Harun Yahya

Sohbetler (21 Haziran 2016; 16:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Bugün İsrail’den çok değerli bir misafirimiz var. Oktar şimdi tanıtımını yapacak misafirimizin.

OKTAR BABUNA: Bugünkü misafirimiz İsrail’den Haham Haham Dov Lipman Beyefendi. Kendisi Dünya Siyonist Organizasyonunun Halkla İlişkiler Direktörü. İsrail’de Yesh Atid Partisi’nden geçen dönem milletvekilliği yaptı. Şu an halen partide aktif rol alıyor. Kendisinin İsrail basınında düzenli köşe yazıları yayınlanıyor.

ADNAN OKTAR: Hoş geldiniz, sefa geldiniz, onur verdiniz çok mutlu oldum geldiğiniz için.

HAHAM DOV LİPMAN: Asıl benim için şeref. Sizin hakkınızda çok şey duydum, programlarınız hakkında sizin hakkınızda. Burada bulunmak benim için bir onur.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hz. Musa (a.s)’ın evlatlarını çok seviyoruz. Dolayısıyla sizleri de çok seviyoruz.

HAHAM DOV LİPMAN: Tabii. İnsanlar kendilerini yalnız hissedebilirler. Ama sizin gibi sevgi dolu insanlarla birlikte olunduğunda hiç de öyle olmuyor. Çok mutlu oluyoruz.

ADNAN OKTAR: Gelecek çok güzel. Tevrat’ın vaadini göreceğiz. Kuran’da vaat edilen güzellikleri göreceğiz.

HAHAM DOV LİPMAN: Birbirimizle mücadele etmek için hiçbir sebep yok. Aynı Allah’a inanıyoruz. Bu aynı Allah’a inanan imanlı insanların bir araya gelmesi her şeye çözüm olacaktır, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hz. İbrahim (a.s)’a, evlatlarına vaat edilen güzel günleri görmek üzereyiz. Zaten İsrail’in kuruluşu da Moşiyah’ın çıkacağının en kesin delillerinden birisi.

HAHAM DOV LİPMAN: İsrail’de yetişen ağaçları gördüğümüz zaman o çıkan ağaçlar bu vaat edilen günlerin yaklaştığının delili.

ADNAN OKTAR: Doğru, çok güzel. Çok fazla delil var. Hz. Yakup (a.s)’ın filizini göreceğiz, inşaAllah.

HAHAM DOV LİPMAN: Bu çok güzel etkileyici. Böyle sizin gibi insanların olduğunu görmek, bunları anlayan insanların olduğunu, inanan insanların olduğunu görmek çok etkileyici, çok mutluluk veriyor.

ADNAN OKTAR: Bütün peygamberleri sevmenin önemli olduğunu bilmiyor bazı Müslümanlar. Halbuki Hz. İbrahim (a.s)’ı, Hz. İshak (a.s)’ı, Hz. Yakup (a.s)’ı, Hz. Nuh (a.s)’ı hepsini sevmeleri gerekiyor. Sadece kendi peygamberimizi sevmek gerekir gibi inanıyorlar. Bu yüzden çok büyük hataya düşüyorlar.

HAHAM DOV LİPMAN: Herkesin getirdiği güzel anlamlı olan şeyleri değerlendirmemiz çok önemli, anlamamız çok önemli.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah’ın sizleri böyle akıllı yetenekli yaratması da bir işaret. Dünyada çok önemli siyasi kurumlarda çok önemli bilimsel çalışmalarda Allah Musevileri hep ön planda tutuyor. Bu da yine Moşiyah’ın çıkışı için, Moşiyah’ın desteklenmesi için Allah’ın meydana getirdiği mükemmel bir zemin.

HAHAM DOV LİPMAN: Bize verilen bu nimetleri insanlık için kullanmamız, diğer insanlar için, tıpta da olduğu gibi, bilimde de olduğu gibi çok önemli.

ADNAN OKTAR: Sizin başarınız Müslümanların başarısı.

HAHAM DOV LİPMAN: Bu da zaten Tevrat’tan bir bölüme tekabül ediyor sizin bu söylediğiniz. “Kutsananlar kutsar, lanetlenenler de lanetlenmiş olur.”

ADNAN OKTAR: Çünkü “La İlahe illaAllah” diyorsunuz. “Allah bir” diyorsunuz bu çok önemli. Ve çok seviyorsunuz Allah’ı ve korkuyorsunuz Allah’tan.

HAHAM DOV LİPMAN: Bu günde birkaç defa söylediğimiz dualarımızda olan bir şey. “Allah birdir ve Allah’ı sev” aynı zamanda. Allah’ı sevdiğiniz zaman Allah birdir, mutlu olmuş oluruz.

ADNAN OKTAR: Allah Kuran’da Tevrat için “O sizin için nurdur ve hidayet vesilesidir” diyor.

HAHAM DOV LİPMAN: Ne güzel bu olumlu şeyleri duymak. Bunu öğrenmemiz lazım, Kuran’dan bu olumlu ifadeleri bilmemiz öğrenmemiz gerekir bazen. Çünkü negatif şeyler duyuyoruz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela sizlerin, Musevilerin o topraklarda İsrail’de yaşayacağını söylüyor Kuran. Bu büyük bir mucize Kuran mucizesidir.

HAHAM DOV LİPMAN: Kuran’dan bunu söylemeniz çok güzel bunu duymak. Bazen radikaller bağnazlar orada olmamamız gerektiğini söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Onlar kendi kafalarına göre söylüyorlar. Onlar kendilerine ayrı bir din yaratmışlar. Kuran’da anlatılan dinle onların anlattığı din arasında çok büyük fark var.

HAHAM DOV LİPMAN: Sizi desteklememiz ve yardım etmemiz gerekir. Bu gerçek Kuran’ın mesajlarını anlayıp öğrenmemiz için. Bu bölgede barışı sağlar.

ADNAN OKTAR: İttifak çok önemli. Birbirimizle sık irtibatta olmamız, ittifak etmemiz, birbirimize olan sevgimiz saygımız çok önemli. 3500 yıl Hz. Musa (a.s)’a sadık kalmışsınız, Allah bunu boşa çıkarmaz. Bu çok güzel bir sadakat. Ve Allah’a sadık olmuşsunuz.  

HAHAM DOV LİPMAN: Geçen yakınlarda bir bayram kutladık, Tevrat’ın inişi. Bütün gece Tevrat okuyup ayakta kaldık. Çocuklarıma söyledim ‘3000 yıldır bu kutlanıyor.’ Herkes kutluyor bunu bu şekilde. 

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Çocuklarınıza dini öğretmeniz çok güzel. Küçük ufacık çocuklar çok dindarlar. Saçları böyle yanlardan lüle lüle. Çok seviyorum onları. Çok isabet ediyorsunuz küçük yaştan onları dindar yetiştirmekle. Size hiç kimse zarar veremez İsrail’e. Gönlünüz çok rahat olsun. Kıyamete kadar yaşayacaksınız.

HAHAM DOV LİPMAN: Benim tek üzüldüğüm nokta Müslümanlarla Musevilerin karşı karıya getirilmiş olması. Halbuki biz Musevilerle Müslümanlar ittifak edip Allah’ın birliğini bütün dünyaya yaymamız lazım, Allah inancını inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bunun çok yakınındayız gönlünüz çok rahat olsun. Bağnazlığın artık sonu geldi. Eskiden internet yoktu, televizyonlar yoktu, başka iletişim araçları yoktu Musevi karşıtlığı çok rahat körüklenebiliyordu. Şu an insanlar gerçekleri gittikçe öğrenmeye başladılar. Şu an Musevi düşmanlığından utanç duymaya başladılar.

HAHAM DOV LİPMAN: Masum insanlarla ilgili bir sayfa okumuştum internette. Biz hep birlikte dünyaya barışı getirmekle mükellefiz, mutluluğu getirmekle mükellefiz.

ADNAN OKTAR: Bizim gücümüz hepsinden daha çok. Sadece ittifakın bir an önce gerçekleşmesi gerekiyor. Sevgisizlerin gücü yok.

HAHAM DOV LİPMAN: Biz kendi açımızdan bizim tarafımızdan sizi desteklemek için ve sizin bu güzel mesajlarınızı dünyaya yamak için ne yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Konuşacak bol vaktimiz olacak. Ama şu bile şeytanın taraftarlarını çok kızdıracak bir şey, karşılıklı dostluğumuz kardeşliğimiz. Onları en çok kızdıran şu sahne. İmanınızı biz çok değerli görüyoruz. İmanınızla bizim için çok kıymetlisiniz. Peygamberlere olan sevginizle. Tevrat’a sadakatinizle.

HAHAM DOV LİPMAN: Bugün memnuniyetle İsrail’de de dindarların geleneklerine bağlılığını görmekle çok seviniyoruz, giderek artıyor.

ADNAN OKTAR: O muhteşem oldu. Darwinizm’le ilgili İsrailli gençlerin kafasını bulandırmak istiyorlardı. İbranice Darwinizm’in geçersizliğini anlatan kitap hazırladık İsrail’de dağıttık çok büyük tokat oldu Allah’a inanmayan ateist düşünceyi savunan insanlara.

HAHAM DOV LİPMAN: Ben de bir felsefi olan kitapta ilk şey olarak Allah’a olan inancı gösteriyorlardı. Burada en önemli şeylerden biri insan vücudundaki Allah’ın yaratmasının delilleri. Bu kendi kendine olmuş olamaz tabii ki. Büyük bir mucize insan vücudu.

ADNAN OKTAR: Sizin iyi bir yönünüz de dinle ticaret sağlamıyorsunuz. Sizin kendi güzel meslekleriniz var, kiminiz mühendissiniz, kiminiz doktorsunuz dini samimi olarak yaşıyorsunuz.

HAHAM DOV LİPMAN: Bu bizim eski bir geleneğimiz. Maimonides gibi, eski alimlere bakıldığında Hahamlara bakıldığında hepsinin kendi ayrı meslekleri vardı. Dini yaşıyorlardı.

ADNAN OKTAR: Asil, doğru olan bu.

HAHAM DOV LİPMAN: İslam inancında da mı bu şekilde, İslam geleneğinde de mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki, Kuran’da çok ısrarlı vurgulanan peygamberlerin mühim bir vasfı olarak vurgulanan önemli bir husus.

HAHAM DOV LİPMAN: Ortak bir nokta daha bizim inançlarımız arasında.

ADNAN OKTAR: Evet. Ama tabii çok acı bunu uygulamayan da çok insan var. İsrail üniversitelerinde çok konferans verdik Darwinizm’in geçersizliğini anlatan. O da çok çok faydalı oldu.

HAHAM DOV LİPMAN: Evet. Hakikaten bütün kamuoyu yoklamaları da oranların yükseldiğini gösteriyor, dindarlık oranının. Benim de en memnun olduğum noktalardan biri İsrail Meclisi’nde Knesset’te Zebur okundu. Ondan çok sevinç duydum.

ADNAN OKTAR: Dostlarımız hep böyle bana müjdeli haberleri gönderiyorlar ben de çok seviniyorum.

HAHAM DOV LİPMAN: İngiltere ile İsrail arasında oynanan bir maçta maçı başlatan dua ederek başlatmıştı. Bu benim hayatımda en güzel anılarımdan biriydi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Havaalanında dua ediyorlar, sokakta dua ediyorlar, ibadet diyorlar çok çok seviniyorum.

HAHAM DOV LİPMAN: Ben de hep Müslümanlardan şunu aslında öğreniyorum güzel bir şey olarak, onlar durdukları her yerde dua ediyorlar. Biz de bunduğumuz her yerde dua örtüsünü alarak, dua bandını alarak dua etmemiz gerekir.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. İngilizce Tevrat’tan Hikmetler ve Güzel Öğütler kitabım var.

HAHAM DOV LİPMAN: Ben bunu çok öğrenmek istiyorum, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: O kitap sizin zaten.

HAHAM DOV LİPMAN: Özür dilerim. Ben kitaplarımdan getirmedim ama gelecek sefere inşaAllah getireceğim.

ADNAN OKTAR: Memnun olurum çok. Gelişmeleri Allah seri olarak devam ettiriyor. Her gün güzel gelişmeler oluyor. Bunlar Moşiyah’ın geliş alametleri, çıkış alametleri.

HAHAM DOV LİPMAN: İsrail meclisinde oturduğumuzda orada Etiyopya’dan, Amerika’dan, Rusya’dan çok çeşitli ülkelerden milletvekilleri oluyor politikacılarla birlikte oturduğumuzda. Bu Mesih’in Moşiyah’ın çıkış alameti.

ADNAN OKTAR: Bu müjdeleri bize sürekli bildirin. Biz bunu duydukça mutlu oluruz.

HAHAM DOV LİPMAN: Evet. Bu son bir alamet bizim gelişimiz. Mesela ben Amerikalı bir Musevi’yim. Biz bir şeyden kaçtığımız için değil, güzel bir hayatı bırakarak İsrail’e gelmiş olduk. Bu da güzel bir alamet.

ADNAN OKTAR: Tabii. Fedakarlık yaparak, zorluğu kabul ederek bu güzelliği istiyorsunuz. Çünkü Moşiyah geldiğinde Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde siz orada olacaksınız. Hadislerde bu şekilde geçiyor.

HAHAM DOV LİPMAN: Bana sorduklarında ‘Amerika’yı niye bırakıp geldin?’ diye ‘en önde olmak istiyorum, en ön sırda olmak istiyorum Moşiyah’ın çıkışında diyorum.

ADNAN OKTAR: Güzel. Moşiyah’a olan sevginiz size olan sevgimi çok artırıyor. Askerler topluca Moşiyah’la ilgili dua yapıyorlar. Çocuklar gençler yüksek sesle Moşiyah’ın gelişi için dua ediyorlar, o sizin kardeşlerinizin hepinizin bereket içinde olmasına vesile oluyor. Siz Moşiyah’ı beklediğiniz müddetçe, sevdiğiniz müddetçe, Allah’a olan aşkınız devam ettiği müddetçe hiçbir şekilde size hiç kimse bir şey yapamaz, yenilmezsiniz. O size çok fazla bereket getiriyor.

HAHAM DOV LİPMAN: Benim de bir oğlum var 19 yaşında. Öğrenimini bitirip gelecek sene askere gidecek. Dindar askerlerin olması, birlikte olmaları çok çok büyük bir nimet bizim için, Allah’a inanan.

ADNAN OKTAR: İsteğimiz, damla kan akmaması Moşiyah’ın sistemi bu. Moşiyah damla kan akıtmayacak. Uyuyan kişi uyanmayacak, uyandırılmayacak. İnsanların burnu bile kanamayacak. Bütün silahlar yok edilecek. Asker yine olacak ama ağaçlandıracak her yeri, insanlara yardım edecek. Her yerde herkese yardımcı olan mübarek insanlar olacaklar.

HAHAM DOV LİPMAN: Bizim kalbimizi çok güçlendiriyor. Ben buraya oturana kadar Müslümanların da böyle bir inancı olduğunu bilmiyordum.

ADNAN OKTAR: Kuran’da İsrail kelimesi ve İsrail’le ilgili konular çok çok fazla geçer. Hz. İbrahim (a.s)’dan bahsedilince zaten İsrailoğulları’ndan bahsediliyor. Hz. Yakup (a.s)’dan bahsedildiğinde İsrailoğlulları’ndan bahsediliyor. Peygamber soyusunuz. Dolayısıyla Kuran’da yüzlerce yerde geçiyorsunuz.

HAHAM DOV LİPMAN: Kuran’da bahsediyor mu Moşiyah’tan ve Moşiyah’ın çıkış alametlerinden?

ADNAN OKTAR: Kapalı bahsediyor fakat hadislerde çok açık bahsediliyor. Çok çok kapsamlı yani yüzlerce binlerce hadis var. Zaten dış görünümünün Beni İsrail görünümünde olacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v). Hz. Yakup (a.s) soyundan olduğunu da söylüyor hadiste.

HAHAM DOV LİPMAN: Anlaşılıyor ki bu bizi öldürmek isteyen insanların, Kuran’ı bir barış kitabı olarak göstermek istemeyen insanların mantığı anlaşılıyor buradan.

ADNAN OKTAR: Onlar Kuran’dan bahsetmiyorlar, Kuran’dan hoşlanmaz onlar. Şeytani uydurma yazılardan hoşlanır onlar. Kuran, onların azgınlığını tamamen silecek hükümlerle dolu. Onun için Kuran’ı hep eksik görürler onlar. Ama tabii yine de biz onlara acıyoruz, onların kurtulması için dua ediyoruz ve onları da kurtaracağımızı düşünüyoruz eğiterek, anlatarak.

HAHAM DOV LİPMAN: Bizim İsrail’de bütün dinlere özgürlük anlayışımız var. Fakat onlar için bir zorluk oluyor böyle bir anlayış olması. Bütün dinlere özgürlük verilmesi, böyle bir demokrasi anlayışı olması.

ADNAN OKTAR: Onların hepsi düzelecek. Kötülerin gücü olmaz. Adım adım gerileyecekler. Ama Moşiyah’ın çıkması için öyle insanlar zaten gerekiyor. Öyle bir toplum, öyle bir dünyada sistem mecburi zaten. O olmadan zaten Moşiyah çıkmaz. İlk aşaması bu. Şu an artık çıkış aşamasına geliyoruz.

HAHAM DOV LİPMAN: Bizim de inancımız bu şekilde. Bizde ilk bölümde acıların olması gerekiyor, zulmün olması ki Moşiyah çıkabilsin.

ADNAN OKTAR: Firavun olmayınca Hz. Musa (a.s) çıkmıyor. Nemrut olmayınca Hz. İbrahim (a.s) çıkmıyor. Onun için de deccal olmadan Hz. Mehdi (a.s) çıkmıyor.

HAHAM DOV LİPMAN: Bizim inancımızda da her karanlıktan sonra aydınlık gelir.

ADNAN OKTAR: Allah bize bu güzel günleri an an şu an yaşatıyor. İleride bunları hatıra olarak konuşacağız, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s) İbrahim (a.s) Neslindendir” diye bir kitabım var. Orada Moşiyah’ın Hz. Mehdi (a.s)’ın aynı kişi olduğu çok kapsamlı hadislerle ve Tevrat’a da dayandırarak anlatıyorum.

HAHAM DOV LİPMAN: Sizin yazdığınız kitapları çok okumam gerektiğini anlıyorum.

ADNAN OKTAR: Hepsi kaynaklara dayalı çok tutarlı akılcı yazılmış kitaplar. Tavsiye ederim.

HAHAM DOV LİPMAN: Evet, bu tutarlı gerçek delillere dayalı olması son derece önemli.

ADNAN OKTAR: Evet. Çünkü insanlar çabuk şüphe edebiliyorlar ahir zamanda.

HAHAM DOV LİPMAN: Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.

HAHAM DOV LİPMAN: Bizim inancımızda da Moşiyah’ın gelişiyle birlikte bütün dinlerin hepsinin bir araya geleceği tek bir din olacağı şeklinde değil ama hepsinin bir araya geleceği ve Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidinin de yapılacağı ve orada hep birlikte dua edileceği bildiriliyor bizim dinimizde de.

ADNAN OKTAR: Mescidin yapılmasına çok az vakit kaldı. Ayrıca Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayını da yapacağız her ikisini de. Ve aynı orijinaline uygun olarak yapacağız. Ve bütün dünya bu güzelliği görecek. Kutsal sandığı bulacağız getirip mescidin önüne koyacağız. Orada kurban keseceğiz, kurbanların kokusu Jeriko’ya kadar gidecek.

HAHAM DOV LİPMAN: Biz her gün birkaç defa bu konuda dua ediyoruz. İki önemli günde de gelecek sene çıkması için ayrıca dua ediyoruz Moşiyah’ın.

ADNAN OKTAR: İşte bu dualarınız size çok büyük bereket getiriyor. 

Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Sevgi ruhun aydınlığı” diyelim. Her gün bir sevgi etiket yapıyoruz internette. Her gün de listeye giriyor.

HAHAM DOV LİPMAN: Ben de buna katılmak isterim. Yeni öğrendim Twitter’ı ama buna katılmak isterim.

ADNAN OKTAR: Çok memnun oluruz. Arkadaşlarınızla beraber katılın.

HAHAM DOV LİPMAN: Dünya unuttu. Aslında dinin özü sevgidir. Allah’ın insanlara olan sevgisi, bizim Allah’a olan sevgimiz.

ADNAN OKTAR: Sevgisizlik çağı bitti artık bundan sevgi çağı başlıyor. Bir dahaki geldiğinizde daha kalabalık bekliyoruz. Dostluğumuzu daha pekiştirelim. Şeytani unsurlar Allah’a sevgi duyanların bir arada olmasından hoşlanmıyorlar. Biz tam aksini yapacağız.

HAHAM DOV LİPMAN: Ben de buna inanıyorum, katılıyorum. Gelecek sefere daha kalabalık geliriz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bugünkü programımızın bu bölümü bu kadar olsun. Çok memnun oldum gelmenize mutlu oldum, sevinç duydum, onur duydum. Bütün dostlara sevdiklerimize saygılarımızı selamlarımı iletin.

HAHAM DOV LİPMAN: Ben de bütün izleyenlere hayırlı Ramazanlar diliyorum.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah teşekkür ederim.

BÜLENT SEZGİN: Misafirimiz Haham Haham Dov Lipman’a teşekkür ediyoruz. Tekrar görüşmek üzere.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam diyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Aferin bizim çocuklara bu sene. Bugün çarşıda koşturdum yürütüyorum falan hiç oruç etki etmiyor, maşaAllah. 4000 adım falan attırıyorum hiç.

Fikret anlat.

KARTAL GÖKTAN: Mehmet Eymür Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin başında olduğu grup tarafından Türkiye’yi eyaletlere bölen yeni bir anayasa hazırlandığını öne sürdü. Eymür, Tanrıverdi’nin yeni anayasasının özelliklerini kendisine ait internet sitesinde şöyle anlattı: “Anayasada resmi ideoloji olmamalıdır. Değişmez maddeler bulunmamalıdır. Laiklik ilkesi anayasada bulunmamalıdır. Başkanlık sistemi olmalıdır. Yönetim şekli bölgeli üniter devlet ve idare özerlik ilklerine göre düzenlenmelidir.”

ADNAN OKTAR: Bölgeli üniter devlet mi? Nasıl oluyor o? Merkeze bağlı falan anlamına mı geliyor?

KARTAL GÖKTAN: Onu kastediyor olabilir.

ADNAN OKTAR: O zaman Türkiye’nin bölünmesine vesile olacak bir şey olursa kabul etmeyiz.

Amerikalılar çok güzel insanlar, İngilizler genellikle hepsi değil de bir kısmı soğuktur, uçuyor bir kısım ırkçı İngilizler Anglosakson’uz bilmem ne, ya kardeşim Anglosakson olmak neyi değiştirir? Zeka düzeyi ise zenciler de çok zeki, Japonlar da çok zeki, Türkler de çok zeki, siz de çok zekisiniz ne fark var arada? Mesele zeka meselesi ise tamam zeka olarak hepsi eşit bir üstünlük yok, bir yeteneğiniz de yok yani ayrı farklı bir yeteneğiniz de yok, ne havaya giriyorsun? Irkçılar için diyorum.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika Merkez Kuvvetler Komutanı Joseph  Votel son on ay içinde on iki kez Rojava’ya gitti. YPG’lilerle bir araya geldi. Demokratik Suriye güçleri komutanı Amerika’ya minnettar olduklarını açıkladı. Öte yandan Türkiye Fırat’ın batısında bir tane bile YPG’li olmayacak diyerek Amerika’yı uyardı. Amerikan makamları bu uyarıya uyacaklarını söyledi ancak Votel’ın PYD’ye IŞİD’in bölgeden çıkarılması sonrası federal bölge dahil tüm taleplerin karşılanacağı yönünde söz verdiği belirtildi.

ADNAN OKTAR: Canım Türkiye’nin üslubu iyi niyetli ama boş. “Buraya sakın YPG” zaten adam bütün işini gücünü onlarla beraber yapıyor akşama kadar hep beraberler.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD Fırat Nehri’nin batısında ele geçirdiği bölgelerde sivil katliamları başladı.

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar tabii.

BÜLENT SEZGİN: Özellikle Menbiç’teki halk IŞİD’le işbirliği yaptığı iddiasıyla alıkonularak yargısız infaz edildi.   

ADNAN OKTAR: İşte bu. Türkiye de sürekli açıklama yapıyor işte orada bir tane YPG’li istemeyiz, PYD’nin ne işi var? Kardeşim yıllardan beri yığıldılar ben söyledim üç yıldan beri söylüyorum orada yoğunlaştılar dedim ve gittikçe gelişiyorlar dedim, şimdi de “Amerika’ya gerekli talimatı verdik” Amerika adeta dalga geçiyor, “Ne işi var YPG’linin orada? Tabii ki koymayız” diyor. Kardeşim zaten onlarla iş birliği yapıyorlar yani YPG oraya oturmuş zaten bütün o alana oturmuş. Onlarla Amerikalılarla iç içeler. Mesela onu duyanlar da seviniyor diyorlar ki ya diyor bak hükümet söyledi Amerikalı dize geldi oraya hiç YPG’li sokmayacaklarmış diyor. Habire Müslüman katliam ediyor adamlar, katliam haberleri her gün geliyor “orada hiç YPG’li olmayacakmış” diyor. Peki kim yapıyor bu katliamları? O yaşlı anneleri, yaşlı babaları çocukları falan gece gündüz katlediyor adamlar ve adım adım komünist, Stalinist yayılma devam ediyor. Dolayısıyla öyle bir açıklamanın pek bir anlamı yok. Amerika böyle bir şey söyledi demenin bir anlamı yok ama tabii hükümet iyi niyetle bunu söylüyor, adamlardan duyduklarını aktarmış oluyorlar ama boş olduğu belli bunun. Yani buna aldanıp tedbir almamak çok büyük hata olur. Adım adım işgal ediliyor o bölge. Hayır, onu bırak Amerikan askerlerinin resmi kıyafetleri üzerinde YPG rozeti var zaten. Adamlar biz de YPG’liyiz diyorlar. Onun için pek itibar edilecek sözler değil onlar.

Bu IŞİD olayları falan onlar hep işin hikayesi. Dertleri günleri orada bir komünist Kürt devleti kurmak, Stalinist bir devlet kurmak. Ne işlerine yarayacak ben onu da anlamış değilim? Hiçbir işlerine yaramaz. Çünkü oranın halkı yok. Orada kırk bin falan YPG’li var. Hiçbir işlerine de yaramaz, it kopuk takımı. Yani uçuyorlar. Amerika da onları niye oraya dizdi, o da anlaşılmıyor? Çünkü bunlar zaten korkaklar. IŞİD’le karşı karşıya hiçbir zaman için gelmedi YPG-PYD. Yani işin garip tarafı; Amerika korkuyor, İngiltere korkuyor, Fransa korkuyor, Avrupa korkuyor. Alayı korkuyor. En fazla topu topu desen kırk bin-elli bin IŞİD militanı var. Amerikan ordusu akıl almaz korkuyor. Hiçbir şekilde ilerleyemiyorlar. Onlar da diyor ki; “Biz bunlarla savaşmak için geldik. Niye gelmiyorlar, bekliyoruz?” diyorlar. IŞİD’in amacı o zaten. “Bunlar 70 sancakla gelecek, 70 ayrı ülkeden gelecekler. Biz de onlara kendimizi anlatacağız” diyorlar. Tabii Mehdiyet’i yanlış yorumlamaktan kaynaklanıyor. Ama bu yapacakları şeyler kaderde var. 2019’larda bu konulardan hiç bahsetmeyeceğiz. Ama şuan bahsediyoruz. 2016, 2017,2018 tabii çok hareketli yıllar. 

Şuan Türkiye-Çek Cumhuriyeti maçı varmış. Fransa’daki Avrupa kupasında Türkiye 2-0 yenmiş. Şuan yazan arkadaşlar; kurşun sesinden duramıyoruz diyorlar. Meydan muharebesi gibiymiş. Çok tehlikeli işler bu kurşun işi.

“Ağabey yayına çıktı. Maç falan izlemem Ağabey varken. Kimse kusura bakmasın.” Ama çok yüksek şuan izleme. O nasıl oluyor? Tabii çok çok yüksek şu an bizi izleme. Maçla falan pek insanların işi yok Allahualem. İnşaAllah hayırlı bitirirler, inşaAllah galip gelirler. Milli takım yaman. Allah zihinlerini açsın, yeteneklerini güçlendirsin. Kaderde ne varsa o olur. Diyarbakır’da falan kahvehaneler Türkiye diye inliyormuş. PKK sempatizanları gıcık olmuşlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Lübnan basınında yayınlanan habere göre Menbiç operasyonundan önce İncirlik üssünde Amerika, Türkiye, PKK görüşmesi yapıldı. Amerika’nın Türkiye’yi Öcalan’ın koşullarını iyileştirmeye ikna ettiği söylenirken müzakere sürecinin de tekrar başlayacağı iddia edildi. Buna göre Amerika Türkiye’yi Abdullah Öcalan’ı ev habisine çıkartmaya Öcalan’ın Kürt şahsiyetlerle görüşmesine ve Kürt sorununda müzakerelere yeniden başlamasına ikna etti. Menbiç uzlaşması sağlanınca Türkiye’nin yaptığı ilk iş IŞİD’in Mare kuşatmasından vazgeçirmek oldu. O dönem IŞİD’in savaşmadan bölgeden çekilmesi tartışılmıştı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bin bir türlü laf var. Özetle biz Türkiye’de PKK’ya af çıkarılması, Abdullah Öcalan’a af çıkartılması durumunda Türkiye’nin mahvolduğunu düşünürüz. Bunu yapacak güç düşünemiyoruz zaten Türkiye’de ve kanunla hukukla bunu yapan kim varsa darmadağın ederiz söyleyeyim. Yani düşündüğüne düşüneceğine yaptığına yapacağına yüz bin kere pişman olur kanunla hukukla. Böyle bir oyun yaptırmayız. Tayyip Hoca’nın zaten niyeti yok Başbakan’ın da niyeti yok. Ama İngiliz derin devletinin böyle hampalarla ortaya çıkmaya kalkarsa gereken cevabı alırlar. Hiç ağımızı aramalarına da gerek yok. Böyle alçaklara hiçbir şekilde kapı açtırmayız. Hükümet bayağı kararlı. Doğudaki operasyonlardan falan da anlaşılıyor. Böyle bir şey olmaz.

Üstadın sağlığı sıhhati nasıl bir bakın bakalım. Sanatçılar kendi hallerine bırakılıyorlar. Birçok kimse de ilgilenmiyor. Müziklerine alkış, kendilerine alkış ama sağlıklarını kaybettiklerin umurlarında bile olmuyor birçok insan. Nerede oldukları da bilinmiyor. Tek başına yaşıyor bazen tek başına vefat ediyorlar. Dehşet verici bir şey bu. Öyle olmaz biz yine de titizlik ile izlemeye devam edelim, inşaAllah.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türk Silahlı Kuvvetleri şimdi de kırsala çıkmaya hazırlanıyor. Operasyonlar için kullanılacak güzergâhlara büyük bir bölümü mobil olmak üzere çok sayıda zırhlı karakol kurulacak. Hükümet kaynakları PKK’nın hangi güzergâhı geçiş olarak kullandığı istihbarat birimleri tarafından biliniyor. Alınacak tedbirlerle öncelikle bu güzergahlarda güvenlik sağlanacak. Ardından dağlar, ovalar, tepeler, mağaralara yoğun operasyonlar yapılacak diyorlar.

ADNAN OKTAR: Hani Öcalan ile anlaşma olmuştu? Belli ki hükümet gereğini yapacak. Onun için o tip dedikodulara kimse itibar etmesin. Türk ordusu titiz ve kararlı çalışmasına devam ettiği görülüyor.

Evet dinliyorum Fikret.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli, partiden ihraç edilen isimlerin medya tarafından kahraman ilan edildiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Devlet Baba kafasını takmasın hiçbir şey olmaz. MHP’ye hiçbir şey olmaz. MHP zaten bir felsefe ve fikirdir. Türkiye’nin ve Anadolu’nun yürekli ruhudur. Her zaman o tip olaylar olur sonunda mecranı bulur. Milliyetçi Hareket Partisi’ne hiçbir şey olmaz. Gönlü rahat olsun. Yani bazen çeşitli partilere falan da dağılıyorlar ama hiç fark etmiyor yine aynı ortamda aynı yerde buluşuyorlar. Birçoğu çeşitli partilerdeydi ama sonuçta yine MHP içerisinde birleştiler. Ne Türkiye’ye bir şey olur ne MHP’ye bir şey olur. Yatay, dikey, uçay hiç kimse hiçbir şey yapamaz.

Peygamberimiz Kâbe’de putları parçaladığında Hz. Meryem heykelleri vardı onları ellemedi. Orada yamuk yumuk garip putlar vardı. Onların hepsini parçaladı ama şimdi diyorlar ki putlara karşı olduğu için peygamber heykeli yasakladı. Kardeşim o zamanlar ağaçları da insanlar put yapmıştı. Güneşi put yapmışlardı. Ayı put yapmışlardı. Dağları put yaptılar. Ateş; o zaman eve ateşi koymaman lazım, put. Adam ateşe tapıyor, alakası yok. Şekilsiz yamuk yumuk şeyleri parçaladı peygamber bu kadar basit. Yoksa hayır tamam taptıklarına kadar devirdi o ayrı mesele de ama heykelin yasaklanması için bir neden yok. Mesela Yezidiler horozların, tavus kuşunun kutsal olduğuna inanıyorlar. O zaman tavus kuşu, horoz hiçbir yerde bırakmaz adamlar. Hindular ineğe tapıyorlar putlaştırmışlar. Ee ineklere mi saldıracaksın? Alakası yok.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çok güzel kuş resimleri var gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ya bu süs normal mi bunlarda? Acayip süslü. Hayret bu kadar süslü olmaları maşaAllah. Ben onu yerim kıtır kıtır yerim ben onu. Hayret ya yağlı boya ile boyanmış, baloya gidiyor gibi hepsi.

Dünyayı boş yere ite kata birbirine düşman etmeye çalışıyorlar bak benim canlarım Amerikalı dünya güzeli Kübalı nur gibi ben acayip sevdim. Dini ayrı ırkı ayrı hiç önemli değil canım gibi seviyorum. Kardeşim gibi seviyorum. Müthiş muhabbet duyuyorum. Zorlama bunlar yok Anglosaksonlar dünyaya hakim olacakmış şimdi ona bir şiirle cevap vereceğim de çok okkalı bir şey olacak. Yok öyle bir şey. Anglosaksonlar normal akla normal zekaya sahip adamlar ne havaya giriyorlar yani? Kendi kendilerini bir şekle sokmuşlar. Gelsinler Türkiye’de bir zeka yarışmasına sokayım birçoğunu ne hale gelirler bir düşünün yani. Birçoğu kuş gibi. Bazıları da akıllı ama bütün dünyada böyle her çeşit insan var. Dolayısıyla o büyüklük hissine gerek yok. Birde iki günlük dünya hepsi ölüp gidecek zeki olsan ne olur bilmem ne olsan ne olur yani.

Allah bizden samimiyet istiyor samimiyet. Yani bizim bir gücümüz yok oturup şunu yaparız bunu yaparız bundan bir şey olmaz. Sadece samimiyetimiz, samimiyetimizden dolayı Allah başarı veriyor. Bir kişi samimi olsa dünyaya hakim oluyor bir kişi dünya hakimi oluyor. Sadece samimi olmak, bir kişiye nasip olsa yetiyor. Yani bütün güç kuvvet Allah’ın elinde olduğu için tedirgin olmaya hiç gerek yok. Herkes ile görüşeceğiz 2019’da, yazayım isterseniz bir yere. Bir taşın üstüne yazsınlar 2019’da görüşeceğiz diye inşaAllah. Bana getirsinler göstereceğim. 2021’ler falan. Dünya güzelliklerle dolu ahiret saf güzellikle doludur.

Hristiyanlık daha önceki dönemlerde çok aşk içindeydi. Sevgi ve coşku içindeydi. O sevgi ve coşku ile muazzam tablolar yaptılar. Muazzam tablolar şuan tahayyül dahi edilemiyor. Oradaki enerjiyi onlara veren Allah sevgisidir. İsa Mesih sevgisidir. Öyle heykeller yaptılar ki şuan elektrikli aletlerle yapamıyorlar. Nefis heykeller ama tahayyülü mümkün değil. Blok mermerden en ufak bir kopma parçalanma olmadan en girift güzellikte tel tel saçlar yapmışlar. Şuan elektrikli aletlerle yapıyorlar yine yapamıyorlar. Yok şuan. En güzel romanlar, en güzel şiirler hep o dönemde oldu. Hristiyan dindarlığı müthiş ilham verdi. Sonra dindarlık azalınca sanatta yok oldu Avrupa’da. Bak şuan heykel yapamıyorlar. Resim yok, eski resimler gibi resim yapamıyorlar. Mesela o çapta roman yazılamıyor. O dönemde adamlar ellerinde demir iyeler, demir törpüler, çekiç ve kalem var. Yaptıkları heykeller kardeşim neredeyse canlı zannedersin. O kadar girift ki yani nefis. Heykel nasıl oluyor? O heykeli yapan Allah. İnsanı vesile ediyor. Çünkü o heykel o adam daha doğmadan var. Allah onu ona vesile ediyor.

O dönemde kiliseye insanlar gelsin, kiliseyi sevsinler diye nefis resimler, nefis heykeller yapıyorlardı. Halen de öyle. Kiliseye girenlerin nefesi kesiliyor. Adam dinsiz, ateist bile olsa kiliseden çıkmak istemiyor. O resimlere baktığında adeta büyüleniyor. O insanlar onu niye yapıyordu? Allah’ı sevsinler, insanlar gelsinler, ibadet etsinler diye yapıyorlardı. Yoksa orada sergi olsun diye yapmıyor o adam. Bütün ömrünü veriyor o heykeli yaparken. Ama heykeli yapan elin kaslarını kim yönlendirir? O aklı kim verir? O yeteneği kim verir? O güzelliği kim ortaya çıkarır? Allah. Yoksa şuursuz bir varlığı bıraksan hiçbir şey olmaz.

İlk Hristiyanlıkta ibadetler sinagoglarda yapılıyordu. Sonradan kiliseler gelişti. Hz. İsa (a.s); “Dünyanın her tarafına yayıl. Müjdeyi her yere anlatın. Herkese Allah sevgisini anlatmaya gayret edin” dedi. “Gidin ve yeryüzündeki her yaratığa Allah’ı anlatın. Siz yeryüzünün son parçalarına kadar her yerde şahitler olacaksınız” diyor İsa Mesih. Onlar da çok gayret ettiler tabii. Mesela bak, yapılan heykellerden var mı orada resim? Bayağı güzel çalışmalar. Burada amaç insanlara Allah’ı sevdirmek. Tabii sanatçıyı putlaştırmak çok yanlış olur. Sanatçı yapıyor değil. En büyük sanatçı Allah’tır. Sanatçıyı yaratan sanatçıyı iyi bilmek lazım. Sanatçıyı asıl sanatçı olan Allah yaratmazsa sanatçı et yığını olarak kalırdı. Eti bile olmazdı. Hiçbir şey olmazdı.

Kalite çok hayati bir konu. Kalite mesela oraya çok biçimsiz heykeller de yapabilirlerdi. Mesela bir hanım kadın heykeli var yüzünde tül olan, onu gösterebiliyor musun?

KARTAL GÖKTAN: Evet, gösterebilirim.

ADNAN OKTAR: Mesela bu blok mermerden yapılmış bir heykel. Yani şu yetenek normal mi? Allah’ın bir harikası. İşte kalite burada yatıyor. Kadının yüzünü açık da yapabilirdi. Ama kadının yüzünde tülü ilave ettiğinde kalite katlamalı oluyor. Yoksa adamlar heykel yapıyor. Çok biçimsiz, rahatsız edici görünümde heykeller.

IŞİD’in ortaya çıkmasının sebebi Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerde böyle bir olayı belirtmiş olması. Bu olay olacak. Orada bir çatışma, tabii o da olacak. Oraya doğru gidiyor olay. Ama Amerika’nın bu kadar korkması mucize. Avrupa’nın bu kadar korkması mucize. Ya kardeşim, bir avuç insan var orada. Daha önce düzenli, koskoca üç yüz bin kişilik Irak ordusundan çekinmiyorlardı. Üç yüz bin kişilik dünyanın en güçlü dördüncü ordusudur Irak ordusu. Balıklama girdiler. Ama IŞİD’den tir tir titriyorlar. Çünkü imanlı olduklarına inandıkları için, inanmış insandan korku çok şiddetli oluyor. IŞİD’le mücadele fikirle olur, sevgiyle olur, şefkatle olur. Asarak keserek olmaz. Zaten hiçbir şey de yapamıyorlar.

EBRU ALTAN: Siz en başından söylemiştiniz “durdurmaya güçleri yetmeyecek” diye.

ADNAN OKTAR: Tabii yani kaderlerinde öyle bir şey yok.

“Adnan Hocamız’ın MHP ile ilgili paylaşımları dikkatimi çekti. Daha önce de böyle paylaşımlarda bulundu. Ancak bunlar tespit niteliğinde paylaşımlar mı yoksa kendi düşüncelerini mi yansıtıyor?  Merak ettim.” Ahmet Gürkan, İstanbul. Tabii ki kendi düşüncelerim. Ama Milliyetçi Hareket Partisi Osmanlı’dan, Selçuklu’dan, Oğuzlardan beri gelen devlet geleneğini yaşatan bir kurumdur, bir ocaktır. MHP devletin sadık bendelerini yetiştiren bir dergâh gibidir. Devletin en önemli kurumlarında zaten şu anda da hep ülkücüler vardır. Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet, Özel Harekât, hepsi ağırlıklı olarak ülkücü kökenlidir. Dolayısıyla ülkücülere hiçbir şey olmaz. MHP’ye de hiçbir şey olmaz. Ama tabii iktidar olmak isteyeceklerdir, bu normal. Ama olsun veya olmasın MHP Türkiye’ye her zaman ağırlığını hissettiren en önemli harekettir diyebilirim. Yahut en önemli hareketlerden biridir diyeyim.

“Canım sevdiğim, bir tanem, göz aydınlığım, iç huzurum, bebek yüzlüm, güzel huylum, aslanım, yiğitler yiğidi tertemiz sevdiğim, gül yüzünü yaratan Allah’a kurban olayım” diyor. Selcan. Ne kadar çok seviyor o beni böyle, maşaAllah.

Kardeşim, bütün mesele Allah’ı samimi olarak sevmek, samimi olmak. Onun dışında hiçbir şey olmaz, hiç. Ben bunların hepsini usulen anlatıyorum. İngiliz derin devleti, bunlar hepsi hikâye. Amerikan derin devleti hiçbiri hiçbir şey yapamaz. Kendi içinde doğal olarak çürüyüp yok olacak sistemlerdir. Hep sevgi kazanır. İman kazanır, akıl kazanır. Ama ben genel kültür olsun diye biraz bilgi olsun diye anlatıyorum. Yoksa mesela adamlar Anglosakson ırkçılığı var, hiç önemli değil. Kimse kâle almaz. Ne fark eder? Mesela benim canım Kübalı, dünyalar güzeli yani. Benim canım da öyle Amerikalı bildiğim kadarıyla dünyalar güzeli, laf onlar. Yani ırk hiçbir şeyi değiştirmez. Anglosakson olup da geri zekâlı, aklı zayıf bir sürü adam var. Ama Anglosakson olup zeki olan akıllı olan insanlar var. Dolayısıyla böyle şeylere hiç kafa takmak doğru olmaz. Ama samimi olmak kolay değildir. Yani çok zor bir olaydır samimi olmak. Yani beynin sanatıdır. Yani en yüksek sanatıdır samimi olmak. Vicdanın en yüksek sanatıdır samimi olmak. Çok çok güçtür. Onun özel bir sırrı vardır. Onun özel bir yolu vardır. Allah herkese onu nasip etmez. O yolu bulan o samimiyet yolunda, işte ona “sırat-ı müstakim” deniyor. Doğru yol. Vicdanından hiç sapma yapmadan o yolda devam ediyor. Ama vicdanının sesini dinlemeyen bir oraya gider, bir buraya gider, yalpalanır. Vicdanının sesini dinleyerek samimiyetin yolundan hiç ayrılmayan bir insanı Allah daima korur. Yani bütün dünya bir araya gelse yine bir şey yapamazlar. Dünya hâkimi yapıyor Allah, dünya hâkimi.

Milli maçta tezahürat, “Ya Allah bismillah”. Çok güzel. Sol haber çok ağlamaklı olmuş. Solcuların, “milli maçta tezahürat” diye bozulmuşlar. Hâlbuki çok güzel.

Mesela Rusları Anglosaksonlar köylü olarak görüyorlar; nur gibiler. Gayet dürüst, akıllı, zeki ve yiğitler. Kalleşlik bilmez, kahpelik bilmez, oyunculuk bilmez. Ama sen Anglosakson olmuşsun ama içinden eğer kahpe çıkarsa, kalleş çıkarsa, ajan çıkarsa sıfırsın sen. Amerikalılara da “köylü” diyorlar ama nur gibi çok tatlı insanlar. Hem güzeller, hem kibar, hem insan sevgisiyle dolu ve samimi insanlar, mühim olan bu. Ama sinsi değiller, hain değiller. Anglosakson olduğunu iddia ediyorsun ama hem casusluk yapıyorsun, insanları katlediyorsun, gizli katliam yapıyorsun, gizli cinayetler işliyorsun, seri katillik yapıyorsun. Sonra da “Anglosakson’um” diye havaya giriyorsun. Katil olduktan sonra, hırsız olduktan sonra, ahlaksız olduktan sonra, oyuncu olduktan sonra, münafık olduktan sonra Anglosakson olsan ne olur, olmasan ne olur? Anglosakson olmak ne üstünlüktür, ne aşağılık bir konumdur. Amerikalı olmak da Fransız olmak da hiçbir şeyi değiştirmez. Hepsinin birbirinden güzel özellikleri var. Ama kendilerini öyle tatmin ediyorlar. Mesela Arnavutlar vardır, Sırplar, Çerkezler vardır, hepsi de birbirinden güzeldir. İçlerinde zeki olan olur, akılsız olan olur. Irk farklılığının dünyada hiçbir anlamı yoktur. Sadece Anglosakson ırkı içerisine münafıklık, casusluk, oyunculuk, dünya derin devletinin katilleri yerleşmiş olabilir. O ırkın bir suçu yok. O ırkın içerisine bunlar mikrop gibi dağılmış. Yani bir bünyeyi seçmiş. Dünyada mesela birçok bünye var, vücut var. O Anglosakson bünyeyi seçmiş o verem mikrobu. O, insanları mahvediyor. Dolayısıyla o bir üstünlük değil, küçük düşürücü bir konum olmuş oluyor yapanlar için. Anglosakson ırkının bir suçu yok. Ve diğer bütün ırklar da birbirinden güzel ve mükemmeller. Bunlar laf. Sadece egoistlik, bencilliği doyurması için büyüklük hissi içinde olan bazı manyakların ruhundaki azgın duygunun bir gereği olarak bu ortaya çıkıyor. İşte “biz Anglosaksonuz, daha üstünüz.” Sen onu öyle zannediyorsun ama bana delil ver. Neyin üstün? Tip olarak senden çok daha güzel insanlar var. Akıl olarak da çok üstün insanlar var. Samimiyet olarak da çok üstün insanlar var. Sen neyinle övünüyorsun? Cinayetlerinle, katilliğinle, ahlaksızlığınla, sinsiliğinle, oyunculuğunla, casusluğunla, köstebekliğinle övünüyorsun. Bu övünecek şey değil. Bunlar seni aşağılayan şeyler. Dolayısıyla utanç duy bu özelliklerinden. Diğer ırkları da Allah hepsini birbirinden güzel yaratmış. Bunlar laf. Irk da zaten sadece köylülük diye bir konu yoktur. Samimiyet eksikliği diye bir konu vardır. Rus eğer samimiyse üstündür. Amerikalı samimiyse üstündür. İster köylü olsun, ister kasabalı olsun. Adam şehirli ama homoseksüel, ahlaksız, üçkâğıtçı, düzenbaz, haysiyetsiz, seri katil. Öbürü köylü ama samimi candan, temiz, güvenilir, mert; ondan daha üstün olur. Dolayısıyla böyle bir ayrımın hiçbir anlamı olmaz. Her ırk güzeldir. Mesela zenci ırkı son derece üstün bir ırktır. Japon ırkı mesela çok çalışkandır, çok zekidir, çok yaman insanlardır. Ruslar çok güzel boylu, poslu, hoş, güzel insanlar, bayağı da zeki samimidirler. Onun için yani ırk hırsına dayalı bu Anglosakson ırkı içerisine sıkışmış, onun içerisine yuvalanmış mikroplar boş yere kendilerini üstün görüyorlar, havaya giriyorlar. Yani insanlar onlara sırtıyla güzel. Çünkü eğer normal zekâda, normal akılda olsa zaten, ne cinayet işler, ne böyle ahlaksızlıklar yapar, ne homoseksüel olup birbirlerinin pisliklerini karıştırırlar. Demek ki her türlü adiliği, çirkefliği üstlerine topladıklarına göre Allah bela vermiş. Anglosakson ırkının bir suçu yok burada. Sadece o ırkın içerisine girmiş bir mikrop var. O mikrobu Anglosaksonlar attıklarında çok rahat ederler.

Evet, Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ankara’da milattan önce 25-20 yıllarında yaptırıldığı bilinen Ağustos Tapınağı’nın hemen yanında yer alan tarihi duvar ve sütunların insanların kafasına düşüyor diye yıkılması Melih Gökçek’e yönelik eleştiriler gelmesine neden oldu. Her ne sebeple olursa olsun bu kadar eski olan kalıntıların korunması gerektiği söylenerek, “Gökçek tarihe zarar veriyor” iddiası gündeme geldi.

ADNAN OKTAR: Yok, Melih Hoca akıllıdır. Onları alır müzede sergiler. Öyle bir şey olmaz. Niye öyle bir şey olsun?

Allah, bir insanı sapıtacağı vakit onu detaya sokup saptırıyor. Mesela İngiliz derin devletini kuruyor adam. Akıl almaz detaylara giriyor. Ne yapıyorsun sonucunda sen? İnsanları katlediyorsun, casusluk yapıyorsun, homoseksüellik yapıyorsun. Sürünüyorsun, azap çekiyorsun, sonra da ölüp gidiyorsun. Böyle hayat olur mu? Sonra da seviniyor. “Ne güzel faaliyet yaptım.” Diyor. Güzel faaliyet yaptığın falan yok. Kendini perişan ediyorsun. Samimi ol, güzel yaşa, dünyada da rahat edersin, ahirette de rahat edersin. Detayın içerisinde Allah deccaliyeti helak ediyor. Münafıklar ve deccaliyet çok detaycıdır. Detayın içinde boğulur. Müslüman çok sadedir. Çünkü her şeyi Allah’a bırakmıştır. Gayet akılcı yaklaşır. Tevekkülle yaklaşır. İşleri de hep rast gider. Hep hayra nail olur. Mesela Resulullah (s.a.v.)’in zamanında münafıklar İngiliz derin devleti ile bağlantı kurar gibi o zamanki Roma devletiyle bağlantı kuruyordu. O kadar zor ki. Gizli gizli çölde bir yerden bir yere gidiyor. Mektup yazıyor, bilmem ne. Sonunda ölüp gittin işte, yoksun şu an. Ahirette cehennemdesin, inşaAllah. Niye kendine çile çektiriyorsun? Resulullah (s.a.v.) ümmiydi. Öyle kitap okuması, araştırması yoktu. Ümmi, bildiğin ümmi. Bayağı bereketli yaşadı. Gayet huzurlu, güzel yaşadı. Hayatı sadeydi. Kuran’a çok iyi vakıftı. O ona yetti. Ama derin devletler aman Allah’ım yüz binlerce, milyonlarca konunun içinde boğulup gidiyorlar. Artık beyni uyuşuyor. Mesela casusluk yapmak o kadar güç ki. Onu yaparken çürüyor adeta. Beyni eriyor. Aklı gidiyor. Sağlığını kaybediyor. Zoruna ne oldu kardeşim? Huzurlu, güzel yaşa. Senden istediği Cenab-ı Allah’ın ne? Sadece samimi olman, o kadar. “Diğerlerini Ben yapacağım” diyor Allah. Sen samimi ol, o kadar.

Münafıklar cahiliye döneminde de haysiyetsiz oluyor. Yani cemiyet mikrobu oluyor. Böyle herkesle dalaşan, azgın, kudurgan, haysiyetsiz, ahlaksızlığa yatkın bir tip oluyor. Ama İslam’ı merak ediyor, Müslümanların içini. Yani onların içinde de bir şeyler yapabileceğini düşünüyor. Yani yeni bir macera arayışıyla Müslümanların içerisine geliyor. Müslümanlar da iyi niyetli olduğu için o ıslah olur, doğru yolu bulur gibisinden yardımcı oluyorlar.

Münafığın hayatı çok huzursuzdur. Münafık etrafını disipline etmek ister, insanları. Disiplin ederken de huzursuzluk çıkartır. Mesela İngiliz derin devletinin bütün sistemi koyu disipline dayalıdır. Yani o ajanlık sistemi koyu disiplin içindedir. Kardeşim yıllardan beri bir şeyler yapıyorsunuz. O adada yaşıyorsun. Yine bir tabak yemek yiyorsun. Bir yatakta uyuyorsun. Bunca kepazelikle eline ne geçti senin? Hiçbir şey geçmiyor ellerine. Niye yaptıkları da bilinmez. Mesela münafığın da o kadar kudurmasının, azmasının nedeni bilinmez. Bir tabak yemek yer, bir yatakta yatar ama ömrü boyunca it gibi sürünür. Mesela Firavun zamanında çok büyük âlimler var. Nemrut zamanında da âlimler var. Ama ilmini, öğrendiği ilmi eğer Allah’ın kitabıyla birleştirmezse o ilim fitne ve bela, eşek yükü oluyor. Ama Kuran’la birleştirirse Kuran için onları kullanır. Yoksa başına bela olur.

Münafık, Müslümanların içerisine gelince ahlaksızlığını geliştirmiyor. Var olan ahlaksızlığını Müslümanlar içinde uyguluyor. Yani o başlangıçtan ahlaksız oluyor, haysiyetsiz oluyor. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında şairler var. Çok demagoglar. Demagoji ve tartışmada üstlerine yok, atışma şeklinde. Alanda toplanıyorlar. Bunlar böyle züppe atışmalar yapıyorlar. O ona bir şey söylüyor, o ona bir şey söylüyor. Halk da eğleniyor. Onları seyrediyorlar. Bu tipler Müslüman olunca bu sefer Müslümanların içerisinde de aynı ahlaksız, o demagog, demagojiye yatkın, tartışmacı, azgın ve kavgacı ruhunu devam ettiriyor. Ruhu uslanmaz bir anarşi içindedir münafığın. Sürekli bir konu çıkartır. Mesela bir bardak su getirsen, o su getirmenin içinde bile büyük bir fitne çıkartır. Kargaşa çıkartır. İşte bardağın kalitesiz olduğunu söyler. Suyun mikroplu olduğunu söyler. Suyun insana verdiği zararlardan anlatır. Yani bin bir türlü ahlaksızlık, hiç ummazsın, hayret edersin. Yani nereden aklına gelir? Anında şeytan ilham eder. Her konudan fitne çıkartmak münafığın özelliği. Mesela sürekli söylüyorum, ev normal olarak Müslüman cihada gittiğinde açık kalır. Bu gayet normal bir şey. Adam diyor ki yeni bir şey keşfetmiş gibi. “Evimiz açıkta” diyor Allah yoluna cihada gidiyorsun. Tabii ki evin açıkta kalacak. Herkesin evi açıkta kalıyor. Bu laf mı yani? Sırf ahlaksızlık olsun, kargaşa olsun. Peygamber (s.a.v.)’i huzursuz etmek, vaktini almak, itlik yapmak. Başka bir şey yok. Tabii biz bunları anlatırken her zaman söylüyoruz. Biz bunu kendimize anlatıyoruz bu ayetleri. Müslümanlara ve özellikle takva Müslümanlara, Allah’tan korkanlara anlatıyoruz. Yani münafıklıkla ilgili ayetler müminlerin etkileneceği ayetlerdir. Yoksa gerçek münafık için o Allah ayette diyor. “…kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar…” (Al-i İmran Suresi, 119) diyor. “Sadece kin ve öfkelerini artırdı” diyor. Yeni gelen ayetler Allah’ın hükümleri. Münafığın sadece kin ve öfkesini artırır. Etkilenmez. Ama biz Müslüman olarak bu konuma düşmekten Allah’a sığındığımız için çok etkileniyoruz. Yani münafık ayetlerinin terbiye edici yönü Müslümanda en yüksek terbiye edici yöndür. Yani Müslüman’ı en çok terbiye eden, en çok düzelten münafık ayetleridir. Onun için çok fazla münafık ayeti vardır Kuran’da. Yani diğer ayetlere oranladığımızda münafık ayetleri en yüksek olan odur. Mesela küfre daha azdır anlatım, münafığa çok fazladır.

KONUK BEY: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen öğüt verip hatırlat! Çünkü gerçekten öğütle hatırlatma, mü'minlere yarar sağlar.” (Zariyat Suresi, 55) diyor ayette.

ADNAN OKTAR: Müminlere yarar ve fayda sağlar. Tabii. Bak, diyorlar ki münafıklar. Şeytandan Allah’a sığınırım. “…Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?” (Nisa Suresi, 77) Bak, bu Allah’a isyan, züppelik ve delice bir ifade. “ne diye savaşı üzerimize yazdın” yani Allah’ı haksızlıkla itham ediyor. Kendinin daha vicdanlı ve daha akıllı olduğu kanaatinde. “Bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?” “Yakın bir zamana” Yani kısa zaman olacak ve savaş da olmayacak. Bunu istiyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Erdoğan’ın ekibinin son iki yılda Atatürk’e teslim olma sürecine girdiğini iddia etti ve şunları söyledi. “2015 tarihinden bu yana uygulanan siyaset BOP Eş Başkanlığı’nın siyaseti değildir. Orada Atatürk devrimine teslim olmuşlardır.  ‘Ermeni Açılımı’na kalkışmışlardı, yürütemediler. Orada da Türk devriminin birikimine boyun eğdiler. Geldiğimiz yeri yirmi gün önce en güzel Başbakan Binali Yıldırım özetledi: “Atatürk'ün 2023 hedefine yürüyoruz” dedi” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Canım, Tayyip Hocam sağlam delikanlıdır. Zaten Atatürkçü, baştan sona kadar bu çizgide gitti zaten. Aydın kafalıdır. Ama herhalde bu it kopuğu yatıştırmak için, evet, “ben de sizin gibi düşünüyorum” falan dedi. “Ben de BOP Eş Başkanıyım. Sizlerle aynı çizgide gidiyoruz” falan gibisinden. Herhalde onlar itlik yapmasınlar, biraz vakit kazanalım gibi öyle düşündü. Sonra devletin içine iyice yerleşince kafalarını ezdi yani yamukluk yapanların.

Hazreti İbrahim (a.s)’ın evi çok güzel bir yerdeydi, yol üstünde. Davarlar, sığırlar, koyunlar, hizmetçileri falan, bayağı da zengindi. Ama çok cömert. Şimdi yol üstünde geçenler oldu mu misafir, hemen evine davet ediyor. Çok seviniyor misafir oldu mu. Kim olursa olsun onları yediriyor, içiriyor. Bir de çok temiz, gösterdiği tavır da çok güzel bayağı. Yolda gelenler bitkin, bezgin geliyorlarmış. Yani suratları bir karış, neşesiz. Hz. İbrahim (a.s)’ın yanından dönerken müthiş neşeli, sevinçli, insan sevgisiyle dolu, coşkulu dönüyorlarmış, maşaAllah. Bu sefer mesela bir yıl bile sonra olsa gelip dönüp ona sevgilerini iletiyorlar. Hal, hatır soruyorlar. Fikir alıyorlar. Görüş alıyorlar. Öyle şanı, namı yayıldı Hz. İbrahim (a.s)’ın. Yani müthiş bir çevre edindi o şekilde.

BEYZA BAYRAKTAR: Sizin de yanınızdan dönen herkes mutlu dönüyor. Sıkıntısı varsa hissetmiyor bile o anda, sizin yanınızdayken can geliyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Yoksa Hz. İbrahim (a.s) üniversite mezunu değil. Akademi kariyeri yok. Yani orada Allah ona ne ayet indirdiyse o. Ama kalbi temiz, vicdanı temiz ve arif kişi, arif insan. En büyük âlimden daha âlim olmuş olur. Ama sen bir züppe böyle adam bulsak İngiliz derin devletinin elemanı, işte “ben Anglosakson’um” falan diyor. Hz. İbrahim (a.s) ile bir karşılaştırsak onun yanında mikrop hükmünde olur o. Hz. İbrahim (a.s)’ın yanında. Anglosakson normal bir ırk. Üstün bir yönü yok. Anglosakson’un iyisi de olur kötüsü de olur. Diğer ırkların da iyisi de olur, kötüsü de olur. Yani Anglosakson olmak bir üstünlük getirmez. Ama eskiden beri böyle bizim hariciyeci aydınlarımızda, dış işlerinde bir Anglosakson hayranlığı olmuştur. Entel dantel ekibi içinde de olmuştur böyle eski siyasetçilerde falan. Bunları görüp duyuyorduk o zamanlar.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Obama önümüzdeki yılın ilk günlerinde Amerikan Başkanlığına veda edecek. Yeni dönem için ünlü bir iş ağına ilan vereceğini ve gelen teklifleri değerlendireceğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Nasıl?

BÜLENT SEZGİN: Yeni dönem için, Başkanlıktan sonra, ünlü bir iş ağına ilan vereceğini…

ADNAN OKTAR: Ne ilanı ne iş yapacakmış?

BÜLENT SEZGİN: Onu açıklamamış. Gelen teklifleri değerlendireceğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Dans öğretmeni olsun. Samba falan öğretir.

Hz. Musa (a.s) döneminde, Hz. Musa (a.s) çok çekti. Diyorlar ki münafıklar; “bizi buraya susuzluktan ölelim diye mi getirdin?” Bak, ahlaksızlığa bak. Orada eziliyorsun. Her gün kırbaçlanıp hakaret görüyorsun. Yüzüne tükürüyor adamlar. Öldüresiye dövüyorlar. Akşama kadar elli derece sıcaklıkta taş taşıyorsun. Seni kurtarmış işte. Onurla, şerefle yaşıyorsun. Daha ne istiyorsun? Ama işte münafık kafası, yani münafıklıktan kurtulamıyor. “Bizi buraya susuzluktan ölelim diye mi getirdin? Keşke Mısır’da ölseydik de buralara gelmeseydik.” Diyorlar. Bak, ahlaksızlığa bak yani. Tam münafık üslubu.

Münafık acayip bilmiştir. Sürekli akıl dağıtır. Yani kendi aklına çok güvenir. Hâşâ Allah’ı beğenmez, Müslümanları da beğenmez. Irkları da beğenmez. Arap’a bir kulp bulur. Kürt’e bir kulp bulur. Türk’e bir ırk olarak kulp bulur. Irk beğenmeme vardır. Bütün insanlara karşı öfkelidir. Kendi kafasından başka kimseyi beğenmez. En akıllı, en parlak kendini bulur.

Hz. Yakup (a.s), Hz. İsrail (a.s) sabah güneş doğmadan önce bir namaz kılıyor. Bir de akşam güneş battıktan sonra yatsı vaktine kadar namaz kılıyor. İki kere, Tevrat’ta öyle geçiyor. Kıyam, rükû ve secdeden ibaret bir namazı var. Hiç terk etmemiştir ömrü boyunca Hz. İsrail (a.s). Tevrat’ta Allah överek anlatıyor.

Peygamberler kendisinden sonra gelecek peygamberler hakkında detaylı bilgi vermiyorlar. Yani öyle kapsamlı bilgi yok. Mesela Hz. İbrahim (a.s) da, Hz. Musa (a.s) da, Hz. İsa (a.s) da çok kapalı işari mana ile bilgi veriyorlar. Ama Moşiyah’ın gelişi hakkında Tevrat’ta çok kapsamlı bilgi vardır. Hadislerde çok kapsamlı bilgi vardır Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişiyle ilgili. Hz. Âdem (a.s) devrinden beri Hz. Mehdi (a.s) müjdelenmiş. Hz. Nuh (a.s) biliyor. Hz. Musa (a.s), herkes biliyor. Hepsi beklemiş. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.) ile ilgili bilgi sözlü Tevrat olarak Musevilerde vardı. Yoksa yazılı Tevrat’ta yoktur. Yani kapsamlı bir bilgi yoktur, çok kısa, mücmel işaretler vardır. Yazılar vardır.

İngiliz gençleri böyle ırk üstünlüğüyle azdırıyorlar bazı İngiliz gençlerini. Mesela İngiliz holiganlar korkunç vahşi oluyorlar; böyle asan, kesen, öldüren. O ırk üstünlüğü iddiasından kaynaklanıyor.

Fars Haber Ajansı IŞİD’in düzenlediği yoğun intihar saldırıları sebebiyle Suriye Ordusu’nun Rakka’dan geri çekildiğini açıklamış. “Rakka’yı IŞİD’den alıyoruz” diye havaya girmişlerdi. Şimdi tüymeye başlamışlar. Söyledim.

Münafık takıntılıdır. Takıntı hastalığı vardır. Yani hep böyle kendi çıkarını koruma hastalığı takıntı halinde. İşte “Evim açıkta, kapım açıkta. Bu havada işte savaşa çıkılır mı? Savaş yapmayı bilmiyoruz.” Nereye takıyor? Cihada takıyor. Takıntısı o. Yani İslam’ın yayılmasını istemiyor. Hasta yani. Her lafı, her fırsatı oraya getiriyor.

Rahmetli Ciguli güzel söylüyordu. Mesela o Çingene’ydi. Çingene samimiyeti, candanlığı, sanatçılığı ruhuna işlemişti. Çok mazlum bir insandı. Allah gani gani rahmet etsin. Büyük bir aşkla, şevkle söylüyordu. Hiçbir gurur, kibir yok. Bazı insanlar onu küçük görüyor ama çok ayıp yapıyorlar. Hâlbuki çok değerli bir sanatçı. İnsanların mutluluğu için bütün ömrünü veriyor. Çok mütevazı yaşadı zaten zor şartlarda yaşadı. Onun için kibirlenenler sürünüyorlar. Aşağılandığını zanneden mütevazı insanlar daima yüce yaşarlar. Ama adam aşağılayabilir, o da aşağılandığını zanneder ama öyle bir şey olmaz. Aşağılayan kendi aşağılanır. Allah onu iyice aptallaştırır. Hamakat verir. Ahmaklık üzerine çöker. Aşağılandığı zannedilen insan da büyür, yücelir. Güzel insandır.

Mesela müzik parçaları dinliyoruz. Biz o sanatı icra edeni bir insan olarak görüyoruz. O icrayı ona yaptıran güç gerçek sanatçı O’dur. Öbürü sebeptir, sebep olan. Gerçek sanatçı Allah’tır. Her güzel müzik parçasını hazırlayan Allah’tır. Takdir edilecek Allah’tır. Çünkü bir kere bak, maddeye titreşimi O veriyor. Titreşim olmazsa müzik yok. Müzik aletindeki titreşimi O yaratıyor, Allah. Titreşimin o dalga sistemini yaratıyor. Titreşimin kulağa gelmesini sağlıyor. İşte örs, çekiç, üzengi o sistem salyangoz, cisim, şu bu falan… Bunları tek tek yaratıyor. Onların içerisinde o dalgalar geçiyor. Sonra onu elektrik sistemine çeviriyor. O elektrik sistemini beyne gönderiyor O sanatçı. Elektrik sistemini kulaksız dinleyen bir kulak var. O elektriği dinliyor ve ondan haz alıyor. Mesela ondan müthiş ızdırap duyabilirdi insan o sesi duyduğunda. Cinnet geçirebilirdi. Haz duyacak şekilde yaratıyor. Gerçek sanatçı Allah’tır. “Sanatçıyım” diyen kişi sadece bir vesiledir. Tek sanatçı vardır, Allah. Resimde de mesela “Picasso ne kadar güzel resim yapmış” diyor. Her fırça darbesini Allah yaratır. O renk görünümü dışarıda yok. Nasıl sanatçı olacak o? Dışarısı simsiyah. Işık da yok, renk de yok. Allah o tabloyu önce onun kaslarına, aklına güç vererek tek tek o fırçaları dokundurtuyor. Sonra oraya ışık yaratıyor Allah ama ışık ama simsiyah karanlık ışık. Bizim bildiğimiz ışık değil. Simsiyah karanlık ışık. Işık simsiyah karanlıktır. O ışık beyne geleceği yollardan geçiyor. Önce göze geliyor. İşte ters çevriliyor, retinaya geliyor. Şu, bu falan, orada kimyasal enerjiye dönüşüyor. Elektrik enerjisine dönüşüyor. Elektrik enerjisine çeviren Allah. Retinaya getiren, o noktaya düşüren Allah. Onu ters çevirip sonra düzelten Allah. Sonra o simsiyah elektrik akımına yol verip götürüyor. Beynin bir yerine götürüyor. Ruh karşısına geliyor. Gözü olmadan ruh o elektrik akımını, gözü olmadan o elektrik akımını ışık ve renk olarak görüyor. Bak, ne ışık var ne renk var. Ruh kendi yanında, Allah ruhun yanına getiriyor onu; ışık ve rengi. Işık ve renkle onu görüyor. Gerçek sanatçı kim? Allah. Ama Picasso’ya sorsan “benim” der. Hâlbuki gerçek sanatçı Allah. Ama Picasso bunun farkına varmıyor. Veyahut farkına varıyor, söylemiyor. Heykelde de aynı şekildedir. Şiirde de aynı şekildedir. Hepsinde aynı şekildedir. Mesela “söz ve güfte ona ait” diyor. Allah’a aittir. “Ne güzel şiir yazmış” diyor. Allah yazar şiiri. Harfleri yan yana getiren Allah’tır. Ondan onu duyacak hale getiren de Allah, ondan haz meydana getiren de Allah. Ama tabii münafığa göre her şeyi kendi yapar. Mesela Karun, “benim kendi zenginliğim” diyor. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında münafık şairler vardı, kendi yeteneği olduğunu iddia ediyor. Heykeltıraşlar var, kendi yeteneği olduğu kanaatinde. Hâlbuki bütün detayları atomlarına varıncaya kadar Allah yaratıyor. Resim yaparken fırçayı vurduğunda orada atomlar var. O atomlar etrafında dönüyor. O dönen atomların içinde âlem var. Âlem yani artık şey değil yani. O âlemleri de Allah yaratıyor. Atomları bir araya getiriyor. Titreşimi Allah meydana getiriyor. Yani katrilyon çarpı katrilyon çarpı katrilyonlarca detaylar sonucunda meydana gelen güzelliğin tamamı Allah’a aittir. Ama münafık domuz gibidir. Bunların hiçbirini görmez. Her şeyi kendi yaptığını zanneder. Onun bir domuz yiyeceği petnisi vardır. Onun içine kafasını sokar, Allah’ı göremez. Sadece o domuz kabını görür. O domuz kafası onun dışına çıkamaz, göremez yani. Allah’ın yarattığını bilemez. Ama aklı zayıf insanlar da bazen görmez. Onu için münafık aklı zayıf insan avına çıkmış bir iblistir. Yarasa gibi gezer. Aklı zayıf insan arar. Hamakat içinde olan ahmaklar onun damına düşerler, münafığın. Münafık akıllıyla baş edemez. Onun için dehşete kapılır akıllıdan. Peygamberimiz (s.a.v.)’in etrafında böyle sinek gibi dolaşmalarının nedeni oydu. Yani “Bir zarar verebilir miyiz? Bir şey yapabilir miyiz? Bir açığını bulabilir miyiz?” Hem hayranlar ama yenebileceklerine de inanıyorlar. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) onları yerden yere vuruyordu. Yani ömrü boyunca onları hep ezdi, ki çok kalabalıktı münafıklar. Büyük bir kitleydi. Münafık mesela elli kelime konuşur. Elli kelimenin içinde iki kelime konuşur. Onun içine sıkıştırır zehrini. Yani mesela on kilo bal getirir. İçine üç miligram siyanür koyar münafık. O balı yiyen oradan zehirlenir. Yani iki kelimeyle Müslüman’ı kirletmek isteyebilir, aklı zayıf olanı. Ama Mehdiyet işte münafık avcısı bir sistemdir. Onun için Mehdiyet’in birinci hedefi münafıklar olacaktır.

Britanya kelimesi Fenikeli Tanrıça Bareti’den türüyor. Bu Tanrıça’ya Klikya’da Bareti daha sonra Diana adıyla tapıldı. Yani Diana ve Britanya aynı kaynaktan gelmektedir. Fakat tabii bunların böyle bir kafada olması, oturup ırkçılık için bu kadar çırpınmaları ve bundan da hiçbir fayda görmemeleri onlar için çok acı bir durum. Boş yere çırpınıyorlar, boş yere üstünlük iddiasındalar zenci gençler oluyor bunları ceplerinde götürür birçoğunu. İngiliz derin devletini cebinde götürür istersen bir zeka yarışması yapayım aralarında ama tabii Anglosakson İngiliz olup da çok zeki olan insanlar da var. Ama İngiliz derin devleti genellikle zeka özürlü adamlardan oluşuyor onu söyleyeyim. Normal adamlar değiller. Çünkü manyak olmasalar böyle pisliğin içine girmezler.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yaşar Okuyan geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında on birinci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün hükümeti devirmek isteyen Amerika, İsrail ve İngiltere ile görüşme yaptığını öne sürmüştü. Yaşar Okuyan görüşmelerin de İstanbul'da Sakıp Sabancı Müzesi yanındaki köşkte gerçekleştiğini iddia etmişti. Haberin Abdullah Gül'e yakın kaynaklar tarafından yalanlandığı ifade edildi.

ADNAN OKTAR: Öyle bir konuşma belki geçmiş olabilir de Abdullah Gül o işlerin içine girmez. Adamlar akıl vermiş olabilirler işte hükümeti devir sen geç falan feşmekan diyorlardır. O da öyle onları dinleyip geçmiş olabilir. Böyle belalı işin içine girmez o. Niye yapsın? Ne çıkarı var? Sadece onların bir oyununa alet olmuş olur öyle bir şeyi de kabul etmeyeceği belli.

Hz. Musa (a.s)'yı Firavun'un karısı bulduğunda küçük bebek daha bakar bakmaz gülümsemeye başlamış. Firavun'un karısı da onun öyle gülümsemesine gülümseme ile karşılamış. Bayağı neşelenmiş oradan Firavun'a gitmiş bu çocuğu biz yetiştirelim diye. Allah bir sevimlilik vermiş üstüne. Çocuk normalde bilmemesi gerekir öyle bir şeyi. Bakar bakmaz gülmeye başlamış gülüşüyormuş. Bir de çok gürbüz. Sonra zaten iki metreydi boyu. İki metre küsur Hz. Harun (a.s)'un boyu. O daha da uzun. İki metreden daha uzun. Enine de çok geniş Harun. Çok çok yapılı Allah'ın hikmeti. Benim kanaatim herhalde yüz kırk yüz elli kilo falan. Kolları çok çok kalınmış, bacakları kolları, omuzları çok geniş.

Hz. Musa (a.s)'nın asası, ilk sahibi Hz. Nuh (a.s)'du. Hz. Musa (a.s)'nın asasının. Hz. Nuh (a.s)'dan Şem'e geçti, Şem'den Hz. İbrahim (a.s)'e, Hz. İbrahim (a.s)'den İshak (a.s)'a, Hz. İshak (a.s)'dan Hz. Yakup (a.s)'a geçiyor. Hz. Yakup (a.s), Hz. Yusuf (a.s)'a bu asayı veriyor. Hz. Yusuf (a.s) asayı Mısır'da bırakıyor. Bu asa Mısır'da Hz. Şuayb (a.s)'e geçiyor oda kızı Zifora'ya emanet ediyor asayı. Zifora da Hz. Musa (a.s) ile evlendiğinde bu asayı bu diyor tarihi silsileli bir asa diyor sen de çok iyi bir insansın sana hediye ediyorum diyor. Sana veriyorum diyor. Böyle tarihi asa hediye etmek biliyorsunuz güzel bir adet. Hz. Musa (a.s)'nın biliyorsunuz mucizelerinde hep bu asayı kullandığı bilinir. Bu asa en son olarak işte Moşiyah'a geçiyor. Yani Hz. Mehdi (a.s)'a. Bu asayı görünce Museviler Moşiyah'a itaatle hükümlüler. Yani kayıtsız şartsız itaat. Onun için mesela peygamberlerle hep cedelleşmişlerdir ama Musevi şeriatında Moşiyah'la cedelleşme yok. Ne derse hükmü kesin hüküm. Yani itiraz yok. Ama her peygamberle tartışmışlardır biliyorsunuz Museviler.

OKTAR BABUNA: Siz sormuştunuz Moşiyah mı İsrail devleti mi diye? "Tabii ki Moşiyah" diye cevap.

ADNAN OKTAR: Evet. Zifora bu asayı gizlemiş. Şimdi onu Moşiyah bulacak. Hem sandık bulunacak, kutsal sandık hem de bu asa bulunacak. Bakalım Zifora nereye gizledi karısı. Hz. Musa (a.s)'nın gizli bir cemiyeti vardı o cemiyetin üyesiydi karısı. Yani nasıl diyelim? Masonluk gibi gizli bir cemiyet. Bu vaktimize kadar devam ettiği biliniyor o tarikatın yapılanmanın. İlk karısı, çocukları ve yakınları sevdikleri onlardan oluşturduğu bir tarikat var gizli bir tarikat. Bak 3500 yıldan beri devam ediyor bu tarikat gizli olarak. Kuran'da diyor ki Allah "Musevilerden bir adaletle iş gören ekip vardır" diyor Allah. Kuran'da buna işaret ederek.

Hz. Adem (a.s) dünyaya indirildiğinde Cenab-ı Allah ne diyor? "Artık size Benden bir tebliğci, bir Mehdi gelecek, elçi gelecek” diyor Allah ayette. Halbuki Hz. Adem (a.s) zaten ululazim bir peygamber. Bak Peygambere diyor bunu ululazim peygambere. "Artık bundan sonra size Benden bir Mehdi, bir musli, bir elçi gelecek" diyor. Benim gördüğüm ayetin işaret ettiği mana Mehdiyet’e ağırlıklı olarak bakıyor. Yani anlamı. Çünkü Hz. Adem (a.s) bekliyor Mehdi (a.s)’yi. Burada da bir elçi, mehdi geleceğinden bahsediyor ayette.

Tayyip Hoca'nın iftarına katılanların aleyhinde şiddetli bir linç kampanyası başlattılar. Çok ayıp yapıyorlar. İftar Allah'ın emri. İftara davet de bir nezakettir. Sanatçıları Tayyip Hoca'nın davet etmesi bir nezaket gösterisi. Ne yapsın davet etmesin mi? Onun için sanatçılar itibar etmesinler onların konuşmalarına. Önemli değil. Halk ona itibar etmez. Aleyhine konuşuyorlarmış kâle almazlar. Dostumuz ahbabımız kalmadı diye düşünebilirler yok bilakis ahbabı dostu daha da artar. Daha çok sevilirler öyle bir şey olmaz.

Bak Taha Suresi, 123'te şeytandan Allah'a sığınırım. Cenab-ı Allah "Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size Ben’den bir yol gösterici gelecektir;" Hz. Nuh (a.s), Hz. Yakup İsrail (a.s) çok sonradan geldiler. Ama bak "size" diyor size hitap ettiği kim? Adem ve Havva. Değil mi? Bir de şeytan var. "Artık size Ben’den bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa..." bu mehdi kökenli bir kelime. "...artık o şaşırıp sapmaz (dalalete düşmez) ve mutsuz olmaz." (Taha Suresi, 123)

Şimdi ayetlerin dökümü olan bir kitap hazırlıyorum bu çok kolaylık olacak bitmek üzere. Bitti aslında da son tashihleri oluyor. Bütün Kuran'ı kelime kelime böyle teknik yönden de tek tek analiz eden anlatan, şerh eden bir kitap.

“Kala ihbita” ikiniz inin. “Minha” oradan “Camia” hepiniz. Cami cemiyet topluluk anlamında. “Bağdukum” sizin bir kısmınız, “bağdukum li bağdin” bir kısmınıza birbirinize, “aduvvun” düşman. Aduv işte düşman karşıda hazır aduvvun. Düşman olarak. “Fe” artık bundan sonra, “imma” zaman, size mutlaka, “yetiyennekum” size mutlaka gelecek, “minni” Benden, “Huden” mehdi kökenli bir kelime, “huden” hidayet. “Fe” o zaman artık, “men ittebea” kim tabi olursa “hudeyye” yine mehdi kökenli bir kelime “hudeyye” hidayetçime. Mehdi kelimesinin karşılığı ne? Hidayetçi. Sözlü karşılığı hidayetçi. Hudaye ve mehdi aynı kelimelerdir. Hidayetçim, hudaye.  “Fe” o zaman artık, “la yağdillu” dalalette kalmaz. Yani deccaliyetin eline düşmez. “Vela yeşka ve şaki olmaz” anarşist terörist olmaz. Şaki, terörist anarşist demek. Kuran'ın kelime kelime teknik dökümü. Sözlükteki karşılığı aynısı. Yani ben bir yorum getirmedim meal değil. Meal veya tefsir değil. Klasik sözlükler var biliyorsunuz ünlü Arapça sözlükler oradaki kelimelerin tam karşılığı. Yani teknik bir kitap. Tefsir değil.

Firavun'un karısının bir cilt hastalığı var. Yüzünde, vücudunda Musa (a.s)'yı kucağına alınca Hz. Musa (a.s) elini sürüyor küçük çocuk olduğu için istemsiz olarak kısa süre sonra kadının yüzündeki bütün şeyler geçiyor. O cilt hastalığı. O yüzden bir fevkaladelik var diyorlar. Çocuğa karşı müthiş sevgileri oluşuyor çok uğurlu buluyorlar. Hz. Musa (a.s)'nın bir mucizesi bu. İstemsiz olarak çocuklar dokunur ya birisi eline aldı mıydı hemen tutar kulağını tutar çenesini tutmaya çalışır. Öyle tutmuş dokunmasından kısa bir süre sonra hastalığı geçmiş kadının. Daha çocuk kundakta çocuk.

Hz. Musa (a.s)'nın bütün vücudu kaslı. Yani böyle badiciler yapıyor böyle çok kapsamlı bütün vücut hatları belli olan adaleli klasik badici gibi. Çünkü sürekli çalışmış Firavun'un sarayındayken. Klasik pehlivan görünümünde. Her yeri adale. Hz. Harun (a.s)'da çok kaslı fakat o balk adale. O pehlivan adalesi oluyor ya balk adale. Badiciler bilir balk adale diye. Çok ince tel tel adaleli bütün kasları belli oluyor o tarz.

Hz. Musa (a.s) sarayda büyüdüğü için yiyecek konusunda acayip titiz. O Tevrat'a da yansıyor. Mesela yumurtanın üstünde kırmızılık var ya onu gördüğünde yemiyor. Akıl almaz titiz. Mesela armut ve elmada bir leke olursa yemiyor. Saraya alınan meyveler hep öyleymiş o dönemde yani çok kusursuz ve düzgün olanları getirttiriliyor. Her şeyin kusursuzu getirtiliyor. Mesela buzağı geldiğinde en kusursuz, böyle lekesiz buzağı geliyor. Her şeyin en güzeli getiriliyor saraya o da alışmış öyle. Koşerin kökeni oradan geliyor işte. Musevilerde mesela biri elini dokunsa yemiyorlar. Hz. Musa (a.s) da acayip titiz, temizlik konusunda çok titiz. Defalarca yıkattırıyor. Çölde de öyle acayip titiz yine gittiğinde de. Koşerin kökeni Tevrat'a bakıldığında zaten görülüyor. Hastalıklara karşı çok titiz. Hemen karantina uygulatıyor birinde hastalık olduğunda. Mesela küf olduğunda, "bekleyin" diyor "eğer küf geçmezse o evi yakın" diyor. Evin her tarafını küf kapladıysa diyor açın pencerelerini kapılarını diyor yani güneşlensin eğer geçmiyorsa yakın o evi diyor. Çünkü sirayet eder her yere yayılır diyor. Haklı doğru söylüyor. Çünkü o devirde başka bir imkan da yok. Düzeltme imkanı yok.

Hz. İbrahim (a.s)'in bir lakabı var. Ebuddeyfan. Ne demek biliyor musunuz? Misafirler babası. Hiçbir yemeğini yalnız yememiş. Kimi görse çeviriyor bayağı seviniyor yabancı misafir geldiğinde.

Hz. Musa (a.s) çok nazlı büyütülüyor sarayda. Böyle göz bebeği olarak, prens olarak kabul ediliyor biliyorsunuz değil mi? Prens olarak kabul ediliyor. Yiyecek, içecek, eğitim her konuda çok titiz yetiştiriyorlar. Bütün sporları biliyor, savunma sporlarını falan hepsini biliyor. Günün epey bir bölümünü spor yaparak geçiriyor onun için akıl almaz kuvvetli. İşte Allah vermesin o adama bilmiyor tahmin etmiyor adama tokadı vurunca adam ölüyor beyin kanamasından. Çok pişman oluyor ama o acı kuvvetin neticesi o oluyor işte.

Abdurrahman bin Avf vefatında iki milyon altın Müslümanlara dağıtılmış. Miras olarak bırakmış. Müslümanlara dağıtın demiş iki milyon altın. Say say bitmez maşaAllah. Zübeyr bin Avam da tüccar Medine'de, Basra'da, Küfe'de, Mısır'da mülkleri geniş arazisi var. Bin tane hizmetçisi varmış. Bütün gelirlerini fakirlere dağıtıyormuş. Yine o on kişiden Hazreti Abdurrahman bin Avf’ın vefatında işte o altınları dağıtan. Hz. Talha var mesela şık giyiniyor, süslü geziyor. Yüzüğünde kıymetli yakut taşı varmış çok kıymetli. Hz. Osman da mesela zengin tüccar Tebük gazasında on bin altın ve mal yüklü bin deve verip Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in duasını almış. Bak on bin altın ve mal yüklü bin deve.

Moşiyah'ın bağışlayıcı ve gönül alıcı ruhunun Yusuf Peygambere benzediği Musevi kaynaklarda geçiyor. Moşiyah'ın yani Mehdi’nin bağışlayıcı ve gönül alıcı ruhunun Yusuf Peygambere benzediği belirtiliyor. Hatta kardeşlerine diyor ki "üzülmeyin eğer siz beni bırakmasaydınız, kuyuya bırakmasaydınız ben bugün Mısır'da güç sahibi olamazdım. Hayır oldu" diyor. Üzülmesinler; halbuki kardeşleri alenen münafıklık yapıyor.

"Hocam hayırlı sahurlar" diyor hayırlı sahurlar "Sizi çok seviyorum Allah için elinizden öperim." diyor. Estağfirullah ben senin elinden öperim.

Çağdaş, “Bu münafığa bir örnek isim verebilir misiniz günümüzde? " Kardeşim mümin olarak biz üstümüze alınacağız. Münafık zaten sen münafık desen adam ne alaka der. Nereden çıkarttın hiçbir şekilde etkilenmez. Ve diyemezsin de zaten münafığı Allah bilir. O alametlerden Müslüman etkilenecek. Tabii. Yani bizzat kendimiz üstümüze alacağız. Nerede görülmüş münafığın ayeti üstüne aldığı? Zaten münafık olmaz ki o zaman o. Ayeti üstüne alıyorsa nasıl münafık olsun o? Mümindir. Münafık asla kabul etmez ayeti. Uyarıyı da asla kabul etmez. Uyarıyı kabul ediyorsa o mümin muttakidir. O zaman biz kendi üstümüze alıyoruz o ayetleri.

Hz. Yusuf (a.s) çocukluktan beri hem çok sevimli, hem gönül alıcı acayip güzel. Müthiş güzel. Annesi çocuk yaşta ölüyor halası büyütüyor Hz. Yusuf (a.s)'u. Hz. Yakup onu yanına çağırdığında halası "ben Yusuf'u çok özlerim gönderemem" diyor. Çünkü çocuğu gibi acayip sevgi dolu. "Komşularım da onu özler bana göndermezler" diyor. Bak komşuları da çok seviyorlar. Babasının "ben de Yusuf'u özlüyorum" demesi üzerine bir hafta halasının bir hafta da Hz. Yakup (a.s)'un yanında bir süre kalmasına karar veriyorlar. Sürekli babasının yanında kalamıyor. Bir oraya bir orda paylaşamıyorlar Hz. Yusuf (a.s)'u. Bak daha çocukken güzel ahlaklı.

İmamı Azam Ebu Hanife talebelerine hepiniz şık giyineceksiniz diyormuş. Talebeleri hep temiz güzel giyiniyorlarmış. Kendisi de her derse başka elbiseyle geliyormuş. Her seferinde başka elbise. Çok zengindi zaten. Sadece bir cübbesi dört yüz altın kıymetinde. Servet yani. Peygamberimiz (s.a.v.) de bin dirhem gümüş kıymetinde Yemen kumaşından cübbe giyiyor. Bin dirhem gümüş o da çok müthiş bir para.

"Hocam bugün ne yaptın izleme?" diyor rakamı vermiş. Bereketi gider sakın söyleme bir daha. "Bu sadece internet ben TV'den izliyorum elhamdülillah maşaAllah" diyor. Hakikaten şu verdiği rakam sırf internet akıl almaz yüksek. Ben hiçbir zaman söylemiyorum bereketine halel gelmesin diye.

Dışarı çıktığımda da ben bunu görüyorum. Evvelsi gün dışarı çıktım aman Allah'ım adım atmak mümkün değil. Hocam resim çektirelim, Hocam resim çektirelim, hal hatır soruyor Hocam nasılsınız diyor. Hep modern çok kaliteli gençler. Genç kızlar ve delikanlılar. Gayet güzel. Bence Türkiye'de bağnazlık tehlikesi diye bir şey kalmamış. Bayağı iyi gençler. Hepsi Kuran'ın yeterliliğini çok iyi anlamış benim gördüğüm. Bundan sonra hiçbir bağnaz gerçek dindar gençleri kandıramaz. Mehdiyet de acayip yayılmış. Türkiye'nin yüzde yetmişi Mehdi bekliyor bu nasıl bir şey? Alanen hayatta diyen var yüzde yetmiş, anket yapılmış. Bu çok şaşırtıcı.

Hz. Yusuf (a.s)'u o kadın biliyorsunuz dedikodu olduğu için getirttirdi diğer kadınların karşısına Hz. Yusuf (a.s)'un dudakları ve dişleri çok çok güzel. Gözleri çok güzel, bakışları çok güzel kadınlar kendileriyle sürekli  muhatap olması için sürekli soru soruyorlardı Hz. Yusuf (a.s)'a. Sırf laf olsun. Sırf onun dudaklarını dişini görebilmek, dişlerinin güzelliğini görebilmek ve gözleriyle temas kurabilmek için, bağlantı kurabilmek için bahane üretiyorlar. Böyle çok kaslı bir vücudu var, uzun bacaklı. Beli ince bayağı geniş omuzlu Hz. Yusuf (a.s). Kumral saçlı, Buğday tenli, kalkık küçük burunlu o yönüyle Hz. Mehdi (a.s)’ye benziyor. Dudakları iri, böyle etli iri dudakları var. Ama kadınlar mahvoluyorlar Hz. Yusuf (a.s)'u gördüğünde. Gelenekçiler buna da tahammül edemiyorlar. Beğeniyorlar işte neyi inkar ediyorsunuz? Yok ya haşa diyor. Doğru güzeldi, kadınlar da çok beğeniyorlardı. Ağrınıza gidecek bir şey yok.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

Masaüstü Görünümü