Harun Yahya

Sohbetler (24 Haziran 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Her yer sevgi” diyelim.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mardin’de ve Hakkari’de PKK’lıların saldırıları sonucu altı askerimiz şehit oldu. PKK’lılar Hakkari’de askeri aracın geçişi sırasında yola tuzaklanan bombayı patlattılar. Burada dört askerimiz şehit oldu. Mardin’de ise bir karakola saldırdılar. Çatışmanın haber verilmesi üzerine saldırıya uğrayan karakola takviye timler gönderildi. Ancak bölgeye takviye gönderilen askeri time PKK’lı teröristlerin pusu kurup ateş açması sonucunda iki askerimiz şehit oldu. Diyarbakır Lice’de de üç askerimiz yaralandı. Şehitlerinizin fotoğraflarını gösterebiliriz.

BÜLENT SEZGİN: Astsubay Mustafa Ayna.

ADNAN OKTAR: Aslan o aslan.

BÜLENT SEZGİN: Şehit Astsubay Mustafa Cevrek.

ADNAN OKTAR: Ağabeyinin aslanı. Nur nur nur yüzü, eli yüzü nur maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Uzman Çavuş Harun Koçak.

ADNAN OKTAR: Ağabeyinin nurlusu aslanı bunlar cennet kuzusu cennet.

BÜLENT SEZGİN: Uzman Çavuş Ali Danıyar.

ADNAN OKTAR: Hepsi birbirinden yakışıklı hepsi birbirinden aslan maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Uzman Çavuş Kerim Örtücü.

ADNAN OKTAR: Abdülkerim maşaAllah aslanıma. Ah benim canıma maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Uzman Çavuş Oğuz Emre Erkoç.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah hepsini nuruyla sarsın, şahadetlerini kabul etsin. Makbul etsin. Allah onların o güzel makamını bizlere de nasip etsin. Müthiş bir şeref müthiş bir güzellik. Cenab-ı Allah’ın seçmesi. Allah yatakta ölüm vermesin şahadet nasip etsin. Allah annelerine babalarına uzun ömür sabrı cemil nasip etsin. Bu şeref dünyada da ahirette de onlara yeter.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Terörle mücadelede askere yasal koruma getiren düzenleme Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Bundan sonra terörle mücadele sırasında meydana gelen olaylarla ilgili açılabilecek bütün davaların muhatabı devlet olacak. Davalar sadece devlet aleyhine açılabilecek.

ADNAN OKTAR: Ben bunu söyleyeli en az iki yıl oldu. En az iki yıl oldu. Defalarca en az yüz kere tekrarladım. Aynı şekilde vatandaş da teröristle karşı karşıya gelirse aynı kanun orada da uygulansın. Bir teröristle vatandaş asker veya polis karşı karşıya geldiğinde vatandaşın sorumluluğu olmasın. PKK’yla karşı karşıya geliyor adam silahlı vatandaş kendini koruyor “niye kendini korudun?” denmeyecek şekilde kanunun değiştirilmesi lazım. Asker de kendini koruyor “niye kendini korudun?” olmaz. Yüz kere söyledim. Allah’a şükür bak daha yeni uygulamaya geçtiler. Fakat böyle şeylerin süratli olmasında fayda var. Bu kadar beklemenin bir anlamı yok. Operasyona savcı gidiyor. Askerin son derece dikkatli olması gerekiyor. Terörist artık adam direkt suratına sıkıyor. Ne yapsın orada bu aslanlar? Tabii ki kendini savunacak. Ne yapabilir başka?

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’nın Ankara Büyük Elçisi John Bass Amerika’nın PYD’yi terör örgütü olarak kabul etmediğini söyledi. “Koalisyon ülkeleri olarak IŞİD’e karşı İncirlik üssü de dahil olmak üzere birçok yerden mücadelemiz sürüyor. Amacımız IŞİD’i en kısa zamanda geriletmek ve yenmek. IŞİD’e karşı savaşan grup ve grupları desteklemeye devam edeceğiz. Biz PYD’yi bir terörist organizasyon olarak kabul etmiyoruz. Ama PKK’yı bir terörist organizasyon olarak kabul ediyoruz ve PKK’nın saldırılarını kınıyoruz.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Ama kardeşim şimdi adam Türkiye sınırından geçiyor PKK’lı oluyor. Oraya geçiyor PYD’li oluyor. Orada bir oyun oynanıyor. Koskoca adam bunu anlamıyor mu? Bir adımda Türkiye’ye geçiyor PKK’lı oluyor. Bir adımda oraya geçiyor PYD’li oluyor. Bir adımda masum oluyor. Bir adımda terörist oluyor. Nasıl oluyor bu? Bu kadar mantıksızlık olmaz. Amerikan kamuoyunun ısrarlı olarak uyarılması bilgilendirilmesi gerekiyor. Hayret edilecek bir mantıksızlık var. Adam Öcalan’ı lider kabul ediyor. Marksist Leninist Stalinist olduğunu söylüyor. PKK’yı desteklediğini söylüyor “fakat biz burada ayrı bir oluşumuz” diyor ve silahlı. Türkiye’de Güneydoğu’nun ayrı bir devlet olarak kendilerine ait olması gerektiğine inanıyorlar. Türk askerine polisine düşman adamlar. Nasıl terörist olmuyor bu?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiltere vatandaşları Avrupa Birliği üyesi olarak kalıp kalmamayı oyladı. Yüzde elli bir ayrılalım dedi. Bu tablonun ardından sterlin 1985’ten bu yana dolar karşısında en düşük seviyeye geriledi. İngiltere Başbakanı Cameron ise istifa edeceğini duyurdu.

ADNAN OKTAR: İstifa edecek?  Hayrettir derin devletin psikopatlığı o kadar şaşırtıcı ki, mesela Osmanlı’daki derin devlet Osmanlı’yı yıkma kararı alıyor. Adam Osmanlı’nın ileri geleni Osmanlı Devleti’nin sadık bendesi olarak bilinmesi gerekir değil mi? Osmanlı’nın yıkılması kararını alıyor. Mesela bu Ergenekon davalarında da görülüyor Türkiye’yi yirmi yediye bölmek istiyorlar. Hayretler içinde kalıyor insan. İngiliz derin devleti İngiltere’yi parçalama kararı alıyor. Hayret edecek bir şey. Normalde imparatorluk amacında olması lazım değil mi? Derin devlet öyle olur diye insan düşünür. Yok tam tersine paramparça edeceğiz diyor. Kendi milletini katlettirebiliyor kendi adamlarına. Hatta kendi derin devletinin mensuplarını da öldürtebiliyorlar. Fransız ihtilalinde ihtilali yapanların büyük bölümünü öldürttüler. Öyle bir manyak yapılanma ki derin devlet, tarifi mümkün değil. Şeytandan aldığı için talimatı. Şeytan diyor ki mesela; “kendi taraftarlarınızı öldürün” öldürüyor “kendi devletinizi parçalayacaksınız” diyor, parçalıyor. “Darwinizm’e inanacaksınız” Diyor, hepsi inanıyor “her yere homoseksüelliği yayın” diyor, yayıyor. Şeytan ne derse hepsini yapıyorlar. Trans haline geçiyorlar kimse o liderleri adam kendini kaybediyor derin trans halinde. Homurdanarak söylüyor şeytan içine giriyor ne söylerse kayda alıp titizlikle yerine getiriyorlar. Böyle bir manyaklık inanılır gibi değil. Ayette de diyor ya “şeytana uyarlar” diyor “artık onları kabuk gibi bağlar” diyor.

CAN DAĞTEKİN: Başka bir ayette de şöyle buyuruyor Allah;  şeytandan Allah’a sığınırım “(Şeytan) Onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara boş bir aldanıştan başka bir şey va'detmez.” (Nisa Suresi, 119-120)

ADNAN OKTAR: Bak boş ve aldanış. Hem boş hem de aldanış. Kendi devletini niye yıkıyorsun? Kendi milletini niye parçalıyorsun? Manyaklık. Osmanlı’yı yıkma kararı alıyor Osmanlı derin devleti. İnanılır gibi değil. Mesela askerleri çok soğuk bir yere götürüyorlar orada şehit ettiriyorlar. Çok şaşırtıcı.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Merkel İngiltere’nin ayrılma kararını değerlendirirken Avrupa açısından tehlikenin yaklaştığına dikkat çekti. “Bölgede istikrarı ancak bir araya geldiğimizde dağlayabiliriz ve ortak değerlerimizi bu şekilde muhafaza edebiliriz. Bu referandum sonuçlarından tarihi bir mesaj çıkarmamız lazım. Avrupa içinde çatışmaların bize çok yaklaştığını görüyoruz.” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok yavaştan alıyorlar. Sen Darwinist materyalist olursan Allah belanı işte bu şekilde verebilir. Tahmin etmediğin yerlerden Allah belayla seni sarabilir ve sarıyor da nitekim. Dolayısıyla Avrupa Darwinizm’in nasıl bir şiddet getireceğini nasıl bir acı getireceğini daha önce tecrübe etti. Birinci Dünya Harbi’nde, İkinci Dünya Harbi’nde tecrübe etti. Ama bundan ders çıkartmadı. Şimdi yeni bir felaket daha yaklaşıyor. Yeni bir bela daha yaklaşıyor. Ama bu belanın felaketin arkasından artık Allah tek çözüm olarak Mehdiyet’i çıkaracak ve Seyyidina İsa Mesih. Birinci Dünya Harbi, İkinci Dünya Harbi çok büyük bir tokattı. Büyük bir felaketti. Darwinist materyalist kafaya mantığa karşı Allah tarafından verilmiş bir belaydı. Şimdi o belanın daha sunturlusu yaklaşıyor. Allah esirgesin.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fransa İç İstihbarat Birimi Genel Müdürü Patrick Calvar ülkenin iç savaşın eşiğinde olduğunu söyledi. İslamcı risklere aşırı derece odaklandıklarına dikkat çeken Calvar tüm kaynaklarını bu yönde kullandıklarını ve aşırı gruplar için yeterli istihbarat bulunmadığını itiraf etti.

ADNAN OKTAR: İşte öyle istihbarat, ezmek, silahla hizaya getirmeye kalkmak, bombalayarak hizaya getirmeye kalkmak. Darwinist materyalist sistemi geliştirmek. Homoseksüelliği körüklemek. İslamofobiyi yaymak. Sonunda tabii ki bu insan dayanamıyor. İnsanların büyük bölümünü delirttiler. Şimdi o delirtmenin o çılgınlığın meydana getireceği felaketi de sezmişler benim gördüğüm “bela adım adım yaklaşıyor” diyor. Sevginin, şefkatin, merhametin kaynağı olan Kuran’a sarılmalarının dışında bir yol yok dünyada eğer Kuran’a dünya sarılmazsa dünya cinnet geçirip intihar eder. Helak olurlar. Ancak Kuran’a sarılırlarsa kurtulurlar. Bütün Avrupa helak olur. Bütün dünya helak olur. İnsanın bünyesi çok zayıf öyle onların yükleneceği gibi değil. Hem Darwinist olacaksın hem materyalist olacaksın adamın üzerine gideceksin döveceksin söveceksin havadan bombalayacaksın. Yok istihbarat diyeceksin. Sokaklarda kovalamaca yaşanacak. Olmadık kepazelik olacak. Adam onu kaldıramaz. Amerikan ordusu cinnet tarzında sürekli intihar ediyor. Günde otuz kişi falan intihar ediyor seri olarak. Kesintisiz devam ediyor. Önü sonu kesilmiyor. İntihar etmek isteyen bu sefer başkasını da öldürmek istiyor. Ancak Kuran’a sarılırlarsa ama hadisle değil. Sadece Kuran’a sarılırlarsa iman hakikatleriyle Kuran mucizeleriyle kendilerini tezyin ederlerse Mehdiyet’in öncülüğünde bu beladan kurtulacaklar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bu ramazan Fatih Belediyesi ilk defa Sultan Ahmet Camisi’nde teravih namazı öncesi ve sonrasında cami üzerinde özel bir ışıklandırma yapıyor. Cami video mapping gösterisi adı verilen sistemle çeşitli renklere büründürülüyor. Fotoğraflar da vardı.

ADNAN OKTAR: Bir daha oku bakayım bu haberi.

KARTAL GÖKTAN: Bu ramazan Fatih Belediyesi ilk defa Sultan Ahmet Camisi’nde teravih namazı öncesi ve sonrasında cami üzerinde özel bir ışıklandırma yapıyor. Cami video mapping gösterisi adı verilen sistemle çeşitli renklere büründürülüyor.

ADNAN OKTAR: Kim bilir kim vermiştir bu aklı. Onlar da bunu hemen kabul etmişler. Böyle gökkuşağı renkleri falan kullanılmış. Bir zevksizlik açık açık da görülüyor. Karmakarışık. Biri diyor ki “turp heykeli dikelim çok iyi olur” diyor öbürü de diyor ki “sucuk heykeli dikelim öyle çok güzel oluyor” biri de diyor ki “gökkuşağı renkleriyle camiyi ışıklandıralım” diyor “çok güzel olur” diyor neyin ne amaçla yapıldığını anlamıyorlar. Yani sadece ne deniyorsa yerine getiriyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Birleşik Krallığın Avrupa Birliği referandumunda Kuzey İrlanda ve İskoçya vatandaşları büyük oranda “AB’de kalalım” dediler. İskoçlar 2014’te Birleşik Krallıktan ayrılma referandumu yapmıştı ancak sonuç kalması yönünde olmuştu. Şimdi AB’de kalma için yeniden referanduma gidip Birleşik Krallıktan ayrılabileceklerini iddia ediyorlar İskoçlar.

ADNAN OKTAR: İngiltere niye kendini parçalama kararı aldı anlayabilene helal olsun. Çok çılgınca İngiliz derin devletinin kararı. Ben Türkiye’de de çok şaşırmıştım. Derin devletin böyle bir karar alması. Ben zannediyordum ki derin devlet Osmanlı’yı ister, Turan ister falan değil mi öyle olur derin devlet dediğin insan öyle tahmin eder. Bilakis paramparça yapmak istiyor Türkiye’yi. Hayret ediyor diyor ki “parçalanarak büyüyeceğiz” diyor. Parçalanarak helak olursun sen. Sen kimi kafalıyorsun. Nerede görülmüş parçalanarak büyüme. Parçalanarak un ufak olursun. Değil mi? Mesela cevizi, sen çekiçle vurursan paramparça edersin. Darmadağın olur yani. Darmadağın olduğunda yok olur.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İngiltere’den sonra Hollanda’nın Fransa’da aşırı sağcı liderler ülkelerinde aynı referandumun yapılması yönünde çağrılar yaptılar. Diğer ülkelerin de tek tek Avrupa Birliği’nden çıkmaya başlayabileceği iddia ediliyor.

ADNAN OKTAR: Türkiye de büyük bir hırsla Avrupa Birliği’ne girmenin peşindeydi. Avrupa Birliği’nin dağılacağını yıllar önce söylemiştik yıllar önce. Çünkü sevgi birliği değil. Biz birleştirdik demeyle birleşme olmaz. Mesela Tayyip Hocam da iyi niyetle İslam ülkelerini bir araya getiriyor.  Başkan da seçtiler. Adamların içinde ruh olması lazım. İman ve aşk şevk, sevgi olması lazım. Önce bunun verilmesi gerekiyor. Adama yol yapmakla, köprü yapmakla bir şey elde edemiyorsun. İslam ülkeleri bir kere birleşip Darwinizm’i ortadan kaldırma kararı almaları lazım. Sırf Türkiye değil. Tayyip Hocam İslam ülkelerini toplasın. Desin “Biz Müslümanız elhamdülillah. Ama Bütün İslam ülkelerinde Darwinizm mecburen okutuluyor. Bu mecburiyet nerden geliyor. Bunu kim verdi, bu kararı? Biz buna niye mecburuz?” Bizi asker polis zoruyla buna teşvik eden yok. Bu İngiliz derin devletinin bir uygulamasıydı ilk yıllarda. 1800’lü yıllarda İslam âlemi zayıf olduğu için her yerde mecbur etmişler. Mısır’da Türkiye’de orda burada Darwinizm uygulamış mecbur etmişler ama. Şuan onların yakasına yapışacak bir güç yok. O yüzden “İslam ülkeleri olarak biz ortak karar alalım. Darwinist eğitimi ortadan kaldıralım” desin. Tayyip Hocam ilk hayırlı uygulamayı bir buradan başlasın. Sonra bütün ülkelerde İslam ülkelerinde Kuran’ın yeterliliği, iman hakikatleri, Kuran mucizeleri ders olarak okutulsun. Karar alsınlar. Hangi ülkeye yapabiliyorsa yapsın. Yani yapamayabilir belki Türkiye ama Suudi Arabistan yapar, İran yapar her yer yapar. Pakistan yapabilir. Mısır yapabilir. Darwinizm’i bir kere ortak hepsi birden ortadan kaldırabilir. Kaldırabilirden kastımız şöyle Darwinizm okunmasın, duyulmasın değil. Darwinizm’i kapsamlı ve detaylı anlatsınlar daha kapsamlı. Fakat “cevabı budur” desinler. “cevabı budur ve yanlış bir teoridir. Yanlışlığının nedeni de budur” diyecekler. Bütün İslam ülkelerinde bunun olmasıyla ilgili bir karar alınması lazım. Tayyip Hocam bu yiğitliği bir yapsın. İslam ülkelerini hemen bir toplasın. Değil mi? Yıldırım hızıyla. “Arkadaşlar bütün İslam ülkelerinde ateist eğitim var. Türkiye’de de var, her yerde de var. Darwinist materyalist eğitim yapıyoruz. Hem Müslüman olduğumuzu söylüyoruz ama Darwinist materyalist eğitim bütün Müslüman ülkelerin ana eğitim programı. Gelin bunu düzeltelim. Gelin bunun doğrusunu yapalım.” Şeklinde tavsiye kararı alsınlar. Uygulama kararı da alsınlar. Mesele bitsin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiltere’de üç milyon kişinin işi doğrudan İngiltere’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasına bağlı. Bu nedenle ayrılan ülke açısından ekonomik ve siyasi olarak çok olumsuz sonuçlanacağı söyleniyor. Bu mali bir krize sebep olabilir deniyor. Cameron AB’den ayrılmaya karşı çıkmıştı. Sebebi olarak da “eğer ayrılırsak batarız” demesi.

ADNAN OKTAR: İşte bak batacağını bilerek de yapıyorlar. Ama anlayabilene helal olsun. Neden İngiliz derin devleti böyle bir karar aldı bunu anlamak mümkün değil. Yine bir şeytanlık vardı altında ama nasıl bir şeytanlık yatıyor bilmiyorum. Geniş çaplı bir helak da düşünüyor olabilirler. Geniş çaplı İngiliz kanı akmasını düşünüyor olabilirler. Her şey olabilir.

Orhan, şehit olmak Müslüman için şereftir. Müslüman olmayan için tabii ki sıradan bir ölüm olarak görülür. Bizim imanımızın gereği böyle düşünüyoruz. Sen buna katılmıyor olabilirsin. Ateistsen inanmıyorsan sana bir sözümüz olmaz. Bizimle aynı görüşte ol aynı inançta ol diye seni zorlamıyoruz. Ama bizim imanımıza göre inancımıza göre Allah yolunda bedeni yok edilen bir insan sağdır, ölmemiştir şehit olmuştur. Bizim inancımız bu. Ama senin inancına da ben saygı duyarım. İnanmıyorsan inanmıyorsundur.

Münafıklar için en önemli şeylerden birisi o devrin şeytan olan liderini bulabilmek. Ve o şeytan olan liderin yapılanmasına katılabilmek. Bu nedir? Derin devlet. Onun için her münafık derin devleti arar. Yani ya onun bir aşamasını arar yahut direkt merkeziyle bağlantı kurar. Yancının yancısı da olur. Bazen yancının yancısının yancısı olur ama o zincirle derin devlete bağlanmak konusunda kararlı olur. Araf Suresi, 113’te “Sihirbazlar Firavun'a gelip dediler ki: “Eğer biz galip olursak” bak, Müslümanlara karşı mücadele edecek ve galip oluyor. “Müslümanların aleyhine savaşırsak, Müslümanlara zarar verirsek” diyor. “herhalde bize bir karşılık (armağan) var, değil mi?” diyor. Müslümanlarla uğraşıp Müslümanlara kötülük yapınca bir karşılık alacağını umuyor. Araf Suresi, 114, şeytandan Allah’a sığınırım. Firavun; “Evet” dedi.” Hemen “evet” diyor. “(O zaman) Siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız.” Yani “derin devletin hampası, yancısı, uşağı olacaksınız yeni yeni pislikler yapabilmek için. Hem nemalanacaksınız” diyor. İşte “çorba dağlarından çorba, et dağlarından et ve cennetimde sizi ağırlayacağım” diyor. Hadiste var ya deccalın “çorba dağları, et dağları” diyor. Yani o onu öyle görür münafık. Uçsuz bucaksız yiyecek deposu, uçsuz bucaksız eğlence yeri olarak görür derin devletin hâkim olduğu bölgeyi ve derin devletin gücünü.

Münafıklarda ırkçılık bir hastalıktır. Irk hayranlığı vardır. Her derin devlet kendi ırkını dünyanın en büyük en yüksek ırkı olarak görmüştür. Mesela Firavun zamanında Firavun, Nemrut zamanında Nemrut. Mesela İngiliz derin devleti Anglosakson ırkını en üstün ırk olarak görür. Yancıları da başka ırktan olmalarına rağmen yani derin devletin yancıları başka ırktan olmalarına rağmen o ırkın yalakası, yancısı ve hayranı olurlar. Köpek gibi hayran olurlar böyle. Kendinin de aşağı bir ırktan olduğuna inanıp, daha da kendini aşağılık görerek o köle ruhunu daha da geliştirip derin devletin köpeği haline gelirler. Ve o derin devlet adına, o ırkçı yapılanma adına o ırkın savunucusu olur. Bak, kendisiyle alakası olmamasına rağmen o ırkın yancısı olur. Fetih Suresi, 26’da, şeytandan Allah’a sığınırım. “Hani o inkâr edenler,” münafıklar “kendi kalplerinde, 'öfkeli soy koruyuculuğunu, cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları zaman,” münafıktaki ırkçılığın vasfını Allah nasıl açıklıyor bak. Irk savunmasından dolayı diğer ırklara karşı öfke duyuyor. Mesela Kürt’e, Türk’e, Arnavut’a, Çerkez’e, Alman’a, kim varsa. Bak, öfkeli görüyor musun? Nefretle ifade ediyor diğer ırklara karşı kinini. “'öfkeli soy koruyuculuğu” Yani ırk koruyucusu, ırk propagandisti ve ırk yalakası. Gece gündüz o ırkı savunuyor ama öfke dolu diğer ırklara karşı. Onun için Kuran, “öfkeli soy koruyuculuğu” öfkeli ırk koruyuculuğunu, “cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları zaman,” Kışkırtma ne? Sürekli onun propagandasını yapıyor. Halkın içinde “falanca ırk çok aşağıdır. Falancası çok kötüdür. Bunlar işte şöyledir, böyledir.” Ne kadar çirkin ifade varsa diğer ırklara sayıyor. Ama hayran olduğu ırkı sürekli yüceltiyor. “Ama onlar bir başka” diyor. Mesela “Anglosakson ırkı bir başka” diyor. Firavun devrinde de aynısını Firavun yaptı. Nemrut devrinde de Nemrut. Mesela Yecüc Mecüc zuhur ettiğinde de yine öfkeli soy koruyuculuğu, ırkçılıkla ortaya çıkacaklar Yecüc, Mecüc. Dünyanın en üstün ırkı olduğu iddiasıyla ortaya çıkacak. Yani faşist bir hareket olarak çıkıyor. En yüce, en büyük ırk olduğunu iddia ederek. Yecüc ve Mecüc bütün diğer ırkları yok etme azgınlığında olacaklar. Onun için akıl almaz katliam yapacaklar Yecüc ve Mecüc. “…öfkeli soy koruyuculuğunu” öfkeli ırkçılığı “kılıp-kışkırttıkları zaman,” yani propagandasını yaptıkları zaman “hemen Allah; elçisinin ve mü'minlerin üzerine '(kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu' indirdi” Yani Müslümanlar tevekkül ediyorlar. Sakin davranıyorlar. “ve onları "takva sözü" üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu.” Onlar Kuran’a, takvaya, samimiyete tam sarıldıkları için onları kararlılıkla ayakta tutuyor, Müslümanları. O ırkçı öfkeli soy koruyuculuğu, öfkeli ırkçılığın azgınlığından Allah onları koruyor. “Zaten onlar da” müminler de “buna layık ve ehil idiler.” Diyor Allah. “buna layık ve ehil idiler.” Yani eğitilmiş, ehlileşmiş, o bilgiyi almış, kendini yetiştirmiş. “Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” “Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.” (Şuara Suresi, 53) Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçek şu ki” müminler için diyor “bunlar azınlık olan bir topluluktur;” (Şuara Suresi, 54) “zayıf olan bir topluluktur” diyor Müslümanlara. "Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler.” (Şuara Suresi, 55) Yani ezecek ya saldıracak ya onun alt yapısını oluşturuyor. Hâlbuki öfkeyi besleyen onlar. Onlar sadece gitmek istiyor oradan, o kadar. “'Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi).” (Şuara Suresi, 56) “Üstünüz” diyor. “Zekâca, akılca her yönden biz üstünüz” diyor. “Böylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini)” yani derin devleti “bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık;” (Şuara Suresi, 57) “devletlerini, milletlerini yıktık” diyor Allah. “Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da.” (Şuara Suresi, 58) Yani mesela Lord oluyor adam. “Lord”luğu kalmıyor. Sarayı var, sarayı kalmıyor. Yani derin devleti Allah yıkıyor. “İşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı” yani müminleri “mirasçı kıldık.” Demek ki İngiliz derin devletinin de yıkılma vakti geldi Kuran’ın işaretiyle. (Şuara Suresi, 53-59)

Bak, “Çare İslam Birliği” diye bir etiket yapmışlar. Demek ki çalışmalarımız çok güzel netice veriyor. “Çare İslam Birliği” şu an bir numaraya gelmiş, maşaAllah. Kendimiz evdeyiz ama fikirlerimiz iktidar. Yani bu güzel üslubu daha önce hiç duymuyorduk. İslam Birliği’ni hiç duymuyorduk. Her yerde İslam Birliği’nden bahsediliyor artık. İttihad-ı İslam’dan bahsediliyor. Ama yoğun ve ısrarlı, kararlarımız sonucunda Allah bu güzel neticeyi verdi.

Derin devlet psikopat oluyor yani şiddet ve dehşet uyguladığı için onun yancı ve yağcıları, yalakaları köpek gibi sadakat gösteriyorlar. Mesela Müslümanların yanında küstahlık, itlik, çakallık yapan münafıklar derin devletin karşısında çok çok saygılı, hürmetli, çalışkan, azimli, çok dakik ve ataktırlar. Mesela derin devlet tehditlerinden bir tanesi bak, Araf Suresi, 123-124 “…Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz.” Derin devlet tehdidi. “Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim.” İşte bunu duyunca dehşete kapılıyor. Ama Müslümanların yanında küstah ama derin devletin yanında yalaka. Namussuzluk da yapar, kendini de satar. Muhbirlik de yapar. En adi aşağılık işleri de yapar. Yeter ki derin devlet onu koruyup kollasın. Mesela sihirbazlar geldiğinde, sihirbazlar galip geldiğinde Hz. Musa (a.s)’ın şehit edileceği belli. Çünkü onu yalancı konumuna getirmiş olacaklar hâşâ. Onun öleceğini bildikleri halde yani şehit olacağını bildikleri halde bu teklifi kabul ediyorlar. “Ama” diyorlar “bize devlet derin devlet desteği olacak mı? Çıkar sağlayacak mısınız?” diyor. Yani sonucu belli. Müminlerin nereye gideceği, ne olacağı, nasıl helak olacağı, derin devletin elemanlarınca önemli görülmez. Münafıklarca önemli görülmez. O sadece güzel yaşamanın peşindedir. Mesela Yusuf kıssasında da kadın, hapse konuyor Hz. Yusuf (a.s), umurunda değil. Ömür boyu hapiste geçecek, umurunda değil. Hapse koymuş, unutmuş. Bak, bir genç, yakışıklı bir genç ömür boyu hapiste kalıyor umurunda olmuyor bir münafık için. Aynı şekilde o ilk aşamada büyücüler veyahut işte o sihirbazlar münafık karakteri gösteriyor ve çok acımasızlar. Hz. Musa (a.s)’ın şehit edilmesini sağlayacak bir eylemi gerçekleştiriyorlar ama sadece menfaat karşılığında. Fakat feci şekilde de korkuyorlar derin devletten. Çok saygılılar derin devlete karşı. Bütün münafıklarda bu vardır.

Dün Almanya’da sinemadaki silahlı saldırgan da aynı şekilde homoseksüelmiş. Dedim ya “cinayete çok yatkın oluyor homoseksüeller” diye. Bak, bu da homoseksüel.

Münafıkların velisi yani koruyuculuğunu yapan tağut, derin devlet oluyor. Münafığa destek olur. Tağut yani derin devlet bir insanı nurdan karanlığa çıkarıyor. Nur içindeyken karanlığa çıkarır Kuran’ın ifadesiyle.

Sekizinci sırada “Türk birliği diyoruz” diye bir etiket varmış ama İslam ruhuyla beslenmemiş bir Türklüğün bir anlamı yok. Zaten Allah helak eder öyle bir birlikteliği. Öyle bir güç olmaz ırka dayalı. Zaten Türk ırkı diye sarf bir yok. Ama imandan kaynaklanmayan bir birliğin hep helak olduğunu tarihte gördük. Yani imana dayalı olmayan bir birlik, İslam’a, Kuran’a dayalı olmayan bir birliğin başarı imkanı hiç yoktur. Irkla hiçbir şekilde adım atılamaz. Çünkü zaten saf ırk bulamazsın. Bulsan da Allah ona bereket vermez, imkan vermez, yol vermez, güç vermez. Dolayısıyla İslam’dan kaynaklanan Türk-İslam birliği dese olur. Yani kökeni, ruhunu İslam’a bağlamış, İslam ruhuyla hareket eden bir birliktelik; Arap da olur onda, Kürt de olur, Çerkez de olur, hepsi olur. Büyük bir güç olur. Ama sen mesela Türkiye’ye gelsen, Türkiye’de sen bir Türk birliği kuracağım diyorsun. Gel, Kadıköy’den başlayalım. Bana bir tane Kadıköy’de saf Türk bul. Bir tane bulamazsın. Gidelim Adana’ya, bir tane saf Kürt bulamazsın. Ya Çerkezlik vardır kanında ya Kürtlük vardır ya Abazalık vardır. Böyle bir şey olmaz. O zaman saf ırkın zaten teknik olarak imkanı yok, olsa da Allah yol vermez zaten. Daha önce Osman Nihal Atsız’sın ekibinde öyle bir kafa vardı. Sadece Türk ırkçılığına dayalı bir mantık. Allah yol vermedi. Ama mesela Milliyetçi Hareket Partisi; “İslam ruhuyla beslenmeyen bir Türkçülüğün hiçbir anlamı yok” dedi. “Türklük bedenimiz, İslamiyet ruhumuz” dedi. Yani cesedimiz Türk dedi bizim ama ruhumuz İslam. Öyle olunca Ermeni de, Çerkez de, hepsi Türk-İslam Birliği’nin içerisinde bizim iman kardeşimizdir. Ama öncü ruh, hakim ruh İslam olması gerekir.

Mesela şuan İngiliz derin devleti Anglosakson kökenli bir derin devlet yapılanması. Ama mesela Pakistanlılar var, Hindular var, Bangladeşliler var. Hayranlar onlara, İngiliz derin devletine. Halbuki İngiliz derin devleti onları çok aşağılık görüyor, aşağılık ırk olarak görüyor. Onu da kabul ediyor. Ama o Anglosakson ırkının üstünlüğünü böyle ağızlarından köpükler saçarak büyük bir heyecanla anlatıyorlar. Hayret edilecek şey. Adam seni aşağılıyor; kabul ediyor aşağılanmayı. “Ama o büyük bir ırk” diyor. Türkiye’de de var, Mısır’da da var, Pakistan’da da var, her yerde var Anglosakson hayranlığı. Kendisinin alakası yok bu ırkla. Ama hayranlıkla o ırkın propagandasını yapıyor. Diğer ırklara da öfkeli soy koruyuculuğu denilen -Kuran’da belirtilen- öfkeli ırk koruyuculuğunu yapıyor. Diğer ırklara karşı azgın ve çirkef bir öfke böyle kahpe bir öfke ama Anglosakson ırkına karşı da yalaka ve aşağılık bir hayranlık. Bu çok eski bir gelenek. Yani en az 150 yıllık bir kökeni var. 150 hatta 200 yıllık kökeni var. Osmanlı’da da vardı Anglosakson hayranları. Seni Türk görüyor adam aşağılık görüyor; hiç önemli görmüyor. “Üstün ırk onlar” diyor. Türk olduğu halde mesela Kürt ırkını aşağılıyor. Veyahut kendi ırkından olan Türkleri aşağılıyor. Veyahut Lazları aşağılıyor. Ama Anglosakson, İngiliz derin devletinin ırkını göklere çıkarıyor. Yani ırk anlayışını, ırkçılık mantığını. Halbuki insanlar ırka göre değil takvaya göre üstün olur. Kuran, açıkça belirtiyor Cenab-ı Allah. Çünkü ne zeka farklılıkları var, ne akıl farklılıkları var, ne yetenek farklılıkları var. Hepsi birbirine eşit. Sadece çalışkanlık ve iradeyle olay farklılık gösteriyor.

Münafıklarda tağut, derin devlet sistemi Allah inancından daha güçlüdür. Yani Allah’tan daha şiddetli bir bağla bağlıdırlar tağuta, derin devlet yapılanmasına. Ve ırkı da böyle ilahlaştırırlar adeta. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi?” Yani Kuran, Tevrat veya İncil’den bilgilenen, o konuda bilgisi olanların halini görmedin mi? “Onlar, tağuta ve cibt'e inanıyorlar” Yani derin devlet yapılanmasına. “ve diğer inkar edenler için: "Bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır" diyorlar.” (Nisa Suresi, 51) Münafıklar öyledir. Mesela Müslüman’ı beğenmez ama küfrü beğenir. Yani derin devlete hayran olan küfürden diğer grupları da beğenir. Mesela Pakistanlı oluyor, Hindistanlı oluyor, Bangladeşli oluyor, Mısırlı oluyor, Suriyeli Iraklı oluyor, orada fark etmiyor. Sadece derin devlete hizmet ediyor mu etmiyor mu ona bakıyor. Eğer derin devletin hizmetindeyse ve küfür içindeyse; "Bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır" diyor yani adece derin devlet yalakası mı değil mi ona bakıyor. Halbuki ırk hiç fark etmez. Hepsi birbirinin aynıdır. Hepsi Adem (a.s)’ın evlatları. Tek anneden babadan olmuş. Yani nasıl fark olsun ki? Hepsi Hz. Nuh (a.s)’un evlatları. Nasıl fark olsun? Tağut; insanları azdıran her şeye deniyor. Yani derin devletin küfür için kullandığı her şey.

Münafıklar her şeyin derin devlet mantığıyla değerlendirilmesini, tağut mantığıyla değerlendirilmesini isterler. Mesela Nisa Suresi 60’ta derin hayranlıklarından dolayı Allah’tan daha çok saygı gösterirler. Allah’a zaten saygısı olmaz münafığın. “Bunlar,” Bu münafıklar. “…tağutun önünde muhakeme olmayı istemektedirler;” Yani derin devletin hakimleri, gazetecileri, televizyoncuları kim varsa ve o ekipte olan yazarlar, çizerler kim varsa, onların kendisini değerlendirmesini istiyor, Müslümanlara karşı. Eğer Müslümanlara karşı bir azgınlık yaparsa; benim kararımı onlar versin diyor. Zaten sen onlardan yanasın. Sen de pisliksin, derin devletin yalakaları da pislik zaten. Yani domuzun şahidi uyuz köpek olmuş oluyor. Biz farkı yok yani. “oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır” diyor Allah. “Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.” Zaten şeytan asıl liderleri olduğu için uzakta olması da fark etmiyor şeytanın. Ta İngiltere’den ta Bangladeş’te, Pakistan’daki avanağı, yancıyı kontrol edebiliyor. Onu ırkçı bir deli haline getiriyor. Kendi ırkının propagandisti haline getiriyor. İt gibi yalakalık yapıyor. Anglosakson ırkının böyle ukala, züppe, ahlaksız yancısı oluyor. Ve diğer ırklara da ağzından köpükler saçarak azgınca kinini kusuyor. Kuran’da, öfkeli ırk koruyuculuğu olarak bunu belirtiyor.

Elçiler hep derin devletlere karşı, bu şeytani yapılanmaya karşı ümmeti uyarmışlar. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun,” diyor Cenab-ı Allah, “Biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan” Deccaliyetten yani derin devletten. “kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik.” Ahir zamanda da Mehdi (a.s) bu konuda görevli, inşaAllah. “Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu.” Artık sapıtmış yani derin devletin uşağı olmuş. “Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.” (Nahl Suresi, 36) Allah hepsini helak ediyor.

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler” münafıklar “ise tağut” deccaliyet, derin devlet “yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla” yani derin devlet taraftarlarıyla “savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.” (Nisa Suresi, 76) Bak kendileri bile ayakta duramıyorlar, derin devlet görüyorsunuz. Devrin devlet yani Firavun, deccal yapılanması bir ideoloji koyar ortaya. Yani bir İslam anlayışı koyar yahut bir bakış açısı. Nedir mesela İngiliz derin devletinin? Rumilik tarzında olursa kabul ederim İslam’ı diyor. Yani homoseksüellik serbest olacak, tabii onların yorumuna göre. Darwinist olacaksın, materyalist olacaksın, Kuran’a karşı olacaksın, Allah’a karşı olacaksın -haşa- Peygamber (s.a.v.)’e karşı olacaksın -haşa- ama Rumi olacaksın. Mevlana’nın Mesnevi’sini okuyacaksın. Bunun dışında müsaade etmem” diyor. “Bombalarım sizi havadan, yakıp yıkarım, üstünüze PKK’yı salarım, sizi birbirinize düşürürüm, mezhep savaşları çıkarırım. Her türlü rezilliği yaparım” diyor derin devlet.  

BÜLENT SEZGİN: İngiltere’deki Müslüman gruplara; “Eğer Quilliam Vakfı’na bağlı olursanız size destek veririm” demişti hükümet.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bir daha söyle.

BÜLENT SEZGİN: İngiltere’deki Müslüman gruplara; “Eğer Quilliam Vakfı’na bağlı olursanız, onun dediklerini yaparsanız size destek veririm.”

ADNAN OKTAR: Bak, bu İngiliz derin devletinin talimatı aslında. Quilliam Vakfı homoseksüelliği savunuyor, Darwinist ve materyalist.

Türk-Musevi cemaati; “Mardin ve Hakkari’de şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine, milletimize sabır ve baş sağlığı, yaralılara acil şifa dileriz” diyor. Bak görüyor musun Türk-Musevi cemaati diyor bunu, Türkiye’de. “Mardin ve Hakkari’de şehit olan askerlerimize…” Kendi askeri olarak görüyor. Bu çok önemli. “Allah’tan rahmet…” Ve şehit olduğunu kabul ediyor. “…ailelerine, milletimize sabır ve baş sağlığı, yaralılara da acil şifa dileriz” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Londra’nın bağımsız bir devlet olması için birçok kişi imza vermişler. Yeni devletin liderinin de Başkan Sadiq Khan olmasını teklif ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Homoseksüel savunucusu Sadiq Khan?

BÜLENT SEZGİN: Evet.  

ADNAN OKTAR: İşte tamam. Bu da İngiliz derin devletinin yeni bir atağı gibi görünüyor. Yeni bir tavsiyesi gibi görünüyor. Çok çok dikkat etmek lazım. Herhalde artık sıkıştı İngiliz derin devleti. Çünkü deccaliyet böyle ani ve vahşi bir çıkışla ortaya çıkması, kendini parçalayacak bir vahşilikle hareket etmesi manidar. Çünkü diyor ki; “Deccal ancak üzerine gidildiğinde ve ona hakaret edildiğinde ortaya çıkar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Şimdi bunlar da köşeye sıkıştılar. Ne yapacaklarını şaşırdılar.

“Tarihte Amerika’da ırkçılığın en önemli temsilcileri Protestan İngiliz kolonicileriydi. Burada doğan ırkçılık, -Anglosakson ırkçılığı olan yapılanma- İngilizce konuşan ırkların diğerlerinden üstün olduğunu savunan bir öğreti geliştirmişti.” Mantığa bak da hizaya gel. “Bu öğreti emperyalizme güç verdi o zamanlar. Amerikalı Protestan din adamı Strong, sosyal Darwinizm’le Protestan öğretisini birleştirerek Anglosakson ırkının üstün bir ırk olduğunu ve Kızılderilileri Tanrı’nın izniyle yok etme hakkına sahip olduklarını öne sürdü.” Ve sonra Kızılderililere saldırmaya başladılar. Bak ta 150 sene önceki olay bu. Protestan İngiliz kolonicileri; dini kullanıyorlar, Hristiyanlığı kullanıyorlar. Halbuki Hristiyanlıkla da alakaları yok. Burada doğan ırkçılık, Anglosakson ırkçılığının temeli. İngilizce konuşan ırkların diğerlerinden üstün olduğunu savunan bir ideoloji. Yani mantıksızlığın artık hat safhası bu.

Güney Afrika’da görev yapan, 1853-1902 yılları arasında yaşadı bu kişi. Seshill Roots diyor ki; “Neden biz de gizli bir cemiyet oluşturmayalım?” Yani derin devlet yapılanması. “Bu öyle bir cemiyet olacak ki amacı Britanya İmparatorluğu’nun genişlemesi ve Amerika gibi büyük bir kaybı telafi etmek için tüm uygarlaşmamış toplumları İngiliz yönetimi altına almak olacak.” Kimleri kastediyor? Türkiye, Pakistan, Hindistan, Bangladeş, Mısır, İslam ülkeleri. “Ve böylelikle Anglosakson ırkını tek bir imparatorluk haline getireceğiz” diyor. Ve bunun yalakaları var Pakistanlı, Hindistanlı. Türkiye’den Anglosakson yalakaları var. Derin devlet yalakaları var. Irk üstünlüğünün bir mantığı var mı? Senin ne özelliğin var? İngiliz derin devletine bakıyoruz, adamlar homoseksüel, Darwinist ve materyalist. Bu mu ırkçılığın sana getirdiği fayda? Hepsi Hz. Adem (a.s)’ın evlatları olduğuna göre nasıl ırkçı mantık bulabiliyorlar? Her ırk birbirinin aynısıdır. Hepsi insandır. Zeka seviyeleri de aynıdır, akıl seviyeleri de aynıdır, yetenekleri de aynıdır. Sadece eğitim, başka bir şey değil. Eğitim ve iman, samimiyet.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kocaeli'de genç bir kadın boşanmak istediği eşi tarafından öldürüldü. Katil adam karısını öldürdükten sonra intihar etti. Saldırganın sosyal medya hesabında karısının evliyken kendisine verdiği yılın eşi sertifikasıyla resim çektirip paylaştığı ortaya çıktı. Vefat eden kadın kocası için sertifika da "Aşkın en zorlu hallerinden sorunsuzca geçerek kalbinde beslediği sonsuz sevgisini ispatlayan ve yuvasına bağlılığını ispat eden eşim bu sertifikayı hak etmiştir" yazmış.

ADNAN OKTAR: Genellikle ruh hastası oluyorlar. Ruh hastası insanlar hep tımarhanede olmuyor sokakta da geziyorlar. Cinayete yatkın, şizofren oluyor kadın farkına varmıyor. Adam kadını da öldürüyor, kendini de öldürüyor. Halbuki dengesiz olduğunu anladığı an gerekli sağlık kuruluşlarına haber verip gerekli tıbbi tedbirin alınması gerekir. Mesela şizofrenle ilgili ilaç kullansa adam bunlar olmaz. Ama şizofren zaten çok sık eylem yapan bir kişi olmuyor. Hayatında bir kere veya iki kere yapıyor. O da genellikle cinayetle sonuçlanıyor. Onun için böyle tiplerin sürekli gözetim altında tutulması lazım. Sürekli ilaç almaları gerekiyor. Ailesinin ilaçlarını muntazam takip etmesi gerekir. Normal bir insan gidip karısını öldürüp kendini de öldürmez hasta belli. Ama tabii asıl olan sevgisizlik, hasetlik, kıskançlık. Bunalımlı dengesiz toplumda çok fazla insan var. Allah koruyor insanları. Cinayete yatkın çok fazla insan aramızda geziyor. Buna karşı bir alınan tedbir yok. Halbuki dünyanın yaratıcısı dünyanın nasıl kullanılacağını da bize söylüyor. Dünya ancak Kuran'la normal yaşanacak gibi oluyor. Kuran'ı olmadığında dünya deli bir dünya oluyor, dengesiz bir dünya oluyor. Cinayet, anarşi, terör, savaşlar, kargaşa müthiş bir rezalet bütün ortalığı kaplıyor. Bak şu anda da öyle. Dünya adeta sarhoş gibi şu an. Sürekli her yerde kan akıyor. Çünkü dünya Allah'ın dediği sistemle idare edilmiyor. Halbuki Kuran ahlakının hakim olması gerekiyor dünyaya. O şekilde normal yaşanacak gibi yaratmış Allah. Dünyayı yaratan Allah bunun normal kullanılması için böyle bir sistem gerekiyor diyor. Eğer bu sistemi kullanmazsanız bu dünya sizi yakar diyor. Hasta olur dünya diyor. Nitekim de öyle oluyor. Mesela tevekkülsüzlük, Allah'a inancın olmaması, iman zafiyeti insanları ruh hastası yapıyor. Ruh hastası olunca aşırı şüpheci, intikamcı, kindar, sinirleri bozuk, sabredemeyen, şefkat gösteremeyen anormal insanlara dönüşüyorlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiltere'nin deniz aşırı toprakları Avrupa Birliği’nden ayrılma konusunda İngiltere'yle aynı fikirde değiller. Bu durumun sorun yaratacağı hatta savaşa kadar gidebileceği belirtiliyor. Örneğin tek komşusu İspanya olan ancak İngiltere toprağı olarak geçen Cebelitarık'ta yüzde doksan altıyla AB’de kalalım dedi. Bunun üzerine İspanya Cebelitarık'ın egemenliğine almak üzere harekete geçti.

ADNAN OKTAR: Nasıl yapacakmış? Harekete geçmesi için tankla topla orayı istila etmesi gerekiyor. O biraz sıkar. Yani kalbini sıkar. Öyle bir yöntem olmaz bu devirde.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK yandaşları Avusturya'nın başkenti Viyana'da PKK, YPG paçavraları ve Öcalan'ın fotoğrafının bulunduğu bir stant açtı. Daha önce de Belçika'nın başkenti Brüksel'de örgüt yandaşlarının stant açmasına izin verilmişti.

ADNAN OKTAR: Türkiye'de serbest bırakıldığına göre övünüyor ya Bülent Arınç "PKK bayraklarını serbest bıraktık" diyor. "Öcalan posterlerini de serbest bıraktık, sayın denmesini de serbest bıraktık" diyor. Sen paçavra diyorsun ama adam başka türlü konuşuyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mardin'de bugün askerlerimizin şehit olmasının ardından halk ellerinde Türk bayraklarıyla yollara döküldü. Saldırının yaşandığı jandarma karakolundan hükümet konağına doğru "Kahrolsun PKK, Öcalan'ın itleri yıldıramaz bizleri" diye sloganlar atarak yürüdüler. Fotoğraflar var.

ADNAN OKTAR: Bunu demeyle olmaz fikri mücadele gerekir. Bu tabii öfkesini belirtmek için bir yöntem. Protesto edebilir ama PKK'yla mücadele onun fikirleriyle mücadeleyle olur. Fikriyle mücadele etmeyerek slogan atarak hiçbir netice alınmaz. Darwinist materyalist düşünceye karşı, Marksist Leninist düşünceye karşı bilimsel karşı propaganda yapılması lazım. Yoksa istediğin kadar bağır. PKK zaten "bağırttırıyoruz" der. "Acı çektiriyoruz, ağlatıyoruz" der ve devam eder. Bir şey değişmez.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK saldırılarına karşı güvenlik önlemlerinin artırıldığı Diyarbakır'da belirlenen alanlara, üç katlı, sekiz metre yüksekliğinde, otuz ton ağırlığında on adet zırhlı kule yerleştirildi. Güvenlik güçlerinin nöbet tutacağı kulelerin içinde klima, yangın tüpü, alarm, sandalye ve ısıtıcı yer alıyor. Fotoğraflarını da gösterebilirim. Üç katlı bu şekilde kuleler.

ADNAN OKTAR: Güzel.

Babil Kulesi biliyorsunuz o devrin deccalının oluşturduğu büyük bir yapıydı ve bütün deccal yanlıları Nemrut’u çok beğenirler, Firavun’u, Nemrut’u çok beğenirler yani derin devletlerin idealidir. Londra’daki MI6 İngiliz Dış İstihbarat Teşkilatı’nın binası Babil Kulesi’nden esinlenerek yapılmış. Görebiliyor muyuz?

KARTAL GÖKTAN: Evet. Bu MI6’in binası, bu da Babil Kulesi.

ADNAN OKTAR: Böyle büyük binalarla meseleyi halledeceklerini zannediyorlar, halbuki binalar da ölür, insanlar da ölür.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İsrail Askeri İstihbarat Şefi Halevi Amerika’nın başını çektiği uluslararası koalisyonun IŞİD’le mücadelesini desteklemediklerini açıkladı. Halevi “İsrail, Suriye’deki durumun DAEŞ’in yenilmesiyle sona ermesini istemiyor” ifadelerini kullandı. “Süper güçlerin bölgeden çekilerek İsrail’i Hizbullah ve İran’ın karşısında yalnız bırakması İsrail’i güç bir duruma sokar. Bu nedenle de kendimizi böyle bir pozisyonun içinde bulmamak için elimizden geleni yapmak zorundayız” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte Türkiye ile iç içe işbirliği içinde olması lazım İsrail’in. Türkiye’yi de çok güçlü yapar, İsrail’i de güçlü yapar böyle bir şey.

Seyit Rami El Rıfai. Onun kitabında olan açıklama var ama fakat o hadisi şerh etmiş yani hadisten yorumlayarak bir şeyler anlatmış. Hadis olmadığı için olmaz, doğrudan hadis olması lazım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Erdoğan Avrupa Birliği’ne alınmamaları konusunda bir Fransız yetkiliyle yaptığı konuşmayı şöyle aktardı: “Fransız bir yetkili sizi AB’ye almazlar demişti, neden deyince de Müslümansınız demişti. Bizi NATO’ya neden aldınız deyince de orada yanlışlık oldu” dedi.     

ADNAN OKTAR: Canım adam abuk sabuk konuşabilir o önemli değil. NATO’ya alındığımız dönem de zaten soğuk savaş vardı, çok tehlikeli bir dönemdi, Türkiye de çok stratejik bir bölgede, yanlışlık olur mu? Türkiye eğer Varşova Paktı’na dahil olmuş olsaydı mahvolurdu Ortadoğu, Amerika da mahvolurdu zannettiği gibi olmazdı darmakeşan olurlardı. Amerika’nın falan bir gücü yok, riskli gelişmeler olabilirdi.

Mehdi (a.s)’yle ilgili bizim bildiğimiz birçok hadis var ama her hadisi okumuyoruz. Çünkü onlar olmaz zamanı değil yoksa anlatmadığımız çok hadis var.

Egeli, “Kuran’ın Türkçe’sini hiç okudun mu?” İnsaf insaf.

BÜLENT SEZGİN: Üç yüzden fazla kitabınız var, içinde Kuran ayetleri çok fazla.

ADNAN OKTAR: Evet, tabii binlerce kere tekrarlanıyor ayetler.

Fikret ne anlatmak istiyorsun başka?

KARTAL GÖKTAN: IŞİD’in bir saldırısı oldu Adnan Bey, Suriye’nin Halep kentinin kuzey doğusundaki Menbiç ilçesinde bomba yüklü araçla düzenlediler saldırıyı, otuz PYD’li öldü.    

ADNAN OKTAR: Evet o tip olaylar gösteriyor ki PYD orda sadece konu mankeni gibi duruyor. Bir şey yaptığı yok, ancak havadan Amerika bombardımanı var, diğer ülkelerin bombardımanı var, PYD sadece orda muhbirlik yapıyor, hırsızlık yapıyor, gaspçılık yapıyor. Aktif savaşta mahvoluyorlar akıl almaz korkuyorlar, hiçbir şekilde aktif savaşa karadan yaklaşamıyorlar. PYD’nin yaptığı eylemler genellikle hep kahpelik tarzında, Türkiye’de de öyledir mesela bombalı araçla veyahut işte bombayı bir yere koyarak orayı havaya uçurmak, askeri sırtından vurmak, böyle göğüs göğse hiç tavrı yoktur PKK’nın dikkat ederseniz hiç karşılaşılan bir olay değildir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan İngiltere’deki referandum sonuçlarını şu sözlerle değerlendirdi. İngiltere Başbakanı Cameron “Türkiye, AB’ye üç bin yılında girer dedi, üç gün dayamadı, açıkça söylüyorum Avrupa İslamofobik.”

ADNAN OKTAR: İslamofobik değil, gelenekçi Ortodoksfobik. Kuran’a dayalı İslam’a Avrupa hiçbir şey edemez. Gelenekçi Ortodoks sistemden çok yılıyor Avrupa. Bak o gelenekçi Ortodoks sistem diyor ki, “eğer diyor sakalını kesersen seni öldürürüm” diyor. “Namaz kılmazsan da öldürürüm” diyor. “Zekat vermezsen de öldürürüm” diyor, herhangi bir ibadeti yapmadığında öldürürüm diyor. Kadınlara da diyor hak vermiyorum, şahitlikleri de geçerli değil onların diyor. Kadın bir şey dediğinde tersini yapacaksın diyor. Kadının gülmesi yasaktır diyor. Hamile olarak dışarı çıkaramaz diyor. Cehennem ehlinin yüzde doksan dokuzu kadındır diyor. Kadına fazla yemek yedirmeyeceksin diyor. Güzel kıyafet de giydirmeyeceksin diyor. Bunu duyan Avrupalı ne yapar? Benim yanıma yanaşma der. İslam’la alakası yok, Kuran’la alakası yok. Kuran’da sanat var, estetik var, güzellik var her şey var ama gelenekçi İslam’da yok.

“Kadınların dinleri ve akılları eksiktir.” (Sahih Buhari) Bak kadınların diyor dinleri ve akılları eksiktir yani insan değil anlamına geliyor. Suudi Arabistan’da zaten kadın insan değil mi diye adamlar durum değerlendirmesi yaptılar, hayvan olduğuna karar vermişler. Öyle bir durumda gelenekçi İslam kaynaklarında bu tip izahlar olduğuna göre önce onların çıkarılması lazım. Ve Kuran’a dayalı İslam anlayışının anlatılması gerekiyor, yoksa adamlar durduk yere sana tavır almıyor. Musevi’ye bir şey demiyor. Hristiyan’a da bir şey demiyor. Kuran’a dayalı İslam’ı savunana da bir şey demez.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rusya Devlet Başkanı Putin İngilizlerin verdiği AB’den ayrılma kararının anlaşılır olduğunu belirtip “zira kimse daha zayıf ekonomileri beslemek istemez” dedi.        

ADNAN OKTAR: Canım kardeşlik sevgi anlayışı içerisinde herkes herkese yardımcı olabilir. Zayıf ekonomi, güçlü ekonomi bir şey olmaz, bir eşitlik anlayışı, kardeşlik hukuku içerisinde çok makul. Fakire, fukaraya zengin ülkelerin yardımcı olması bütün dünyanın mutlu olması için önemli bir olay.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Karamürsel sahilinde boğazına ip bağladığı kediyi tekmeleyerek denize atan bir kişi o anları kayda aldırıp sosyal medya hesabından paylaştı. Bu paylaşım sosyal medyada büyük tepki topladı. Vatandaşlar paylaştıkları görüntülerin altına ilgili birimlerin telefon numaralarını yazarak şahsı tanıyan duyarlı kişilerin şikayette bulunmaları konusunda uyarıda bulundular.

ADNAN OKTAR: Var mı resmi bu adamın?

KARTAL GÖKTAN: Yok şuan.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Şırnak’ın İdil’de PKK operasyonlarında evleri ve iş yerleri zarar gören vatandaşlara devlet tarafından yardım mahiyetinde ödemeler yapılmaya başlandı. Evleri ve iş yerleri zarar gördüğü tespit edilen vatandaşlar ödemelerini Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası üzerinden alıyorlar. Ödemelerin yapılması ilk olarak beş yüz kişilik bir listeyle başladı.

ADNAN OKTAR: Tamam güzel, demek ki hükümet sözünü tutuyormuş. Hayır yolda iyi gelişmeler var.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rusya’da Rubin Kazan takımında forma giyen futbolcumuz Gökdeniz Karadeniz’in Kazan bölgesinde kendi kazancıyla cami yaptırdığı ortaya çıktı. Futbolcumuzun fotoğrafı da vardı.

ADNAN OKTAR: Kazan bölgesi, Kazan Türklerinin olduğu yer çok güzel maşaAllah. Cami oranın süsü olur, güzelliği olur.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hamas Siyasi Büro Şefi Halid Meşal ve beraberindeki heyeti kabulü İstanbul’daki Yıldız Mabeyn Köşkü’nde gerçekleşti. Ancak İsrail’le görüşmelerde İsrail’in masaya getirdiği asıl sorun Türkiye’nin Hamas’la ilişkisi oluyor. İsrailli yetkililer görüşmelerde Hamas’ı terör örgütü olarak gördüklerini ve bu sebeple herhangi bir üyesinin Türkiye’de bulunmasının kabul edilmeyeceğini söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Ama Hamas büyük bir yapılanma değil mi? Yöneticileri de var, tamam da bu adamlarla hiçbir kimse bağlantı kurmasa bunların yanlış yolda olduğunu onlara kim söyleyecek? Doğru yola gelmelerini kim anlatacak? Yahut bağlantı ne şekilde olacak? Türkiye yine orda bir fayda sağlamış oluyor. Bak Hamas’ın hiçbir eylemi olmuyor uzun süreden beri, demek ki bir hayır var.  

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş, savcılar tarafından PKK propagandası yapmakla doksan üç defa suçlandığını söyledi. Ve şöyle devam ediyor; "Ben bugüne kadar hiçbir gencin dağa çıkmasını teşvik etmedim. Ben buradaysam gençlerimizi partime çağırırım. 'Gelin siyaset yapın. Birlikte bu partide mücadele edin.' derim. Ve böyle söyledim. Ama bazı savcıların bu adaletsiz tutumu nedeniyle yada hükümetin bu adaletsiz gaddar yaklaşımı nedeniyle binlerce genç dağa çıkıp PKK'ya katıldı. Eğer dağa göndermek suçsa bu suçu siz işlediniz. Ben işlemedim" dedi.

ADNAN OKTAR: Öyle değil de şöyle dese makul olabilirdi bir derece; "Bakın siz Darwinist materyalist eğitim yapıyorsunuz. Ortaokul, lisede, üniversitede cayır cayır ateist propaganda yapılıyor. İnsanların, hayvanların, bitkilerin, her şeyin yaratılışını tesadüflerle açıklıyorsunuz. Darwinizm’in materyalizmin anlatılması resmi anlatım olarak her yerde buram buram devam ediyor. Bunun sonucunda da Marksist Leninist Stalinist sistem bunun üstüne bina olduğu için, Marksizm’in kökeninde Darwinizm olduğu için Marksist Leninist Stalinist düşünce gelişiyor. O yüzden sizin bunu durdurmanız gerekir." dese olur. Ama bu olmamış. Yani tabii olmamış derken bana göre olmamış. Belki hukukçular onu değerlendirir, belki makul görürler. Bilmiyorum. 

Dünyada acı gerçekler var. Bunu dillendiren adamlar olmuyor. Mesela İslam aleminin durumu perişan. Hoca efendilere soruyorlar; "Yok. Öyle bir şey yok. Her zaman rastlanan bir şey. Görüyorsunuz, Kuran okuyoruz. Hadis dersi yapıyoruz. Yok öyle bir şey." diyor. Göz göre göre doğru söylemiyor. Mehdiyet’in bütün alametleri çıkıyor. "Yok yahu ne Mehdiyet alameti, öyle bir şey yok." diyor. Darwinist materyalist eğitim PKK ve diğer terör örgütlerinin gelişmesine sebep oluyor. Muhatap dahi olmuyorlar konuyla. Cayır cayır Darwinist materyalist eğitim devam ediyor.

Diyor ki, "Kadınların dinleri ve akılları eksiktir." Sahih-i Buhari. Hadis kitabının en güveniliri yani. Niye aklı eksik olsun? Niye dini eksik olsun? Bunu diyenin dini ve aklı eksiktir deseler bu makul. "Böyle bir söz söyleyen birisinin dini ve aklı eksiktir." denebilir. Ama bir kadına bu denmez. Sen bunu demekle kimleri kastediyorsun? Hazreti Meryem'i kastediyorsun, Hazreti Hatice'yi kastediyorsun. Bütün mümin kadınları kastediyorsun. Bu hakareti sen nasıl yapabiliyorsun? "Bu hakareti yapan insanın aklı eksiktir." dersen bu mantıklı. "Dini eksiktir." dersen bu mantıklı. Ama "Kadının aklı eksiktir, dini eksiktir." diyorsan bu anormal. Bunun açıklaması yok.

EBRU ALTAN: Siz söylemiştiniz, “Peygamberimiz (s.a.v.)'in peygamberliğine ilk şahitlik yapan eşi” bir hanım diye.

ADNAN OKTAR: İlk vahyi gören, peygamberliğini ilk tasdik eden.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, PKK'nın yayın organı olarak bilinen Özgür Gündem Gazetesi’ne destek veren bazı gazetecilerin tutuklanmalarını eleştirdi; "Bu, Türkiye'de meşru tartışma, ifade ve basın özgürlüğünü engellemek amacıyla yine devam ettiğini gördüğümüz rahatsız edici bir eğilim. Toplum içinde farklı seslerin ifade edilmesi, bağımsız gazetecilerin iş ve eylemlerine izin verilmesinin demokrasinizi daha zayıf değil daha güçlü yaptığına inanıyorum." dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, adam; "Türkiye'yi bölelim. Askerleri vurup öldürelim." diyor. Askeri polisi şehit etmeyi düşünüyor. "Türkiye'yi kan gölüne çevirelim ve bunu da anlatalım." diyor. "Adamı bırak fikirlerini anlatsın özgürce." diyor. Şaşırdığım konulardan bir tanesi de bu. Sağlıklı, mantıklı bir insan, deli olmayan bir adamın bunu demesi hayret edilecek bir şey. İnsanlara öyle şaşılacak şeyler ediyorlar ki insanın nutku tutuluyor artık.

Evet, dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Türk hava sahasını ihlal ettiği için düşürülen Rus savaş uçağının pilotunu paraşütle atladıktan sonra Suriye topraklarında öldürdüğü iddia edilen ve İzmir'de yakalanıp tutuklanan Alpaslan Çelik hakkında verilen takipsizlik kararı kaldırıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım'ın Putin ve Medvedev'e yönelik mektup yazmalarının ardından böyle bir gelişmenin olması dikkat çekti. 

ADNAN OKTAR: Ama öldürdüyse takipsizlik nasıl oldu acaba? Herhalde delil yoktu. Delile yeni ulaşmış olabilirler. 

BÜLENT SEZGİN: Şuan farklı delillerle tekrar yakalamışlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Adam düşmüş, paraşütle inmiş. Sen onu en fazla savaş hukuku içerisinde eğer karşı tarafsan esir edersin. Öldürmenin alemi ne?

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Hakkari'de bugün yine şehit verdik. Hakkari Valiliği, kentte yaşayan insanların günlük hayatlarının terör nedeniyle son derece olumsuz etkilendiğini belirterek 26 Haziran’la 1 Temmuz tarihleri arasında kentin bazı yerlerinin özel güvenlik bölgesi ilan edildiğini duyurdu.

ADNAN OKTAR: Bunlarla baş edemezler fikri mücadele olmadıktan sonra. Yöneticilerin hayret edeceği bir şey daha var; Mesela fikri mücadeleye gücün yetmeyebilir, yapmak istemiyor olabilirsin. Her şeyi anlatıyorlar. "Fikri mücadele yapalım." hiçbir şekilde demiyorlar. Bu mucize, hayret edilecek. Kaç yıldan beri, kırk yıldan beri tek kelime "Fikri mücadele yapalım." demiyorlar.  

On dakikaya Bangladeşli misafir geliyormuş. Konuğumuz, Bangladeş Cemaat-i İslam Sözcüsü Muhammed Ebubekir Sıddık Molla. Yanındaki tercüman bey, Nimetullah Mesut, Bangladeş Cemaat-i İslam üyesi. Ben Bangladeş'teki idamlara karşı yoğun faaliyet yaptığım için o konuda teşekkür etmeye geliyorlarmış. Estağfirullah. Biz onlara teşekkür ederiz gayret ettikleri için.

"Canımın içi Hocam. Sizden başka bizim görebildiğimiz kimse gerçek İslam'ı savunmuyor ve yaşamıyor. Samimi olan başkası varsa da biz henüz görmedik. Bütün dünya bir modayı takip eder gibi birbirlerine şirin görünme derdinde birçoğu." diyor.

Baran Emir; "Bu saatte kalk git, sucuk al şimdi. Ah Hocam ah." diyor. Ama bu sucuklar böyle değil kardeşim bunlar sarımsaklı. Biz sarımsak koydurmadık. Bol kırmızı biber ve kara biber vardı. Karabiber kiloyla gelmişti, kilo hesabıyla. Pul biber de öyle. Et yığıldı böyle şey gibi kıyma. Karıştırdılar biberle miberle. Sonra bir makina getirdi, kıyma makinesi gibi. Dolduruyorlar, oradan doluyordu muntazam. Ama doldukça bağlıyorlar, doldukça bağlıyorlar öyle. Ustalaşmışlardı. Ondan bir tane yesen, parmak sucuktan, bitti, bitti.

İskoçya'dan bir kardeşimiz diyor ki; "Hocam, sizin her tür yiyecek anlatımınız bir şekilde yasaklanmalı. Demin olayın hakkını vererek anlatınca resmen dağıldık yine." diyor.

Biz idamlardan önce -bu Bangladeş'teki yaptıkları zulmü biliyorsunuz- milletvekilleriyle Bangladeş Büyükelçiliğini ziyarete gittik. Birçok milletvekiliyle. İkna etmeye çalıştık adamları. Adamlar dinlemiyor. Çok katılar. Amerika'ya yazdık, Birleşmiş Milletler'e yazdık, her yeri uyandırdık. Ama yapacaklarını yine yapıyorlar. İttihad-ı İslam olmadıktan sonra bu devam eder. Nasıl merhamet etmiyorsun? Seksen yaşında adamı asıyorlar, sen sıcak yatağında yatıyorsun. Sadece "Hayır, istemiyorum böyle bir şey. İttihad-ı İslam'ı istiyorum." diyeceksin. Bir kelime. Onu demeye bile takatleri yok birçok insanın. Ben buna şaşıyorum. Sadece bunu diyeceksin, "İttihad-ı İslam'ı istiyorum." Bu kadar. Bunu dese bitecek. Bunu söylese İttihad-ı İslam olur.

Bunları anlatıyoruz falan ya hani karmaşık gibi, hiç karmaşık olmadığını da göreceksiniz önümüzdeki yıllarda. İbadet olduğu için yapıyoruz. Mesela Allah Suriye'de insanların ölümüne imkan veriyor. Bombalanmalarına imkan veriyor. Müslümanların hamiyet-i İslamiye'si artsın diye yapıyor. Yine İslam'ın hakimiyeti amaçlanıyor bunda. Yoksa bu böyle bıraksan sonsuza kadar gider bu sistem. Onu bir hikmetle yapıyor Allah, acıları ızdırapları Allah. Yoksa böyle bırakırsa böyle durum devam eder. Allah onu ortadan kaldıracak şekilde olayları geliştiriyor. "Niye böyle yapıyor?" diyenler olabilir. Allah diyor, "Siz bilmezsiniz Ben bilirim." “...Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim" dedi.” [Bakara Suresi, 30] Allah'ın oradaki yine nihai amacı, Kendisi’ne olan sevgidir ve müminlerin birbirini sevmesidir. Orada İnsanlar şehit olup kurtulmuş oluyor bu acı dolu dünyadan. Onların çevresi çok acı dolu.

Biz iftarla ilgili resimler yayınladık. Hahamların resimleri var. Adamlara adeta kin kusuyorlar. Akıl almaz bir nefret. Bu adamın suçu ne? “Allah bir” diyor. “Hazreti İbrahim (a.s)'i seviyorum. Hazreti Musa (a.s)'yı seviyorum. Nuh (a.s)'u, İshak (a.s)'ı, Yakub (a.s)'u, İsmail (a.s)'i seviyorum. Allah'tan korkuyorum." diyor. Bu nefret ne bu? Ne yapmış sana? "Allah" diye dua ediyor adam. Çok şuursuz bir nefret anlayışı var. Hükümet de çekingen, İsrail hükümeti. Dediler ya, "Sizin ne mesajınız olacak? Ne söylemek istersiniz?" Hükümet korkusuz olsun." dedim. Çok çekingen. Hükümet çekingen olunca onlar da çekingen oluyorlar bu sefer. O zaman İnönü'nün bir sözü var, "Namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmazsa bu memlekete namussuzlar hakim olur." diyor. Cesur olun, bir şey olmaz. Toptan cesur olsaydık, konu bitecek. Fert fert ürkek olunca zincirleme bir ürkeklik hakim oluyor.

Kehf Suresi 23, şeytandan Allah'a sığınırım “Hiç bir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme. Ancak: "Allah dilerse" (inşaAllah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir."” [Kehf Suresi, 23-24] Yine Kehf Suresi 39'da "Bağına girdiğin zaman, 'MaşaAllah, Allah'tan başka kuvvet yoktur' demen gerekmez miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan." [Kehf Suresi, 39] Münafık bir şeyi Allah yapacak demekten kaçınır. Ağırına gider. "Ben yapacağım." der hep. Kuran'da bunu çok görüyoruz. Kendi gücüne inanır. Onun için "inşaAllah" demek münafığın çok ağırına gider. "MaşaAllah" da münafığın çok ağırına gider. "Allah ne güzel yaratmış." değil, "Ben ne güzel yarattım." der münafık. "Ben ne güzel yaptım." der. Veyahut bir sanatçı varsa, "O sanatçı ne güzel yapmış." der. Bak, "Sanatçı ne güzel yapmış." "Allah ne güzel yapmış." demez. "Aferin o sanatçıya." der münafık. Allah'ı hiç anmaz. O sanatçıya gücü verenin Allah olduğunu duymak istemez münafık. Ya kendini yüceltir ya karşısındakini yüceltir. Allah'ı yüceltmez. Onun için "İnşaAllah MaşaAllah" münafığın çok ağırına gider. Çok ızdırap duyar. Bir şeyi yarın yapmak; "Zaten yaparım ben." der. Yani her şeyi kendinin yapacağına inanır. Yarın vakit geldiğinde Allah'ın müdahalesine ihtiyaç duymaz o. "Ben yaparım zaten." der. Çünkü Allah'tan büyük olduğuna inandığı için o onun çok ağırına gider. Büyüklük hissi onu engeller. Onu söylemek istemez. Mesela bir şey yapar, sen ne dersin? "Allah ne güzel yapmış." dersin bir mümin olarak. Münafık ne der? "Ben ne güzel yaptım." der. Veyahut "Falanca ne güzel yapmış." der. "Allah ne güzel yapmış." demez münafık. Onun için inşaAllah maşaAllah münafığın en rahatsız olduğu sözlerdir. Kehf Suresi’nde zaten deccaliyet ve Mehdiyet anlatılıyor. Orada Mehdiyet vasfı olarak vurgulanıyor. Yani Mehdi taraftarları, Mehdiyet ruhu inşaAllah maşaAllah’ı çok kullanır. Yani inşaAllah’ı maşaAllah’ı çok kullanan zaten dünya hâkimi olacaktır. Mesela Kasas Suresi 78’de diyor ki münafık; “Bu bende olan bir bilgi dolasıyla bana verilmiştir.” O zaman adam maşaAllah demez. Ertesi gün yapacağı bir şey için de inşaAllah demez. Çünkü ben zaten yapıyorum diyor. İnşaAllah ve maşaAllah kelimeleri şirki darmadağın eden cümlelerdir, antişirk kelimelerdir. Yani bir şeyi yapacağın vakit inşaAllah diyorsan, ben yapmayacağım Allah yapacak diyorsun. Güç Allah’ın elinde diyorsun. MaşaAllah dediğinde Allah ne güzel yapmış ben yapmadım, bütün kuvvet Allah’ta diyorsun. Şirki parçalayan iki kelimedir. Şirki doğrayan iki kılıç gibidir, inşaAllah ve maşaAllah kelimeleri.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz, 29 Mayıs’ta Yalova’da TOKİ bölgesinde yüz adet kitabınızı ve bin beş adet broşür dağıtmışlar. 5-12-18 ve 19 Haziran tarihlerinde Balıkesir merkezde toplam yüz altmış dört adet kitabınız ve bin altı yüz adet broşür halkımıza ücretsiz olarak dağıtılmış. 17 Haziran günü de kardeşlerimiz evde iftarda buluşup videolarınızı izleyip sohbet etmişler. Afganistan’dan ülkemize tıp eğitimine gelmiş iki tıp öğrencisine de Yaratılış Atlası hediye etmişler. Bursa’dan kardeşlerimiz 8 Haziran’da ev sohbetinde bir araya gelip İnsanın Apaçık Düşmanı Şeytan kitabınızdan bölümler okumuşlar. Danimarka Kopenhag’da 14 Haziran Salı günü üç yüz otuz adet evrim aldatmacasını anlatan broşür otobüs duraklarına ve metrolara dağıtılmış. 17 Haziran günü de fosil sergisi yapmış kardeşlerimiz sokakta. İstanbul’da 19 Haziran tarihinde Hazreti Mehdi’nin çıkış alametlerini anlatan yedi yüz adet broşürün dağıtımı yapılmış. 15 Haziran Çarşamba günü Kayseri merkezde doktorlarımıza ve halkımıza yirmi beş adet eseriniz hediye edilmiş. Konya’da farklı alışveriş merkezlerinde fosil sergisi düzenlemiş kardeşlerimiz. Sergiyi ziyarete gelen halkımıza fosiller ve yaratılış delilleri hakkında bilgi vermişler. Sergilerle ilgili yerel gazete ve televizyon kanallarında da haberler çıkmış. Geçtiğimiz hafta sonu Belçika ve Hollanda’da İslam Terörü Lanetler isimli kitabınızdan esinlenerek hazırlanan doksan beş bin adet broşürün dağıtımı yapılmış. Kalabalık bir grup kardeşimiz katılmış dağıtıma, bu dağıtımla ilgili yerel halktan çok olumlu tepkiler almışlar. Hollandaca Facebook sayfasına da gelen yorumlarda bu yapılan faaliyetten duyulan memnuniyet dile getirilmiş. Geçtiğimiz günlerde Bursa’daki kardeşlerimiz Mihraplı Parkı’ndaki çocuklara elli adet çocuklara yönelik kitaplarınızdan hediye etmişler. Sonrasında da parkta sohbet etmişler. 17 ve 19 Haziran tarihleri arasında sahura kadar devam eden fosil sergilerine de yoğun ilgi olmuş. Osmaniye’de bu hafta beş bin adet broşürün dağıtımı yapılmış. Ankara’da 13 ve 24 Haziran tarihleri arasında İncirli Yunus Emre Caddesi, Yeni Mahalle metro çıkışı, Hacı Bayram Cami çevresi, Etlik, Yeni Mahalle Teleferik çevresi, Mamak tren istasyonu çıkışı, Keçiören Gazino ve Ulus Metro çıkışında yüz elli adet Harun Yahya Eseri ve bin yüz elli adet broşür dağıtımı yapılmış. 21 Haziran pazartesi akşamı eserlerinizden yüz elli adet dağıtılmış. Geçtiğimiz Pazar günü kardeşlerimiz Kayseri’de İldem ve Beyaz Şehir’de halkımıza kitaplarınızdan yüz adet hediye etmişler. Ve son olarak Almanya Dormagen’de yüz adet iman hakikatleri CD’si ve yüz adet Almanca kitabınız posta kutularına bırakılmış maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, tabii bunlar çok sevinç verici, kesintisiz İslam’ın zaferi devam ediyor. Birde Avrupalı insanlara İslam’ın gerçeğinin çok güzel anlatılması, bizim dışımızda kitap dağıtan yoktur zaten. Birde doğru İslam, doğrudan veriliyor, anlatılıyor. Çok şahane.

Mehdi (a.s) başa geçtiğinde, millet zannediyor ki gidecek Cumhurbaşkanlığı sarayına oturacak. Öyle bir şey yok, Mehdi (a.s)’nin sarayı evidir. Ve hiç kimseye de siyasi yönde müdahalesi olmaz, siyaset adamı değil çünkü. Mehdi (a.s)’nin özelliği sevgi insanı olmasıdır. Dünyaya sevgiyi yayacak sevgi öğretmeni. Başka bir özelliği yok. Barışı, kardeşliği, sevgiyi sağlayan, savaşları durduran, sosyal adaleti sağlayan merhameti, şefkati teşvik edip uygulatan bir manevi önder, yoksa siyasetle ilgilenmez Mehdi (a.s). Niye ilgilensin zaten baş edilecek bir konu değil siyaset. Sadece bir yönde bile siyasetle ilgilense bütün gününü vaktini alır, olacak iş değil o. 

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki “Mehdi’nin öğrencileri, talebeleri bir iş yapmak istediği zaman inşaAllah der” diyor. Bak 1400 sene öncesinden söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.) . Sonra Diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.) “İnsanlar için inşaAllah demekten daha faziletli itaat edicilik yoktur.” En faziletli itaat edicilik inşaAllah’tır diyor. “İnşaAllah’ı çok söylemesi kişinin imanın güzelliğindendir” diyor İsmail Hakkı Bursevi Şuab-il-İmân, el-Camiu's-Sağir'de var yine 2. Cilt 50. sayfada.

Kayseri’den sevdiklerimiz sarımsaksız sucuk göndermek istiyorlarmış. Yok yok. Aman zahmet etmesinler. Satılıyor değil mi piyasada var, sarımsaksız sucuk? Aman kardeşim bizim olaydaki sucuk görünümünden zaten siz hemen olayı takdir edersiniz. Çok vahşiydi görünümü. Nasıl böyle köpüre köpüre koyu kahverengi oluyordu. Etin ekmeğin arasında onun sakinleşmesi gerekir değil mi? Daha hala kaynıyordu mübarek. Ancak o ekmek şefkatle onu sardığında o zaman teskin oluyordu. O etin gözyaşı vardır sevinç gözyaşı ekmeği güzel hale getirir. Bir kenardan başlayacaksın. Ama sakin gideceksin abartılı lokmalar falan olmaz.

Binali Hoca’ya helal olsun atmış yaşında mı Binali Hoca?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Ama bünyesi öyle herhalde biraz, çok sakin bir üslubu var. Onun herhalde fıtrat stili o. Ama çok yaman şakacılığı falan iyi konuşma modeli de iyi. Ama helal olsun yani bu yaşına rağmen diyeceğim ama ben de atmış bir yaşındayım nasıl diyelim yani o şevki fevkalade. Allah için gayret ediyor, çok zor iş bu başbakanlık falan. Hele şu Tayyip Hoca’nın yaptıkları o kadar güç ki ben hayret ediyorum her seferinde. Bir bakıyorum Rusya’da, bir bakıyorum bilmem nerede, bir bakıyorum bilmem nerede. Her yerde konuşma yapıyor oradan geliyor burada konuşma yapıyor. Aslında ne üstüme vazife de diyebilir. Ama bak geceli gündüzlü aman İslam’a Kuran’a vatana bir zarar gelmesin diye uğraşıyor. Ama Darwinizm, materyalizm memleketi öyle bir sarmış ki ona karşı tavır alamıyor.

Sümer Suresi 45’te “Sadece Allah anıldığı zaman ahirete inanmayanların kalbi” yani münafıkların kalbi “öfkeyle kabarır” yani kalbinde ısdırap duyuyor acı duyuyor, öfkeyle kabarması zahir alamet. Yani ağrıyor kalbi sıkılıyor. Allah anıldığında daralıyor. Onun için münafık hemen konuyu değiştirmeye çalışır. Mesela Allah’ı andın mı hemen anlarsınız. Ya der işte bizim buzdolabının fişini kim çekti falan. Allah’ı anıyoruz ne alakası var yani. Hemen oradan anlayabilirsiniz hâlbuki normal Müslüman onu tamamlayacak bir cümle kullanır değil mi? Münafığa daral gelir sıkılır hemen başka bir konuya geçmek ister.

Moşiyah’ın gelişiyle ilgili filmler var, onları izleyelim.

BÜLENT SEZGİN: Videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Dünyada Moşiyah (Mehdi) Bekleyişi

BÜLENT SEZGİN: Evet, yayınımıza devam ediyoruz değerli bir misafirimiz bizlerle. Uygun görürseniz tanıtacaktım kendisini Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Tanıt.

BÜLENT SEZGİN: Muhammet Ebu Bekir Sıddık Molla Bey Bangladeş Cemaati İslami Avrupa Sözcüsü, Londra’da yaşıyor aynı zamanda avukatlık yapıyor. Mısır ve Bangladeş’teki idam cezalarının kaldırılması için yaptığınız çalışmalardan haberdar olduğunu ve İslam adına yaptığınız hizmetlerin çok değerli olduğunu söylüyor. 2012 yılında Türkiye’ye gelip Bangladeş Cemaati İslami manevi önderlerinden Gulam Azam’ın ve Cemaati İslami üyelerinin gördüğü baskılar için yardım talep etti. Bangladeş’teki insan hakları ihlalleri ve şiddet uygulamaları için İslam dünyasına yapılan yargısız infazın durdurulması konusunda çağrıda bulunmuştu.

ADNAN OKTAR: Hoş geldiniz, şeref verdiniz, lütfettiniz. Burada sizi görmek bizim için bir onur. Müslüman kardeşimiz olarak sizleri çok seviyoruz, çok destekliyoruz.

MUHAMMET EBU BEKİR SIDDIK MOLLA: Kendi şahsım ve partim adına size çok teşekkür ediyorum. Bangladeş’teki o antidemokratik cinayete siz sesinizi yükselttiğiniz için, buna karşı durduğunuz için size çok teşekkür ediyoruz. Çok onur duyuyoruz bize vakit ayırdığınız için. Yaptığınız iş çok büyük.

ADNAN OKTAR: Bu zaten Müslümanlık görevimiz müminler birbirinin kardeşidir, birbirinin velisidir. Bütün dünyadaki Müslümanların üstüne bir vecibe bu. Sizlerden Allah razı olsun, sizler böyle gayretlisiniz, şevklisiniz biz sizlerin varlığıyla iftihar ediyoruz, sizi öz kardeşimiz olarak görüyoruz. Her zaman yanınızdayız. İnşaAllah Allah İttihattı İslam’ı meydana getirsin İslam Birliği’ni meydana getirsin. Müslümanlar birbirleriyle kardeş olup bu belaları defetsinler inşaAllah.

MUHAMMET EBU BEKİR SIDDIK MOLLA: Bangladeş’teki baskılar gittikçe artmaya devam ediyor. Özellikle dini muhalif liderlere karşı bunların en önde gelen liderlerini de şu anda öldürmeye çalışıyorlar. Bunun için komplolar yapıyorlar. Bizim sizden ricamız bu antidemokratik çalışmalara karşı aynı daha önce de yaptığınız gibi sesinizi yükseltmeniz bizi desteklemeniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Siz bize an an her türlü bilgiyi verin biz de bütün gücümüzle dünyadaki her yere sizin yani bizlerin kendi kardeşlerimizin sesini duyuralım ne gerekiyorsa yapalım. Ama ne yapmamız gerektiğini ve nerelerde tehlike olduğunu bize söylerseniz bu bizim için çok önemli.

MUHAMMET EBU BEKİR SIDDIK MOLLA: Hiçbir adil yargılama yok, ellerinde delil de yok bunu birçok uluslararası kuruluş da belirtmesine rağmen hala bu liderleri yok etmek için delil bile olmadan bildikleri gibi devam ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Siz bize böyle madde madde isim isim belirtirseniz bunların yaptıkları eylemler ve hangi kişilere karşı nasıl eylem yapıyorlar, nasıl planları var yaptıkları zulümler, yani beş madde on madde bize bildirirseniz biz Birleşmiş Milletler’e de, Amerika’ya da, Rusya’ya da her yere bildiririz. Hükümetimize de gerekli bilgiyi veririz, Dış İşleri Bakanlığı’na da bilgi veririz. Hashtag de yaparız gerekirse televizyonlardan da anlatırız, internette anlatırız yani bilinen bilinmeyen her şeyi yaparız gereğini yaparız.

Şimdi anlattıklarını aşağı yukarı tahmin ediyorum fakat bize en acil yapılması gerekenlerin listesini verirlerse oradan gerekeni yaparız. Yani mesela bize beş hedef en acil ne olduğunu söylerse şu anda eğer söyleyebiliyorsa şu anda söylesin.

CİHAT GÜNDOĞDU: 1971’de 22 yaşında olduğunu 22 yaşındayken işlediği suçlardan sorumlu tutulmuş ama o sırada zaten genç bir çocuktu diye bir örnek vermişti.

MUHAMMET EBU BEKİR SIDDIK MOLLA: O tarihte 1971 yılına ait suçlamalara maruz kaldım. O tarihte yirmi iki yaşındaydım. Paraniter grup lideri olamazdım öğrenciydim.

ADNAN OKTAR: Bu, Mir Hasan Ali.

MUHAMMET EBU BEKİR SIDDIK MOLLA: Evet. Öldürdüğüm, tecavüz ettiğime yada öldürülmesine emir verdiğime dair herhangi bir kanıt yok, şahit de yok. Mahkemede şahit olarak çıkarılanlar incelendiğinde…

ADNAN OKTAR: Şimdi bu tutuklandı mı bu? Tutuklu mu bu şahıs?

MUHAMMET EBU BEKİR SIDDIK MOLLA: Hapiste.

ADNAN OKTAR: Bangladeş’te hapiste, tamam bununla ilgili kamuoyunu geniş çaplı bilgilendiririz. Bu haksız tutumla ilgili de siz bize kısaca madde madde belirtirseniz onları da ayrıca her yere göndeririz. Her türlü her şeyi yaparız. Ama onu siz bize göndereceksiniz herhalde değil mi? Bugün değil de yarın gönderirsiniz. Ben sizi öyle uzun uzun özellikle konuşturuyorum ki, içinizi açın, derdinizi anlatın diye imkan veriyorum. Herhalde bu şahıslardan bir tanesi bu kastettiğiniz, başka kardeşimiz var mı öyle? Bir kaç kişi daha var mı bu konuda olan? İsim verebilir misiniz? Siz bize tutuklu önde gelen beş kişinin ismini verin, onların üstünde çok yoğun duralım, tutuklu beş kişi çok kalabalık olmasının bir anlamı yok çünkü o beş kişiye yönelir de onlara da etkili olursak… Beş kişi tamam bu yeterli, onlarda zaten netice alırsak hepsinden netice alırız. Sembolik olmuş oluyor onlar, bize yarın daha detaylı bir yani hangi konularda haksızlığa uğradıklarını da belirtin ki, biz onu her yere ulaştıralım. Birleşmiş Milletler’e de, NATO’ya da, Rusya’ya da, Amerika’ya da her yere ulaştıralım.

BÜLENT SEZGİN: Mir Kasım hapisteymiş, önümüzdeki ay idam edilmesi… 

ADNAN OKTAR: Şimdi burada acil olan bir tanesinin idam kararı kesinleşmiş herhalde onun üstünde duralım. Mir Kasım Ali. Temyiz mahkemesi onanmış. Bu kişinin özellikle üstünde durarak konuyu anlatalım. Yalnız bunlar af isteme konusunda neden çekiniyorlar? Af isteyip affedilseler sonra orada rejim zaten değişir, Bangladeş hükümeti tamamen değişmesi ihtimali var. Hükümetin yıkılması ihtimali var. Af isteyip zaman kazanabilirler. Neden af istemiyorlar? O konuda ikna edemez miyiz onları? Özür dileme konusunda ne diyor kısaca? Evet veya hayır kısaca.

MUHAMMET EBU BEKİR SIDDIK MOLLA: Bunu daha önce zaten feshetmişti hükümet.

ADNAN OKTAR: Hükümet reddediyor.

CİHAT GÜNDOĞDU: Daha önce reddetmiş.

ADNAN OKTAR: Özür dilemeleri geçerli değil. O zaman tamam, o zaman geniş çaplı, Türkiye çapında, dünya çapında gündeme alması lazım.

CİHAT GÜNDOĞDU: Sizi bağışlamıyoruz hiçbir şekilde, siz katilsiniz diye…

ADNAN OKTAR: Tamam o zaman o konu bitmiş. Hükümet sürekli orada duracak diye de bir şey yok. Hükümetler zamanla değişiyor, her yerde değişiyor, rejimler değişiyor, hükümetler değişiyor, komünizm yıkıldı Rusya’da, Bangladeş’te de rejim sürekli devam edeceğine dair bir garanti yok, her an yıkılabilir rejim, biz elimizden geleni yapacağız. İçleri rahat olsun, gücümüzün yettiği kadar, Allah’ın verdiği imkan kadar gereğini yapacağız.

Peki, teşekkür ediyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü