bir Mehdi; onlar uğruna çalışmıyorsunuz diyor Allah. “gayret etmiyorsunuz?” diyor. Mümin ne diyormuş? “Ya Rabbi bize bir veli, bir Mehdi, bir mürşit gönder” diyor. “Müslümanlar böyle dua eder” diyor Allah ayette. Sen “Kuran’a uyacağım” diyorsun o zaman uy. Kuran’daki bu ifadeyi, bu duayı yap. Allah duana icabet edecektir. İşte o gelecek kişinin ismi de Mehdi o. Şimdi Kuran’da Mehdi olduğuna göre, imama uyma olduğuna göre senin duan nasıl olacaktır? “Ya Rabbi bize Mehdi (a.s)’ı gönder” şeklinde olacaktır.    

“Herkesin ortamı sizdeki gibi olsa dünyada bir tane homoseksüel olmaz bence” diyor. Egemen Kaan. Tabii ki, kadın güzelliği varsa, kadına saygı varsa, kadın değerliyse adamın böyle çılgınca, böyle korkunç bir amacı olmaz. Böyle dehşet verici bir amacı olmaz.

Derya Ulunyege. Hz. Mehdi (a.s), Mehdiliğini ilan etmesi diye bir konu yok. Hz. Mehdi (a.s) acz içinde olur. Allah’ın herhangi bir zavallı kuludur Hz. Mehdi (a.s). Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın böyle büyüklük içerisinde hareket edeceğini düşünüyorsunuz. Öyle bir şey yok. Hz. Mehdi (a.s)’a bütün gücü veren Allah’tır. Hz. Mehdi (a.s) aczini ve fakrını bilir. Hz. Mehdi (a.s)’da meydana gelen bütün olaylar Allah’ın gücüdür. Sen onu Hz. Mehdi (a.s)’a vermeye kalkarsan o zaman tabii ki gözünde çok büyütürsün. Gözünde büyüteceğin sadece Allah’tır. Büyük olan Allah’tır.

Bak, diyor ki İmam Ali (Kerremallahu veche) Hz. Ali: “Evlatlarımdan Mehdi çıktığında Peygamberimiz’den yazdığım şekliyle ve yorumlarıyla Kuran-ı Kerim’i çıkaracak.” Benim size yorumladığım şekilde yapacak Kuran-ı diyor yorumlayacak. “İnsanlara Kuran’ı anlatıp okuyacak ve onunla nebinin sünnetini uygulamış olacak.” Kuran’a tam uymakla, Resulullah (s.a.v.)’in sünneti neymiş? Demek ki Kuran’a tam uymakmış. (El İhticac, 1. Cilt, sf. 107, Bihar-ül Envar, 89. Bölüm, sf. 43. Kitab-ul Cifr, İmam Ali. sf. 463) Hz. Musa (a.s), Tevrat’ta geçiyor bu hüküm Mısır’dan Çıkış. 4, 10-15. Musa (a.s) dedi ki: “Rabbim ben kulun ne geçmişte, ne de benimle konuşmaya başladığından bu yana iyi bir konuşmacı olmadım” diyor. “Çünkü dili ağır, göğsü sıkışan biriyim.” Canım benim bak, konuşmada güçlük çekiyor. Ama göğüs sıkışması dediği kalp sıkışması, göğüs zaten sıkışmaz. O halk dili olduğu için. Sık sık kalbinde sıkışma oluyor. “Rab, “Kim ağız verdi insana?” diyor. “İnsanı sağır, dilsiz, görür ya da görmez yapan kim? Şimdi git” diyor. “Ben konuşmana yardımcı olacağım, ne söylemen gerektiğini sana öğreteceğim.” Musa (a.s) dedi ki, “Rabbim beni gönderme ne olur. Benim yerime başkasını gönder, o zaten göndereceğin kişiyi.” Aklı fikri Moşiyah’ta. Sözlü Musevi kaynaklarında, yani sözlü Tevrat tefsirinde, “Ne olur benim yerime başkasını gönder o zaten göndereceğin Moşiyah’ı şeklinde”                                                                              

Hz. Yusuf (a.s)’u mesela öz kardeşleri kuyuya atıyor durduk yere. Böyle evde neşeli yaşayan çocuk bu ya, mutlu yaşıyor. Durduk yere kardeşleri alıp kuyuya atıyor.  Bak münafıklıklarından, hasetlerinden kuyu, kuyunun dibine. Bir çocuk kuyunun dibinde ne kadar korkunç bir şey ya. Bak in yok cin yok, gece karanlıkta da orada kalıyor tek başına. Bir çocuk için ne kadar zor bir şey bu. Bekliyor, uzun süre bekliyor, bir kervan geliyor. Kuyunun içine bakıyorlar “a burada bir çocuk” hemen oradan kovayı sarkıtıyorlar, kova kelimesi de özellikle geçiyor orada, kova çağına bakıyor. Sonra çocuğu alıp çıkarıyorlar. O da dünyalar güzeli ama çok ucuza satıyorlar onu da. “Ya bunu birkaç dirheme satarız” diyorlar. O devirde çok ucuza küçük çocuk olduğu için, bir şeye yaramaz diye düşünüyorlar. Çocuğu hizmetçi olarak veriyorlar. Ne kadar zor bir çocuk için hizmetçilik yapmak, bilmediği bir evde, bilmediği insanlara. Uzun yıllar hizmetçilik yapıyor. Bu sefer kadın onunla cinsel ilişkiye girmeye kalkıyor. Serpilip güçleniyor, güzel görünüşü olduğu için. Ondan kaçayım derken başı yine belaya giriyor. Ondan sonra hapishaneye, 7 yıl ortada hiçbir şey yokken, durduk yere başı belaya giriyor. Orada ne kanun var, ne hukuk var itiraz da edecek merci yok. Yani savcı yok, hakim yok, dilekçe veremezsin, yatar da yatar. Hapishane ortamının nasıl olacağını bir düşünün. Yani çok korkunç bir ortam. Bak kardeşleri münafık, evde kalan kadın münafık, görüyor musunuz münafık belasını, münafık fitnesini? Bir de seviyorum diyor kadın. Halbuki belli ki nefret ediyor.  Sadece rekabet derdinde, kendini yüceltmenin derdinde, Hz. Yusuf’la kendini yüceltmeye çalışıyor. Hz. Yusuf’u kullanmak istiyor orada. Hz. Yusuf vesilesiyle kendini yüce gösterecek. Yoksa Hz. Yusuf’a karşı bir sevgisi olduğundan değil. Yani akıl almaz kinli. Çünkü onu hapse attırmak veyahut zulmedilmesini sağlamak için uğraşıyor.

BÜLENT SEZGİN: “Delillerini görmelerine rağmen zindana atmak ağır bastı” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet delillere rağmen tabii, açık olmasına rağmen.

Arif Salmanlı; “İftar yemeği mi? Balo mu? Belli değil.” İşte sen İslam’ı öyle tanımışsın ki böyle bakımsız, kirli dedeler, kirli yaşlı Müslümanlar işte yerlerde otururlar, elleriyle bir şeyler yerler falan. Üst baş da berbattır, iki dirhem bir çekirdek böyle gezer giderler. Müslümanların kaliteli ve güçlü olmasına alışacaksınız, zenginliğine alışacaksınız, akıllı ve yaman olmasına alışacaksınız, dünya hakimi olmasına alışacaksınız, küfrü dümdüz etmesine ilimle irfanla alışacaksınız, Darwinizm’i yerle bir etmesine alışacaksınız, dünyadan terörü anarşiyi tamamen kaldırmasına alışacaksınız. Alışacağınız yüzlerce konu var, hepsine alışacaksınız. Ama bunlardan herhalde en önemlilerinden bir tanesi de Müslümanların klas ve kaliteli olduğuna alışacaksınız. Onlar dekolteyi sırf kendilerine var zannediyorlardı. Eğlence kendilerine var, müzik, balodan bahsediyor, balo da kendilerine var zannediyorlar. Bazı kişiler için diyorum, bu arkadaş için söylemiyorum. Balo da Müslümanlar içindir, eğlencede, yemeğin en güzeli de, evin en güzeli de, sarayın en güzeli de Müslümanlar içindir. Niye hazmedemiyorsunuz? Ortalığa söylüyorum bazı tiplere.

Meryem Akça; “İslam’la vicdanla örtüşen açıklama böyle olur. MaşaAllah Sayın Adnan Oktar. Allah senden sonsuz razı olsun inşaAllah. Hem öfkeli kalplere sevgiyi, merhameti, affediciliği öğretiyor, hem de İslam’dan milim taviz vermiyor, delikanlıca ve yiğitçe elhamdülillah” diyor. Doğru İslam’dan tek bir nokta dahi taviz vermem. Kuran ayetiyle uyuşmayan, İslam’la uyuşmayan tek bir nokta söyleyemezler bana.

Münafık İslam’dan Kuran’dan bahsedildiğinde çok sıkılır. Ama İslam’dan Kuran’dan fazlaca bahsedenden çok daha fazla sıkılır. Az bahsedenle yine biraz anlaşabilir ama İslam’dan Kuran’dan çok bahseden her şeyden çok bunalır. Mesela Facebook’unda bakıyorsun hep Allah’tan Kuran’dan çok bahsediyor orada sıkılır, ama orada boş şeyler, onu eğlendirecek şeyler varsa o hoşuna gider münafığın.

“Ey iman edenler” diyor Ali İmran Suresi 118’de “sizden olmayanları sırdaş edinmeyin” yani böyle ahlaksızları, münafıkları, psikopat insanları sırdaş edinmeyin. “Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor.” Bak ayet “size zorlu ve sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar, buğz ve düşmanlıkları ağızlarından dışa vurmuştur.” Hakikaten çok kinlidir münafık. Yani münafığı ayakta tutmak böyle külü alıp ayakta tutmak gibi zordur. Her an devrilir münafık, her an pislik içerisindedir. Münafığı dengede tutmak çok güçtür. Çünkü şeytanla kalbi ittifak halinde olduğu için ahlaksızlık, pislik yapmamak için kendini zor tutar ve en ufak fırsatta da pisliğini yapmaya gayret eder. Bak “buğz ve düşmanlıkları ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise daha büyüktür”. Yani içinde müthiş bir kin, yani yanardağ gibi, içinde öfkeyi muhafaza eder barındırır diyor Cenab-ı Allah.

“Hocam” diyor estağfirullah “bağnazların özelliği biliyorsunuz çok radikal olmaları, acaba kafalarındaki bağnaz düşünceyi yıkıp Kuran İslam’ına göre Mehdiyet’i kabul edebilecekler mi?” diyor Gülse. Gayet kolay tabii ki. Çünkü Kuran’ın yeterli olduğuna dair Kuran ayetlerini bilmiyorlar. Çok nadir insan biliyor. Yani Kuran’ın her şeyi açıkladığını ilk defa duyuyorlar. Hayret içinde kalıyorlar. İnsanlara hep kitabın yarım kitap olduğu anlatılıyor. Hatta çeyrek kitap. Çok az bilgi vardır diyorlar. Birbirine çelişik hadisler, bak birbiriyle alakası olmayan hadisler, birbiriyle alakası olmayan rivayetlerin arasında adeta böyle bir karanlık dehlizde ilerler gibi ilerlenip bulmaya çalışırız. Bunlara da işte müceddid denir. Mesela İmam Hanefi gibi, İmam Malik, İmam Şafi gibi alimler bu karmakarışık çözülmesi adeta imkansız, örümcek ağı gibi birbirine girmiş sistemin içinden onları çeker çıkarırlar. Her biri ayrı bir din oluşturur, bir mezhep oluşturur. Hangi dine, mezhebe uyarsan oradan kurtulursun diyorlar. Mesela Hanefi dini mezhep değildir, o bir din, helalleri haramları ayrı. Mesela Malikiler de ayrı bir din oluşturmuş oluyor, helalleri haramları ayrı bambaşka bir şey. Çünkü namaz kılma şekilleri ayrı, oruç tutma şekilleri ayrı, zekat verme şekli ayrı, namazın farzları ayrı, her şey.

Bilge Sinan; “Bence fazla din dayatması yapmayın millete. Büyük bir tehlike yaratıyorsunuz. Din bir topluma bu kadar enjekte edilmemeli. Burası İslam devleti olabilir ama Arap değil”.  “Bence fazla din dayatması yapmayın” bir kere üslup güzel değil. Bence fazla İslam’ı anlatmayın demek istiyorsun. Yani bunun bir mantığı yok. Gücümüz yettiği kadar İslam’ı anlatmakla mükellefiz biz, bir kere bu farz. Yani sen bunu neye göre söylüyorsun? Kendi kafana göre söylüyorsun, öyle olmaz. “Büyük bir tehlike yaratıyorsunuz” en büyük tehlike cehennemdir. Allah’ın rızasını kazanamamandır. Seni biz büyük tehlikeden koruyoruz. “Din bir topluma bu kadar enjekte edilmemeli” diyor dini topluma anlatmak emri bil maruf nehyi anil münker farzdır, tabii ki anlatacağız. Nasıl Darwinizm materyalizm anlatılıyor, dinsizlik, ateizm anlatılıyor; İslam da anlatılacak. “Burası İslam devleti olabilir ama Arap değil.” Yoo yani normal laik bir sistem olur, fakat İslam toplumda gürül gürül yaşanır. Laiklik olunca İslam olmayacak zannediyor bunlar, öyle bir şey yok. Laiklik dinsizlerle dindarları bir arada barış içinde yaşatmaktır. İslam’ın hükmüdür bu zaten. Dinsiz de dindar kadar rahat yaşamalı. İslam bunu garanti altına alır. “Arap değil” Arap kültürü değil demek istiyorsun. Doğru, her kültür kendi içinde güzeldir ama kültür din değildir. Biz İslam dinine uyuyoruz. Arap kültürü ayrıdır. Mesela İngiliz kültürü vardır, Fransız kültürü vardır, o kültürden hoşumuza giden, dinle çelişmeyen yönleri alırız. Toplumun hoşuna giden yönleri alınır ama dinle çelişiyorsa olmaz. Dolayısıyla Arap kültürü İslam’la çelişen bir yön gösterirse biz onu almayız.  Ama Arap, Kürt, Çerkez, Türk kültürü İslam’la bağdaşıyorsa bağdaşan yönlerini alırız, bağdaşmayan yönlerini almayız. Burada ölçü İslam’dır.

“Sayın Hocam Mehdi (a.s.) üçüncü dünya savaşı çıkınca mı meydana çıkacak? Yoksa üçüncü dünya savaşı diye bir şey olmaz mı?” Şuan yavaşlatılmış olarak üçüncü dünya savaşı devam ediyor zaten. Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Mısır’da, her yerde, İslam aleminin her yerinde on küsur milyon Müslüman şehit edildi şuana kadar. Yani son 30 yılda on milyon. Bu büyük bir dünya savaşı demektir. On milyon insanın şehit edilmesi ne demek? Yavaşlatılmış bir dünya savaşı var şuan.

“Hocam insanlar Mehdiyet’e nasıl teslim olacaklar? Melhameyi kübradan sonra olabilir mi?” Böyle bir hadis var ama melhameyi kübra şuan devam ediyor da olabilir veyahut bu çok hızlanacak da olabilir. Bunu bilmiyoruz. Tahakkukundan sonra anlaşılır.

Hicr Suresi 2 ve 3’te; “O inkar edenler Müslüman olmayı nice kere dileyecekler” münafıklar “onları bırak yesinler yararlansınlar” yani Müslüman’ın tedirgin olmasına gerek yok. Hani bu niye yiyor, niye yararlanıyor? Müslümanların malını yiyor, imkanlarını kullanıyor, tedirgin olmaya gerek yok. Bak ayette diyor “onları bırak yesinler yararlansınlar. Ve onları boş emel oyalayadursun” boş işlerle uğraşmaya devam etsinler, ondan da rahatsız olmayın diyor Allah. Mesela internete girer, boş işlerle uğraşır veyahut televizyon karşısına geçer boş işler veyahut boş şeyler konuşuyor. Hemen değil diyor Allah, Ben onlara ilerde göstereceğim diyor Allah. Siz de acele etmeyin, telaş etmeyin, ilerde bilecekler diyor.

“Adnan Bey bakıyoruz da artık programlarınızı son derece modern, şık ve gösterişli mekanlarda yapıyorsunuz” dedeme çekmişim, Hz. Süleyman (a.s) da öyle, tebliğini hep sarayda yapıyor. Mescidi bile saray gibi, zaten kendi sarayı var orada tebliğ yapıyor. Birde mescidi var orası da saray gibi. “Bunu İslam’ın emri gereği mi yapıyorsunuz?” evet. İslam; bizim gösterişli, güzel ve akılcı davranmamızı istiyor. “Ya da gösteriş olsun diye mi?” tabii ki gösteriş de vardır. Allah bütün böcekleri, kuşları, her şeyi çok güzel yaratmıştır. Kainatı güzel yaratmıştır. Her yerde gösteriş vardır. Bu gösterişi bizim hoşumuza gitsin diye yaratıyor Allah. Biz de o gösterişi İslam’ın hakim olması için istiyoruz. Allah iman İslam yolunda olanlara Allah zenginlik veriyor, bereket veriyor. “Hiç bilmediğiniz yönden sizi zengin ederim” diyor. Zulmederseniz de hiç bilmediğiniz yerden sizi çökertirim, bak hiç tahmin etmediğiniz yerden çökertirim.

BÜLENT SEZGİN: “Sizi fakir bulup zengin etmedik mi?” diyor.

ADNAN OKTAR: Bizim hava alanımız, hava sahamız Yunanistan tarafından sık sık ihlal edilir. Rusya tarafından da ihlal edilir eskiden beri olur. Uyarılıyor sadece ama düşürülmüyor. Tayyip Hocam da dedi “Eğer biz Rus uçağı olduğunu bilsek ve haberimiz olsaydı düşürtmezdik. Biz bu olaydan müteessiriz” dedi. “Üzülüyoruz, sıkıntı duyduk” dedi bu özür zaten ama özür kelimesi kullanılacak bir kelime değil. Bir adam ölmüş, öldürülmüş, uçak düşmüş, dersin ya “Bizim haberimiz olsaydı böyle bir şeye hiçbir şekilde müsaade etmezdik. Biz Rusya’yı seviyoruz. Sizlerle dostuz, pilotun ölmesi bizi çok rencide etti, rahatsız etti, üzüldük, müteessir olduk” yahut ne diyorsa artık o üsluba uygun. Bu olaydan dolayı, istenmeden meydana gelen olaydan dolayı Rus halkından, Rus milletinden, Rus devletinden özür diliyoruz” dersin. Bir şey yok bunda. Yolda adam çarpıyor, şaşırıyor, çok özür dilerim diyor defalarca. Yahut mağazadan bir eşya alıyorsun, yanlış paket sarıyor, çok çok özür dilerim diyor, kusura bakmayın yanlışlık oldu diyor. Burada adam ölmüş, uçak düşmüş özür kelimesinde bir şey yok. Rus halkının kalbi ferahlar, hükümetin kalbi ferahlar, bu garip olmaz. Ruslarla biz dost olalım, arkadaş olalım. Askeri ittifak da yapalım. Suriye’nin bölünmemesi için ittifak edelim. Ben İsraillileri böyle ikna ettim. Hiçbir şekilde özür dilemek istemiyorlardı. Ben bu örneği de verdim, Tevrat’tan da örnek verdim. Tevrat’tan delil gösterdim. Akıllarına yattı. “Doğru söylüyorsun” dediler, “biz hükümete söyleyeceğiz” dediler. 48 saat sonra hükümet özür diledi. Birde birisi kazara öldürüldüğünde zaten ailesine tazminat veriliyor İslam ahlakında vardır bu, tazminat ödenir. Tabii ki bir tazminat ödeyelim. Bir belirli örfe uygun, geleneğe uygun tazminat verelim, bu kadar. Yani aksi çok yanlış olur. Bak Rusya’yı da Avrupa ezmeye kalkıyor. Türkiye’yi de ezmeye kalkıyorlar. Rusya Türkiye ittifak ederse oo şahlanırız yani. İran, Türkiye, Rusya biz komşuyuz zaten. Hiç düşünecek bir şey yok.

“Günün her saatinde izlemek ne güzel, hoş geldin bir tanem” diyor. Ayten Akçakale.

Ercan Bozkurt; “Sevgili Hocam çok iyi niyetlisin, şehit kanları ne yazık ki akıp duracak. Hani çözüm? Çözüm var ama cesaret gerektirir.” Evet doğru söylüyorsun. Önce Darwinizm’in materyalizmin ortadan kalkması gerekiyor. Bunun için de cesaret gerekiyor.

Ayşe Alkaya; “Tarih güzel günlere şahit maşaAllah Hocamız’ın sözleri ışık saçıyor, elhamdülillah” diyor.

Şuara Suresi 32. ayette “Musa asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan ejderha oldu” Fe elkâ asâhu fe izâ hiye su'bânun mubînun “o zaman bunun üzerine” bak diyor. “Fe”; o zaman bunun üzerine, “elkâ”; attı, “asâhu”; onun asası. Onun meşhur asası Hz. Musa (a.s)’ın. “fe izâ”; o zaman böylece “hiye”; O, “su'bânun”; yılan ejderha anlamına geliyor. “mubînun”; apaçık beyan “mubînun”. Beyan kelimesi de oradan geliyor. “su'bânun” kelimesi yılan ejderha anlamına geliyor. Bu kelimenin kökü Se Ayn ve B harfi, Ba yani. Bakın Seab kelimesi bak Se, Ayn ve Ba yani B, Seab. Bu üç harf bir araya gelince Seab kelimesi oluyor değil mi? Kürek çekmek anlamına geliyor. Sayb kelimesi ise deniz küreği anlamına geliyor. Bak, Seab kelimesi kürek çekmek, Sayb kelimesi ise deniz küreği anlamına geliyor. Resimlerini göster.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu küreği gördük değil mi? Neye benziyor bu? Kobra yılanına benziyor değil mi? Kobra yılanını andırıyor, evet. Su'bânun kelimesi ile şekil deniz küreğine çok benzeyen kobra yılanına işaret ettiği anlaşılıyor ayetin. Hz. Musa (a.s)’ın asasının kobra yılanına dönüştüğü anlaşılıyor. Çünkü çok açık kelime. Se Ayn ve Be harflerinden oluşuyor Seab. Kürek çekmek anlamına geliyor. Sayb kelimesi de deniz küreği anlamına geliyor. Su'bânun kelimesi ile şekli deniz küreğine çok benzeyen kobra yılanını kastettiğini anlıyoruz. Kelime kökeni kobra yılanı oluyor. Kobra yılanına benziyor. Mısır kültüründe yılan, Yaratıcıyı temsil ediyor, Yaratıcı gücü. Bu Tutankamon’un mumyasında birçok resimde bu kobra yılanını işlemişler. Çok etkisinde kalmışlar olayın. Çok çok etkisinde kaldıkları anlaşılıyor. Gösterebiliyor musun?

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz. Kobra.

ADNAN OKTAR: Bak, görüyor musunuz? Alnında kobra yılanı var. Öbür resmi görelim. Bakın burada da kobra yılanı var. Görüyor musunuz? Masonlukta da ünlü bir semboldür yılan. Su'bânun yılan, ejderha. Se Ayn ve Be harfleri. Kelimenin kökü bunlardan oluşuyor. Seab kelimesi kürek çekmek anlamına geliyor. Tekrar söylüyorum ki iyi aklınızda kalsın diye. Sayb kelimesi de deniz küreği anlamına geliyor. Su'bânun kelimesi şekliyle deniz küreğine çok benzeyen kobra yılanının kastedildiği anlaşılıyor.

Mişna Tora Kralların Yasaları ve Savaşları bölümünde 11, halaka 5’te Hz. Mehdi (a.s)’ın zamanı anlatılıyor. “Bu çağda” Hz. Mehdi (a.s) çağında yani Moşiyah çağında “Bu çağda kıtlık veya savaş olmayacak.” Bak, “ekonomik kriz de yok” diyor “savaş da olmayacak. İyilik için gıpta veya rekabet bolluk içinde akacak ve tüm güzellikler toz kadar kolay bulunabilecek.” “Her yerde olacak” diyor. “Tüm dünya yalnız Allah’ı tanımak ile meşgul olacak.” Moşiyah zamanı. “Ve insanlar” diyor “gerçek Kral Mesih çıktığında ve başarılı olduğunu ispatladığında onun konumu yüceltilecek ve yükseltilecek.” Bak, “Onun konumu yüceltilecek ve yükseltilecek. Herkes dönecek” yanlış yoldan dönecek. “Ve kendi atalarının onlara yanlış bir miras bıraktıklarını” yani âlimlerinin, hocalarının yanlış miras bıraktıklarını “ve atalarının onları yanılgıya düşürdüklerini anlayacaklar.” diyor.  Çünkü kendilerine eziyet ediyorlar çok yanlış düşüncelerle. (Mişna Tora Kralların Yasaları ve Savaşları Bölüm 11, halaka 4)

İlkel Yalçın “Pilot özür meselesi değil. Mesele Putin’in RT’ye “IŞİD’e destek oluyorsunuz, silah gönderiyorsunuz” demesi. RT bunu kabul etmez.” Canım böyle bir şey yok tabii. Bunu kabul etmemesi normal. Çünkü bu tamamen uydurma bir haber. Çünkü silah gönderiyorsa Makine Kimya’nın damgası olur. Değil mi? Veyahut herhangi bir şahidi ispatı olur. Yok. Silahlar hep Alman, İtalyan malı, Rus malı, Çin malı, Amerikan malı. Türk malı hiç silah yok. Oradan anlaşılıyor olay. Bütün silahlar yabancı. Dolayısıyla IŞİD’e destek olma diye bir konu yok. O sinirle söylenmiş bir söz.

“Hocam maşaAllah, gece bakıyoruz iki-üç canlı yayın. Sabah bakıyoruz canlı yayın. Biz ekran başında bile dayanamıyoruz. İnsanlar biraz düşünse bunu Allah aşkıyla başka neyle anlatabilirsiniz ki?” Ethem, evet. İşte Allah kuvvet veriyor, güç veriyor.

Putin delikanlıdır. Diyor ki Putin’in konuşması bak; “Rusya kendisini homoseksüellikten arındırmalıdır.” Bunu her delikanlı kolay kolay söyleyemez. Helal olsun. Rusya’da çocuk haklarından sorumlu Pavel Astakhov şöyle söylüyor, homoseksüel çiftler tarafından taciz edilen çocuklarla ilgili açıklaması. Diyor ki bak; Pavel Astakhov, “Yetim kalan Rus çocukları ile eşirim kolay olduğundan yabancı ülkelerdeki sapık kişilerin dikkatini çekiyorlar.” Rus çocukları. “Yabancılar ülkemize gelip kolayca para ödeyerek çocuklarımızı alabiliyorlar.” Dedi. Bunun üzerine yabancı homoseksüel çiftlere Rus çocuklarının evlatlık verilmesini yasaklayan kanun Rusya’da onaylandı. Ve çocukları artık vermiyorlar homoseksüellere. Mesela bu bir yiğitlik. Oyunu bozdular. Mesela Rus Pravda Gazetesi, Rusya’nın en büyük gazetesi, homoseksüelliğin çirkinliğini anlattığım yazımı başyazı olarak yayınladı. Avrupa’da böyle bir yazı yayınlatmak imkânsız. İnternette bile homoseksüellerin aleyhine tek kelime yazdırmıyorlar. Hemen kapatıyorlar. Hangi yazı olsa kapatıyorlar. Öcalan aleyhine de yazı yazdırmıyorlar.

Bu yakalanan seri katil büyük bir ihtimalle akıl hastası bu, çok çok büyük bir ihtimalle. Onun üzerinde hiç durmuyorlar. Adamın yüzünden falan her şeyinden anlaşılıyor bu, bakışlarından, yaptığı eylemden. Yani çok ağır bir akıl hastası olabilir. Onun hemen bir muayeneye gönderilmesi gerekir diye düşünüyorum. Adli birimler, savcılıklar, mahkemeler tabii çok daha iyi takdir eder ama yani adam bağırıyor “ben şizofrenim” diye. Her halinden belli, elinden, yüzünden belli. Bir de gayet sakin zaten. Yani hasta olduğunu her hali belli ediyor. Bilmiyorum tabii hukuk, kanun ne der, nasıl yapar? Biz buna saygılıyız. Ben vatandaş olarak kanaatimi söylüyorum. Yani buram buram olay öyle gibi görünüyor. Baksana adam gayet sakin geziniyor. Dolmuşa binmiş falan, sokaklarda yatıyor falan. Garip bir şey yani böyle acayip bir şey.

“Şangay Beşlisi’ne girelim mi Hocam? Bir sene önce mafya beşlisi diyorduk.” Girmeye gerek yok. Dost olursun, ahbap olursun, arkadaşın olarak yanında dururlar. Sen onlara arkadaş olursun, onlar sana arkadaş olur. Bir acayiplik olduğunda hemen devreye girecek gibi ahbaplarınla, dostlarınla beklersin. Yoksa Şangay’la bizim işimiz yok. Şangay’a biz elimizi kaptırırsak gideriz yani Allah esirgesin. Olmaz öyle bir şey.

Bu resimde alınlıkta iki kobra arasında güneş diski yani atomun sembolü var. Firavun 4. Amenofis, çok tanrılı dini reddedip, tek Allah’a iman ettiğini ilan ediyor. Allah’a “Aton” diyor. O dönemde kendi adına da “Akhenaton”, yani “Aton’a kulluk eden” olarak değiştiriyor. Tek Tanrı inancına sahip ilk insan olarak kabul edilen Akhenaton hakkında ortaya atılan iddia, tarihi delil; Hz. Yusuf (a.s)’dan etkilendiği ve onun en büyük destekçilerinden biri olduğu. Yani onun dönemi oluyor zaten. Hz. Yusuf (a.s)’dan etkilendiği çok aşikar, alenen görülüyor. Tek Allah’a inanıyor.

Putin diyor ki bak, çok güzel konuşması. Putin’in konuşması bak; “Homoseksüellerde çocuk istismarı oranının normalden çok daha yüksek olduğunu biliyoruz. Ayrıca homoseksüellik propagandasının çocukların psikolojisini de olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir” diyor homoseksüellik propagandasının. “Ve en çok çocuklara tecavüz homoseksüellerde oluyor” diyor.

Biliyorsunuz, şehit cenazelerinde ölüm marşı çalıyorlar. Tekbir sesleriyle şehitlerin uğurlanması gerektiğine dair sözüm üzerine, geniş çapta yüzde doksan dokuz terk edildi ölüm marşı. Daha önce her seferinde mutlaka ölüm marşı çalınıyordu. Şu an çok çok nadir, yüzde bir falan bile değildir. Cumhuriyet tarihi boyunca bu devam eden bir şeydi. Ben söyledikten sonra vazgeçtiler, Allah razı olsun.  

Bu Akhenaton’un oğlu Tutankhamon, ilk dönemde adı Tutankhaton olarak geçiyor. Sonra din adamları, oradaki rahipler işte derin devlet elemanları ve ordu yani derin devlet, darbe yapıp, çok tanrılı dine döndürüyorlar halkı yeniden. Genç yaşta da onu öldürüyorlar, Tutankhamon’u. Ama o döneminde o Hz. Yusuf (a.s)’dan çok etkilenerek böyle bir güzellik yapmış. Tek tanrılı bir din anlayışını savunmuş.

Esmira Kambatova; “MaşaAllah vesile olan canım Hocam’a.” MaşaAllah. “Daima Kuran’a uygun tavsiyeleriyle kalbimizi fetheden yiğit insan.”

Hülya Aslansoy; “MaşaAllah Adnan Oktar Üstadımız, tüm sözleri Kuran’a uygundur.”

Didem Tuba Demir; “Sayın Adnan Oktar Hocamız ne dediyse Allah’ın izniyle oluyor, maşaAllah” diyor.

“Allah aşkıyla sevdiğim canım sevdiğim, senin gözlerinden etrafa saçılan o parıltılı muazzam sevgi karşısında seni daha da çok özlüyorum. Biricik Allah’ım bana senin karşında oturmayı, tutkuyla gözlerinin içine bakmayı nasip eder, inşaAllah. Öyle güzel, öyle kalitelisin ki sana olan sevgim her geçen gün Allah’ın dilemesiyle daha çok artıyor. Bakışların ne kadar güzel” diyor, Fatoş Ateş.

Fikret, seni dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Güzel kuş resimleri göstermek istiyorum, Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Allah Allah, ne kadar şeker bunlar. Özel boyansa bile bu kadar güzel olmaz. Hayret, şu renk cümbüşüne bak. Bir kere köyde şu kuştan görmüştüm. Bir evvel gel bakayım. Şunun benzeri bir kuş. Evden inerken böyle tutunacak ahşaptan yapılmış yerler vardı. Onun üstüne konmuştu. Bir kere gördüm ama bir daha görmedim. Bir de çok büyük böyle kartalı andıran büyük kuşlar görmüştüm. Hayret etmiştim. Ama onları da sonra ileriki yıllarda onları da görmedim.

Bilinen ilk kedi fotoğrafını görüyoruz, 1800’lü yıllar. Kim bilir bunun üzerine kaç nesil geçti? Poz da vermiş.

Darbe yapılan Tutankhamon olmayıp, Akhenaton da olabilir. Yani tarihte bu konuda bir çelişki de var gibi görünüyor. Ama mühim olan, bu şahıs Hz. Yusuf (a.s)’a bağlanmış. Onun devri, Hz. Yusuf (a.s)’ın devri. Tek tanrılı inanca dönmüş. İsimler değişe de bilir yani. Çeşit çeşit isimler geçiyor zaten.

“Hocam sizden sonra da diğer kanallarda da münafıklarla ilgili anlatımlar yapılmaya başlandı. Show TV’de Mustafa Karataş vardı mesela. O da uzun uzun münafıklardan bahsetti” diyor.

“Sevdası büyük olanın imtihanı da büyük olur demiştiniz” diyor. Tabii ki.

Benim köyde gördüğüm kuş Hüdhüd kuşunun türüymüş. Bir daha göstersene. Hüdhüd-ü Süleymani diyorlar buna. Evet, bu tarzdaydı. Çok benziyordu buna. Yani kahverengili falan aynı, süslüydü. Bayağı şaşırmıştım çocukken görünce. Tekti.

Orlando saldırısını düzenleyen kişinin, homoseksüellerin birbirini bulup evlendiği ve tanıştığı siteye de üye olduğu ortaya çıkmış. Evinde zaten kalan transseksüel arkadaşı yani homoseksüel. Bak, teşhisi nasıl koydum? “bu homoseksüeldir” dedim. Cinayet oranı en yüksek homoseksüellerde oluyor. Normal toplum katmanlarına göre kat kat fazla, kıyaslanmayacak şekilde fazla. Bak o da homoseksüel çıktı.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kemal Kılıçdaroğlu’nun oğlu Kerem Kılıçdaroğlu, CHP’yle ilgili eleştirilerini dile getirdi. AK Parti’nin seçmenle arasının çok iyi olduğunu ve teşkilatı yoluyla tabanla yakından ilgilendiğini söylüyor. “CHP de sokağa çıkmak yerine evlere girmeye çalışmalı, ev ziyaretleri yapmalı, seçmenle birebir ilişki kurup sorunlarını dinlemeli” tavsiyesinde bulundu.

ADNAN OKTAR: Bak, dinlesin de, hadi sorunu dinledi.” Size buraya asfalt yapalım” falan dedi. Millet onu dinlemez. CHP milletin manevi değerlerine kucak açması lazım. Bunda tereddüt etmelerine gerek yok. Gitsinler Şeyh Efendilerin ziyaretlerine, gitsinler Süleymancılara. Yani onlar görüşmek istemese dahi onlar görüşsünler. Müslümanları bağrına bassınlar. Dinsize, ateiste de kapıları açık olsun. Dindara da kapıları son derece açık olsun. Ve kimseden korkmasınlar. Çekinmesinler “kim ne der?” diye. Toplumun her kesimiyle görüşsünler. Ama özellikle dindarlara oluşturulan bariyer kaldırılması lazım. CHP klasik sağın en solunda yahut solun en sağında parti olması lazım. Benim kanaatim solun en sağında olması lazım. Koyu dindar, İslam’ı en güzel yaşayan, modern CHP’li gençlerin gürül gürül kaynadığı bir ortam. Başı açık, dekolte kızlar olsun, yakışıklı CHP’li gençler olsun, beraber iftar yapsınlar. Birlikte gidip namaz kılsınlar. Gönülleri fethederler. Acayip güzel olur. Aralarına ateistleri de alabilirler. Bir şey olmaz, onlarla da görüşebilirler. CHP gençliği bir kendini şöyle ortaya koysun. Ama dindarlara tam anlamıyla sevgiyle sahip çıkmaları lazım. Yani içlerinde içen de var, kaçan da var. O olumsuz etki yapmaz. Ondan bir sorun çıkmaz. Ama dindarlığı çok önemli bir konu olarak CHP ele alması lazım. Dine aralarına mesafe koydukları müddetçe CHP sürekli zayıf ve güçsüz kalacaktır. Kadrosu iyi hâlbuki CHP’nin, elemanları da iyi. Dindar olun, modern dindar olun. Sahabe İslam’ını temsil edin. Aydın İslam anlayışını, modern İslam anlayışını temsil edin. Bütün millet sizi bağrına basar. AK Parti’nin de çok hoşuna gider. AK Parti mecburiyetten iktidar oluyor. CHP bu gücü ele alırsa, bunu yapabilirse AK Parti iftihar eder. Keşke yapsanız, gayet de güzel olur.

Orlando katliamını yapan kişi, katliam yaptığı homoseksüel barın üç yıldan beri müdavimiymiş.

OKTAR BABUNA: Siz daha hiç bilgi yokken söylediniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Bak, elimde hiçbir bilgi yokken. Baktım, gülüşüne baktım, hareketlerine baktım. “Tamam” dedim. “Bu homoseksüel herhalde” dedim. Çünkü çok yılışık, garip bir ifade var yüzünde. Bir de homoseksüellerin cinayet oranı çok yüksek oluyor. Oradan çıkardım. Bak, “dinci terör” bilmem ne falan, “IŞİD yaptı” falan, “hadi bakalım IŞİD’in üstüne gidelim” diye bazı kendini aydın zannedenler, Müslümanların üstüne kışkırtıyordu Amerika’yı. Şimdi kimin üstüne kışkırtacak? Demek ki her türlü kışkırtma yanlış.

Orlando saldırganının okul arkadaşları ve eski karısı, Orlando’da o katliamı yapan kişinin homoseksüel olduğunu söylemişler. Eski karısı; “homoseksüeldi” demiş. Okul arkadaşları da homoseksüel olduğunu söylemişler. Demek ki bir homoseksüel katliamı olmuş. Bir homoseksüel, homoseksüelleri katletmiş. Ve cinayete çok yatkın olduklarını söyledim daha önce de. Dediğim doğru çıktı. Ne zaman teşhis koysak tam doğru çıkıyor. Elimde sıfır delil vardı, buna rağmen teşhisi koydum yani.

Turkish Logic, Türk Mantığı; “Başkan, İsrail Mavi Marmara için bizden özür dileyip tazminat ödemezse kabul etmeyiz” diyor. “Ne oldu bu olay?” diyor. Türkiye özür dilemesini söyledi İsrail’in. İsrail de özür diledi. Tazminat konusunda da anlaşmışlardı bildiğim kadarıyla. Yani ufak tefek detaylar kaldı ama bence bu kadar uzatılması hiç doğru değil. Derhal bitirilmesi lazım. Detaylara takılıp kalmak doğru değil.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ukrayna’da yaşayan ve sayısı üç bini bulan altı yüz yetmiş yedi Ahıskalı Türk aile, Türkiye’ye taşınma talebini Sayın Erdoğan’a anlattı. İlk olarak yüz elli aile geldi. Son olarak da Sayın Erdoğan’ın talimatıyla yetmiş iki Ahıskalı aile Bitlis’e yerleştirildi. Kendilerine; “Eğer beklerseniz TOKİ size iki yıl içinde ev yapar” denildi. Ancak aileler; “Gerekirse dağ başında bile yaşarız. Burada durmak istemiyoruz” deyince, daha önceden yapılmış toplu konutlara yerleştirildiler. Kardeşlerimizin fotoğraflarını da gösterebilirim.

ADNAN OKTAR: Tam, halis Türk, belli gözlerinden. İyi, güzel Allah ferahlık, rahatlık, bereket versin.

Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bazı terör örgütlerinin İslam örtüsünü kullandığını söyleyen Beyaz Saray sözcüsü Earnest; “Obama, İslam’la terörizmi yan yana getiren bir söylemle aşırılık yanlısı örgütlerin isteğini yerine getirmeyecek" dedi.

ADNAN OKTAR: İyi tamam.

"Nasıl yani katliama Müslüman?" İşte homoseksüel bir adam yapıyor. Üç yıldan beri barda orada homoseksüel barda yaşayan adam. Arkadaşı zaten transseksüel kendi de homoseksüel karısı da söylüyor, eski karısı homoseksüel diyor. Okul arkadaşları da hepsi söylüyor homoseksüel diye. Homoseksüel bir adam gidiyor homoseksüel adamları katlediyor hepsi bu. Müslümanların yaptığı bir olay değil IŞİD'le falan da alakası yok.

Benim bu anlattıklarımın hepsi yabancı basından alıntı. Karısı söylüyor, arkadaşları söylüyor. Obama'nın kendi söylüyor. FBI'ın açıklamaları. Okul yönetiminin açıklamaları bunlar resmi açıklamalar. Ve hepsi net kesin. IŞİD'le alakası yok olayın. Bu Orlando katliamının IŞİD'le Müslümanlarla uzaktan yakından alakası yok. Saldırgan Ömer Matin'in cep telefonunda da homoseksüellerin kullandığı bir randevu uygulaması olduğu anlaşılmış. Her yerden olayın homoseksüel tarafından yapıldığı anlaşılıyor. En az şu ana kadar on delil oluştu. Bak karısı söylüyor, okul arkadaşları söylüyor. Bardaki adamlar diyor üç yıldan beri buraya geliyordu homoseksüeldi diyorlar. Obama kendisi açıklama yapıyor. IŞİD'le alakası yok diyor. Adamın evi zaten homoseksüel yaşadığını hissettirecek tarzda dizayn edilmiş bir ev. Yaşadığı adam transseksüel zaten. Bir homoseksüel gitmiş homoseksüelleri öldürmüş konu bu. Benim bu anlattığım bilgiler Washington Post'ta yayınlanıyor. Ayrıca resmi makamların açıklamaları. Ayrıca homoseksüel ilişki kurduğu adamlar da kendi kimliklerini açıklayarak alenen gazetelere demeç veriyorlar. Çok fazla homoseksüelle ilişkiye girmiş. Adamlar tek tek resim çekip açıklıyorlar. O barın homoseksüelleri. Kendileriyle ilişkiye girdiğini. Daha ilk gün söyledim bak dedim bu homoseksüel değil mi? Homoseksüel homoseksüeli katletmiş ve bunlar cinayete meyyal tipler dedim. Yaptıysa bu yapmıştır dedim. Müslümanlarla alakası yok bunun dedim.

OKTAR BABUNA: İlk açıklama IŞİD ve Afganistan bağlantılı demişlerdi siz tam tersini söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii alakası yok dedim.

Ahıska Türklerine yardım edilsin diye iki sene önce söylemiştim. Ta iki sene önce bak şuan yardım ediliyor. Devlet mekanizması ağır işler ama sağlam işler. Allah razı olsun ne dersek yapıyorlar.

Putin homoseksüeller yüzünden Rusya'yı boykot eden ülkelere şu cevabı veriyor,  birçok ülke homoseksüellere karşı olduğu için Rusya'yı boykot etti biliyorsunuz, Putin'i boykot ettiler. Putin'in cevabına bak ne kadar delikanlıca, "Rusya her dediğinizi yapacak bir köpek değil" diyor. "Rusya'nın değer verdiği ahlak yargıları ve bir ahlak anlayışı var homoseksüellerin de çocuklardan ve aile kurumlarından uzak tutulmak istenmesi son derece normal" diyor. Önemli bir insan Putin. Tayyip Hocam çok kararlı olarak sahip çıksın.

Evet Fikret Efendi.

BÜLENT SEZGİN: Britanya'nın üçüncü büyük sendikası GMV yani Genel İş Sendikası Öcalan'a onursal üyelik sertifikası verdi. Yüz yirmi altı yıllık bir geçmişi var ve altı yüz elli binden fazla üyesi bulunan sendika adına yapılan konuşmada "Kürt halkına karşı borcumuz var" dendi.

ADNAN OKTAR: Onlar o zaman IŞİD'e de yakında o tip bir ödül verirler.

BÜLENT SEZGİN: Öcalan’a özgürlük kampanyası başlatmışlar.

ADNAN OKTAR: Terör örgütüne ödül olmaz. Kampanya da olmaz. Yaptıkları yanlış belli ki İngiliz devletinin derinlerinden bir rüzgar gelmiş onlar da onu yapıyor. Onların aklının ucundan bile geçmez öyle bir şey ve onlar çok çekinirler. İngiliz derin devletinin kışkırtması o. Bıraksınlar o numaraları bize.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Fransız ordusunun özel birlikleri Türkiye'ye kırk kilometre uzaklıkta bulunan Menbiç'e yerleşti. Ve YPG saflarına katıldı. Ayrıca Fransa'nın Kobani'de üs kuracağı ortaya çıktı. Hatta bu kapsamda üs çalışmaları için yüz elli Fransız subayı Kobani'de konuşlandı. Söz konusu üssün Kobani'nin Mıştinur Tepesi’nde kurulacağı açıklandı.

ADNAN OKTAR: İşte söylemiştik daha önce nerede homoseksüel varsa, nerede adam öldürmekten zevk alan sapık varsa, nerde katil varsa, nerede maceraperest otçu takım varsa oraya geliyor. Fransız derin devletinin yönlendirmesiyle İngiliz derin devletinin güdümünde bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Sonunda felaketin ortasında kalacaklar gibi görünüyor. Akıllarını başlarına almaları lazım. Yani PKK'yla iş birliği yapacaksın sonra da ben teröre karşıyım diyeceksin. PKK'yla kucak kucağa olacaksın sonra da ben teröre karşıyım diyeceksin. Dünyada hiç kimse inanmaz onlara.

"İmam Cafer Sadık şöyle buyurmuştur; “İmam Mehdi bir şeyi bilmeyi irade ettiği zaman Allahu Teala o şey hakkında onu haberdar eder."” (Usulü Kafi cilt 1, Sayfa 258) İnşaAllah talebesi olurum. Sizler de bizler de ben de inşaAllah Mehdi (a.s)’ye talebe oluruz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: “Liselerde gericiliğe geçit vermeyeceğiz” başlığıyla İstanbul Erkek Lisesi’nden başlayarak, Galatasaray Lisesi, Vefa Lisesi ve Cağaloğlu Anadolu Lisesi gibi bazı öğrencilerin başını çektiği protesto bildirisine yeni liseler de imza atarak destek verdi. Toplam üç yüz altmış beş liseden öğrenciler bu bildiriye imza attılar. Türkiye'de tüm liselerin birleştirileceğinin ifade edildiği bildiride sadece liseliler değil bir zamanlar yolu bu sıralardan geçen herkes bu dayanışmaya çağrıldı.

ADNAN OKTAR: Lise derken lise müdürleri lisedeki öğrenciler herkes değil lisenin içerisinden bir grup lise adına orada konuşma yanlış olur. Lisenin tamamı öyle bir şey düşündüğü yok. Lisenin içinden on kişi çıkıyor, yirmi kişi çıkıyor lise adına hüküm veriyor. Ama Darwinist materyalist eğitim böyle devam ederse bu daha da genişleyebilir onu söyleyeyim. Gece gündüz ben hükümeti uyarıyorum.

Havin, Olimpiyat 56, "Kalitenin adıdır Adnan Oktar hay maşaAllah" diyor. Sevdiğin için güzel gözle bakıyorsun, güzel görüyorsun.

Dedektiflere göre ilk intibada saygılı sakin tanımlanabilecek Atalay Filiz -bu katil olan çocuk- ilerleyen saatlerde davranışlarında bir anormallik olduğu ortaya çıkıyormuş. Bu Atalay Filiz'in Olga isimli hanımı Fransa'da öldürmüş olma ihtimali çok yüksekmiş. Bu sorulara cevap verirken kimi zaman gözlerini kırpıştıran Atalay Filiz'in kimi zaman gözleri seğirip kafası titriyormuş. Yani Allahu alem büyük ihtimalle bu tarz bir şey. Tabii kanun hukuk ne derse biz ona inanırız ama tahminim doğru çıkacak benim kanaatim.

Birde genç kızlar körü körüne üniversiteliyim bilmem ne hemen peşine takılıp gidiyorlar. Allah'a inanıyor mu, Allah'tan korkuyor mu değil mi? Normal mi makul birisi mi demiyorlar. İşte Paris'te bir resim çektirdiyse, Londra'da bir resim çektirdiyse cebinde de parası varsa, boyu posu da yerindeyse falanca okulda okuyorum diyor oh bitti. Adam nereye derse oraya gidiyorlar. Ve çok büyük bir tehlikenin içine giriyorlar. Bak adam büyük bir ihtimalle akıl hastası.

"Bir devletin yıkılışının Darwinizm’e bağlı olduğuna inanmak bence yanlış" diyor. Kardeşim şimdi Osmanlı’yı ayakta tutan din ve inançtı. Darwinizm bu din ve inancı ortadan kaldırdı. Kuvveti kalmadı ve yıkıldı bundan makul ne olabilir? Bir milletin manevi gücü kalmazsa nasıl ayakta dursun. Manevi gücü kalmadı ve paramparça olup, yıkıldı. Kuran buna işaret ediyor. Bir millet manevi gücünü kaybederse yıkılır. Başka bir şey kalmaz.

Hilary Clinton, Trump’un on katı bağış toplamış.

Fikret dinliyorum ben seni.

BÜLENT SEZGİN: Bazı resimler göstereceğim Adnan Bey, camilerin tavanlarından.

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel yapmışlar neresi bu?

BÜLENT SEZGİN: Bilgi yoktu.

ADNAN OKTAR: Bayağı şahane olmuş. İran böyle titiz olur genellikle. İran’dır. Nefis, tebrik ederim çok güzel olmuş. Çini sanatının en güzel uygulamalarını görüyoruz.

Umay. Umay bir hayli güzel bir kızmış. “Merhaba ben Adnan Hocamız’la tanışmak istiyorum. On dokuz yaşındayım. Ailece takip ediyoruz, seviyoruz. Dışarıda halkla iç içe olacağı bir etkinlikte görmek isteriz.” Gel işte, buraya gel. Burada hem kardeşlerinle tanıştırayım, kendim de seninle görüşürüm. Başka kardeşlerinle sen de görüşürsün. Umay bir hayli güzel maşaAllah. Annen baban da gelebilir, ailece gelebilirsiniz.

BÜLENT SEZGİN: Birkaç örnek daha gösterebilir miyim camilerden?

ADNAN OKTAR: Evet. İran camilerine benziyor, çok çok güzel. Bayağı güzel olmuş, cennet köşkleri gibi, bayağı güzel.

Bünyamin Atalay “Otuz üç dereceli masonmuşsun” diyor. Nasıl fark etti acaba? Hayret biz bayağı titiz gizlemiştik, sen öğrenmişsin.

“Hz. Adem (a.s) zamanından beri beklenen Moşiyah’ın geldiği bu dönemde yaşadığım için çok sevinçliyim” diyor. Evet, biz de seviniyoruz. İnşaAllah görürüz.

“Allah aşkıyla sevdiğim, cennet özlemimi arttırıyorsun güzelliğinle.” diyor Zeynep Yiğit.

“Hz. Mehdi (a.s) talebeleri denenir mi, bu yola layıklar mı değiller mi diye?” diyor. Tabii ki herkes imtihan oluyor.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sevimli bir ahtapot cinsi var Adnan Bey. Dumbo ahtapotu deniyor. Onun bir videosu var, onu göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Dumbo.

KARTAL GÖKTAN: Evet. Derin okyanuslarda yaşıyorlar. Ahtapotun iki yanından çıkan, kulağa benzeyen uzantıları gözleri, denizin üç bin ila dört bin metre altında yaşıyorlar. Hatta bazıları yedi bin metreye kadar inebiliyor.

ADNAN OKTAR: Bu gözleri?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Gözleri de kedi gözü gibi.

KARTAL GÖKTAN: Bilinen en nadir ahtapot cinslerinden biri. Boyu da ortalama yirmi ila otuz santim uzunluğundaymış.

ADNAN OKTAR: Hayret, bu basınca nasıl dayanıyor bu? Yani beş bin metre, yedi bin metre, insan paramparça olur basınçtan. Adamın umurunda bile değil.

Evet, evet siz anlatın ben dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş, HDP Milletvekili Hüda Kaya ile birlikte İstanbul İl Teşkilatı tarafından Kartal’da bir düğün salonunda düzenlenen iftar programına katıldı. Konuşmasında Altan Tan’ı eleştirdi. Şöyle söylüyor “HDP’de Müslüman Kürtlerin temsiliyeti yok demek vicdansızlıktır. HDP’deki Müslüman Kürtlerin en üst düzeydeki temsiliyeti benim. Bizler bütün farklılıklarla birlikte olabildiğimiz için güçlüyüz. Biz dinci bir parti değiliz, olmayacağız da. Ha dinci partiler yok mu? Var. Arzu eden orada da siyaset yapar.”

ADNAN OKTAR: Biraz siyasi demagoji olmuş. Hiç samimi bir görüntü vermiyor. HDP açıkça sol eğilimli, çok fazla içinde Marksist barındıran, Darwinist, materyalist ideolojiyi esas alan bir parti. Dine bakışı da ortada. Altan Tan hakikaten dindar delikanlı, kıyası kabil olmaz. Allah Tan istiyorsa hakikaten, eğer yapabiliyorsa bir ekiple, böyle mukaddesata önem veren, doğudaki kardeşlerimizin dertlerine, ihtiyaçlarına tam cevap verecek ama koyu mukaddesatçı, dindar, özgür, sevecen bir parti olarak ortaya çıkarsa HDP’nin bütün oylarını alır söyleyeyim.

Kısa bir ara verelim, devam ederiz inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza. 

Masaüstü Görünümü