Harun Yahya

Sohbetler (17 Haziran 2016; 08:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar'la Sohbetler'e başlıyoruz İnşaAllah. Adnan Bey, hoş geldiniz. 

ADNAN OKTAR: Bülent Bey, siz de hoş geldiniz.

BÜLENT SEZGİN: Hoş bulduk Hocam, Allah razı olsun. 

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hakkari Yüksekova ilçesinde HDP Büyük Çiftlik belde Eş Başkanı Zübeyr Ceylan, dağlık arazide PKK'nın döşediği mayına bastı. İki bacağını da kaybetti. 

ADNAN OKTAR: Zulüm. PKK'nın yaptığı zulüm. Müslümanlara rahatlık vermiyorlar. Pislik yapıyorlar. Komünist eğitimden geçtikleri için komünizmin çok iyi bir şey olduğuna inanıyorlar. Komünizmin de ancak dehşet, şiddet ve bombalamayla geleceğine inanıyorlar. Rezalet.

Bediüzzaman'ın, "Hristiyan ruhanilerle ittifak edin." diyor ya, o konuşmaları bana gelsin.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş, son dönemde düzenlenen bazı bombalı saldırıların faili olan TAK'ın faaliyetlerini durdurmasını ve örgütün dağıtılmasını talep ettiklerini söyledi. Ayrıca TAK'ı kendileri kadar sert eleştiren ve uyaran hiçbir parti olmadığını öne sürdü. 

ADNAN OKTAR: Sabah akşam partiler, PKK'dan nefret ettiklerini söylüyorlar. TAK'ı KÜT'ü var mı? TAK denilen şey PKK. PKK'ya gece gündüz lanet okuyor herkes. Bütün partiler lanetliyor, aşağılıyorlar. Dolayısıyla TAK mak diye bir şey olmaz. Yani bir örgüt var, o da PKK'dır. Sanki TAK ayrı, PKK ayrı, YPG ayrı, PYD ayrıymış gibi bir felsefe geliştirdiler son zamanlarda. Bu demagoji, çok samimiyetsiz bir üslup. Selahattin bilir. Bilmeyeceği bir şey değil. Bunların hepsi PKK. Ve hepsi Marksist Stalinist. Ama hükümet tabii bunlarla ilmi mücadeleye yanaşmıyor. Götürebildiğimiz kadar götürelim mantığına dönüşür o zaman o. Öyle olmaz. On yıl-yirmi yıl sonrasını düşünmeleri lazım. Bilimsel mücadele olmadan halkın bir kısmı fazla okumuyor, fazla araştırmıyor; "Onların oylarıyla idare ederiz." dersen bu olmaz. Adam, o nesil okumayabilir. Az okuyordur, bilgisi azdır. Ama onun çocuğu okur, onun evladı okur. Ve okuduğunda, Darwinist materyalist eğitim aldığında o da komünist Stalinist olabilir. Hükümet bunu düşünmesi lazım. Kırsal kesimde kardeşlerimiz daha az okuyorlar, daha imani safiyet ve temizlik içindeler. Zehirlenmiyorlar yani Marksist düşünceden zehirlenmiyorlar. Onların oyu tabii olduğu gibi AK Parti'ye gidiyor. "Nasıl olsa onlarla götürürüz." denirse bu olmaz. Çünkü bir gün gelir, adamlar onlara ulaşırlar. Kitap götürürler, yazı götürürler, eğitim verirler. Nitekim Güneydoğu'da olduğu gibi. Gençlerin yüzde yetmiş-seksenini PKK eğitti. Epey bir bölümü de kabul etti, PKK'nın ideolojisini Marksist Leninist Stalinist ideolojiyi kabul ettiler. Dolayısıyla AK Parti'ye oy veren sadece elli yaş üstü şahıslar oldu. 

ADNAN OKTAR: Hoş geldiniz, şeref verdiniz, onur verdiniz.

PROF. DR. RICK LOVE: Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum. Sizi aramızda görmek büyük bir şeref.

PROF. DR. RICK LOVE: Benim, asıl şeref duyanın ben olduğuma inanıyorum.

OKTAR BABUNA: Sayın Prof. Dr. Rick Love Hocam. Kendisi Hristiyanların Müslümanlarla ilişkilerinde danışmanlık yapmasıyla bilinen tanınmış bir rahip. Uluslararası Barış Hızlandırıcı Kuruluşunun Başkanı olarak sertifikalı arabuluculuk yapıyor. Kendisi aynı zamanda Dünya Evanjelik Birliği Barış ve Uzlaşma Girişimi Eş Başkanı. Sayın. Rick Love geçtiğimiz senelerde “Barışı isteyen Evanjelikler” adı altında yüzlerce alim ve din adamını İsa’nın takipçileri olarak barış için nasıl çalışabileceklerine dair görüşmek üzere topladı. Rick Love’ın Hristiyanların Müslümanlarla ilişkileri ile ilgili çok sayıda konuşması, kitapları ve makaleleri var.

ADNAN OKTAR: Ne kadar güzel sıfatlar, ne kadar güzel faaliyetler. Tam Hz. İsa (a.s)’ın talebesisiniz.

PROF. DR. RICK LOVE: Ben ramazanınızı kutlarım ve sizin yaptığınız çalışmaları tebrik ediyorum, çok güzel çalışmalarınızı. Tabii ki ben İsa’nın imanlı bir talebesi olmak için gayret ediyorum. O bir barış prensi olarak tanıtılıyor İncil’de.

ADNAN OKTAR: Tabii çok büyük bir şeref, çok büyük bir güzellik. Hz. İsa (a.s)’ı sevdiğiniz için biz de sizi çok seviyoruz. Biz Hristiyanlığın Avrupa’da zayıflamasını, dünyada zayıflamasını istemiyoruz. Bunu çok büyük bir tehlike olarak görüyoruz. Kiliselerin kapatılması bizi çok rahatsız ediyor. Onun için sizlerle daha çok işbirliği yapıp Hristiyanlığın güçlenmesini istiyoruz.

PROF. DR. RICK LOVE: Ben sizin makalelerinizi okudum. Hristiyanların Ortadoğu’da böyle zulüm görmesinin konusunda işbirliği yapmaktan mutluluk duyacağım inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, onu süratle güçlendirip, süratle genişletmek gerekiyor. Çünkü Hristiyan adeta kalmadı Ortadoğu’da. Bu çok ürkütücü. Avrupa’da da aynı şekilde kiliseler kapanıyor. Amerika’da da bir kısım kiliselerin kapandığını, oraların diskoya, başka şeylere çevrildiğini duyuyoruz. Bu konuda Müslümanlarla Hristiyanların ittifak etmesini çok önemli görüyoruz. Biz Hz. İsa (a.s)’ın geldiğine inanıyoruz, vaktin tamam olduğuna inanıyoruz. Ve Hz. İsa (a.s)’nın Hristiyanları toparlayacağını ve Hristiyanlığın eski gücüne, Hz. İsa (a.s) devrindeki gücüne kavuşacağına inanıyoruz. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Hristiyanlarla Müslümanların mutlaka ittifak etmesi gerektiğini söylüyor. “Ayrı ayrı olduklarında dinsizliğe, deccala karşı mağlup olurlar” diyor “ama birlikte olduklarında, birlikte hareket ettiklerinde deccaliyeti yenerler” diyor.

PROF. DR. RICK LOVE: Evet, Hristiyanlarla Müslümanlar dünyanın yarısını oluşturuyorlar, tabii ki aralarında bir barış, ittifak olmazsa dünyada da barış ve ittifak olması çok zor.

ADNAN OKTAR: Bunun için söylenen vaktin ben hızla yaklaştığına inanıyorum. Said Nursi Hazretleri, İsa Mesih’in yeniden Hristiyanlığın başına geçeceğini ve Hristiyanlığın din-i hak cereyanı olarak, hak din cereyanı olarak orijinal haline döneceğini yani ilk İsa Mesih’in geldiği döneme döneceğini ve Müslümanlarla Hristiyanların tam bir ittifak içinde hareket edeceklerini söylüyor. Ne güzel sizin Hz. İsa (a.s)’a bağlılıkta böyle güçlü olmanız, kararlı olmanız. Dinsizliğin bu kadar yayıldığı dönemde böyle hayırlı bir görev almanız, barışı, kardeşliği, sevgiyi savunmanız çok büyük bir şeref.

PROF. DR. RICK LOVE: Evet, imanlı olmaya çalışıyorum. Ben size bir anımı anlatmak istiyorum, hikaye anlatmak istiyorum. Bizim organizasyonumuz Amerika’da on beş şehirde organize şekilde. Biz bir kampanya yaptık “komşunu sev” diye. Ben, kilisemle birlikte camiye gittik, kilise üyelerimizle birlikte. Karşılıklı onlar Kuran’dan okudular, biz İncil’den okuduk. Komşumuzu ve dostlarımızı niye sevmemiz gerektiği üzerine ders yaptık. Barışı Hızlandırma Kuruluşu.

ADNAN OKTAR: Çok çok güzel. Göreviniz çok güzel zaten.

PROF. DR. RICK LOVE: Hristiyanlıkta komşuyu sevmek vardır. Tabii ki Hristiyanlığı temsil etmeyenler olabiliyor, Amerika’da da var bu. Bazen Müslümanlara karşı sevgi dolu olmayan, komşusuna sevgi dolu olmayan insanlar olabiliyor. Ama doğrusu bu sevgi ortamının oluşması. Bizim kilisemizin başkanı camide özür diledi Müslümanlardan, “Biz size yeteri kadar, Hristiyanlığın gerektiği kadar sevgi göstermediğimiz için özür diliyoruz” dedi. O da orada herkes heyecanla çok hoşlarına gitti ve Müslümanlar ilk defa gerçek sevgiyi, Hz. İsa’nın sevgisini gördüler bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. “İsa şöyle karşılık verdi: "En önemlisi şudur: 'Dinle, ey İsrail! Allah'ımız olan Rab tek Rab'dir. Allah'ın olan Rab'bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle sev.” (Markos, 12:29-31)

“... Allah'ın Rabbi tüm yüreğinle, tüm canınla, tüm anlayışınla seveceksin. İşte ilk ve en önemli buyruk budur. İlkine benzeyen ikinci buyruk da şudur: 'Komşunu kendin gibi seveceksin.” (Matta, 22:37-39)

“Umut düş kırıklığına uğratmaz. Çünkü... Allah'ın sevgisi yüreklerimize dökülmüştür. (Pavlus'tan Romalılara Mektup, 5:5)

“Allah'ın bize olan sevgisini tanıdık ve buna inandık. Allah sevgidir. Sevgide yaşayan Allah'ta (Allah'ın rızasına uygun) yaşar...” (Yuhanna'nın 1. Mektubu, 4:16)

“Sevgili kardeşlerim, birbirimizi sevelim. Çünkü sevgi Allah'tandır. Seven herkes... Allah'ı tanır. Sevmeyen kişi Allah'ı tanımaz. Çünkü Allah sevgidir... Sevgili kardeşlerim, Allah bizi bu kadar çok sevdiğine göre biz de birbirimizi sevmeye borçluyuz.” (Yuhanna'nın 1. Mektubu, 4:7-11)

“Sevgi, Allah'ın buyruklarına uygun yaşamamız demektir. Başlangıçtan beri işittiğiniz gibi, O'nun (Allah’ın) buyruğu, sevgi yolunda yürümenizdir.” (Yuhanna'nın 2. Mektubu, 1:6)

“Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, sevgi övünmez, böbürlenmez. Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz. Sevgi haksızlığa sevinmez, gerçek olanla sevinir. Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi umut eder, her şeye dayanır. Sevgi (Allah'ın sevgisi) asla son bulmaz...” (Pavlus'tan Korintlilere 1. Mektup, 13:4-8)

“Her şeyden önce birbirinizi candan sevin. Çünkü sevgi birçok kötülüğü örter.” (Petrus'un 1. Mektubu, 4:8)

“İnsanların ve meleklerin diliyle konuşsam, ama sevgim olmasa, ses çıkaran bakırdan ya da çınlayan zilden farkım kalmaz... Bütün sırları bilsem, her bilgiye sahip olsam... ama sevgim olmasa, bir hiçim. Varımı yoğumu sadaka olarak dağıtsam, bedenimi yakılmak üzere teslim etsem, ama sevgim olmasa, bunun bana hiçbir yararı olmaz.” (Pavlus'tan Korintlilere 1. Mektup, 13:1-3)

“Gençsin diye kimse seni küçümsemesin.” Genç olduğun için seni kimse küçümsemesin. “Konuşmada, davranışta, sevgide, imanda, paklıkta” yani temizlikte “imanlılara örnek ol.” (Pavlus'tan Timoteos'a 1. Mektup, 4:12)

“Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, bu size ne övgü kazandırır? Günahkarlar bile kendilerini sevenleri sever.” (Luka, 6:32)

“Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur? Yalnız kardeşlerinize selam verirseniz, fazladan ne yapmış olursunuz?” (Matta, 5:46-47) “Herkese selam verin” diyor, “herkesi sevin” diyor.

'Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin' dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, 'düşmanlarınızı da sevin, size zulmedenler için dua edin.' (Matta, 5:43-44)

Yazılmış olduğu gibi, "Allah'ın Kendisi’ni sevenler için (ahiret hayatında) hazırladıklarını hiçbir göz görmedi, hiçbir kulak duymadı, hiçbir insan yüreği kavramadı." (Pavlus'tan Korintlilere 1. Mektup, 2:9) Kuran’la aynı mutabık, Kuran’da da aynısı var.

Size şu buyruğu veriyorum: "Birbirinizi sevin!" (Yuhanna, 15:17) Onun için Müslüman’ın İncil’i de okuması gerekiyor. Allah diyor ki “nurdur ve hidayet rehberidir.” “Nur” İncil için söylüyor Allah “ve hidayet rehberidir.” Onun için Müslüman hem İncil’in böyle sevgi dolu iadelerini okuyacak, hem Tevrat’ın sevgi dolu ifadelerini okuyacak. Bunlardan eğer istifade etmezse çok büyük hata yapmış olur. Bakın, dolu dolu sevgi ifadeleri. Allah Kuran’da diyor Tevrat için “hidayet rehberidir ve nurdur” diyor. Onun için Müslüman bu sevgi dolu ifadeleri mutlaka okuması lazım, bilmesi lazım.

“... Birbirimizi seversek... (Allah) sevgisi içimizde mükemmelleşmiş olur.” (Yuhanna'nın 1. Mektubu, 4:12)

(Hz. İsa (as):) Size (Allah rızası için) yeni bir buyruk veriyorum: "Birbirinizi sevin. Sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin.” Bak, örnek oluyor Hz. İsa (a.s), örnek olup sevmeyi gösteriyor, “ben sizi nasıl seviyorsam siz de birbirinizi öyle sevin” diyor. (Hz. İsa (as):) Size (Allah rızası için) yeni bir buyruk veriyorum: "Birbirinizi sevin. Sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin. Birbirinize sevginiz olursa, herkes bununla benim öğrencilerim olduğunuzu anlayacaktır." (Yuhanna, 13:34-35) “Sevginizden anlarlar” diyor, “birbirinizi severseniz o zaman benim öğrencim olduğunuz hemen anlaşılır” diyor. Çünkü sevgi yoktu o dönemde. Hz. İsa (a.s) öğretti o dönemde.

“Birbirinize kardeşlik sevgisiyle bağlı olun. Birbirinize saygı göstermekte yarışın.” (Pavlus'tan Romalılara Mektup, 12:10) Bu hükümlerin bilinmemesi çok büyük bir kayıp olur.

“İşte kalıcı olan üç şey vardır:” diyor İsa Mesih “İman, umut ve sevgi...” (Pavlus'tan Korintlilere 1. Mektup, 13:13)

“Öyleyse, Allah'ın kutsal ve sevgili seçilmişleri olarak yürekten sevecenliği, iyiliği, alçakgönüllülüğü,” mütevaziliği “sabrı, yumuşaklığı” halim olmayı yani mülayim olmayı “giyinin.” Üstünüze alın, elbise gibi giyinin. “Birbirinize anlayışlı davranın. Birinizin ötekinden bir şikayeti varsa, Rab'bin sizi bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın. Bunların hepsinin üzerine... sevgiyi giyinin.” (Pavlus'tan Koloselilere Mektup, 3:12-14)

“Mesih bizi nasıl sevdiyse... siz de öylece sevgi yolunda yürüyün.” (Pavlus'tan Efeslilere Mektup, 5:2) Çünkü acayip sevgi dolu İsa Mesih. Herkesi seviyor, kuzuları seviyor, çocukları seviyor, yaşlıları seviyor. Genç delikanlı kızlar var etrafında onlara sevgi gösteriyor. Bağnazlık yoktu İsa Mesih’de. Yanında böyle aslan gibi delikanlı kızlar vardı, delikanlı erkekler vardı, yaşlılar vardı hepsini çok seviyordu. Son derece mütevazi. Mesela onların ayaklarını yıkıyor, kap getirtiyor, çorabını ayakkabısını çıkarıyor ayaklarını yıkıyor. Enaniyet yok, büyüklük yok, sevgi dolu. Onun için Hristiyan rahipler de şimdi ayak yıkarlar biliyorsunuz, oradan kalmadır o. Yani Hz. İsa (a.s)’ın uyguladığı güzel bir ahlaktır bu.

“Beni seviyorsanız,” diyor İsa Mesih “(Allah rızası için) buyruklarımı yerine getirirsiniz... Kim (Allah rızası için) buyruklarımı bilir ve yerine getirirse, işte beni seven odur. Beni seveni Allah sevecektir. Ben de onu seveceğim...” (Yuhanna, 14:15, 21)

“İsa ona şu karşılığı verdi: "Beni seven sözüme uyar, Allah da onu sever... Beni sevmeyen, sözlerime uymaz. İşittiğiniz söz benim değil; beni gönderen Allah'ındır."” (Yuhanna, 14:23-24) Kardeşim sen böyle insanları niye eziyorsun? Niye kovuyorsun? Niye yaşatmıyorsun? Irak’ta kalmadı Hristiyan, Suriye’de kalmadı. Türkiye’den de bayağı hicret eden oldu. Her türlü Rum, Ermeni. Bırak yaşasınlar, bir güzellik. Bereket gelir. Peygamberimiz Resulullah  (s.a.v.) cübbesini çıkarıp altlarına seriyordu Hristiyan rahiplerin. Evine davet ediyordu, yemek yiyordu, onların yemeklerine gidiyordu. Aynı şekilde Museviler için de bu bu şekildedir, Hristiyanlar için de bu şekildedir. Her iki kesime de sevgi, şefkat, merhamet göstermek, koruyup kollamak. Mesela şimdi memnunlar mı? Avrupa’da kiliseler kapanıyor, İtalya’da kapanıyor ve meyhaneye çevriliyor, diskoteğe çevriliyor, eğlence yerlerine çevriliyor. Mutlular mı şu an? Eğlence mi bu? Bu sevinç verecek bir şey mi? Bunu tam tersine çevirmesi lazım Müslümanların. Mesela farz edelim kilise satılığa çıkmış. Satın alsınlar, beş Hristiyan bulsunlar, “buyurun” desinler “siz bu kiliseyi ayakta tutun. Biz parasını vereceğiz. Ama bu kilise kapanmasın” denmesi lazım. Çünkü Allah bak ayette diyor “manastırlar, kiliseler, camiler, mescitler, bunların hepsini koruyacaksınız” diyor Allah. Ayet var, Kuran ayeti var. Nasıl koruyacağız? Meyhaneye çevirtiyorsan, eğlence yerine çevirtiyorsan korumuyorsun demektir. Cami de bulunduğunda eğlence yerine çevirtmeye müsaade edilmemesi lazım, Sinagog da bulunsa müsaade etmemek lazım, kilise de varsa müsaade etmemek lazım. Beş Hristiyan bulunur. “Gel sen” dersin “bu kilisenin rahibi ol, bir kişi, diğeri de cemaati olur. Bu kiliseyi kapatmayın, açık kalsın.” Çok acı bir şey bu. Seyrediyorlar ama bak sonra bu felaketin altında kalırlar Allah esirgesin. Onun için Hristiyanlarla Müslümanların süratle ittifak etmesi gerekiyor, hiç vakit geçirmeden.

Bediüzzaman Said Nursi diyor ki; “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik” yani Hristiyanlık “ve İslamiyet; ittihad neticesinde,” birlik neticesinde “dinsizlik cereyanına” yani deccaliyete karşı “galebe edip dağıtacak istidadında iken” o devre doğru gidiyoruz şu an “alem-i semavatta” gökte “cism-i beşerisiyle bulunan” maddi bedeniyle bulunan, yani normal kendi eti ile kemiği ile elbisesiyle, ayakkabısıyla, saçıyla gökte bulunan, Allah katında bulunan “şahs-ı İsa Aleyhisselam,” İsa (a.s)’ın bizzat şahsı, kendisi “o din-i hak cereyanının başına geçeceğini” yani Hristiyanlığın orijinal haliyle yeniden tesis edip o dini hak cereyanın başına geçeceğini İsa Mesih’in “bir Muhbir-i Sadık,” Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hadislerine dayandırarak “bir Kadir-i Külli Şey'in vaadine istinad ederek” Kuran’daki üç ayete istinad ederek “haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır, madem Kadir-i Külli Şey vaat etmiş” her şeye varlığı veren, her şeye hakim olan Allah madem vadetmiş “elbette yapacaktır.” “Evet, her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen” gökten melekleri yere gönderen “ve bazı vakitte insan suretine vaz' eden (Hazret-i Cibril'in Dıhye suretine girmesi gibi)” dıhye suretinde geliyor Cebrail (a.s), görülüyor “ve ruhanileri alem-i ervahtan” ruhlar aleminden “gönderip beşer suretine temessül ettiren, hatta ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını” ruhlarını “cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakim-i Zülcelal, Hazret-i İsa Aleyhisselamı,” İsa Mesih’i, İsa Mesih ibni Meryem “İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hatimesi” güzel neticesi “için, değil sema-i dünyada cesediyle zaten bulunan” dünyanın semasında gerçek bedeniyle hayatta olan ve yaşayan  “ve hayatta olan Hazret-i İsa, belki alem-i ahiretin en uzak köşesine gitseydi” farz edelim, diyorlar ya İsa öldü diyorlar, bir daha gelmeyecek, hadi diyor sizin ediğiniz gibi kabul etsek bile, öyle bile olsa “ve hakikaten ölseydi,” diyor Bediüzzaman, sizin dediğiniz gibi olsaydı “yine şöyle bir netice-i azime için” böyle büyük bir netice için “ona” İsa Mesih’e “yeniden ceset giydirip” kendi bedenini yeniden verip “dünyaya göndermek, o Hakimin hikmetinden uzak değil.” Allah’ın zor yapacağı bir şey değil diyor. “Belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için” gerektiği için “vaad etmiş ve vaad ettiği için” inşaAllah İsa Mesih’i “elbette gönderecek.” (Mektubat, 15. mektup, 56-57)

PROF. DR. RICK LOVE: Bir Müslüman alimin bu kadar uzun, detaylı olarak bu bölümleri İncil’den okuduğunu duymak beni çok derinden etkiledi. İlk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorum. Benim soyadım da sevgi, siz de sevgi ile ilgili bölümleri okudunuz bunu bana bir meydan okumak olarak görüyorum. İslam alemi sizin bu anlattıklarınızı takip etmesini istiyorum.

ADNAN OKTAR: Elimizden geldiği kadar yapmaya çalışacağız inşaAllah.

“İncil’den Güzel Sözler” kitabım, bayağı kapsamlı bir eser, çok güzel bir eser.

PROF. DR. RICK LOVE: Çok güzel teşekkür ederim. Hz. İsa’yı çok sevdiklerini söyleyen, peygamber olarak gördüğünü söyleyenler var Müslümanlar arasında ama onun öğretilerini okuyan pek yok. Bu şekilde böyle bir şey tabii çok güzel oluyor hem öğretilerin okunması açısından.

ADNAN OKTAR: Bu kitabın çok faydalı olacağını düşünüyorum. Hiçbir Müslüman’ın itiraz edeceği gibi değil, hepsi İncil’den alıntı. Bizi Hristiyan dindarlarla, rahiplerle geniş çaplı tanıştırın, onlarla geniş çaplı bir çalışma içerisinde olalım. Kardeşliğimizi, sevgimizi geniş çaplı vurgulayalım. Bu zaten sürekli basına yansıyan bir şey. Böylece Hristiyanlarla Müslümanların ittifakını dünyaya duyurmuş oluruz.

PROF. DR. RICK LOVE: İnşaAllah sizi tanıştıracağım. Bu bizim kuruluşumuz da böyle bir kuruluş. Hem imamları, hem rahipleri Amerika’da bir araya getiren bir kuruluş. Siz tabii birçok zorluğa karşı meydan okuyorsunuz böyle, yaptığınız gibi. Ben de gelecekte bu şekilde ittifak edeceğimize inanıyorum inşaAllah, umuyorum böyle bir şekilde Hristiyanlarla Müslümanların bir araya getirilmesini. Hz. İsa da vurguluyor. Barışı sevenler zaten Allah’ın çocukları olmuş oluyor, Allah’ın yarattığı insanlar olmuş oluyor inşaAllah. Allah’ın onları kutsuyor ve özellikle görevlendiriyor.

ADNAN OKTAR: Sabırla kararlılıkla görüşmelere, birlikte olmaya, tanışmanın sonucunda da geniş katılımlı toplantılar yapmaya gayret ederiz. İnşaAllah çok hayırlı olur, Allah’ın yardımı üzerimizde olur inşaAllah.

PROF. DR. RICK LOVE: Barışı hazırlayanlar, doğruluğu eken, doğruluk tohumlarını ortaya koyan insanlar olacaktır.

ADNAN OKTAR: Maide Suresi 46-47. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için” iyi insanlar için mükemmel insanlar için “yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik.” (Maide Suresi 46) Allah söylüyor. İncil’i övüyor Allah. “İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler.” İncil’e göre hareket etsinler. “Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır.” (Maide Suresi 47) diyor Allah. Onun için İsa Mesih’in inişi çok önemli, gelişi çok önemli. İnşaAllah ilk dönemdeki gibi, İsa Mesih’in o yakın talebeleriyle birlikte yemek yediği o güzel ortamları yeniden göreceğiz, İsa Mesih’e yeniden sarılacağız. Güzel günler, önümüzdeki günlerde tezahür edecek.

PROF. DR. RICK LOVE: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok memnun oldum gelişinize, çok sevindim, onur duydum. Yine bekliyorum. Daha kalabalık ekiplerle, rahiplerle, Hristiyan din adamlarıyla inşaAllah böyle daha büyük yemekli toplantılarımız olur, sohbetlerimiz olur. İsa Mesih de bir gün belki bizi şereflendirir inşaAllah.

PROF. DR. RICK LOVE: Ben dua ediyorum, inşaAllah Hristiyan rahiplerle birlikte geleceğim.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum, hepsine sevgilerimi iletiyorum.

BÜLENT SEZGİN: Misafirimize teşekkür ediyoruz, kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

PROF. DR. RICK LOVE: Evet. Ben dua ediyorum inşaAllah Hristiyan rahiplerle birlikte geleceğim.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Çok teşekkür ediyorum saygılar sunuyorum. Hepsine sevgilerimi iletiyorum.

BÜLENT SEZGİN: Misafirimize teşekkür ediyoruz. Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Kuran’da Hz. İsa (a.s’)ın “Kıyamet İçin Bir Alamet” Olduğu Bildirilmiştir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Allah kâinatı yarattığında bizi imtihan ederken ahir zaman için dört kuvveti karşı karşıya getiriyor Allah. Yahut ittifak ettiriyor bir kısmını. Bir; İmam Mehdi ve talebeleri. Yani Kuran’da Kehf ehli olarak vurgulanan ekip yani işaret eden. İki; Ashabı Rakim, Kehf kıssasında geçen Ashabı Rakim, o ekip Ashabı Rakim ekibi. İsa Mesih’in arkadaş topluluğu ikincisi. Üç; Hızır (a.s)’ın ekibi. Hızır hem deccaliyete bazen yardım eder. Ama şeriata uygunsa yani şeriata İslam’a faydası olacaksa yardım eder deccaliyete bazı şeylerde yardım eder ve Mehdi (a.s)’ye yardım eder ve İsa Mesih’e yardım eder. Üçüne de yardım eder. Ama bak deccaliyete de yardım ediyor fakat İslam’ın lehine olarak yardım eder. Dördüncü kuvvet deccaliyettir.  Deccaliyet şu an İngiliz derin devleti tarafından organize edilen bir güç. Daha önce Firavun tarafından organize ediliyordu. Roma tarafından deccaliyet daha önce organize ediliyordu. Yani İngiliz derin devletinden önce Roma derin devleti, Mısır derin devleti ve başka Hazreti İbrahim (a.s) devrinde Nemrut, Nimrot. Nimrot diye geçiyor Nimrot’un derin devleti. Her devirde olmuştur. Bunlar derin devletler ilhamını, düşüncesini, hareket tarzını, stratejisini tamamını şeytandan alır ve kendi asrının deccaliyeti olarak ortaya çıkar. Kendi asrının Mehdiyet’i ile mücadele eder. Onun zıttı olan Mehdiyet’le mücadele eder. Mesela Firavun devrinin Mehdisi Hazreti Musa (a.s)’ydı ona karşı. Roma devrinin Mehdisi kimdi?

OKTAR BABUNA: Hazreti İsa (a.s).

ADNAN OKTAR: İsa Mesih’ti evet. Nimrut devrinin Mehdisi kimdi?

OKTAR BABUNA: Hazreti İbrahim (a.s).

ADNAN OKTAR: Hazreti İbrahim (a.s)’di evet. Ahir zamanda İngiliz derin devletinin zıttı olan da Mehdi (a.s)’dir. Deccaliyete bazen Hazreti Hızır (a.s) yardım eder. Ama şöyle; aptalca bir yola gidecektir Mehdiyet onu ezecektir o yola girmesini kolaylaştırır. Yani onu ayağına getirir onun, ezmesi için ama yardım eder. Yardım ederek getirir Mehdi’nin ezmesi için yapar yani. Deccaliyet bütün fikri sisteminin tamamını, bütün eylemlerini saf olarak şeytandan alır. Başlarında bir şahıs oluyor. Yani bu ölünce bir başkası yerine geçer. O şeytanla bağlantıyı kuran mahlûktur.

Şimdi o seri katil vardı biliyorsunuz yakalandı. Bana diyor bir kuvvet yol gösteriyordu diyor. Bana cinayetleri işte yaptığı her türlü zulmü telkin ediyordu bana diyor. Ne yapması gerektiğini. O da yapıyormuş anlattığı kadarı ile. Yani o cinayetleri işliyormuş. Ama bana bir güç yol gösteriyordu diyor. Kastettiği şeytan. Şeytanı görüyor, duyuyor, konuştuğu için bağlantı kurup korkuyordur da şeytan ne derse onu yapıyor. Derin devletlerin başında olan herkes mutlaka akıl hastasıdır. Akıl hastası olduğu için karşısındakini de akıl hastası olarak nitelendiriyor. Mesela Firavun diyor ki sen delisin diyor Musa (a.s)’ya . Ama kendisinin akıl hastası olduğuna da emin. Çünkü akıl hastası, çünkü görüntü görüyor, ses duyuyor. O görüntü ve sese göre hareket ediyor. Mesela diyor ki şeytan ona bütün çocukları öldüreceksin. Aynı o akıl hastalarında, seri katillerde oluyor ya bütün deccaller de seri katildir. Yani dünyanın en büyük seri katili deccallerdir. Şimdi mesela Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Afganistan’da dünyanın her yerinde dünya derin devletinin seri katilinin emri ile cinayetler işleniyor. Oluk oluk kan akıtılıyor. Ve şizofren homoseksüel bir ruha sahip olur bütün deccaller yani tamamı böyledir. İlk başta şeytan zaten homoseksüeldir. Yani dünyaya gelişinden itibaren hep homoseksüel kişilik göstermiştir. Üslubuna da baktığımızda Kuran’da homoseksüel üslubudur üslubu. Yani böyle cinayete yatkın, sapıklığa yatkın asi isyankâr. Tartışmacı kavgacı manyak bir ruh. Homoseksüellerin büyük bölümü bu kafada olur. En çok cinayet onlarda çıkıyor biliyorsunuz. Onun için İngiliz derin devletinin de en güvendiği şahıslar homoseksüellerden oluşuyor. Mesela bir devletin başına birini getirecekleri vakit homoseksüel olmasına çok özen gösteriyorlar. Mesela bir yere elçi atanacaksa herhangi bir ülkeye bir elçi gönderilecekse büyükelçi yahut konsolos mutlaka homoseksüel olmasına dikkat ediyorlar. Çünkü şeytan da homoseksüel, kendisi gibi olmasını istiyor ve en baştaki deccale o şekil ilham veriyor. Yani homoseksüelliği dünyada koruyacaksın diyor. Kan dökeceksin, İslam’ı yeryüzünden kaldıracaksın. Mehdiliğinden şüphelendiğin herkesin üstüne gideceksin diyor. Amacı ne? Kuran’da açıklıyor zaten şeytan’ın “Benim sözümün doğru olduğunu göreceksin” diyor Allah’a. Allah’a diyor ki haşa sen bilmiyorsun ben biliyorum diyor. Çok tartışmacı, züppe, akılsız ve manyaktır. Homoseksüel ruhlu bir varlıktır öyle diyeyim yahut mahlûktur şeytan. Akıl almaz tartışmacıdır. Bakın dikkat edin bütün Firavunlar, Nemrutlar Kuran’da da geçtiği gibi hepsi tartışmacıdır. Muazzam demagogturlar, demagoji yaparlar. Zırvalıyor. Hazreti Musa (a.s) Allah’tan, dinden bahsediyor “Duyuyor musunuz?” diyor sırf züppelik olsun, saygısızlık olsun, densizlik olsun ve demagoji olsun. Bir mantığı yok ki onun “Duyuyor musunuz?” Delilikle suçlaması kendinin akıl hastası olduğunu bildiği için olsa olsa diyor böyle bir hareket kendisi gibi olabileceğini düşünüyor. Onlara da aynı mantıkla yaklaşıyor onların da deli olduğunu söylüyor.

Nemrut, Hazreti İbrahim (a.s)’i delilikle suçladı. Roma devleti Hazreti İsa (a.s)’yı hastalıkla akıl hastalığıyla suçladı. Yine Hazreti Muhammet (s.a.v.)’i akıl hastalığıyla suçladılar. Hazreti Musa (a.s)’yı akıl hastalığıyla suçladılar. Hepsini akıl hastalığıyla suçladılar. Suçlayanlar kim? Firavun’un, Nemrut’un başı olan şeytani derin devlet ve derin devletin başı. Bizzat ilgileniyor Firavun. Bakın Mehdi çıkması ihtimalinden, Moşiyah’ın çıkması ihtimalinden bahsedildiği için o dönemde bütün erkek çocuklarını öldürtüyor şehit ediliyor. Bunların içindedir Mehdi diyor. Diyorlar ki şu şartta şu yılları arasında ki kuşakta Mehdi’nin çıkması ihtimali var diyorlar Moşiyah’ın.  O zaman bütün erkek çocukları öldürün diyor Firavun. İlhamını nereden alıyor? Şeytandan alıyor. Transa giriyor. Şimdi mesela İngiliz derin devleti toplantı yapıyor. Onların kırklar meclisi var, yediler meclisi var, üç yüzler meclisi var. O toplantıda her yeri karartıyorlar, ışıklar karartılıyor. Sadece mum ışığı oluyor karanlıkta. Kendilerince şeytanı çağırmak için bazı dualar ediyorlar,  şeytanı oraya çağırıyorlar. Bazı kokular kullanıyorlar yani şeytanın hoşlanacağı garip kokular. Şeytan pis kokulardan hoşlanır. Şeytan çağırmada pis koku kullanıyorlar. O pis kokuyu kullanarak şeytanı çağırıyorlar. Adamın ağzından burnundan salyalar akıyor yani kendini kaybediyor, gözünü kapatıyor şeytan ona ne diyorsa aynısını tekrar etmeye başlıyor. Mesela nerede cinayet işlenecek, nerede savaş yapılacak, hangi ülke yıkılacak; onları tek tek not alıyorlar. Ondan sonra onu uygulamaya başlıyorlar. Olay bu. "Üç yüz yıllık plan" dedikleri yine şeytanın üç yüz yıl önce bunlara söyledikleri oluyor. Üç yüz yıl önce şeytan ne dediyse aynısını yapıyorlar. Üç yüz yıllık planın hikayesi budur. Ve tamamen blok olarak şeytanın emrindedir derin devletler.

Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? "Sevgi sanattır" diyelim. Sevgiyi ayakta tutmak bir sanattır, bir güzelliktir. "Sevgi sanattır" diyelim.

Dünyada sel gibi Müslüman kanı akıyor. Muazzam olaylar oluyor. Ama en sonunda olay Mehdi (a.s)'nin çıkmasına vesile oluyor. Şeytan da şeytanlığını yaptığında Mehdi (a.s)'ye istese de istemese de hizmet etmiş oluyor. Bu derin devletler de istese de istemese de Mehdi (a.s)'ye hizmet etmiş oluyor. Çünkü Darwinizm olmasa, komünizm olmasa, Marksizm olmasa Mehdi (a.s) neyle mücadele edecek? Onun mücadele edeceği gücü meydana getiriyorlar, onun rahatça ezeceği gücü meydana getiriyorlar. Mesela Darwinizm’i İngiliz derin devleti hazırlıyor. Ama Mehdi (a.s) de eziyor. Şeytanın ilkasıyla yapıyorlar. Mehdi (a.s)'a de Allah onu ezdirtiyor. Bütün gücün Allah'ta olduğunu görüyoruz.

İngiliz derin devleti züppe, asi, isyankar, İslam'a Kuran'a kafa tutan, saygıyı kabul etmeyen, nezaketi kabul etmeyen, tartışmacı, egoist, bencil, ruh hastası tiplerden oluşmasını istiyor İslam aleminin. Ki  bu şeytanın kısa bir özeti bu zaten. Şeytanın kişiliğinin kısa özeti. Bunun yayılması ve hakim olmasını istiyor. Kuran'a baktığımızda da küfür ehlinin, münafıkların cehennemde de tartıştıklarını görüyoruz. Mesela diyor ki ayette Şuara Suresi 96 ve 103'te “Orada” (münafıklar, küfür) “birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki:” (Şuara Suresi, 96) Hem çekişme ve tartışma; münafığın dünyada vazgeçemediği bir özelliktir bu, bir hastalıktır. Firavun'da da var, Hazreti Musa (a.s) ile konuşmalarında görüyorsunuz. Müthiş bir demagoji ve müthiş bir tartışmacılık ve bir cedel ruhu vardır. Ayette diyor Cenab-ı Allah, "İnsan her şeyden çok tartışmacıdır." Hastalık olduğu için bunu belirtiyor Allah. Şeytanın ilkasıyla olan bir hastalıktır bu. Cehennemde de münafıklar ve küfür “birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki: "Andolsun” yemin ediyor birdeAndolsun Allah'a” diyor. Halbuki Allah'a karşı mücadele vermiş. Halen de veriyor ama Müslüman olduğunu iddia ediyor. “Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz," (Şuara Suresi, 97) Apaçık bir sapıklık; onu da kabul ediyor. “Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk.” (Şuara Suresi, 98) Yani "Derin devlet mensuplarını, gücü alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk. Hatta Allah'tan daha güçlü görüyorduk." diyorlar haşa. "Bizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı." (Şuara Suresi, 99) Yani derin devletin uşakları ve casuslarından başka saptıran olmadı. “"Artık bizim için ne bir şefaatçi var, ne de candan-yakın bir dost. Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.” (Şuara Suresi 96-103) diyor Allah. Bak,“Ateşin içinde, iddialar öne sürüp” görüyor musun küfür, münafık vazgeçmiyor. Ateşin içinde daha hala iddialar ortaya atıyor. Ve karşılıklı tartışıyor. Bak “karşılıklı tartışırlarken zayıf olanlar, büyüklenen (müstekbir)lere derler ki: "Gerçekten biz, size uymuş (teb'anız) olan kimselerdik.” Bunlar müstekbirlere yani derin devlete uyan yancılar, derin devlet yancıları. O ahlaksız, alçak ekibe diyorlar ki yancılar, “gerçekten biz, size uymuş (teb'anız) olan kimselerdik.” Size casusluk yapıyorduk diyorlar, size her türlü oyunda yardımcı oluyorduk. “Şimdi siz, ateşten bir parçasını olsun, bizden uzaklaştırabilir misiniz?” (Mümin Suresi 47) Madem bu kadar güçlüsünüz, madem derin devletsiniz uçsuz bucaksız batmayan bir  imparatorluksunuz“Şimdi siz, ateşten bir parçasını olsun, bizden uzaklaştırabilir misiniz?”(Mümin Suresi 47) “Büyüklenen (müstekbir)ler derler ki:” onlara hakim olan, onları yöneten, onlara casusluk yaptıran asıl ağa babaları yani o müstekbir, azgın, derin devletin başları derler ki: “Biz hepimiz (ateşin) içindeyiz; gerçekten Allah, kullar arasında hüküm verdi (artık).”(Mümin Suresi 48) Orada bile tartışıyorlar görüyor musun? Demagoji ve tartışma münafığın vazgeçilmez özelliğidir. Kuran’a bakın her yerde bunu görürsünüz. Ahirette onun için Cenab-ı Allah münafığın bu azgınlığı olmadığı için, bir cennet ferahlığı olduğu için,“siz oraya geldiğinizde” diyor “boş konuşma işitmeyeceksiniz” diyor Allah. Yani münafıkların zırvasını işitmeyeceksiniz. “Boş konuşma yok orada” diyor. “Sadece selam vardır orada.”“Silm” yani barış, kardeşlik, huzur, güven, rahatlık vardır. Müslüman hep yatıştırıcı. Mesela diyor ki; “Eşlerinizden size düşman olanlar vardır” diyor Allah ayette. Düşman olanlar. “Fakat” diyor “siz onları bağışlarsanız, affederseniz ve idare ederseniz sizin için daha hayırlıdır” diyor Allah. Müslüman yatıştırıcı. Mesela Cenab-ı Allah ağzını burnunu parçalayın demiyor, kafasını gözünü kırın, kovun, atın demiyor. Affedin, sabırlı olun, yatıştırın, sakin bir ortam olsun diyor Allah. Ama isterse Cenab-ı Allah derdi mesela “katledin” derdi. Demiyor Allah. Bak, “düşman” diyor size “düşman, eşlerinizden” diyor. Düşmandır ama affedin. Doğru yolu gösterin, sabırlı olun. Bu sizin için daha hayırlı diyor Allah.

Derin devlet böyle nerede zeki, nerede iş yapacak adam varsa onları ele geçiriyor, onları yönlendiriyor. Onlar derin devletin etkisiyle hareket ettiklerini bilmiyorlar bir kısmı. Haberleri bile olmuyor. Yani asıl şeytani unsur, şeytandan ilham alanları bilmiyorlar. Mesela yancılar da bilmez. Casus olarak kullanılanlar da bilmez. Onun sadece zekasıyla onu böbürlendirir. Der ki; “sen çok zekisin, çok akıllısın, senden çok iyi casus olur” der. O ona yeter, ona para vermesine de gerek yok, aklı gider onun öyle övüldüğünde. Senin zekan, aklın herkesten üstün dersen bitti. İngiliz casusları hep fakir yaşamışlardır. Onların tek gıdası övülmeleridir. Derin devlet onları hep övmüştür. “Sir William sana bir madalya gönderdi, seni tebrik etti” diyor, aklını atıyor, ağlıyor hıçkırıklarla. On binlerce insanın ölümüne sebep oluyor, şehit olmasına sebep oluyor. Umurunda değil, o madalya onun için çok heyecan verici oluyor onun için. “Sen çok zekisin” diyor,“seni kraliçe ödüllendirecek” diyor. Aklı gidiyor. “Kraliçe seni tebrik etti” diyor, “başbakan seni tebrik etti” diyor, aklı gidiyor. Emekli olması da fark etmiyor. Başta olması da fark etmiyor.

İBRAHİM AKMUGAN: Sihirbazlar da Firavun’a “bu işten bize ne var ki?” deyince “siz yakın kılınanlardan olacaksınız” diyor.

ADNAN OKTAR: O kadar. “Yakın kılınacaksınız” diyor, o kadar. Bunu demek yetiyor adamlara.

“(Müşrik olan hakim güçlere:) "İşte bu(nlar) da sizinle birlikte (küfür ve zulümde) göğüs gerenlerdir.” bak münafıklar, küfür “İşte bu(nlar) da sizinle birlikte (küfür ve zulümde) göğüs gerenlerdir. “Onlara bir merhaba (bile) yok. Çünkü onlar ateşe gireceklerdir." (denilir).” (Onlara uyanlar) Derler ki:” Yani yancılar, bu deccaliyetin, derin devletin yancıları, derler ki, “Hayır, sizler; asıl size bir merhaba yok.” Tartışmacı ya görüyor musun? Yani cehennemde de tartışmacılığı ve demagoji devam ediyor. “Bunu (azabı) siz bizim önümüze sürdünüz.” Bak onları, derin devleti suçluyor. “Ne kötü bir durak.”“Derler ki Rabbimiz kim bunu bizim üstümüze sürdüyse ateşteki azabını kat kat artır.” “Ve derler ki: "Bize ne oluyor ki, kendilerini şerir (kötü)lerden saydığımız adamları” o müminleri, Müslümanların iyi olanlarını kendi aramızda “göremiyoruz.” Biz buraya normalde gelmememiz gerekiyordu diyor, cehenneme. Asıl falanca falanca falanca, o nefret ettikleri Müslümanların orada olması gerektiğini söylüyor. Allah’ın adaletsizlik yaptığını söylüyor. Adil davranmadıklarını söylüyor. Bak o devrin münafıklarını görüyor musun, cehennem ehlini. “Biz onları bir alay konusu edinmiştik;” Uğraşıyorduk onlarla diyor. Çirkin sözler, çirkin konuşmalarla kendilerince alay ettiklerini düşünüyorlar. “Yoksa gözler mi onlardan kaydı?” Yoksa biz mi göremiyoruz şu an diyor. Yani zaten olması gerekir burada diyor. Bak, o devrin Müslümanları, tertemiz insanlarına akıl almaz kin duyduğu için münafıklar,“yanlışlık yaptın” diyorlar Allah’a haşa. Asıl onların buraya gelmesi gerekirdi diyorlar. Bak, Müslümanlara kinleri daha hala orada devam ediyor, azgınlığa bak. “Bu cehennem halkının birbiriyle çekişmesi” bu demagoji, bu tartışma “kesin bir gerçektir.”(Sad Suresi 58-64) diyor Allah. Dünyada da bu vardır, münafıklarda. Müthiş demagog demagoji yapan, suçlayan, müminlere karşı alaycı, kibirli, üstten bakan ve azgındırlar. Cehennemde de aynı şekilde devam ediyor ve kinleri cehennemde de devam ediyor Müslümanlara. Ama göremiyoruz diyor. Cenab-ı Allah “size göstereyim” diyor sonra, bir açıyor cennette cennet koltuklarında oturuyorlar. Münafık o zaman daha da kuduruyor. Daha da azıyor. Çünkü Allah gösteriyor müminlerin keyfini. Mesela hurilerle beraberler, eğleniyorlar, müzik dinliyorlar yiyorlar içiyorlar. Allah “buradalar” diyor. Arıyorlar münafıklar. Allah diyor ki “bunlar sizi arayanlar” diyor,“onlar da buradalar” diyor, Müslümanları gösteriyor. Yani “sizin burada olmanızı umanlar da burada” diyor. Çünkü mümin bütün bu bilgilere vakıf olacak ahirette. Her türlü bilgiye. Allah çünkü bak “istediğiniz her şey” diyor. Onların o konuşmalarına gülüyor müminler işte. Müminler de onlarla alay ediyorlar,“biz buradayız” diyorlar,“cennetteyiz” diyorlar. Tabii kahkahalarla gülüyorlar onların o haline. “Siz burada olmanız lazım” diyorlar “nasıl oldu bu?” diyorlar. Münafık aptallığını görüyor musun,ahmaklığını? Daha hala Allah’a akıl veriyor. Züppeliğin, azgınlığın şiddetine bak, Allah’a akıl veriyor. “Yanlışlık oldu asıl bunlar burada olması lazım neredeler?” diyor. “Burada olmaları zaten kesin gerekiyor da” diyor “biz göremiyoruz” diyor.

Hadid Suresi 13’te “O gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki: "(Ne olur) Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım.” Yani o kadar nursuz ve pislik ki yüzleri. Münafığın yüzü çok nursuzdur, bayağı pisliktir, baktın mı yüzündeki o iğrenç görüntü, o pislik, ölüm baygınlığı gibi olan görüntü bütün kirliliğiyle tezahür eder. Onun için o iğrençlikten kendileri bile tiksiniyorlar birbirlerinden. Müminlerin nuru, güzelliği, yakışıklılığı da onlara çok etki ettiği için “Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım.” Biz de biraz güzelleşelim, nurlanalım elimiz yüzümüz düzgün olsun diyorlar. Bak “Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım." Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın” denilir.”“Gidin dünyaya geri” diyor Cenab-ı Allah,“o pislik bataklığınıza gidin, orada nur bulabiliyorsanız orada bulun” diyor Cenab-ı Allah. Çünkü orada da pislik ya bunlar. “Derken aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; Onun iç yanında rahmet” surun öte yanı cennet “dış yanında o yönden” küfür yönünde, münafıklar yönünde de “azap vardır” diyor. Bu sur, arada da kapı var. Onun ne olduğunu biz, nasıl şekil olduğunu kafamızda çıkaramıyoruz. Sur dedin mi klasik sur biliriz. Kapı dedin mi de sur kapısı gibi bir şey biliriz. Öyle değil, onun ne olduğunu ahirette göreceğiz.

Kaf Suresi, 27-29, Münafığın “Onun yakın-dostu (saptırıcı) dedi ki: "Rabbimiz, ben onu kışkırtıp-azdırdım.” derin devletin başındaki adamı da ve ona uyan yancıları da kışkırtıp azdırdım, azıyor yani münafık azar. Kışkırtılmıştır, ruhu kışkırtılmış bir ruhtur, azgın bir ruhtur ve o yüzden de azar, azgınlaşır. “Ancak kendisi (haktan) uzak bir sapıklık içindeydi.”(Kaf Suresi 27) İslam’dan, Kuran’dan uzak münafıkane bir sapıklık içindeydi. “(Allah buyurur:) "Benim Huzurumda çekişip-durmayın.” Yani bak, Allah’ın huzurunda da sürekli tartışıyor. Münafığın ruhunda bu vardır. Çok tartışmacı. “Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim.”(Kaf Suresi 28) Kuran, İncil, Tevrat. “Huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz.” Boş yere demagoji yapmayın, yaygarada yapmayın, boş konuşmalar yapmayın, mugalata yapmayın. “Ve Ben kullara zulüm edici değilim.” (Kaf Suresi29) Hak ettiğiniz için, gerçekten ahlaksız olduğunuz için bu belanın içindesiniz diyor Allah.

Bak, münafığın tartışma stilinden Kuran nasıl bahsediyor? Şeytandan Allah’a sığınırım. Bakara Suresi 258,“Allah kendisine mülk verdi diye Rabbi konusunda İbrahim ile tartışmaya gireni görmedin mi?”Allah ona mülk, iktidar, güç, güzellik, mal, mülk her şeyi verdiği için münafık kinleniyor, ağırına gidiyor. Bana niye o güç verilmedi de ona verildi diye kinleniyor. Bak, İbrahim (a.s) ile tartışmaya giriyor. Yani ona bir mugalata, tartışma ve gereksiz pis sözlerle onun vaktini alıyor.“Hani İbrahim: “Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti;” bak gayet net “benim Rabbim diriltir ve öldürür.” “O da:” bak züppelik yapıyor bu sefer. Bütün deccal yanlıları, münafıklarda görülen özellik, züppe karakter.“Ben de öldürür ve diriltirim” diyor. Görüyor musun züppeliği? Görüyor musun demagojiyi ve ahlaksızlığı? “(O zaman) İbrahim: “Şüphe yok, Allah Güneş'i doğudan getirir,” şimdi bak, burada Hz. Mehdi (a.s)’ın doğudan zuhur edeceğine de işaret var, İslam güneşinin doğudan zuhur edeceğine. “...(hadi) sen de onu batıdan getir" deyince” ki güneş batıdan doğacak. Kıyamet alameti, ona da işaret ediyor Kuran. Güneş batıdan doğacak Allah’ın gücü ile çünkü dünyaya biliyorsunuz bir seyyare çarpacak. Spin atıp bir daha çarpacak. Dünya tersine dönmeye başlayacak. “O inkarcı” deccal “böylece afallayıp kalmıştı”. O münafığı orada pes ettiriyor.“Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.”(Bakara Suresi 258)

 “Gerçek şu ki, Karun, Musa'nın kavmindendi” Musa (a.s) onu koruyup kolluyor,yardım ediyor, destek oluyor, sevgi gösteriyor, “ancak onlara” Müslümanlara “karşı azgınlaştı.” Ünlü münafıklardan birisidir Karun. Ne özelliği? Bak, hep Kuran’ın ifadesini görüyor musun? “Azgınlaştı.” Azar yani durduk yere azar, şeytanın ilkasıyla. “Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu.” Yani akıl almaz bir mülk ve rahatlık vermiştim diyor. Münafığı azdıran da rahatlıktır zaten bir yönü ile. Fakir, güçsüzken münafık kolay kolay azmaz. Zenginliğe erdikten sonra, güç sağladıktan sonra, imkan sağladıktan sonra azarlar.“Hani kavmi ona demişti ki: "Şımararak sevinme” bak münafığın özelliği şımarmasıdır. Kuran çok detaylı anlatıyor. Şımarmadan kaynaklanan sevinme de oluyor münafıkta.“Çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez.” (Kasas Suresi 76) Yani “sevince kapıl ama şımarmadan kaynaklanmasın” diyor Allah. Çünkü o zaman Allah “bela veririm” diyor. Çünkü münafığın sevinmesi, şımarmadan kaynaklanıyor. İmandan kaynaklanması lazım sevinmenin. Sevinç imandan kaynaklanır. Münafıkta şımarmadan, azmadan kaynaklanıyor sevinmesi. “Allah sevmez” demek ne demek? “Belanı vereceğim” demektir. Allah “belanı vereceğim” diyor.

Ali İmran Suresi 61’de, “Artık sana gelen bunca ilimden sonra,” yani senin anlattığın bu kadar doğru, güzel, vahye dayalı Allah’ın hükümlerinden sonra “onun hakkında seninle 'çekişip-tartışmalara girişirlerse'” bak çekişme münafığın isteğidir, eylemidir. Tartışma da isteğidir. Çekişme ve tartışma münafığın vazgeçilmez vasıflarından bir tanesi. “De ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım: sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım.” (Ali İmran Suresi 61) Burada bir işaret daha var, münafık çok yalancı. Sürekli yalan söyler. Şimdi bu lanetleşmeyi münafık yapar mı? Yapar. Allah niye yaptırıyor biliyor musun? Belasını vermek için. Onun inanmasından değil, o ondan korkmaz. Münafık lanetleşir, o hiç etkilemez onu. İnanmıyor çünkü. Ama lanetleştiği için Allah belasını bir kat daha arttırmış oluyor. Belayı hak etmiş oluyor. Allah diyor ki mesela ahirete geliyor “ben cehenneme geldim” diyor “burası cehennem biliyorsun” diyor. “Biliyorum” diyor. “Sen niye geldiğini biliyor musun?” diyor.“Bilmiyorum” diyor. Allah, ahlakına ait özellikleri onun kendi ağzından kendi dilinden ona anlattırıyor. Çünkü münafık çok yalancıdır. Eğer serbest bırakırsan çok küstahtır. Yani demagojinin en gelişmişini yapar. Allah onun için “artık sen konuşmayacaksın” diyor. Zapt edilmez bir manyaklık tarzında demagoji yapar.

Şeytan diyor ki Saffat, Suresi 30-33,“Bizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu;”diyor münafıklara şeytan. Bizim zorlayıcı bir gücümüz yoktu diyor,“hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz." Zaten azgın, ahlaksızdınız diyor. "Böylece Rabbimiz'in sözü (yıkım ve azap va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız.” “Evet, sizi azdırdık”, şeytan diyor “çünkü biz de azgın kimselerdik.” Münafıkta demek ki ana yapı ne? Azgınlık. “Artık o gün onlar azapta ortaktırlar.”(Saffat Suresi 30-33) diyor.

 Şuara Suresi, 94’de,“Artık” münafıklar, şeytanlar “Artık onlar ve azgınlar” cehennemin “onun içine dökülüverilmiştir. Ve İblis'in bütün orduları da.” (Şuara Suresi 94,95). Yani derin devlet bir ordudur. İblisin ordusudur. Dolayısıyla hepsi cehenneme dökülmüştür diyor Allah.

Cin Suresi, 6’da zaten bu derin devletin şeytanla nasıl bağlantı kurduğunu anlatıyor Cenab-ı Allah, başlarının. "Bir de şu gerçek var: İnsanlardan bazı adamlar” işte bu yöneticiler, derin devletin adamları “cinlerden” yani cinni şeytanlardan “bazı adamlara sığınırlardı.” Ona tabi olurlardı. “Öyle ki, onların azgınlıklarını arttırırlardı.”(Cin Suresi 6) İşte cinayet işleme, homoseksüellik, bombalama, İslam’ı ortadan kaldırmak için her türlü atak, her türlü pislik.

Kasas Suresi 55’te Cenab-ı Allah münafıkların “Boş ve yararsız olan sözü' işittikleri zaman” çünkü münafık hep boş ve yararsız konuşur, zırvalarlar yani dini konuları tenzih ederim. “Boş ve yararsız olan sözü' işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: "Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz” derler. (Kasas Suresi 55) Yani onlarla sert bir tartışma içine girmiyor Müslüman, akılcı, makul, yatıştırıcı bir üslup kullanıyor. Bunu Kuran’da görüyoruz. "Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir. Size selam olsun” değil mi? Şefkatli bir üslup kullanıyor. “Biz cahilleri benimsemeyiz” Yani böyle boş konuşmaları benimsemeyiz. Ama kibar bir üslup saygılı bir üslup.

Alak Suresi’nde Cenab-ı Allah; “Hayır; gerçekten insan, azar.”(Alak Suresi 6)  İşte münafığa işaret eden bir şey bu. Niye? “Kendini müstağni gördüğünden.”(Alak Suresi 7) Çok beğenir münafık kendini, kusursuz ve üstün görür.

Lokman Suresi,6’da “İnsanlardan öyleleri vardır ki” yine bu münafıklara işaret ediyor, küfür ruhlu kişilere işaret ediyor,“bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak” bak, bilgisizce yani aptalca izahlarla, Allah’ın yolundan yani İslam’ın Kuran’ın yolundan saptırmak. Mesela Darwinizm’e, homoseksüelliği sürüklemek, İngiliz derin devletinin uşaklığına soyunmak gibi. Bak “Bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için…”(Lokman Suresi 6)

Casiye Suresi,8 münafıklara Allah işaret ediyor. “Kendisine Allah'ın ayetleri okunurken işitir” duyar diyor bak, “sonra müstekbirce (inatla büyüklük taslayarak)” züppelik yaparak, inatla “sanki işitmemiş gibi ısrar eder.” Sanki ona anlatılmamış gibi devam eder diyor. Münafığın özelliği.“Artık sen onu acı bir azapla müjdele.”( Casiye Suresi 8) Yani Kuran ile oku ve anlat. Ama gidip saldırma, dövme sövme ama anlat diyor Allah.

Bu Saksonlar, Britanya adasında bugünün Kuzey Almanya’sından göç eden bir ırk. İngiltere’nin yerli ırkı. Buğday tenli, siyah saçlı, zayıf, orta boylu bir ırk. Oysa Saksonlar uzun boylu beyaz tenli kumral bir ırk. Engeller de Kuzey Avrupa ırkı olan Nordik ırkı. Vikinglerin de içinde bulunduğu ırk bu ırk. Saksonlar göç ettikten sonra İngiltere’nin Veseks bölgesine yerleştiler. Orada geçen vakit içinde buraya gelen Vikinglerle asimile oldular. İşte burada oluşturulan bu yeni ırka Anglosakson ırkı adı veriliyor. Darwinistler bu yeni oluşan ırkın tüm diğer ırklardan üstün olduğuna inanıyorlar. Ve öbürlerini hayvan gibi görüyorlar. Sadece Anglosaksonların yaşamaya hakkı olduğunu, normal insanın onlar olduğuna dair bir kanaatleri var ve böyle iddialarda bulunuyorlar. Her yönden dünyayı yöneten ırk olduklarına inanıyorlar. Yani yönetmesi gereken ırk olduğuna. İngiliz derin devleti de işte bu iddia ile ortaya çıktı. Onun için Müslümanları katlediyorlar zencileri mahvediyorlar. Kıpti kardeşlerimizi eziyorlar, aşağılıyorlar. Özellikle Türk ırkına karşı muazzam bir nefret var biliyorsunuz. “Türkleri” diyorlar “biz geldikleri yerlere süreceğiz yahut Anadolu’da onları yok edeceğiz.”

OKTAR BABUNA: İnsanların insan olmayan numunesi diyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Ve bunu söyleyenler hep İngiliz başbakanlar İngiliz yöneticiler. Ya İngiliz Dış İşleri Bakanı bunu söyleyen ya İngiliz Başbakanı. Türk ırkıyla Anglosakson ırkını karşılaştırıyorlar. Türk ırkının çok geri bir ırk olduğunu gelişmemiş bir ırk olduğunu bir maymun türü olduğuna inanıyorlar. Yok edilmesi gerektiğine inandıkları için PKK’yı şimdi Türk ırkına karşı kullanıyorlar. Ama Kürtlerin de yine geri bir ırk olduğuna inanıyorlar. Sonra da onları yok etmeyi düşünüyorlar. Önce Türklere Kürtleri saldırtıp yani PKK’yı saldırtıp Türk kavmini ortadan yok etmeyi düşünüyorlar. Ondan sonra da onların yok edilmesi gerektiğine inanıyorlar. Böyle sapkın ve manyak bir kafa içindeler. Onun için PKK’yı bu homoseksüel kafa mantık bu komünist kafa kontrolleri altına aldı. Homoseksüel komünistlerden oluşan bir kavim oluşturdular. Türkiye’nin Güneydoğu sınırlarının dışında ve büyük bir devlet kurmak için şu an hazırlık yapıyorlar. Ve en sonunda Anglosaksonların en üstün ırk olduğunu onlara da kabul ettirip bunları da yok etmeyi düşünen ve köle olarak kullanmayı düşünen bir mantık içindeler. Bunu bir kitap olarak hazırlıyorum daha detaylı anlatacağım ama şu an kısa anlattım tabii ki.

Dinle İslam’la İslami olan her şeyle bir alay etme modası çıktı son günlerde Ramazan’da özellikle iyice taşkınlaştı. Buna birçok Müslüman alim hoca da öncülük ediyor. Müslüman gazeteler dergiler geniş çaplı bu konuyu destekliyor. Ateist sitelerde daha da şiddetli daha çirkin bir üslupla gelişme gösterdi. Bunlardan çok fazla örnekler göstererek Kuran ayetleriyle bunların yanlışlığını anlatalım. Onlar bana yarın gelsin. Ben mesela radyo programını dinledim hayretler içinde kaldım. Ama pis bir gülme çok itici bir gülme anlatamam. Gülmeyle alakası yok azap çektiği anlaşılıyor. Sırf İslam’a dine karşı kendince legal saldırabilmek için bunu yaptığı anlaşılıyor. Zaten konuşmaları gördüğünüzde kanaatiniz de gelir.

Münafıklar kafirun ve kafirat size karşı cimri ve bencildirler. Egoist münafık egoisttir. Bencil ve cimri. Müslüman’a bir şey kazandırmak değil Müslüman’dan bir şeyler almak ister. Münafık sürekli koparmak ister. Müslüman’a karşı bakış açısı sürekli ondan bir şey alınması gereken ona zarar verilmesi gereken bir varlık olarak görür. O yüzden bütün münafıklarda bu hırsızlık oturmuş bir sistemdir. Bencil egoist olduğu için de sırf kendi menfaati için yaşar münafık. Kendi büyüklüğü kendi enaniyeti kendi azameti için yaşar. Başkaları için yaşamak istemez. Bak diyor ki, Cenab-ı Allah Şeytan’dan Allah’a sığınırım; “…hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar.” hayra karşı oldukça düşkünlük yani çıkarı oluşacağı vakit o çıkarını elde etmek için ne istiyorsa çeşitli çıkarları olur münafıkların. Mal mülk olur bu, para olur, yiyecek olur her şey olabilir. Giyim eşyası olabilir her şey olabilir. Onu “elde etmek için oldukça düşkünlük göstererek” hırs göstererek “sizi keskin dilleriyle eleştirip inciterek” yani münafığın dili zaten hep böyle demagoji pislik züppelik ahlaksızlık içindedir. “sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir;” münafıkların vasfı olarak söylüyor Allah “böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu Allah'a göre pek kolaydır.” (Al-i İmran Suresi, 118) diyor, Allah.

Bununla bu münafıklıkla ilgili kitapta bu anlattıklarıma diğer Kuran ayetlerini de ilave edelim. Münafıklarla ilgili kitap dünya tarihinin gelmiş geçmiş en iyi münafıklara karşı yazılmış eseri olabilir. Öyle görünüyor. Çünkü ben baktım öyle bir kitap yok. Münafıkları böyle geniş çaplı bu şekilde analiz eden. Hayata girerek de anlatan, pratik hayattan örnekler de vererek çok anlaşılır anlatan bir kitap yok Allah’a çok şükür. Allah’ın verdiği ilhamla Allah’ın yardımıyla oluyor. Allah sürekli rahatça anlatacağımız bir imkan meydana getiriyor.

BÜLENT SEZGİN: İyi akşamlar değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ayşe Karadoğan; “Canım, bir tanem, Allah aşkıyla sevdiğim, kalplere şifasın. Senin o bakışlarını, gülüşünü severim” diyor.

Başka bir hanım kardeşimiz diyor ki; “Dünya yalanmış, tüm dünya bomboşmuş. Gerçek olan senin o zümrüt gözlerin dünyadaki tüm güzelliklerden daha güzel. Seni seviyorum, çok seviyorum, daha da seviyorum” diyor.

“Canım ışığım, göz aydınlığım, sevgimi tarif etmeme kelimeler yetersiz kaldı. Seni canımdan çok seviyorum. Yakışıklı, karizmatik, nurlu prensim.” Diyor. O da güzel maşaAllah, çok seviyor demek ki. Bunu yazan Ayten.

Fatmanur da yazmış. “Adnan Hocam, siz çok okumuş birisiniz. Severek takip ediyorum. Şu anda da izliyorum. Çok haklısınız Hocam. Türkiye Birleşik Devletleri diye bir şey olamaz.  Görüşlerinize harfiyen katılıyorum. İyi yayınlar” diyor. Çok okumuş. Evet, okuyoruz ama yani tabii ne kadar okusak cahilliğimizi daha çok anlıyoruz.

“Kusuruma bakmayın Hocam, siz tam bir bozkurtsunuz.” Hepimiz bozkurduz evvelAllah.

“Hocam, yeni köpeğinizi yeniden görelim lütfen” diyor.

Zahid bin Cerif, “Adnan Hoca acilen ülke yönetimini ele almalı.” Hoppala. Yöneticilere faydalı fikirler vermek önemli, yönetici olmak diye bizim bir derdimiz olmaz. Ben ömür boyu siyasetle bir bağım olmaz. Bediüzzaman’ın üslubuyla yaklaşıyoruz. “Euzu billahi mine'ş-şeytane ve's-siyase” diyor. Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım. Bizim siyasetle işimiz olmaz. Ama siyasetçilere görüşlerimizi, düşüncelerimizi bildiririz.

Lütfi Ömer; “Sayın Hocam, sizi beğeniyle, takdirle izliyorum.”

Miray; “Nefesim, Ruhum, Canım Efendim, İnci tanemiz, sizi çok ama çok seviyorum. Size bakmaya doyamıyorum. İnşaAllah Rabbim hem dünyada hem ahrette sizi bizden ayırmaz” diyor.

KARTAL GÖKTAN: Çok güzel meyve resimleri var, gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Göreyim. Bunlar tesadüfen olacak şey mi? Hepsinin kabuğu mükemmel, içi mükemmel, kokusu mükemmel, tadı mükemmel. İnsanın ağzı sulanıyor aklına gelince bile. Ve içi vitamin deposu, mineral var. Omega 3’lü yağlar, doymuş, doymamış yağlar, her türlü gıda var içerisinde, her türlü mineral. Ve mineraller tam ayarlı konmuş. Yani ne eksik ne fazla, tam ihtiyaç kadar. Sen buna nasıl tesadüf diyorsun? Tesadüf, çamurlu su bunu yapar mı kardeşim? “Oldu” diyor. “Çamurlu sudan oldu” diyor. Ve büyük bir iştahla da yiyor zeytinleri, portakalları. Bir yandan da “tesadüfen oldu” diyor. Bu Allah’ın ağrına gider. İşte o zaman ahrette zakkum yiyor. Dikenli darı meyvesi yiyor. Yani olacağı bu.

Tayyip Hocam’a helal olsun, güzel bir konuşma yapmış. “Bugün İslam dünyasının içinde bulunduğu acı durumun gerisinde Kuran’ı Kerim’in yeteri kadar okunmaması ve anlaşılmaması yatıyor” diyor. En hayati konuya değinmiş. Tayyip Hocam bir tek Allah’tan korkar. Rahat rahat söylüyor. Helal olsun.

Kadir Ali Selçuk, Kadir; Hazreti Süleyman (a.s) “insanlara nasıl etkili olurum?” diye düşündü. Allah onun kalbinE vahiy etti. Allah ona dedi ki; “zenginlikle, ihtişamla, sanatla, sevgiyle, samimiyetle, güzellikle hâkim olursun” dedi. O ne yaptı Hazreti Süleyman (a.s)? Sanatla, estetikle, güzellikle, sevecenlikle, coşkun sevgiyle İslam’ı hâkim etti. Bizim yolumuz da bu. Eğer zenginlik olmasa, ihtişam olmasa, sanat olmasa insanların ruhundaki o güzel duygu ortaya çıkmaz. Biz de biliriz gelenekçi mantıkla hareket etmeyi. Hırka giyeriz bir de altına da potur giyeriz. Otururuz yerde bir toprak alanda gelenekçiler gibi, hurafe anlatırız. Bunu zaten yapıyorlar. Yüz yıllardan beri yapıyorlar. Ve İslam adım adım geri gitmiş ve mahvolmuş. Bu denenmiş ve mahvolmuş sistemi niye istiyorsun benden bir daha?

“Laikliğin en iyi ve özlü tanımını yine Sayın Adnan Oktar yapmıştı. Laiklik “Sizin dininiz size, benim dinim bana.” (Kafirun Suresi, 6) diyen Kuran ayetidir” diyor. Doğru. Yani bizi ilgilendirmez. Dininde yanlışlık varsa kalbini kırmadan, eğer kendi de istiyorsa izah ederiz. Ama kendi istemiyorsa genel anlamda kardeş olduğumuzu, tek Allah’a inandığımızı söyleriz, dost oluruz. Allah zaten onlarla kırıcı konuşma yapmamızı istemiyor. “Gönüllerini alacak şekilde konuşun” diyor Allah. Ve La ilahe İllaAllah konusunda onları ikna edin” diyor. Ehl-i Kitaba “La ilahe İllaAllah” dedirtirsen, tamam. Ama demiyorsa da yine dost olursun. Çünkü her halükarda yine onun kökeninde “La ilahe İllaAllah” var sözünde. Yani onun demek istediği “Allah bir fakat çeşitli şekillerde tecelli ediyor” diyor. “Üç ayrı şekilde tecelli ediyor” diyor. Bu tabii ki ayrı ayrı ilahlar anlamına gelmiş oluyor aynı zamanda. Bu yanlış. Ama kalplerinde onların tabii ki tek İlah var. Tek Allah’a inanıyorlar.

Şipşak Şenay, Şenay Gültekin, “Ya sabahtan beri münafıklıkla ilgili en az yüz tweet attın” diyor. “Bu çok fazla” diyor. Ama en hayati konuya ağırlık verdik. Yani bu konu kenara bırakılmış bir konuydu. Ve İslam âleminin mahvolmasının nedeni şu. Başka bir konu yok. Münafıklıktır. Suriye’nin mahvolması, Irak’ın mahvolması. Yani her çektiğimiz sıkıntının kökeninde, zorluğun zemininde münafıklık vardır. İnsanların da canını yakan münafıklıktır. Ve bu hepimiz için tehlike yani belirli bir grup, belirli bir topluluk için değil. Bizim kendimiz için de bir tehlike. O yüzden bu konuyu çok iyi bilmek durumundayız. Yani “sen bu konuyu kapat” dersen, Darwinizm’i anlatıyoruz. “Onu da kapat” diyorsun. “İngiliz derin devleti, onu da kapat” diyorsun. Diyoruz; “Irak’ta, Suriye’de Müslümanlar katlediliyor.” “Onu da kapat” diyorsun. “Ben bundan rahatsız oluyorum.” “Sana televole kültürü anlatsak nasıl olur?” Diyoruz. “Çok iyi olur, bayılırım” diyor. Televole kültürüyle mahvoluyorsun işte. Bak, Irak’ta da var televole kültürü, mahvoldu. Suriye’de vardı, mahvoldu. Libya’da vardı, mahvoldu. Türkiye’yi de mahvediyorsun. Televole kültüründen kastım boş kafa izahlar ve gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı. Yani Kuran’a dayalı olmayan İslam anlayışı.

Yusuf Ulusoylu, işte çocukları öldürmek, genç kadınları öldürmek, insanları öldürmek büyük bir felaket. Bu gelenekçi Ortodoks İslam anlayışından ve Darwinist, materyalist eğitiminden kaynaklanıyor. Bu beladan kurtulmamız lazım.

“Hocam, yayına çıkmanıza çok sevindik. Müthiş bir sürpriz oldu, Allah razı olsun.siz daha iti bilirsiniz.” Eve gidiyordum. Çarşı pazar gezdim. Bir şeyler aldım. “Eve gidelim” dediler. “Yok” dedim. “Yayına gidelim, sohbete çıkalım. Ama çocuklar yorgun değilseniz” dedim. Çocuklar çakı gibiler, maşaAllah.

Genç kızlar çok şeker. Çarşı pazar geziyorum. Resim çektirmek istiyorlar genç delikanlılar falan. Ben de hiçbirini kırmıyorum. Bayağı sokulgan ve sevecenler, maşaAllah.

Resulullah (s.a.v.) dedi ki; “Kaim Mehdi insanların arasında büyük bir dehşet, depremler, fitneler, belalar, afetler, Araplar arasında korkunç cinayetler, insanlar arasında büyük anlaşmazlıklar, dinde ayrılıklar ve insanların diğer insanlardan gördükleri zulüm ve birbirini yok etme isteğinden dolayı sabaha ya da akşama ölmek isteyeceği kadar kötü bir hayat sürmesinden önce ortaya çıkmayacaktır.” Tam ahir zamanı, şu anki hali izah ediyor. Ama hocalar da çıkmışlar ısrarla Müslümanları uyutmaya çalışıyorlar. “Hiçbir şey yok” diyor. “İslam âleminde de hiçbir şey yok. Kargaşa da yok. Bu her zaman olmuştur” diyor. “Her zaman.” Kardeşim, nerede on iki milyon insan şehit edilmiş on yılın içerisinde? On beş-yirmi yılın içerisinde. Hiçbir dönemde yok. En fazla dört yüz bin kişi, beş yüz bin kişi, en en fazla bir milyon kişi şehit edilmiştir olaylarda. Ama o zaman bir Allahsızlık da yoktu. Bütün dünyayı kaplayan bir Allahsızlık da yoktu. Yani şirk vardı ama yine Allah’a inanıyordu insanlar. Muazzam bir Allahsızlık hâkimiyeti var, muazzam bir terör var ve muazzam kan akması var. Ve İslam âleminin paramparça olması var. Eskiden paramparça değildi İslam âlemi. İslam âleminin başında bir lider vardı. Ama şu an bak, paramparça olduğundan bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v.) Ahir zamanın özelliği olarak. “Hiçbir dönemde öyle bir şey yok.”  Hep bütündü Müslümanlık. Mesela Araplara yönelik böyle bir felaket yoktu bu kadar.

Bu hazır yiyecekler falan gençleri çok bozuyor. Ona hükümet bir tedbir alsın. Doğal yiyecekler yesinler çocuklar. Genç kızlara hazır meyveler, hazır doğal sebze yemekleri falan olsa çok daha iyi olur. Bu beslenme sisteminden dolayı ben genç kızlara bakıyorum hem ufak tefek kalmışlar bir kısmı, bir kısmı çok zayıf, bir kısmı da acayip kilolu. Yani çok çok kilolular. Ama delikanlılar maşaAllah yapılılar. Onlara bakıyorum bayağı yapılılar. Yani daha sıhhatli olabilirler. Daha iyi olabilirler iyi beslenirlerse. Yani kalsiyum, magnezyum, potasyum düzeyi yüksek gıdalarla beslenirlerse, biraz da spor yaparlarsa, güneşe çıkarlarsa o ağır gıdalardan da kaçınırlarsa bayağı güzel olurlar. Biraz da hareketli olmaları lazım. Biraz hareket etsinler. Yani bunu tıp otoriteleri falan anlatıyorlar ama çok yuvarlak sözlerle ve konuyu uzatarak ve sanki sıradan bir konuymuş gibi anlatıyorlar. Bu bir milli felaket. Bu çok önemli bir şey. Mesela gençlerimizin kondisyonu yüksek olsun. Adale kuvvetleri güçlü olsun. Genç kızlar da öyle dalyan gibi olsunlar. Mesela okullarda gofret, asitli içecekler gibi suni yiyeceklerin kantinlerde satılması yasaklanmış. Bu iyi ama bu yeterli değil. Mesela hakikaten bakıyorum ortaokul, liseli gençler, onlarda da birçoğu dombili keratalar. Hepsini tenzih ederim, bazıları. “Kerata” derken sevdiğim, sempatik insan anlamında diyorum. Yanlış anlamasınlar. Yani spor yapma imkânlarını iyice genişletebiliriz. Derslerde mesela spor dersi benim eskiden bildiğim bir saatti. Onu her gün bir saate çevirebilirler, her gün, değil mi? Giysinler eşofmanlarını, bir tur atarlar, bir şeyler yaparlar falan. Bir de tehlikeli klasik sporlar yapıyorlar. Mesela bizim zamanımızda kasadan atlama falan vardı. Bu adale geliştirmeyle ne alakası var? Tehlikeli bir şey bu. Mesela ipe tırmanma. Kardeşim ipe tırmanınca çocuk tırmanır, kalır orada. Bu çocukların adalesi tam gelişmemiş, daha bedeni tam gelişmemiş. Belirli bir güce kavuştuktan sonra tırmandırırsın. İpe tırmandırırsan ne olur? Salonda altı-yedi metrelik tavan oluyor yahut beş metrelik. Tırmanıyor çocuk bu sefer gücü kalmıyor tepesinde. Bütün eli, avucu her tarafı yırtılıyor. Veyahut düşebilir Allah esirgesin.

Bir de Hristiyanları iftara çağırmama var; bu çok ayıp. Musevileri iftara çağırmama var; bu da çok ayıp. İftarda Musevi veyahut Yahudi varsa, Hristiyan artık kim varsa Ermeni, Katolik, Ortodoks kim varsa adam gitmiyor oraya. Ayette ne diyor Maide Suresi, 5’te? Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir.” Bu ne demektir? Allah, “onlara yemek verin” diyor. Ayet var. İftara niçin çağırırsın? Yemek yesin diye çağırırsın. Musevi’yi niye çağırmıyorsun? Hristiyan’ı niye çağırmıyorsun? Bu ayet neyi anlatıyor o zaman? “Sizin de yemeğiniz ehli kitaba helaldir” diyor. “Sizin, Müslümanların yemeği Musevilere, Hıristiyanlara helaldir” diyor. Peki, bunu duyduğun halde niye yapmıyorsun? Kuran neyi anlatıyor?

Resulullah (s.a.v.) diyor ki; “Şekil bakımından karakter ve asalet açısından İsa Mesih’e en çok benzeyen evladım Mehdi’dir” diyor. Yüzü çok benzeyecek Hz. Mehdi (a.s)’a. Yani huyu suyu benzeyecek. Ama müthiş imanı var İsa Mesih’in. Allah’ın hikmeti yani melekle insan karışımı gibi. Acayip hayret verici bir durum var. Yani kendinden emin olduğu gibi emin imanında maşaAllah. Hakk-ul yakin, yani çok çok güçlü imanı var, maşaAllah. Resulullah (s.a.v.) diyor ki; “Allah Mehdi’ye tüm peygamberlere verdiği nimetleri verecek, özellikleri verecek. Bunun da ötesinde onu hepsine tercih edecektir” diyor. Ne anlama geldiğini bilmiyorum ama böyle diyor.

Evet, Fikret Efendi dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İstanbul’da bombalı eylem hazırlığında olan bölücü terör örgütü üyesi bir şahıs yakalanarak tutuklandı. Şahsın üzerinde çıkan hafıza kartını inceleyen polis Kartal Aydos Ormanlık alanda gömülü vaziyette silahlar, bomba düzenekleri ele geçirdi.

ADNAN OKTAR: Polisi tebrik ediyoruz. Türk polisi yamandır. Bayağı zekiler.

Kardeşim, bu yollardaki kasisler yani engebeli arazide gidiyormuşuz gibi. Böyle hani yarış yapıyorlar ya çukurlara giriyorsun. Tepelerden geçiyorsun, onun gibi. Dümdüz asfaltta normal gitmemiz lazım. Avrupa’da her yerde yollar jilet gibi dümdüz. Kasis falan diye bir şey yok. Yollara orada hükümet, teknik tedbirler almış. Kamera yerleştirmiş. Hız yapanı anında tespit ediyorlar. Polis çeviriyor, cezayı veriyor. Bu kadar basit. Bu varken tangır tungur yol, bir uyarma zımbırtıları var. Tangır tungur onun üstünden geçiyor. Buna kafa, beyin dayanır mı kardeşim? Başka bir yere gidiyor. Tangır tungur bir daha onun üstünden geçiyor, bir daha bir daha. Yani yolda gezmek, dışarıya çıkmak insanlar için çok zor hale geliyor. Avrupa’daki gibi olsun. Yani niye bu sistemin içerisinde kalmak durumunda olalım? Bunlar daha çok işte Mısır’da uygulanıyor, Ürdün’de, Pakistan’a falan uygulanıyor. Avrupa’da uygulanmıyor. Kasis sistemi kaldırılsın. Yani kamera konsun yola. Hem güvenlik açısından da çok iyi olur bu. Her yere kamera konsun. Sürat yapan da tespit edilsin. Konu kapansın. Bu millete eziyet, böyle olmaz.

Platon Mahir Davutoğlu, gerçek İslam, Kuran’daki İslam dünyadaki cennettir. Ama siz bunu bilmiyorsunuz. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını bildiğiniz için tabii ki dehşet verici ve korku verici bir sistem ortaya çıkıyor. Ama gerçek Kuran’a dayalı sistem yaşandığında dünyadaki cennet oluşur. Dünya cenneti oluşur. Bak, Emre Bora diyor; “Dünyayı cennete çeviriyorsunuz maşaAllah, Aslan Hocam” diyor. O da anında sana sanki hissi kalb-el vuku ile cevap vermiş gibi olmuş.

Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye, Rusya ile ilişkilerini normalleştirmek için atacağı adımları netleştirdi. Karşılıklı adımlarla yol almayı planlayan Türkiye, aracı ülke istemiyor. Böylelikle süreç daha hızlı ilerleyecek. Nihai hedef 15 Aralık’a kadar eski günlere dönmek. İki ülke halklarının etkileşimini eski düzeyine çekmek için medya ve STK’larla iletişim süreci oluşturulacak.

ADNAN OKTAR: Tamam da adamların bir tane istediği konu var; özür dilemesi Türkiye’nin ve o insanlara belirli bir ödeme yapılması. Ailesine veyahut işte karısına, kızına, kimse, çocuklarına.  Bu Kuran’a uygun bir şey. Özür dilemek de bir nezakettir, kibarlıktır, saygı ifadesidir. Tayyip Hoca’yı o konuda yanlış yönlendiriyorlar. “Sana uymaz, yakışmaz” falan gibi. Nezakettir bu. Adap, edeptir. Bunda anormal olan ne var? Biz yolda birine yanlışlıkla çarpsak, dokunsak çekip gitsek bu yakışık alır mı? Özür diliyoruz. Burada da istenen sadece özürdür. Yani işte “süreç başladı. Devam edecek” falan. Bu boş yere vakit geçirmekten başka bir şey olmaz. Mesela Türkiye, İsrail konusunda dedi ki; “bizim tek istediğimiz özür dilemeleridir” dedi. Buraya hahamlar geldi. Ben özrü Tevrat’tan onlara anlattım. Özür dilemenin insaniyetli, güzel bir tavır olduğunu anlattım. Çok makul gördüler. Gittikten kırk sekiz saat sonra özür geldi Türkiye’ye. Ve hiçbir şey de kaybetmeyiz bundan. Türkiye de hiçbir şey kaybetmez. Tayyip Hoca da hiç bir şey kaybetmez. Konuyu uzatmaya gerek yok. STK’lık falan bir şey yok. Yani konuyu bu şekilde bitirmek lazım.

Meyveler tabii ki bakımla, çeliklemeyle falan daha kaliteli hale getirilir. Mesela bir dalda iyi bir meyve veren bölüm varsa onu alırsın çelikleme yaparsın. Tabii ki daha güçlü olur. Ama bu meyvenin Allah tarafından yaratıldığı açık görülüyor. Ama sen onu sonradan daha güçlendirebilirsin. Mesela insanlarda da oluyor bu. Mesela sağlıklı insanlar, boylu poslu insan gidiyor boylu poslu bir kadınla evleniyor. Çocukları da boylu poslu oluyor ve ondan sonraki nesil iri yarı oluyor. Ama bu bir evrim değil ki. Yani mevcut sistem, mevcut Allah’ın yarattığı sistemi insanlar değerlendirerek neslin güzelleşmesine vesile olmuş oluyorlar. Yani iyi bakım yaparsan, spor yaparsan vücudun da gelişir. Bu evrim değildir, mevcut sistem duruyor. Zeytin elli bin yıl, yüz bin yıl, bir milyon yıl önce de ne zaman varsa ilk başlangıcı hangi zeytinse, o zeytin o zeytindir. Ama mesela iyi bir dalı vardır, güçlü bir dalı vardır onun, onu alırsın başkasıyla çeliklersen, başka bir yere çeliklersen veyahut uzun bir zeytin türü vardır, onu mesela dombili bir zeytin türü vardır, ikisini birbirine çeliklersin karışım elde edersin. Ama yine zeytin zeytindir. Orada değişen bir şey yok. Portakal her zaman portakaldır. Elma her zaman elmadır. Yani değişen bir şey yok. Ama Allah çeşit çeşit elmalar yaratmış. İki elmayı birbirine karıştırdığında tabii ki tadı, kokusu değişik yeni bir meyve türü elde ediyorsun. Ama bu evrim değil. Bu Allah’ın yarattığı sistemin devamı. En başta yaratılmış şeklinde bir değişiklik olmuş olmuyor.

“Cennette hangi konularla ilgili konuşacağız Hocam? Ne muhabbeti yapacağız?” Dünyadaki her türlü olayı yeniden değerlendiririz. Yirmi bin yıllık dünya tarihi var. Değil mi? Otuz bin yıllık dünya tarihi var. Her devrin insanıyla konuşabilirsin. Bitmez yani. Zaten dünyada da ne yapıyorsun ki? İnsan tekrar tekrar konuşuyor bazı konuları, tekrar tekrar anlattırırsın. Her seferinde de zevk alırsın. Meyveyi nasıl tekrar tekrar yediğinde zevk alıyorsan, o muhabbeti de tekrar açtığında yine zevk alırsın. Hz. Musa (a.s)’a anlattırırsın. Hz. İsa (a.s)’a anlattırırsın. Havarilere anlattırırsın. Hz. Musa (a.s)’ın bir yerden bir yere giden bir talebesiyle karşılaşırsın, onun hatıralarını dinlersin. Konu mu yok? Cennetin güzelliklerine bakarsın, gezersin. Yani sonsuzdur konular, bitmez.

“Hocam, yayında göremiyoruz ama o sevimli kuş Allahüâlem size küçücük canıyla çok hararetli bir şekilde büyük bir olay anlatıyor.” Hakikaten böyle büyük bir şevkle anlatıyor. Bir şeyler anlattı ama anlamadım. Ciyak ciyak tatlı bir üslubu vardı.

Mehmet Ölmez, “Hocam, çok ihtişamlısınız, maşaAllah” diyor. “Hocam, karizma harika.”

“Hocam, ekranda sağ ya da sol alt köşede saat olursa harika olur.” Ne işine yarayacak saat acaba? “Ekranda” diyor. İftar vaktini falan bilmek için mi? Olabilir, tamam, yapalım öyle bir teşkilat.

“Bir insan iman edecek gücü kendisinde bulamıyorsa ne yapması gerekir?” Atilla. Nasıl olsun Atilla? Allah aşkına bir manava girsen zaten iman edersin. Sokağa çıksan iman edersin. Ağaçlara baktım, her tür ağaç ayrı. Milyonlarca seneden beri aynı o şekilde kalmışlar. Yüz binlerce seneden beri kalmışlar. Çeşit çeşit ağaç çeşitleri var. Hiçbirinde değişiklik yok. Sen nasıl çoğaldın? Nasıl soyunu devam ettirdin? Ve gayet titizler soylarında. Hepsinin kendi yakışıklılığı var, her ağacın. Yaprakları ayrı böyle jilet gibi düzgün, dalları ayrı, hepsinin ayrı karakteri, her ağacın ayrı karakteri vardır. Her bitkinin ayrı karakteri vardır. Her birinin ayrı marifetleri var. On binlerce yıldan beri değişmemiş. Ve titizlikle soylarını devam ettiriyorlar sessiz sedasız, gayet de mütevazı. Kimseye de zararları da yok. Orada toprağın bir kenarında kendine yer buluyor. Orada açıyor sistemini, geliştiriyor. Orada yaşıyor. Oradan yeni evlatlar yetiştiriyor. Bayağı şeker varlıklar ağaçlar, bitkiler. Onları sevdiğimizi bildikleri için yol kenarlarına, her yere gelip bir güzellik oluşturuyorlar. Belediyeyi de tebrik ediyorum. İyi, yollardaki ağaçlar falan, bitkiler çok hoş, güzel. Yani Avrupa’daki teknikleri de kullanmışlar, iyi olmuş.

“Allah aşkıyla sevdiğim Canım Hocam, televizyonda birçok program uygulamaları hiç benzemese de size, siz ne yaparsanız aynısını yapmaya çalışıyorlar ama onlar için acı bir gerçek var ki hiçbiri etrafında kendilerini bu kadar seven, bu kadar saygı duyan ne insan toplayabiliyorlar ne de size gelen aşk mektuplarından birini alabiliyorlar. Sizi çok ama çok fazla seviyorum Canım Hocam” diyor Handan Seval, İzmir. Ama hakikaten çok resmi, kavgacı, soğuk bir dünya oluyor. Bu nasıl bir şey? Ben dünyanın böyle olduğunu yeni öğrendim. Yeni yeni görüyorum. Yani insan gördükçe daha da olayın vahametini görüyorum. Hemen hemen hiçbir yerde gerçek sevgi yok. Ama biz mesela buram buram gerçek sevgiyi yaşıyoruz Allah’a çok şükür. Bugün mesela çarşıdaydım. Baktım orada camdan küçük biblolar var. “Bunlar çok güzel ama Allah sevgisi olmadıktan sonra bunların hiçbir anlamı yok” dedim. Cam biblo, ne anlamı kalır Allah sevgisi olmadıktan sonra? Cam şekil almış. Ama Allah onu bir nimet olarak yarattığı için Allah’a insanın coşkulu bir sevgisi oluyor ve o, Allah’ın verdiği hediyeye karşı da içinde bir aşk oluyor, sevgi oluyor. Sevinç içinde oluyor insan. Yani başımızda sonsuz güç olan Allah var ve bizim hoşumuza gitmesi için de böyle küçük küçük, büyük büyük nimetler yaratmış.

Siyah Buz, IŞİD cenneti yaşatıyor olur mu? IŞİD cehennemi yaşatıyor. Çünkü neden? Kuran’a uymuyor, hadise uyuyor. Hadise uyarsan Allah esirgesin işte cehennem gibi ortam meydana geliyor. İslam âleminin yıkılması, Abdülhamit döneminde halifeliğin yıkılması, İslam’ın paramparça olmasının nedeni bu. Yani Abdülhamit döneminde halifelik yıkılmadı ama İslam âlemi paramparça oldu. Yani Darwinizm yayıldı, sonra hilafetin zaten adı kalmıştı. O da kaldırıldı. İşte Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne şahs-ı manevi olarak devredildi. Ama o da çok manidar. Atatürk istese “halifeliği lağvettim, kaldırdım” demedi. “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şahs-ı manevisine emanet ediyoruz” dedi. Şu an duruyor. Kim bilir kime oradan verilecek zamanı geldiğinde? Bak, Atatürk hikmetli bir insan. Zaten bitmiş hilafet, yani rahatça kaldırır. “Bitti” der hilafet. Demedi. “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şahs-ı manevisinde şu an emanet olarak duruyor” diyor. “Emanet olarak duruyor” diyor. Şu an duruyor orada. Yani istediği an Türkiye Büyük Millet Meclisi, onu istediği kişiye verebilir. Tabii onun için anayasanın değişmesi lazım. Halkın hepsinin isteğiyle olabilir, kabul edilmesi gerekir, o ayrı mesele. Ama yani böyle bir durum var. Belki Hz. Mehdi (a.s)’a rahatça tevdi edilmesi için Atatürk böyle bir açıklama yaptı. Yani Hızır (a.s)’la sohbet eden insanda çok şey vardır.

Şimdi o zaman madem iftar vakti yaklaştı, iftarımızı yapalım. Hafif bir şeyler yeriz, yine sohbete devam ederiz.

Şimdi Moşiyah’la ilgili Musevilerin dualarını, Şii kardeşlerimizin dualarını görelim, sonra devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Videolarla devam ediyoruz programımıza. 

Masaüstü Görünümü