Harun Yahya

Sohbetler (26 Haziran 2016; 19:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar'la Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Değerli Hocam siz de hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Ne var anlatacağın?

KARTAL GÖKTAN: İki şehidimiz var Adnan Bey bugün. Diyarbakır'ın Lice ilçesinde PKK'lı teröristlerin düzenlediği silahlı saldırıda iki askerimiz şehit oldu. Fotoğraflarını gösterebilirim. Şehit Astsubay Şükrü Ceylan resimdeki. Bu resimdeki Şehit Uzman Çavuş Emrah Aytemiz.

ADNAN OKTAR: İkisi de melek hükmünde olmuş. Ne mutlu onlara. Allah o şerefi herkese nasip etmez. Gece gündüz dua ediyoruz Allah bizlere de nasip etsin diye. Allah anasına babasına uzun ömür, sabrı cemil nasip etsin. Onların ruhaniyeti üstüne İttihad-ı İslam kurulacak. Türk İslam Birliği büyük bir olay olduğu için, tarihi bir olay olduğu için büyük olaylar hiç şehitsiz olmamış. Cumhuriyet kuruluyor illaki şehitlerle, İttihad-ı İslam oluyor illaki şehitlerle. Selçuklunun kuruluşunda da şehitler oldu, Osmanlı’nın kuruluşunda da şehitler oldu. Gazneliler falan hepsinde şehitler oldu şehitsiz olmuyor. Cenab-ı Allah hayır, bereket, güzellik nasip etsin milletimize. Dünyaya Allah hidayet nasip etsin, bütün dünyaya.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İngilizlerin Avrupa Birliği’nden çıkma kararı alması ülkeyi karıştırdı. Britanyalılar farklı sonuçlanır umuduyla referandumun yeniden düzenlenmesi için meclise sunulmak üzere imza toplamaya başladı. İmzalar dün bir milyon sekiz yüz bini aştı. Londralılar ise sadece ülkece Avrupa Birliği’nde kalamazsak bağımsızlık ilan eder Avrupa Birliği’ne katılırız diyerek isyan bayrağı açtı.

ADNAN OKTAR: Yine bir oyun vardır. Buradaki oyun da şu, İngiliz derin devletinin oyunu şu diyor ki bak derin devletin merkezi olarak bilinen bir yer değil mi? İngiliz derin devletinden bahsediyorsunuz, derin devletten bahsediyorsunuz, biz kendi ülkemizi paramparça yapıyoruz. Paramparça olmak eğer zararlı bir şey olsa biz kendi ülkemizi paramparça yapmayız. Siz niye çekiniyorsunuz diyor kendinizi paramparça yapmaktan? Siz de parçalayın bak biz parçaladık siz de parçalayın. Hem Fransa'ya, hem Türkiye'ye ama özellikle Türkiye'ye işaret veriyorlar. Bütün Avrupa ve Türkiye de parçalandıktan sonra, biz eski güneş batmayan imparatorluğun adamlarıyız her yerde casusumuz var, adamımız var gelin sizi biz idare edelim yeniden. Çünkü bunların büyük bir ülkeye ihtiyacı yok. Derin devletin büyük bir ülkeye ihtiyacı olmaz çünkü bütün diğer ülkelerdeki münafıkları kullanıyor. Üçkağıtçıları kullanıyor. Bölünmüş bir İngiltere’yle seni çok müthiş idare edeceğini düşünüyor. Yine ezim ezim ezeceğini düşünüyor. Çünkü küçük bir noktada onlar. Londra'da. Zaten Londra’yı ayıralım diyorlar değil mi? Avrupa Birliği’yle beraber olsun diyor. Geniş bir toprağa ihtiyacı yok derin devletin. Sadece bol adama ihtiyacı var. Adamı da var. Fransa'daki adamı da onun için yeterli, Türkiye'deki adamı da yeterli, Hindistan'daki adamı da yeterli. Ama bölersem daha rahat idare ederim diyor. Ama bölmede örnek olayım ben diyor, bir bölmeyi göstereyim, bak bölme böyle olur siz de kendinizi bölün hiçbir şey yok bunda buna getiriyor. Bunlar Amerika'yı da yakında bölerler paramparça yaparlar ondan sonra onu ona düşürtüp onu ona düşürtüp vahşet, kan, homoseksüellik, Darwinizm, Rumilik karmakarışık bir sistem düşünüyorlar. Biz de bunlara karşı İttihad-ı İslam'la cevap vereceğiz. Yani Türk İslam Birliği. Bütün İslam alemini birleştireceğiz. Çünkü derin devletler parçalamacıdır. İslam bütünleştiricidir. Şeytan parçalamayı ister Allah bütünleşmeyi ister. Tek olun der Allah. Biz tek hale getireceğiz. Bütün dünyayı kardeş hale getireceğiz. Sırf İslam alemi değil. Bütün dünyayı tek hale getireceğiz hepsi kardeş olacak. Hepsi mutlu refah içinde yaşayacak. Bütün sınırları kaldıracağız yani pasaport ve vizeyi kaldıracağız. Bütün dünyada. Savaşlar bitecek, kan bitecek, terör anarşi bitecek, fakir fukaranın sömürülmesi bitecek.

Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? Sevgi ruha güç verdiğine göre “Sevgi ruhu besler” diyelim.

Bak Kuran'da Cenab-ı Allah diyor ki o homoseksüeller kapıya dayanıyor ya 15/72 şeytandan Allah'a sığınırım "Ömrüne andolsun ki," diyor bak Allah yemin ediyor.  "onlar," o homoseksüeller "sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler." (Hicr Suresi, 72) diyor. Aklı gitmiş şuuru kapanmış haldeydiler diyor. Ve sarhoş haldeydiler diyor. Normal bir insan değildiler diyor. Normal bir insan görünümünde değiller diyor oradaki homoseksüeller için. "Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi." (Hicr Suresi, 73) Bak homoseksüelliği Allah böyle cezalandırıyor. Korkunç ve dayanılmaz çığlık. Atom bombası gibi bir şey patlıyor. Yer gök birbirine karışıyor. "Anında" ani olarak "Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik.." üstte olanları alta getirdik altta olanları üste çıkarttık."..ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık. (Hicr Suresi, 74) Yani tuğlalar binaların tuğlalarını tepelerine yağdırıyor Allah. "Elbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır." (Hicr Suresi, 75) Herhangi bir kavrayış değil bak derin bir kavrayışta olan müminler bundan ibret alırlar. "Gerçekten ayetler vardır" diyor Allah deliller. Ve diyor ki Cenab-ı Allah o homoseksüellerin helak edildiği şehirlerde "O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır."(Hicr Suresi, 76) diyor Allah. Gidip bakın homoseksüellerin nasıl cezalandırıldığını görün diyor. Şimdi Allah'ın bu kadar şedit tehdit ettiği ve aşağılayıcı gördüğü, korkunç gördüğü ve görmemizi istediği bir fiilden mümin şiddetle tiksinir. Kuran ahlakına göre.

Evet Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam eserlerinizden faydalanılarak yeni bir belgesel daha hazırlandı. "Yeryüzünün süsleri: Çiçekler" belgeseli. Bu belgeselde çiçeklerin hem estetik açıdan sahip oldukları simetri, altın oran ve harika renkleriyle muhteşem güzellikleri, hem de bitkilerin çoğalması için gerçekleştirdikleri inanılmaz zamanlama, koordinasyon ve kimyasal işlemlerin mucizevi yönleri anlatılıyor. Kardeşlerimiz bu belgeseli kanalımızda yarın yani 27 Haziran pazartesi günü saat 15:00'dan itibaren izleyebilirler.

ADNAN OKTAR: İyi güzel.  Kuşlar için de yapacağız. Böcekler için de yapalım. Tek tek, böcekler kuşlar çok önemli.

İnsanları dünya çapında doğru yola çeken bir çalışma yok. Ama nefsaniyete çeken çalışma, doğru yola çeken çalışmayla kıyaslandığında milyonda birdir. Hadi yüz binde bir diyelim en fazla. Radyolar, televizyonlar, tiyatrolar büyük bir bölümü bozucu. Sokaktaki insanın üslubunun büyük bir bölümü bozucu. İnternetin büyük bölümü bozucu. Sevgiyi, dostluğu, kardeşliği isteyen, anlatan parmakla sayılır. Onun için sevgiyi, kardeşliği, dostluğu, iyiliği, güzelliği savunanların var gücüyle gayret etmesi çok hayati. Hem çok sevap kazanıyorlar hem güzel eğitilmiş oluyorlar hem ahiretleri çok güzel olmuş olacak. Ama küçük bir topluluk olarak deccalın bozmasına karşı, deccaliyetin bozma faaliyetlerine karşı çok esaslı bir duruş sergiledik. Sedd-i Zülkarneyn gibi olduk. Allah'a çok şükür. Çoktan Türkiye'yi Darwinist yaparlardı, materyalist de yaparlardı. Bir ihtimal de bölerlerdi, büyük bir ihtimalle. Hiçbir şekilde müsaade etmedik bizler ve milletimizin kahraman fertleri, asla. Mesela dışarıya çıkıyorum, sevgi gücü insanlar arasında yayılmış. Çünkü moral bozuyordu karşı tarafın propagandası. Şeytani propaganda çok moral bozuyordu. İnsanlar da sevgisizliğe doğru hızla gidiyorlardı. Birden yolunu kestik ve karşı atakla sevgisizliği püskürtmeye başladık. Bütün mevzilerinden sökülmeye başladılar. Dışarıda insanları gözlemliyorum, sevginin çok ciddi yayılmış olduğunu gördüm Allah'a şükür. Başarılı olamadılar. Türkiye'yi bölme konusunda ne kadar iştahlılardı daha önce hatırlıyorsunuz değil mi? Şuan akıllarının ucundan dahi geçmiyor. Türkiye'yi bölme yönünde bir konuşma, ima dahi çok ciddi bir suç ve ahlaksızlık haline geldi. Ama eskiden ahlaksızca ve adice Türkiye'yi bölmenin propagandasını yapıyordu PKK’lılar, açık açık. Ama şuan yapamıyorlar.

Türkiye'de oruç tutma oranı yüzde seksen iki. Bu ne demek? Daha önce böyle bir şey yoktu. 1970'lerde yüzde on beş-yirmi falan oruç tutan vardı. 1970'lerde Darwinizm hakimdi Türkiye'ye. Ama şuan söküp atıldı. Modern dindarlık anlayışı, Kurani dindarlık anlayışı, Kuran'a dayalı dindarlık anlayışı herkes tarafından kabul gördü. Modern gençlere bakıyorum, modern genç kızlara bakıyorum; hemen hemen hepsi oruç tutuyorlar. Oyun bozuldu. Deccaliyetin oyunu tepesine geçmiş oldu.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır'ın Sur ilçesinin PKK'nın saldırılarından önceki ve sonraki hali uydudan görüntülendi. PKK bölgede okulları ve evleri yok etti. Evlerin bulunduğu pek çok mahalle dümdüz araziye döndü. Hala sokağa çıkma yasağı uygulanan altı mahallede yaşayanlar, evlerine ancak Sur Kaymakamlığı'ndan izin aldıktan sonra polisler ve bilirkişiler eşliğinde gelip sağlam kalmış eşyalarını çıkarabiliyorlar. 

ADNAN OKTAR: İşte deccaliyet böyle. Deccaliyet insanlara huzur vermez. Sur'da huzur içinde yaşayan insanları PKK adeta cehennem ortamı meydana getirerek huzursuz etti.

Fransa'da doğup büyüyen bir kardeşimiz anlatıyor, "Biz Fransa'da otururken on katlı binada Fransızlar oturuyordu. Ve Fransız bahçıvan vardı. Çimenlere çiçeklere özen vardı. Çöplükler temizdi. 1980'lerin başında yabancılar geldi. Ekseriyetle Fas, Tunus ve Cezayir'den gelenler oldu. Sonra bütün Fransızlar orayı terk etti. Binanın giriş kapılarını kırıp bozdular, camlarını kırdılar, posta kutularını tahrip ettiler, çöplükler son derece pis hale geldi, asansörü çöplük haline getirdiler." Bayağı berbat yapmışlar. "Asansörün düğmelerini çakmak ile yakıyorlardı. Onuncu kattan aşağıya kadar çöpü yerlere akıtarak indiriyorlardı. Apartmandaki mağribi bayanlar asansörün kapısını tutup karşıdaki komşuyla tam bir saat konuştukları oluyordu. Ama gerçekten bir saat. Bir gün Fransız bir aile geldi. Sarışın dört kızları vardı. Bütün mağribi çocuklar binanın önünde toplanıyordu. Bir ay bile kalmadı, gitti bu aile. Sabahtan akşama kadar binaların önünde duruyorlardı hep eşofmanla, pijamayla. Bazıları aynı eşofmanla yatıyorlardı. Kendileri de bunu söylüyordu. Yabancıların bindiği otobüsler çok ağır kokuyordu. Fransızların bindiği otobüs çok temiz oluyordu, parfüm kokuyordu. Fransızların kendilerine has bir kahvehane kültürü var. Selam vermesini, konuşmasını biliyorlar, kendilerine göre bir temizlik anlayışları var. Yabancıların satın aldığı kahvehanelerde ise o hava yok; Yugoslavlar, Çinliler işte Türkler ve mağriplerin aldıklarında... Genel anlamda tabii hepsinde anlamında söylemiyorum, bazı vakalar için bunu söylüyorum. Fırınlar da öyle; Fransızlarınki hem dekorlu hem ürünleri çok iyi. Mağribiler ise yapıyor ama içeri girer girmez kokusundan anlaşılıyor. Zaten dekor diye bir şey yok, ürünleri de çok kalitesiz oluyor. Bu kalitesizliğe örnek olarak veriyorum." diyor. Hakikaten bu ciddi bir felaket.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, 2011 yılında Tahran'da düzenlenen 1. Uluslararası İslami Uyanış Konferansı'ndan bazı görüntüler var.

ADNAN OKTAR: 1. Uluslararası İslami Uyanış Kongresi, Tahran'da. Şuan 1. Uluslararası İslami Uyanış Kongresi resimlerini görüyoruz. Bunu çok makul görüyorlar, gayet normal görüyorlar hatta gerekli görüyorlar yani böyle olması gerektiğine inanıyorlar.

Solcuların zevk anlayışından da bazı örnekler var. Şiir dinletisi. Bu da solumuza ait bir zevk anlayışı ve kalite anlayışı. Bir de onu görelim. Kardeşim bu vaziyette adam seni almaz Avrupa Birliği'ne. Bu vaziyette almaz.

Katılık kötü. Elastiki olup konuşulabilecek makul insan olmak gerekiyor. Dengesiz insan çok kötü. Bir şey konuşulamayan, muhatap olunamayan, bağlantı kurulamayan, öfkeli, kinli, nefret dolu insanlar hoş değil. Makul insan iyidir. Solcu da olsa sağcı da olsa fark etmez. Konuşulabilen, makul bağlantı kurulabilen, fikirlerini irdeleyebildiğimiz insanlar.

Bir kere bu internette gençlerin sevgisiz konuşmalarına karşı sevgiyle konuşma konusunda çok ısrarlı bir anlatım yapılması lazım. Ünlü, bilinen kişiler, sanatçılar, siyasetçiler, güzel nezaketli konuşma konusunda sergileyip teşvik etmeleri lazım gençleri. Bunu bir çığır olarak başlatmaları lazım. Sevgisiz üslup, nefret üslubu çok klasikleşmiş, sanki hayatın bir parçası haline gelmiş birçok kişide. Bunun mutlaka kazınması lazım. Makul, tutarlı, sevgi dolu konuşma üslubu. Hayır, karşı tarafı kabul etmeyebilirsin de ama nezaketli, güzel konuşursun. Kinayeli, nefret dolu, münasebetsiz, saygısız, küstah bir üslup çok çok büyük bir akılsızlık. Çünkü ilk, yapanı bir kere rahatsız ediyor. Onu uygulayan kişi çok ızdırap çekiyor. Eğer vücudu ona alıştıysa vücudu nasırlaşmış ve kasılmış oluyor. Artık o insanlıktan çıkmış oluyor öfkeden dolayı. Öfke insanı delirtir, çökertir ve mahveder; hücre yapısını bozar, beden yapısını bozar.

Şimdi Fikret Hocam, senden dinleyelim bir şeyler.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, sizin iki yıldır gösterdiğiniz yoğun çabalar neticesinde bugün İsrail ve Türkiye heyetleri ilişkilerin düzelmesi için Roma'da görüşmelere devam ediyorlar. Türkiye'nin talepleri; Mavi Marmara olayı için özür ve tazminat ve Gazze'ye ablukanın kaldırılması. Anlaşmaya göre Türkiye, Gazze'de hastane, okul, elektrik santrali gibi yerleri yeniden inşa edecek. Ama gerekli malzemeler Gazze'ye direkt değil, İsrail'deki Aşdod Limanı'ndan gidecek. 

ADNAN OKTAR: Tamam, fark etmez. Ama Gazze'nin imanı çok önemli, inancı çok önemli. Gazze'de adam, "Gazze'yi kurtaralım. Filistin'in kurtuluşu." Peki Mısır ne olacak? Libya ne olacak? Fas, Tunus, Cezayir ne olacak? Afganistan ne olacak? Suriye ne olacak? Irak ne olacak? Orada bir sadece kurtuluş, rahatlama ve huzur talebi var. "Biz burada rahat yaşayalım, güzel yaşayalım." talebi var. Önce orada Darwinist eğitimin durdurulması lazım. Komünist propagandanın durdurulması lazım. Ve iman heyecanının, imani telkinin gençlere verilmesi lazım. Derin imanlı bir gençlik yetiştirmek lazım. Tabii ki alt yapı da, acil alt yapı da gerekir, o ayrı mesele. Onu inşaAllah Türkiye yapar. Ama asıl imani yönden inkişaf etmeleri, Darwinizm’in materyalizmin tahribatının orada durması ve Gazze'nin de Filistin'in de birinci sorununun İttihad-ı İslam olması, İslam Birliği'nin olması. Önüne gelen, "Ben burayı kurtarmak istiyorum." diyor. Mısır'ın kurtuluşu, Filistin'in kurtuluşu... İslam alemini kurtarmayı hedefleyecek her Müslüman. Mısır, "Beni Mısır ilgilendirir." diyor, "Başkası ilgilendirmez." "Beni Filistin ilgilendirir. Beni hatta Gazze ilgilendirir başka yer ilgilendirmez." Bu çok ürkütücü. Böyle olmaz. O zaman Allah kurtuluş vermez. Her yeri kurtaran bir ruh olması lazım.

Evet, Fikret Hocam buyurun.

KARTAL GÖKTAN: İsrailli yetkililer yaptıkları açıklamada, "Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesi için anlaşmaya vardık." dediler. Konu ile ilgili Başbakan Binali Yıldırım, yarın saat 13:00'te İsrail'le varılan anlaşmaya ilişkin açıklama yapacak.

ADNAN OKTAR: Yıllardan beri yaptığımız mücadele neticelenmek üzere. "İsrail'le Türkiye dost olsun." dedik. İsrail'den heyetleri geldi, biz oraya kardeşlerimizi gönderdik. Son olarak yine gelen heyetler tam yetkili olan insanlardı, burada konuşanlar. En sonunda İsrail-Türkiye dostluğunun kesin güzel neticesi oluştu. Yoğun İsrail karşıtlığı vardı, hükümete karşı da baskı yapıyorlardı. Biz İsrail-Türkiye dostluğu konusunda hükümeti bütün gücümüzle destekledik. Teşvik ettik, cesur olmalarını söyledik. Ve gayet güzel netice de oluştu. Bundan sonra daha da iyi olacak. Sırada Ermenistan var. Ermenistan'la da dostluğu imzalayacağız. Yunanistan'la da öyle. Ve Rusya. Rusya'yla da dostluk anlaşmamız tam sübuta erecek. Gayet güzel netice olacak.

Ayten Erbil, "Beyefendi, dört yüz binden fazla öğretmen atama bekliyor. Etiketimize destek olur musunuz?" Olalım. Ne etiketi bu? Var mı öyle bir şey? "Dört yüz binden fazla öğretmen atama bekliyor." "Öğretmen açığı var." diyorlar. Nasıl oluyor açık varken böyle bir şey? Süratle atamalar yapılsın. Niye bekliyorlar?

Tayyip Hocam şimdi İsrail'le dostluk anlaşması hazırlıyor ya gelenekçiler artık olmadık laf ederler. Tayyip Hocam hiç itibar etmesin. Sevgiye, dostluğa, kardeşliğe ket vurmaya kalkan herkes yanlış yoldadır. Yanlış adamla uğraşırız kanunla hukukla. Ama masum insanlara daima sevgidir. Ve Rusya'yla da çok sıkı dostluk anlaşması şart. Ve en kısa sürede. Anlaşma tarzında.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İran ordusu Irak Kürt bölgesel yönetimine bağlı Erbil kentinin dağlık sınır alanını obüs atışlarıyla bombalamaya başladı. Beş sivil hayatını kaybetti. İran'ın bölgeyi bombalamasının sebebi PKK'nın İran'daki koluna bağlı teröristlerin İran'la yaptıkları anlaşmayı bozmalarıymış.

ADNAN OKTAR: İran öyle obüsle mobüsle uğraşmaz. Havanda fındık ezer gibi ezer onları. Onda bir acayiplik var. Üç beş güne kadar onun olayı ortaya çıkar. En ufak muhalif hareket yapamıyor PKK İran'a karşı en ufak. Ne sözlü ne fiili. İt gibi korkuyorlar. İran'da İsrail'de dine dayalı bir üslup geliştirdikleri için çok rahatlar. Türkiye'de ordu dindardır. Ama rejim laik rejimdir. İsrail'de bak bağıra bağıra Moşiyah'ı istiyor askerler. Türkiye'de olsa kim bilir ne olur? Ya Rabbi bize Mehdi’yi nasip et diye askerler bağırsa yer yerinden oynar. Ama İsrail'de bu çok normal. Günlük bir güzellik, ibadet. İsrail'i olumsuz yönde değil de olumlu yönde etkileyen bir durum bu. Bütün İsrail ordusu nerede olursa olsun dua ediyor "Ya Rabbi bize Moşiyah’ı Mehdi’yi gönder" diye.

1970'lerde oruç tutanların oranı çok düşüktü. Şu an oran yüzde seksen iki dedim. Şahin Baş diyor ki, "İstediklerinden oruç tutmuyorlar iktidara yaranmak için oruç tutuyorlar" diyor. Yani büyük bir kitle. Şimdi şu sözün anlamı yok ki kahvehane de, köyde olan adam iktidarla nerede bağlantısı olacak? İktidara şirin görünecek? Ne kadar mantıksız şey. Tarlada pancar söküyor adam Tayyip Hoca nereden bilsin onun oruç tutup tutmadığını. Mantıksız. Ben milletin yüzünden anlıyorum. Eline yüzüne nur geldi insanların büyük bir bölümünün. Eskiden durgundu insanların yüzü şuan iman nuruyla parlıyor yüzleri. Sevgisizlik çok yaygındı, sevgi kelimesi çok lükstü insanlar için şu an sevgi her yeri sarıyor. Biz sevgi için yaratıldık. Öfke, kin, hasetlik, kıskançlık, kavgacılık çok çirkin. Ruhumuzu diğer ruhları mutlu etmek için görevlendireceğiz. Ruhumuzu en başta kendimize saldırtmayacağız. Ruhumuzla dost olacağız. Ruhumuzu eğiteceğiz, kendimize dost edip ruhumuzla güzel geçineceğiz. Ruhumuz bizi sevecek, biz de ruhumuzu seveceğiz. Böylece insan ruh hastası olmaz. İkincisi diğer ruhları sevdireceğiz ruhumuza. Diyeceğiz bak hepsi Allah'ın ruhu hepsini sev diyeceğiz. Dolayısıyla öfkenin, kıskançlığın beladan başka bir şey getirmediğini ruhumuza anlatacağız. Şu an öfkelensek bize ne kazandırır? Sadece zarar. Kıskançlık bize ne kazandırır? Sadece zarar. Ama sevgi affedicilik süratle bize dostlar kazandırıyor. Birde insanlardan kişiliği zayıf olan, çabuk üzülen, çabuk kızan, çabuk küsen insanlar olabilir. Darıldıysa gönlünü alırsın. Kızdıysa yatıştırırsın. Sevgisizse sevgi öğretirsin. İnsan ruhunu tamir müminin ustalık alanıdır. Bu konuda usta olacağız üstat. Ruh tamir üstadı olacağız. Hastalanmış sakatlanmış bir ruh geldiğinde hemen hastalığı tespit edeceğiz ve hemen tedavi edeceğiz. O zaman o ruhu kazanırız. Kazanırız dememizin sebebi şu o ruh zaten herkesle kavgalı. Birçok kişiyle kavgalı. Ona gidiyor kıskanıyor, öbürüne gidiyor kavga ediyor, öbürüne gidiyor onu üzüyor, öbürüne gidiyor çirkin bir söz söylüyor. O ruh bir dost arıyor, seven arıyor. Seven nasıl olur? Affedici, merhametli, şefkatli, akıllı, itidalli, dengeli, tutarlı. Çünkü sana geldiğinde senin de kavga edeceğini zanneder o ruh. Sen de bir şey söyleyeceksin zanneder. Bakıyor affediyorsun. Bakıyor şefkat duyuyorsun. Merhamet ediyorsun, sabırlı davranıyorsun. Yanlış bir şey yapıyor bir daha sabır. Yanlış bir şey yapıyor bir daha sabır. Oh diyor tam ben aradığım yeri buldum diyor. Kendi bir rahatlıyor. O ruh hemen tedavi olmaya başlıyor. Hastalıklı ruh tedavi olmaya başlıyor. Ondan sonra o kollayan ruhla iç içe oluyor. Dost oluyor. İslam'ın başarısının sebebi bu işte. İslam'da dostluk ve kardeşliğin pekişmiş ve güçlü olmasının nedeni bu. İnsanların bak iki tane dostu olmuyor benim yüzlerce binlerce dostum var. Çünkü affediyorum. Sabırlıyım, şefkat gösteriyorum. Hakikaten seviyorum. Samimi davranıyorum. Samimi olmayan bir şeyi yapmıyorum. O zaman o ruh o kadar insanın içinde gelip benimle dost oluyor. Ben o zaman avantajlı oluyorum.

BEYZA BAYRAKTAR: Bizi sizi sonsuza seveceğiz Allah için.

ADNAN OKTAR: O çok önemli tabii sonsuza kadar.

İnsanlar çok sabırsızlar. Anında tepeliyor. Anında kafasını eziyor. Hemen harcıyor. Demin bizim çocuklardan birisi kız arkadaşını getirdi. Otuz yaşındaymış ama otuz küsur, otuz iki yaşında fakat belli etmiyor o kadar pek görünmüyor otuz iki samimi kanaatim yirmi beş yaşında görünümlü. Ama çok tedirgindi. Böyle gergin mesela gülüşleri çok gergin. Konuşmaları çok gergin. Sokağın o acımasız ruhu üzerinde olduğu görülüyor. Ben alay mı edeceğim, kötü bir söz mü söyleyeceğim. Bilmiyor böyle çok gergin. En korktukları şey de beğenmeyip alay etmemden çok çekiniyorlar. Bir kere Allah'ın yarattığını ben beğenmemem diye bir konu olmaz. Alay etmem hiç olmaz. Küçük düşürme diye bir şey olmaz ama dışarda çok yaygın. Genç kızı görüyor diyor "burnun yapma mı?" daha bismillah. Kendi burnu “yapma mı?” illa bir terslik yapacak. "Senin dudağının kenarı aşağı doğru çökük mü bana mı öyle geliyor?" Kardeşim başka bir şey göremiyor musun? "Cilt rengin soluk" diyor "sen hasta mısın? Tedavi oluyor musun?" Sırf terbiyesizlik olsun canını yaksın. Çocuğun morali acayip bozuluyor. Birde ince ince alay ediyorlar. Ne kadar güzelmişsin sen diyor. Arkadaşın yüzüne bakarak böyle. Adamın suratı kaşı gözü oynuyor. Çok büyük bir ahlaksızlık bu zulüm. Onun için korktuğu için çocuk böyle sinirli gülmeler geliştirmiş. Çok sinirleri gergin, tedirgin. Ben yatıştıracak şekilde konuştum biraz. Böyle dengelenecek şekilde daha huzurlu hale geldi daha açıldı. Genç kızlarda o müthiş bir korku oluyor çirkinlik korkusu. Zaten insan mükemmel olmaz, hiç bir kadın öyle mükemmel olmaz. Öyle bir olay yok. Hadi mükemmel de olsa zaten mezarın içinde darmadağın olacak. Bu kadar telaş, bu kadar üzülme genç kızlar akşama kadar bunun acısı içinde yaşıyorlar. Bir kere o belayı kaldırsınlar üstlerinden. Nur gibiler hepsi güzel. Yok şuran böyle, yok şurası şöyle. Bırak Allah seni öyle yarattıysa zaten imtihan için öyle olman gerekiyor. Burası cennet değil. Cennette zaten mükemmel yaratılacaksın. Dolayısıyla birde yaşlanma korkuları çok acımasız bir duygu. Yirmi-yirmi beş yaşında başlıyor bu korku. Aynada yüzüne bakıyor işte şuram kırışmış, şurası biraz daha bir şey olmuş. Zaten her an ölebilirsin. Sen yaşlanmayı bırak değil mi? Her an ölebilirsin hastalıktan bir şeyden ölebilirsin. Her an ölmesen dahi o anda öyle düşündüğünü düşünelim eninde sonunda kısa süre sonra yine öleceksin. Akrabaların, tanıdıkların, anan, baban, çoluğun çocuğun hepsi ölüp gidecek. Dolayısıyla bu telaşa ne gerek var? Kendilerini üzecek o kadar çok konu buluyorlar ki hemen hemen hepsi üzüyor kendini benim gördüğüm. Büyük bölümü üzüyor. Acaba beni beğenir mi? Niye beğenmeyeyim? Müminsin nur gibi insansın niye beğenmeyeyim yani? Sizinle kıyaslayacağımı düşünüyorlar dolayısıyla beğenmeyeceğimden emin oluyorlar. Beğenmeyince de sevmeyeceğimi düşünüyorlar. Ne alakası var senin ahlakın olur, kişiliğin olur, sıcak sevecensindir, bakışların çok güzel anlamlıdır, derinliğin vardır. Her yönden üstün olursun ne alakası var?

BEYZA BAYRAKTAR: Sizin için ruh gücü güzellikten daha önemli.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

BEYZA BAYRAKTAR: Yurtdışından bir sanatçı gelmişti çok güzel tek yaptıkları haber diz kapakları çok kötü diye bir haber yapmışlardı ama çok güzel bir insandı.

ADNAN OKTAR: Şimdi insanların gizli acıları diye de bir kitap hazırlayalım. Bu konuyu hiç biz gündeme getirmedik. İnsanlar muazzam acı çekiyorlar ama bu acının gereksizliğine dair kimse telkin vermiyor. Ne güzel tavır için, sevgi için telkin var, ne de kendilerini üzmemeleri için telkin var. Birde bu sert konuşanlar internette şu bu falan bu sistemi iyice körükleyip acıyı ayyuka çıkarıyorlar. Biz hiç kâle almıyoruz ama bunların yazılarından, karşılıklı birbirlerinin yazılarından çok acı çekiyorlar. Şimdi o ağzı bozuk adamlar var ya onlara yüzlerce ağzı bozuk adam yazıyor. O ona küfrediyor, o ona küfrediyor akşama kadar. Muazzam bir sevgisizlik hakim oluyor. Kurtulmanın yolunu gösteren bir kitap hazırlayayım ben. Yani toplumun gizli acıları olabilir. Ona benzer bir şey.

Ama tabii kadın çok çabuk üzülen bir varlık hiç üzmemek lazım. İnsanın haklı olması önemli değil. Haklı olsa da haklılığı beyan yine üzüyor onu. Sen haklısın mantığında gönlünü almak gerekiyor. Veyahut anlatılıyorsa bile çok özenli ve itinalı gurunu kırmayacak şekilde anlatmak lazım. Çok hassas varlık kadınlar. Üzüldüğünde iptal oluyor çok çok sarsılıyorlar. Kendi derdine düşüyor bu sefer vasfını kaybediyor Allah esirgesin.

Gelecek Moşiyah Yusuf oğlu Moşiyah biliyorsunuz. Yusuf oğlu Moşiyah diye geçiyor.

“Ermeni’yi Yahudi’yi ne çok seviyorsunuz siz?” Ermeni’yi çok seviyorum. Yahudi’yi seviyorum. Katoliği seviyorum. Ortodoks’u seviyorum. Bütün Hristiyan’ları seviyorum. Müslümanları seviyorum. Nakşibendileri, Kadirileri, Şazileri hepsini seviyorum. Allah’ın yarattığı herkesi seviyorum. Benim ateist arkadaşlarım geliyor benim buraya çocuk sever gibi seviyorum onları bayağı şefkat duyuyorum. Ateist demek “ben inanmak istiyorum ama inanacak delili bulamadım” diyor yani “inanacak kadar kendimi doyuracak kadar delili elde edemedim” diyor. Sen anlat. Ki ben hangi ateistle görüştüysem şu ana kadar mutlaka gönlü İslam’a ısındı. Aksi olan hiçbir vaka görmedim. Asan, kesen, biçen Müslüman modelinden çok bizar oluyorlar.

Allah’ı çok sevmek önemli. Sevgiyi hiç bırakmamak önemli. Allah’tan korku zaten olur. Allah’tan korkmak yani mecburen korkar insan Allah’tan. Onun için özel olarak insanın gayret etmesi emek vermesi gereken bir yönü ben göremiyorum bilmiyorum. Allah’ın gücünü bilen gören bir insan zaten korkar Allah’tan. Yani Allah’ı darıltmak istemez. Allah’ı darıltmak istemez. Sevgisini kaybetmek istemez. Allah’ın karşısında rezil rüsva olmak istemez. Allah’ı anlamak bu kadar güç bir şey değil. İnsanın beyninin içerisinde bir film seyrediyorsa bir insan, sesli üç boyutlu ve bu film sürekli devam ediyorsa biri de bunu seyrediyorsa bir varlık ve bir varlıkta bunu duyuyorsa, dokunuyorsa kokluyorsa bu ne bu? Bunun adına ruh denir. Başka açıklaması yok. Birde bu görüntüyü kim yapar ki? Bu kadar düzgün konulu bir filmi kim hazırlar? Belli ki Allah’ın gücü. Aksi açıklanamayacağına göre aksi hiçbir şekilde mantıkla izah edilemeyeceğine göre aksiliğiyle ilgili tek bir adım dahi atılamayacağına göre.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerikalı milyarder yatırımcı George Soros İngiltere’deki referandumdan sonra Avrupa Birliği’nin parçalanmasının kaçınılmaz hale geldiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Soros iyi güzel keşfetmiş.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Arkadaşımız Altuğ Berker sizi temsilen bu akşam Adnan Menderes Dernekler Federasyonu’nun iftar davetine katıldı. Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş Hoca’nın ve Federasyon Başkanı Fatih Kavaloğlu’nun selamları vardı size.

ADNAN OKTAR: Aleyküm selam Yalçıntaş Hoca dünya tatlısıdır. Çok efendi tam Osmanlı asilzadesi. Bir daha oku.

BÜLENT SEZGİN: Altuğ Berker sizi temsilen Adnan Menderes Dernekler Federasyonu’nun iftar davetine katıldı. Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş Hoca’nın ve Federasyon Başkanı Fatih Kavaloğlu’nun selamları var.

ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.

Devrimce Faşist, kardeşim sizi de devrimci  işte dediğimiz solcu kesim de dar kültür alanı içerisinde kaldı. Yüz yılın insanı değil yüz yıl öncesinin insanı oldular. Yani her yönde ilerlemeleri gerekir. Her şeyi okumaları, her şeyi araştırmaları, hür fikirli olmaları gerekir.

Umut Avcı, "Hocam, gömlek değil çizgili pijama giysen yine karizmasın. Kıyafet size kaliteyi getirmiyor, siz kıyafete kaliteyi katıyorsunuz." diyor. MaşaAllah.  

Sürekli yaşanacak yer değil köy. Ama bir süre içim çok çok güzel, şahane.

Mustafa Keser çok değerli, çok muhterem, çok asil bir insan, sevgi insanı. Kalbi iman dolu. O imanın coşkusuyla içi şevkli, ruhu şevkli, güzel tertemiz evlatlar yetiştirmiş. Çok nezih bir insan. Allah ömrünü uzun etsin.

"Üzülmekle ilgili bir şey söylediniz Hocam. Bizi üzen insanlarla muhatap olmak zorundaysak, bunun düşüncesi bile bizi üzüyorsa?" Üzülen bir insandan Allah hiç rahatsız olmaz. Melekler de hiç rahatsız olmaz. Melekler de bizim gibi ruh sahibi, müminler. Mesela çok sinirli bir adamdan hiç etkilenmez melek. Hasut, kıskanç bir adamdan da etkilenmez, gayet sakindir. Her melek öyle, gayet olgundur. Cinnet geçiren bir adamın yanında akıl almaz sakindir. Üzüntüden kendini yerlere atan adamın yanında akıl almaz sakindir. Çünkü onu ilgilendiren bir şey yok. Allah'la kalbi beraber. Onunla kalbi beraber değil ki Allah'la beraber. Dolayısıyla üzülenle niye üzülesin ki? Akılcı yaklaşırsın, onu kurtarmaya çalışırsın bir doktor gibi. Doktor üzülenle üzülüyor mu? Üzülmüyor. Onlar bir meleklik mertebesi elde ediyor doktorlar. Bir mertebedir bu. O meleklik mertebesinde üzülmez. Seni kurtarmaya, tedavi etmeye çalışır. Sen de o meleklik mertebesini alıp üzülmeden, etkilenmeden, heyecanlanmadan o rahatsız olan insanı yatıştırıp kurtarmaya çalışacaksın.

Furkan Bora; "Adnan Bey, kendiniz başta olmak üzere etrafınız, arkadaşlarınız, her şey süper kaliteli, samimi ve çok güzel MaşaAllah." Diyor.

Bozkurt; "Dünyaya senin gibi bir yiğit aslan birisi geldi mi Üstadım? Yıktınız hepsini. Hizmetçin olurum." Estağfirullah, ben sizin hizmetçinizim. Allah vesile ediyor beni. Bütün güç kudret Allah'ındır. "Dünyaya senin gibi yiğit aslan birisi geldi mi?" Ne aslanlar geldi geçti ve ne aslanlar var daha. İnşaAllah o aslanlarla İslam'ı dünyaya hakim edeceğiz Allah'ın izniyle.

Bizim memleketimizin insanları, Türkiye'nin insanları bozulmadılar, Anadolu insanları. Bazı televizyon spikerleri falan geliyor çocukların yanına, bayanların, annelerin, dedelerin yanına gidiyor; onları kendilerince böyle adam yerine koymayan, onlarla alay eden üslup geliştiriyorlar. Onlar yine saygılı, nezaketli, hürmetli, efendice, kendi güzel kişilikleri içinde onlara davranıyorlar. Bozulmadılar. O yüzden ben Anadolu halkını canım gibi severim. Ve dünyaya çok güzel örnek olacaklar.

"Girit'te toplanan Ortodoks Konseyi, Ortodoks Kilisesi bin yıl sonra birliğini ilan etti." diyor. Bu da İsa Mesih (a.s)'in geliş alameti. Bin yıl sonra. Bin yıl sonra ilk defa oluyor.  

Mısra Dinç, “Adnan Bey dünyayı cennete çeviriyorsunuz.” İnşaAllah amacımız o. Allah’ın dilemesi ile.

Mutlu Bozdemir “Diyorum ki Hocamız on numara.” Tabii insan kusursuz olmaz ama en iyi olmaya gayret edeceğiz hepimiz.

Museviler Mehdi (a.s)’yi bekliyorlar. İsrail askerleri bütün İsrail’de ama bak her yerinde hemen hemen her gün bağırarak Allah’tan Mehdi (a.s)’nin gelişini bekliyorlar. Her gün topluca toplanıp bağırarak o duayı yapıyorlar. Ya Rabbi bize Mehdi (a.s)’yi gönder diye. İsrail ordusunun kurulduğu ilk günden itibaren devam ediyor bu her gün askeri kışlada binlerce asker bir araya geliyor her kışlada ama her yerde İsrail’in her bölgesinde bütün güçleri ile Ya Rabbi bize Mehdi’yi gönder dua ediyorlar. O film mi göstermiştik biliyorsunuz. O gösterdiklerimiz küçük birkaç kışlada. Kolordularda, tümenlerde hepsinde bu var. Hükümetler dindar, hükümetler de Mehdi (a.s)’den bahsediyorlar. Tevrat üzerine hareket ediliyor. Türkiye’de askerler Mehdi (a.s)’nin gelmesi için dua etseler kim bilir ne olur yani. Bak İsrail onun bereketi ile üç milyon-dört milyon insan bütün dünyanın hayran olduğu bir çizgide yaşıyorlar. Ve düşmanları karşıtları hiçbir şey yapamıyorlar onlara karşı.

“Bir şey Kuran’da haram değilse helaldir. Ölçü budur” sözümüze karşılık olarak Eylem “Hocam ne yaptın hadisleri attın direkt” diyor. Tabii ki, Allah hadisleri alın demiyor ki. Sadece Ben sizi Kuran’dan soracağım Kuran’a göre hareket edeceksiniz diyor. Ahirette sadece sizi Kuran’dan soracağım diye ayet var. Allah sizi sadece Kuran’dan soracağım diyor. Bak Ahmet ile Eylem ikisi de aynı kafadalar şimdi hadisleri sizin dediğinize göre kabul edelim. Ettiğimizi farz edelim. Ahmet ve Eylem, Buhari’ye göre hadisler belirli. Müslim ne diyor? Yanlış diyor Buhari’nin dedikleri diyor. İbn-i Mace ne diyor? İkisinin dediği de yanlış diyor. Ebu Hanife ne diyor? Hepsinin dediği yanlış diyor. Ebu Hanife Hanefi mezhebinin kurucusu. Ebu Hanbel Hanbeli mezhebinin kurucusu. İmamı Şafi, Şafi mezhebi. İmamı Malik, Maliki mezhebinin kurucusu. Bu dört mezhebin imamları dördü de birbirinin doğru söylemediğini söylüyor. Benim anlattığım din doğru diyor hadislere göre. Şimdi buradaki felaketi anladın mı Eylem ile Ahmet? Eğer hadise göre uyuyorsan bunlardan hangisi doğru o zaman bana söyle. İmamı Hanbel mi doğru söylüyor? Yani Hanefi mi? Hanbeli mi? Maliki mi? Şafi mi? Hangisi doğru söylüyor? Buhari mi? Müslim mi? Tırmizi mi? İbni Mace mi? Süneni Nesai mi? Süneni Davut mu? Hangisi doğru söylüyor? Hepsi birbirleriyle çelişik söylüyorlar. Demek ki hiçbiri doğru değil. Doğru olan ne? Kuran’a uyulması. Bu kadar çelişki olur mu? Hanefi mezhebi ayrı bir din gibi. Maliki mezhebi ayrı bir din gibi tamamen değişik. Namaz kılmaları değişik, oruçları değişik, zekatları değişik, helalleri haramları değişik. Yedikleri haramlar var yemedikleri haramlar var. Mesela diyor ki şu yediğiniz haramdır diyor ama Hanefi’ye göre de helal. Yani her mezhebin helali haramı ayrı.

Ateist Başkanı, Anadolu halkı derken ben iyilerini kast ediyorum. Kötülerini kast eder miyim? Bu kadar mı dar sığ görüşün içindesin. Bozuk adamı ben kabul eder miyim orada?

Emre “Nur ala nursunuz Hocam maşaAllah” diyor. İşte aynaya bakıyorsun kendini görüyorsun.

Leyla “Hocam sizi Allah aşkı ile katıksız ve riyasız muhabbetle gönülden seviyoruz. Rabbim size olan sevgimizi, muhabbetimizi, aşkımızı hem dünyada hem ahirette ebedi eylesin inşaAllah” diyor. Leyla Güzel, maşaAllah Allah sevgini kat kat artırsın.

“Sevgili aslan Hocam seni yaratan Allah’a kurban olurum.  Hocam ramazan ayı Kuran ayı diye öteden beri bize aşılanmış. Hep bu ayda sanki sadece Kuran ve ibadetlere ehemmiyet gösterilmesi gerektiği gibi bir telkinde bulunmuştur.” Her zaman dindar olacağız.

Dadaş “Köpek eti yazmaz Kuran’da mesela o yenir mi?” diyor. Mezheplere göre değerlendirildiğinde Sünni mezheplerde köpek etini kabul eden mezhep var. Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi mezheplerinde muhteliftir. Ama bir mezhebe göre haram. Bir mezhebe göre de helaldir köpek eti. Hayır ben yemem bir çok kişi de tiksinir ayrı mesele ama helaldir. Yani mezhep imamı bunu söylüyor.

Mesela “Abdestin farzları kaç?” Hanefi mezhebine göre dört. Maliki mezhebine göre yedi, Şafi’ye göre altı, Hanbeli’ye göre yedi. “Abdesti belli bir sıra ile almak farz mıdır?” Hanefi mezhebine göre hayır, Maliki hayır, Şafi’ye göre evet, Hanbeli’ye göre evet. Hadise uyduk mu işte böyle oluyor bak. Her birinde ayrı bir din. “Abdesti bozanların sayısı kaç?” Hanefi’de on iki, Maliki’de üç, Şafi’de beş, Hanbeli’de sekiz. Hepsi ayrı. İşte bu felaket bu. Ümmet paramparça olmuş durumda. Kuran’a uysalar hepsi belli oluyor tek oluyor, tek ölçü oluyor. Mesela bunu bilmiyorlar mezhepler arasındaki farklılıkların hadis farklılıklarından kaynaklandığı bilinmiyor. Kardeşim ne diyorlar biliyor musun? Açıkça yalan söylüyor diyor mezhep mensubu öbürüne o da diyor ki o da yalan söylüyor doğru söylemiyor diyor. Böyle din anlayışı olur mu? Ve ümmet buna inanıyor. Adam diyor ki ben alimim hocayım doğru değil öyle bir hadis yok diyor. Yok diyor var Allah’ın hükmü bu şekildedir diyor. Öbürü de diyor ki ya ikisi de yalan söylüyor doğru söylemiyorlar benim dediğim doğru diyor. Ama bak Kuran ne diyor? Hepsinin dediği doğru değil Allah’ın dediği doğru diyor. Kuran’a uyup konuyu kökten halletmek var iken ümmeti paramparça yapmanın alemi ne?

Erserin Yıldırım Çakar “Mezhepler sayesinde dört ayrı görüş var. İnanın ki o imamlar olmasaydı dört yüz kırk dört farklı mezhep oluşurdu” diyor. Yani seviniyor, ne güzel bak dörde inmiş. Dört büyük felaket. Onlarla bitmiyor ki Şiiler var. Şiiler de kendi arasında arasında ayırılmış vaziyette. Vahabiler var onlar da kendi aralarında ayrılmış vaziyette. Sen felaketi gördüğün halde böyle bir ikna metoduna girmeye çalışman çok çocukça oluyor. Kendini kandırıyorsun. Dört yüz kırk dörtten bizi dörde razı ediyorsun. Allah’ın dini bir tane nasıl dört tane oluyor yani. Olur mu öyle şey. Şafi, Maliki, Hanefi, Hanbeli ayrıca Şii büyük bir ekol olarak ve ayrıca büyük bir ekol olarak Vahabi.  Kendi aralarında da ayrılmak şartı ile elini vicdanına koy böyle bir şey din yok. Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanında hiçbir mezhep yoktu. Ne Şiilik ne Vahabilik, ne Hanefi, ne Hanbeli, ne Maliki, ne Şafi sadece Kuran’ın dini vardı o kadar. O acı durumu bize kabul ettirmeye çalışıyorsun. Dört yüz kırk dörtten dörde indiriyorsun. Dört felaket değil mi? Allah’ın dini dört tane mi? Bir tane dini var.

“Sen sürekli beraber misin dindar Musevileri ile de dualarından bile haberin var?” Duaları kitaplarında yazıyor. Hahamları gelip burada anlatıyor. Filmlerini gönderiyorlar. Yani bütün İsrail’de bütün askeri tesislerde tamamında kolordularında, ordularda, tümenler de, tugaylar da her sabah muntazam Moşiyah Mehdi için dua ediliyor ve her akşam dua ediliyor. Sabah ve akşam Ya Rabbi bize Mehdi’yi gönder diye. Kendi kitaplarında bu var. Uygulamalarında var. Bütün hahamların anlatımlarında var. Buna rağmen sen bu kadar kolay bir bilgiyi kavrayamıyorsan ben sana ne söyleyeyim? Buna bile şaşırıyorsun. Rahatça elde edilecek bir bilgi bu, buna da şaşırıyorsun. Değil mi? Bak göster nasıl dua ediyor askeri tesislerde Museviler. İşte böyle bir ordu yenilmiyor. Allah’ın korumasında oluyor. Çünkü gece gündüz kalplerin de Mehdi (a.s)’ye Allah’a bağlamış oluyorlar.

Zemheri “Beraber kurtarıcı bekliyorsunuz zaten” diyor. Tabii Museviler de aynı Mehdi (a.s)’yi bekliyor Müslümanlar da aynı Mehdi (a.s)’yi bekliyorlar. Ta Hz. Adem (a.s) zamanından beri bekleniyor Hz. Mehdi (a.s) zaten.

GÖKALP BARLAN: İran askerlerini de göstermiştiniz Adnan Bey onlar da Mehdi diye.

ADNAN OKTAR: İran askerleri gösteri yürüyüşü yapıyor tümen, her adımda Mehdi diyorlar. Sağ ayaklarını her yere vurduklarında Mehdi diyorlar o şekilde yürüyorlar. Allah onlara acayip güç kuvvet veriyor. Sol adım değil her sağ adımda bir Mehdi, Mehdi, Mehdi o şekilde ve bereketini de görüyorlar.

Evet dinliyorum Fikret.

BÜLENT SEZGİN: Güzel kuş resimleri vardı gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Güzel kuş, evet göreyim. Bunlara sarılıp yatmak çok zevkli olur, biraz daha büyük olsalar çok şeker olur.

KARTAL GÖKTAN: Bir video gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet. Ne kadar güzel varlıklar. Bir doyumsuz sevme hissi geliyor insana. İnsan ne yapsın buna ne yapılabilir yani? Ne kadar sevse insan doyamaz buna.

Mesela “kahrolsun İsrail” diye bir etiket yapmışlar. Halbuki İsrail peygamber ismidir. Kuran’da Yakup (a.s)  İsrail diye geçiyor. Kuran’da Yakup (a.s)’ın ismi olarak İsrail diye geçiyor İsrail. Sen ne diyorsun? Kahrolsun İsrail diyorsun. İsrail’in derin devletine küfretsen aklım alır. Zalimlerine küfretsen aklım alır. İsrail’e niye böyle hakaret ediyorsun. Yahut hakaret ettiğini zannediyorsun. Bu hakaret havaya çıkar geri sana döner. Peygambere hakaret etmiş oluyorsun. Çünkü sen devletine demiyorsun, hükümetine de demiyorsun. İsrail diyorsun kahrolsun İsrail. Yani herhangi bir peygamber ismi söylesen yine aynısı olmuş olur. Çok yanlış bir şey böyle olmaz. Ayrıca devletin suçu yok. Zalimlerin suçu vardır. Zalimine de, zalimine ne diyorsan de.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Fenerbahçe yedek kulübesini teftiş eden bir kedinin videosu var.

ADNAN OKTAR: Kediyi insanlar az seviyordu eskiden bizim vesilemizle şu an kedi Türkiye’de bir numara. Acayip sevilen bir hayvan haline geldi. Hakikaten çok şeker varlıklar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Prof. Dr. Havva İşgan lşık taş ocaklarında çalışma izni alanların sit alanı engeline takılmamak için M.Ö 6000’li yıllara ait kaya resimlerini Arap sabunuyla süngerle ve zımparayla yok ettiklerini söyledi. Arkeolog Prof. Dr. Havva İşgan “Kaya resimlerini muhtemelen ya bahar aylarında yapmış oldukları şölenler yada daha büyük olasılıkla evlilik törenleri resmediliyor. Bu görülen grupların pek çoğunun elleri havada ve dans ediyorlar. Ama ne oldu uzun bir zamandan beri bu dünyada eşi benzeri olmayan varlığımızı kaybetmeye başladık.”

ADNAN OKTAR: Bayağı tehlikeli olur canım olur mu? Çok ağır ceza konulması lazım. Hiçbir şekilde müsaade edilmemesi lazım. Oraya bir kere giriş yasak olması lazım, öyle bölgeye. Değil mi? Yasakla Türkiye’nin uçsuz bucaksız arazileri var. Orada insan bulunması bir kere çok acayip bir şey olur. Sadece ilgili görevliler kalması lazım. Teftiş edilen görevliler kalması lazım.

“İsrail ile Türkiye anlaştı ise bunda İsraillileri ikna eden Adnan Oktar’ın etkisi olmuştur.” Diyor. Oktay Ç. Daha buradaydı onlar buraya gelen zaten kişi bu konudaki en etkili kişiydi. İsrail’de bu konuda en etkili olan kişi. Ta geçen sene konuştuk meseleyi hallettik. Anlattık. Israrla da İsrail karşıtlığının çok tehlikeli olduğunu ve yanlış olduğunu söyledik. İsrail dostluğunu sürekli hükümete tavsiye ettik. İsrail’le dost olun barışın bu mesele hallolsun dedik. Allah’a çok şükür halloldu.

İlhan Çelik 58 “Emeksiz zengin olmak.” Emekle insan zengin olmaz. Çok emek verir mesela birçok işçi vardır sabahtan akşama kadar çalışır ama fakirdir. Bazı insanlar vardır az çalışır ama Allah’a kalbini tam teslim etmiştir Allah onu zengin eder. “Zenginliği ve fakirliği” Allah “Ben meydana getiriyorum” diyor “sizin emeğinizle olmuyor” diyor. Allah istediğini varlıklı kılıyor. İstediğini varlıktan eksiltiyor. Kuran ayetiyle bu sabit. Hz. Süleyman (a.s), Hz. İbrahim (a.s), Hz. İsrail (a.s) emekle zengin olmamışlardır. Dua ile Allah’a yakınlıkla zengin olmuşlardır. Allah işlerini rast getirmiştir zengin olmuşlardır. Kuran’da anlatılır onların zenginliği. Resulullah (s.a.v.) de öyle çok çalıştığı için zengin olmadı. Allah onu zengin etti. Allah diyor ki; daha önce emek veriyordu Peygamber (s.a.v.) çok emek veriyordu ama fakirdi. “Allah seni fakir bulup zengin etmedi mi?” diyor ayette “delalette bulup hidayet vermedi mi? Tanınmazken seni meşhur etmedi mi?” diyor Allah. Onun için zenginlik emekle doğru orantılı değildir. Allah’ın lütfudur zenginlik. Bir kere onu yanlış biliyorsun.“Kitapsız alim olunmaz.” Peygamberimiz (s.a.v.) kitaplarla alim olmadı. Hz. İbrahim (a.s) üniversitede okumadı. Hz. İsrail (a.s) üniversitede okumadı. Sadece Allah’ın vahyi vardı onlarda o kadar. Ama dünyanın en büyük alimiydiler onlar. İlim ayrı bir şeydir kalbe ilka olunur ilim. Yoksa Allah “İlim sahibi olan var eşeğe kitap yüklenmiş gibidir.” diyor. Tonlarca kitap okur bilgi vardır ama boş ona faydası olmaz. “Sermayesi din” olmadan bahsediyorsun. Din Müslüman’ın her şeyidir. Hayatıdır. Sermayesi anlamında diyorsan sermayesidir her şeyidir. Hayatının bütünüdür din onda şaşıracak bir şey yok. Yaşama kılavuzudur. Ahiretinin rehberidir. Sevginin kılavuzudur. Sevmenin kılavuzudur. Her şeyin kılavuzudur din. Müminin her şeyidir din. Allah, Allah için din. Dolayısıyla doğru gibi biliyorsun ama yanlış oluyor. Anlattığım şeyler doğru.

“Hocam sizin İsrail’le aranız iyidir. Ne diyorsunuz bu Türkiye-İsrail mevzusuna? Bir analiz kasar mısınız rica edersem?” diyor. İsrail dindar. Allah’ı seviyor. Allah’ı seven insanlar. Biz onlarla dost olmalıyız. Bayağı seviyorlar Allah’ı. Bayağı da Allah’tan kokuyorlar. Buraya gelen benim dostlarımın hepsi iyi niyetli çok samimi güzel insanlar. Psikopatlık yapanlar var manyaklık yapan var ama ruh hastası her yerde vardır. Cins adam manyak adam her yerde çıkar.

KARTAL GÖKTAN: İsrail ordusundaki gençlerle ilgili bazı bilgiler var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Resim ve videolarda da görüldüğü gibi gençler kipalı ve tüm dini sembolleri açık açık kullanıyorlar. Dindar askerler için koşer yemek servisi yapılıyor. Sakal bırakabiliyorlar. İbadet etmeleri için özel zaman ayırmalarına da izin veriliyor.

ADNAN OKTAR: İşte böyle insanlara Allah hep bereket veriyor. 3500 yıldan beri Hz. Musa (a.s)’a sadıklar. 3500 yıldan beri Tevrat okuyorlar. Öldürülmüşler dövülmüşler sövülmüşler sürgün edilmişler ama asla vazgeçmemişler. Benim yine gelen İsrailli dostuma, ki İsrail’de çok kilit bir insan. Sözü tam anlamıyla geçerli bir insan. Zaten Sanhedrin Mahkemesi Başkanı ve İsrail’de de yine sözü çok geçen diğer insanlar buradaydılar. Bu insanların hepsi Allah’tan çok korkan Allah’ı çok seven ve İslam dinine saygı duyan İslam’ı kabul eden insanlar. “Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Peygamber olduğu açık” diyor “bunu kim olsa anlar” diyor “aksini zaten hiç kimse söyleyemez” diyor “Peygamber olduğu açık ama biz Musevi’yiz” diyor “Hz. Musa (a.s)’ın şeriatına tabiyiz ama Hz. Muhammed (s.a.v.)’i biz nasıl inkar edelim? Kimse inkar edemez” diyor. Yani “Kimse yalancı diyemez” diyor “yalancı olmadığına göre doğru söylüyor” diyor “doğru bir insan o zaman” diyor “Hz. İbrahim (a.s)’ı nasıl kabul ediyorsak, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i de biz kabul etmekle mükellefiz” diyor, daha ne desin? Daha ne desin işte? “La İlahe illaAllah Muhammeden Resullullah” diyor, ne desin? Dedim ki; Hz. İsa (a.s)’ı peki kabul etmeniz önemli dedim. O da Peygamber. Dedi “biz Kuran’ı zaten Hz. Muhammed (s.a.v.)’in getirdiğini kabul ediyoruz. Hz. Muhammed (s.a.v.)’i de hak Peygamber kabul ettiğimize göre Hz. İsa (a.s) konusu da Kuran’da geçtiğine göre Hz. İsa (a.s)’ı da kabul etmiş oluyoruz o zaman” dedi. “Kuran’ı kabul eden Hz. Muhammed (s.a.v.)’i kabul eden Kuran’da geçen bütün hükümleri kabul etmiş oluyor” dedi. “Siz nasıl Hz. İsa (a.s)’ı kabul ediyorsanız biz de mecburen Hz. Muhammed (s.a.v.)’i Peygamber kabul ettiğimiz için kabul ediyoruz” dedi. Nur gibi insan bunlar. O yüzden dedim onları yok etmeye kalkarsanız gök kubbeyi başınıza geçiririm dedim. Kanunla hukukla ama ne demek istediğimi anladılar. Yıllardan beri bu sözümü tekrar ediyorlar “Niye bunu söyledin?” diye. Sözümün doğru olduğunu anladılar da onun için. Ben boş laf etmem inşaAllah.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in zenginliği eşlerinden kaynaklanmadı. Eşleri de fakirdi Peygamberimiz (s.a.v.)’in öyle bir şey yok. Hz. Hatice (a.s)’den ayrıldığında Peygamberimiz (s.a.v.) yine fakirdi.“Allah seni fakir bulup zengin etmedi mi?” diyor Cenab-ı Allah. Hz. Süleyman (a.s); hiçbir şeyi yoktu, hiçbir şeyi yoktu. Dünyanın en zengini haline getirdi Allah. Hz. İsrail (a.s) yaşlı şeker bir mümin insandı Peygamberdi bir şeyi yoktu. Allah muazzam bereket mal bolluğu verdi. Hz. İbrahim (a.s) da öyle çölün ortasında yaşıyordu çöl. Harran’da yağmur yağmaz sonra bu Harran sulak hale geldi, oralara geldi. Hiç bir şey yoktu Allah müthiş zengin etti. Mal bolluğu verdi. Hz. Yusuf (a.s)da öyle, Hz. Yusuf (a.s)’ın hiçbir şeyi yoktu kuyuda bir cübbesi vardı üzerinde çocuk cübbesi o kadar. Alıp kuyuya koydular. Üstünde hiçbir şeyi yok. Dünyanın en zengin insanı haline getirdi Allah. İmanından kaynaklanıyordu zenginliği, imanından. Bu tabii bir Marksist’in garibine gidebilir, ateistin acayibine gidebilir ama Allah’ın kanunları Marksist’i dinlemez. Solcu, komünist falan dinlemez. Cayır cayır işler Allah’ın kanunları. Onların çığlıklarına rağmen işler ve hiç kimse de değiştiremez. Ve değiştirememiş de. Zengin etmek istediğini zengin etmiş, fakir etmek istediğini fakir etmiş. Ezmek istediğini Allah ezmiş, kimse durduramamış. Kim küfre girdiyse ezmiş, kim müminse yardım etmiş. Tarih boyunca bu kesin, net kanun olmuş. Ve bunu kimse engelleyememiş. Firavun bak, bayağı malı, mülkü vardı. Allah helak etti. Feci şekilde ezdi. Nemrut’u feci şekilde ezdi. Karun’u feci şekilde ezdi. Hepsini feci şekilde ezdi. Ebu Cehil’i, Ebu Leheb’i, hepsini ezdi. Ama müminleri de hep ihya etti Allah. Yani bundan kurtulabildi mi sol, dinsizler, münafıklar, küfür? Hiçbiri kurtulamadı. Direndiler mi? Direndiler. Lafazanlık ettiler mi? Ettiler. Konuştular, bağırdılar, çağırdılar, kitaplar yazdılar, taşlara oydular anlattıklarını. Ama Allah taş oyması falan hiçbir şey dinlemez, cayır cayır ezer ve dediğini yapar. Sözünden de geri dönmez.

CAN DAĞTEKİN: Bir ayette şöyle geçiyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın.” (Al-i İmran Suresi, 26)

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

BEYZA BAYRAKTAR: “Hiç bir şey yoktur ki, hazineleri bizim katımızda olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz.” (Hicr Suresi, 25) diyor Rabbimiz.

ADNAN OKTAR: “Sayın Hocam, sahur menüsünde ne var bu sabah? Allah kabul etsin” diyor Sinan. Sinan şimdi diyeceğim, çok ızdırap çekeceksin. Yani hazırsan anlatayım. Ama acı çekersin.

OKTAR BABUNA: Biz de hazır değiliz.

ADNAN OKTAR:  Tabii. Kuzu etinden tas kebabı, şehriyeli tereyağlı pilav, hoşaf, salata ve kuzu etinden türlü. Ne yapacaksın şimdi? Bana bunu yaptırmayacaksın, bana söyletmeyeceksin.

EBRU ALTAN: Ki bu tarif vermediğiniz hali.

ADNAN OKTAR: Tabii detaylara girmedim.

“Museviler üç bin beş yüz yıldır Hz Musa (a.s)’a sadık kalmışlar her türlü eziyeti görmelerine rağmen davalarından vazgeçmemişler. Bu sevilmeleri için yeterli” sözüme karşılık olarak, “sen bunu git de Filistin’deki Müslümanlara de bakalım” diyor. Kardeşim, tamam da, tabii ki dersen adamlar galeyana gelir ama orada karşılıklı bir toplumun birbirini motive etmesi ve tahrik etmesi sistemi var. Bunun dışına çıkamıyor adamlar. Yani “İsraillileri öldürmemiz gerekir” diyor. Herkes birden “İsraillileri öldürmemiz gerekir” diyor. Aksi fikir kimse konuşamıyor. “İsrailliler” işte “taşların arkasına saklanacak, taş ve ağaç bizim onları öldürmemizi söyleyecek” diyor. Kimse “bu hadis uydurmadır” diyemiyor. Yani orada bir topluluk psikolojisi hâkim olmuş, toplum baskısı psikolojisi hâkim olmuş. Böyle toplumlar zaten küçük toplumlar. Kontrol mümkün olmaz, çok zordur. Orada âlim de etkili olmaz. Yani oraya bir âlim göndersen çiğnerler. Kendi başkanları bunu söylese çeker vururlar. Niye? Çünkü toplum birbirini olumsuz yönde elektriklemiş. Olumsuz yönde motive etmiş yani toplum kontrolden çıkmış. Bir galeyan hali var. Galeyanda kontrol edemezsin. Ama dışarıdan müdahale mümkün tabii.

Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında işte adam diyor ya; “âlim olması gerekir, şu, bu falan” Mekke’de hiç yazı yok Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında. Yazı yazma yok. Ebu Süfyan’ın babası tarafından ilk defa yazı getiriliyor Resulullah (s.a.v.)’in bulunduğu bölgeye. Efendimiz (s.a.v.)’in doğduğu yıllarda toplam on yedi kişi okuma-yazma biliyor o bölgede. On yedi kişi. Okuma-yazma yok.

“Davalarına sadık olduklarını göstermek için Müslümanları öldürüyorlar. Yine de sevelim mi?” Adnan Cakkun, Artvinli. Kardeşim, cinayet Kuran’a göre zaten suçtur. Bir insanı öldüren bütün kâinatı öldürmüş gibidir. Allah “ebedi cehennem cezası vereceğim” diyor. Cinayet zaten çok korkunç bir şey. Onu yapan lanetlidir. Yani zulüm yapmış oluyor. Yani onu bana sormana ne gerek var? Zaten Kuran onun hükmünü vermiş. Çok açık onun hükmü, kim yaparsa yapsın.

Evet, bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza. 

Masaüstü Görünümü